Sahip Olduğumuz Şeylerle Huzurlu Muyuz..?

anette inselberg huzur bilge adam

 

Dünyanın bütün zenginliklerine sahipti, ama şimdi ise zihinsel huzur peşinde koşuyordu. Bir bilgeden diğerine gitmiş ve hepsi de harika tavsiyeler de bulunmuş ama tavsiye kimseye yardımcı olmaz. Sonuçta, sadece aptallar nasihat verir ve sadece aptallar nasihat alır. Bilge insanlar, nasihat vermekte gönülsüz davranır, çünkü bilge bir adam, bu dünyada bedava olarak verilen ve hiç kimsenin almadığı yegane şeyin nasihat olduğunu bilir.
Öyleyse neden uğraşsın? Bilge bir adam, önce nasihati kabul etmen için seni hazırlar. O sana sadece nasihat vermez; senin hazırlanman da gerekir. Seni hazırlamak yıllar sürebilir; önce tarlayı süreceksin ve ancak ondan sonra tohumu ekebilirsin. Sadece bir aptal, taşların, kayaların üstüne tohum atarken, aslında onları ziyan ettiğini aklına getirmez. Bütün bu bilgeler ona nasihatte bulundu ama hiçbir şey yerine oturmadı.
Sonunda, bir şey sormadığı adamın biri, kimsenin tanımadığı bir adam – hatta köyün aptalı olarak görülüyordu – bir gün yolda giderken onu durdurdu ve şöyle dedi:
“Sen gereksiz yere vaktini harcıyorsun. Bu adamların hiçbiri bilge değil. Onları çok iyi tanıyorum, ama aptal olduğum için kimse bana inanmıyor. Belki sen de bana inanmayacaksın, ama tanıdığım bir bilge var. Zihinsel huzur için kendine bu kadar işkence yaptığını görünce, sana doğru insanı göstersem iyi olur diye düşündüm. Sonuçta ben bir aptalım. Kimse benden nasihat istemez ve ben de kimseye vermem. Ama dayanamadım. Seni bu kadar üzgün ve mutsuz görünce sessizliği bozdum. Komşu köydeki şu adama git…”
Zengin adam hemen, içinde çok değerli elmaslar bulunan büyük bir torbayla, güzel atına binip gitti. Köye ulaştı ve adamı gördü. Bu adam, Sufilerin Nasrettin Hocasıydı.
Hocaya sordu: “Zihinsel huzura ulaşmama yardımcı olabilir misin?”
Hoca yanıtladı: “Yardım mı? Onu sana verebilirim.”
Zengin adam düşündü: “Çok garip, önce o aptal tavsiye etti ve ben de çaresizliğim yüzünden, denemekten bir zarar gelmez dedim ve buraya geldim. Bu adam daha büyük bir aptala benziyor. ‘Onu sana verebilirim’ diyor…”
Zengin adam konuştu: “Bana verebilir misin? Her türlü bilgeye gittim hepsi nasihat verdi; şunu yap, bunu yap, disiplinli yaşa, bağış yap, yoksullara yardım et, hastane aç, şunu yap, bunu yap. Bütün bunları söylediler ve aslına bakarsan ben de hepsini yaptım, ama hiçbiri işe yaramadı. Hatta daha da çok bela çıktı başıma. Şimdi sen onu vereceğini mi söylüyorsun?”
Hoca cevap verdi: “Bu iş çok kolay. Şimdi attan in.”
Zengin adam atından indi. Torbasını elinde tutuyordu ve hoca sordu: “Neden o torbayı kalbine bu kadar yakın tutuyorsun?”
“Bunlar çok değerli elmaslar. Eğer bana huzur verebilirsen, sana bu torbayı vereceğim.”
Ama adam daha ne olduğunu bile anlamadan, hoca torbayı kaptı ve koşmaya başladı. Bir an için şok geçiren zengin adam, ne yapacağını bile anlamadı. Sonra hocanın peşine düştü. Ama burası hocanın köyüydü; her sokağı, her kestirmeyi biliyordu ve koşuyordu. Zengin adam, hayatı boyunca hiç koşmamıştı ve çok şişmandı…
Ağlıyor, hızla nefes alıp veriyor ve gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Dolandırıldım! Bu adam hayatım boyunca biriktirdiğim bütün emeğimi, her şeyimi aldı” diye bağırıyordu. Böyle olunca da bir kalabalık toplanmıştı ve hepsi gülüyordu. Zengin adam, “Hepiniz aptal mısınız, bu köy aptallarla mı dolu, ben mahvoldum ve sizler hırsızı yakalamaya çalışmak yerine gülüyorsunuz” dedi.
Kalabalıktan sesler yükseldi: “O bir hırsız değil, çok bilge bir adamdır.”
Zengin adam, “Köyümdeki o aptal bu belayı başıma sardı!” diye söylendi. Ama bir şekilde koşarak, terler akıtarak hocayı takip etti. Hoca, adamın atının hala durmakta olduğu ağacın altına geldi. Elinde torbayla ağacın gölgesine oturdu ve zengin adam da ağlayarak geldi.
Hoca “Şu torbayı al” dedi. Zengin adam torbayı alıp göğsüne bastırdı. Hoca sordu: “Şimdi nasılsın? Bir parça huzur hissediyor musun?” Zengin adam yanıtladı: “Evet, çok huzurlu geliyor. Çok garip bir adamsın ve garip yöntemlerin var.”
Hoca yanıtladı: “Hiçbir gariplik yok; basit bir matematik. Sahip olduğun şeyi kanıksamaya başlıyorsun. Sana, onu kaybetme ihtimalinin gösterilmesi lazım; ancak o zaman ne kaybettiğinin farkına varıyorsun. Yeni hiçbir şey kazanmadın. Bu, huzursuz bir şekilde taşıdığın torbanın kendisi. Şimdi aynı torbayı kalbine bastırıyorsun ve herkes, ne kadar mutlu ve huzurlu olduğunu görüyor; mükemmel bir bilge! Evine git ve kimseyi rahatsız etme…”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

05.04. Yeni Ayında Ne Takalım Diyenlere Cevabım Elbette El Fettah Olacak…

47580776_1924636954318014_8512277335565664256_n1[1]

 

Evett bahar tüm coşkusuyla bana şans getirsin, rahmet ve rızk kapılarımı açsın, her türlü sorunum kolaylıkla çözülsün diyorsanız el Fettah kolye ya da bileklik takmalısınız.

Hepimizin sonsuz mucizevi kapıların açılması dileklerimle
Anette İnselberg
Not :El-Fettâh: Kullarına rahmet kanadını açan ve her türlü müşküllerini çözüp kolaylaştırandır. Her türlü sıkıntıyı gideren rahmet, rızık kapısı açan odur.
Not: El Fettahı Murat ve Aslı çiftinden almak isteyenler için iletişim adresini paylaşıyorum…
http://www.agdsign.com
http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324
Kolyeler sırasıyla:
Zincirli kolyeler 80₺
İpli kolyeler 60₺
KDV Kargo dahil.
Kolyeler pirinç üzerine altın kaplama olup, ömürboyu garanti veriyoruz.
Altın ve gümüş kolye ve bileklik ücretleri:
Hepsinin hammaddesi 925Ayar gümüş üzerine rodyum ve altın kaplama olarak hazırlandı bu ürünler.
925Ayar Rodyum Kaplama Gümüş Ya Fettah Kolye Gümüş Zincirde 110₺ KDV Kargo Dahil
925Ayar Altın Kaplama Gümüş Ya Fettah Kolye Altın Kaplama Gümüş Zincirde 110₺ KDV Kargo Dahil
925Ayar Rodyum Kaplama Gümüş Ya Fettah Bileklik 75₺ KDV Kargo Dahil
925Ayar Altın Kaplama Gümüş Ya Fettah Bileklik 75₺ KDV Kargo Dahil

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

04.04 Kapısı Ritüeli…

anette inselberg 4-4 kapısı ritüeli

 

“04.04  tarihinde uygulayabileceğiniz bir ritüeli sizlerle paylaşmak istedim. Aşağıdaki maddeleri sırasıyla takip edin. Ve her zaman hatırlayın dilekleriniz çoktan oldu bile…

Ritüelin Malzemeleri:

3 adet kırmızı mum
1 bardak su
3 mum altlığı
Beyaz kağıt
Kırmızı kalem

Ritüelin Yapılışı:

Mumlarımızı ve su dolu bardağı resimdeki gibi yerleştiriyoruz. Dileklerinizi beyaz bir kağıda kırmızı kalemle yazıyorsunuz. Dilekleriniz olumlu ve şimdiki zaman olmalı. “Yeni işime başladım, yeni evim harika, ruh eşimle harika bir ilişkim var, annemle aram çok iyi bugün çok güzel vakit geçirdik” gibi…

Akşam dokuzdan sonra istediğiniz zaman mumları yakıyor ve dileklerinizi yazdığınız kağıdı suyun içine koyuyorsunuz. Dileklerinizi suya koyarken “tüm dileklerimin benim ve bütünün ve ilgili herkesin en yüksek hayrına en hızlı şekilde olmasını şeçiyorum, seçiyorum, seçiyorum” diyorsunuz.

Yüksek enerjili dilek alanınıza akşam hiç dokunmuyorsunuz. Ertesi gün dilediğiniz bir vakit mumdan kalanları, kağıdı ve suyu evinizin yakınındaki bir bahçeye ekerken “tüm dileklerim çoktan oldu, çoktan oldu, çoktan oldu” diyorsunuz.

Şifa olsun,

Anette İnselberg / Her Şey Değişir Kitabından

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Derdiyle Uyuyan Dermanıyla Uyansın İnşAllah

46224551_566904557082941_2446735537741048237_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendime Not: Elinden Gelenin En İyisini Yap…

56184239_1936817379781202_780694818119483392_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her Şey Değişir…

56321791_1012558252278248_2173454821317672960_n[1]

Elimiz Şifa Kaynağı…

56281541_1257920301042142_2511887798882009088_n[1]

1- Baş parmak altı: Bu noktaya basarak tiroit bezinin fonksiyonunu iyileştirebilir, ayrıca öksürük ve nefes sorunlarını çözebilirsiniz.
2- Baş parmak ucu: Bu nokta depresyonu, heyecan ve stresi gidermeye yardımcı olur. Ayrıca, baş parmak ucuna nokta masajı mide, pankreas ve baş ağrılarını iyileştirir.

3- Şehadet (İşaret) parmağı: Eğer böbrek ve idrar kesesi gibi hastalığınız varsa, bu noktaya etkili masaj yapılması tavsiye edilir. Bu yöntemle bel ve kas ağrılarını, mide yanmasını ve diş ağrısını da azaltmak mümkündür. Heyecandan ve ruhsal gerginlikten kurtulmaya yardımcı olur.

4- Orta parmak: Bu nokta karaciğer ve safra kesesinin faaliyetlerinin düzenlemesinde yardımcı olabilir. Eğer kendinizi aciz ve sinirli hissediyorsanız, bu noktayı kullanarak ruh halinizi düzeltebilirsiniz. Buradaki noktaya masaj yapmak görme keskinliği ve kan dolaşımının iyileştirilmesi için faydalıdır, o migreni ve adet ağrılarını da hafifletebilir.

5- Yüzük parmağı: Bu nokta akciğer ve kalın bağırsağın işlevini uyarır, cilt hastalıkları durumunu iyileştirir.
6- Serçe parmağı: Bu noktaya masaj kalp faaliyetine, ince bağırsak sorunlarına, boğaz ağrılarına olumlu etkiliyor. Özellikle panik, endişe ve güvensizlik hissettiğiniz zaman serçe parmağına masaj önerilir.

7- Avuç içi dışı noktası: Bu nokta kan şekerinin seviyesini düzenlemeye yardımcı olabilir.

8- Elin avuç içi merkezi: Elin merkezinde bulunan bu noktaya masaj sindirim sisteminin çalışmasında ihlalleri ortadan kaldırmaya yardımcı olur ve karın ağrılarını azaltır.

9- El avuç içi etli bölümü: Bu nokta endokrin sistemi ve kalp çalışmasından sorumludur….

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Hayat öyle ya da böyle devam edecek.

anette inselberg hayat

 

“Hayat öyle ya da böyle devam edecek. Tek fark onu nasıl ele alacağınızdır. Gelen dalgayı yakalayıp, onunla yol alabilir ya da akıntıya kapılıp dibe çekilebilirsiniz….”

~Camille Noe Pagan~

“Bas git buradan be adam, bugünlük hepimize bu ders yeter” dedi.

ANETTE İNSELBERG BİLGE

 

Bir zamanlar Çin’de yoksul bir adam o denli aç ve bitkin düşmüştü ki kendini tutamayıp bir armut çaldı.
Adamı yakaladılar ve imparatorun karşısına cezalandırılmak üzere çıkardılar.
Hırsız, imparatoru görünce ona şöyle dedi;
“Değerli efendim, çok açtım dayanamadım çaldım. Beni af etmeniz için yalvarıyorum. Af ederseniz, size paha biçilmez bir armağanım olacak.”
İmparator dudak büktü: ”Senin gibi birinde paha biçilmez ne olabilir ki?”
Hırsız, o anda avucunun içindeki armut çekirdeğini uzattı ve; ” Bu çekirdeği ekerseniz, bir gün içerisinde altın meyveler veren bir ağacın yeşereceğini göreceksiniz.”
İmparator bir kahkaha atarak; “Ek o zaman,” der, “altın meyveleri görünce affederim seni.”
Yoksul adam: “Haşmetlim bu tohumu ben ekemem, çünkü ben bir hırsızım. Bu sihirli tohumu ancak ömründe hiç çalmamış, başkalarına haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler tarif edilmez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.”
İmparator irkildi, suratını astı bir süre düşündü sonra da hırçın bir sesle: ” Ben imparatorum, bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim,” dedi.
Yoksul adam tohumu başbakan’a uzatınca başbakan telaş içerisinde İmparatora dönüp itiraz etti: “Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim. Sihirli tohumu yanlış eker ziyan ederim bence bu tohumu hazinedar başı eksin. ”
Hazinedar başı hemen bahane buldu ve bu görevi bir başkasına devretti.
Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohumu ekme görevinden kaçındılar.
Sonra İmparator doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü, başı önünde duran başbakana, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve;
“Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumunun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim” dedi, cebinden bir altın çıkardı yoksul adama tutması için attı herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi sonra da gülerek:
“Bas git buradan be adam, bugünlük hepimize bu ders yeter” dedi.

Bilim İnsanlarına Göre Sessizlik, Beynimizde Yeni Hücrelerin Oluşmasını Sağlıyor!

ANETTE İNSELBERG BEYİN

 

Modern yaşamda pek çoğumuz anbean gürültüyle çevriliyiz. Evde, yolda, işte, okulda daima sesler bize eşlik ediyor ve kendimiz için sessiz anlar yaratmayı çok fazla önemsemiyoruz. Ancak yapılan çalışmalar, sessizliğin bizler için zannettiğimizden çok daha faydalı olduğunu kanıtlıyor…
Kaynak: http://www.lifehack.org/377243/science-s…
Çalışma, 2013 yılında fareler üzerinde yürütülen deneylerle başladı.
“Beyin, Yapı ve Fonksiyon” isimli dergide yayınlanan çalışma kapsamında fareler farklı zamanlarda gürültü ve sessizliğe maruz bırakıldı ve bunların beyinlerinde yaratacağı farklı etkiler gözlemlendi. Ulaşılan sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı; çünkü günde iki saat düzenli olarak sessizliğe maruz bırakılan farelerin beyinlerinin hipokampüs isimli bölümünde yeni hücrelerin oluşmaya başladığı gözlemlendi.
Hipokampüs beynimizin hafıza, duygu ve öğrenmeden sorumlu bölümüdür.
Beyinde yeni hücrelerin oluşumu her zaman sağlığımız için faydalı oldukları anlamına gelmez. Ancak deneyi yürüten isimlerden olan Imke Kirste, bu örnekte, oluşan hücrelerin gerçekten de işlev gösteren nöronlar olduğunu belirtiyor. Öyle görünüyor ki sessizlik, beynimizde fonksiyonel ve tüm beyinle uyumlu nöronların üretilmesini sağlıyor.
Beynimiz sessizlik ânında bilgileri aktif olarak değerlendiriyor ve içselleştiriyor.
Beyinlerimiz adeta bir “default” moda sahip ve yapılan beyin görüntülemeleri, bu hâldeki bir beynin bilgileri durmaksızın değerlendirdiğini gösteriyor. Üstelik dinlenme hâlinde olduğumuzda bile bu bilgi işleme sürecinin devam ettiği biliniyor. Bu da demek oluyor ki aslında dinlenmek ya da günde birkaç saatimizi sessizliğe ayırmak aslında boşa geçmiş zaman değil, aksine bilgilerimizi pekiştirmemizi sağlayan son derece faydalı bir zaman.
Sessizliğin yarattığı bu durum aynı zamanda kişilerin özfarkındalığının artmasını sağlıyor.
Sessizlik sırasında beynimiz yalnızca içsel ve dışsal bilgileri toparlayarak bilinç düzeyimizi arttırmıyor, aynı zamanda kendimizle ilgili farkındalığımızın artmasını da sağlıyor. Dikkatimizi dağıtan bir gürültü ya da iş olmadığı zamanlarda odağımız kendimize ve dış dünyaya yoğunlaşıyor ve adeta beynimiz hiç olmadığı kadar özgürleşiyor.
Gürültü, vücudumuzun ürettiği stres hormonunda kayda değer bir artışa sebep oluyor.
Dikkatimizi etrafımızı çevreleyen gürültüye yöneltmesek ve hatta uyku hâlinde olsak bile etrafımızdaki sesler beynimiz üzerinde büyük etki yaratıyor. Gürültü, temporal lobumuzda bulunan amigdalanın aktif hâle gelmesine ve vücudumuzdaki stres hormonu salınımının artmasına sebep oluyor. Eğer çoğunlukla gürültülü olan bir ortamda yaşıyorsanız, stres hormonu seviyelerinizin normalin üstünde olması şaşırtıcı değildir.
Sessizliğe maruz kalmak ise bunun tam tersi bir etki yaratıyor.
Gürültünün beynimizde yarattığı etkiyi yalnızca sessizlik tersine döndürebiliyor; çünkü sessizlik hem beynimiz hem de bedenimiz üzerinde rahatlatıcı etki yaratıyor. Konu üzerine yapılan çalışmalar, sessiz bir ortamda kalmanın rahatlatıcı müzikler dinlemekten bile daha faydalı olduğunu gösteriyor.
Ayrıca sessizliğin bilişsel becerilerimizi geliştirdiği de kanıtlandı.
Yapılan çalışmalar, gürültünün işte ve okulda kişilerin iş becerilerini zayıflattığını ve çalışma sürelerini uzattığını kanıtlıyor. Kısacası sessizliğin faydası yalnızca boş zamanları değil, çalışma zamanlarımızı da kapsıyor ve zihinsel becerilerimizi arttırıyor. Yaşam alanımızda sessiz bir ortam sağlamak bugün her ne kadar zor olsa da, tüm bu sebeplerden ötürü yapmamız gerekenlerin başında geliyor…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnanınız çok kere aklına geleni / içinden geçeni / tartmadan, düşünmeden söylemek,

ANETTE İNSELBERG SESSİZLİK

 

Haber fotoğrafçısı talimatı alır almaz hava alanına doğru yola çıktı. Tecrübeli bir pilot 3. pistin yanındaki hangarın önünde çift motorlu bir uçağın içerisinde fotoğrafçıyı bekleyecek bekletmeden olay mahallinin hemen yakınına götürecekti.
Uzun süredir işsiz kaldığı için heyecanla ekipmanlarını aldı ve 3. pisti aramaya koyuldu. İleride bir hangarın önünde motoru ısıtılan, pervaneleri dönen küçük bir uçak görür görmez koştu telaşla uçağa tırmandı ve çantasını koltuğun arkasına atıp kemerini bağlayarak; “Tamamdır haydi hareket edelim! ” dedi. Aceleden pilota bakmamıştı bile.
Pilot konuşmadan dikkatle uçağı piste çıkardı, hızlandırdı ve havalandırdı.
Uçak bir aşağı bir yukarı yalpalayarak sallana sarsıla havalanınca şaşkınlıkla kalın camlı gözlüklü genç pilota baktı. Ter içerisindeki pilot o an sıkı sıkı tuttuğu lövyeden gözlerini kaldırdı ve fotoğrafçıya dönerek; “İyi kalkıştı değil mi hocam?” dedi.
Fotoğrafçı; “Tamam şimdi orman yangınının olduğu bölgede alçal” deyip ekipman kutusunu boşaltmaya koyuldu ki genç pilot; “Niye?” diye sordu. Fotoğrafçı “Resim çekeceğim, ne için geldim sanıyorsun?” diye sabırsız bir sesle cevap verdi.
Pilot önüne döndü ve bir süre sessiz kaldı sonra da sesi titreyerek; “Anlaşılan siz uçuş öğretmeni değilsiniz,” dedi ve sonra da panik içerisinde; “Ben uçak indirme ile ilgili bölümü daha okumadım” dedi.
O an fotoğrafçı aşağıda 3 No’lu pisti, binmesi gereken diğer uçağı ve uçağın yanında yukarıya panik ile el sallayan pilotu ve uçuş öğretmenini gördü !
———————–
Yukarı çıkmadan önce nasıl düşmeden ineceğimizi,
inisiyatif kullanmadan önce bir sonraki seçenekleri ve takip eden adımımızın ne olacağını,
yaptığımıza yorumumuzu katmadan önce onu herkesten iyi yapabilmeyi,
konuşmayı öğrenmeden önce de susmayı bilmek gerekiyor.
İnanınız çok kere aklına geleni / içinden geçeni / tartmadan, düşünmeden söylemek, uçağı yere indirmesini bilmeden pilotluğa soyunmaktan farksız değildir.
Kendini çok akıllı zanneden biri güzel konuşmasını öğrenmesi için oğlunu Sokrat’ın okuluna yazdırmak istiyordu. Sokrat şımarık oğlanla bir süre konuştu ve sonra babasına dönerek bu eğitim için çok yüklü bir tutarı istedi. Baba rakama itiraz edince de “Hiç de fazla istemedim, çocuğunuza konuşmayı öğretmek çok kolay ama ona susmayı öğretmek çok zor olacak” dedi.
Hem avukat hem de siyasetçi olarak yaşamı boyunca konuşmak zorunda kalan Abraham Lincoln şöyle demiş; “Better to remain silent and be thought a fool than to speak out and remove all doubt.” (Birileri sessiz kaldığınız zaman aptal olduğunuzdan şüphelenebilirler. Yine de ağzınızı açmayın çünkü konuştuğunuzda şüpheleri doğrulayabilirsiniz.)
Bir de güzel konuşanları çok dinlemekle iyi bir konuşmacı olunmuyor. “İzlemekle ustalık olabilse idi kediler ciğerci olurlardı” diye harika bir atasözü var.
—————
(Şemini)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Güzelliğin 10 para etmez Bu bendeki, aşk olmasa”

anette inselberg sendeki güzellik on para etmez

 

Eski bir doğu öyküsüne göre kuyumcunun birinin eline olağanüstü büyüklük ve güzellikte, çok değerli bir siyah inci geçmiş. Kuyumcu onu sergilemek için ceviz ağacından bir kutu yaptırmış. Kutu bitince düz kutuyu çok sıradan bulup üzerine bir oymacı ustasının el işi oymalar yapmasını istemiş. Sonra şehrin en iyi gümüşçü ustasına gitmiş kutunun köşelerine gümüş işlemeler yaptırtmış. Tabi kutunun içerisinde incinin konacağı yuva, lacivert ipek kadife imiş. Hızını alamayıp kutunun üzerindeki işlemelerin arasına küçük pırlantalar da mıhlatmış. Ve son olarak da kutunun içindeki kadifeye bolca pahallı bir parfüm yedirmiş böylece kutu açıldığında güzel bir koku etrafa yayılıyormuş.
İnciyi kutuya yerleştirmiş ve müşterileri çağırıp inciyi satmak için sunmuş. Ancak istisnasız her gelen inciden çok kutu ile ilgileniyormuş. Bütün değerine rağmen inci, kutusundan daha az ilgi çekmiş.
———————-
Litvanyalı Bilge Rabbi Hafez Hayyim’in (1838-1933 ) ününü duyan Amerikalı bir turist grubu onu doğup büyüdüğü ve yaşadığı evinde ziyarete gitmişlerdi.
Odasına girdiklerinde oldukça şaşırmışlar. Ünü dünyayı sarmış Rabbi’nin çalışma odasında sadece üstü kitaplarla dolu bir masa varmış.
Masasında oturup okuyan Rabbi ye sormuşlar “Hocam seninle bir süre konuşmak isteriz, üzerlerine oturabileceğimiz eşyaların yok mu?”
Bilge şaşırtıcı bir biçimde “Sizin eşyalarınız nerede?” diye soruyla cevap vermiş.
Ziyaretçiler “Fakat Rabbi, bizim burada eşyamız olamaz ki! Bizler burada sadece ziyaretçileriz.” demişler.
“Ben de burada ziyaretçiyim” diye cevaplamış Rabbi
———
Kutu gider, incinin öyküsü kalır…
Bilge gider gerçek kalır…
Ne kutusu mücevherin değerindedir, ne okul binası bir okuldur, ne konak bir yuvadır, ne diploma ustalıktır, ne öğreti bilgeliktir,
Gereğinden çok daha fazla değer verdiğimiz her şey, içlerinde ruh barınmaz ise, ruhumuzu doyurmayınca yok olur gider. İçerik her zaman dış görünüşten daha önemlidir.
Aşık Veysel ne güzel buyurmuş;
“Güzelliğin 10 para etmez
Bu bendeki, aşk olmasa”
—————-
(Pekude)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Parolamız: “Evren hareketi alkışlar…”

55793601_832614770414400_463554033550884864_n[1]

Tabii ki ritüel yaparak dilek dilediğiniz zaman bu sizin konuya odaklanmanıza, enerjiyi toplayıp dileğe yönlenmenize, cesaret kazanmanıza vesile olmaktadır. Dileğiniz hayat yolunuzda varsa olması için ritüellerin yanı sıra tabii ki harekete de geçmeniz gerekmektedir. Armut piş ağzıma düş beklentisine girmeyin. Dileğiniz için harekete de geçin.
Parolamız: “Evren hareketi alkışlar…”
Anette Inselberg / Her Şey Değişir

Not : Bu ritüelleri ya da meditasyonları yaparken size birkaç müzik önerisinde bulunmak istiyorum. Reiki müzikleri sizi gevşetecektir, aynı zamanda klasik müzik de kalp çakrasının müziği olduğundan sizi rahatlatacaktır. Tavsiye benden seçim sizden:
Reiki Zen Meditation Music: 1 Hour Healing Music, Positive
Motivating Energy
Erik Satie: Gnossienne No. 1, 2, 3
Mozart Fantasy in D minor K397 Mitsuko Uchida
The Favourite -4 -vivaldi-viola-damore-concerto-in-a-minorrv-
397-ars-antigua
Vladimir Horowitz plays Scarlatti K 466
Glenn Gould plays Bach – The Goldberg Variations, BMV 998
Rachmaninoff – Piano Concerto No. 3 (Martha Argerich)
Chopin – Nocturne op.9 No.2

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sırtımı başkalarına değil kendime dayamam gerektiğini…

55624281_2301695913451107_7767254114920038400_n[1]

Tüm yaşadıklarım her şeyin üstesinden gelebileceğimi, kaç yaşında olursam olayım yeniden başlayabileceğimi anlamamı sağladı.
Sırtımı başkalarına değil kendime dayamam gerektiğini, ayağa kalkmanın ve ne olursa olsun yola devam etmenin ve kendi gücümün farkına varmamın önemini anladım.
Anette İnselberg- Her Şey Değişir

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sırtımı başkalarına değil kendime dayamam gerektiğini…

Tüm yaşadıklarım her şeyin üstesinden gelebileceğimi, kaç yaşında olursam olayım yeniden başlayabileceğimi anlamamı sağladı.

Sırtımı başkalarına değil kendime dayamam gerektiğini, ayağa kalkmanın ve ne olursa olsun yola devam etmenin ve kendi gücümün farkına varmamın önemini anladım.

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »