Herkes sorunu başkalarında ararsa, çözümü nasıl bulacağız…

14522848_1670408979940819_5616301996897033245_n1

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.
Bu durumu konuşmak için aile doktoruna danışmış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. “Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla”
O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Cevap yok.
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesâfeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Yine cevap yok.
Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesâfe 20 adım ve tekrar sormuş. ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’ Hâlâ cevap yok.
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesâfe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış ‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’
Yine cevap alamamış.
Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş.
-‘Hayatım bu akşam yemekte ne var?’
-‘Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuuuuuuk’
Herkes sorunu başkalarında ararsa, çözümü nasıl bulacağız…
“Alıntı”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ruh Hastası Olduğum İçin Mi…

imagese0oi0viv

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Size Selam Getirmişmiyem…

huni

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Diz ağrıları için;

14448771_509008119309318_2467551846487065745_n1
* Kaynamakta olan 1 su bardağı klorsuz suya 1 tatlı kaşığı kuşburnu atınız ve kısık ateşte ağzı kapalı olarak 10 dk kaynatınız.
* Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocaktan alınız ve süzerek ılımaya bırakınız.
* Ilıdıktan sonra sabah kahvaltısından ve akşam yemeğinden 2 saat sonra içiniz.
* Her defasında taze hazırlayınız

prof saraçoğlu

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?

14448919_1280365018675456_8678245792900960743_n1

Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu’nun bir yerinde; milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar,okyanusun dev dalgalarına atılarak intihar ederler.
Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler,ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.
Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu,kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar. İnsanların yokluğunu bile fark edemedikleri ada; kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez durağıdır. Kuşlar, binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca yorgunluktan bitkin düşen bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler.
Peki ya siz? Sizin hiç adanız oldu mu?
Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı?
Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü ve dengenizi yitirinceye kadar kanat çırpacağınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize?
Sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost! Yola birlikte çıkacak kadar güvendiğiniz bir arkadaş, daima huzur ve mutluluk verecek biri, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?
Daha bir dikkatli bakın çevrenize. Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç ada var çevrenizde? Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize?
alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

TUNCEL KURTİZ’DEN AKLIMIZDA KALAN MÜTHİŞ REPLİKLER!

page_tuncel-kurtizin-vasiyeti-yerine-getirilemiyor_1214585131

 

 

-Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. Eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur.
-Hesap görmek, hesap etmekten zordur yeğenim.
-Değişmek zordur yeğenim ama bazen… Aynı adam olmak daha zordur… Hayat öyle yüklenir ki üstüne durduğun yerde çatır çatır çatırdarsın.
-Bazen öyle acır ki için değiştin sanırsın şimdi dersin… Şimdi her şeyi yapabilirim…
-Bazen hayat seni öyle zorlar ki yeğenim yolun başında kimdin… Unutursun…
-Zorunu benden duy yeğenim, herkese yalan söylemen yetmez artık… Bundan böyle bir başına kalsan da artık kendin olamazsın…
-Kaderimiz olan aşka değil de aşkıyla kaderimizi değiştirene içelim!
-Yapmakla olup bitseydi bu iş,Hemen yapardım, olup biterdi.Döktüğüm kanla akıp gitse her şey, Bir vuruşta sonuna varılsa işin,
Bir anda bu dünyayı olsun kazanıversen, Zaman denizinin bir kumsalı olan bu dünyayı Öbür dünyayı gözden çıkarır insan.
Ama bu işlerin daha burada görülüyor hesabı. Verdiğimiz kanlı dersi alan Gelip bize veriyor aldığı dersi. Doğruluğun şaşmaz eli bize sunuyor İçine zehir döktüğümüz kupayı.
-Asıl çaresizlik derdin devasız olması değil, birini iyi edecek şeyin diğerinin kadehine zehir olmasıdır.
-En iyi soygunlar girerken değil çıkarken bozulur yeğen. Haydutlar öyle iyi planlar ki girmeyi nasıl çıkacaklarını unuturlar. Çıkacaksan hemen çıkacaksın yeğen yoksa çekerler yoksa seni içeri…
-Güvercinin boynundaki o kırmızımtırak tüyler vardır ya, bir kere taktı mı güvercin o tasmayı boynuna başka birisini sevemezmiş, ama bazen fazla sevgiden güvercinler birbirlerini de öldürürlermiş, birbirlerinin gırtlağını deşerlermiş fazla sevgiden, o yüzden o kızıl tasmaya da güvercin gerdanlığı derlermiş.
-Bazen insan başkasının ruhunu ararken kendi ruhunu teslim eder başkasına.
-Her yanım yanım acıyor, gençliğime, halime şu mavi gök mavi deniz uçan kuş işe giden insanlar ipimi çeken cellat on gün on gün…
-Bazen yeğen işleri yoluna koymak için sıkmayacaksın yumruğunu, açacaksın avucunu avucundakileri savuracaksın havaya. Bekleyeceksin, bekleyeceksin sana geri gelmelerini.
-Bir şey yapmadan önce eğer yaparsan sana ne yapacağımı bir düşün önce.
-Oysa herkes öldürür sevdiğini,
Kulak verin bu dediklerime,
Kimi bir bakışı ile yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözler ile…
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle.
Korkaklar öpücükle öldürür…
Yürekliler kılıç darbeleriyle.
-Aşk mı intikam mı, mahkum mu, cellat mı… hep ikisinden birini seçmen istendi… Ama hep bir üçüncü şık var… O da ateşe atlamak…
-Geçmişe dönmek başka, geçmişi silmek başka. Bir kere aktı mı zamanın içinden suyun yolu değişmez.
-Unutma! Bin kere dönsen o güne, bin kere ihanet edecekler sana. Herkes doğasının gereğini yapar. Bin kere ihanet etseler sana çaresi yok bin kere gidersin yanlarına.
-“Ölüm gibidir sadakat. Bir kere çizgiyi geçtin mi, geri dönüş yoktur.”
-Ne kadar değişirsen değiş, Nerede mutlu olduysan hep oraya çevirirsin kafanı.
-Portakalı soymadan içinin iyi olup olmadığını anlayamazsın.
-Ben her şeyi olan ve kaybedeceği hiçbir şey olmayan insanım.
-Savaşmak aslında hasmınla savaşmak değil, sevdiklerinle savaşmaktır.
-Savaşırken göremezsin bazı savaşları kazanamazsın artık durmalı ve geri çekilmelisin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hasta Olmamak İçin Ne Yapmalı…

14495414_1152054451528221_7662697932878866115_n1

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mektuplarıyla Dünya Edebiyatı’nda İz Bırakmış Aşk..

14469517_1254781677886121_7273493984563790639_n1

 

Mektuplarıyla Dünya Edebiyatı’nda İz Bırakmış Aşk.. < Halil Cibran (1883 – 1931) & May Ziyade (1886 – 1941)
May Ziyade, Filistin’de Arap Edebiyatı’ndaki ilk kadın yazarlarından. Denemeler yazar, bir süre gazete yöneticiliği yapar, aynı zamanda kadınların özgürlüğünün aktif savunucusudur. Çocukluğunda ailece Lübnan’a, oradan da Mısır’a göç etmek zorunda kalmıştır. Halil Cibran ise Lübnan doğumludur, on iki yaşında ailece önce Boston’a sonra New York’a yerleşir. May Ziyade, 1912’de Halil Cibran’ın Kırık Kanatlar adlı kitabını okur ve özellikle kitaptaki Selma Karami’den etkilenir ve Halil Cibran’a mektup yazar. Uzun bir bekleyişten sonra Cibran’dan yanıt gelir. İşte o günden, Cibran’ın öldüğü 1931 yılına dek tam on dokuz yıl boyunca aralıksız sürecek olan mektuplaşmalar başlar. Edebi ve felsefi görüşlerin paylaşıldığı entelektüel sohbetler içeren bu mektuplaşmalar, giderek derin bir tutkuya ve aşka dönüşür. Uzun yıllar görmeden, sesini duymadan, mektuplarıyla hayatını dolduran Cibran’ın ölümünden sonra intihara bile kalkışır. Bu girişiminin ardından yakınları onu Mısır’dan alıp Lübnan’a götürür. Bir süre akıl hastanesinde kalır. 1941 yılında Kahire’de ölür.
”Sana karşı taşmalarım ne demek bu? Bütün bunlarla ne demek istediğimi gerçekten bilmiyorum. Ama senin sevdiğim olduğunu ve sevgiye saygı duyduğunu biliyorum… Bu düşünceleri sana itiraf etmeye nasıl cesaret edebiliyorum? Böyle yaparak onları yitiriyorum. Yine de bunu yapmaya cesaret ediyorum. Tanrıya şükürler olsun ki, bunları söylemeyip yazıyorum, çünkü şimdi şu anda burada olsan, hemen geri çekilip uzunca bir süre senden kaçarım ve söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem.” (May Ziyade)
“May, aşkı bir amaç olarak görürüz, bir sona ulaşmada bir araç olarak değil. Sen bende yaşıyorsun ve ben sende, bunu sen de biliyorsun, ben de. Tüm insanlar içinde ruhuma en yakın olanı, yüreğime en yakın olanı sensin, ruhlarımız ve yüreklerimiz asla kavga etmez. Sadece düşüncelerimiz kavga eder. Bana aşktan korktuğunu söylüyorsun, neden küçüğüm? Güneş ışığından korkuyor musun? Denizin gelgitinden korkuyor musun? Günün doğuşundan korkuyor musun? Baharın gelişinden korkuyor musun? Aşktan neden korktuğunu merak ediyorum. Sıradan bir aşkın beni memnun etmeyeceği gibi senin de sıradan bir aşktan hoşlanmayacağını biliyorum. Sen ve ben ruhtaki duyguları sınırlamakla asla doyuma ulaşamayız. Daha çoğunu istiyoruz biz, her şeyi istiyoruz. Ah May, aşktan korkma, aşktan korkma, gönül dostum. Acıdan, perişanlıktan, arzudan yana ne getirirse getirsin, ne kadar karmaşık ve şaşkın olursa olsun kendimizi ona teslim etmeliyiz.” (Halil Cibran)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

50’lerden itibaren bırakmanız gereken 10 şey”

50-den-sonra-neler-yapilmali1
Hayat çok kısa. Ya da çok uzun. Nereden baktığınıza bağlı.
Ama logaritmik bir ilerle…yişi olduğu kesin.
Yani yaşamın çocukluk-gençlik döneminde yılların araları çok çok uzun ama yaşlandıkça feci kısalıyor. 6 yaşla 10 yaş arasında neredeyse asırlar varken, 45 ile 49 arası bir göz kırpmalık mesafe sanki.
O yüzden de ilerleyen yaşlarda hayat daha kıymetli geliyor hepimize. Acayip uçucu olduğu için.
Yabancı bir internet sitesinde “50’lerden itibaren bırakmanız gereken 10 şey” konulu bir yazı görünce, ilgilendim haliyle. Ve sizlerle de paylaşmak istedim.
1… Eski eşinizden ya da sevgilinizden nefret etmeyi bırakın.
Nefret insanı sinsi sinsi kemiren bir duygudur. Son günlerin moda deyimiyle “affetmeyi öğrenin”. Affedemiyorsanız, en azından “kayıtsız kalın”.
2… Dedikoduyu ve başkaları hakkında kötü konuşmayı bırakın.
Artık lisede değilsiniz. Dedikodu sizin için enerji ve zaman kaybından başka bir şey değil.
3… Minnet duymama huyunuzu bırakın.
Size iyi davrananları değil, kötü davrananları önemseme ve sürekli bunları gündemde tutma huyunuzu bir tarafa bırakın. Kızınızın ya da oğlunuzun doğum gününe, nişanına, nikahına kimlerin gelmediğine değil, kimlerin “geldiğine” odaklanın. Size kazık atanları değil, hoşluk yapanları “parlatın”.
4… “Ümitsiz vaka” arkadaşları bırakın.
Herkeste vardır öyle bir ya da iki arkadaş. Sürekli bir takım dertlere batıp çıkarlar ve her battıklarında size koşup saatlerce kafanızı ütülerler. Ama söylediğiniz hiçbir lafı da iplemezler. Ayrıca, siz zor durumda kaldığınızda nedense hiç ortalarda görünmezler. Gençken tamam da, 50 yaşından sonra kıymetli vaktinizi böyle boş işlerle harcamayın.
5… Karmaşayı bir tarafa bırakın.
İnsan 50 yaşına yaklaşırken, neyin değerli neyin daha az değerli olduğunu az buçuk anlıyor. Aile, gerçek arkadaş(lar), dost(lar) ve sizin için gerçekten anlamı olan bir “iş”. Gerisi hakikaten kuru gürültü. Dolaplar dolusu giysiye ve elli tane ayakkabıya da ihtiyacınız yok, laf olsun torba dolsun misali sosyal aktivitelere de. Ve ruhunuzu öldüren bir işe de.
6… Kafası karışıklığı iyi bir şey sanmayı bırakın.
“Karmaşık insanlar” ilginçtir. Ezbere konuşmazlar, her davranışlarının bir nedeni vardır. Bilgileri süs gibi durmaz üstlerinde, içselleştirmişlerdir. Onlar sayesinde yeni bakış açıları keşfederiz, zenginleşiriz. Ama “kafası karışık insanlar” ilginç değildir. Hayatı çorbaya çevirmekten başka işe yaramazlar.
7… Daha fazlasını istemeyi bırakın.
Mutlu insanların ortak sırrı, ellerinde olanın kıymetini bilmeleridir. Elindekinin kıymetini bilmiyorsan, daha fazlasını istemenin bir anlamı yok, çünkü o da seni mutlu etmeyecek. Daha da fazlasını isteyeceksin.
8… Şu fazlalık 10 kiloyu bırakın.
40’ların sonundasınız ve 5-10 kilo fazlanız var… Derhal o kiloları bir yerlerde bırakın. Yürüyüşte, yüzmede, spor salonunda… Fark etmez. Sorun “estetik” değil, sağlık. Fazla her kilo 50’lerden itibaren sağlık açısından bir tehdit çünkü.
9… Her şeye evet demeyi bırakın.
Kimsenin kalbini kırmamak ya da sevimli görünmek adına, olur olmaz her isteğe “evet” demeyi bırakın. Sizi zorlayacak, size ters gelen, sizi gerecek hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Hele 50 yaşından sonra!
10… Yaşlılıkla ilgili klişe düşünceleri bir tarafa bırakın.
Nasıl bir orta yaş ve yaşlılık dönemi geçireceğinize kendiniz karar verin. Canınız istiyorsa ve paranız varsa Küba seyahatine 60 yaşında da gidersiniz, sörf yapmaya 50 yaşında da başlarsınız, kime ne?
Neslihan Acu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Karaciğeriniz İçin Bal ve Sarımsak Tedavisi –

 

Bugün size anlatacağımız basit bal ve sarımsak tedavisi karaciğer sağlığınızı iyileştirmek için güçlü bir yöntemdir. Antioksidan ve vitaminler bakımından zengin doğal bir antibiyotiktir ve bu iki özelliği de sağlıksız veya toksik karaciğeri yenileyebilir.

Balı olabildiğince saf ve organik seçmeniz önemlidir. Eğer evde bulunan balınızdan şüphe duyuyorsanız, en iyisi onu tüketmemektir çünkü fayda sağlayacağına size zarar vermektedir.

Organik sarımsak ve saf balın karışımı basit ve harika bir kombinasyon yaratarak size bütün vücudunuzu temizleyen ve bağışıklık sisteminizi güçlendiren bir iç denge sağlayacaktır.

 

1 haftadan sonra sonuçları görmeye başlamak için bu 1 kaşık bal ve sarımsak tedavisini denemeye başlayın. Hazır mısınız?

Bal ve Sarımsağın Karaciğeriniz için Faydaları

Unutmamanız gereken en önemli şeylerden birisi, sağlıklı bir karaciğerin günlük hayatınız ve genel sağlığınızın temel taşlarından biri olmasıdır.

Bu da demek oluyor ki, herhangi kötü bir alışkanlık, mesela sigara kullanımı, kötü beslenme ve hareketsiz bir yaşam sürmek gibi şeylerin hepsi negatif sonuçlar doğurmaktadır.

Bazı günlerde vücudunuzu daha şişkin hissettiğiniz, düşük enerji seviyelerine sahip olduğunuz, ağzınızda kötü bir tadın olduğu veya sindiriminizin çok ağır olduğu bir dönem mutlaka olmuştur. Peki ya bunun sebebi nedir

Normalde bu semptomlar karaciğerinizin toksinlerle dolu olduğuna ve onlardan etkili bir biçimde kurtulamadığına işaret etmektedir. Fakat bunun için direkt olarak eczaneye gitmeden önce, ilk olarak doktorunuzla konuşmak ve beslenmenizi iyileştirmek en iyisidir.

  • Sağlıklı bir karaciğer düzgün kan dolaşımını ve kan akışını destekler. Aynı zamanda zamanla vücutta biriken toksinleri de atar.
  • Bu doğal detoksu desteklemek için bol miktarda sıvı tüketmelisiniz.
  • Karaciğeriniz ayrıca yeterli miktarda C vitaminine ve antioksidana ihtiyaç duyar, çünkü bunlar doku yenilenmesine ve karaciğerin fonksiyonlarını optimize edebilmesine yardımcı olur.
  • Doğal olan bir beslenme şeklini tercih edin, işlenmiş yiyeceklerden, un ve şeker gibi gıdalardan uzak durun. Bu şekilde karaciğerinizin sağlığını güçlendirebilirsiniz.

Bu arada, sarımsak ve bal her gün beslenmenize dahil edebileceğiniz, karaciğeriniz için harika iki gıdadır. Nasıl işlediklerini size açıklayacağız.

karaciger

Karaciğer Sağlığı için Saf Bal

Bal, doğal sağlık demektir. Glikoz, mineraller, antioksidanlar ve vitaminler bakımından çok zengindir, bu sebeplerden dolayı da karaciğer için en çok tercih edilen gıdalardan birisidir.

  • Balın en iyi özelliklerinden birisi enflamasyonla savaşan doğal bir antibiyotik olmasıdır. Bunun sebebi de inhibin olarak bilinen içeriğidir ve inhibin antimikrobik özelliklere sahiptir.
  • Karaciğerinize en iyi gelecek bal biberiye çiçeğinden yapılan baldır. Glikoz kolay bir şekilde absorbe edilebilir ve hızla enerjiye çevrilebilir. Bu şekilde karaciğerinizin ne çok çalışmasına ne de dönüşümde çok fazla glikojene ihtiyaç duymasına sebep olur.
  • Bal doğal bir detoks ajanıdır, karaciğerinizdeki dokuları güçlendirir ve yağlı karaciğer hastalığından muzdarip insanlar için yenilemeyi destekler.

Fakat şunu yine de tekrar etmeliyiz, seçtiğiniz bal kesinlikle saf ve organik olmalıdır.

 

Karaciğer Sağlığı için Organik Sarımsak

Sarımsağın içinde allisin olarak bilinen güçlü bir antioksidan, antibiyotik ve mantar öldürücü bir içerik bulunur – bunların hepsi de karaciğer sağlığı için muhteşem faydalara sahiptir.

  • Bir çok insan sarımsağı aç karnına tüketmeye alışmıştır. Eğer siz bunu rahatsız edici buluyorsanız veya bunu yaptığınızda nefesiniz kötü kokuyorsa, bunun yerine basit ve leziz olan bu sarımsak ve bal tedavisini deneyin.
  • Sarımsağın karaciğeri hedef alan herhangi bir patojene karşı savaşmak için harika bir gıda olduğunu unutmayın. Aynı zamanda bazen tehlikeli seviyelere gelebilen toksinleri de giderir.
  • Metabolizmanız burada büyük bir rol oynamaktadır, aminoasitler ve proteinler karaciğeri güçlendirirken, sindirim sisteminizi de iyileştirir ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL ile de savaşır.

Bal ve Sarımsak Tedavisini Nasıl Yapacağız?

sarimsak

Neye ihtiyacınız olacak?

  • Balı koyacağınız 1 cam şişe veya kavanoz
  • 1 baş sarımsak
  • Seçtiğiniz cam kabı doldurabilecek kadar bal

Hazırlanışı

  • İlk yapmanız gereken şey sarımsağı soymak. Keskin bir bıçak ile hepsini ikiye kesin. Bu sarımsağın doğal ve tedavi edici faydalarının bal tarafından absorbe edilmesini sağlayacak.
  • Bir sonraki adım ise çok basit. Sarımsak dişlerini cam kavanoza doldurun ve üste de yavaşta balı dökün.
  • Amacınız herhangi bir baloncuğun oluşmadığından ve sarımsağın üzerinin tamamen bal ile kapandığından emin olmak. Herhangi bir hava kabarcığı oluşmuşsa eğer bunu bir kaşık yardımıyla yok edin.
  • Kabı güzelce kapatın ve 1 hafta beklemeye bırakın. Ardından karışımımız tüketime hazır olacak.
  • Günde sadece 1 yemek kaşığı bu bal ve sarımsak tedavisinden yemeyi deneyin, karaciğer ve genel sağlığınızın iyileşmesine yardımcı olun.

Kesinlikle çok etkili olduğunu göreceksiniz!

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ELEŞTİRMEK: BU GÜNE DEK ELEŞTİRDİĞİNİZ KAÇ KİŞİ ONA HATALARINI GÖSTERDİĞİNİZ İÇİN SİZE TEŞEKKÜR ETMİŞTİR…

14484992_1883017405250375_3277356919986809157_n1

 

 

ELEŞTİRMEK: BU GÜNE DEK ELEŞTİRDİĞİNİZ KAÇ KİŞİ ONA HATALARINI GÖSTERDİĞİNİZ İÇİN SİZE TEŞEKKÜR ETMİŞTİR…
Bir insanı yargıladığımız veya, eleştirdiğimiz zaman bu davranış o kişi hakkında hiç bir şey açıklamaz; sadece bizim eleştirmeye ne kadar muhtaç olduğumuzu açığa çıkarır.
Bir toplantıda bulunup, orada olmayanlara yöneltilen bir dolu eleştiriyi dinledikten sonra eve gidip düşünürsünüz. yapılan onca eleştirinin dünyayı daha güzel bir hale getirmek için bir yararı olmuşmudur.?
Cevabı hiç duraksamadan verirsiniz Hayır! Hiç bir yararı olmamıştır. Ama hepsi bu kadarla bitmiyor.
Eleştirici olmak sadece çözüm getirmekle kalmaz, yaşadığımız dünyaya karşı bizi daha öfkeli ve güvensiz kılmaya da yol açar.
Unutmayalım ki hiç birimiz eleştirilmekten hoşlanmayız. Eleştirilmek çoğu zaman bizi savungan yapar, yada içimize kapanırız.
Saldırıya uğrayan insanın iki türlü tepki göstermesi mümkündür ya ezilip büzülerek geri çekilecektir, ya da öfke içinde karşı saldırıya geçecektir.
Bu güne dek eleştirdiğiniz kaç kişi ona hatalarını gösterdiğiniz için teşekkür etmiştir.
Eleştirmek de tıpkı sövmek gibi kötü bir alışkanlıktan başka bir şey değildir. Buna çok kolay alışırız, çünkü can sıkıntımızı giderir ve bize konuşacak bir şey sağlar.
Ne var ki, eleştiriden sonra bir an durup neler hissettiğinize bakacak olursanız, kendinizi biraz utanmış ve havası kaçmış bulduğunuzu fark edersiniz; sanki siz saldırıya uğramışsınızdır. Şu doğrudur, çünkü eleştiri yaptığımız zaman bu bütün dünyaya ve kendimize “Benim eleştirilmeye ihtiyacım var ” diye ilan etmekten farksızdır. Eh, doğrusu bunu da itiraf etmekten pek hoşlandığımız söylenemez.
Çözüm, tam eleştiriye geçecekken kendinizi frenlemektir. Yeterki bunu ne denli sık yaptığınızı ve kendinizi ne kadar hissettiğinizi fark edin. Ben bunu bir oyun haline getirmeye seviyorum.
Hala ara sıra eleştirme isteğim kabarır, ama tam o anda frene basar ve kendimi,
“Bak,işte yine yapıyorum,” diye uyarırım. Umarım, çoğu zaman eleştiri dürtümü hoş görüye ve saygıya çeviriyorumdur. Dr.Richard Carlson

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evinizin Havasını Temizleyen Potos Sarmaşığı

akcigerler-11

 

Havayı nasıl temizler?
Bu bitki, yeni boyanan ya da döşenen odalarda bulunan formaldehit gibi çeşitli zehirli gazların olduğu odalara konulduğunda bulunduğu ortamın havasını temizleyebilir.
Örneğin, formaldehit ahşap mobilyaların olduğu odalarda bulunan kimyasal bir maddedir. Bu konudaki araştırmalar bulunduğumuz ortamlardaki zehirli gazların uzun vadede kanserojen etkiye sahip olabileceğini gösteriyor. Çoğu zaman bu gazları farkında bile olmadan soluruz.
Potos ayrıca havadaki benzeni ve karbonmonoksiti yok eder. Bu nedenle gece yeterince oksijen alabilmek için patos bitkisini yatak odanıza koymalısınız.
Ayrıca bazı çalışmalar potos sarmaşığının havadaki kötü kokuyu da yok etmeye yardım ettiğini ortaya koymaktadır.

Tüm bu nedenlerden dolayı mutfağınıza, yatak odanıza ve oturma odanıza bir tane koyabilirsiniz. Evinizdeki havanın çok daha iyi olduğunu kısa sürede fark edeceksiniz.
Uyarı: Potos sarmaşığı aşırı derecede zehirlidir, bu nedenle yanlışlıkla yememeye dikkat edin. Fakat onu yatak odanıza koymak daha rahat nefes almanızı sağlayacaktır.

kaynak: bitkiblog

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GÖZÜMÜZE BAKARAK GEÇMİZİMİZDE OLAN VE GELECEĞİMİZDEKİ OLABİLECEK HASTALIKLARI TEŞHİS EDEBİLİYORUZ.

14433122_548830251979935_7262302090708299866_n2

 

 

GÖZÜMÜZE BAKARAK GEÇMİZİMİZDE OLAN
VE GELECEĞİMİZDEKİ OLABİLECEK HASTALIKLARI TEŞHİS EDEBİLİYORUZ.
BUNUN ADI Iridology
Konu hakkında daha sonra ayrıntılı olarak irisimizdeki(gözümüzdeki) renk değişimlerinin, çizgilerin ,lekelenmelerin… anlamlarını ayrıntılı yazmayı planlıyorum.
Aşağıda yayınladığım slayta incelerseniz, gözümüzde hangi organ nereye denk geliyor aşağı yukarı anlaşılıyor.Gözünüz inceleyerek azda olsa gözünüzdeki farklılıkları bulup hangi organda sorun olabilir bulabilirsiniz.

Kaynak: luna akademi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Önce Kendi Çizgini Uzat…

kibrit1

 

 

Öğretmen sınıftaki zeki fakat kıskanç öğrenciye :
“Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?” diye sordu.
… … Öğrenci, bir süre düşündükten sonra,
“Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum” dedi. “En iyi ben olmalıyım. ”
Öğretmen, masasından kalktı, eline bir parça tebeşir aldı ve yere 15 cm. uzunluğunda bir çizgi çekti, kıskanç öğrenciye bakarak,
“Bu çizgiyi nasıl kısaltırsın?” dedi.
Öğrenci bir süre bu çizgiyi inceleyip içinde çizgiyi birçok parçaya bölmek de olan birkaç yanıt verdi.
Öğretmen, yanıtları kabul etmedi ve yere ilkinden daha uzun bir çizgi çekti.
“Şimdi birinci çizgi nasıl görünüyor?” diye sordu.
Öğrenci utana sıkıla,
“Daha kısa” diyerek başını öne eğdi.
Öğretmen bu yanıt üzerine öğrencisine unutmaması gereken şu öğüdünü verdi:
– Bilgini ve yeteneklerini artırarak kendi çizgini uzatman, rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir’in Savaştepe ilçesinde

11143294_10152864534641887_746314402939354337_n1

 

 

Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir’in
Savaştepe ilçesinde. Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet
sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza bulamamışlardı. Dağda su
kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe’ye
kadar gidebilmiştik.
Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden
pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya baktıracak
birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde
söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık;Hüseyin amcayla.
Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini
söyledi.
Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere
dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi. “motorun soğutma sisteminde sorun görmediğinden” söz etti.
Bir süre daha bakındı.
Sonra”buldum galiba” diye haykırdı.
“Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor demektir.
Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur. O takdirde döşemelerin ıslak olmalı” dedi.
Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı servisin bulamadığı
sorunu kısa sürede görmüştü.
Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu yüzünden araba hararet yapıyordu.
Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici
bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.
Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi;
– Doktor musun?
– Evet.
– Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan
ödeşiriz. Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem de çayımızı içer soluklanırsınız.
Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik. Tek katlı bahçeli şirin bir evdi.
Hanımının şikayetlerini dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve
menopoza bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım.
Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi.
Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu. Birşey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde
evin bir odasının duvarlarının kitapla dolu olduğunu gördüm.
Şaşkınlığım daha da artmıştı.
Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli
ilkokul öğretmeni olduğunu 39 yıl devlet hizmetinde Ege’nin köylerinde çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepe’ye
yerleştiğini anlattı.
Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla baş başa yaşadığından dem vurdu.
– Neden buraya yerleştin?
– Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz, unutuldu gitti.
Ben Savaştepe köy enstitüsünün ilk mezunlarındanım. Hasan
Ali Yücel maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı. Burada öğrendim ben hayatı,
bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk verdiğini.
Ayrılamadım buralardan.
– Peki bu tamircilik işi nereden çıktı?
– Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne demek olduğunu?
O zamanın okulları sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın
çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi,
örgü örmeyi hatta az buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler.
Hayatı öğrendik ve öğretmen olup hayatı öğrettik çocuklara.
– Yani elinizden çok iş geliyor.
– Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,aklını kullanmayı öğretiyorlardı.
Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya…
Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan
kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı. Emekli olduktan sonra
zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan
söz etti.
– Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, yağını çıkarmışız.
Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile ısınmışız.
Giderek ona benzemişiz.
– Nasıl yani?
– İnsan da doğanın meyvesi değil mi?
Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
– Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan.
Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba olup
gidiyor. Bir kısmını sofralık ayırıyor selede tuza yatırıp acı suyunu
atmasını buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura yapıp
olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz. İnsanlara da
böyle yapmıyor muyuz? Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup
atıyoruz insanları.
“Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi” diye soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler.
– Hurma zeytini bilir misin?
– Bilmem. Hiç duymadım.
– Egenin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin
ağaçlarına bir mantar
bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır.
Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplandığında yemeğe hazırdır
anlayacağın.
– Eeee.
– Köy enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi
insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer
insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda
olgunlaştırıyorlardı, insanı. Hayata hazırlıyorlardı .
Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları doldurmasını rica etti.
“işte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini
hatırlatmak için buradayım, doktorcuğum, unutulsun istemiyorum” dedi.
Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık.
Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.
Dr. Mehmet Uhri
Not: Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve köy enstitülerine emek verenlerin anısına ithaf olunmuştur.
OKUDUYSAN ve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIR MISIN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »