Limon ve Zencefil ile Kilo Vermenin 5 Yolu

1-limon-çayı[1]

 

Sabahları bir bardak limonlu sıcak su içmek, vücudun yağları yakmasını sağlayan termojenezi aktif hale getirir. Zencefil kökü diğer bir etkili yağ yakıcıdır ve özellikle göbek çevresindeki yağları yakarak daha düz bir karna sahip olmayı sağlar.

 

Eğer kilo vermeyi düşünüyorsanız, size her şeyden önce günlük alışkanlıklarınızı değiştirmenizi tavsiye ediyoruz: diyetinizi daha iyi hale getirin, daha aktif bir yaşam tarzına sahip olun ve günlük besin alımınızı kilo vermeyi sağlayan gıdalarla destekleyin: çaylar, smoothieler, yağ yakıcı meyveler ve şifalı bitkiler. Bugün size limon ve zencefille kilo vermenin beş yolunu anlatacağız.

Limon ve zencefil ile kilo vermek mümkündür

Muhtemelen limon ve zencefilin hem beraber hem de ayrı ayrı olarak fiziğimizi korumamıza yardımcı olduğunu daha önce birçok kez duymuşsunuzdur. Bu gerçekten doğru mudur, yoksa sadece bir şehir efsanesi midir? Tabii ki, sizin de çok iyi bildiğiniz üzere, mucize diyet diye bir şey yoktur. Tüm diyetler bizim de çaba göstermemizi gerektirir. Örnek vermek gerekirse, limon ve zencefil diyetini haftalarca uygularken aynı zamanda yağ, şeker ve fast food tüketmeye devam edersek, hiçbir şekilde kilo vermemiz mümkün değildir. Bir şekilde denge kurmamız gerekmektedir ve burada bahsedilen limon ve zencefil birbirlerini tamamlayan özellikleri sayesinde doğru kullanılmaları halinde bize yardımcı olacaklardır. Bunu nasıl yapacağınızın cevabı ise buradadır:

Limon ile kilo vermek
•Limon kilo vermemize yardımcı olduğu gibi aynı zamanda genel sağlığımız için de çok faydalıdır. C vitamini ve antioksidanlar açısından zengindir ve içerdiği asidite ile iyi bir sindirim sağlar ve karaciğeri korur. Fakat daha fazlası da var: limon idrar söktürücü özellikleri sayesinde detoks imkanı sunar ve dolayısıyla yağ yakımını da arttırır. Bazı kişiler beş gün boyunca meyve, sebze ve limon suyundan oluşan çok sıkı bir diyet uygularlar. Daha önce bahsettiğimiz üzere, bu diyet oldukça katıdır. Fakat hedeflerimize ulaşmak için bu tür aşırı önlemler almak bir gerekliliktir. Limonu farklı şekillerde tüketmek ve her gün dengeli bir şekilde beslenmek, ulaşmak istediğimiz noktaya varmamıza yardımcı olacaktır.

Zencefil kökü ile kilo vermek
•Zencefil, tedavi sanatında çok uzun zamandır geleneksel olarak kullanılan muhteşem bir şifalı köktür. İltihabı azaltma, sindirimi iyileştirme, kolesterolü azaltma, genel rahatlama ve yağ yakma için idealdir. Bazıları zencefili özellikle karın yağlarını yakmak ve daha düz bir karna sahip olmak için kullanır. Zencefil kolayca her yerde bulunur ve faydalarından yararlanmak için birçok farklı yol vardır. Aşağıda bunu nasıl yapacağınızı açıklayacağız.

Limon ve zencefil ile kilo vermenin 5 yolu

1. Sabahları limonlu ılık su

Sabahları limonlu ılık su içmek sağlığınız için çok faydalıdır. Vücut detoksu, yağ yakma, C vitamini ve antioksidanları alma açısından idealdir. Bu içeceği ılık olarak tüketmek vücut ısısını geçici olarak yükseltir ve yağ yakma işlemi için doğru termojenezi aktif hale getirir.

Bu tonik aynı zamanda iltihabı azaltır, karın ağrısına iyi gelir ve kabızlığı önler – oldukça sağlıklı ve kullanışlıdır.

2. Limon suyu, arnavut biberi ve akçaağaç şurubu ile arınma

Daha önce bu kolay ve etkili yağ yakma yöntemini duymuş muydunuz? Gerçekten mükemmeldir. Hafif baharatlı bir içeceği kullanarak metabolizmamızı hızlandıran ve yağ yakımını arttıran arındırıcı bir diyettir. En iyi sonucu almak için bu arındırıcı diyeti yaklaşık on gün boyunca uygulamalısınız. Günde bu içecekten üç bardak tüketmelisiniz: kahvaltıda, öğle yemeğinden önce ve akşam yemeğinden önce birer bardak tüketin. İlk olarak bir limonun suyunu sıktıktan sonra kaynatın, kaynamaya başlayınca bir tutam öğütülmüş arnavut biberi ekleyin ve için bir yemek kaşığı akçaağacı şurubu ekleyin. Son olarak, karışımı üç bardak suya ekleyin ve karıştırın. Günde üç kez tüketmeniz gereken içecek budur. Bu içecek size kendinizi çok daha iyi hissettirecektir ve ayrıca kilo verme üzerinde oldukça etkilidir.

3. Limon, nane ve greyfurt çayı

Bu çay çok etkilidir ve yapımı da oldukça kolaydır. Bu çayı günde iki kez içebilirsiniz. İhtiyacınız olan tek şey yarım limonun suyu ve bir greyfurtun suyudur. Bu iki meyvenin suyunu bir bardak suyla karıştırın ve çaydanlığa koyun. İçine iki yaprak taze nane ve limon kabuğu rendesi ekleyin ve kaynatın. Kaynamaya başlayınca altını kısarak demlemeye bırakın. İçerken damak zevkinize göre içine bir yemek kaşığı bal ekleyebilirsiniz – afiyet olsun.

4. Zencefilli limonata

Eminiz ki bu klasik diyet içeceğini daha önce duymuşsunuzdur. Yağ yakmada, sindirimi iyileştirmede, sıvı birikimi ve iltihap oluşumunu önlemede bize oldukça fazla şekilde yardımcı olan bir içecektir. Bu içecek tariflerinden biri şöyledir; iki limonun suyunu sıkın, içine doğradığınız taze zencefil kökü ile kaynatın. Kaynamaya başlayınca altını kısın ve içine bir litre su ile beraber iki parça limon kabuğu ekleyin. Eğer bu karışımı bir su şişesinde muhafaza ederseniz, gün boyunca yemeklerden önce içebilirsiniz. Kilo vermek için birebirdir fakat sağlıklı bir diyete sahip olmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın.

5. Zencefilli yeşil çay

Bu antioksidan açısından zengin içecek öğleden sonra tüketmek için birebirdir. Yeşil çayın kilo vermeyi nasıl arttırdığını zaten biliyoruz. Yeşil çay “1001 özellikli çay” olarak bilinir ve yağları hedef alarak yağ birikimini önler, ayrıca kolesterolü düşürür ve sindirimi iyileştirir. Zencefil kökü ile kombine edilerek sağlığımız için çok faydalı ve fiziğimizi korumaya yardımcı bir içecek halini alır. Afiyet olsun.

10 ADIMDA BOLLUK BEREKET EGZERSİZİ

ceyrek-altin-kac-lira-20-mayis-ceyrek-altin-fiyatlari-75554-20052015173720[1]

LİSTE YAPIN Sizin için önemli olan şeylerin listesini yapın, hayatınızın nasıl olmasını istediğinizi anlatan bir yazı yazın.

HAYATINIZA İYİCE BAKIN … Yaydığınız enerjiye, etkileşim içinde olduğunuz insanlara, oturduğunuz yerin, yediklerinizin, duygularınızın durumuna, sürdürdüğünüz yaşamın sizin değerlerinize uyup uymadığına bakın. Eğer uymuyorsa, istediğinizi yapmaktan sizi alıkoyan ne, bunu düşünün.

OLUMLAMALAR Eğer kendinizi, huzursuz hissediyorsanız ve istediğiniz hayatı yaşayamıyorsanız, düşüncelerinizi, inançlarınızı, duygularınızı ve bilincinizi ifade etme tarzınızı değiştirin. Kendinizi ve kimseyi yargılamadan olumlu cümlelerle isteklerinizi dile getirin.

POZİTİFİ VURGULAYIN Yaptığınız seçimlerden pozitif ya da negatif bir sonuç bekleyebilirsiniz. Negatif bir sonuç bekliyorsanız, pozitif bir gelecekten çok negatif bir geleceğiniz olur. Siz yardımınızı esirgemedikçe hayatın da yardım ettiğine ve huzurlu, doyurucu bir yaşam sürebileceğinize inanın. Pozitif bir açıdan bakmayı öğrenirseniz, şükran duymayı öğrenirsiniz. Bir şeylere yeterince sahip olmadığınızı düşünecek yerde sahip olduklarınızı takdir etmeye başlarsınız.

KENDİNİZE SEVDİĞİNİZ BİRİ GİBİ DAVRANIN Size, mevcut halinizle mükemmel olmadığınızı söyleyerek eleştirileri kafanızdan atın. Kendinize sevgi dolu bir şefkatle davranın ve günde en az bir kez “Seni, olduğun gibi seviyorum ve kabul ediyorum” demeyi unutmayın. Sevdiklerinize yapmadığınız şeyleri kendinize de yapmayın.

İLİŞKİLER KURUN Hayatınızı başkalarıyla paylaşmanız size kendinizi iyi hissettirir ve bolluğu hissetmenize katkıda bulunur. Onları takdir ettiğinizi göstermek için zamanınızı ya da kaynaklarınızı özgürce verin. Eğer yoksunluk hissediyorsanız, daha çok insanla daha anlamlı ilişkiler kurmak için çaba gösterin. Toplantılara, ilginizi çeken çağrılara, spiritüel toplantılara..vb katılın.

GEÇMİŞİ BIRAKIN Bağışlamak ve geçmişin acılarını bırakmak zaman alır ama pozitif enerjinin hayatınıza gireceği kapıyı açar. Geçmişi bırakma sürecine, artık işinize yaramayan ya da hayatınızdaki huzursuzluk zamanlarını size hatırlatan şeyleri temizleyerek başlayabilirsiniz.

KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN Kim olduğunuzu öğrenmek için bir süre yalnız kalın. Meditasyon yapın, hoşlandığınız şeyleri yapmak için zaman ayırın. Doğayla mümkün olduğu kadar çok bağlantı kurun. Bir ot yığınının üzerinde oturup altınızdaki toprağı hissetmenizin bile size yardımı olur. Kuşların, ağaçların ve çiçeklerin farkına varın. Çıplak ayakla toprakta yürüyün. Yalnız olduğunuz zamanlar düşüncelerinize dikkat edin. Şayet düşünceleriniz negatifse, yerlerine pozitif düşünceler koyun. İsteğinizi sanki olmuş gibi zihninizde canlandırın.

HAYATINIZIN SORUMLULUĞUNU ALIN Bugüne kadar yaşadıklarınız için başkalarını suçladıkça ya da kurban rolünüzü sürdürdükçe istediğinizi yaratma gücünüzü harekete geçiremezsiniz. Başarılı insanlar, gösterdikleri tepkilerin hayatlarının seyrini belirlediğini anlatırlar. Bugün sahip oldukları şeylerde kendi oynadıkları rolün önemini vurgularlar. Kendilerine değer verirler. Buradaki fikir, hayatı kendinize rağmen değil, kendinizle beraber oluşturmaktır.

HER GÜN SİZİ AMAÇLARINIZA YAKLAŞTIRAN YENİ BİR ŞEY YAPIN Hayatınızı bilinçli değiştirin. Bu çaba ve girişim ister. Başarıyı, görünmez bir güç getirmez. Düşüncelerinizi gözden geçirin. Para, sağlıklı beslenme, geçmişte kaşlarımızı çatıp baktığınız birine gülümseme ya da armağan verme gibi konularda neler hissettiğinize bakın. Her gün küçük bir adım atın, değişim sürecinin farkına vararak tadını çıkartın.
alıntı

KADINLARI SABOTE EDEN 12 CÜMLE

images[1]

Kişinin kendi kendine yaptığı olumsuz iç konuşmalar nedeniyle özgüveninin düşmesi ve kendini gerçekleştirmesinin engellenmesi olarak tanımlanan “Self Sabotaj” daha çok çocukluk döneminde öğrenilen hatalı düşüncelerden kaynaklanıyor

International Hospital’dan Psikolog Dr Ferahim Yeşilyurt klinik psikolojide/ psikiyatride bir hastalık olarak tanımlanmasa da olumsuz iç konuşmaların bazı psikolojik sorunlara neden olarak rahatsızlığın şiddetini artırabildiğini söylüyor

Psikolog Dr Ferahim Yeşilyurt kadınların en çok kurdukları 12 cümle ile kendi kendilerini sabote ettiklerini belirtiyor:

-Diğerlerinden farklıyım onlar daha akıllı
-Ben zaten her zaman geriden giderim
-Keşke daha güzel olsaydım (güzel değilim)
-En iyisi olmalıyım
-Keşke daha zeki bir kadın olsaydım
-Herkes benden daha çok çalışıyor
-Ben beceriksizin tekiyim
-Hafızam pek iyi değildir
-İsimleri aklımda tutamam
-Benden bir şey olmaz
-Çok sinirliyim dengesizim dağınığım
-Korkağın tekiyim

İÇ SESİMİZİN TONUNU ANNEMİZİN TAVRI BELİRLİYOR

Çocuklar konuşmaya ilk başladıklarında yapacaklarını tek tek ifade ederler ‘Kamyonu alıyoruz oyuncağı üzerine koyuyoruz’ gibi Bir süre sonra bu konuşmalar yok olur Yaşamımızdaki ilk konuşmalar anne ve yakın çevrenin etkisiyle oluşuyor Dr Ferahim Yeşilyurt’a göre eğer endişeleri nedeniyle korumacı bir anne yanında büyüyorsanız çevresel konuşmalar bu doğrultuda oluşuyor Karamsar bir anneniz varsa siz de olaylarla ilgili karamsar konuşmalar yapmaya başlarsınız Bir süre sonra ise bu iç konuşmalarınızı başkaları duyamaz Ama kendi içinizde devam eder gider

Çocukken anneniz izin vermemesine rağmen bardaktan su içmeyi istediniz Suyu içerken bardak elinizden kaydı ve yere düştü Yerlere su ve cam parçaları dağıldı Eğer anneniz “Aptal çocuk seni Sana söyledim değil mi içemezsin diye ortalığı berbat ettin” biçiminde konuşursa siz de bu konuşma tarzından etkilenirsiniz

Anneniz olaya daha sakin de yaklaşabilir “Şimdi içemiyorsun ama biraz büyüdüğünde tek başına bardaktan su içebilirsin” biçiminde konuşursa daha umutlu bir konuşmayı öğrenmiş olursunuz

40 KERE SÖYLEYİNCE OLUYOR!

İç konuşmaların öğrenilmesi zamanla olur Birkaç kerelik yapılan konuşmalardan çok zaman içinde sürekli tekrarlanan konuşmalar daha fazla yerleşir Çünkü öğrenmede tekrarın yeri büyüktür Burada da yapılan tekrarlayıcı konuşmalar olumsuz düşüncelerin yerleşmesine neden olur Kendi kendini sabote eden kişiler kendileriyle olumsuz iç konuşmalar yapmaktadır Yapılan bu konuşmalar ise yaşadıkları kaygı ve üzüntüleri artırmaya yarıyor

Psikolog Yeşilyurt kendi içimizde gerçekleşen bu olumsuz iç konuşmaları değiştirmenin mümkün olduğunu dünyadaki pek çok uzmanın bu görüşü paylaştığını söylüyor Çocukluktan itibaren kendi kendimize yaptığımız olumsuz iç konuşmalar zaman içinde otomatikleşir Ve kolaylıkla olumlu biçime dönüştürülemez Bu nedenle arkadaşlar ve aileler tarafından “Yanlış düşünüyorsun öyle düşünme abartma” gibi o anki olumsuz iç konuşmalarınızı değiştirmeye yönelik çabalar işe yaramaz Hatta bazen sizi daha fazla kızdırabilir Bu nedenle eğer kendi başınıza bu sorunların üstesinden gelmekte zorlandığınızda bir uzmandan yardım almanız faydalı olacaktır

Kendi kendinizi sabote etmekten kurtulmak için şu soruların yanıtlarını arayabilirsiniz:

-Bu düşünce için ne gibi kanıtlarım var?
-Bu durum için başka bir bakış açısı olabilir mi?
-Bu düşünce için ne gibi kanıtlarım var?
-Kendinize gerçekçi olmayan standartlar mı belirliyorsunuz?
-Sorunlarla baş edebilme yeteneğinizi mi küçümsüyorsunuz?
* Alıntı

GEÇMİŞİNLE YÜZLEŞEREK… GELECEĞİNİ YARATMA EGZERSİZİ

maxresdefault[1]
Geçmişe takılı kalan duygu ve düşünceleriniz yaşama gücünüzü azaltabiliyor. Ama hemen karamsarlığa kapılmayın. Bu durumu değiştirmek için sadece 10 güne ihtiyacınızvar.
İşte iyi anıları parlatmak ve kötü hatıralardan kurtulmak için psikoterapist Derek Draper ve klinik psikolog Cecilia d’Felice tarafından Psychologies dergisi için hazırlanan 10 günlük anı egzersizi!

Geçmişini bilmeyen geleceğe bakamaz derler. Sayfalarımızda yer verdiğimiz egzersizde bu mantıktan yola çıkıyor. O nedenle 10 gün boyunca, çocukluktan beri sizi etkileyen ve bugünkü sizi oluşturan her olayı ve kişiyi ele almanız gerekiyor.
Çünkü eğer kendimizi bu eski metinlerde çözebilirsek yeni hissetme, düşünme ve var olma yolları geliştirebiliriz.

10 adımlı bu egzersiz, geçmişin size hükmeden yönlerinden kurtulup iyi bir gelecek kurmanıza yardımcı olacak. Nasıl mı? Zihninizi değişik yollardan düşünmeye cesaretlendirerek.
Psikoterapist Derek Draper ve klinik psikolog Cecilia d’Felice tarafından hazırlanan anı egzersizinin her adımını sırasıyla uygulamanız şart.

Geçmiş üzerinde düşünmek ıstırap verici olabilir. Eğer bu çalışmadan dolayı
kendinizi çok mutsuz hissederseniz, özellikle de çocukluğunuzda bir travma
yaşadıysanız, profesyonel yardım almanızı öneririz ama pek çok insanın da bu
egzersizden fayda gördüğünün belirtildiğini not etmek isteriz. Kolay gelsin.

BİRİNCİ GÜN

Yüzleşin

Öncelikle şu an kafanızda dolanan sorunlarınızı alt alta yazarak bir tablo
oluşturun. Patlamamak için kendinizi zor susturduğunuz olayları ya da pek önemliolmadığını düşündüğünüz hatta komik bulduklarınızı bile yazın.
Bunlar günlük veyagenel problemler olabilir. Sonra hemen yanına bunların kritiğini yapın. Aşağıda sizeyardımcı olması için nasıl bir tablo oluşturmanız gerektiğini göreceksiniz.

Örnek: Önemli bir telefon numarasını kaybettim / Ben salağım
Patronum yaptığım hatayı düzeltmemi söyledi / Neden daima hata yapıyorum
Postaneden almam gereken bir paketi almadım / Çok tembelim

İKİNCİ GÜN

İçinizdeki dostu uyandırın

Muhtemelen şu an bir gün önce hazırladığınız uzun listeye bakıyorsunuz. Şimdi size bir iyi, bir de kötü haberimiz var. Kötü haber, kafanızdaki olumsuz düşünceler beyninizin kıvrımlarındaki yollarda devamlı olarak izler bırakıyor.

İyi haber, bu düşünceleri iz bırakamadan durdurabilir hatta daha da iyisi yerlerine destekleyici, cesaretlendirici ve bereketli yeni alternatif düşünceler koyabilirsiniz. Bu ilk etapta kolay olmayabilir ama zamanla neredeyse içgüdüsel hale gelecektir. Yabancı dil öğrenmek ya da “egzersiz” binmek gibi.
Yani nasıl yapılacağını biliyorsunuz ama sadece pratiğe ihtiyacınız var. Şimdi elinizdeki listenizin sağ yanına bir blok açın. Burası sizin için iyimser bir arkadaş sesi olacak.

Bu üçüncü bloğa sorunlarınızla ilgili olarak iyi bir arkadaşınızın size söyleyecek olduğu şeyleri yazın. Ya da böyle bir durumda siz arkadaşınıza ne söylerdiniz onu yazın.

Örnek: Önemli bir numarasını kaybettim / Ben salağım / Ama bu her zamanolmuyor ki! Bir telefon defteri alıp numaralarımı ona kaydetmeliyim.
Patronum yaptığım hatayı düzeltmemi söyledi / Neden daima hata yapıyorum
/ Benden her zaman şikâyetçi değil ki. Hatta dün bir proje için bana
övgüde bile bulundu. Postaneden almam gereken bir paketi almadım / Çok tembelim / Yarın zaman yaratacağım, ayrıca bu o kadar da önemli değil

ÜÇÜNCÜ GÜN

Yetiştirilme tarzınızı çözümleyin

Bazı aileler duygusal olarak içe kapanık ve büyümekte olan çocuklarının
ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalabiliyor. Kimileri ihmalkâr oluyor, kimileri de bir mayın gibi devamlı ateş saçarak çocuğun kendini hırçın ve karmakarışık hissetmesine neden olabiliyor. Bu geçmiş deneyimlerinizdeki olaylarla bir bağ kurmanıza yardımcı olacak.

İyi ya da kötü. Nazikçe, acele etmeden ilerleyin. Bu aşamada, anılarınızın acı verici olabileceğini unutmayın. Geçmiş türbülansında kendinizi üzgün, karışık ya da kızgın hissederseniz bu hislerin doğal olduğunu hatırlayın. Ve şu soruları yanıtlayın;

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Yetiştirilme tarzınızdan memnun musunuz?

Çocukken sevildiğinizi düşünüyor muydunuz?

Eğer yanıtınız “evet” ise size bunu düşündürten nedir?

Anne-baba, ve eğer olduysa bakıcınızın, sevgisini ifade ediş tarzından dolayı mutlu muydunuz, mutsuz mu?

Eğer sevilmediğinizi düşünüyorsanız, neden?

Bir süre aileniz -ve bakıcınız- üzerinde yoğunlaşın. Belki sevgileri koşullu,
sınırlayıcı, hükmedici veya katıydı. Duygusuz, soğuk, sebepsiz beklentiler ve
isteklerle doluydu belki de… Tüm duygu ve düşüncelerinizi yazın. Üzüntü, acı ya da her neyse.Ama kendinizi yargılamayın. Bu aşama, inkâr ettiğiniz, kaçtığınız ya da reddettiğiniz duyguları açığa çıkarmak içindir.

Eğer kendinizi bunalmış hissederseniz çalışmayı durdurun ve sizi mutlu edecek bir şeyler yapın. Yürüyüşe çıkın, bir arkadaşınızı arayın ya da sevdiğiniz biriyle kucaklaşın. Neler hissettiğinize de dikkat edin. Hazır hissettiğinizde egzersize devam edin.

DÖRDÜNCÜ GÜN

Geçmişteki sizle buluşun

egzersiz tamamıyla hayal gücünüze dayanıyor. Daha genç halinizle hatta
çocukluğunuzla buluşup konuşma imkânı sunuyor size. Yani şu an aramakta olduğunuz halinizle. Bunlar kulağa garip gelebilir, ama çok faydalı bir egzersiz.

Ne zaman sakinleşmeye veya kafanızı dinlendirmeye ihtiyacınız olursa kullanabilirsiniz. Kimse tarafından rahatsız edilmeyeceğiniz sessiz bir yer bulun öncelikle kendinize.

Rahatça oturun ve gözlerinizi kapayın. Elleriniz kucağınıza düşsün. Derin nefes alın. Her nefesle bedeninizin bir kısmı gevşesin. Başınız, omuzlarınız, kollar, göğüs, mide, bacaklar ve ayaklar. Aklınıza amaç dışı düşünceler gelirse onlardan kurtulun. Gevşemeyi başardıktan sonra ilk gün yazdığınız uzun listeye gözatın.

Ve ilk kez ne zaman böyle şeyler hissetmeye başladığınızı hatırlayın. Şimdi zaman makinesine binin ve geçmişe yol alın. Belki 10 yaşındaki halinizdesiniz; belki bluğ dönemindesiniz ya da okula ilk başladığınız gündesiniz. Eğer başarabilirseniz o yaştaki yüzünüzü de görmeye çalışın.

Yüzünüzdeki ifadede ne var? Mutluluk mu? Korku
mu? Heyecan mı?

Şimdi aklınıza ne geliyorsa sorun ona. “Merhaba orada mısın? Nasıl hissediyorsun?

Nasıl gidiyor” gibi. Size ne yanıt veriyor? Belki utangaçtır ya da içekapanık ve güvensiz. “Ne hissettiğini biliyorum” deyin ona. “Ben de öyle hissediyorum, kendimizle ilgili çok eleştiri duyuyoruz, artık neredeyse bunlara inanmaya başladık” deyin. “Ama şimdi ben bunu değiştireceğim.”

Bu aşamada izlemeniz gereken bir senaryo yok. Önemli olan nokta kendi çocukluğunuzla yetişkinliğiniz arasında bir bağ kurabilmek ve ikisini birbiriyle konuşturabilmek. Bunun için yazıyı da kullanabilirsiniz. Mektup yazmak duygu ve düşünceleri en iyi ortaya çıkaran eylemlerden biridir.

Çocukluğunuzdan yetişkinliğinize ya da önceki halinizin nasıl hissettiğiyle ilgili olarak o zamanki ailenize bir mektup yazabilirsiniz. Bunun tersini yapıp yetişkin halinizden çocukluğunuza da bir mektup gönderebilirsiniz.

BEŞİNCİ GÜN

Kızgınlığınızı tanımlayın

Bu egzersiz ailenize karşı duyduğunuz herhangi bir öfkeyi açığa çıkarma noktasında sağlıklı ve yapıcı bir yöntemdir. Bir kalem kâğıt alın. Anne – babanıza, veya bakıcınıza, ne tür bir öfke duyduğunuzu tanımlayın.

Çocukken onlara kızdığınız belli olaylar ya da zamanlar var mıydı?
Bunları onların yüzüne karşı söyleyebiliyor muydunuz? Eğer söyleseydiniz ne olurdu?

Eğer kendinizi terk edilmiş hissetseydiniz bunu nasıl gösterirdiniz?
Çocukken kızgınlığınızı engelliyor muydunuz?

Kızgınlığınızı dillendirirken nasıl bir his meydana geldiğini tanımlayın. Donuk mu, keskin mi, korku ya da acı veriyor mu? Tüm hissettiklerinizi hem çocuk hem de yetişkin halinizle ayrı ayrı yazın.

ALTINCI GÜN

Ailenizi anlayın

Şimdi ailenizin duygusal dünyasını anlamaya çalışacaksınız. Bu kolay olmayacak çünkü ailemiz hakkında düşünürken genellikle bir şeyleri tam olarak anlayamadığımız çocukluk penceresinden bakarız. Bu da onları objektif bir açıdan görmemize engel olur.

Eğer onlara sağlıklı ve pozitif bir açıdan bakabilseydik gerçek dünyalarını anlayabilirdik. Bu egzersiz anne-babanızın birbirleriyle ve sizinle nasıl bir duygusal iletişim içerisinde olduğunu gösterecek. Kendinize şunları sorun;

Anne-babam duygusal olarak kendilerini nasıl ifade ederdi?
Sadece negatif mi yoksa pozitif duygular mı açıklanırdı?
Duygularını bastırıyorlar mıydı?
Ben duygularımı belli etmemeyi mi öğrendim?
Neden böyle davrandılar?

Şimdi onlarla ilgili nasıl hissettiğinizi düşünün. Kızgınlık egzersizine bir
gözatın. Duygu ve düşüncelerinizi en küçük ayrıntısına kadar yazın.

YEDİNCİ GÜN

Kendinizi yetiştirin

Bu egzersiz çocukken yüz yüze kaldığınız hüsranları, artık bir yetişkin olduğunuzu bilerek aşmanıza yardımcı olacak. Dr. Alice Domar “Kendini yetiştirmek” isimli kitabında ailenize ithafen kendi kendinize şu sözleri söylemenizi öneriyor:

Bana hayat verdin ama sana hayatımı borçlu değilim.
İlgiyi hak ediyorum.
Senin koşulsuz saygı ve ilgini hak ediyorum.
Kendimi sana ispatlamak için yaşamayacağım.
Senin yerine getirilmemiş rüyalarını yaşamak zorunda değilim.
Kısıtlamalarına rağmen senin sevginle beslendim.

SEKİZİNCİ GÜN

Şefkatle hatırlayın

Yaşadığımız gerçekleri tamamen tanıyıp kabul etmedikçe kendimizi genellikle geçmiş acı anılar arasında sıkışıp kalmış buluruz. Bu durum kendimizi boşlukta, üzgün, ağlamaklı ve bunalmış hissetmemize neden olur. Geçmişle ilgili duygularımızı örtbas etmek yerine yazma yoluna gidersek bir süre sonra bunları benimsemeye başlayabiliriz.
Eğer duygularımızı tanırsak beraberinde onları gözetebilme şansına da sahip oluruz. Sabit bir geçmiş içerisinde tıkılıp kalmak duygusal olarak gelişmemize yardım etmez. Geçmiş anılarımızı tanıyıp izleyerek bize pozitif bir gelecek kurmamız yolunda yardımcı olmasına izni vermeliyiz.

Geçmişte yaşadığımız acı olaylara baktığımızda, kendimize bunların biz henüz güçsüz ve gençken olduğunu hatırlatmalıyız. Ama artık güçsüz değiliz. Şimdi daha önceden keşfettiğiniz içsel arkadaşınızın sevecen ve şefkatli olmasına izin verin.
Olayları farklı görmenize yardımcı olsun. Hatırlamanın acı veren yolunda sıkışıp kalmak istemeyen şefkatli içsel arkadaşınızın sesini dinleyin ve düşüncelerinizi yazın

DOKUZUNCU GÜN

Geçmişi kabullenin

Duygusal anlamda yaşadıklarımızın farkında olduk, bize nasıl hissettirdiklerini
gördük ve artık bunlara şefkatle bakabilir, bağışlayıcı olabiliriz. Ailenizi, veya
bakıcınızı, affetmek zor olabilir ama ancak bağışlarsanız kabullenebilirsiniz.
Geçmişimizi kabullenmek pasif bir teslimiyetçilik değildir. Kabullenişle birlikte
özgürlük de gelir. Geçmişimizden ve acılarımızdan özgürleşmek! Şimdiyi ve
geleceğimizi duygusallardan bağımsız kılmak! Şimdi kendinize şu soruları sorun;

Geçmişimle ilgili şu an inandığım şey nedir?
Geçmişimle ilgili inandıklarımı kabullenebilir miyim?
Geçmişimdeki kötü anıların çıkıp gitmesine izin verebilir miyim?

Bu egzersizlerden sonra hâlâ kendinizi geçmişinizden özgür kılamıyorsanız kendinizi yargılamayın. Bu, egzersizleri daha çok yapmanız gerektiği ve daha fazla zamana ihtiyacınız olduğu anlamına geliyor. Duygularınız üzerine daha çok çalışmalısınız.

Belki size nerede ve neden sıkışmış hissettiğiniz konusunda alternatif bir
perspektiften bakmanızı sağlayacak bir arkadaşınızdan veya bir aile üyesinden yardım isteyebilirsiniz. Unutmayın ki bu duyguları hayatınız boyunca taşıdınız. Aniden değişmeyebilirler, sonuca varana kadar üzerinde defalarca çalışmanız gerekebilir.

Kendinize karşı daima nazik ve yaşadıklarınızla, hissettiklerinizle ilgili olarak
şefkatli olun; bunun hayati olduğunu unutmayın. Şimdi finale geçebiliriz.

ONUNCU GÜN

Kötü anıların gitmesine izin verin

Ritüel ve seremoniler tarihin başlangıcından beri hep çok önemli olmuşlardır.
İnsanoğlu hedeflerini gerçekleştirmede sembollerin ve kutlamaların etkili olduğuna inanır. Kendi seremoninizi düzenleyin. Bir mum yakın, dua edin, bir balon salın gökyüzüne ve geçmişinizdeki negatif mesajları bırakın gitsinler. Bu, geçmişte ve bugünde rahatlamanızı sağlayıp geleceğe bakabilmenizi sağlayacaktır.
(ALINTI)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Burdur’daki tek kadın elektrikçi, 43 yaşındaki Aysun Ural güneş enerjisi’nden ürettiği malzemelerle görenleri şaşırtıyor…

1-2[1]

Evli ve iki çocuk annesi Ural, kendi çalışması ile, okuyarak ve araştırarak güneş enerjisi’nden elde edilebilecek, tasarruflu elektrik malzemeleri ile ilgili bilgi edindi. Eşinin de desteği ile Burdur’da iş yeri açan 1971 doğumlu Aysun Ural;, ‘Kendi Elektriğini Kendin Üret’ projesi Burdur’da bu işi profesyonelce yapan tek kadın işyeri sahibi olma özelliğini de taşıyor.

‘AİLECE ELEKTRİK İŞİYLE UĞRAŞIYORLAR’

Elektrik gereken her yerde kullanılabilecek, güneş enerjisi’nden üretilen ürünlerle Burdur’da görenlere parmak ısırtıyor. Ailece elektrik işiyle uğraştıklarını kaydeden Aysun Ural, kendi imkanlarıyla Açıköğretimde Elektrik ve Elektronik Bölümü’nde okuyor. Bozulan her elektronik ürünü, kullanılabilir hale getirebildiğini söyleyen 43 yaşındaki Ural; “eşim ve çıraklarım ile bu işin başına geçtik. Günde 8- saat güneş görüyoruz. Bunu niye kullanmayalım? Güneş, elektrik gereken her yerde kullanılabiliyor. Evde, tarlada, işyerinde, köylerde besicilerin kullandığı ağıllarda… Neden israf edelim, kullanmayalım?” dedi.

‘YENİ MALZEMELERİ İZMİR ve İSTANBUL’DAN GETİRTECEĞİZ’

Güneş enerjisi‘nden elektrik üreten ürünlerin yanı sıra, yaptığı icatlarla da meşhur olan Aysun Kural, aküyle çalışan bir buzdolabı yaptığını, yurt dışından motorlarını, yeni kasasını ise İstanbul ve İzmir’den getirtmek için araştırdıklarını anlattı. Yeni kasayı getirtmek için mali hesap yaptıklarını ve proje aşamasında olduğunu kaydeden Aysun Ural, yurt dışında yaşayan kamyon şoförleri için de aydınlatmalı, LED Türk Bayrağı yapmış. Aydınlatmalı lambayı, şoförlerin, yurt dışına çıkışlarında Türk olduklarını göstermek için yaptıklarını söyleyen 43 yaşındaki Kural, “Bunu facebooktan bir şoför görmüş. Konya’dan bir müşteri geldi. 8 tane satın aldı. Tır Şoförleri hem gece lambası olarak, hem de Türk olduklarını belirtmek için bunu kullanıyorlar” diye konuştu.

‘YURT DIŞINA SATIŞLAR İÇİN İNGİLİZCE ÖĞRENİYOR’

Bu özel malzemeleri üretebilmek için, yurt dışından bazen malzeme getirttiğini, bu malzemelerin üzerinde yazan kelimeleri okuyabilmek için, İngilizce öğrenmeye başladığını kaydeden Aysun Kural, “Kelimeleri not alarak, bir de CDizleyerek İngilizce öğreniyorum. Bu malzemelerin üzerinde yazan kelimeleri okumak ve yurt dışına satmak için. Sürekli kendimi geliştirmek için okuyorum.” dedi.

Hacer ZEREN

Düzenli yürüyüş yap, hastalıklardan kurtul!

1016922_620x413[1]

 

 

Günümüzde şehir hayatı yaşayan insanların önemli bir ortak bir sorunu var; hareketsizlik.
Birçoğumuz bunun farkındayız ama zamansızlıktan yakınarak spor yapmayı geçiştiriyor ve sürekli görmezden geliyoruz. Hareketsiz yaşama göre karbonhidrattan oldukça zengin besleniyoruz ve bunun sonucunda da kilomuz gün geçtikçe artıyor.

Kilomuz artmasa bile kaslarımızı yeterince kullanmadığımız için kaslarımız azalıp bel çevremiz genişliyor, yani vücut kompozisyonumuz değişiyor. Oysa hem sağlığımızı hem formumuzu korumanın basit bir formülü var; düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak! Ancak yürüyüşün etkili olabilmesi için bazı kurallara mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini belirten Acıbadem Beylikdüzü Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Özışık, “En önemli kural da; düzenli ve tempolu bir yürüyüş yapmak.” diyor.

Kronik hastalıkların ortak risk faktörü; hareketsizlik!

Kronik hastalıkların ortak risk faktörü olan hareketsizlik Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünya üzerinde ölüme neden olan risk faktörleri içinde 4. sırada yer alıyor. Yani dünya üzerindeki ölümlerin yüzde 6’’sı hareketsizlik ve bunun yol açtığı hastalıklar nedeniyle oluyor. Bu verilere göre; iskemik kalp hastalıklarının yüzde 27’sinin, diyabetin yüzde 30’unun, meme ve kolon kanserlerinin yüzde 22’sinin gelişiminde ana faktör hareketsizlik.

Ülkemizde hareketsizlik oranı yüzde 71.9

Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’na göre; hareketsizlik oranımız yüzde 71.9. Yine bakanlık tarafında yapılan Kronik Hastalıklar Risk Faktörleri Araştırması’na göre; kadınların yüzde 87’si erkeklerin de yüzde 77’sinin yeterince fiziksel aktivite yapmadığı tespit edilmiş. Bu kadar hareketsizlik ve dengesiz beslenmenin kaçınılmaz sonucu ise obezite ve bu hastalığın yol açtığı diğer önemli sağlık sorunları.

Hareketsiz bir yaşam ne tür tablolara yol açıyor?

Hareket etmedikçe, kilo almaya başlıyoruz. Kilomuz arttıkça metabolizmamızda birçok sorun ortaya çıkıyor; karaciğerimiz yağlanıyor, insülin direnci ve diyabet hastalığı ortaya çıkıyor. Bunların yanı sıra; hipertansiyon, kalp hastalıkları, meme ve kolon kanseri için de daha yatkın hale geliyoruz. Bu fazladan yükü taşıyan eklemlerimizde de sorunlar ortaya çıkıyor, sosyal ve iş hayatımızda enerjimiz azalıyor, cinsel yaşantımız bozuluyor. Alışverişe gittiğimizde üzerimize uymayan kıyafetleri denedikçe de moralimiz bozuluyor.

Doğru ve etkili yürümenin püf noktaları

Düzenli ve tempolu yürümek şart mı?

“Ben zaten iş yerimde ofis içinde yürüyorum” , “Alışveriş merkezlerinde o vitrin senin bu vitrin benim, haftanın 2-3 günü, 3-4 saat yürüyorum” ya da “Arkadaşlarla haftada bir halı sahada maç yapıyorum” diyerek spor yaptığınızı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü yürüyüşün etkili olması için düzenli ve ritmik, yani kardiyovasküler egzersiz niteliğinde olması gerekiyor.

Yürürken kalp hızım ne olmalı?

Nasıl yürünülmesi gerektiği konusunda birçok bilimsel veri ve hesaplamalar olsa da, bu durum sizin performansınıza, egzersiz alışkanlığınıza göre çok değişiyor. Genelleme yapılırsa birkaç temel bilgiye sahip olmak gerekiyor. Bunlardan biri; maksimum kalp hızı ve hedef kalp hızımız.

Maksimum kalp hızı: Kişiye göre değişmekle birlikte; 220’den yaşınızı çıkartarak elde edebilirsiniz ve bu egzersiz sırasında ulaşacağınız en yüksek kalp hızınızı ifade eder.

Hedef kalp hızı: Egzersiz süresince korumanız gereken kalp hızınızı belirtir. Örneğin 39 yaşındaysanız, 220-39=181 atım maksimum kalp hızınızdır. Orta şiddette bir egzersiz yaparken hedef kalp hızı maksimum kalp hızınızın yüzde 50-70’i arasında, şiddetli egzersiz yaparken ise yüzde 70- 85 civarında olmalı. Yani uzun süredir egzersiz yapmıyorsanız ve herhangi bir hastalığınız yoksa, yürüyüş yapmaya başlarsanız ilk başta hedeflediğiniz kalp hızı 90 ile 181, yani 126 arasında olmalı.

Haftada kaç gün ne kadar sıklıkta yürümeliyim?

Kalbiniz ortalama 90-126 arasında atarken, haftanın en az 3-4 günü 30 dakika yürümek sizin için ideal bir başlangıç olacaktır. Daha sonrasında kondisyonunuz arttıkça bu süreyi ve hedef kalp hızını arttırabilirsiniz.

Günün hangi saatlerinde yürümemde fayda var?

Yürümeyi sürdürebildiğiniz bir zamanda yürümelisiniz; yani ‘aktif olduğunuz zamanda’. Sabah 06.00 da uyanıp işe hazırlanıyorsanız sabah 05.00’de kalkıp yürümek, sürdürülebilmesi biraz zor bir sistem. İşten sonra yürüyün, öğle tatiliniz uygunsa öğle tatilinde yürüyün, yatmadan önce yürüyün ama yeter ki yürüyün.

Düzenli yürümenin vücuduma sağladığı faydalar neler?

Hedef kalp hızınıza ulaştığınızda önce vücudunuz enerji gereksinmesi için karbonhidratları kullanmaya başlar. Daha sonra ise depo yağlardan enerji sağlar. Bu da biriktirdiğiniz bel ve karın bölgesindeki yağların azalmasını sağlar. Ayrıca solunum sisteminiz düzenlenir, vücut kaslarınız ve eklemlerinizle birlikte kalp kasınız güçlenir, damarlarınızın elastikiyeti artar. Bunların yanı sıra serotonin düzeyi artacağı için kendinizi daha mutlu hissedersiniz.

Yürüyüş sırasında ve sonrasında herhangi bir problemle karşılaşmamak için nelere dikkat etmeliyim?

Yemekten hemen sonra veya karnınız çok açken yürümeyin. Çok açken yürüdüğünüzde enerji açığı ortaya çıkabilir ve yürüyüşünüzü gereğinden önce bitirmek zorunda kalabilirsiniz. Yemeğin hemen üstüne yürüdüğünüzde ise sindirim sisteminiz çok aktif olduğundan, dolaşım sisteminiz pompaladığı kanı sindirim sistemine yönlendirir, bu da kalp ve kas dokunuza az kan gönderilmesine neden olabilir. Yürüyüş sırasında vücudunuz ter ve solunum yoluyla sıvı ve vücut için gerekli bazı mineralleri kaybettiği için de mutlaka yeterli miktarda sıvı tüketin.

YÜRÜYÜŞÜN KISACA FAYDALARI:

Endorfin salgılar, stres, bitkinlik, kızgınlık hissi azalır

Hastalık kapma riskini en az % 50 düşürür

Kol ve omuz kaslarını çalıştırır

Karın kaslarını çalıştırır

Göz tansiyonu riskini azaltır

Alzhamier riskini yarıya indirir

Kalp ritmini düzenler

Tansiyonu düzenler

Kadınlarda kolon kanseri riskini %30 azaltır

Dengeyi geliştirir

Bacakları güçlendirir

Şımartılan Çocuklar Ağır Bedeller Ödüyor

Published Il Corriere della Sera  RCS Mediagroup

Published Il Corriere della Sera
RCS Mediagroup

 

Avustralyalı tanınmış çocuk psikoloğu Dr. Michael Carr-Gregg’e göre helikopter ebeveynliğin bir anlamda daha ileri bir versiyonu olan ve çocuklarının önüne çıkan her tür zorluğu ortadan kaldıran “kar küreyici” ebeveyn nesli, çocuklarını öylesine el üstünde tuttu ki artık günümüzde ergenler arasında salgın gibi yayılan bir zihinsel rahatsızlığa neden oldular.

Dr. Michael Carr-Gregg, X Kuşağı ebeveynlerinin çocuklarının hayatını çok kolaylaştırdığını, böylece çocukların karşılaştıkları problemleri kendileri çözemez ya da önlerine çıkan engelleri kendileri aşamaz hale geldiklerini söylüyor.

“Bu kuşağın ebeveynleri önlerine çıkan engelleri ortadan kaldırarak, çocuklarının hayatını mümkün olduğunca basit ve kolay bir hale getirmeye çalışıyorlar” diyor Dr. Carr-Gregg.

“Dışarıdan bakıldığında bu hayranlık duyulacak bir şey çünkü hepimiz çocuklarımız için en iyisini istiyoruz ama böyle davranmak onlara dirençli olma konusunda hiçbir şey öğretmediği gibi, evden ayrılıp dünyayla yüzleştiklerinde çok savunmasız olmalarına neden oluyor.”

Bir “kar küreyici” ebeveyn, çocuklarının okula otobüse binerek ya da yürüyerek gitmesini istemek yerine onları okul kapısına kadar bırakıyor.

Çocuklarına en son cihazları ve oyuncakları alıyor, çocukları hiç sürece katmadan çamaşır yıkıyor, evi temizliyor, yemek ya da ütü yapıyorlar, kızlarının ya da oğullarının ev ödevlerini zamanında yapıp teslim etmesini sağlıyorlar.

Dr. Carr-Gregg giderek yaygınlaşan bu ebevyn yaklaşımının, çocuklarına yeterince zaman ayıramadığı düşünen anne babaların suçluluk duymasından kaynaklandığını düşünüyor.

“Bu kısmen de, ailelerin küçülmesinden ve ebeveynlerin çevreden daha az destek almasından kaynaklanıyor” diyor Dr. Carr-Gregg.

“Ebeveynlerin artık çok az zamanı var, kendilerini suçlu hissettikleri için de çocuklarını çok fazla şımartıyorlar.”

Dr. Carr-Gregg’e göre, bunun tek sonucu, şımartılmış ve fazla üstüne düşülmüş bir kuşak değil; gençler kendi problemleriyle başa çıkmaktan aciz oldukları için muazzam bir zihinsel sağlık kriziyle de karşı karşıya kalıyorlar.

Depresyon, kaygı, madde bağımlılığı ve intihar oranlarının oldukça yüksek olduğunu belirtiyor Dr. Carr-Gregg.

“Gençlerin dörtte biri, okuldan mezun olmadan önce ciddi bir psikolojik problem yaşamış olacak, bu da onların çok zayıf bir kuşak olduğunu gösteriyor.”

“Bu aslında çok ironik bir durum çünkü bizler Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ile Vietnam Savaşı’nı gördük ama psikolojik bakış açısından bu çocuklar, ebeveynlerinden ya da onların ebeveynlerinden daha az dayanıklılar.”

Dr. Carr-Gregg, ebeveynlerin, çocuklarına zor işler yaptırarak onların daha büyük zihinsel sağlık krizleriyle karşılaşmamalarını sağlayabileceklerini söylüyor.

“Temel kural, ‘çocukların kendilerinin yapabilecekleri işleri onların yerine yapmamak’ olmalı,” diyor.

Yani, çocukları okula giderken otobüse ya da bisiklete bindirmek veya toplu taşımayı nasıl kullanacaklarını öğretmek gerekiyor. Ayrıca çocukların düzenli olarak yaptıkları ev işlerinin olması, teknoloji kullanımlarının sınırlanması ve belli bir yaşa geldiklerinde, paranın değerini anlayabilmeleri için yarı zamanlı bir işe girmeleri gerekiyor.

“Onları böyle el üstünde tutmayı bırakmalıyız artık, bu durum akıl almaz boyutlara ulaştı.”

“Konuştuğum çocukların pek çoğu hayatında yemek yapmamış, hatta kendi yataklarını bile kendileri yapmıyor, odalarını kendileri toplamıyorlar. Çamaşırlarını kendileri yıkamıyor, gömleklerini kendileri ütülemiyorlar.”

“Çocuklar camdan yapılmadılar, çatlamayacaklardır.”

İşte “kar küreyici” ebeveyn olmadan çocuklarınıza ilgi göstermenizin yolları:

• Uykularını tam alsınlar

Uyku en önemli öğrenme ve ders çalışma aracıdır çünkü yeterince uyumayan çocuklar, “huysuz ve memnuniyetsiz olur, iyi öğrenemez.”

• Sağlıklı bir kahvaltı yapsınlar

Araştırmalar, okul çocuklarının yüzde onunun kahvaltı yapmadığını, yüzde on beşinin ise sağlıksız gıdalar yediğini gösteriyor. Bu çocuklara nörolojik olarak bir şey öğretilemez.

• Teknoloji kullanımını yönlendirip sınırlayın

Dr Carr-Gregg, ebeveynlerin çoğunun, çocuklarının internet ve video oyunlarını sınırlamak için kullanabilecekleri araçlardan haberdar olmadığını söylüyor. Ebeveynlerin, çocuklarının ödevleri için araştırma yapmak için internete girmelerine izin verirken dikkatlerini dağıtacak sosyal medya kullanımını engellemek için bu programları kullanmaları gerekiyor.

• Çocuklarınızla konuşun. Birlikte, masada yemek yeyin.

Ebeveynler, çocukları küçükken onlarla birebir sohbet etmeye yeterince vakit ayırmıyorlar. Birlikte sofraya oturmak ise akademik başarının artmasına ve dil gelişimine katkı sağlarken, alkol ve madde bağımlılığına karşı koruma sunacaktır.

Bu yazı FİDE OKULLARI tarafından desteklenmektedir.

KAYNAK: EĞİTİMPEDİA

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KIRKINDAN SONRA AŞK

12494762_10204380758959069_4153844475280475395_n[1]

 

Kırkından sonra aşk
Ömrü yollarda geçen
iki insanın bir yere yerleşme arzusudur
Artık pembe panjurlu ev değil,
iki mavinin arasında, yeşil küçük bir bahçe hayalidir
Bir fincan kahve ve kitap kokusudur
Yatakta değil ruhunda sevişme zamanıdır
Sevgili oldugunuz için değil,
yanındayım demek için
el ele tutuşma güdüsüdür
Kırkından sonra aşk
Yorgunluğunu örtecek birinin şefkatli ellleridir
Kırkından sonra aşk
Gençlikten kısa, boşa geçen zamanlardan uzundur

Murat Ginlik

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kung Fu Panda 3- Tekrar Tekrar Seyredilmeli…

351400.jpg-c_300_300_x-f_jpg-q_x-xxyxx[1]

Bu çocuk çizgi filmi falan değil düpedüz bizler için… Her sözü bir mesaj, her karede başka ayrıntı yakalıyor insan…

Üstelik ne güzel film bana değil çocuklara diye de savunmaya geçmiyorsun rahat rahat öğretilenleri alıyorsun.

Filmden aldıklarımdan kısaca:

Hem usta, hem öğrenci olabilmeli insan

Herkes kendi potansiyeline erişmeli ve kendisi olmaya çalışmalı.

Başkası olmaya çalışma

Ki ya da Chi yani yaşam gücü enerjini arttırmak için her gün çalışmalısın.

Aldıkça kaybolursun.

Sevgi çok kıymetlidir.

Birlikten güç doğar.

Kendini her zaman daha ileriye götürmelisin.

Kıskançlıkla bir yere varamazsın.

En büyük benim hırsı seni yok eder…

Eeee filme gidin de birazını siz yazın gari…

Notum: 5

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Kansere Karşı En Etkili Sebzeler

J_patlıcan1[1]

 

Kanser, artık normal şekilde fonksiyonlarını yerine getirmeyen hücrelerin anormal büyümesi ile tanımlanan bir hastalıktır. Bu anomali vücudun doğal proseslerinde bozulmaya yol açar, etkilenen organ veya sistemin performansını etkiler. Kanser dünyada ölümlerin bir numaralı sebebidir ve genetik, hormonal bozukluk, alkol veya tütün kullanımı, yetersiz beslenme, duygusal faktörler ve diğer sebepler gibi birçok faktör nedeniyle ortaya çıktığına inanılmaktadır.

Milyonlarca araştırmacı kariyerlerini kansere çare bulmaya adamışlardır ve her gün yeni bir tedavi yöntemi keşfedilmektedir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, yeterli beslenme kanserin gelişimi, önlenmesi ve tedavisinde çok önemli bir yere sahiptir. Daha da fazlası, bazı besinlerin kanser tedavisinde yardımcı olan doğal özellikler içerdiği belirlenmiştir. Kansere karşı etkili besinler arasında vitamin, mineraller, antioksidanlar ve diğer faydalı elementler içeren çok çeşitli sebzeler yer almaktadır. Bu besinler herhangi bir önleme rutini için harika bir kaynaktır. Kansere karşı sebzeler hakkında daha fazla bilgi aşağıda yer almaktadır.

Havuç

Havucun kansere karşı etkili olan özellikleri güçlü bir antioksidan olmasının yanı sıra hücre yenilenmesinde de etkili olan betakaroten ve karatenoid maddelerini yüksek miktarda içermesinden ileri gelmektedir.

Domates

Çiğ domatesler onlara kırmızı rengini vermesinin yanı sıra prostat kanserinin önlenmesine de yardımcı olan güçlü özellikleri barındıran bir karoten olan likopen içerirler. İlave olarak, domates içerdiği A, C ve E vitaminler ve ayrıca içerdiği yüksek miktarda antioksidanlar ile diğer kanser türlerini önlemede de etkilidir.

Kırmızı dolmalık biber

Kırmızı dolmalık biber, kansere karşı çok güçlü bileşenler olan betakaroten, kapsaisin ve likopen barındırmasının yanı sıra birçok farklı faydası da olduğu bilinen bir sebzedir. İlave olarak, kırmızı dolmalık biber A ve C vitaminlerini içerir ve diğer doğal elementler ile bir araya geldiğinde tesirli bir antioksidan oluşturur.

Kırmızı pancar

İçerdiği flavonoid ve betanin ile kırmızı pancar sebzeler arasında anti-kanser özellikleri ile öne çıkan bir sebzedir. Birçok araştırma göstermektedir ki, kırmızı pancar domates, soğan ve salatalık gibi diğer sebzeler ile bir araya geldiğinde hastalık üzerinde güçlü bir önleme etkisi göstermektedir. Pancar vücut sistemlerini arındırma, kanseri önleme ve kalp damar hastalıklarının önüne geçmeye de yardımcı olmaktadır.

Patlıcan

Menekşe tonundaki diğer sebzeler gibi patlıcan da içerdiği antioksidanlar, A, C ve E vitaminleri, lif ve selenyum ile kansere karşı özelliklerle dolu bir sebzedir.

Sarımsak ve soğan

Bu iki sebze bol miktarda içerdikleri faydaları ile bilinmektedir; bunların arasında antibiyotik özellikler, bağışıklık sistemini kuvvetlendirme ve doğal arındırma yer almaktadır. Her iki sebze de içinde sülfür barındıran ve doğal karaciğer temizleyicisi olarak görev yapan allisin maddesi açısından zengindir ve kansere sebep olan kan ve dokularda biriken toksik maddelerin uzaklaştırılmasında yardımcı olurlar.

Lahanalar

Lahanalar (brokoli ve Brüksel lahanası), karnıbahar, turp ve su teresi besinleri kansere karşı etkili kılan flavonoid, glükozinolat ve bisülfat gibi fitokimyasal (bitki kimyası) içerikleri ile bilinmektedirler. Bu sebzeler bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, sisteminizdeki serbest radikalleri elemine eder ve hücreleri korur.

Sağlıklı alışkanlıklarla kanseri önleyin

Yukarıda bahsettiğimiz sebzeler bilinen kansere karşı etkili besinlerdir. Yapılan araştırmaların gösterdiği üzere, bu sebzelerin özellikleri vücudu korumaya, hücre azalmasını önlemeye ve mevcut kanser hücreleri ile mücadele etmeye, vücut savunmasını aktif hale getirmeye ve genel sağlığınızı korumaya yardımcı olmaktadır.

Fakat, “kansere karşı etkili” olmaları bunların mucize tedavi yöntemleri olduğu anlamına gelmez; basitçe tanımlamak gerekirse, bu sebzeler vücut sağlığınızı korumaya yardımcı olurlar ve bu sebzelerden en iyi şekilde faydalanmak için diğer sağlıklı alışkanlıklar kombine etmeniz gerekmektedir.

1. Besleyici gıdalar tüketin

Her zaman yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller ve sağlıklı nişastaları diyetinizde bulundurun, çünkü bu besinleri içeren diyetlerin kanser gelişmesi riskini azalttığı ispatlanmış bir gerçektir.

2. Egzersiz

Kanseri önlemede uygulayabileceğiniz en sağlıklı alışkanlık egzersiz yapmaktır. İlave olarak kilonuzu korumaya, kalp damar hastalıklarını önlemeye ve diğer kanser riskini arttıran durumları önlemede yardımcı olmaktadır.

3. Kırmızı et tüketiminizi sınırlayın

Yapılan çalışmalar çok fazla kırmızı et tüketen kişilerin pankreas, prostat, böbrek ve meme kanserine yakalanma riskini arttırdıklarını göstermektedir.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hem gözlük takıyor hemde yüzünüzde kırışıklığınız var diye üzülmeyin… Kırışıklıklarınızı yok etmenin yüzde yüz formülü bulundu…

mutluluk-1[1]

 

Hem gözlük takıyor hemde yüzünüzde kırışıklığınız var diye üzülmeyin… Kırışıklıklarınızı yok etmenin yüzde yüz formülü bulundu…

Aynanın karşısına geçiyorsunuz gözlüğünüzü çıkarıyorsunuz ve tatatatatat…

Tüm kırışıklıklarınız görünmez hale geliyor…

Kendinizi sağ taraftaki gibi görüyorsunuz…

Nasıl…

Formül süper değil mi???

Tak gözlüğü kırışık…

Çıkar gözlüğü pürüzsüz…

Herşey bu kadar basit işte efem…

Sağlıcakla,

Anette

Not: Bu icadın mucidi tamamen annemdir efem :)))

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ben” im diye etrafınıza gösterdikleriniz yüzde kaçınız sizin? Yüzde kaç mutlusunuz? Yüzde kaç gerçeksiniz?

Rüya-İçinde-Rüya[1]

 

Ben” im diye etrafınıza gösterdikleriniz yüzde kaçınız sizin?

Cesaret edip gösteremediğiniz daha yüzde kaçınız var geride?

Yüzde kaç kendinizsiniz siz? Düşündünüz mü hiç? …

Yüzdeyüz kendiniz olmadığınız için;

Yüzde kaç mutlusunuz?

Yüzde kaç aşıksınız?

Yüzde kaç annesiniz, babasınız, dostsunuz, sevgilisiniz,….?

Yüzde kaç gerçeksiniz siz?

Hayal ettiniz mi hiç, yüzdeyüz kendiniz olabilmeyi?

Tüm çıplaklığınızla ortaya çıkıp, ben buyum işte diyebilmeyi? Hiç rahatsız etmiyor mu sizi, üstünü örtüp, unutmaya çalıştığınız, yok saydığınız o duygular?

Kurtulmak için hiç bir istek duymuyor musunuz, yıllardır ruhunuza yerleştirdiğiniz sizi kısıtlayan o sınırlardan, kurallardan, yargılardan?

Yüzdeyüz kendiniz olarak yaşamak için cesaretiniz mi yok? Yeterince iyi olamamak, red edilmek mi korkutuyor sizi?

Yüzdeyüz kendiniz olarak yaşama riskini mi göze alamıyorsunuz?

! Kişisel arzular yerine hep dışarıdan gelecek motivasyonlara ihtiyaç duymak!

Kendini beyninde oluşturduğun negatif düşüncelerin, koşullanmaların parmaklıkları arasına hapsetmek!

Herşeye önyargı, gelenek yada moda düşüncelerin penceresinden bakmak.

Yüzdeyüz kendin olmak yerine, senden beklenenlere göre kendine sürekli yeni imajlar oluşturmak, olmak istenen kişi olmaya çalışmak!

Ezberci bir makina olmayı, kendi hikayesi olan mutlu ve yaratıcı bir insan olmaya tercih etmek.

Hadi itiraf edin artık kendinize asıl gerçeği! Aslında bunun böyle olması gerekmediğini. Bu yolu kolay olan olduğu için kendinizin seçtiğini.

Bunları bilerek kabullendiğinizi. Keşfedilmemiş yolları denemeye cesaretiniz olmadığı için bilinen, kalabalık ana yolları, ikinci el bir yaşamı tercih ettiğinizi.

Kendi ışığınızın size yeteceğine inanamadığınız için sürekli birilerinin peşinden gittiğinizi. Hadi alın artık üzerinize, yaptığınız seçimlerin, verdiğiniz kararların tüm sorumluluğunu.

Kabul edin artık, parmaklarınızın arasından akıp gidenin kendi hayatınız olduğunu.

Gösterin artık kendinize, mutlu olmak için ne kadar cesur olduğunuzu!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BELKİ BUNU BİLMİYORSUNUZ, AMA TANRI’YA VERİLEN SÖZLER, YEMİNLER BİR YAŞAMDAN DİĞERİNE TAŞINIR…

563601_350004091786636_994432028_n[1]

Şimdi size şunu sorayım,

Aranızdan kaçınız yoksulluk yemini ettiniz? Kaçınız yalnızlık yemini ettiniz?

Duygusal ilişkilerinizin neden yürümediğini bilmek ister misiniz?
Çünkü yürüdüğü her seferinde sizler suçluluk duyarsınız. İçinizdeki yemin size Tanrı’ya tapınmak için bekar kalmanız gerektiğini hatırlatır. Ve bu kadim yeminler içinizde kalıntı olarak yapışıp kalır ve siz onlarla -yeni enerjide bile- mücadele edersiniz.

Belki artık onları bırakmanızın zamanı gelmiştir. Sizlere bu bilgiyi, eğer isterseniz, bu eski enerji yeminlerini bırakmayı düşünmeniz için veriyoruz.

Bunun için şöyle diyebilirsiniz:

“SEVGİLİ RUH, ESKİ ENERJİNİN YEMİNLERİNİ BIRAKIYORUM. BEN BOLLUK İÇİNDE OLMAYI, SEVİLMEYİ, BENİ SEVENLERLE BİRLİKTE OLAYI HAK EDİYORUM. YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPMAYI HAK EDİYORUM.

Şu ruhsal gerçeği hatırlayın:

Önce kendinizle ilgilenin. O zaman çevrenizdeki şeyler değişecektir…

Kyron

kaynak: kozmik şifa

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hint Astrolojisine Göre Hangi Gün Ne Renk Giymeli, Ne Yapmalı ?

ruya_ilginc_bilgiler_th[1]

 

 

Pazartesi

Gezegeni: AY

Rengi: Beyaz

Taşı: Ay taşı, İnci

Enerji Kodu: Yorucu aktivitelerden uzak durmak, temizlenmek, niyet etmek, arınmak, dinlenmek, yemek pişirmek, diyete başlamamak.

Salı

Gezegeni: MARS

Rengi: Kırmızı

Taşı: Kırmızı mercan, Akik

Enerji Kodu: Fiziksel güç isteyen işlere yönelmek, spora başlamak, aktif olmak, hareketli işlere başlamak ve bunları düzenlemek, teknik konulara eğilmek, tadilat ve tamirat yapmak, rekabetle ilgili işlerimizi yapabiliriz.

Çarşamba

Gezegeni: MERKÜR

Rengi: Yeşil

Taşı: Zümrüt, Yeşim

Enerji Kodu: İletişimle ilgili her türlü aktivite, ticari bağlantılar, gençlerle ilgili konuları ele almak, görüşme ve toplantılar yapmak, yazı yazmaya başlamak, eğitim almak veya vermek, seminer ve konferansa katılmak veya vermek, telefon, mesaj, yazışma, interaktif iletişimler.

Perşembe

Gezegeni: JÜPİTER

Rengi: Sarı

Taşı: Sarı safir, Sarı sitrin, Sarı topaz

Enerji Kodu: Yoga, meditasyon, astroloji çalışmaları, ruhsal konular, dini toplantılar, eğitim konuları, seyahat ve benzeri planlamalar, çocuklarla ilgili çözülmesi gereken işler.

Cuma

Gezegeni: VENÜS

Rengi: Beyaz, Yeşil (ayrıca pembe, lila vb. pastel renkler iyidir)

Taşı: Pırlanta, Elmas, Turkuaz

Enerji Kodu: Eğlence, arkadaş toplantıları, aşk ve ilişkiler, alışveriş yapmak, takı ve benzeri alımlar yapmak, estetik ve kişisel bakım randevuları, sosyal alanlarda bulunmak, kendimizi şımartmaya zaman ayırmak, dinlenmek.

Cumartesi

Gezegeni: SATÜRN

Rengi: Gece mavisi, Koyu kahve

Taşı: Mavi safir, Lapus lazuli, Ametist

Enerji Kodu: Sabır gerektiren ama kalıcı işler, üretim alanları, büyük işletmelerle ilgili yatırım amaçlı ve uzun vadeli kararlar, sağlam ve uzun vadeli konulara yönelmek, sonuçları uzun vadeye yayılacak işler, nikah ve düğünler.

Pazar

Gezegeni: GÜNEŞ

Rengi: Turuncu

Taşı: Yakut

Enerji Kodu: Enerjisel olarak fevkalade verimli bir gün olması sebebiyle, tatil için pek uygun değildir. Enerji isteyen konuları, şifa çalışmalarını, yönetsel işleri, idari işleri, işe ve kariyere dönük konuları, olumlu enerjisiyle destekler.

Her gün, yeni bir güne coşkuyla ve sevinçle uyanıyoruz. Hayallerimizi deneyimlediğimiz şimdide, renklerin desteğini alarak, anımızı bir sanat eserine çevirelim.

Keyifle, sevgiyle kolaylaştırılsın…

Batı Tıbbı vücudu bir makine olarak görürken Doğu tıbbına göre vücut bir bahçedir.

998128_357689157687032_810073216_n1[1]

 

 

Bugün modern tıp eğitimi gören insanların birçoğu Doğu tıbbına duyarsız. Oysa bugün Amerika’da kabul görmüş olan birçok tedavi yöntemi Doğu tıbbında 10.000 senedir var olan şeyler.

Alternatif *CAM (Tamamlayıcı ve Alternatif tıbbın ingilizcesi Complementary & Alternative Medicine’ın kısa hali) denen Doğu tıbbı, Ba…tı’nın “Bir ölçü tüm bedenlere uyar” mantığının tersine hareket eder.

Doğu tıbbı insanın ruh ve bedeniyle bir bütün olduğunu; her kişinin bir parmak izi gibi diğerinden farklı olduğunu dolayısıyla hastalığından herkeste farklılık gösterdiği inancında.

Doğu tıbbına bakılarak geleneksel olmayan tıp’’, “folk tıbbı’’, “Doğu tıbbı’’ ve “holistik tıp’’ gibi farklı tanımlar da ortaya çıkmıştır.

Eski Çin’de tıp bilimi, “Tao” üstüne kurulmuştur. Tam olarak çevrilmesi âdeta olanaksız olan bu terim “patika” ya da “yaşam yolu” anlamına gelir. Tao’yla uyum içinde yaşayan insan, sağlıklı insandır.

Doğa yasalarına uygun, olması gerektiği gibi değil de olduğu gibi yaşamak, Tao’yla uyum içinde yaşamaktır. Doğa yasalarına aldırmamak, uyumsuzluk, dengesizlik ve hastalıkla son bulur.

Taocu tıbbı yönlendiren bazı genel prensipler var. Doğu medeniyetlerinde bazı düşünce sistemlerini şekillendiren ve Çin kültürüne şamanizmden miras kalan analoji prensibi ile karşılaşılması şaşırtıcı olmamalı.

Zaten, hem Ortaçağ hem de Rönesans Avrupa’sında da bu prensip simyacılar tarafından benimsenmişti.

Analoji prensibi, benzer formların benzer etkiler ürettiğini kabul eder ve bir objenin numunesinin lazer tekniğiyle bize bütün obje hakkında bilgiler vermesiyle örneklendirebileceğimiz holografi prensibiyle yakın ilişki içindedir. Bu prensibin Antik Çağ’dan beri -sırf Çin’de de değil- bilinegelmekte olduğunu Anaksagoras’ın ünlü “bütün bütünün içindedir” sözü ile anlamaktayız. Bu motta, özellikle Batı simyasının belirleyici formüllerinden olmuştur.

Çinli’ler kendilerine has, tabiri caizse simyevi bir düşünsel stil edinmişlerdir: Dış görünüşlerin incelenmesi, o bireyin içsel durumuna ulaşılmasına da izin verir. Hatta, içselliğin algısını bilgeler direk olarak edinebilirler

Çin tıbbının ardındaki felsefe Budizm ve Konfüçyusçu öğretiler ile Taocu dini ve felsefi birleşik görüşlerin bir karışımıdır.

Her ne kadar geleneksel Çin tıbbı pratisyenleri arasında çok çeşitli düşünce okulları olsa da, temelini beş Taocu aksiyom oluşturur:

İnsanlar da dahil olmak üzere evreni yöneten doğa kanunları vardır.

Evrenin doğal düzeni doğal olarak uyumludur ve iyi düzenlenmiştir. İnsanlar evrenin yasalarına göre yaşadıklarında, bu evrenle ve doğal çevreyle de uyumlu yaşarlar.

Evren dinamiktir, evrende değişmeyen tek şey değişimdir. Durgunluk, evren yasasının karşıtıdır ve Batı tıbbının hastalık olarak adlandırdığı şeye neden olur.

Tüm canlılar birbirine bağlıdır.

İnsanlar çevrelerine çok yakından bağlıdır ve çevrelerinin bütün yönleri tarafından etkilenir.

Fiziksel beden, duygusal ve ruhsal bedenle bir bütündür. Bilim geliştikçe, bizim sadece fiziksel bedenden ibaret olmadığımız, ayrıca enerji bedenimizin de olduğu bilgisi ile karşılaşıyoruz. Newton fiziğinden, Kuantum fiziğine geçişle, katı olarak algıladığımız her şeyin, buna bedenimiz de dahil aslında bir çeşit enerji olduğu anlıyoruz.

Canlı ve cansızın enerji anlamında tek bir bütün olması; fizikte, tıpta, ruhsallıkta, başka algılayış kapılarını açıyor. Özellikle Doğu Tıbbı’nın, yüzyıllardır kullandığı enerji meridyenleri bilgileri yeni yeni ispatlanıyor.

Kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz bugün dünyanın en iyileri arasında yer alır; ‘Operasyon sonrası kalp yogası yapacaksın’ diyor… E Doğu tıbbı bunu 7 bin senedir biliyor! Bugün meditasyonun ya da rahatlatıcı nefeslerin beyin dalgaları ve stres hormonu üzerindeki etkileri son derece net durumdadır.

*********************************************************

Felsefi Arka Plan – Kozmik ve Doğal Düzen

Taocu düşüncede Tao ya da ilk evrensel ilke, bütün doğa modellerinin altında yatan karşıt prensipler dualitesi üretmiştir. Bu yin ve yang prensipleri, zıt kutuplar oldukları kadar karşılıklı olarak bağımlıdır. Bunlar geleneksel Çin tıbbındaki temel kavramlardır.

Yin, soğuk, nemli, loş, pasif, yavaş, ağır ve içe ya da aşağıya doğru hareket eden;

yang ise sıcak, kuru, parlak, etkin, hızlı, hafif ve yukarı ya da dışarı yönelen her şeyi temsil eder.

Her iki kuvvet de doğa ve insan sıhhatinde eşit derecede gereklidir, ayrıca hiçbir kuvvet bir diğeri olmadan var olamaz. Bu iki ilkenin dinamik etkileşimi mevsim döngüsü, insan yaşam döngüsü ve diğer doğal olgularında kendisini gösterir.

Geleneksel Çin tıbbının amaçlarından biri kişinin içindeki yin ve yang’ı ahenkli bir denge içinde tutmaktır.

Taocu öğretmenler Tao’nun yin ve yang’ın yanı sıra, aynı zamanda üçüncü bir kuvvet yani başlangıçta var olan enerji ya da q’yi (ki ya da çi olarak telaffuz edilir) ürettiğine inanmıştır.

Yin, yang ve qi arasındaki etkileşim, Beş Element olan su, metal, toprak, ağaç (tahta) ve ateşi meydana getirir. Bu öğelerin hepsi insan vücudunun yapısı ve işleyişine yansır.

İnsan

Geleneksel Çin hekimleri insan vücudunun yapısını diseksiyon (dokuların kesilerek ayrılması) yoluyla öğrenmemiştir çünkü bir bedeni keserek açmanın atalarına saygısızlık olacağına inanırlar. Bunun yerine majör organların konumlarını ve işlevlerini, asırlar süren gözlemleriyle saptama ve daha sonra bu organları yin, yang, qi ve Beş Element ilkeleriyle ilişkilendirme biçiminde bir anlayış geliştirmişlerdir.

Bu şekilde;

ağaç karaciğer (yin) ve safra kesesi (yang);

ateş kalp (yin) ve ince bağırsak (yang);

toprak dalak(yin) ve mide (yang);

metal akciğerler (yin) ve kalın bağırsak (yang);

ve su böbrekler (yin) ve mesane (yang) ile ilişkilendirilir.

Çinliler aynı zamanda vücudun, kan, ruh, yaşam özü (vücudun qi ve kandan ürettiği büyüme ve gelişme ilkesi), sıvılar (salya, omurga sıvısı, ter, vb. gibi kan dışındaki bütün sıvılar) ve qi’den oluşan Beş Esansiyel Madde içerdiğine de inanmışlardır.

Geleneksel Çin tıbbının eşsiz bir özelliği de meridyen sistemidir. Çinli hekimler vücudun meridyenler denilen ve çeşitli organları birbirine bağlayan ve dengeleyen bir enerji yolu ağı ile düzenlendiğine inanır.

Meridyenlerin dört fonksiyonu vardır: iç organları vücudun dışıyla ve kişiyi çevresi ve evren ile bağlar; vücuttaki organlardaki yin ve yang prensipleri ile Beş Madde’yi uyumlu hale getirir, qi’yi vücuda dağıtır; vücudu hava durumu ile ilgili (rüzgar, yaz sıcağı, rutubet, kuruluk, soğuk ve ateş) dış dengesizliklere karşı korur.

*********************************************************

• Batı tıbbına göre sağlık demek ağrılardan, belirtilerden ve fiziksel ya da zihinsel rahatsızlıklardan kurtulmak demektir. Doğu tıbbına göre ise sağlık beden, zihin ve ruh arasında tam bir uyum sağlamaktır.

• Batı tıbbında sağlıksız olmak, bir neden ve belirtiden dolayı bedensel yapıda oluşan bir kusurdur. Doğu tıbbına göre ise bu vücudumuzda dolaşan doğal enerjinin (çi) dengesini kaybetmesidir.

• Batı tıbbına göre belirtiler hastalığın işaretidir ve hemen yok edilmesi gerekir. Doğu tıbbına göre ise belirtiler hastalığı iyileştirmek için vücudun gösterdiği çabadır.

• Batı’ya göre hastalığın nedeni vücuda dışarıdan etki eden hastalıklı bir şeydir. Doğu’ya göre Çi enerjisini uyumsuz hale getiren herhangi bir harekettir.

• Batı tıbbı sağlıklı yaşamayı empoze etmekten çok tedavi etmeye odaklanır. Doğuya göre kişinin görevi hastalığı önlemek için sağlıklı ve uyum içinde bir yaşam sürmektir.

• Batı’da doktorlar araba tamircisi gibi çalışır. Gelen hastaya mekanik, bozulmuş, yolda kalmış bir araç gibi yaklaşır. Doğu’da hekimin görevi hasta olduklarında onları iyileştirmek yerine onlara yol gösterip sağlıklı kalmaları için asistanlık etmektir.

• Batı’da tedavinin amacı belirtileri ilaçla yok etmek ya da ameliyat etmektir. Doğu’da ise her şekilde yaşamsal değişiklileri dengeye sokmaktır.

• Batı tıbbının yegane gücü yapısal travmalara, kusurlara ve hayati tehlikesi olan hasatlıklara karşı ilaç ve ameliyatla müdahale etmektir. Doğu tıbbının en güçlü özelliği ise kronik denen hastalıkları önlemeye ve anlamaya çalışmak, yaşam tarzını düzenlemek, beden ve zihin dengesini sağlayıp korumaktır.

Doğu içe dönük çalışmalar sürdürmektedir, içerdeki enerjiyi ortaya çıkartmak ve onun gücünü kullanmakla ilgileniyor. Somut enerjide olan enerji tıkanıklığına yani hastalıkların, kökünün ve başlangıç noktası olan düşüncelerle tedavi yöntemlerinle ilgileniyorlar.

10.000 yıldan bu yana her bir insanın içsel yolculuk deneyimlerine kulak vererek çözümler ortaya konuluyor. İlaç ve ameliyatın yerine teknik ve metotlar kullanıyorlar.

Doğunun alternatifi düşünce yani başlangıç. Doğu alternatif düşünce yapısını ve düşünceden sonuca giden yollar üzerinde çözümler üretiyor. Batı tıbbı ise sonuçlara bakarak çözümler üretiyorlar.

Aslında ikisi farklı kulvardalar.

Enerjilerin orta merkezi olarak kabul edilen nokta atomlar. Doğunun çalışmalarının tümü atomu altı ,batının ise atom üzeri …

Çağımızda Doğu ve Batı tıbbının, inanç ve felsefelerini birleşik uygulama yolunda çaba gösterenler artık kabul etmiştir ki;

“Bir hastalık varsa, bunu sebebi düşüncelerdir”

YAZININ SAHİBİ: HÜLYA REİSDİR…

Fatoş Pabuccu Tuncayın sayfasından alınmıştır