Bazen değişmemek ne kadar zor…

005

 

Bazen değişmemek ne kadar zor… Seni yaralayan kıran üzen olaylar, kişiler  ve durumlardan sonra hala aynı kişi kalabilmek ne kadar zor…

Anette İnselberg

Çalakalem Laflarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

RENK MEDİTASYONU

  1. RENK MEDİTASYONU
  2. Kendinizi iyi hissetmediğinizde, uzanın ve kendinizi bir bulutun uzerinde uzanmış olarak, birçok melek tarafından etrafınızın sarılmış olduğunu… hayal edin.
  3. Tüm meleklerin auranızı taradığını ve ruhsal çöküntüleri giderdiklerini görün ve hissedin. Bazı meleklerin vücüdunuzun üzerinde şifalı renkleri yansıtan kristalimsi ışıkları var. Üzerinizde hangi renklerin parladığına dikkat edin.
  4. Nefesinizle bu renkleri içinize çekin. Kendinizin tümüyle gözetilmesine izin verin ve muhtemelen bir süreliğine uykuya dalabilirsiniz.
  5. Daha sonra, meleklerin üzerinizde ışıldayan renklerini anımsayın. Bu renkler hayatınızda neyin dengelenmemiş olduğunu ve gereksinimlerinizi gösterecektir.
  6. BEYAZ: Meleklerinizle irtibata geçin. Onlara endişelerinizden bahsedin, ve yardımlarını ve sevgilerini kabul edin.
  7. MOR: Dua edin, meditasyon yapın, kendiniz için gürültüden ve başka kimselerden uzak sessiz bir zaman ayırın, Açık havada, doğanın sesini dinleyerek biraz zaman geçirmeniz şu an için size çok iyi gelecek.
  8. MENEKŞE RENGİ:Dinlenilmeye,güvenilmeye ve yargısız şekilde duyulmaya ihtiyacınız var.
  9. KOYU MAVİ: Sezgilerinize güvenin ve başkalarının fikirlerinden ötürü caymayın.
  10. AÇIK MAVİ: Şu anda hayatınızda yaratıcılığa ihtiyacınız var, bu kendi yaratacağınız bir eser olabileceği gibi, müzik çalarak veya yeni bir resim alarak çevrenizi güzelleştirmeniz şeklinde de olabilir.
  11. TURKUAZ: Başka kişilerin yardımına ve desteğine ihtiyacınız var. Çekinmeden yardım isteyin ve yardım alın.
  12. ZÜMRÜT YEŞİLİ: Aldığınız enerjiden arınarak şu anda dinlenmeye ve uyumaya ihtiyacınız var.
  13. AÇIK YEŞİL: Rasyonelleştirmeden, suçluluk ve korku duymadan gerçek hislerinizle ilgili kendinize karşı dürüst olun,
  14. SARI: Sizi olumsuz şekilde etkileyen ve artık değiştirmeniz gereken iş veya okul ile ilgili durumla ilgilenin.
  15. TURUNCU:Ev ortamınızla ilgilenmeli ve onu daha yaşanabilir, iyi ve rahat bir hale getirmelisiniz.
  16. PEMBE: Sevme, sevilme ve sarılma arzunuz var.
  17. KIRMIZI: Öfkeyi ve endişeleri yukarı bırakın, bunları zihninizde ve vücüdunuzda tuttuğunuzda, bunlar fiziksel dengesizlikler yaratmaktadır.
  18. Dr.Doreen Virtue
  19. 545311_535363263143774_1092962352_n1

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

9 Adımda Vücudumuzun Çeşitli Bölgelerindeki Ağrıların Psikolojik Sebepleri

 

kPsycology Today dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, insan vücudundaki ağrıların sebepleri sadece fiziksel değildir bunun yanı sıra duygusal sebepleri de olabilir. Mesela stresin çeşitli ağrılara sebep olduğunu hepimiz biliriz. Fiziksel olarak sebebi ortaya koyulamayan bölgesel ağrıların sebebi psikolojik etkenler, travmalar olabilir. Bu çalışma hangi bölgesel ağrının sebebinin hangi duygusal problem olabileciğine dair bir teori.

Psikolog Dr. Susan Babel, insan vücudundaki bölgesel ağrıları, ilginç bir teoriyle ortaya koyuyor. Sadece fiziksel etkenlerin değil psikolojik etkenlerin de bölgesel ağrılara sebep olabileceğine inanıyorsanız bu tavsiyeler tam size göre diyebiliriz. İşte Susan Babel’in ilginç tasarımları…

1)1

2)2 3)3 4)4 5)5 6)6 7)7 8)8 9)9

 

 

kaynak: müthiş psikoloji
Baş ağrınızın nedeni, sürekli karşınıza çıkan engeller olabilir… Stresten ve kötü duygulardan arınıp biraz rahatlayın
Boyun ağrılarınızın nedeni, içinizde biriktirdiğiniz kızgınlıklar olabilir. Ama aslında sizi seven insanlar var
Zor kararlar almak ve gündelik baskılar omuz ağrısının nedeni olabilir. Sorunlarınızı birileriye paylaşan, yükünüzün hafiflediğini hissedeceksiniz.
Sırt ağrılarınız, takdir edilmeme kaygısından veya sevginizi göstermekten korkmanızdan kaynaklanabiir. Kalbinizi e duygularınızı dünyaya açmatan korkmayın.
Bel ağrısı, para takıntısı ve kaybetme korkusundan kaynaklanabilir. Gerçekten sevdiğiniz şeyi yapın, para kendiliğinden elecek
Dirsek ağrıları, gereksiz inatçılıktan kaynaklanıyor olabilir. Biraz sakinleşin.
El ağrıları, yalnızlık duygusundan kaynaklanabilir Sosyalleşmekten korkmayın, herhangi biri sizin arkadaşınız olabilir
Ayak bileği ağrısı hayallerinizi sürekli ertelemekten kaynaklanıyo olabilir. Yarışı bir kenara bırakın ve küçük hayallerinizi gerçeğe dönüştürün.
Ayk ağrıı, umutsuzluktan veya harekete geçme isteksizliğinizden kaynaklanabilir. Hayatınızı sevgi ve mutlulukla doldurun.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vücudu Birikmiş Olan Fazla Tuzdan Arındırma Yolları

 

tuz

  • Daha fazla su için: Uzmanlar günde 6-8 bardak su içilmesi gerektiğini belirtmekteler. Bu sayede vücutta birikmiş olan fazla sıvının ve fazla sodyumun atılması, idrar yolu ile sağlanmaktadır. Bu basit alışkanlık, vücudunuza detoks etkisi yapar ve sizi nemlendirir. Ayrıca şişkinliği de azaltır.
  • Tuzu beslenme diyetinizden çıkarın: Birçok insan için tuz, yemeklerin vazgeçilmez bir ögesi olsa da, artık yemeklerinize ekleyecek başka bir alternatif bulmak için arayışa başlamalısınız. Özellikle evde yapılan yemeklerde az miktarda tuzu hala kullanabilirsiniz. Ancak şarküteri ürünlerinde, konserve yemek ve çorbalarda, dondurulmuş gıdalarda ve daha birçok üründe yüksek miktarlarda tuz bulunduğunu aklınızdan çıkarmayın. Bu yüzden, bu tarz ürünler yerine beslenme diyetinize daha fazla miktarda taze meyve ve sebze eklemelisiniz. Bu besinler, sindirimden sonra vücudunuzda birikmiş fazla tuzu atmaya yardımcı olurlar.
  • Tuz yerine başka baharatlar kullanmayı deneyin: Eğer kullandığınız baharatları; sarımsak, taze karabiber, köri, maydanoz, kekik, biberiye gibi daha sağlıklı alternatiflerle değiştirebiliyorsanız, tuzu diyetinizden çıkarmanız daha kolay olacaktır.
  • Fiziksel aktivitede bulunun: Her gün terlemeyi sağlayacak fiziksel egzersizler yapmalısınız. Yürüdüğünüzde, dans ettiğinizde, koştuğunuzda, pedal çevirdiğinizde veya saunaya girdiğinizde bile, vücudunuz yabancı maddeleri ve fazla tuzu terleme yolu ile atacaktır. Egzersiz yaparken her zaman yanınıza bir şişe su almayı unutmayın.

Vücudunuzda Birikmiş Fazla Tuzu Atmak İçin Maydanoz

meyve-suyu

Maydanoz; böbreklerinizi temizlemesi ve vücuttaki toksinlerin idrar yolu atılmasına yardımcı olması ile bilinen bir bitkidir. Ayrıca muhtemelen biliyorsunuz ki; böbrekler, vücudun detoks yapmasında büyük rol oynayan organlardır; çünkü bu organlar, kandaki fazla tuzu ve vücudunuzda bulunan diğer zehirli maddeleri filtrelemekle sorumludurlar.

Maydanozu Nasıl Kullanabilirsiniz?

Böbrekleri temizleyici özelliğinden faydalanmak için maydanozu çay gibi demleyerek tüketebilirsiniz. Bunun için, bol miktarda maydanoz yaprağını bir litre kaynar suya ilave edin ve on dakika kadar bekletin. Sonrasında bu çayı aç karnına için. Eğer tamamını bitirmezseniz, kalan çayı gün içinde içmek üzere buzdolabında saklayabilirsiniz.

Ve Unutmayın!

  • Bu çaydan maksimum faydayı sağlayabilmek için, yukarıda belirtilen şekilde tüketmeye dikkat edin ve bu çayı sık sık içmeniz gerektiğini unutmayın.
  • Vücuda detoks etkisi yapmasının yanısıra, maydanoz çayı; ayrıca vücudu fazla tuzdan arındırır, sıvı tutulmasının engellenmesine yardımcı olur, yüksek kan basıncının oluşmasını engeller ve kilo verdirici özelliktedir. Bu faydaları sağlamak için bu çayı içmenin yanısıra, ayrıca sağlıklı bir yaşam tarzına sahip olmanız gerektiğini de aklınızdan çıkarmayın.
  • kaynak: sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Mutlu insan, daha nice güzellikler ve sorumluluklar içinde hayat cambazı olarak dengeyi bulandır.

14470468_10154798099189367_6788294106934421209_n1

 

Çok İyi Bildiğimiz Lakin Farkında Olamadığımız Şey
Hayatı boyunca mutlu olmadığını fark eden bir adam, artık mutlu olmak istiyorum demiş ve aramaya koyulmuş. Ne yaptıysa da mutluluğu yakalayamamış. Kimden yardım istesem diye düşünürken, uzak bir diyarda, zengin bir bilgeyi önermişler. Bu bilge aklı, bilgisi ve malı ile ün salmış zengin birisiymiş. Kim yardımına gelse sorularına cevap verip derdine derman bulmadan geri göndermezmiş.
Bu bilgeden yardım istemeye, mutluluğu nasıl yakalarım diye sormaya karar vermiş. Uzun bir yolculuktan sonra bilgeyi bulmuş, ancak kapısında derdine derman arayanlardan oluşan çok uzun bir kuyruk varmış. Bilgenin gerçekten sorusuna doğru cevap vereceğine inanmış, beklemeye başlamış.
Sonunda sıra ona da gelmiş ve bilgeye mutluluğu nasıl yakalarım diye sormuş. Bilge bu soruyu cevaplarsa sıradaki diğer insanların beklemekten sıkılacağını düşünmüş, adamlarından bir kaşık istemiş ve içine iki damla yağ damlatmış sonra demiş ki:
– Sarayımın her yerini gez ve sonra tekrar gel ama sarayımı gezerken yağı dökmeden bu kaşığı ağzında taşıyacaksın.
Adam sorusuna hemen cevap alamadığı için biraz şaşkın tamam demiş, sarayı gezmiş gelmiş bilge bakmış yağ hala kaşıkta, demiş ki:
– Aferin yağı dökmemişsin güzel, peki sarayımın güzelliklerini anlat bakalım, sarayımda neler gördün.
Adam yağı dökmeyeceğim diye uğraşmaktan pek dikkat edememiş, bir şey diyememiş. Sonra bilge:
– Olmadı, yağı dökmeden, kaşığı tekrar ağzında taşı, bu sefer sarayımdaki güzelliklere dikkat et, sonra tekrar gel.
Adam ne yapalım diyip tekrar kabul etmiş. Her yeri gezmiş, bu sefer sarayın güzelliklerinden çok etkilenmiş. Sonra ağzında kaşıkla gene bilgenin yanına gelmiş. Bilge sormuş:
– Sarayımın güzellikleri gördün mü, anlat bakalım.
Adam bu sefer hayran kaldığı güzellikleri anlatırken bilge onun sözünü kesmiş ve demiş ki:
– Güzel, peki ama yağ nerede?
Adam sarayı hayran hayran dolaşırken yağı tamamen unutmuş, utana sıkıla bilgeye demiş ki:
– Şey… yağı dökmüşüm.
Bilge bizimkine anlamlı bir bakış atmış ve demiş ki:
– Mutluluk hayatın bütün güzelliklerini yaşamak, tadını çıkarmak ve sorumluluklarına, kaşıktaki yağ gibi sahip çıkmaktır.
Adam mutluluğun sırrına ulaştığı için sevinmiş, bilgeye teşekkür etmiş ve bilgenin huzurundan ayrılmış.
İş yerinde başarılı olmak ama hayatın sadece işten ibaret olmadığını bilmek, sevdiklerinle gülüp oynamak vakit geçirmek ama geçim sorumluluğunu ihmal etmemek. Mutlu insan, daha nice güzellikler ve sorumluluklar içinde hayat cambazı olarak dengeyi bulandır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Oğlunuz bir dahi…

14519718_1213433008726760_2165022991449046551_n1

 

 

Edison bir gün eve geldiğine annesine bir kağıt vermiş ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi.”demiş. Annesi kağıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okumuş:”Oğlunuz bir dahi.Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok.Lütfen onu kendiniz eğitin.”Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriymiş ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt bulmuş.Kağıtta “Oğlunuz Şaşkın akıl hastası bir çocuktur.Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…”yazılıymış. Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazmış :”Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, şaşkın bir çocuktur.”…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kimi benden çok seversen onu senden alırım…

baskan21

 

Allah der ki “Kimi benden çok seversen onu senden alırım”….Ve ekler: “Onsuz yaşayamam” deme,seni onsuz da yaşatırım.
Ve mevsim geçer,gölge veren ağaçların dalları kurur,sabır taşar,canından saydığın yar bile bir gün el olur,aklın şaşar.
Dostun düşmana dönüşür,düşman kalkar dost olur,öyle garip bir dünya.
Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur……
“Düşmem” dersin düşersin,”Şaşmam” dersin şaşarsın.
En garibi de budur ya “Öldüm” der, yine de “yaşarsın.
Hz.Mevlana..

Olduğundan Farklı Yaşama…

cicek-resimleri1
* Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir.
* Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.
Kabullen.
* Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
* Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
* Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
Çözümler Bul.
* Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.
* Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir.
* Biz ne düşünüyorsak oyuz.
* Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
Güven.
* Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Hayatı Üzgün Yaşama.
* Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.
* Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
* Mutluluk sağlık ve terapidir.
Dr. Dráuzio Varella

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÇOK MU ZOR?

5-09-2016-11

 

YILMAZ ÖZDİL’İN BU YAZISINI MUTLAKA Bİ OKUYUN!

Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya… Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya… İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.

Ne verirlerse…
Onu yiyeceksiniz.

Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz… Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli… Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran… İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef… Torunlarınız da.

Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için… İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.

Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye… İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız… Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun… Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun… Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi… Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun… Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?

Çin’den bal getiriyorlar mesela… Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan… İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum… Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.

Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.

Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!

Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz…

Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

*

Yılmaz ÖZDİL

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hatırlıyanınız varmı?

14469507_10154629905898631_1140034378794173277_n1

 

Hatırlıyanınız varmı? Bizim evde, babaannemin evinde su küpü vardı, sucu Damacananın içine bir hortum sokar küpe boşaltırdı suyu yazın bile serin olurdu toprak küpte “

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

KARANLIKLAR HORMONU-MELATONİN

10577114_10152258988475785_7525800960020246799_n1
Melatonin hormonu beynimizin orta kısımlarında bulunan pineal bez tarafından salgılanan bir hormondur. Bu hormonun üretimi ve salınımı karanlık ile başlar ve aydınlık ile sona erer. Gece saat 23.00 ile 05.00 arasında salgılanan bu hormon 02.00-04.00 arasında en yüksek değerlerine ulaşır. Aydınlık döneminin uzaması veya aniden ışığa çıkılması melatonin üretimini durdurur. Hücrelerimizi yenileyici, bağışıklık sistemini düzenleyici, vücudumuzun biyolojik ritmini ayarlayıcı, anti-oksidan, yaşlanmayı geciktirici özellikleri olan melatonin hormonu gece salgınlandığı için “karanlıklar hormonu” olarak da bilinir. Büyüme hormonunu arttırıcı ve ergenliği başlatıcı özellikleri de vardır. Işık, melatonin salınımını engeller. Görme engelli kişilerde kanser olma riskinin diğer kişilere oranla çok daha az olmasının sebebi görme engellilerde melatonin hormonunun fazla olmasına bağlanmaktadır.
Melatonin hormonu yeterince salgılanamazsa; Vücut direncimiz düşer, çünkü hücrelerimiz yeterince yenilenemez. Vücudumuzun biyolojik saati korunup, ritmi ayarlanamaz ve jetlag diye tanımlanan ve genellikle uzun süreli uçak yolculuklarından sonra görülen klinik bulgular ortaya çıkar. Bunlar; uykusuzluk, yorgunluk hissi, iştahsızlık, hazımsızlık, zihinsel ve fiziksel performans kaybı, reaksiyon zamanında uzama, hafızada azalma gibi bulgulardır.
Gecelerimizi aydınlatan ışığın mazisine bakacak olursak bundan yaklaşık 250bin yıl önce ateşin keşfini, 5000 yıl önce kandilin icadını, 1700 lü yıllarda gaz lambalarını ve nihayet son 180 yılda elektriğin keşfini görmek mümkün. Ondan sonrası, geceleri her yerin ışıl ışıl gündüz gibi olması ve farkında olmadan melatonin hormonunu azaltmamız geliyor.
Depresyonda da melatonin hormonu azalır, dolayısıyla depresyon tedavisinde kullanılan birçok ilaç melatonin seviyesini arttırarak etki eder.
Daha fazla melatonin için neler yapmalıyız:
Karanlıkta uyumalıyız.
Uyurken mutlaka kullanmak gerekiyorsa solgun ve kırmızı ışık tercih edilmeli
Tv karşısında uyuklamamalı
Düzenli ve yeterli uyku çok önemli
Mümkünse gece çalışmalarını gündüze kaydırmalı
Stres, üzüntü, öfkeden uzak durmalı
Alkol, sigara, kahve, fazla çay tüketilmemeli, uykudan önce egzersiz yapmamalı
Hangi gıdalarda melatonin var?
Vişne, lahana, badem, fındık, yer fıstığı, kızılcık, Papatya çayı, anason-rezene çayı, Soya fasulyesi, ton balığı (bu gıdaları akşam saatlerinde almak daha faydalı)
Melatonin ilaç olarak alınabilir mi?
Melatonin ilaç olarak özellikle jetlag için kullanılmakta. Bilinçsiz ve düzensiz kullanımı hiçbir şekilde tavsiye edilmez. Nedeni sadece geceleri yükselen bir hormon olması nedeniyle yüksek olmaması gereken gündüz saatlerinde kan düzeyini yükseltecek şekilde ilaç alımınının yarar yerine zarar vermesidir. Dolayısıyla doğal yollarla vücudun kendi salgısını arttıracak davranış kalıplarına geçilmesi daha uygun olur.
Doç.Dr.Ergun Çetinkaya
-Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İNSAN VÜCUDUNDA YENİ BİR ORGAN BULUNDU

mikrobiyata011

 

 

Varlığını yeni fark ettiğimiz kalp, akciğer, böbrek, beyin veya dalak gibi bir “organımız” var.
Bu yeni organın diğerlerinden en önemli farkı anne karnında iken bu organa ait tek bir hücre bile bulunmaması ve dünyaya geldikten sonra gelişmeye başlaması.
Bu, öyle ufak tefek bir organ da değil; onlarca trilyon hücreden oluşuyor, ağırlığı da 2 kilogramı buluyor.
Bu yeni organın adı “bağırsak mikrobiyotası”.
Bağırsak mikrobiyotası nedir?
İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor; bundan 10 misli fazla miktarda mikrop da vücudun deri, ağız, vajina, bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerinde yerleşmiş bulunuyor.
Bu mikroplar bulundukları yerlere göre daha önce o bölgenin “florası” olarak adlandırılırdı; flora yerine artık “mikrobiyota” tabiri kullanılıyor.
“Bağırsak mikrobiyotası” dendiği zaman bağırsaklarımızda yaşayan tüm mikropları anlıyoruz.
Bağırsak mikrobiyotasında en azından 1.000 farklı türden bakteri ve bunlara ait 3 milyondan fazla gen (insan genlerinden 150 misli fazla) bulunuyor ve bunların ağırlığı 2 kilogramı buluyor.
Bağırsak mikrobiyotası bir organ olarak kabul ediliyor
Bağırsak mikrobiyotasının vücudun çeşitli fonksiyonlarının yerine getirilmesindeki vazifeleri sebebiyle ayrı bir “organ” olarak kabul ediliyor.
Bu, dünyaya geldiğimizde sahip olmadığımız bir organdır.
Bebek anne karnında steril bir ortamda gelişir ve ilk mikropları dünyaya gelirken annenin doğum kanalından, vajinasından, derisinden, memesinden ve soluduğu havadan alır.
Bağırsak mikrobiyotasının, dünyaya gelişinin üçüncü gününde bebeğin beslenme şekline göre değiştiği tespit edilmiştir: Anne sütü emen bebeklerin bağırsak mikrobiyotasına “bifidobakteriler” hâkim olur.
Üç yaşına gelindiğinde bağırsak mikrobiyotası artık belirlenmiş ve erişkinlerinkine benzer bir hâle gelmiştir; mikrobiyota bundan sonra daha yavaş bir değişim gösterir ve bu ömür boyu sürer.
Bağırsak mikrobiyotasının önemli vazifelerinden bazıları
Mide ve ince bağırsaklar tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eder.
B ve K vitaminlerinin yapımını sağlar.
Bağırsaklarda hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşmesine mani olur.
Bağışıklık sisteminin önemli bir elemanıdır; bir bariyer vazifesi görür.
Kanserden damar sertliğine, obeziteden diyabete ve alerjilere kadar sayısız hastalığın ortaya çıkmasında rolü vardır.
Bağırsak mikrobiyotası kimlik kartı gibi
İnsanların bağırsak mikrobiyotasının üçte biri insanların çoğunda aynıdır, üçte ikisi ise insandan insana çevreye ve diyete göre farklılık gösterir.
Bağırsak mikrobiyotası, tıpkı parmak izi veya retina gibi kişilere özgü bir kimlik kartı olarak da görülebilir.
Bağırsaklarda yaşayan 1000 farklı bakteri türünden 150-170’ i baskın bakteriler olarak bulunur.
Bağırsak mikrobiyotası, diyette bulunan ögelere geçici veya sürekli olarak alışkanlık kazanır: Japonlar günlük diyetlerinin bir parçası olan deniz yosununu deniz bakterilerinden edindikleri mikropların enzimleri sayesinde hazmederler.
Bağırsak mikrobiyotası değişikliklere uyum sağlayabilirse de dengesi bazı özel durumlarda bozulabilir; buna “disbiyosiz” denir.
Disbiyozis, fonksiyonel ve enflamatuar bağırsak hastalıkları, alerjiler, obezite ve diyabet ile ilişkilendirilir.
Prebiyotik ve probiyotiklerin bağırsak mikrobiyotasına müspet etkileri vardır.
Faydalı mikroplar için besin vazifesi gören prebiyotikler, bu mikropların üremeleri ve aktivitelerini artırarak bağırsak mikrobiyotasının fonksiyonlarının daha iyi olmasını sağlarlar.
Yoğurt, kefir gibi fermente yiyeceklerde bulunan probiyotikler de bağırsak mikrobiyotasının dengesini, bütünlüğünü ve çeşitliliğini sürdürmesini sağlarlar.
Gelelim neticeye
Bağırsak mikrobiyotası varlığını yeni keşfettiğimiz, hastalıklardan uzak yaşayabilmemiz için çok önemli olan bir organımız.
Kanser, kalp krizi, astım, obezite, hipertansiyon, depresyon bağırsak mikrobiyotası ile ilişkilendirilen hastalıklardan sadece bazıları.
“Geç bulduğumuz” bu organımızı “çabuk kaybetmemek” için ona gözümüz gibi bakmamız gerekiyor.
Yeni organımıza  “sayın” ön adının eklenmesini yani “sayın bağırsak mikrobiyotası” denmesini teklif ediyorum.
O, bunu çoktan hak ediyor.
Yazan: Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Park Yapma Şeklinizden Sizi Tanıyalm…

14358825_1062499057182351_3139442858324343357_n1

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEDENİMİZ DEVAMLI YENİLENİYOR…

14370118_704838549671886_2475563887888541196_n1

 

 
KALP KENDİNİ 20 YILDA YENİLİYOR
MİDE DUVARI KENDİSİNİ 3-5 GÜNDE YENİLİYOR
DİL KENDİSİNİ 10 GÜNDE YENİLİYOR
KARACİĞER KENDİSİNİ 5-6 AYDA YENİLİYOR
AKCİĞER KENDİSİNİ 6 Ay – 1 YIL ARASINDA YENİLİYOR
AKCİĞERLERİN DIŞ YÜZEYİ 2-3 HAFTA ARALIĞINDA YENİLİYOR
BAĞIRSAK KENDİSİNİ 2-5 GÜNDE YENİLİYOR
İSKELET SİSTEMİ KENDİSİNİ 10 YILDA YENİLİYOR
DNA KENDİSİNİ 2 AYDA YENİLİYOR
CİLT 2 HAFTA ARALIĞINDA YENİLİYOR
İngiltere’de yayınlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre bu durumun nedeni, hücrelerin yenilenmesi yani eski hücrelerin yerini yeni hücrelerin alması olarak açıklanıyor.
Ancak bu “kalıcı gençlik” durumundan nasibini alamayan şanssız organlar da yok değil. Beyin, gözler ve sinir sistemi kendini yenileyemiyor.
Beyinde; koku alma ve öğrenme merkezleri haricindeki diğer hücreler, tıpkı tam anlamıyla oluşumunu tamamladıktan sonra yenilenemeyen sinir sistemi ve kornea haricinde yenilenemeyen gözler gibi, yaşlanmaya karşı direnemiyor.
KALP KENDİNİ 20 YILDA YENİLİYOR
Yıllarca kalbi oluşturan hücrelerin doğduktan sonra değişmediği sanıldı.
Ancak New York Üniversitesi’nden Dr. Piero Anversa tersini ispatlamayı başardı. Kalbin kendini yenilediğini belirten Anversa bunun en az 20 yıl aldığını kaydetti.
SAÇLAR KENDİSİNİ 3-6 YILDA YENİLİYOR
Yaklaşık 100 bin adet olan saçların her bir teli ayda 1.25 santimetre uzuyor.
Dolayısıyla saçların kaç yaşında olduğu da saçın uzunluğuna göre değişiyor.
MİDE DUVARI KENDİSİNİ 3-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midedeki asit karşısında hücrelerin dirençli olmadığını belirten İsveç-Karolinska Enstitüsü’nden Jonas Frisen, hücrelerin 3 ila 5 gün arasında yenilendiğini vurguladı.
Ancak nikotin, hücrelerin yenilenmesini ağırlaştırıyor.
BAĞIRSAK KENDİSİNİ 2-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midede olduğu gibi bağırsaklarda da hücrelerin zor şartlar altında olduğunu söyleyen İsveçli Dr. Frisen
bu hücrelerin hızla yenilendiklerini ve bu sürenin 2 ila 5 gün arasında değiştiğini ifade etti.
İSKELET SİSTEMİ KENDİSİNİ 10 YILDA YENİLİYOR
İskelet de vücudun sürekli kendini yenileyen bölümlerinden biri.
Kemiklerin 10 yılda bir tam anlamıyla kendini yenilediği tahmin ediliyor.
DİL KENDİSİNİ 10 GÜNDE YENİLİYOR
Tat moleküllerini sinirler yoluyla beyne ileten dilde bulunan 10 bin tomurcuğun her birinde 50 hücre bulunuyor.
Bu hücreler her 10 günde bir kendini yeniliyor.
KARACİĞER KENDİSİNİ 6 AYDA YENİLİYOR
Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolayan karaciğer vücudun en güçlü organlarından biri.
İngiltere Karaciğer Vakfı tarafından yapılan açıklamaya göre karaciğerin kendini yenileme süresi 6 ay.
AKCİĞER KENDİSİNİ 1 YILDA YENİLİYOR
Akciğerde hücreler farklı periyotlarda yenileniyor. Bu da havanın temizliğine, sigara içilip içilmemesine göre değişiyor.
Yenilenme süresi ise altı ayla bir yıl arasında…
GÖZLER YENİLENMİYOR
Gözler, kornea tabakası haricinde kendini yenileme özelliğine sahip değil. Zaman geçip yaş ilerledikçe gözleriniz de sizinle birlikte yaşlanıyor.
Aynı şekilde beyin hücreleri de kendini yenileyemiyor ve yaşlanıyor.
Hangi Saatlerde Hangi Organlarımız Yenileniyor?
Yaşam şeklimizi de bu saatlere göre düzenlediğimiz takdirde bu yenilenmeye katkıda bulunabilirsiniz. Örneğin akşam saat 11 de uyumazsak, saat 11 de kendini yenilemeye başlayan safra kesesi bu görevini yapamaz, ve ertesi günü yeterli performansta çalışamaz. Bununla birlikte göz altındaki torbalar ve şişkinlikler safra kesesinde çamur veya taş olduğunun bir belirtisi olabilir. Bunun için en az haftada 3 gece saat 11 de uyumamız gereklidir.
İşte organlar ve saatleri:
23 – 01 arası : Safra Kesesi
01 – 03 arası : Karaciğer
03 – 05 arası: Akciğer
05 – 07 arası : Kalın bağırsak
07 – 09 arası : Mide
09 – 11 arası : Dalak, Pankreas
11 -13 arası : Kalp
13 -15 arası : İnce bağırsak
15 -17 arası : Mesane
17 -19 arası : Böbrek
19 -21 arası : Kalp Kası
21 – 23 arası : Bedenin Isıtılması

kaynak: kemal milar

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çeşme Germiyan köyünden Nuran abla köy duvarlarını böyle boyuyor

14492611_10154129845792862_3628980136736774936_n1

Çeşme Germiyan köyünden Nuran abla köy duvarlarını böyle boyuyor…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »