![80030968_556382985209539_2116689058905194496_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2019/12/80030968_556382985209539_2116689058905194496_n1.jpg?w=780)
Geldik yılın kapanış tutulmasına…
26 Aralık’ta 4 derece Oğlak Burcu’nda Güneş tutulması gerçekleşecek…Güneş tutulmaları çok büyük etkiye sahip “Yeni Ay”lardır! Hem yeni başlangıçlar adına çok destekleyici bir dönem olurken hem de hiç beklemediğimiz fırsatları bize getirebilecek. Öyleyse haydi ritüel alanının başına diyoruz…
Bu ritüeli 25-30 aralık tarihleri arasında yapabilirsiniz…
Ritüel Malzemeleri
Sarı karton
Halkalı güneş tutulması baskısı ya da çizimi (Kenarları yuvarlayın)
4 adet turuncu gökyüzünde güneş baskısı ya da çizimi (kenarları yuvarlayın)
Turuncu kurdele ya da ip
Sarı mum altlığıyla (altlık istediğiniz renk olabilir)
Kibrit
5 adet kibrit ve onları koyduğumuz altlık
Çörek otu
Toprak
Turuncu yazan kalem
Beyaz zarf (üzerine turuncu kalemle ‘’2020 oldu oldu oldu’’ yazıyoruz)
Ritüelin yapılışı
Ritüel alanının gündüzden hazırlıyoruz. Akşam dokuzdan sonra sarı mumu yakarak ritüeli başlatıyoruz.
Önce 5 adet kibritin olduğu tabağı önümüze alıyoruz. Ve teker teker kibritleri yakarken şu sözleri söylüyoruz ‘’ 2019 yılında beni üzen, kıran, canımı acıtan tüm olayları düşünceleri ve anıları yakıyorum, ve küle dönüştürüyorum. Geçmişin beni bağlayan ve engelleyen tüm alışkanlık ve beklentilerini yakıyorum. Kurtuldum, kurtuldum, kurtuldum. Oh be’’
Ve üç kere derin nefes alıyoruz ve şu sözleri söylemeye başlıyoruz ‘’ yukardan aşağıya inen sarı ve turuncu ışıkla yıkanıyorum. Tüm hücrelerim, bedenim, ruhum ve kalbim yıkanıyor, arınıyor ve temizleniyor. Tüm dnalarım arınıyor. Zihnim arınıyor ve yıkanıyor. İçimdeki her bir zerre yıkanıyor ve arınıyor. Artık 2020 için dileklerimi dilemeye hazırım. Artık hayatıma mucize kapılarımı açmaya hazırım. Artık dileklerimin olmasına hazırım. 2020 dileklerim oldu, oldu, oldu. Teşkkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.’’ Diyoruz ve turuncu kalemi elimize alıp güneşlerin üstüne birer adet dilek yazıyoruz. Yani toplamda dört adet dilek yazıyoruz.
Dileklerimizi yazdıktan sonra ‘’ oldu, oldu, oldu’ kalıbıyla bitirip zarfımın içine koyuyoruz.
‘’2020 oldu oldu oldu’’ zarfımızın içine çörek otlarını koyuyoruz ve zarfı kapatıp turuncu kurdeleyle bağlıyoruz.
Mum sönene kadar bekliyoruz. (Başka bir odada bekleyebilirsiniz.)
Ertesi gün mumdan kalanları ve kartonun üzerindeki toprağı bahçeye serpiyoruz.
Yaktığımız kibritleri ‘’ oh be kurtuldum’’ diyerek çöpe atıyoruz.
Zarfımızı mutfakta görünür bir yere koyuyoruz. (Burada istediğiniz kadar kalabilir) Ve zarfı her gördüğümüzde ‘’ 2020 oldu oldu oldu’’ diyoruz.
Sarı kartonu ve güneş tutulması baskısını bir daha kullanmak üzere saklıyoruz.
Şifa olsun,
Anette İnselberg
![79334522_1420179978156233_5809648741988171776_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2019/12/79334522_1420179978156233_5809648741988171776_n1.jpg?w=780)
“Mutlu insanın hikayesi olmaz” demiş Umberto Eco
Kadın frengi hastası, 8 çocuğu var. Çocukların üçü sağır, ikisi kör, biri zeka engelli. Kadın hamile ve doğan çocuk; BEETHOVEN
Sarhoş baba, hasta anne, yatılı okullarda geçen yalnız bir çocukluk, bitmeyen depresyon ve sara hastalığıyla mücadele eden bir dahi; DOSTOYEVSKİ
6 çocuktan ilki, iki erkek kardeşi bebekken ölüyor, üç kızkardeşi Nazi zulmünde ölüyor. Baba baskıcı, geçimsiz. O ise hep yalnız, adı; KAFKA
11 yaşında babasını kaybediyor, dedesi sert kişilik. Evden gönderiyor. Yoksul aile, 11 yaşında tersanelerde çıraklığa başlıyor; GORKİ
Babasından sürekli kemerle dayak yiyen bir çocuk… çoğu geceler sokakta yatıyor. Cildi hasta, karaciğerinden muzdarip; BUKOWSKİ
13 yaşında annesi ölüyor, okula gidemiyor, hayatı boyunca ruhsal hastalığının tekrarlayan ataklarından muzdarip. Bir kitap kurdu; VİRGİNİA WOOLF
Babası borçları yüzünden hapishaneye düşünce çalışarak borçları ödemek, ailesine bakmak zorunda kalan, okula gidemeyen küçük bir çocuk kendini yetiştiriyor; CHARLES DİCKENS
Her ikisi de profesyonel oyuncu olan, üç çocuklu bir anne-babanın ikinci çocuğu olarak Boston’da dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti. Ertesi yıl annesi veremden öldü ve ortanca adını aldığı İskoç tütün tüccarı John Allan’ın himayesi altında büyüdü. Amerikan Gotik edebiyatın öncüsü oldu; EDGAR ALLAN POE
![78429166_1418337318340499_4653246673194057728_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2019/12/78429166_1418337318340499_4653246673194057728_n1.jpg?w=780)
Aydınlanma ön yargılardan , boş inançlardan ve batıl itikatlardan özgürleşmedir.
Kant
Platon’un ünlü mağara alegorisi;
Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.
Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.
Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır. Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar.
Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar..
Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çıkarlar…
Platon, mağara alegorisi yani benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir.
İşte insanın kendi içine ve kendi hayatındaki gölgelere bakması cesaret ister. Kendini kandırmak ve olmayacağa tutunmak kolaydır. Artık geçmişi bırakın.Cesur olan ve sizi mutlu edecek mucizelerin peşinden gidin.
Anette İnselberg
![1_5Jihyhx_85lfbT_YQhy_vw[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2019/12/1_5jihyhx_85lfbt_yqhy_vw1.jpg?w=780)
Sadece Bugün Seni Destekleyenlerin Sesini Duy
Her şey üstüne gelip, seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vazgeçme, işte orası kaderinin değişeceği noktadır” – Hz.Mevlana
Yeni bir şey yapmak istediğinizde bunu sevinçle, heyecan ve coşkuyla çevrenizdeki insanlarla paylaştığınız ve onlardan gelen olumsuz yorumlarlar sonrası daha başlamadan vazgeçtiğiniz çok olmuştur. Ve de ne yazık olmuştur. Şimdi sizle çok sevdiğim bir hikayeyi paylaşacağım sonra da konuya devam edeceğim.
Kurbağalar kendi aralarında bir yarış düzenlemişler. Ortaya yüksek ve geniş bir tahta engel konulmuş, amaç bu engeli sıçrayarak karşı tarafa geçmekmiş. Geçenler ödül alacakmış. Arenanın her iki yakasına dizilen diğer kurbağalar da yarışmacılar lehine/aleyhine tezahürat yapmaya başlamışlar. Ancak çoğunluğun görüşü “ya, bu kadar da yüksek engel olur mu, arkadaşlar bu engeli hayatta aşamazlarmış”. Kimileri de bu görüşe gülüp geçmiş.
Neyse… Start düdüğüyle birlikte yarış başlamış. Kurbağalar var güçleriyle engeli aşıp karşı tarafa geçmek için en maharetli sıçrayışlarını yapmışlar. Bir yandan da tribünlerden “geçemezsiniz, çok zor, imkansız, bu kadar da engelli yarış olur mu” türünden moral bozucu tezahüratlar sürüyormuş. Gerçekten de kurbağaların çevredeki olumsuz bağrışmalardan da etkilenerek moralleri bozulmuş ve yorgun, bitap düşmüşler. Yarışı bırakmışlar.
Fakat o da ne. Kurbağalardan biri engeli aşmak için olağanüstü çabasını sürdürüyormuş. Olumsuz tezahüratlar bu kez bu tek kurbağanın üzerinde yoğunlaşmış. Ama nafile. Bu kurbağa defalarca deneyerek, yorulma usanma bilmeyerek uğraşmış ve sonunda karşı tarafa geçmeyi başarmış.
Bu anda arenada müthiş bir sessizlik olmuş. Bu kurbağa nasıl oldu da engeli aşabildi. Araştırmalar sonunda anlaşılmış ki yarışı kazanan kurbağa sağırmış. Sağır olduğu için de çevreden gelen “geçemezsin, mümkün değil” türünden bağrışmaları duymamış ve sonuna kadar yarışmayı sürdürmüş. VE BAŞARMIŞ…
Hikayede de okuduğunuz üzere eğer kendimizi çevreden gelen olumsuz seslere, yapamazsınlara, başaramazsınlara kaptırırsak bulunduğumuz yerden bir adım ileriye gidemeyiz. O yüzden ya sağır olup bu tarz yorumlara kulak asmadan yolunuza devam edeceksiniz ya da projenizi gerçekleştirmeden kimseye bahsetmeyeceksiniz. Veya sadece sizi destekleyenlere anlatıp onların sesini duyacaksınız. Sizi destekleyen seslere ve insanlara odaklanacaksınız.
Not: Önemli olan sizin kendinize inanmanız ve güvenmenizdir. Kendinizi onaylamanızdır. Kimsenin desteğine ve yorumlarına ihtiyacınız yok. İlla ki başkalarının da fikrini istiyorum diyorsanız sizi destekleyenlere odaklanın.
Parolamız: “Sen yaparsın
Anette İnselberg- Her Şey Değişir Kitabımdan
![79675087_503941046883083_8151937391976775680_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2019/12/79675087_503941046883083_8151937391976775680_n1.jpg?w=780)
Ritüel Malzemeleri
Yeşil Karton
Kırmızı bir mum ve altlığı
Yılbaşı ağacı baskısı- (yeşil, sarı, kırmızı süslü- isteyen çizebilir )
3 kırmızı, 3 yeşil, 3 sarı süs topu baskısı (çizebilirsiniz)
çam ağacı ve süs topu baskılarının kenarları yuvarlak hatlı olacak şekilde kesin
Kırmızı yazan bir kalem
Bir ayna
Sevdiğiniz bir takı
Kibrit yada çakmak
Bir tutam toprak
Ritüelin Yapılışı
Gündüzden ritüel alanını fotoğraftaki gibi hazırlıyorsunuz. Akşam dokuzdan sonra kırmızı mumu yakarak ritüeli başlatıyoruz.
Gözlerimizi kapatıyoruz ve üzerimize yeşil, sarı, kırmızı şifalı ışıkların yağdığını hayal ediyor ve şu sözleri tekrarlıyoruz ‘’Günler uzuyor ışıkla doluyor hayatımız. İçimiz, bedenimiz, ruhumuz ve dna’larımız temizleniyor. Bizi rahatsız eden, üzen, kıran tüm deneyimler yukardan aşağıya inen bu ışıkla temizleniyor ve arınıyor. Kalbimiz yeşil, kırmızı ve sarı ışıkla yıkanıyor ve huzurla, şefkatle dolmaya başlıyor. Artık ışık göründü. Artık mucizeler zamanı. Artık değişi dönüşüm zamanı. Artık yenilenme zamanı. Artık kapıların açılma zamanı. Artık dileklerin olma zamanı. Mucizelerin ve dileklerin bize akması zamanı. Dilekler hayra dönerek kolayca ve hızlıca akıyor. Ve tüm dileklerimiz Allah’ın ol demesiyle oldu oldu oldu. Şükürler olsun’ diyoruz ve gözlerimizi açıyoruz.
Aynanın üzerine kırmızı kalemle ‘’2020 dileklerim oldu’’ yazıyoruz. Arkasından 9 tane yılbaşı süsünün üzerine kırmızı kalemle dileklerimizi yazıyoruz ve aynanın üstüne koyuyoruz.
Takımızı iki elimizin arasına alıp kalp hizamıza getiriyoruz ve şu sözleri söylüyoruz ‘’ kırmızı yeşil ve sarı ışıkla tüm dileklerim oldu oldu oldu. Tüm mucize kapılarım açıldı, açıldı, açıldı, Bolluk ve bereket ve karşılıklı aşk aktı aktı aktı. Yaşasın’’ deyip takıyı da aynanın üzerine koyuyoruz ve ritüel alanından bir parça toprak alıp aynanın üzerine döküyoruz.
Mum sönene kadar evin herhangi bir odasında bekliyoruz.
Ertesi gün uygun bir zamanda dileklerimizi yazdığımız kağıtları ve mumdan arta kalanı toprağa gömüyoruz ve ritüel alanındaki toprağı da üzerine döküyoruz.
Takımızı ‘’dileklerim oldu, oldu, oldu’’ diyerek takıyoruz ve 1 ocağa kadar üzerimizden hiç çıkarmıyoruz ve başkasına dokundurtmuyoruz. Yıkanırken de üzerimizde kalıyor.
Aynayı 1 ocağa kadar yatak odamızın görünür bir yerine koyuyoruz. Sonra üstündeki yazıyı silip kullanmaya devam edebilirsiniz.
Kartonu daha sonra kullanmak üzere saklayabilirsiniz
Takıyı daha sonra yeniden kullanabilirsiniz.
Şifa olsun,
Anette İnselberg
![nardugan[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2019/12/nardugan1.jpg?w=780)
Bolluk,bereket ve güzellikler bizimle olsun. Yıl sonu yaklaşıyor.
Türklerde çam süsleme geleneği…
Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor.
Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, imge olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebilirsiniz.
Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre gecelerin
kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor.
Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek utku kazanıyor.
İşte bu güneşin utkusu, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar.
Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Bayramın adı NARDUGAN
(nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan güneş.
Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar.
Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına armağanlar koyuyorlar; dallarına alacalı ipler bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan…
Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın
çevresinde yırlar söyleyip oyunlar oynuyorlar.
Yaşlılar,büyük babalar, nineler görmeye gidiliyor; bir araya gelerek birlikte yiyip içiliyor.
Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme… Bayram, yakınlarla bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur getirirmiş.
Akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş.
Araplar bu ağacı bilmezlermiş, bu yüzden olayın, Türklerden
Hıristiyanlara geçtiği, bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.
İsa’nın doğumu ile hiç bir ilgisi yok.
“Doğum, güneşin yeniden doğuşu”
Sümerolog
Muazzez İlmiye Çığ
![80132465_1434446463396251_3727895260601253888_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2019/12/80132465_1434446463396251_3727895260601253888_n1.jpg?w=780)
GERÇEK ADI İSE MEVHİBE MEZİYET BEYAT
Özdemir Asaf’ın Lavinia şiirini bilmeyen yoktur. ‘Adını gizleyeceğim sen de bilme Lavinia’ dizeleriyle gönüllerde yer eden bu şiire ilham olan bu gizli kadını hiç merek ettiniz mi? Bu şiirin ortaya çıkış hikayesini irdeleyince içinden muazzam bir aşk hikayesi çıktı.
Rivayete göre; Özdemir Asaf şiiri okurken aşık olduğu kız da salondadır ve şiirin okunma esnasında salondan ayrılır.Özdemir bu duruma hayli içlenir ve asla
duygularını aşikar etmez.
PEKİ KİMDİR BU LAVİNYA ??
Uğruna şiir yazılan bu kadın Mevhibe Meziyet Beyat’tır. Peki kimdir bu unutulmaz şiire ilham veren kadın. Gelin birlikte tanıyalım;
2 Mayıs 1925’te İstanbul’da doğmuş hepimizin Lavinia diye tanıdığı Mevhibe Beyat. Eski bir valinin kızı olan Beyat, Güzel Sanatlar Akademisini bitirdikten sonra resim öğretmenliği ve stilistlik yapmış. O kadar güzel bir kadınmış ki bu sebebten bir çok erkeğin kalbini yakmış.
Ve bunun üzerine bizim ünlü Lavinia’mız oyuncu Öztürk Serengil’le evlenir. Fakat bu evlilik de uzun sürmez.
Mevhibe’nin en yakın arkadaşı Melda Kaptana onun için şöyle söylemiş;
“Öylesine özel ve farklı bir kadındı ki, kitap yazsanız yetmez.”
ve şöyle sorulmuş:
Niçin bütün erkekler âşık oluyordu Mevhibe Beyat”a; sırf güzelliği, albenisi yüzünden mi?
Cevap şu olmuş: “Korkunç bir sezgi gücü vardı Mevhibe”nin.
Yüzünüze bakar bakmaz, sizi tanır, anlar, ruhunuzun en derin köşelerine kadar kavrardı. Küçücük bir bakıştan, mimikten, jestten tüm karakter haritanızı çıkarabilirdi. Özdemir Asaf bu yüzden ona “Öldürmekten daha beter anlıyorsun insanı” demişti. Çok keskin gözleri vardı.
Ben Bir Bizans Bahçesinde Büyüdüm adlı anı kitabının bir yerinde İlhan Selçuk’a 14 Şubat Sevgililer Günü yazısı yazdıran Lavinia ona uzaktan uzağa aşık olan Oktay Akbal’ın bir hikayesindeki Hisya’ydı aynı zamanda. Laleli’de Harikzadegan Apartmanları’nın kapısında buluşup konuşan delikanlıların Violetta’sıydı.
O sıralarda ünlü olan bir tangonun adıydı bu ve delikanlılar, Mevhibe onlara gülümseyerek geçerken ıslıkla bu melodiyi çalardı.
Mevhibe Beyat, Güzel Sanatlar Akademisi”nde okurken mimar arkadaşları ona Gilda diye seslenirdi. Rita Hayworth”un o yıllarda büyük beğeni kazanan “Gilda” filminden mülhem… Kızılkahve rengi, iri dalgalı, parlak ve çok güzel saçları vardı. Adalet Cimcoz da Marilyn Monroe”ya benzettiği için onu “Marlin” diye çağırırdı. Güzelliğini hiç önemsemezdi. Zaten insan sıcaklığı, insanlara anlayarak yaklaşması ve sezgisi, güzelliğinin üstündeydi.”
İşte Özdemir Asaf’ın ünlü Lavinia şiiri;
Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar. Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim. Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim, Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim Sen de bilme, Lavinia.
Mevhibe Hanım belki bu şiirin hiç bir zaman bu şiirin kendisine yazıldığından haberi olmadı. Ama bütün aşıkların yüreğinde çok büyük yer edinen bu şiir sonsuza dek ‘adı gizlenen Lavinia’lara adandı…
Kaynak: Sanata Dair Her Şey
![79599677_2436924273290282_7829525724758278144_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2019/12/79599677_2436924273290282_7829525724758278144_n1.jpg?w=780)
2020 senesi anayasam;
İyi hissettirenler
Değer verenler
El üstünde tutanlar
Tatlı dille konuşanlar
Size aynı enerjiyi yansıtacağım
Cömertliği, şefkati ve anlayışı çevreme yayacağım
Kalbim pusulam, şükürüm ise baş tacım olacak
Konfor alanımdan çıkma cesareti bulacağım
Bolluk ve bereketin bana koşması
Şans ve sağlığın bana gelmesi
Kalbimin karşılıklı aşkla dolması
Hayatımın huzurla ve neşeyle sarmalanması
Yeni başlangıçların kolaylıkla akması için
Elimden geleni yapacağım
Kendimi ve beni üzenleri affetmek için
Elimden geleni yapacağım
2020 sana selam olsun
Bu sene en iyi senem olmaya var mısın?
Bu sene ” her şey değişir” demeye var mısın?
Anette İnselberg / Her Şey Değişir
![22-aralık-güneş-bayramı-ritüeli[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2019/12/22-aralc4b1k-gc3bcnec59f-bayramc4b1-ritc3bceli1.jpg?w=780)
22 Aralık günü, gündüz uzamaya başlıyor, gece kısalıyor, bugün bizim de karanlığımızın azaldığı artık ışığımızın arttığı bir gün. Umutlarımızın, dileklerimizin yeşerdiği ve olmaya başladığı gün… O zaman bu güzel enerji tabi ki bir ritüelle taçlandırmanın zamanı gelmiş demektir…
Bu ritüeli 19 aralık-25 aralık tarihleri arasında yapabilirsiniz.
Ritüel Malzemeleri
Kırmızı karton
3 adet nar
3 adet kırmızı mum ve altlığı
Şeker
9 adet badem
Küçük bir hediye kutusu
Sevdiğiniz bir takı
Beyaz bir kağıt
Kırmızı kalem
Seloteyp
İki adet poşet
Ritüelin Yapılışı
Gün içinde istediğiniz vakitte ritüel alanını fotoğraftaki gibi hazırlıyorsunuz. Saat 22.22 de mumları yakıyorsunuz ve kutunun içindeki sevdiğiniz takıyı sol avucunuza alıyorsunuz ve kalp hizasında tutuyorsunuz ve şu sözleri söylüyorsunuz ‘’Bugünden itibaren hayatıma aydınlık girdi, başarı, bolluk, aşk, evlilik, dileklerimin kabulü girdi. Bugünden itibaren tüm hayatıma ışık girdi ve tüm kapılarımın açılması girdi. Bugünden itibaren hayatıma şans girdi.’’deyip sevdiğiniztakıyı kutunun içine geri bırakıyorsunuz.
Arkasından kağıdı kalemi elinize alıp
’’ Bugünden itibaren hayatıma……………………………girdi’’ kalıbıyla dilediğiniz kadar çok dilek yazıp kağıdı katlayıp kutunun içine koyuyor ve kutunun kapağını kapatıyorsunuz.
Ritüel alanına üç gün dokunmuyorsunuz.
Dördüncü gün yapılacaklar:
Kutunun içindeki sevdiğiniz takıyı ‘’bugünden itibaren hayatıma aydınlık girdi’’ diyerek 1 ocağa kadar takıyorsunuz.
Dileklerinizin olduğu kağıdı katlayıp sol pazınıza yapıştırıyorsunuz ve 1 ocağa kadar üstünüzde taşıyorsunuz. 1 ocakta toprağa gömüyorsunuz. Yıkanırken çıkarıp tekrar takıyorsunuz.
Şekeri kullanarak tatlı yapıyor ve sevdiklerinize dağıtıyorsunuz.
Bademleri ev halkı yiyorsunuz.
Narlardan birini iki poşetle sarıyorsunuz ve kapınızın önüne çıkıyorsunuz. ‘’ Hayatıma bugünden itibaren şans, bolluk, neşe ve istediğim her şey girdi’’ diyerek patlatıyorsunuz. Sonra çöpe atıyorsunuz.
Narlardan ikincisini soyup konu komşu eş dost yiyorsunuz.
Narlardan üçüncüsünü eve bolluk bereket gelmesi için yemek masasında bir tabağa koyup 31 aralığa kadar bekletiyorsunuz ve sonra tüm ev halkı yiyorsunuz.
Şifa olsun,
Anette İnselberg / Her Şey Değişir
Not 1: Evet karton ve mumlar ve kalem kırmızı olacak. Kartonu daha sonraki ritüeller için saklayabilirsiniz. Mumdan arta kalanları toprağa gömebilirsiniz.
Not 2: Evet kutu istediğiniz renk ve büyüklükte olabilir.
Not 3: İsteyen evinin isteyen işinin önünde narı kırabilir
Not 4: Evet badem olacak
Not 5: 25 aralığa kadar yapılabilir
Not 6: Üstünüze yapıştırdığınız kağıt gece uyurken de üstünüzde olacak çıkarsa sabah tekrar yapıştırın…
Not 7: Evet sevdiğiniz takıyı daha sonra kullanabilirsiniz.
Mimar Sinan‘ın unutulmayan eserlerinde gizlenmiş “BAYKUŞ FİGÜRLERİ”nden birkaçı ve baykuşun hikayesi
1-Selimiye Camii,
2-Süleymaniye Camii,
3-Mihrimah Sultan Camii,
4-Mimar Sinan Üniversitesi’nin logosu.
Baykuşlar Yunan kültüründe bilgeliğin, eski Mısır’da ise uygarlığın temsilcisiydi.
Dünya tarihindeki birçok kültür ve uygarlıkta farklı anlamları olan baykuşun Anadolu’da ise ölüm habercisi ve uğursuzluk sembolü olduğuna inanılırdı.Oysa baykuşlar sadece eskiden ağır hasta olan evlerde ışıklar genelde sabaha kadar yandığından o evlere ya da ışık alabildikleri elektrik direklerinin yakınlarındaki hanelere konar ve böylece ışıkta avlayabileceği hayvanlar hareketli olduğundan daha net görürdü.Ama evdeki hasta öldüğü zaman da ihale ona kalırdı. “Baykuş kondu, baykuş öttü ondan oldu, ondan öldü” vs vs… İnançlar, hurafeler hep böyle neden aramalar, hayaller ve yakıştırmalar üzerine çıkmamış mıdır zaten?Mimar Sinan, eserlerinde bilgeliğinden mi, sevdiğinden mi yoksa Yunan mitolojisindeki sanat, akıl, barış ve savaş tanrıçası Athena gibi dünyaya indiği zamanlar ölümlülere baykuş olarak görünmek istediğinden mi bilinmez, baykuş formlarını hep işlemiş; bizlere de eserlerindeki bu akılalmaz incelikleri hayranlık ve saygıyla selamlamak kalmıştır.
Kaynak: Sanata Dair Her Şey