Bir bütünün parçaları olana,
yarınlara ışık saçanlara.
her gün yeni bir ümit olduğunu hatırlayanlara
ne mutlu derim saygıyla.
Bir bütünün parçaları olana,
yarınlara ışık saçanlara.
her gün yeni bir ümit olduğunu hatırlayanlara
ne mutlu derim saygıyla.
Arada bir insan yapımı olmayan bir şeye dikkatle bak; bir dağ ,bir yıldız, akan bir nehrin kıvrımları…
O zaman bilgeliği ve sabrı bileceksin…
Daha da ötesi ,bu dünyada yalnız olmadığını …♥

“İstanbul’da nasıl kar ölçümü yapıyorlar diye hep merak ediyordum.
Meğerse çam ağacının dibine düşen ile en üstteki iğnesinin üzerine düşen kar arasındaki mesafeyi ölçüyorlarmış…
Perdeyi araladım, birde ne göreyim; kar çok güzel lapa lapa yağıyor. Hatta yağmur kıvamında yağıyor. Yağmur gibi yağıyor. Soğuğu sevmiyorum ama İstanbul’un karlı görüntüsünü kaçırmak istemiyorum. Hava soğuk ama sıkı sıkıya giyinip çıkıyorum dışarıya. Ayağıma da botlarımı giyiyorum. Bir taraftan “çıkmasa mıydım kaymam inşallah” diyorum bir yandan da çıkmaktan kendimi alamıyorum.
Ara sokaklarda tertemiz izsiz karlara basmaya kıyamadan usul usul kenarlardan geçiyorum. Sonra yaramazlığım tutuyor ortadaki yığının üzerine koşup zıplamaya başlıyorum.
Ortaköy’e gidip bankta oturup karların denizle buluşup eriyişini seyrediyorum. Arkasından kafede salep içip pencereden yağan karı seyrediyorum. Sonra Bebek’e gidiyorum, arkasından Rumelihisarı’na. Rumelihisarı’ndan tablo gibi gözüken karşı kıyıya bakıyorum. Bankta tost yiyip çayımı içerken burnum üşüyor. “Niye burun eldiveni yapmazlar ki” diye hayıflanırken karşı tepelerin kar beyazına vuruluyorum. Ön planda arabalar yavaş yavaş geçerken, karşı kaldırımda dolanan köpekler sığınacak bir yer arıyorlar… İstanbul’da senin yerin neresi diye sorsalar Rumelihisarı derim. Bin yıl bu Boğaz’a baksam hani nerde öbür bin yıl derim. İstanbul’dan uzaktayken buranın hasretini çekerim.
Ben çayımı yudumlarken o deli kar tipisi bastırıyor tekrar. Bir çay daha söylüyorum “bu da içimin ısınması için” diyerek. Bir yandan “neden çıktım diye hayıflanırken burada olmasam neleri kaçıracaktım” diyor ikiye bölünmüş ruhum. Sonra zahmetli bir eve dönüşün ardından yarın çıkmayacağım diyorum ama sabah yine dışarısı çağırıyor beni. Bembeyaz karların üzerinde usulca onları incitmekten korkarcasına yürüyorum. İstiyorum ki kanatlarım olsun onların canı acımasın. Paltoma, saçıma, elime kavuşuyor kar taneleri. “Zaten yılda şunun şurasında kaç günkü bu kavuşma” diyor inadına dışarda öyle dikilip duruyorum.
En sonunda soğuğa dayanamıyor, eve koşuyor ve sonuna kadar açılmış tüllerin ardından yağan kara hayranlıkla bakıyorum. Karlar üstüme gelir gibi yağıyorlar ama aramızda cam olduğundan üzerime yağabilecekleri son noktaya kadar yağıyor ve camın dibinde toplaşıyorlar. Onlar dışarda ben içerde birbirimizi seyrediyoruz mahzun bakışlarla…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
not: foto alıntıdır
Kendini çökertmeyen bir ruhu başkası asla çökertemez.”
(Psikolog Cetin Alkan)
Yazdıklarım, yazmak istediklerimin gölgesi…
Konuştuklarım, konuşmak istediklerimin müsveddesi…
Hissettiklerim, hissedebileceklerimin göstergesi…
Yaşamım, yaşayabileceklerimin emaresi…
Anette

G ünaydın, günün aydın olsun.
Ü züntü ve kader senden uzakta olsun.
N azlar niyazlar gelsin seni bulsun.
A ydınlık dolu güzel bir günün olsun.
Y arının dünden güzel
D ünün hatıra olsun
I sıtsın güneş içini
N e dilersen o olsun….
Ben kimsenin müridi değilim.
Ben hiç bir inanç sistemine ait değilim.
Dünyanın her yerinden olan insanları seviyorum ve onlar hiçbir zaman birbirleriyle karşılaştırmam…
OSHO

Hayatlarımız aynalarımızdır ve bize ne istediğimizi değil, ne olduğumuzu gösterirler.