
Tek bir başarı vardır…
O da istediğiniz gibi yaşamaktır…
Biraz vakit alır ama neler olmadığından yola çıkarak ta ne olduğunu bulabilirsin…
Kadınım ben
Minicik yüreğinde
Dünyayı taşıyan
Elleri hamur kokan
Kırılgan, alıngan…
Gözyaşları içinde gizli
Biraz çocuk biraz anne
Biraz deli
Aşkın her hali
Tutkulu, düşbaz
Haylaz bir kadınım ben
İncitmeyin beni
Giydiğim fistanlar bile çilekli
Bedenimin ne önemi var ki
Benim hazinelerim
Yüreğimde gizli
Can Yücel
Bu anektod çok güzel..durup durup paylaşıyorum..
Çin düşünürü Lao Tzu’nun öyküsü…
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmı…ş… Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
“Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler…
İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş… Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.
“Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..”
“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.
Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”
Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden “Bu herif sahiden geri zekalı” diye geçirmişler… Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler.
“Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.
“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın
kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler… “Gene haklı olduğun ortaya çıktı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…”
“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen
oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Tanrı size
Her fırtınaya bir gökkuşağı
Her gözyaşına, bir gülücük
Her kaygıya, bir vaat
Her derde, bir destek…
Hayatın verdiği her problemi
Paylaşacak vefalı bir dost
Her iç çekişe, güzel bir şarkı
Her duaya bir cevap
Versin…
Jan coffey

Müstakil bir evim olsun, ve küçük bir bahçem,
Eski bir radyom, birde kanepem
Bahçemde erik ağacım, ve yanında kiraz
Kırmızı güllerimin yanında, papatyalardan da… biraz,
Minik bir köpek ve sevimli bir kedi,
Onların vefası ve toprağın bereketi.
Ve çayı beraber yudumlayabileceğim,
Elimi hiç bırakmayacak bir can yoldaşı.
Sonrası can sağlığı, hayırlısı
Can Yücel
1-) Bazıları pesetti
Koyverdi kendisini
Olayların akışına
Herşeyini kaybetti
Yaşama arzusunu
Direncini
Hayalini kurduğu yarınlarını
Ölüme razı oldu …
Ama ölmedi
Ölüm bile terketti onu
Yapayalınız
Kimsesiz
Artık tutunacak
Bir dalı
Yaslanacak bir omuzu
Sığınacak bir kucağı kalmadı
İçten bir lanet okudu
Kaderine
Unutuldu gitti bazıları.
2-) Bazıları pesetmedi
Boyun eğmedi
Dünyanın tüm kötülüklerine
Göğsünü gerdi
Direndi
Kaya gibi dimdik
İnancını yitirmedi
Yok dedi yok
Pesetmiyeceğim
Direneceğim kötülüklere
Değiştireceğim
Yok alınyazısıymış
Yok bunlar kadermiş
Hepsini yeneceğim dedi
Sımsıkı tutundu yaşama
İnançlarından vazgeçmedi
Başardı
Kazandı kavgayı
Yendi kadermiş denilen
O rezil yaşam koşullarını
Şimdi mutlu ve mesut
Dimdik ayakta.
3-) Bazıları ikilem içinde
Kaderdir dedi
Bu anlımın yazısıdır dedi
Böyle gelmiş böyle gider dedi
Boyun eğdi
Her istenileni yaptı
Ölümle yaşam arasında
Acılar çekti
Sürdürdü yaşamını
Yaşamaksa tabii.
Ya sen
Sen ne yaptın ?
Hala eskisi gibi
İnatçımısın.
Direncin kırılmamıştır
Umudunu yitirmemişsindir.
Düşünmek bile istemiyorum
Çünkü sen
Direneceksin biliyorum
Yıkacaksın
Senin isteğin olmadan
Sana hazırlanan
O kötü yaşam koşullarını
Kıracaksın gericilik çemberini
Çıkacaksın
O ilkel düşüncelerin
Çepeçevre sardığı çemberden.
Ben sana inanıyorum
İnancını yitirme sakın…
Fikri Küçükukur