50 Yaşına Basan Bir Adamdan Herkesin Okuması Gereken 18 Maddelik Hayat Dersi

976963-tahtali-dagi-zirvesi[1]

1.Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”

2. “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”

3. “Bu konudaki tüm bilimsel çalışmaları bir kenara bırakarak söyleyebilirim ki, dokuz saatlik bir uyku çok önemlidir.”

4. “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”

5. “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”

6. “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”

7. “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”

8. “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir. İlhâm ise içi boş bir kelimeden ibarettir.”

9. “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”

10. “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”

11. “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 20 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 15’ii çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”

12. “En iyi ağrı kesici sekstir.”

13. “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”

14. “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”

15. “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”

16. “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”

17. “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”

18. “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”

19. Her gün düzenli yürüyüş yap

kaynak listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kaç Dakka…

_780x701-66vnufjo0n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ENERJİSEL MEKAN TEMİZLİĞİ NASIL YAPILIR?

1023960_b9124ce1a15fdc9f09d25f05535bb521[1]

 

Her temizlik bir enerjisel mekan temizliğidir ancak enerjisel mekan temizliği bundan fazlasıdır. Mekanı kirleten türlü negatif etkenler; yaşanan kavgalar, tüm endişe, üzüntü ve depresyon hava yoluyla duvarlara yapışır ve zeminde birikirler. Özellikle daha önce oturulmuş bir evde yaşıyorsanız sizden önce yaşanan herşeyi bilemezsiniz. Bu yüzden taşınmadan önce bir arınma ritüeli yapmak mantıklı olacaktır. Aynı işlem çok sayıda insanın girip çıktığı işyerlerindede yapılmalıdır.
Enerjisel mekan temizliği için çok sayıda yöntem var; Amerikalı yerliler davul ve çıngırak çalarak adaçayı yakarlarken Çinliler çanlar, ziller çalıp tütsü yakarlar. Avrupalılar kutsal su, mum, tuz, çiçek ve dualar kullanırlar. Ortadoğuda buhur, sarı sakızi ve aselbent sakızı popülerdir. Anadolu geleneklerinde sarımsak asılır, adaçayı yakılır, ortam tuzla yıkanır, yeni doğan bebekler tuzlanır. Çok farklı kültürler ve çeşitli teknikler arasında ben beş element tekniğini seviyorum, element döngüsüne göre her aşama bir sonraki aşamayı besliyor. Sırayla mekana su, ağaç, ateş, toprak ve metal enerjisi getiriyorum, enerjiyi sarsıyorum ve istenmeyen negatif enerjiyi uzaklaştırıyorum.

Peki enerjisel mekan temizliği hangi durumlarda yapılmalı?

-Yeni bir eve taşındığınızda

-Yeni bir iş kurduğunuzda

-Mekanınızda kavgalar yaşandığında

-Mekanınızda hastalık yasandığında

-Çok fazla kötü rüya görüyorsanız

-Hayatınızda sürekli aksilikler oluyorsa

-Biten bir ilişkinin ardından

-Aileden biri vefat ettiğinde mutlaka bir enerjisel mekan temizliği yapın.

Benim sevdiğim beş element tekniğini uygulamak için sırasıyla şunları yapın:

1. İlk olarak tuzlu suyla heryeri sildirin ve her odaya bir tuzlu su kabı koyun, içine korozyonu önlemek için birkaç tane bozuk para atın. Tuz havaya buharlaştıkça negatifi emer.

2. Havaya enerji verici ve doğal aromatik yağlardan oluşan özel karışımlar hazırlayarak sıkın.
Arındırıcı etki için: Greyfurt, Biberiye ve Çay ağacı
Enerji vermek için: Lavanta, Sardunya ve Bergamut
Canlandırmak için: Adaçayı, Lavanta ve Nane
Sakinleştirmek için: Lavanta, Papatya, Portakal ve Sandalağacı karışımlarını su dolu bir kaba karıştırıp havaya sıkın.
Kendiniz hazırlayamazsanız hazır alabilirsiniz, SU

3. Biraz ses yaratın. Ses enerjiyi canlandırır, özellikle köşelerdeki ölü enerjiyi sarsmak için iyidir. Bir enstrüman seçin ve evin içinde köşelerden geçerek bir tur atın. (AĞAÇ)

4. Adaçayının dumanı negatif enerjiyi emer. Uzun bir adaçayı demeti yakıp dumanı tüm odalardan geçirin. Adaçayı bulamıyor yada bunu yapamıyorsanız tüm odalarda mum yakın. (ATEŞ)

5. Odalara üstü açık kaplarda çörekotu bırakın. Çörekotu toprak enerjisi getirir ve kalan son negatif enerjiyi alır. (TOPRAK)

6. Bir enerjisel mekan temizliği ziliyle metal sesi yaratın, metal tüm enerjiyi yeniler. Bu zile sahip değilseniz normal bir zil kullanın. (METAL)

7. Bitirdikten sonra tamamlayıcı olarak eve güzel ve taze çiçekler alın ve hoş vibrasyonu olan müzikler çalın. Sevgi frekansında kalmaya ve güzel sevgi sözleri kullanmaya dikkat edin.

Sevgilerimle…
•Sinem Oktay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Biri sizi incitecek bir şey yaptığında öncelikle haberdar edin, sonra durmasını isteyin, sonra bunda ısrar edin. Yine de önleyemezseniz, iğneleyici yanıtlar vermeden önce orayı terk edin

51jJVSlksfL._UY250_[1]

 

Yaşam Koçu’ndan Altın Öğütler

Dünyaca tanınmış kişisel yaşam koçu Talane Miedaner, kendi yaşamının koçu olmanın ipuçlarını “Yaşam Koçluğu” adlı kitapta topladı. Kitapta daha iyi bir yaşam ve başarıyı artırmak için on ayrı bölümde ilginç önerilere yer veriliyor. Kitapta daha iyi bir yaşam için yaşam enerjisinin artırılması gerektiğini belirten ünlü yaşam koçu, bunun için öncelikle katlanmak zorunda kalınılan her şeyden kurtulmayı tavsiye ediyor.

Göz yumulan her şeyin insanın enerjisini tükettiğini kaydeden Miedaner, “İşiniz, eşiniz, eviniz, arkadaşlarınız, aileniz, hayvanlarınız, bedeniniz ve alışkanlıklarınızla ilgili katlandığınız her şeyi bir liste halinde yazın. Bunlardan kurtulmak için de kendinize 1-3 ay zaman tanıyın ve bunlardan kurtulun” önerisinde bulunuyor.

BAĞIMLILIKLAR ENERJİMİZİ ÇALIYOR Miedaner, bağımlılıkların da insanın enerjisini çaldığını ifade ederek, kahve, sigara, şeker gibi bağımlılıklardan kurtulmak için gerekirse yardım alınması önerisinde bulunuyor. Her gün yapmaktan zevk alınacak on alışkanlık edinilmesini tavsiye eden ünlü yaşam koçu, “meliyim, malıyım”lardan kurtulunması gerektiğini belirtiyor. Miedaner, “Şunu yapmalıyım, bunu yapmalıyım. Bütün bunlar sizi çökertir ve yaşamınızda gerçekten ilginç bir şeyler yapmanızı önler” görüşünü dile getiriyor. İnsanlara çevresindekilere karşı sınırlar da koymalarını da öneren yaşam koçu, “Sınırlar, insanların size ne yapıp ne yapamayacaklarını belirleyen, sizi koruyan ve en iyi halinizde olmanıza izin veren hudutlardır” diyor.

Miedaner, “Biri sizi incitecek bir şey yaptığında öncelikle haberdar edin, sonra durmasını isteyin, sonra bunda ısrar edin. Yine de önleyemezseniz, iğneleyici yanıtlar vermeden önce orayı terk edin” önerisinde bulunuyor.

ALTIN ÖĞÜTLER Ünlü yaşam koçunun daha iyi bir yaşam için önerdiği altın öğütlerden bazıları şöyle: Sinmeyin, geçiştirmeyin. Canınızı sıkan bir şey olduğunda bunu anında ifade etme alışkanlığını edinin. Standartlarınızı yükseltin.

Her gün yapmak için can atacağınız küçük de olsa projeler geliştirin.

Yeni bir şey istiyorsanız, öncelikle eskisini tasfiye edin. Örneğin, yeni giysiler istiyorsanız, giysi dolabınızı temizleyin. Yaşamınızdan dağınıklığı çıkarın, dağınıklıktan kurtulmak olağanüstü sağaltıcıdır.

Bir hafta boyunca her gün yarım saatinizi, en fazla bir saatinizi atılacak şeyleri toparlamaya ayırın. Hayatınızı sadeleştirin.

Zamanınızı ve enerjinizi nasıl kullanacağınız konusunda aşırı ölçüde seçici olmanız, güçlü bir teşviktir. Bir temizlikçi tutun. Her şeyi kendiniz yapmaktan vazgeçin ve mümkün olduğunca başkalarını görevlendirin.

Adres defterinizi güncelleyin.

Birlikte olmaktan zevk almadığınız kimselerle vakit geçirmeyin. Evinizde ve işyerinizde Feng Shui uygulayın.

Para kaçaklarını giderin, para diyetine başlayın, borçlarınızı ödeyin. Hak ettiğinizi kazanın. Ortalamanın üzerinde alıyor olsanız bile ücret artışı istemekten çekinmeyin. Bir tasarruf hesabı açın ve gelirinizin yüzde 20’sini biriktirin.

Evinizi ve kendinizi sigortalattırın.

Enerjinizi tüketen televizyonunuzu kapatın.

Her defasında bir iş yapın.

On şey birden yapmaya çalışarak ortalıkta koşuşturmak verimlilik getirmez. Yapmanız gerekeni hemen yapın.

İşinizi tam yapın. Yapmaktan hoşlandığınız şeyi yapmak için kendinize bir gece ayırın.

Özür dileyin, yaptığınız hatayı düzeltin ve her şeyin ötesinde kendinizi bağışlayın.

Özel arkadaşlarınızdan oluşan güçlü bir ağ kurun. Güzel armağanlar verin.

Sizin için bir şeyler yapan insanlara teşekkür edin. Hayallerinizi ve değerlerinizi sıralayın.

Sezgilerinizin size yol göstermesine izin verin. İşleri başkalarına devretme sanatında ustalaşın. Telefona söz geçirin. Görüşmelerinize 10 dakika sınırı koyun.

Dedikoduya son verin, her şeyinizi anlatmayın, derinlemesine dinleyin.

Yakınmaları ricaya, iltifatları takdire dönüştürün.

İnsanları değiştirmeye çalışmaktan vazgeçin. Size yakışanı giyin. Canınızı sıkan bedensel kusurlarınızdan kurtulun.

Masaj yaptırın.

Kendinizi güzellikle ve lüksle kuşatın.

Karın Kaslarını Güçlendirmek ve Esneklik Kazanmak için 6 Egzersiz

 

Karın kasları genelde vücudumuzda en çok kilo vermek, sıkılaştırmak ve güzel görünmesini istediğimiz bölgedir.

Ne yazık ki bu bölge üzerine çalışmak zordur, çünkü karın sıvı tutar ve şişkinlikle gelen rahatsızlıkların yanı sıra yağ tutar.

Sıkı karın kasları için önemli olansa içeriğinde besleyici ögelerin bol olduğu düşük kalorili yiyecekler tüketmektir.

Ama düz ve sıkı bir karın için her kasınızı çalıştıracak düzenli fiziksel bir rutini izlemelisiniz.

Bunu yapmak hem omurgaya hem de şeklinizi korumak için çalışması gereken diğer organlara iyi gelir.

Ve tabii ki her şeyi kolaylaştırmak için, sizlere başlamanız için 6 farklı egzersiz ve bunların adım adım açıklamalarını sunacağız. Bir deneyin! Kesinlikle denemeye değer. 

1. Plank

Plank tüm vücut kaslarını çalıştıran klasik bir egzersizdir. 

Anahtar olan fiziksel dirence odaklanıp aynı zamanda kasları sıkı tutarak dengede kalmaktır.

Nasıl yapmalı

  • Yoga matına yüz üstü yatıp kollarınızla kendinizi kaldırın ve ayak parmaklarınızla kendinizi destekleyin.
  • Sırtınızı düz tutun ve karın kaslarınızın tamamını kullanın. 
  • Bu pozisyonda 45 ila 60 saniye kalın ve dinlenin.
  • 3 tekrarlar başlayın ve yavaşça tekrarlarınızı arttırın.

2. Dirseklerde plank

plankBu bir önceki egzersizin farklı bir varyasyonudur. Basitçe kendinizi ön kollarınızla destekleyin, avuç içlerinize değil.

 

Nasıl yapmalı

  • Önkollarınız ve ayak parmaklarınızla kendinizi yere doğru destekleyin.
  • Kalçalarınızı biraz kaldırın ve sırtınızın dik durduğuna emin olun.
  • Başınızdan ayaklarınıza kadar düz bir çizgi olun.
  • Karın kaslarınızı sıkın ve 60 saniye böyle kalın.
  • 3 ila 5 kez bu hareketi tekrarlayın.

3. Ağaç duruşu

ağaç pozu

Bu egzersiz karın kaslarını çalıştırırken aynı zamanda konsantrasyon ve dengeyi arttırır. 

Nasıl yapmalı

  • Sağ dizinizi göğsünüze doğru kaldırın, tüm ağırlığınızı sol bacağınıza verin.
  • Ayak bileğinizi kavrayın ve sağ ayağınızın tabanının sol baldırınızın iç kısmına yerleştirin.
  • Bu duruşta kalmaya çalışın, karın kaslarınızı sıkın ve avuç içlerinizi göğsünüzün önünde birleştirin.
  • Sonra yavaşça kaldırın ve bakışınızı bir yere odaklayıp rahatlayın. Tek bir noktaya bakın.
  • 10 derin nefes alın. Dinlenin ve diğer bacağınızla tekrarlayın. 

4. Pelvisi kaldırmak

Pelvisi kaldırmak karın kaslarını ve kalçaları sıkılaştıran sağlıklı bir egzersizdir. 

Bu egzersiz biraz konsantrasyon ve pozisyonu bir kaç saniye kadar tutabilmek için dayanıklılık gerektirir.

Nasıl yapmalı

  • Sırt üstü yatın, dizlerinizi kırın ve ellerinizle ayak bileklerinizi tutun.
  • Sonra nefes alın ve pelvisinizi tavana doğru kaldırın.
  • Karın kaslarınızı sıkın ve pozisyonda kalın, ayaklarınızı da yerden kaldırmayın.
  • 45 saniye böyle kalmaya çalışın, nefes alın, dinlenin ve beş kere tekrarlayın. 

5. Deniz yıldızı

egzersiz 2

Bu hareket başta çok zor olabilir ve hoşunuza gitmeyebilir ama pratik etmek zamanla ve yavaşça bunu kolaylaştıracak.

Önemli olan yavaşça başlamak ve zamanla biraz daha hızlanmak.

Nasıl yapmalı

  • Bir yoga matı üzerine uzanın ve kol ve bacaklarınızı tavana dokunmaya çalışır gibi kaldırın.
  • Sonra kafanızı ve omuzlarınızı yerden kaldırın, aynı zamanda kol ve bacaklarınızı yanlara uzatın (Deniz yıldızı gibi olun)
  • Dikkatlice omuzlarınızı alçaltın ve dikkatlice başladığınız pozisyona geri dönün.
  • 6 ila 10 kere tekrarlayın.

6. Dizler göğüse

Dizlerinizi göğsünüze doğru kaldırırken karın kaslarını çalıştırmak onları sıkılaştırır ve bu kasları güçlendirir.

Eğer bacaklarınızı düşürmeden dengenizi koruyabiliyorsanız, aynı zamanda kalça kaslarınızı da çalıştırmış olursunuz.

Nasıl yapmalı

  • Yere oturun ve dizlerinizi düzeltin.
  • Dizlerinizi kırın ve göğsünüze doğru çekin.
  • Kaval kemiklerinizi yere paralel tutun ve esnerken nefes alın.
  • Sırtınızı sürekli düz tutmaya çalışın ve karın kaslarınızı esnetmeye odaklanın.

Her zaman hatırlayın, bu hareketlerle ve egzersizlerle iyi sonuçlar almak istiyorsanız onları düzenli olarak yapmalısınız, ayrıca da sağlıklı bir beslenme programı takip etmelisiniz. 

İncinmeden korunmak için her bir pozisyonu ayarlamaya çalışın. Bugün başlayın! Pişman olmayacaksınız.

kaynak: sağlığa bir adı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aklınıza sizi rahatsız eden bir düşünce geldiğinde …

bir%20bardak%20su%20profesör%20a%20glass%20of%20water[1]

Bir psikolog stres yönetimi konulu seminer düzenler ve katılımcıların bulunduğu salona yarısı dolu bir su bardağı ile gelir.
Herkesin aklında “yarısı dolu mu, yoksa yarısı boş mu” klişesi vardır. Ama psikolog bu soruyu yöne…ltmez, onun yerine gülümseyerek” elimde tuttuğum yarısı su dolu bu bardağın ağırlığı sizce ne kadar olabilir” der.
Gelen cevapları dinler ve “elimde ne kadar süre tuttuğuma göre değişir” diye herkesi şaşırtan bir yanıt verir.
“ Bardağı elimde sadece bir dakika boyunca tutarsam ağırlığı düşük olur ve hiç zorlanmam, eğer bardağı elimde 1 saat tutarsam onu çok ağır olarak hisseder ve tanımlarım, diğer yandan bardağı elimde daha da uzun tutmaya kalkarsam muhtemelen artık kolumu hissetmem, bardak çok ağırlaşmış olur.”
“Her durumda bardağın ağırlığı aslında değişmez, ama onun ağırlığını esas belirleyen faktör benim onu ne kadar süre elimde tutacağım olacaktır” diye devam eder.
Hayatımızdaki stres ve kaygıyı da bu şekilde düşünebilirsiniz. Size stres veya kaygı veren bir konu hakkında sadece bir dakika düşünmeniz herhangi bir önemli olumsuzluk yaratmayacaktır. Ama süre biraz uzadığında kendinizi kötü hissetmeye başlamanız neredeyse kaçınılmazdır. Hele ki günün tamamında size rahatsızlık veren bir düşünceye saplanıp kaldığınızda aynı elindeki bardağı hiç bırakmayan bir insan gibi bütün hislerinizi ve hareket etme yetinizi kaybedebilirsiniz.
Özellikle geceleri yatmadan önce o güne dair olumsuz tüm düşüncelerinizi bırakın ve yatağa elinizde “bardakla” girmeyin. Bardağı komodinin üzerine bırakmış olduğunuzdan emin olunJ.
Hikaye beni gerçekten çok etkiledi,  Bu hikayeden çok basit bir egzersiz yaratıp uygulayabiliriz. Bunu 3 yada 4 haftalık bir süre için yapabilirsek benzer durumlarda daha farklı düşünüp hareket etmek konusunda önemli bir avantaj elde ederiz.
Egzersiz iki şekilde yapılabilir. Birincisi diğer insanların sürekli olarak su bardağı ile ne yaptığınızı merak edebilecekleri bir ortamdaysanız bu egzersizi zihinsel olarak uygulamanızdır. Aklınıza sizde kaygı, endişe ve korku oluşturan bir düşünce geldiğinde elinizde içi dolu büyükçe bir su bardağı tuttuğunuzu hayal edin ve siz o düşünceyi bırakana kadarda bardağın elinizde kalmaya devam edeceğini hayal edin. Bu şekilde oluşturacağınız farkındalıkla daha farklı düşünceler seçerek kendinizi daha iyi hissetmeye başlayabilirsiniz.
Eğer ev ortamındaysanız egzersizi fiziken uygulamanızı öneririm. Elinizin altında gerçekten içi suyla doldurulmuş olan büyük bir su bardağı olsun. Aklınıza sizi rahatsız eden bir düşünce geldiğinde su bardağını gerçekten elinize alın ve yerine daha iyi bir düşünce yerleştirene kadar bardağı elinizden bırakmayın. Bunu örneğin günde yarım saat uygulamanız bile önemli bir farkındalık yaratabilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

9 yaşındaki bir çocuğun çizmiş olduğu resim. Anlamına gelince…

13882673_1008746609239168_2952530793934813086_n[1]

 

9 yaşındaki bir çocuğun çizmiş olduğu resim. Anlamına gelince…

Denizde tahterevalliye binmiş iki kuş.

Çocuğun açıklaması; İki kuş var biri kafeste diğeri özgür gibi gözüküyor, ama aslında ikiside esir…

Çünkü diğeri uçarsa arkadaşı ölecek…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tomris Uyar’a Göre Aşık Olunacak Erkeğin 20 Özelliği

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evet değişmek. Anlamlı bir yaşama için değişmek. Bu bir ölüm kalım meselesidir. Ne dersiniz

 

denge__turgut_uyar_by_gregorumsamsam-d3hpegx[1]

 

Oysa acemilik. Efendimiz acemilik. Bir taş alacaksınız. Yontmaya başlayacaksınız. Şekillenmeye yüz tutmuşken atacaksınız elinizden. Bir başka taş, bir başka daha. Sonunda bir yığın yarım yamalak biçimler bırakacaksınız. Belki başkaları sever tamamlar. Ama her taşa sarılırken gücünüz, aşkınız, korkunuz yenidir, tazedir. Başaramamak kaygısının zevkiyle çalışacaksınız.

Gelin böyle yapın demiyorum. Durduğum yerde kalmaktan korkuyorum. Şiir bir sanat olayı değildir. Bir yaşama çabasıdır önce. Yaşadığımıza tanıklık eder. Her gün yeni bir dünya içinde, her gün yeniden ve başka etkilerle duygulanan insan, her gün bunları yeni biçimlerle söylemelidir.

Diyeceksiniz ki: böylece ancak bir azınlığa seslenmiş olacaksınız. Bir kere, bu işin kötü yönleri beni hiç mi hiç korkutmuyor. İkincisi sanat bir ceht işidir, eğitim işidir. Tembel kalabalığın keyfine uymak istemiyorum. Sanatçı nasıl uzun çabalamalarla yetişiyorsa okuyucudan da bu gayreti bekler.

Çağımız insanı gitgide rahatına daha düşkün olmaya başladı. Belki her çağda böyleydi. Ama bugünkü kadar mıydı bilmem? Bunda bilimin, endüstrinin büyük payı var. Herkes birbirinin örneği olmayı hiçbir çağda bu kadar istemedi. ‘Yeni Dünya’nın gerçekleşmesi yakın belki de. Bir örnek giyimler, bir örnek şarkılar, bir örnek aşklar. Uçaklar, radyolar, sinemalar durmadan bizi birbirimize benzetmeye çabalıyorlar. Kişiliksiz bir yaşamayı baştacı ettik. Gönüllüyüz. Kişiliksiz bir çağın şiiri de ister istemez kişiliksiz olmak zorundadır. Bu kadar yenilenmiş bir çağın şiiri, şiirin kelimeleri ne kadar eski, bir düşündünüz mü? Hâlâ uçağı, hâlâ Penicilini, hâlâ 70 katlı evleri, hâlâ hesap makinelerini, asfaltları, otoları şiire rahatça yerleştiremedik. Bunları kelime olarak, düşünce/duygu hayatımıza getirdikleri değişmelerle hâlâ şiire getiremedik. Barlarda kadınlarla saygısızca sevişiyoruz, sokaklarda açık saçık gördüğümüz kadınları hayvanca istiyoruz ama şiirde aşık olduk mu hâlâ ağlıyoruz.

Bir de bir kenarda sessiz sedasız bir insanoğlu var. Uyamadığı, maddi manevi her türlü imkânsızlıkları ile uyamadığı değişmenin farkında. Önünden iyice kavrayamadığı birşeyler akıp gidiyor. Durmuş da eskiye hasret mi çekiyor. Hayır. Kendisi ile çekişiyor. Ağır aksak yaşamasının hesabını vermeye çalışıyor. Dünyadan bildik tanıdık şeyler yakalamaya çalışıyor kısacası.

Sorun bir şiir sorunu değildir. Yaşama sorunudur. Zaten ben hiçbir zaman şiiri hayattan ayrı düşünmedim. Hayatımızda olmayan sorun şiirimizde de olamaz.

Evet değişmek. Anlamlı bir yaşama için değişmek. Bu bir ölüm kalım meselesidir. Ne dersiniz?

—

Turgut Uyar’ın 1956 yılında kaleme aldığı “Efendimiz Acemilik” isimli yazısının son bölümü. Ben Can Yayınları’nın Tomris Uyar tarafından hazırlanan 1999 baskısı “ARZ-I HAL ve sonrası” kitabından alıntıladım. Sayfa 115-116.

Lakin bu metin, orjinalindeki ‘halbuki’lerin ‘oysa’ ‘mesele’lerin ‘sorun’ sözcükleriyle ikame edilmesi gibi dönemin söyleme tarzlarına müdahale edilen iğdiş edilmiş bir versiyondur. Turgut Uyar’ın ve dönemin ‘deme özellikleri’ korunmamıştır. Kitapta belirtilmemiş ama okur bunu bilse gerektir

kaynak: hülya reis facebook sayfası

O yeni Aldığın Balıklar Piranhaymış…

13879382_10155144093439251_4290774647930630413_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BUNU MU İSTİYORSUNUZ?

10374534_10153968382032137_9171069921902729828_n[1]
(Okumadan Geçmeyin)
• Çocuğunuz;
– Varsın, bir çivi bile çakamasın…ama, dersleri iyi olsun.
– Varsın, omuzlarda cenaze taşıyanlara bön bön baksın…ama, matematiği düzgün olsun.
– Varsın, evin çalan telefonuna cevap veremesin…ama, notları yüksek olsun.
– Varsın, eve gelen misafirlerinizle üç kelime konuşamasın…ama, fen lisesine gitmiş olsun.
– Varsın, ağlayan bir çocuk görünce ona gülsün…ama, sınıfın birincisi olsun.
– Varsın,kendisinin fazladan harçlığı olduğu halde; kantinden simit alamayan çocuklarla alay etsin…ama, öğretmenlerinin gözdesi olsun.
– Varsın, başını okşayıp hatırını soran bir yetişkine dönüp; “ Ya siz nasılsınız efendim…” diyemesin…ama, yabancı dili mükemmel olsun.
– Varsın, oyun arkadaşları olmasın…ama, sınavlarda “on” çeksin.
– Varsın;
– Taziye nedir,bilmesin,
– Başın sağ olsun ne demek, anlamasın,
– Geçmiş olsun kime denir,niçin denir, haberi olmasın,
– Uğurlar olsun, ne anlama gelir farkında olmasın,
– Ama… karneleri süper olsun.
– Evet…varsın, tek dostu olmasın…ama, iyi gelir getiren bir mesleği olsun…öyle mi…
• Bu çocuğu bu hale nasıl mı getirdiniz:
– Bandı üç ay geriye sararak, çocuğunuzla “nelerden ibaret” olan iletişiminizi dinlemek ister misiniz;
– “Oğlum, çıkar üstünü-başını…doğru derslerinin başına…
– Kızım, öğrenemedin gitti şu işi…hafta içi sokak-mokak yasak…
– Ne gezmesi…sen önce ödevlerini bitir.
– Oyun mu…gelmeyeyim yanına…
– Geçen dönemin berbat karnesini unuttuğumu sanma…
– Birazdan tek tek bakacağım ödevlerine…
– Yavrum, bıktım ama her akşam ders çalış demekten…
– Şu odanın hali ne küçük bey…
– Hayır efendim…siz de ana-baba olunca her akşam bol bol televizyon izlersiniz…
– Haftaya veli toplantısı var biliyorsun değil mi küçük hanım…
– Çocuklar…kesin şamatayı da elime sopa almayayım…
• Çocuğunuzla bilmem ama,bu tarzınızla kimseyle iletişim kuramazsınız.
• Mesela, çocuğunuz hakkında şunları hiç merak ettiniz mi:
– Elinin neye yatkın olduğunu,
– Gönlünün neler arzuladığını,
– Dilinin neye uyumlu olduğunu,
– Gözlerinin zevkini,
– Hangi oyunlardan hoşlandığını,
– Neleri “merak” ettiğini,
– Arkadaşları ile en çok hangi oyunları oynadıklarını,
– Hangi oyunlarda başarılı olduğunu,
– Futbolla ilgisini, basketle arasını, satrançla havasını…hiç merak ettiniz mi acaba.
– Bisiklet sürmeyi öğrenip öğrenmediğini,
– Resim dersiyle ilgisini,
– Müzikle arasını…hiç mi sormadınız…
• Öyleyse çocuğunuzla:
– Ayağı yere basan bir iletişim kuramazsınız.
– Her sözünüze tepkili olması,
– Lafı ağzınıza tıkaması,
– Bazen de sizi terslemesi,
– Hayallerinizin suya düşmesi…hep bundandır…canım kardeşim.
ÜSTÜN DÖKMEN
(Okuduysak başkaları da okusun diye paylaşalım)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çıkalım şu marketten!

44[1]

 

Markete gittiniz. Yeşil sapları, şık karton kutuları, minik yeşil etiketleri, tek renk, tek ses, tek yürek halleri, yüksek fiyatlarıyla tezgahların yıldızı, kan kırmızı domatesler. Yemediniz mi daha? Yiyeceksiniz! Zira onlar, modern dünyanın gurur kaynakları. “Tatmin olma” duygusu köreltilmiş, “yeter” sözünü defterinden çoktan silmiş insan evladının zeka ürünleri onlar. Onlara şimdi domates diyorlar. Devasa seralarda, tümüyle bilgisayar kontrolünde, topraksız koşullarda (su kültürü) yetişiyorlar. Her birinin köküne birer serum hortumu bağlı, damla damla dökülüyor azotlar, fosforlar, kalsiyumlar…
Hava mı lazım? Pompalar var, suyun içine gerektiği kadar hava basıyor.
Güneş mi lazım? Cıvalı ampuller var, fotosentezi artıran yüksek basınçlı ışık basıyor.
Kuş mu lazım? Aşkolsun! Zamanı gelince, salınıyor bambus arıları içeri, dölleniversinler, kurda kuşa muhtaç olmadan. Çünkü onlar doğanın güvensiz derbederliğine terk edilemeyecek kadar değerliler. Onlar, öbür dünyaya giderken yanımızda götüreceğimiz yatlar, katlar, plazmalar, plazalar…

Hâlâ markettesiniz. Süt içip kemikleri geliştirmek gibi bir inancın peşinde, dolaşıyorsunuz raflarda. O, beyaz sıvının içinde protein, vitamin, bir sürü bakteri, mineral filan olduğunu düşünüyorsunuz. Nasıl söylemeli, bilmem ki? Aramızda kalsın ama, onun içinde artık bir şey yok! İyisi mi bunu size, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ahmet Aydın söylesin: “Süt sağlıklı bir içecekken, raf ömrünü uzatmak için pastörizasyon, yüksek ısı uygulaması (UHT) ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline getiriliyor. Bu işlemlerle sütün içindeki tüm bakterileri öldürülüyor. Pastörizasyon, sütün vitamin ve mineralle zenginleşmesini engelliyor, sindirim enzimlerini tahrip ediyor, tahrip olan ve sindirilmeyen protein parçacıkları, bağırsaktan kanımıza geçiyor, vücut da bunları düşman olarak algılıyor ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor. İnsan vücudu tahrip oluyor ve alerjik hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara neden oluyor. Çocuklarda görülen kronik orta kulak iltihabının altında da süt kullanımı vardır.”

Hadi bunları geçtik bir kalem. Siz o sütü veren ineğin başına gelenlerden haberdar mısınız? İnek inek olmaktan çıkalı çok oldu. Ağaç talaşı, mermer tozu dahil önüne konan her şeyi yiyen, bol hormon ve antibiyotikle ayakta durabilen, deri kaplı et parçaları onlar. Günde 100 kilo süt veren inek yaptılar! Ne demek biliyor musunuz bu?

Alışverişe devam
Market arabasını sürmeye devam. Üzümleri gördünüz mü? Sanki bağdan yeni gelmişler. Dipdiri, ipiriler. Nereden geliyor bunlar? Şili’den. Şili mi? Evet! Kaç gündür buradalar? Üç-beş gün oldu. Düşünün, Şili’nin bir köyünde topluyorlar bunları. Uzun yolculuklar sonunda buralara geliyor.

Bir süre bizim manavda bekliyor. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de üç-beş gün daha, bana mısın demiyor mübarek. İyi ama, nasıl? Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar. Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela: Dane büyüklüğünü artırır, dane ağırlığını artırır, dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir, tam olgunlaşmada bile daneye parlak sarı yeşil rengini verir, güçlü üzüm çöpüne rağmen dane sıkıca sapa bağlı kalır, bu yüzden yükleme taşıma esnasında danelenme nedeniyle olabilecek kayıplar azalır, dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar, kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir, yüksek kalite ve standart sağlar, raf ömrü uzar.
“Oyy! İçime fenalık geldi, çıkart beni buradan” diye feryatlar eden okura biraz sabır.

Kayseri’ye gittiniz, eh dönüşte adettir memlekete biraz mantı götürülür. En ünlü mantıcının önünde durdunuz. Yol uzun ama mantılar vakumlu paketlerde, hiçbir şey olmaz bunlara. “Taaa Amerika’ya gönderiyoruz biz, hiç merak etmeyin” diyor satıcı. Aldınız birkaç paket, doğru evdeki derin dondurucuya. Günün birinde canınız çekti, attınız mantıları kaynar suya. Ama bu nasıl tat? Kıyması mı farklı, ne? Cahillik içinde yüzen okura bir bilgi daha: O, mantının raf ömrü uzasın diye içine konan azot gazının zamanla gıdayı zehirlemesinden kaynaklanan tat. Şimdilerde adlarına “gıda gazı” diyorlar.

Besinlerin raf ömürlerini uzatmak için içlerini gazla dolduruyorlar. Azot gazı da oksijen istenmeyen durumlarda inert atmosfer oluşturarak gıdaların kısa sürede bozulmasını önlüyor. Mesela, taze etlere de oksijen gazı veriyorlar ki, hep taze, kıpkırmızı görünsün. Yasal bunlar, girin internete “gıda gazı” diye, görün neler yediğinizi raf ömrü uğruna.

Daha durun! Petunya ve karnıbahar geni konmuş mısırlardan yapılan cipsleri de yiyeceksiniz. Geceleri de bahçenizi denizanası geniyle donatılmış buğdaylarla aydınlatacaksınız. Diyebilirsiniz ki, “hep olumsuz tarafından bakma, bu gelişmeler olmasa açlığın önüne geçilemez”. İyi ama açlığın nedeni gıda üretimindeki yetersizlik değil ki! Tam tersine, bugün dünyada gıda üretiminde fazlalık var. Öyle ki, tüm üretilen besinleri toplayıp dünyadaki insan sayısına bölseniz, kişi başına günlük 2720 kilokalori gıda düşüyor. Bu hepimizi besler de, yusyuvarlak bile yapar. Sorun gıda üretiminin yetersizliği değil, aç olanların gıda alacak paralarının olmaması.

Ama, daha da vahimi, biz de o süt, domates, üzüm gibi oluyoruz. Neye ağlayıp neye güleceğimizi birileri bize anlatıyor. Kimi sevip kimden nefret edeceğimizi de. İnsan ilişkilerini artık klavye ve monitor üzerinden kuruyoruz. Tanışmadığımız insanlarla klavyelerle kavga ediyoruz. Gün geliyor, öldürüyoruz. Adına “bilgi” dedikleri rafine verilerle zihnimizi doldurup enselerinde barkod yapıştırılmış mamül ürünler oluyoruz. Bir an önce çıkmak lazım bu marketten, hadi durmayın, acele edin. Çıkın dışarı, “Ben sütçümü, yoğurtçumu istiyorum” deyin. “Eciş bücüş mısırları, yamuk yumuk pembe domatesleri de istiyorum” deyin. “Adını, sanını, derdini tasasını bildiğim manavımı da istiyorum” deyin. Hele bir başlayın istemeye, arkası gelir mutlaka. Benden söylemesi, yoksa yapıştıracaklar barkodu ensenize.

KAYNAK: GIDA GÜVNLİĞİ HAREKETİ

Bitki Alemi, Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 16 Comments »

Dilekleri hazırlayın! Saatte 200 gök taşı kayacak! Perseid Meteor Yağmuru başlıyor!

 

perseidn

 

1992 yılında Dünya’nın yakınlarından geçen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızından arda kalan kalıntılardan oluşan Perseids ya da Perseid gök taşı yağmuru, en bilinen gök taşı yağmurlarından biri. Bu meteor yağmurları, Güneş’in etrafında dönüşü sırasında Dünya’nın bu kozmik toz bulutuna rastlaması sonucu gerçekleştiğinden her yıl aynı dönemde gözlemleniyor.[1]

perseid-meteor-2014

Her yıl Temmuz sonu – Ağustos başı civarında gözlemlenebilen olay en yoğun 12 Ağustos’u 13 Ağustos’a bağlayan gece gözlemleniyor. 1862 yılında keşfedilen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının kalıntıları olan perseuslar, bu yıl 17  Temmuz 24 Ağustos tarihleri arasında gözlenebilecek. Bu şahane olay, Perseus Takımyıldızı bölgesinde gözlemlendiğinden Perseid gök taşı yağmuru adı veriliyor.

Perseid_meteor_and_Milky_Way

NASA Meteor Uzmanı Bill Cooke, bu yıl, eski yıllarda görüldüğü gibi saatte ortalama 80 yerine 150-200 meteor görebileceğimizi belirtiyor. 

perseidz

 

Peki Ne Zaman, Nasıl ve Nerede İzleyebilirim?

perseid

Güneş battıktan sonra saat sınırlaması olmadan bulunduğunuz her şehirden (ışıksız ve şehirden uzak olmanız gözlem şansınızı arttırır) gözleyebilirisiniz. Kısaca, başka bir şehire gitmenize gerek olmadan bulunduğunuz yerde, yüksek ve açık havada gözlem yapabilirsiniz.

perseidn

Herhangi bir gözlem aleti kullanmanıza gerek yok, geniş alanda rahatlıkla görebilirsiniz. Yönünü bulmak için “Google Sky Map” uygulaması ile de Perseus Takımyıldızını rahatlıkla bulabilirsiniz.

perseidc

En basit açıklama ile Kuzey yönünde, karşınıza bakın, maalesef şehir içinde binalardan dolayı erken saatlerde gözlenemeyebilir. Eger gec saatleri beklerseniz rahatça görebileceginiz bir konuma gelecekler.

perseid-meteor-2010

Metoeor yağmuru çok basit bir anlatım ile, Güneş yörüngesinde yolculuk yapan kuyrukluyıldız kalıntıları ile Dünya yörüngesinin kesişmesi sonucu atmosferden mm çapında taşların Dünya yüzeyine hareketi anlamına geliyor. Korkutucu bir durum olmaması ise bu görsel şölen adına mutluluk verici.

perseid-meteor-shower-2012

Kaynak: çokiiya.com

perseidn

 

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kansızlığa Karşı Savaşan 5 Besin

images[9]

 

Tıp dilinde anemi olarak bilinen kansızlık pek çok farklı şekilde tanımlanabilen bir kan rahatsızlığıdır. Kanın elementlerinden alyuvar olarak adlandırılan kırmızı kan hücrelerinin eksikliği olarak bilinmektedir. Alyuvarların yetersizliği ile hemoglobin adı verilen protein vücuda oksijen taşıyamaz ve bu durumda kansızlık gelişebilir.

En sık görülen anemi çeşidi demir eksikliğine bağlı anemidir. Özellikle süt çocukluğu, adolesan dönemlerinde ortaya çıkan anemi, artan demir ihtiyacının beslenme yoluyla karşılanamamasından kaynaklanabilir.

Demir eksikliğine bağlı anemi özellikle çocuklarda zihinsel ve bedensel gelişimi etkileyebilmektedir.

Demir minerali vücutta üretilmediği için besin yoluyla alınmaktadır. Demir mineralinden fakir besinlerle beslenmek demir eksikliğinin sebeplerinden olabilmektedir.

Yapılan çalışmalarda, demir minerali eksikliği nedeniyle bazal metabolizması yavaşlayan kişilerde kilo verme problemleri yaşayabileceği görülmüştür.

Demir Eksikliği Belirtileri ;
◾Yorgunluk, halsizlik
◾Bağışıklık sisteminin zayıflaması
◾Sinirlilik
◾Depresyon
◾Solgun cilt
◾Çarpıntı ve nefes darlığı
◾Tahriş olmuş dil

Hekim tarafından önerilen ilaçlar düzenli olarak kullanılmalı ve demir içeriği yüksek besinlerle desteklenmelidir.

Demir İçeriği Yüksek 5 Süper Besin

Besinlerde biyo-yararlanımı yüksek ‘’hem demir’’ ve biyo-yararlanımı düşük ‘’non hem demir’’ olmak üzere iki ayrı demir formu bulunmaktadır. Hem demir hayvansal ürünlerde, non-hem demir ise bitkisel besinlerde, yumurta, süt ve süt ürünlerinde bulunur. ‘’Hem demir’’ yaklaşık %20 oranında emilirken ‘’non hem demir’’ %5 oranında emilir.

Bu nedenle, demiri hem hayvansal hem de bitkisel besinlerden almak faydalı olacaktır.

Dut Kurusu, Üzüm Kurusu ;

Kalsiyum ve demir deposu olan dut ve üzüm kurusu aynı zamanda B1, B2 ve C vitaminleri de içermektedir.

Kırmızı Et ve Karaciğer;

Özellikle kırmızı et ve sakatatlar biyo yararlanımı yüksek demir içeriğine sahiptirler.

Kabak Çekirdeği;

İçeriğindeki demir mineralinin yanında A, C, E, K vitaminleri, bakır, çinko, kalsiyum, magnezyum, manganez mineralleri ve Omega-3 yağ asidi bulunmaktadır.

Ispanak ;

Diğer sebzelere göre protein açısından zengin sayılan ıspanak, doymamış yağlar ve lif açısından da zengindir. Ayrıca bol miktarda demir, potasyum, sodyum, kalsiyum, magnezyum içermektedir.

Pancar;

İyi bir antikanserojen olan pancar birçok vitamin ve mineral açısından zengindir.

** C vitamini demir mineralinin emilimini artırmaktadır. Örneğin et ürünlerinin yanında limonlu yeşil bir salata yemek et içerisinde bulunan demirin emilimini artıracaktır.

Dyt. Çağla Çevik

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gerçekten de cennet ve cehennem var mıdır?”

 

Bir Samuray, üstadın karşısına dikilip şu soruyu sordu:
“Gerçekten de cennet ve cehennem var mıdır?”
Üstad: “Kimsiniz?”
“Bir samurayım.”
“Sen mi?” diye dudak büktü Usta , “Kendine baksana bir… Hangi efendi senden doğru dürüst hizmet umabilir? Daha ziyade dilenciyi andırıyorsun!”…
Sinirden kıpkırmızı kesilen samuray kılıcını çekti.
Usta susmak bilmiyordu: “Vay! Kılıcı da varmış! Ama o kadar beceriksize benziyorsun ki nasıl olsa kafamı kesemezsin!”
Kanı beynine sıçrayan samuray kılıcını kaldırdı.
Ustaya vurmaya hazırdı. O anda Usta sakince, “işte cehennemin kapıları böyle açılır” dedi.
Ustanın serinkanlı tavrına şaşıran samuray kılıcını kınına soktu ve saygıyla eğildi.
Üstad sözünü şöyle bitirdi: “Cennetin kapıları da böyle açılır.”

Öfke:cehennem ,cennet ise öfkeni fark edip durdurdugun an…..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »