Neden Karşılaştığımız Her İnsanın Değil de Çok Küçük Bir Azınlığın Kokusu Bize Çekici Geliyor?

SZpi3jjrf4YWiQbN-636022070047922821[1]

 

 

Hayatımızda unutamadığımız kokular vardır. Kokularını beğendiğimiz insanlar ise her zaman kısıtlıdır. İngiltere’de yapılan bir deney ile bu durum açıklanmış. Olaylar çok farklıymış.

uğruna dünya’yı mars’a bağlayacak kesintisiz 4 şeritli otoyol uzunluğunda düzülen şiirlerin, methiyelerin yanında, insanın bilinçsiz de olsa içgüdüleri ve mevcut genlerinin etkisiyle yaptığı rastgele gibi görülen seçimlere bir örnektir sevgilinizin mis gibi kokması…

peki neden dışarıda her gün karşılaştığımız her insanın değil de, sadece bu kalabalıktaki çok küçük bir azınlığın kokusu bize çekici geliyor ?

ingiltere’deki bir üniversitede bununla ilgili bir deney yapılıyor (şimdi tam ismini hatırlamadım bu üniversitenin. izlediğim belgeseli bulunca burayı editleyeceğim. “isviçreli bilim adamları” muamelesi çekmeyin…). o sırada kampüste eli cebinde dolaşan rastgele bir bebeyi seçip alıyorlar labaratuvara. daha sonra da önüne 11 tane ağzı sıkı sıkıya kapalı kavanoz koyuyorlar. bu kavanozların içinde de 11 tane t-shirt bulunmakta. bu 11 ayrı t-shirtü de deneyden 4 gün öncesinde 11 ayrı hatuna dağıtıyorlar ve bu 4 gün boyunca yatarken, spor yaparken ve gündelik hayatlarında üstlerinden hiç çıkarmamalarını söylüyorlar. 4. günün sonunda da t-shirtlere sinen ter ve vücut kokularını muhafaza etmek için bu kavanozlara koyup ağzını hava almayacak şekilde kapatıyorlar.

denekten istenilen şey ise kavanozları tek tek açarak t-shirtleri kendisine en güzel ve çekici gelen kokudan, en itici ve kötü gelen kokuya doğru sıralaması oluyor. bizimoğlan rasgele bir kavanozu açıp şöyle derin derin kokluyor ve “oo bu harika kokuyor…” diyip başlara koyuyor. hatta ara ara dönüp o başa koyduğu t-shirtü tekrar tekrar kokluyor “doyamadım ya la…” diye… rasgele bir tane daha açıp kokladıktan sonra resmen yüzünü ekşiterek “bizim spor salonundaki bebeler bundan daha az ter kokuyor yaw bu nasıl bir şeydir…” diye son sıralara atarak sıralamasına devam ediyor. en sonunda da 11 tanesini en güzel kokudan, en kötü kokuya doğru sıralıyor…

şimdi asıl deneyimizin can alıcı kısmına geliyoruz. deneye başlamadan önce deneyi yapan bilim insanları hem bu elemandan hem de 11 hatundan kan örnekleri alarak dna analizlerini çıkartıyorlar… burada incelenen konu ise doğuştan gelen bağışık olduğumuz hastalıklar. her insan kendi gen havuzuna göre doğuştan belirgin hastalıklara bağışık olarak doğarlarmış. yapılan dna analizine göre de bizimoğlanın ve hatunların doğuştan bağışık olduğu hastalıkların bir listesi yapılmış. atıyorum a’dan z’ye kadar bir hastalık skalası belirleyelim örnek verebilmek için. erkek denek a-b-c-d-e hastalıklarına bağışık olarak doğmuş…

sonraki adımda da kendisinden kavanozların altına konulmuş kağıtları açması isteniyor. denek önce kendisine en kötü gelen kokuya ait olan kavanozun kağıdını açıyor ve görüyor ki nasıl kendisi a-b-c-d-e hastalıklarına bağışık doğduysa bu t-shirtü giyen hatun da birebir aynı hastalıklara bağışık olarak doğmuş.

sonra ortalarda bir kavanozun kağıdına bakıyor. bundaki hatun da atıyorum a-b-t-h-j hastalıklarına bağışık doğmuş. en sonunda da koklamaya doyamadığı t-shirtün sahibinin durumuna bakıyor ki hatun oğlanın bağışık olduğu bütün hastalıklardan tamamen farklı hastalıklara bağışık doğmuş. yani oğlan a-b-c-d-e hastalıklarına bağışıkken bu en güzel kokan hatun u-ü-v-y-z hastalıklarına bağışık…

yani burada koku faktörünü etkileyen şey gelecek nesillere en sağlıklı çocuğu getirebilmek… siz kendiniz gibi aynı bağışıklıklara sahip bir kadınla birlikte olduğunuzda çocuğunuz da aynı dar havuzdaki bağışıklıklarla doğma eğilimi gösterebilmekte. lakin siz bu skalayı ne kadar genişletirseniz aynı şekilde doğacak çocuğunuz da o derece daha çeşitli hastalığa bağışık şekilde doğma şansı kazanacaktır. bunu insanın konuşarak ya da görerek anlaması mümkün olmadığı için bu seçimi kokular sayesinde istemsizce yapıyoruz.

kaynak: ekşişeyler

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HAYATI ERTELEME …

13770458_511072612436570_3000638317744476895_n[1]
Kırmızı elbisesi gardırobunda asılıydı, Annem ölürken,
O tüm yaşamı boyunca giydiği,
Dizi dizi koyu renkli, eski elbiselerin yanında
Adeta sırıtıyordu.
Beni çağırmışlardı
Ve annemi gördüğüm anda
Çok fazla ömrünün kalmadığını anlamıştım.
Kırmızı elbiseyi görünce ,ona
“Anneciğim, ne kadar güzel bir elbise bu böyle!” dedim.
“Hiç üzerinde görmemiştim”
“Hiç giymedim ki ” dedi usulca.
“Otur yanıma Millie,
Eğer ölmeden önce başarabilirsem
Sana bir ders vermek istiyorum.”
Yatağın kenarına ilişiverdim.
Annem derin bir soluk aldı,
Hiç tahmin edemeyeceğim kadar derin bir soluk.
“Çok fazla vaktim kalmadı ama,
Artık bazı şeyleri görebiliyorum,
Size hep iyi şeyler öğrettiğime inanırken,çok yanlış şeyler
öğrettiğimi fark ettim.”
“O nasıl söz öyle anneciğim ?”
“Öyle,her zaman , iyi bir kadının
Asla önce kendisini düşünmemesi gerektiğine inandım,
Hep başkalarını düşünmeliydim kendimden önce.
Onun, bunun, her zaman
Herkesin isteklerini yerine getirmeliydim,
Benim isteklerim ise, başkalarının isteklerinin altında
ezilip kaldı hep.
Belki günün birinde benim isteklerim de gerçekleşirdi.
Ama o gün hiç gelmedi.
Tüm yaşamım böyle geçti, fedakarlıklarla.
Baban için, erkek kardeşlerin ve kız kardeşlerin için, senin için yaptığım fedakarlıklarla.”
“Evet , anneciğim, bir annenin yapabileceği her şeyi yaptın.
“Ah, Millie ah, ne senin için,
Ne de onlar için yaptıklarımın bir yararı olmadı.
Anlamıyor musun?
Sizlere hataların en kötüsünü yaptım.
Kendim için hiçbir zaman hiçbir şey istemedim.!”
“Baban şimdi yan odada,öfkeyle duvarlara bakıyor.
Doktor ona öleceğimi söyleyince,
Yanıma geldi ve ölmeden önce öldürdü beni.
“Ölemezsin, beni işitiyor musun?
Bana ne olacak sen ölünce?.”….
Evet, çok zor olacak , biliyorum.
Mutfakta tavanın bile nerede olduğunu bilmez , biliyorsun.”
“Ve sizler, çocuklarım,
Her zaman, hepinize koştum.
Haftanın yedi günü
Evde ilk uyanan, son yatan hep ben oldum.
Yanık ekmekleri ve en küçük çöreği hep ben yedim.”
Bir kadının verici olmaktan öte bir görevinin olmadığını,
Hatta bir kadının verici olmazsa, var olmadığını öğrendiler.
Biriktirdiğim her kuruşu,
Giysilerinize, kitaplarınıza harcadım,
Çoğu zaman gereksiz bile olsa.
Yaşamımda bir kez bile , alışverişe çıkıp,
Kendime güzel bir şey satın almadım.
“Sadece geçen yıl, gördüğün o kırmızı elbiseyi aldım.
Sakladığım bir yirmi dolarım vardı.
Tam çamaşır makinesini tamir ettiririm o parayla derken,
Eve o koskoca paketle döndüm o gün.
Baban çok üzdü, yıktı o gün beni.
“Böyle bir elbiseyi nereye giyeceksin ki?
Operaya mı gideceksin yoksa?
Sanırım haklıydı. O elbiseyi hiç giymedim,
Mağazada denemek için giymekten başka.
“Ah Millie, eğer bu dünyada kendini düşünmezsen,
Öbür dünyada mutlu olunur sanırdım.
Ama artık inanmıyorum buna.
Bence Tanrı, isteklerimizi bu dünyada
Ve şimdi gerçekleştirmemizi istiyor bizden.
“Millie, şimdi bir mucize olsa
Ve bu yataktan kalkabilsem,annen çok farklı bir insan olurdu.
Ama ben sıramı böyle savdım.
Belki zor olurdu öğrenmem,
Ama öğrenirdim Millie, ÖĞRENİRDİM!
Annemin bana son sözleri şunlar oldu;
“Millie, benim yolumdan gitme,söz ver bana.”
Anneme söz verdim.
Annem ise sırasını savdı..
Ve son nefesini verdi.
Buna benzer pek çok şey okumuşuzdur. Hemen hepsi de yaşamı ertelemememiz gerektiğini ve her günü yaşamın son günü gibi yaşarsak, yaşama anlam katacağımızdan söz eder. Ben bunu okurken çok sevdiğim bir dostumu hatırladım. Yirmi yıllık evliliğini ihanet nedeni ile bitirme noktasındayken yanındaydım ve ağlıyordu. “Biliyor musun?” dedi, “Ben niye ağlıyorum?”
“Yirmi yıldır hemen her gün pilav yaptım, evdekiler seviyor diye.Kimi gün şehriyeli, kimi gün domatesli, kimi gün bulgur.
Bir tek gün bile sade pilav pişirmedim.
Oysa benim en sevdiğim Sade pilavdı….!!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ALBERT EINSTEIN DAN 10 HAYAT DERS…

images[6]

1-Merakınızın peşinden gidin

“Benim özel bir yeteneğim yok Yalnızca tutkulu bir meraklıyım”

Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanların başarılı olup bazılarının olamadığıdır Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım Merakınızın peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız

2 Azim paha biçilmezdir

“Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum”

Belirlediğiniz yolun sonuna ulaşacak kadar sabırlı mısınız? Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektuba yapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin

3 Bugüne odaklanın

İki atı aynı anda süremezsiniz Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız Şimdiye odaklanın ve bütün enerjinizi şu anda yaptığınız işe verin

4 Hayal gücü güç verir

“Hayal gücü her şeydir Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir Hayal gücü bilgiden daha önemlidir”

Hayal gücünüz geleceğinizi belirler Einstein şöyle der: ?Zekanın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil? Bu yüzden hayal gücünüzün hantallaşmasına izin vermeyin

5 Hata yapın

“Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir”

Hata yapmaktan korkmayın Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz hatalar sizi daha iyi bir konuma getirebilir Başarılı olmak istiyorsanız yaptığınız hataları üçe katlayın

6 Anı yaşayın

“Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir”

Geleceği ayarlamanın tek yolu olabilidiğiniz kadar şimdide olmaktır Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz Önemli olan tek an şimdidir

7 Değer yaratın

“Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın”

Zamanınızı başarılı olmak için harcamayın, değerler yaratın Eğer değerli olursanız başarı kendiliğinden gelecektir

8 Farklı sonuçlar beklemeyin

“Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek”

Her gün aynı rutinde yaşayarak farklı görünmeyi bekleyemezsiniz Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz

9 Bilgi deneyimden gelir

“Bilgi malumat değildir Bilmenin tek yolu deneyimlemektir”

Bir konuyu tartışabilirsiniz ama bu size sadece felsefi bir anlayış kazandırır Bir konuyu bilmek istiyorsanız onu deneyimleşmelisiniz

10 Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın

“Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz”

Yapmanız gereken iki şey var Birincisi oynadığınız oyunun kurallarını öğrenmek İkincisi ise oyunu herkesten iyi oynamayı istemek Bu iki şeyi yaparsanız başarı sizinle olur!

Yaşam… Günün Fotosu…03/08/2016

IMG_1573

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangi Renk Hangi Hastalığa İyi Gelir…

 

renk-terapisi_450[1]

Mavi: Gergin insanların rahatlamasına yardımcı olur.

Yeşil: Kalp problemlerinde yararlıdır .Kırık kemiklerde ve doku hasarının iyileşmesinde yardımcı olur

Turuncu: Safra taşı, göğüs problemleri, artritler ve sindirim sisteminde etkilidir. Enerji verir.

Sarı: Sindirim sistemi sorunlarında özellikle mide sorunlarında işe yarar. Mutluluk verir.

Lacivert: Cesaret, iç huzur zeka geliştirir. Göz, kulak, burun, cilt sorunları, ülser ve aknede bu renge bakmak işe yarar.

Kırmızı: Kan hastalıkları ve anemiye iyi gelir. Adrenalin salgısını arttır.

Mor: Çok duygusal kişilere uygundur. Aşırı yeme isteğimizi durdurur.

kaynak luna akademi

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dünyadaki En İyi 6 Alkali Gıda

 

Ciddi hastalıkların oluşmasını önlemek için kan pH’ının dengede durması gerektiğini biliyor muydunuz? Bunu göz ardı ediyor olsanız da, sağlığımızı etkileyen rahatsızlıkların çoğu fazla asitlik derecesi ile bağlantılıdır, bunun sebebi de kötü beslenme düzenidir.

Maalesef günümüzde marketlerin çoğu asit üreten ve kalorilerle yüklenmiş olan yiyeceklerle doludur.

İnceltilmiş taneler, işlenmiş yiyecekler ve kırmızı et bu etkilere sebep olan gıdaların olduğu uzun bir listenin sadece küçük bir kısmıdır.

Bir de bunların hepsine stres ve çevreye bırakılan toksik maddeleri de eklerseniz, zamanla daha çok insanın hasta olması veya sağlık problemleri yaşaması sürpriz değildir.

Şanslıyız ki, alkali yiyecekler, antioksidan bakımından zengin ve yaşamsal besinler alarak, negatif etkileri önlemek için kanınızın pH’ını dengeleyebilirsiniz.

Bunları beslenme düzeninize dahil etmeniz kesinlikle gereklidir, bu yüzden bugün sizinle aklınızda tutacağınız en iyi 6 yiyeceği paylaşacağız.

1. Ispanak

ıspanak

Besinsel açıdan çok zengin olan yiyeceklerden birisi ıspanaktır. İçinde vitamin, mineral, protein ve vücudun birçok temel fonksiyonuna yardımcı olan lif bulunur.

Diğer yeşil gıdalar gibi, ıspanak da klorofil bakımından zengindir. Klorofil kana faydası olan, alkalileştirme özelliği bulunan bir maddedir.

Ispanak yiyerek şunları alırsınız:

  • Vitamin (A, C, B2, B9, E ve K)
  • Mineral (Manganez, magnezyum, potasyum, kalsiyum ve demir)
  • Besinsel lif

2. Kara lahana

Kara lahana turpgillere özgü alternatif tıpta vücuda detoks yapma ve kolesterolü azaltma yeteneğiyle öne çıkan bir sebzedir.

Oksidatif zararı önleyen ve çeşitli kanser hücrelerinin oluşmasını engelleyen bir çok antioksidan barındırır.

Diğer sebzeler kadar ünlü olmasa da, en iyi alkali yiyeceklerden birisidir.

Genel olarak, kara lahana şunlar bakımından iyi bir kaynaktır:

  • Vitamin (A, C ve K)
  • Glukozinolatlar
  • Klorofil
  • Mineral (potasyum, çinko ve demir)

3. Salatalık

salatalık

Salatalığın temel faydaları %95’inin su olmasından dolayı gelir. Bu sadece onu kalori bakımından en düşük sebzelerden biri yapmakla kalmaz, ayrıca doğadaki en alkali yiyeceklerden de birisidir.

Salatalık, lignan gibi kronik hastalıkları önleme ile ilişkilendirilen antioksidanlardan önemli bir miktarda barındırır.

Bunlarla ilgili en iyi kısım da şudur; o kadar çok yönlüdürler ki beslenme düzeninize birçok şekilde dahil edilebilirler. Bu da salatalığı alkali beslenme bakımından harika bir temel gıda haline getiriyor.

İçindeki bazı besinler şunlardır:

  • Vitamin (A, C, K, ve B kompleks)
  • Mineral (magnezyum, selenyum, bakır, potasyum, demir ve çinko)

4. Brokoli

Beslenme ve sağlık için herkes beslenme düzenine haftada en az 4 porsiyon brokoli eklemelidir.

Bu sebze klorofil, antioksidan ve besinsel lif bakımından çok zengindir ve bunlar da kan asitliğini azaltır ve fazla toksini uzaklaştırır.

Kardiyovasküler sağlığı iyileştirmek, metabolik süreci desteklemek ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için de önerilmektedir.

Şunlar bakımından iyi bir besin kaynağıdır:

  • Vitamin (A, B2, B6, B9 ve K)
  • Mineral (manganez, potasyum, magnezyum ve kalsiyum)
  • Protein

5. Avokado

avokado

Çoğu insan avokadoyu beslenmesine dahil etmez çünkü kalorisinin %85’i yağdan gelmektedir.

Fakat bu yanlıştır, çünkü avokadonun içindeki yağlar kilo almaya katkısı olmayan sağlıklı yağlardır.

Aksine, kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olur ve yüksek yoğunluklu lipoproteinleri artırır.

İçeriği vücudun asitliğini azaltır ve iltihapa neden olan süreçten kaynaklanan dengesizliklere karşı vücudu korur.

Avokado şunları içerir:

  • Besinsel lif
  • Vitamin (B5, B6, B9, C ve K)
  • Potasyum

6. Limon

Sitrik asit tadından dolayı, çoğu insan limonun aside sebep olan gıdalar grubunda olduğunu düşünür.

Fakat bu yanlıştır. Aslında bu en alkali gıdalardan birisidir.

Her limonun pH seviyesi 9.0’dır, bu da sindirim sırasında kanı alkalize etmeye yardımcı olur.

Şunlar bakımından da harika bir kaynaktır:

  • Vitamin (A, C ve E)
  • Mineral (potasyum, demir, çinko ve magnezyum)
  • Besinsel lif
  • Antioksidanlar

Burada listelenen gıdalar vücudunuzu alkalize etmeniz için gereken gıdalardan sadece bazılarıdır.

Haftalık beslenmenize bunları bir çok kez eklemeyi deneyin. Bunları aside sebep olan diğer yiyecekleri dengelemek için kullanın.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ayaklarımıza Masaj Yaparak İyileşelim…

13892369_525249341004693_6909570892086534374_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsan Kendini En İyi Gezerken Tanır…

foto

 

Gezmeyi çok seviyorum tamam. Yeni yerler görmeyi, yeni insanların hikayelerinde kaybolmayı seviyorum tamam. Yeni lezzetler tatmayı seviyorum tamam…

Ama gezmeyi bu kadar çok sevmenin alt metinlerinden biri de  kendimi en çok gezerken tanımamdan geçiyor…

İstanbul’da bildiğim tanıdığım çevrede hayat -arkadaşlarla, aileyle,  planlarla,seminerlerle – akıp gidiyor. Bir şekilde insan kendini güvende hissediyor… (Güvende hissetmek ne demekse)

Ama gezmek öyle mi… Hiç bir şey bilmiyorsun, etrafına yene doğmuş bir bebek gibi şaşkınlıkla ve merakla bakıyorsun. Ve gün içinde bin tane karar vermek zorunda kalıyorsun.

Nerde yiyeyim…

Nereyi gezeyim…

Burada kaç gün kalayım…

Yanıma ne alayım…

Buradan sonra nereye gidilecek gibi bin bir karar seni bekliyor. Bazen otobüsü kaçırıyorsun, bazen yanlış yerde kalıyorsun. Bazen kalbinden parça bıraktığın insanlarla yolun kesişiyor.

Ama en önemlisi kendinlesin. Tüm kararları sen kendi keyfine göre veriyorsun. Kim ne der düşüncesi giderek daha arkalara gidiyor. Ve gerçek senle tanışıyorsun.

Gerçek senin ne istediğini soruyorsun sürekli olarak…

Şimdi ne istiyorum?

Şu an burada kalmak istiyor muyum?

Şimdi ne yemek istiyorum?

Ve keyfine göre kararlar alıyorsun; sessizlik istiyorum buradan gitmeliyim gibi… Deniz değil dağ ve orman seviyormuşum oralara yönelmeliyim gibi. (Mesela bu gerçek bir keşif olmuştur benİm için. Kendimi deniz sever sanıyordum meğerse yeşillik ve tepe seviyormuşum :)))

Burası çok güzel keşke şu kişi de yanımda olsaydı diye bir sürü sana özgü dilekte kalbinden geçiveriyor.

Gerçek duygularınla yüzleşiyorsun, geçmişinle yüzleşiyorsun, bazen ağlıyorsun, bazen gülüyorsun…

Şunu net söyleyebilirim ki, bir insan kendini en iyi gezerken tanır…Bunun içindir gidişlerim, dönüşlerim ve tekrar gidişlerim…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tuzun Böbreklere Etkisi ve Böbrek Temizliği 

 

Tuz yemeklerde o kadar sık kullanılan bir malzemedir ki tuzsuz yemek yapmayı düşünmek neredeyse imkansızdır. Peki insanlar neden bunu yapıyor? Çünkü tuz yemeklerin tadını arttırır ve yemeklerden aldığınız zevki de geliştirir, ama tuz tüketiminin uzun dönem sonuçları o kadar ciddidir ki tamamen beslenme programınızdan çıkarmanıza değebilir.

Tuzdan en çok zarar gören organlar böbreklerdir. Unutmayın böbrekleriniz günde 5 litre kanı filtreleme ve temizleme görevini üstlenmektedir, böylece hastalıklara ve hatta ölüme yol açabilecek toksinlerin ve atıkların birikmesini önler ve bunların vücuttan atılmasını sağlarlar.

Gelin sürekli tuz tüketiminin sonuçlarına daha yakından hep beraber bakalım ve durumu inceleyelim.

Tuzun böbrek sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir?

böbrek
Sizlere iyi bir öğüt vermekle başlayacağız: Bugün mutfağınızdaki tuzu halen yemeklere tat verebilecek ve yemeklerden aldığınız zevki arttırabilecek diğer malzemelerle değiştirin. 

  • Hardal
  • Kavrulmuş sarımsak, sarımsak tozu
  • Soğan tozu
  • Soya soyu (düşük sodyum)
  • Limon suyu
  • Kara biber
  • Kekik, dağ kekiği
  • Maydanoz
  • Zencefil
  • Kimyon
  • Fesleğen
  • Zerdeçal

zerdeçal

Yukarıda bahsettiğimiz her alternatif belli başlı yiyeceklerde kullanılabilir, ayrıca da size söz veriyoruz, bu yeni tatları çok seveceksiniz ve beslenme biçiminizi değiştirme konusundaki tutumunuzda başarılı olacaksınız. Sizlere sadece tuz tüketiminizi azaltmayı önermiyoruz – tuzu kullanmayı tamamen bırakmalısınız. 

Unutmayın gündelik olarak tükettiğiniz ve içerisinde sodyum olan başka şeyler de vardır, ve bu kaynaklar tek başına böbrekleriniz için 3 ila 5 gram arasında eleme, filtreleme ve temizleme konusunda büyük yardımcıdır.

Gelin tuzun böbrek sağlığınız üzerindeki sonuçlarına göz atalım.

1. Tuz pH derecenizle oynar

Eğer günde beş gramdan fazla tuz tüketirseniz bunlar dokularınızda, organlarınızda ve kan dolaşımınızda birikmeye başlar ve vücudun tamamında asitlenmeye yol açar. Bunu asla aklınızdan çıkarmayın. Daha önce çok kereler vücutta alkali pH bulundurmanın öneminden bahsettik. Asitlenmenin sonuçları aşağıdaki gibidir:

  • Hastalık
  • Kanser riski
  • Kalp ve böbrek problemleri
  • Sıvı tutulumu
  • Kronik yorgunluk
  • Soğuk algınlığı, üşüme ve yorgunluk hissi
  • Konsantrasyon bozukluğu
  • Rahatsızlık, huzursuzluk
  • Hassas, kolayca kırılan tırnaklar
  • Eklem ağrısı
  • Sık sık yaşanan enfeksiyon durumları
  • Alerjiler

2. Tuz kan akışının temizlenme sürecine karışır, engel olur

İçeriğinde çok fazla tuzun olduğu bir beslenme biçimi 40 yaşına gelen insanlarda yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, yüksek vücut yağı oranı, metabolizmada değişiklikler ile ortaya çıkar. Bunların hepsi çok tuz tüketmek ve çok az su içmekten kaynaklanan böbrek problemlerinin belirtileri olabilir.

  • Vücudun %60ı sudan oluşmaktadır. Vücutta çok fazla tuz olduğu zaman bu dokularda ve organlarda birikerek böbreklerin kan akışını düzgünce filtreleyip temizleyememesine yol açar. 
  • Sıvı tutulumu ve bununla beraber gelen sıkıntıları yaşamaya başlarsınız ve toksinler dokularınızın şişmesine sebep olur. Bunlar gibi böbrek problemlerinin ve kan akışında toksinlerin gözlemlenebilir olduğu durumlar aşağıdaki gibidir:
    • Ayaklarda şişme
    • Kronik yorgunluk
    • Üşüme hissi
    • Sıkı ve şişmiş bir karın bölgesi

3. Aşırı derecede tuz böbreklerin yaşlanmasına neden olur

Ne kadar fazla tuz tüketirseniz, böbrekleriniz vücudu temizlemek için bir o kadar fazla çalışmak zorunda kalır ve bununla beraber yetersiz su tüketimi de böbreklerin erken yaşlanmasına sebep olur. Bu sağlığınız için büyük risktir.

4. Aklınızda tutmanız gereken önemli bir bilgi: Tuzun dolaylı etkileri

  • Damar ve atar damar hastalığı olan damar sertliği
  • Romatizma ve eklem yangısı
  • Kalınbağırsak sancısı
  • Saç kaybı
  • Cilt problemleri
  • Sindirim problemleri
  • Kabızlık durumu
  • Aşırı kilolu olmak ve sıvı tutulumu

Aşırı tuzu vücuttan nasıl atabilirsiniz?

su

Aşırı tuzu vücuttan atmanın ana stratejilerinden biri de daha çok su içmektir. Günde 4 ila 8 bardak arası su içmekte fayda vardır. Bazen kulağa ve göze çok fazla gelse de, yanınızda yarım litre su taşıyıp gün içinde yudumlamanız da bu amaca ulaşmanızda bir adımdır. Ayrıca unutmayınız ki günde bir saat egzersiz yapmak da çok faydalıdır. 

Ayrıca aşağıda sizlere tarifini verdiğimiz karışımı da içerek vücudunuzdaki aşırı tuzdan kurtulabilirsiniz. Kesinlikle inanılmaz derecede etkilidir! Göreceksiniz.

Maydanoz tedavisi

5-parsley-juice
Hangi malzemeleri kullanmalı?

  • 50 gram taze maydanoz
  • 1 litre su
  • 1 limonun suyu

Hazırlanışı:

Suyu kaynatın ve maydanozu ekleyin. 30 dakika boyunca demlenmesini bekleyin, sonrasında bir 30 dakika daha dinlendirin. Limon suyunu da ekleyip, sıvıyı süzün. Bir cam şişeye koyun ve bu karışımı gün içinde için. Her zaman ilk bardağı sabahları boş mideye için ve her öğünden 20 dakika sonra birer bardak daha için.

Bu karışımı her ay üç gün art arda uyguladığınızda kendinizi ne kadar harika hissettiğinizi göreceksiniz!

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bedri Rahmi Eyüpoğlu… Ben Çalışarak Ressam Oldum…

 

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun ilk yapmış olduğu resim, sene 1928 , yer Trabzon…..
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Trabzon 1928

Ölümü ile yarım kalan resim Mor Han, sene 1975.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Mor Han 1975

Resim sergisinde en güzel bölüm otopotrelerdi. Kendisinin, eşinin, aşkının, abisinin.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Otopotre Genç 1933
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Otopotre 1964
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Otopotre 1968
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Atölyede Resim Yaparken 1929

1930’larda Fransa’da tanıştığı ve daha sonra evlendiğinde Eren adını vereceği eşi Ernestine Letoni..

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Eren Eyüpoğlu El Şakakda 1935

BİGÜZEL

seni bigüzel giymişim içime gavurun kızı
bir kurşunda vurdular ikimizi
gün ışır, yaprak titrer, tohum üşür
acı güller kızarır hikayemizi.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Kırmızı Terlik 1946

Çok sevdiği ağabeyi Sebahattin Eyüpoğlu ;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Sebahattin Eyüpoğlu
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Aile 1944

KARA SEVDA

…ve nihayet gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.
Masallarla indi yere
Sebil oldu cümle hikayelere
kara kara kazanlarda kaynadı
Diyar diyar al kanlara boyandı
Türkülerde ateş alev yandı tutuştu
Gördes kiliminde nakış
Minyatür bahçelerinde suret kesildi.
Ve nihayet gelip çattı
Elveda belirsiz bedava sevince
Uçan kuşa eşe dosta elveda
Bütün haşmetiyle gelip çattı
Bir dilimi zehir zıkkım
Bir dilimi candan tatlı.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Yahya Kemal 1948
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Aşık Veysel 1953
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Nasrettin Hoca 1953

KİMİ

kimi güneşle düşünür
Van Gok olur.
kimi yağmurla düşünür
Şopen olur.

kimi iki kere ikiyle…
Aynştayn olur…
kimide sadece insanlarla düşünür
ama sadece insanlarla
işte o eşşoğlueşşek
Adam olur , adam…

Bedri Rahmi Eyüpoğlu  Meryem Palava 1952

Güzel Sanatlar Akademisi’ne misafir öğrenci olarak gelen ve 1946 yılında Alman Hastanesinde Tüberkülozdan ölen büyük aşk yaşadığı Mari Gerekmezyan için yazdığı Karadut şiiri ve resimleri.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut

KARADUT

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.

 

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut

 

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın. 

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut

Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut

Netmiş, neylemiş, nolmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum 

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karadut 1945

Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu gözünden şehirler ve mekanlar;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu

BÜYÜK ŞEHİRLERİ TAKDİM EDERİM

sana büyük şehirlerden bahsedecegim;
en büyük camiler orda kurulur
en küçük mezarlar orda kazilir
en kara yazilar orda dizilir
yüksek minarelerde sela verilir
civar hanelerde zina edilir
büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum
halbuki küçük köylerin
mezarligi bile yoktur

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Trabzon Manzara 1928

büyük şehirlere bağlanma mehmedim
öyle bir şehre yerleş ki
küçük fakat bizim olsun
sokaklarinda tanimadigin yüz
ensesine şamar atamayacagin kimse dolaşmasin
her agacina elin
her kariş topragina terin degsin
ve kuytu evlerden birinde
senden habersiz ölenler olmasin

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Edirne 1942
Bedri Rahmi Eyüpoğlu İstanbul 1952

PUL PUL

yedi tepeye kurulmuş,  pul pul
gümüş gümüş baliklari, pul pul
işiktan sudan örülmüş
canim Istanbul


Bedri Rahmi Eyüpoğlu Çorum 1952
Bedri Rahmi Eyüpoğlu

TELGRAFIN TELLERİ

telgrafin tellerini arşinlamali
yar üstüne yar seveni kurşunlamali
tam beş defa
kurşuna dizildi Mernuş
ya kurşunu sikan YAR degildi
ya kurşun kurşun degildi
ya Mernuş Mernuş degildi.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Akademi Bahçesi 1938
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Dolmabahçe Saray Bahçesi 1937
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Salıpazarı Evimiz 1938
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Korupark Suadiye 1946
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Dalyan 1943
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Midye Mağara 1972

YALNIZLIK

yalnizligin kadarsin
yalnizligin mis kokmali
yalnizlik dedigin büyük bir zindan
dünyanin en kalabalik zindani
dinden imandan çikarir
ama öyle bir adam eder ki insani

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Misuri 1946
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Gece Kondular 1972
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Korupark 1975

SİTEM

Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim
Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim
Yar yar… Seni karasaplı bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım
Yar yar… Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var

Bedri Rahmi Eyüpoğlu kadınları;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Hamam 1936

HÜZÜN

Türküler bitti
Halaylar durdu
Horonlar durdu
Al damar, mor damar, şah damar sustu
Bahçeler put kesildi birer birer
Meyveler salkım saçak taş.
Bir bulut uçardı
Başı boş bedava
Yandı kül oldu.
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.
Ağaç büyür arkasında koşamam
Kervan yürür peşi sıra düşemem
Yıldız akar uçsam da yetişemem.
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim yoruldu.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere 1931
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Dünya Güzeli 1931

ÇAKIL

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Talaslı 1944
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Kız Kaçırma 1942
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Kırmızı Bacaklı 1956
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Ana ve Çoban 1957

YIKANSIN GÖZLERİM YIKANSIN

Soyunsun gözlerimin cilasında
İçersinden aydınlanmış tarlalar
Soyunsun beyazlığı içlerinden gelen evler
Soyunsun utancını arzular
Yıkansın gözlerim yıkansın

Soyunsun gözlerimin cilasında
Gelmiş, gelecek bütün kızlar,
Soyunsun hafızanın insan gözü değmemiş yerinde
Sineler, buseler, arzular
Ve bütün bir ömür
Lâhzada harcansın
Yıkansın gözlerim yıkansın

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Köylü Ana 1972
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Adalardan Gelen Yar 1954

Bedri Rahmi ve meslekler;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Boyacık 1957
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Dutçu 1946
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Fotografçı 1944
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Baltabaş Kemençecisi 1970

Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve hayvan sevgisi;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Ebabil Kuşu 1958
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karabaş 1946

Bazı resimlerinde şiirler de var.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Arzulandıkça Kulun 1961
Arzulandıkça Kulun, Arzulandıkça Kölen
Bedri Rahmi Eyüpoğlu
Yunus Emre 1970
Kimi Masum Kimi Güzel Yiğitler Ne Söylerler Ne Bir  Haber Verirler
Bedri Rahmi Eyüpoğlu 1952

KARINCA KADERİNCE

Her nefes kanımı yıkanmış bulur
Her yaprak canımı hazır
Bu yosun bu deniz bu nur
Bu ten gürül gürül yanmalıdır

Ayı ininden
Yılan deliğinden
Arzular salkım sacak yerli yerinden
Sökülüp Yaşanmalıdır

Karınca Kaderince
Bu can meşrebimce harcanmalıdır

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Çentik 1966

ÇENTİK

Canım benim
Canımın çentiği balım
Cennet şuracıkta

Diğer resimleri;

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Mavili Ağaç 1974
Bedri Rahmi Eyüoğlu Hayat Ağacı 1946

İSTİDA

Yarab! Insan ogullarindan çektigim yeter
Gök yüzünden benim hisseme düşeni ver
Altina diledigim gibi ömrümü sereyim
Mendil kadar olsun tarlami ayir
Beni doyuracak agaci göster
Rabbim! Insan ogullarindan çektigim yeter
Yalniz senin ellerin gezinsin ömrümde
Beni yalniz sen mahkum eyle sen azat
Ve yalniz sen canimi iste benden ki
Nereye saklayacagimi şaşirmadan vereyim

Bedri Rahmi Eyüpoğlu Vakko Çiti 1972
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Nato Motifi 1958
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Yavuz Geliyor Yavuz 1932
Bedri Rahmi Eyüpoğlu Karagözün Gemisi 1957
Bedri Rahmi Eyüpoğlu El ve Ayak İzleri

İyiki bu topraklarda Bedri Rahmi Eyüpoğlu el ve ayak izlerini bırakmıştır.

KAYNAK: BENGİ ÖZKAN

Acın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir.

tuzvesu[1]

Hintli bir yaşlı usta, çırağının her şeyden sürekli şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.
Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.
“Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “Acı” diye yanıt verdi.
Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi.
Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
“Tadı nasıl?”
“Ferahlatıcı” diye yanıt verdi genç çırak.
“Tuzun tadını aldın mı?” diye soran yaşlı adamı, “Hayır” diye yanıtladı çırağı.
Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:
“Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”

Yazarı Bilinmiyor

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.

kahve_fincani[1]

 

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.

Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;

“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.

Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!

Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.

“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:

“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.
“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:

“Henüz değil!”

“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”
“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.

“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.

“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.

“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”

“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.

Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.

“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:

“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”
Ona “Evet” dedim.

Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”

“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.

Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”

Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…
Teşekkür ederim.”
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yüreğimi yakan darbeleri bağışlıyorum.

sairindunyasi_GOZ_YASI[1]

 

Döktüğüm yaşları bağışlıyorum.

Acıları ve aldatmaları bağışlıyorum.

İhanetleri ve yalanları bağışlıyorum.

İftiraları ve ahlâksızları bağışlıyorum.

Nefreti ve zulmü bağışlıyorum.

Yüreğimi yakan darbeleri bağışlıyorum.

Yıkılan hayalleri bağışlıyorum.

Ölen umutları bağışlıyorum.

Sevgisizliği ve kıskançlığı bağışlıyorum.

Umursamazlığı ve kötü zihniyeti bağışlıyorum.

Haklılık uğruna haksızlık edenleri bağışlıyorum.

Öfkeyi ve şiddeti bağışlıyorum. İhmalkârliği ve unutkanlığı bağışlıyorum. Bütün kötülükleriyle dünyayı bağışlıyorum.

Paule Coelho

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kronik yorgunluk sendromunun bağırsak florası ile bağlantılı olduğu keşfedildi

 

Kronik Yorgunluk Sendromu nedir? Altı aydan daha uzun süre devam eden, uyuma ve dinlenme ile geçmeyen aşırı fiziksel ve zihinsel yorgunluğa Kronik Yorgunluk Sendromu (KYS) adı verilir. Kronik Yorgunluk Sendromu sadece bir yorgunluk olmakla kalmayıp kas ağrısı, baş ağrısı, boyun ağrısı, eklem ağrısı, uyku bozukluğu gibi sorunları da beraberinde getiren kompleks bir hastalıktır.[1] Hastalığın kesin sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte aşırı stres, beslenme alışkanlığı, genetik yatkınlık ve viral enfeksiyonlar gibi faktörlerden şüpheleniliyor.

Hastalığın sebebinin tam olarak bilinmemesi doktorların hastalığa kesin teşhis koymasını zorlaştırıyor. Bu yüzden  doktorlar, Kronik Yorgunluk şikayeti ile gelen hastaların yapılan muayenesinde somut bir bulguya rastlamazsa, hastalığın ya psikolojik ya da kuruntudan kaynaklandığı yargısına varıyorlar ki, bu yaklaşımın doğru olmadığı ilerleyen zamanda anlaşılıyor.

yorgunluk-salturk

Son zamanlarda Kronik Yorgunluk Sendromu hakkında yapılan araştırmalar hastalığın net bir şekilde biyolojik nedenlerden kaynaklandığını gösteriyor. Bu konuda yapılan araştırmalardan bazıları Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarının beyninde karakteristik anormallikler [2] ile bağışıklık sisteminde önemli değişiklikler olduğunu gösteriyor.[3]

Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarının bağırsak florasında keşfedilen değişiklikler

Cornell Üniversitesinden Ludovic Guilloteaux ve ekibinin 48 Kronik Yorgunluk Sendromu hastası ile 39 sağlıklı insanın dışkı ve kan örneklerini karşılaştırarak yaptığı araştırma, bağırsak florası ile Kronik Yorgunluk Sendromu arasında şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir bağlantının olduğunu gösteriyor.[4] Ludovic Guilloteaux ve ekibi, bu araştırma için deneklerden aldığı dışkı ve kan örneklerinde bağırsak bakterilerinin DNA’ları ile kanda bulunan beş farklı inflamasyon belirteçlerin konsantrasyonunu ölçtüler.

Bağırsaktaki bulgular

yorgunluk-salturk2Bağırsaktaki bulgulara geçmeden önce konunun daha iyi anlaşılması için kısaca Bağırsak florasından bahsetmek gerekiyor. Bağırsak florası, sindirim sisteminde yaşayan ve vücuda alınan gıdarı sindirme ile görevli sayıları 10 milyon ile 1 katrilyon arasında değişen yaklaşık 500-1000 değişik türdeki mikroorganizmanın genel adıdır.

Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin %98’i faydalı bakterilerden oluşur ve bunlar bağırsakta kaldığı müddetçe faydalı görevlerine devam ederler. Eğer bu bakteriler bir şekilde bağırsaktan kana geçerse iltihabi reaksiyonlar başlayarak kişinin hastalanmasına sebep olur.[5]

Bağırsak florasının azlığı veya belirli bakterilerin bağırsakta bulunmaması Crohn hastalığı gibi kronik ve iltihabi bağırsak hastalıklarının ortaya çıkmasına yol açar. Bu bakımda bağırsak florasındaki bakterileri gerek sayısının gerekse çeşidinin eksilmemesi önemlidir. Guilloteaux ve ekibi yaptıkları bu araştırma ile Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarının bağırsak florasında sağlıklı insanlara göre daha az mikroorganizmanın bulunduğunu ve var olanların da daha az hareketli olduğu tespit etti.

 

Kandaki bulgular

Kronik Yorgunluk Sendromu bulunan hastaların kanında bir inflamasyon belirteçi olan Lipopolisakkarit-Bağlayıcı Protein (LBP) seviyesinin yüksek olduğu gözlendi. Bu durum, hastanın bakteriyel bir enfeksiyonla karşı karışıya olduğu anlamına geliyor. Lipopolisakkarit-Bağlayıcı Protein (LBP), bakteriyel enfeksiyonu fark ederek vucudu savunma için alarma geçirir. Yani LBP‘nin kanda yükselmesi bağışıklık sisteminin bakteriyel bir enfeksiyona karşı verdiği doğal bir yanıttan başka bir şey değildir.

Bakteri kana nereden ve nasıl geçiyor

Sağlıklı bir bağırsak duvarından kana bakteri, mantar, parazit ve toksik atıkları geçemez. Çünkü bağırsak duvarının yapısı buna müsade etmez. Ancak hasarlı bağırsaklarda (sızıntılı bağırsak, ingilizce: leaky gut) veya Geçirgen Bağırsak Sendromu hastalarında bakteriler ve toksik maddeler bağırsak duvarından kana sızar kanı enfekte eder.

Yapılan bu araştırmadan elde edilen önemli başka bir bulgu ise, Kronik Yorgunluk Sendromu hastalarının bağırsak duvarının geçirgen olduğu ve bağırsaklarda bulunan bakterilerin kana geçerek iltihaplanmaya sebep olduğunun keşfedilmiş olması.

Tedavide yeni umut

Şu ana kadar Kronik Yorgunluk Sendromunun etkili bir tedavisinin olmaması hastalık hakkında somut biyolojik delillerin olmamasından kaynaklanıyordu.

 

Guilloteaux ve ekibi bu araştırma ile kronik yorgunluk sendromu olan hastaların bağırsaklarında daha az sayıda bakterinin konakladığını, bağırsak duvarlarının geçirgen olduğunu ve bu nedenle bağırsaktan kana bakteri geçişi olduğunu, bunun da kanda iltihabi reaksiyonların ortaya çıkmasına sebep olduğunu keşfettiler. Bu önemli keşifle birlikte Kronik Yorgunluk Sendromu teşhisinin  kan ve dışkı testi ile çok daha kolay bir şekilde tespit edilebilmesinin yolu açılmış oldu.

Sonuç

Bağırsak florası ve bağırsak duvarındaki bu değişimin Kronik Yorgunluk Sendromunun ortaya çıkmasında sebep mi yoksa sonuç mu olduğu şimdilik tam olarak bilinmiyor ama araştırmayı yürüten Giloteaux konu hakkında yaptığı acıklamada, geliştirilecek ilaç ve uygun diyet planları ile bağırsak florasının tekrar dengeye sokularak hastaların normal yaşantıya dönebileceklerini umut ettiğini belirtti.

Mehmet Saltürk

kaynak: medical akademi

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Şartlar ve olaylar kim oldugumuzu etkilemis olabilir.Ama ne oldugumuzdan kendimiz sorumluyuz.

ruzgar-enerji[1]

 

 

 

Yillar sonra ogrendim ki…
Ogrendim ki…
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsiniz.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karsi tarafa birakirsiniz.

Ogrendim ki…
Guveni gelistirmek yillar aliyor,
Yikmak bir dakika.

ogrendim ki…
Hayatinda nelere sahip oldugun degil
Kiminle oldugun onemli.

Ogrendim ki…
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mumkun
Ama sonrasi icin bir seyler bilmek gerek.

Ogrendim ki…
Kendini en iyilerle kiyaslamak degil
Kendi en iyinle kiyaslamak sonuc getirir.

Ogrendim ki…
Insanlarin basina ne geldigi degil
O durumda ne yaptiklari onemli.

Ogrendim ki…
Ne kadar kucuk dilimlersen dilimle
Her isin iki yuzu var.

Ogrendim ki…
Olmak istedigim insan olabilmem
Cok vakit aliyor.

Ogrendim ki…
Karsilik vermek
Dusunmekten cok daha basit.

Ogrendim ki…
Butun sevdiklerinle iyi ayrilman gerek
Hangisi son gorusme olacak bilemiyorsun.

Ogrendim ki…
‘Bittim’ dedigin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha cok var.

Ogrendim ki…
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatini kontrol eder.

Ogrendim ki…
Kahraman dedigimiz insanlar
Bir sey yapilmasi gerektiginde
Yapilmasi gerekeni
Sartlar ne olursa olsun yapanlar.

Ogrendim ki…
Affetmeyi ogrenmek deneyerek oluyor.

Ogrendim ki…
Bazi insanlar sizi cok seviyor
Ama bunu nasil gosterecegini bilemiyor.

Ogrendim ki…
Ne kadar ilgi ve ihtimam gosterseniz
Bazilari hic karsilik vermiyor.

Ogrendim ki…
Para ucuz bir basari.

Ogrendim ki…
En iyi arkadasla sikici an olmaz.

Ogrendim ki…
Dustugun anda seni tekmeleyecegini dusunduklerinden bazilari
Kaldirmak icin elini uzatir.

Ogrendim ki…
Iki insan ayni seye bakip
Tamamen farkli seyler gorebilir.

Ogrendim ki…
Asik olmanin ve aski yasamanin cok cesidi vardir.

Ogrendim ki…
He sartta kendisiyle durust kalanlar
Daha uzun yol yuruyor.’

Ogrendim ki…
Hic tanimadigin insanlar,
iki saat icinde,
senin hayatini degistirir.

Ogrendim ki…
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatir.

Ogrendim ki…
Duvarda asili diplomalar
Insani insan yapmaya yetmez.

Ogrendim ki…
Ask kelimesi ne kadar cok kullanilirsa, anlam yuku o kadar azalir.

Ogrendim ki…
Karsindakini kirmamak ve inanclarini savunmak arasinda cizginin
nereden gectigini bulmak zor.

Ogrendim ki…
Gercek arkadaslar arasina mesafe girmez.
Gercek asklarin da!

Ogrendim ki…
Tecrubenin kac yasgunu partisi yasadiginizla ilgisi yok,
Ne tur deneyimler yasadiginizla var.

Ogrendim ki…
Aile hep insanin yaninda olmuyor.
Akrabaniz olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve guven ogrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik degil.

Ogrendim ki…
Ne kadar yakin olursa olsunlar
En iyi arkadaslar da ara sira uzebilir.
Onlari affetmek gerekir.

Ogrendim ki…
Bazen baskalarini affetmek yetmiyor.
Bazen insanin kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Ogrendim ki…
Yureginiz ne kadar kan aglarsa aglasin
Dunya sizin icin donmesini durdurmuyor.

Ogrendim ki…
Sartlar ve olaylar,
Kim oldugumuzu etkilemis olabilir.
Ama ne oldugumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Ogrendim ki…
Iki kisi munakasa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamina gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamina gelmez.

Ogrendim ki…
Her problem kendi icinde bir firsat saklar.
Ve problem, firsatin yaninda cuce kalir.

Ogrendim ki…
Sevgiyi cabuk kaybediyorsun, pismanligin uzun yillar suruyor.

Ataol Behramoğlu