
Malzemeler:
Gökova körfezi müthiş bir yer… Doğası, denizi sizi sarıp sarmalıyor. Özellikle azmakta tekne turu yapmadan burdan gidilmez. Tekneler on-on beş kişilik burada. Turun başlangıç noktasında yan yana dizilmişler. Sıra hangisindeyse ona biniveriyorum. Kaptan güleryüzlü bir yandan da çevreyi anlatmakla meşgul.
İkinci dikkat etmeniz gereken şey ise, suyun rengi ve sudaki yaşam. Suyun rengi yeşil. Ama parlak yeşil. Canlı yeşil. Nefesiniz kesiliyor bu renge bakarken. Ayrıca su o kadar temiz ki, suyun içindeki yaşamı, yosunları, balıkları her detayı görebiliyorsunuz. Ördekler, kazlarsa suyun içinde ve dışında mutlu mesut yaşıyorlar. Buyrun bakalım…
Adam fisildadi “Tanrim, benimle konus” ve bir kus sarki soyledi.
Ama adam duymadi.
Adam haykirdi, “Tanrim, benimle konus” ve gokyuzunde firtina cikti.
Ama adam dinlemedi.
Adam etrafina bakti ve “Tanrim, seni gormeme izin ver” dedi. Ve bir yildiz piril piril parladi.
Ama adam gormedi.
Ve adam bagirdi, “Tanrim, bana bir mucize goster”.
Ve yeni bir varlik hayata geldi geldi.
Ama adam farketmedi
Adam umutsuzlukla “Bana dokun Tanrim ve burada oldugunu bilmemi sagla” dedi. Tanri asagiya adama eristi ve dokundu.
Ama adam kelebegi uzaklastirdi ve yurumeye devam etti.
Bu anonim hikayenin Tanri’nin her zaman “verilmis” kabul ettigimiz kucuk ve basit seylerle etrafimizda olduguna dair muthis bir hatirlatici olduguna inaniyorum.
Bu hikayeye bir diyalog da ben eklemek isterim.
Adam agladi, “Tanrim, yardimina ihtiyacim var!”.
Ve iyi haberler ve cesaret iceren bu paylaşım geldi
Sağlıcakla,,,
Kaynak:şifa çemberi
Can Yücel
Okul bitti. Okuldaki arkadaşlarla görüşmez olduk. Herkes kendi yoluna gitti. Kendi dünyasına çekildi. Okuldaki arkadaşlardan birisiyle tam on sene sonra Eminönü’nde karşılaştık. O gün, o satte ikimiz de ordayız. Tam on sene sonra Eminönü’nde buluşalım demişiz gibi. Sokakta buluştuk. Onca yıl neler yaptığımızı anlattık ayak üstü. Telefon numaraları alındı verildi. Ve bu sefer o numaralar arandı. Tekrar görüşüldü. Bağlar sıkılaştı.
Arkadaşım Türk Sanat Musiği korosuna gitmeye başlamış. Bir iki kere beni çağırdı. Ben koro işini düşünmeye başladım. Arkasından bende koroya gitmeye başladım.
Turk sanat müziği içli müzik. Notalar sizi bir yerden alıp başka yere götürüyor. Besteler çok derin. Saadettin Kaynak’la, Hacı Arif Bey’le ve niceleriyle orada tanıştım. Makamlar önce ağırdan başlarmış, sonra hızlanırmış. Ruha öylesi iyi gelirmiş. Hep orada öğrendim. Her makam bir hastalığı tedavi edermiş. Kendi üstümde test ettim. Doğru. Ne zaman boğazım ağrısa, başım ağrısa prova gününü beklerim. Geçiyor. Gerçekten geçiyor.
Geçenlerde blog yazmaya başladığımı söyledim, hep iyi şeyler yaz diye tembihlediler beni. Peki dedim. Hep iyi şeyler yazıcam.
Geçen sene konsere çıkılacak. Ben de bir heyecan. Tabi siyah elbise giymek lazım. Ben de o her hatunun dolabında olması gereken siyah elbise yok. Almak lazım. Önce arkadaş taraması yapıyorum… Nerde ne var, ne tavsiye edilir dinliyorum. Sonra anneme müracaat ediyorum. Anne konser için elbise lazım diyorum.
Tabi bu arada annemlerin ne konserden ne benim çalışmalarımdan haberi var. Annem şaşkın. Kızım niye söylemiyorsun bir şey diyor. Ben ketumum anne diyorum. Aslında doğru, çok ketumumdur. Ama yazarken başka, konuşurken başka bir insan oluyorum.Yazarken rahatım. Konuşurken sıkıyorum, geriyorum kendimi. Kendimi anlatabilmek için illa ki yazmam gerek.
Neyse konumuza geri dönelim. Annem demez mi… Biliyormusun deden de Tokatta korodaydı. Keman çalardı. Anneannen onu kıskandı. Ya ben ve çocuklar ya keman dedi. Sonrası malum. Keman annemlerin oyuncağı oldu.
Fakat ben bütün bunları bilmeden dedemin koro çalışmalarına başka bir şehirde başka bir yüzyılda devam ediyorum. Annem de o günlerden kalma alışkanlıkla, televizyonda hep Türk Sanat Musiği konserlerini dinlermiş. Kim ne giymiş, kim ne kadar söylüyor hep incelermiş. Eee dedim, dedemin koro işi benim dna’ma kodlandı herhalde. Onun yarım bıraktığı yerden ben devam ediyorum…
Neyse annemle beraber bir kaç dükkan taramasından sonra bana konser elbisesini alıyoruz. Son provalar, son telaş derken. Gösteri günü geliyor. Ben birinci sıradayım. Başlıyoruz söylemeye. Önce gözlerimi kapatıyorum. Ya da kapanıyorlar. İyice içine giriyorum bestelerin. Sonra bazılarında başlıyorum ağlamaya. Görürdüm de şaşırırdım şarkı söylerken ağlayanlara. Hakikaten oluyormuş…
Bir de koroya başlamadan önce kendimi ney’e sevdalı sanırdım. Kanun’a aşık buldum. Mutlaka bu müziği dinleyin. Ruhunuzu besleyin.
Ben gerçekten bu konuda çok şanslıyım. Çok doğru insanlara, çok doğru bir hoca’ya rastladım. Koromuz İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti Türk Sanat Musiği korosu. Her çalışmamız ayrı bir sıcaklık ve dostluk ortamında geçiyor. Saz heyeti ise bu işi gönülden yapan insanlar. Belki de onların musik sevdası bize geçiyor. Bilemiyorum. Hocamız ise Osman Aksu. Onu yere göğe koyamam. Hepimizin üstünde emeği çoktur. Koromuza nice konserler diliyorum…
Sağlıcakla,

Benim özel yeteneğim yok, sadece tutkulu bir meraklıyım.
– Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçme diğim için başarıyorum.
– Hayalgücü herşeydir. Bilgiden daha değerlidir. Hayalgücünüz geleceğinizi belirler
– Başarılı olmak istiyorsanız, hatalarınızı üçe katlayın.
– Hiç hata yapmayan insan yeni birşey denememiş demektir.
– Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir.
– Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız, önce kendinizi değiştirmelisiniz.
Einstein…
Malzemeler
Hamuru için:
6 kahve fincanı un
2 fincan yoğurt
1 fincan sıvı yağ
1paket kabartma tozu
1adet yumurta
Hazırlanışı
Hamuru hazırlayarak yarım saat kadar dinlendirin. Daha sonra tepsiye yayın. Üzerine salçalı sos hazırlayarak sürün. Dilediğin, sevdiğiniz şekilde malzemelerinizi kullanarak pizzanızı oluşturun. Salam, sucuk, kaşar peyniri, mantar, zeytin vs. kullanabilirsiniz. 170 derecede ısıtılmış fırında pişirin. Afiyet olsun..
Kaynak: nefis yemek tarifleri