Bunca insan yalnızken; niye bunca insan yalnız?

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

Hayat bir Bumerang gibidir… Yaptığınız, söylediğiniz herşey dönüp dolaşıp yine size gelir…

Hayat bir Bumerang gibidir… Yaptığınız, söylediğiniz herşey dönüp dolaşıp yine size gelir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Tünelden içeri mi giriyoruz? Dışarı mı çıkıyoruz?

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bu yaz yaptığım Norveç gezisinden kısa bir görüntü… Yazılar yakında…

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Meyvelerin Faydaları…

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Ellerimi her açtığımda yine şükrediyorum, sahip olduklarıma ve uzak kaldıklarıma…

Fotoğraf

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kalbinizle yaptığınız her şey, size geri dönecektir.

Fotoğraf: Kalbinizle yaptığınız her şey, size geri dönecektir. | HZ MEVLANA |Kalbinizle yaptığınız her şey, size geri dönecektir.

| HZ MEVLANA

Evlilik Yıldönümümü Unuttum…

Fotoğraf: işte buna çok güldüm;)))

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kendinle barışana kadar, sahip Olduğun şeyler sana hoşnutluk vermeyecektir..

Kendinle barışana kadar, sahip Olduğun şeyler sana hoşnutluk vermeyecektir..

Doris Mortman

Ustalardan Derin Laflar & Düşünceler... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

İncinmiş gönüllerin ateşinden sakınmak gerekir.

İncinmiş gönüllerin ateşinden sakınmak gerekir.
Gönül yıkma; Dünyayı yok etmek, Cihanı ateşe vermek gibidir.
Bir ömür sarf edilerek, Kazanılan dostu ; Bir anda, gücendirerek kaybetme…..

~Sadi-i Şirazi

10. Yüzyıldan Bir Kuyu…Günün Fotosu…29/08/2012

Fotoğraf: Hindistan'ın Abhaneri köyünde bulunan Chand Baori basamaklı kuyusu dünyanın en derin basamaklı kuyusu olarak kabul ediliyor. Harshat Mata Tapınağı'nın hemen karşısında bulunan bu ilginç yapı, 10. yüzyılda yöredeki su ihtiyacını karşılamak ve yağmur sularını biriktirmek maksadıyla inşa edilmiş. Zamanla kurak iklim yüzünden suyla birlikte kuyu da aşağılara doğru inmiş. Kuyu 30 metre derinliğinde, 13 katlı ve 3.500 merdivene sahip.(Foto:http://www.flickr.com/photos/csmithphotos/)

Hindistan’ın Abhaneri köyünde bulunan Chand Baori basamaklı kuyusu dünyanın en derin basamaklı kuyusu olarak kabul ediliyor. Harshat Mata Tapınağı’nın hemen karşısında bulunan bu ilginç yapı, 10. yüzyılda yöredeki su ihtiyacını karşılamak v…

 

e yağmur sularını biriktirmek maksadıyla inşa edilmiş. Zamanla kurak iklim yüzünden suyla birlikte kuyu da aşağılara doğru inmiş. Kuyu 30 metre derinliğinde, 13 katlı ve 3.500 merdivene sahip
 flickr
Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bıraktığında, sana acı verecek kadar hiçbir şeye sahiplenme…

Bıraktığında, sana acı verecek kadar hiçbir şeye sahiplenme…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

AKSAM HABERLERINDE IZLEDIGIMDE HELAL OLSUN INSANLIK BUDUR DEDIM…!!!

 
Bu fotoğrafın hikayesini mutlaka okuyun… HER AKŞAM KÖPEĞİYLE GÖLDE UYUYOR ABD’nin Wisconsin eyaletinde yaşayan John Unger henüz yavruyken evine aldığı köpeği Schroep hastalanınca tüm insanlara örnek olacak bir davranış sergiledi. …
Eklem iltihabı olan Schroep’ın ağrılarını dindirmek için onunla her akşam göle giren Unger’in, köpeğini uyuturken çekilen karesi Facebook’ta bugüne kadar 2,5 milyon kişi tarafından paylaşıldı. 19 yıldır köpeğinden bir an olsun ayrılmayan Unger İngiliz Daily Mail gazetesine konuşarak şunları söyledi:

Onu 8 aylıkken kendisine eziyet eden sahibinin elinden kurtardım. Depresyonda olduğum bir dönemde intihar girişiminde bulundum. Schroep o günlerde hayatımı kurtardı. Bu köpek için herşeyi yaparım.”

İnternette binlerce kez beğenilen fotoğraf Unger’in yakın arkadaşı Hannah Stonehouse Hudson tarafından çekildi.

Hudson fotoğrafın altına yazdığı yazıda Unger’in köpeğini her akşam göle taşıdığını söyledi. Hudson şunları yazdı:

“Göl bu mevsimde durgun. Suyun derecesi de Shep’in ağrıyan kemiklerine iyi geliyor. Shep sadece suda uyuyabiliyor.

İnsanlar bu fotoğrafa baktıklarında saf sevgiyi, inceliği ve insanlarla köpekler arasındaki bağı gördüklerini söylüyor

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

Üzüm’ün Faydaları…

“Üzüm bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektedir. Böbrek ve karaciğerin işlevini artırır, karaciğer hastalıkları ve kansızlığın tedavisinde etkilidir. Kanın temizlenmesine, vücutta yağların erimesine yardımcı olur. …
Vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Yağlı bileşiklerin kılcal birikmesini engelleyerek ve kanı sulandırarak kalp-damar sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur. İçerdiği resveratrol maddesi sayesinde kansere karşı vücudu korumakta görev almaktadır. Vücudu virüslere karşı dirençli hale getirir. Kabuk ve çekirdekleri mideye zarar vermeden sindirimi hızlandırır, bağırsak sisteminin çalışmasını düzenler, bağırsak sancısını giderir.
Cüzamdan kurtulmak için bolca kuru üzüm yenilmelidir. Hamilelik veya bacaktaki şişliklerin giderilmesinde ekşi üzüm suyu lapası şiş uzuvlara sarılmalıdır. Cinsel gücü artırır, genel vücut zayıflığını giderir. Sedeften kaynaklanan yaralara sürülerek şifa bulunur. İçerdiği besin, vitamin ve mineraller sayesinde güzellik iksiri ve zayıflama rejimlerinde kullanılmaktadır. Beyinin enerji kaynağıdır. Cildin taze ve temiz bir görünüm almasını sağlar, alerji ve kireçlenmelerde iltihap oluşumunu engeller. İçerdiği biflavonoidler sayesinde C vitamininin etkinliğini artırır.
Kuru üzüm ağız kokularını gidermekte, akciğer hastalığına, asap bozukluğuna, unutkanlığa, kansızlığa, karaciğer zafiyetine, ses kısıklığına iyi gelmektedir. Üzüm yaprağı suyu dizanteriye ve göz nezlesine karşı şifalı gelmektedir. Taze üzüm anne sütünü çoğaltmaktadır. Böbrek hastalıklarına taze üzüm iyi gelmektedir. Kansere karşı bol bol taze üzüm yenilmelidir. Tatlı üzüm cinsel gücü kuvvetlendirir. Taze üzümle kuru üzüm birlikte yenirse bağırsak hastalıklarına ve kolite iyi gelmektedir. Kara üzüm, kalp, karaciğer, dalak, mide ve dimağ hastalıklarına şifa verir, kalbi kuvvetlendirir, nefes darlığına iyi gelir.
Damar sertliğine kuru üzüm iyi gelmekte, öksürüğü kesmekte, safrayı izale etmekte, balgamı gidermekte, ağız içi yaralarını iyileştirmektedir. Kuru üzüm baş ağrısını dindirmekte, idrar yolları iltihaplanmasına şifalı olmakta, cinsel gücü artırmaktadır. Genel zayıflığa kuru üzüm iyi gelmektedir. Vücudun aşırı derecede yorgunluğu ve bitkinliğinde kuru üzüm hoşafı içilmelidir. Kuru üzüm iç yağ ile dövülüp derin ve iltihaplı yaralar üzerine konursa, iltihabı dışarı çıkarır, siğillerin üzerine konursa eritir. Kuru üzüm el ayak titremesine ve sinir zafiyetine iyi gelir, ses kısıklığını giderir.
Kuru üzüm hoşafı adet kanını söktürür, vereme ve basura iyi gelmekte, öksürüğü kesmekte, kireçlenmeyi önlemektedir. Aşırı adet kanamasını önlemek için kuru üzüm yenilmelidir. Kuru üzüm bağırsak iltihaplarına şifalı gelmektedir. Kuru üzüm vücudu şişmanlatır, günlük ile yenirse insanı zekileştirir, unutkanlığı giderir. Sarı üzüm sedef hastalığına iyi gelmektedir. Çekirdeği çıkartılmış siyah kuru üzüm adet kanamasını söktürür.
 Üzüm yapraklarının suyu kan tükürmeye ve mide sancısına şifalı olmaktadır. Kuru üzüm sesi açar, asabı kuvvetlendirir. Bağırsak sancısına karşı üzüm yenilmelidir. Cüzama karşı kuru üzüm iyi gelmektedir. Diş ağrısına karşı üzümle sarımsak kaynatılıp gargara yapılmalıdır. Üzüm yüksek tansiyonu düşürür, kabızlığı giderir, hamilelerin mide bulantısını önler.”

Toledo! Tam bir Ortaçağ Kenti…

Okuduğum tavsiyelere dayanarak Madrid’de yapmak istediklerimi bir sonraki güne erteleyip günü birlik Toledo’ya gitmeye karar verdim. Bunun üzerine sabahın erken saatlerinde tren garına gittim ve 16€’ya gidiş-dönüş bileti alıp trene atladım. Bir buçuk saat sonra Toledo’daydım.

Toledo yüksek bir tepeye kurulmuş, Tagus nehriyle çevrelenmiş, Unesco dünya koruma listesinde olan bir kent. Zamanında Romalılar, Vizigotlar, Emeviler, Fransızlar, Yahudiler gibi birçok millete de ev sahipliği yapmış. Benim defalarca okuduğum Don Quixote kitabının yazarı Cervantes de burada doğmuş. Yani kentin cazibesi çok yüksek…

Kentin sokaklarında dolaşmaya başlayınca niye koruma listesini alındığını rahatça anlayabiliyorsunuz çünkü kent ortaçağ halinden hiç ayrılmamış ki. Daracık sokaklar, tuğla evler, kiliseler, her yerde kılıç ve zırh satan dükkanların arasında yürürken zaman makinesine binip de ortaçağa gelmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Gezilecek yerler listeme hızlıca bakıp önce katedrali gezmeye karar veriyorum.

Zaten katedralin kentin her yerinden görülen 90 metrelik kulesi size uzaktan göz kırpıyor ve “hadi gel benden başla” diyor. Tabi ki bende çağrıya uyuyorum. Katedrale yaklaştıkça da giderek büyüleniyorum. Katedralin yapımına 1223 yılında başlanmış ve 1496 yılında bitirilmiş. İsyanya’nın kardinali bu katedralde yaşadığı için ülkedeki tüm dini yerlerden hiyerarşik olarak daha üstün sayılıyor.

Neyse size biraz da katedrali anlatayım. Katedralin ön cephesinde üç tane kapı var. Ortada bulunan kapı “bağışlanma” kapısı. Bu kapıdan giren ve bağışlanmayı dileyen insanlar doğruca günah çıkarma kabinlerine yöneliyorlar. Sol taraftaki kapı “kıyamet” kapısı sağ taraftaki kapı ise “İsa’nın son yargısının” kapısı olarak biliniyor. Kapıların ihtişamı karşısında  büyülendikten sonra içeriye giriyorum ki içerinin ihtişamı öyle böyle değil. Her taraf altın işlemelerle dolu. Hazine bölümünü, koro bölümünü, şapeli ve diğer bölümleri yavaş yavaş geziyorum. Gerçekten buralara kadar gelmeme değdi diye düşünüyorum.

Arkasından tüm şehrin çevresini dolaşan bir saatlik tren turuna katılıyorum ve Toledo’ya o an aşık oluyorum. Tepenin üstündeki asil görüntüsü, nehrin kenarlardan kıvrıla kıvrıla akması, kiliseleri, yeşillikleri, köprüleri, kale ve surlarıyla öyle sakin öyle dingin duruyor ki. Boşuna buraya İspanya’nın tüm kentlerini aydınlatan ışığı dememişler. Kent gerçekten etrafa huzur saçıyor.

Dolaşmak istediğim bir kilise daha var. Sonra kendimi dar sokaklara, dükkanlara ve kafelere bırakmak istiyorum. Gideceğim kilise ‘’Iglesia de Santo Tomo’’ kilisesi. Aslında buraya gitmek istememin sebebi kilisenin içinde dönemin meşhur ressamlarından El Greco’ya ait bir eser olması. Eserin adı: Orgaz Kontunun Cenaze Töreni. Efsaneye göre Orgaz kontu dönemin en hayırsever insanlarından biriymiş ve ölünce tüm halk çok üzülmüş. Yapılan cenaze töreninde ise iki tane aziz görülmüş ve bu azizler kontun naaşını kendi elleriyle mezara yerleştirmişler. İşte tabloda bu cenaze töreni resmediliyor. Tabi daha çok detay var ama onları anlatıp sizi sıkmak istemiyorum.

Karnım zil çaldığından kent merkezinde hoşuma giden bir restorana oturuyorum. Günün menüsünde boğa kuyruğu olduğunu görünce de içim bir tuhaf oluyor. Garsona pizza ısmarlayacakken garson beni kafaya alıyor, allem ediyor kallem ediyor nihayetinde bana boğa kuyruğunu getiriveriyor. Korka korka ucundan acık tadıyorum ve gerçekten lezzetli olduğunu görüyorum. Bizim yahniye benzeyen bir tadı var. Buralara gelirseniz mutlaka denemenizi tavsiye ederim.

Arkasından hediyelik eşya dükkanlarına yöneliyorum. Buranın çeliği dünyaca ünlüymüş. Nehrin sularındaki bir maddenin çeliği kaliteli yaptığına inanıyorlarmış. Hatta amerikan film endüstrisi ortaçağda geçen filmleri için tüm kılıç ve zırhları buradan alıyormuş. Ben hepsini inceledim ama açıkçası bir şey almadan çıktım. Aman evde kılıcı ne yapayım ben. Onun yerine yöreye özgü Machego peyniri ve Masapan tatlısı alıp sırt çantamı yerleştiriyorum

Ve en sonunda kentin içinde amaçsızca yürümeye başlıyorum. Bazen sığamadığım dar sokaklar buluyorum, bazılarından anca geçiyorum. Kimi yerde balkonları çiçeklerle vazolarla nasıl süslediklerine uzun uzun bakıyorum. Yani ne bileyim ben buradan çok etkileniyorum. Haa birde köprünün üstünde yürüyorum, vaktim olmadığından Alcazar kalesinin uzaktan poz poz fotoğraflarını çekiyorum ve dönüş trenine anca yetişiyorum.

Madrid’de kalan son birkaç günümü bol bol yiyerek ve dükkanları dolaşarak geçiriyorum. Diğer görmediğim iki büyük müzeye gidiyorum. Don Quixote ve Kibele bereket tanrıçasının olduğu meydanlarda bol bol fotoğraf çektiriyorum.

Durun size yemek yediğim yerlerden de biraz bahsedeyim çünkü çok memmun kaldım. Birincisi Cava Baja diye bilinen tapasçılar sokağı. Valla nereye girseniz fark etmiyor hepsi müthiş gözüküyor. İkincisi Plaza del İsabell meydanında (burası zaten gençlerin buluşma noktası) Cafe La Travita. Üçüncüsü yerel insanların daha çok bulunduğu Salamanca bölgesinde gözünüze kestirdiğiniz bir lokanta ve dördüncüsü Chocoloteria San Gines adlı bir çikolatacı. İçerisi de dışarısı da her daim tıklım tıklım.

Yani anlayacağınız gezdiğim, gördüğüm, yediğim, içtiğim her şeyi sizlerle paylaştım. Ne diyelim Allahın izniyle darısı diğer gezilerin başına.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Gezilerim... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »