Kendimizi akışa bırakalım..

flowing-creek-1029885_960_7201

1. Sürekli gelecek kaygısı güdüp anı kaçırmak yerine, anın tadına varmayı bilmektir, akışına bırakmak.

2. Rüzgarın esintisiyle, ağacından ayrılan bir yaprağın yavaşça yere ineceğine güvenmektir.

3. Ayakkabılarını çıkarıp toprağa basmaktır akışına bırakmak. Vücudunda biriken tüm olumsuzlukları; parmak uçlarından toprağa salmaktır.

4. Akışına bırakmak, bir dalganın kıyıya vurmasını seyretmektir. Onun sakinleştirici etkisidir.

5. Gözlerini kapatıp, hiçbir şey söylemeden kendini dünyanın dönüşüne bırakabilmektir.

6. Zordur akışına bırakmak. Başkaları ne der korkusu yaşamamaktır mesela. Hayatını kendi isteklerine göre şekillendirebilmektir bazen.

7. İçindeki tüm kötülükleri arındırıp, güneşi selamlamaktır.
Bedeninden çok, ruhunla hissetmeyi bilmektir.

8. Maskeni çıkarıp, kim olduğunla yüzleşebilmektir.

9. Bir kelebeğin uçuşuyla mutlu olabilmek, onun kanat çırpışında kaybolabilmektir akışına bırakmak.

10. Hayatın renklerini saçmaktan ve birbirleriyle karıştırmaktan korkmamaktır. Sen ne yaparsan yap, güzel olacağına inanmaktır.

11. Bir işe başlarken başkasından kopya çekmek yerine kendi hayal gücüne sonuna kadar güvenebilmektir.

12. Dünyadaki bütün başarıların da büyük yenilgilerin de geçici olduğunu bilmektir. Hiçbir şeye körü körüne bağlanmamaktır mesela.

13. İyi bir başlangıç için gereken anı kollamaktır. Ve o başlangıçtan sonra zaferi düşünmek yerine sadece yapılan işe konsantre olabilmektir. Zafer zaten o zaman kendiliğinden gelecektir.

14. Bir yolda hareket ederken; bütün enerjisini yolu bitirmeye harcamak yerine yolda karşısına çıkan güzel ayrıntılarının keyfine varabilmektir.

15. Kimi zaman kontrolü bırakmak gibi görünse de, aksine kendini o şeyden çekip, bir dış göz olarak bütünü görmesini ve öyle karar vermesini sağlayacaktır akışına bırakmak.

16. Ve en önemlisi; kendini bu dünyadaki her şeyden üstün görmek yerine, bu dünyanın sadece ufak bir parçası olduğunu bilmektir.

kaynak: spritüeller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

ATACAĞIMIZ İLK ADIM

rpucnhqvbn_ilk-adim11

Eski bir arkadaşım vardı. Bir araya geldiğimizde sürekli yeni projelerden, buluşlardan, farklı konularla ilgili geliştirdiği düşüncelerden söz ederdi. Yıllarca dinledim, ama onu tanıdığım sürece, anlattığı düşünceleri hayata geçirdiğini hiç görmedim. Nedenini kendisine her sorduğumda, var olan ya da geleceğe yönelik öngördüğü olumsuz koşulları, yaşadığı kaygıları öne sürmekle yetinirdi. Bu güne değin yalnızca tasarıda kalmış benzer yaklaşımları ben de göstermişimdir, başkalarında da gördüm.
Sanırım hepimizin buluşabileceği ortak nokta şudur: Eyleme dökülmemiş hiçbir düşüncenin, gerçekleşme şansı hiç olmayacaktır!
Ünlü düşünür Lao Tzu’nun şu sözü, tüm söyleyeceklerimizi özetlemeye yeterlidir:
“En uzun yolculuklar bile tek bir adımla başlar.”
İlk adım!
Atacağımız ilk adım o denli önemli ki… Geciktirdiğimiz, kaçındığımız, korktuğumuz sürece, hiçbir zaman ikinci, üçüncü, dördüncü adımı atamayacak, bulunduğumuz noktada sıkışıp kalmış olacağız! Anlatacağımız öyküde olduğu gibi:
Çiftçinin biri, ömründe ilk kez yaşadığı köyden uzak olmayan bir tepeye tırmanma tutkusundaymış. İleri yaşına karşın kendince ortaya attığı nedenlerle bu yürüyüşünü sürekli erteliyormuş. Nasılsa bir gün bu isteği baskın çıkmış ve ertesi sabah yola düzülmeğe karar vermiş. Bu tepeye tırmanmak için sabaha karşı karanlıkta, daha güneş doğmadan çıkmak gerekiyormuş. O gece çiftçi heyecandan hiç uyuyamamış. Kalkıp özenle hazırlanmış, tüm gereçlerle birlikte lambasını almış, kör karanlıkta yola koyulmuş. Bir süre gittikten sonra nasılsa keyfi kaçmış, yolu aşamayacağından kaygılanmış. Elindeki lamba, ancak on adım ötesini aydınlatıyormuş; oysa önünde tırmanacağı daha kilometrelerce yol varmış. Köyün girişinde bir taşın üstüne oturmuş ve gündoğumunu beklemeye başlamış. Bu sırada aynı yoldan, elinde çok daha zayıf bir lambayla yaşlı bir adam geçmekteymiş. Çiftçiyi görünce bir ihtiyacı olup olmadığını sormuş. Çiftçi de ona korku ve kaygılarından söz edince adam gülmeye başlamış ve şöyle demiş:
“On adım ötesini bu lambayla görebildiğine göre, her adım attığında aynı uzaklıktaki aydınlığı sürekli önünde bulacaksın.”
Yaşlı adam bir süre sustuktan sonra sözlerini şöyle sürdürmüş:
“Yalnızca bir adım ötesini görebilecek kadar ışığın olsa bile, tüm dünyanın çevresini dolaşabilirsin!”
Bu sözler üzerine çiftçi ansızın aydınlanmış. Yerinden kalktığı gibi attığı güvenli adımlarla kısa zamanda tepeye ulaşmış.
Habib Gerez, İlk Adım şiirinde şöyle diyor:
Her şey atılan ilk adımla başlar / Son basamağa ilk basamaktan varılır
Hangi alanda olursa olsun, atacağımız ilk adımda, önümüzü görmek için gerekli olan ışık önce bilgi, sonra da yürekliliktir. Bilgi, var olan koşulları her yönüyle değerlendirmemiz, olası tüm riskleri göz önünde bulundurmamız için bize yol gösterir. Yüreklilik ise bizi belirsizlik ve bilinmezliklerden kaynaklanan korku ve kaygılarımızdan uzaklaştırır.
Önemli olan o ilk atımı atabilmek.
Avram Ventura

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Adım Muhammet. 19 yaşındayım. Atık kağıtlar topluyorum ve Kızılay`dan Ulus`a kadar…

14359163_10154075267406799_1987575133431573060_n1

 

Adım Muhammet. 19 yaşındayım. Atık kağıtlar topluyorum ve Kızılay`dan Ulus`a kadar üç kez yürüyerek gidip geliyorum her gün. Beş arkadaşımla kalıyorum iki göz odalı bir evde. Onlar atık kağıt toplamıyor; Mevlüt inşaatta çalışıyor mesela, Hüseyin halde hamallık yaparken, Sidar ve Yunus ayakkabı boyacısı. Aramıza bir arkadaş daha katıldı. Adı Abbas. Çalışmıyor o, diyaliz hastası. Abbas`a biz bakacağız.

13 yaşından beri kağıt topluyorum Ankara`da. Niğdeliyim. İlkokula başladığım yıl geldik Ankara`ya. Ortaokulu bitirebildim yalnızca; hep takdir alarak geçtim sınıfları. Liseye yazdırmadı babam; sokağa saldı beni çalışıp da işe yaramam için. O gün bugündür sokaklardayım; çizgili, çizgisiz, kareli, beyaz ve rengarenk kağıtlar, kartonlar topluyorum.

Çalışmaya başladığım yıl babam terk etti bizi. Kumar borcu vardı; çekti gitti bir sabah erkenden. Ben geçindirdim evi. Annem severdi beni, “aslan oğlum” derdi. Yanaklarımı okşardı bazen. Babam gideli dört ay olmuştu; komşular bir adam bulmuşlar anneme. Kumar oynamazmış, namazında niyazında bir adammış. Eşi vefat etmiş. İki kızı varmış adamın. Anneme demiş, “sen kabulümsün, çocukların da kabulüm ama Muhammet olmaz!” Şaşırmış annem, “niye olmazmış Muhammet, o da benim çocuğum” demiş. “İki kızım var; biri on iki yaşında, biri on dört yaşında. Caiz değildir Muhammet`le kızlarımın aynı hane içinde olması” demiş adam. Üç kız kardeşim vardı ve çok düşkündük birbirimize. Annem için kolay olmadı karar vermek. Oturttu beni karşısına bir gece. “Bak Muhammet” dedi, “seni asla bırakmayacağım, ama bir süre dayınlarda kal oğlum.” Sarıldı bana; o ağladı, ben ağladım…

İmam nikahı kıyıldı, dayımlara geçtiğimin ertesi günü. Haftasına kalmadan annemi, kızlarını ve kardeşlerimi alarak memleketine götürmüş adam, Kastamonu`ya. Dayım dedi, “annenin emanetisin bana, burası senin de evin. Arada bir gelip kalabilirsin Muhammet!”

On üç yaşındaydım, bana kalacak bir yer de ayarlamamıştı dayım. Komşulardan, akrabalardan kimse demedi bana, “sana yardım edelim” diye. On üç yaşındaydım, Ankara`daydım, bir başınaydım…

Altı yıldır görmedim annemi ve kardeşlerimi. Bir çok kez niyetlendim Kastamonu`ya gitmeye. Dedim, “kovar beni o adam; göstermez bana ailemi.” Anneme küsüm; istese bana ulaşabilirdi diye düşünüyorum. Çok özlüyorum kardeşlerimi; Hülya`yı, Havva`yı ve Hanife`yi… Domino oynardık dördümüz. Ben bir kere bile kazanmadım; “çocuk onlar, sevinsinler” derdim. Ben de çocuktum oysa…

Yürürken, kağıt toplarken, sabahtan akşama bitap düşene kadar çalışırken hep yüzlerini seyrediyorum insanların. Mesela, sevgililer geçiyor yanımdan ve erkekler beni görünce daha bir ötemden geçirtiyorlar kadınları. Erkekler, kadınlar, muhafazakarlar, devrimciler, hippiler, İbo dinleyenler, Metallica dinleyenler, Kafka okuyanlar, dua kitapları okuyanlar, türbanlılar, mini etekliler, herkes öyle sevgisiz bakıyor ki bana; öyle incitici, öyle hoyrat olabiliyor ki herkes…

İbo`yu bilmeme şaşırmadınız, ama Metallica`yı ve Kafka`yı biliyor olmam ilginç gelmiştir size belki. Olgunlar Sokak`taki seyyar kitapçılardan kitaplar alıyorum. Milena`ya Mektuplar`ı okudum Kafka`dan, diğerlerini de okuyacağım. Birçok kitap okuyacağım ben; Nietzsche`nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabını çok merak ediyorum mesela, bir de Oruç Aruoba`nın şiirlerini. Keşfetmem, okumam, sorgulamam gereken öyle çok yazar, hikaye, roman ve şiir var ki…

Kitapçılar bile önyargılı bana; emeği, vicdanı, barışı savunanlar bile beni gördüklerinde kıyıcı sözler söyleyebiliyorlar ve eminim onlara ürkütücü geldiğimden.

İkinci el kasetlerim var; Metallica kasetim de var, Fikret Kızılok kasetim de. Annem, beni dayımlara yollarken teybi bana verdi,”sıkıldıkça müzik dinle, ama sesini kıs ha” dedi. Şimdilerde teybi son ses açıyorum Metallica`yı dinlerken!

Adım Muhammet. 19 yaşındayım. Beni nefretle bakarken göremezsiniz; kabalaştığıma, etiketler koyduğuma, yaftaladığıma şahit olamazsınız. Bir anlama çabam var; kendimi, annemi ve sizi. Bir öğrenme çabam var; yeryüzünü, doğayı ve evreni. Yazmaya da başlayacağım; sevgisizliği yazacağım önce çöp kutularından topladığım kağıtlara ve sevgisizliği yazdığım kağıtlar geri dönüşüme gidip sevgi olarak dönecek aramıza. Sevgi`li insan dostlarım olacak kağıtlarda diriliveren; sevgiyle var olan canlar, kardeşler, halklar…

Kendimle ilgili bir çok projem var. Mahkemeye başvurup adımı değiştireceğim. Ali Haydar mı olsa adım diye düşünüyordum, vazgeçtim; adım Özgür olacak benim.

Kendime ait bir kütüphanem olacak sonra. Atık kağıtlar topluyor olabilirim; işim gereği tenimden yayılan koku pis gelebilir size ama en sevdiğim koku kitap kokusudur.

Doğada bir başıma yaşama projem de var. Yoruldum incitilmekten, ötekileştirilmekten, lanetlenmekten. Tabiat Ana`ya sığınmak istiyorum ve bunun için otlarla ilgili kitaplar alıyorum. Otlarla beslenmek, otlarla iyileşmek, otlarla huzur bulmak istiyorum. Doğada bir başıma yaşayacaksam otların bütün kerametlerini bilmem gerekiyor.

Böbrek yetmezliği var Abbas`ın; benim kardeşim oldu Abbas, kız kardeşlerimin yokluğunda. Ona biz bakıyoruz ve Abbas iyileşmeden Tabiat Ana`nın yanına gitmeyeceğim.

Kafka kırk bir yaşında ölmüş; onun kadar yaşasam yeter. Kitaplar gibi kokmaktır özgürlük; otlardan sevgi büyüleri yapmak ve toprağa karıştığımda bir gün, Tabiat Ana`nın beni şefkatle anmasıdır…

Böyle buyurdu Muhammet! Ergür Altan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 9 Comments »

Hayatın %10’u , başınıza gelenlerden oluşur.Hayatın diğer %90’ı ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla gelişir.

cisimlerin-eylemsizligi-34-11

 

 

MUTLAKA OKUYUN !

Hayatın %10’u , başınıza gelenlerden oluşur.

Hayatın diğer %90’ı ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla gelişir.

…

Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, çay fincanına çarpıyor ve bir fincan çay gömleğinizin üzerine dökülüyor.

Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre belirlenecek:

Lanet ediyorsunuz. Çayı üzerinize döktüğü için kaba bir şekilde kızınızı azarlıyorsunuz.

Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor.

Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve çay fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz. Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor.

Öfkeyle odaya gidiyorsunuz ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz.

Odadan çıktığınızda kızınızı, ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz.

Kızınız servisi kaçırıyor.

Eşinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz.

Geç kaldığınız için, saatte 40 km hız sınırlaması olmasına rağmen saatte 80 km hızla gidiyorsunuz.

15 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız için ödediğiniz 83 milyon trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz.

Kızınız size “Hoşça kal” demeden binaya koşuyor.

İşyerinize 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz.

Gününüz korkunç bir şekilde başladı!

Devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz.

Eve ulaştığınızda eşiniz ve kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz.

Neden? Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak!

Neden kötü bir gün geçirdiniz?

A) Çay sebep oldu
B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz

Cevap “D” şıkkı.

Çayın dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu.

Sizin gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu.

90/10 Sırrını keşfedin

Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi.

Üzerinize çay döküldü.

Kızınız ağlamak üzere.

Siz nazikçe

“Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek” diyorsunuz.

Havluyu kaptığınız gibi odaya gidiyorsunuz.

Gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra odadan çıkıyorsunuz ve ayni anda pencereden kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz.

Kızınız geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz işe gitmek için birlikte çıkıyorsunuz.

5 dakika önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor.

Farka bakın!

İki farklı senaryo.

İkisi de ayni başladı.

İkisi de farklı bitti.

Neden?

90/10 sırrı inanılmazdır!

Çok azımız bunun farkındadır.

Sonuç?

Pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve başarısından acı çekmektedir.

Bu sır nedir?

Hayatın %10’u, sizin başınıza gelenlerden oluşur.

Hayatin diğer %90’na ise sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla karar verilir.

İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar.

İnsanlar hasta olurlar.

Arabalar bozulurlar, uçaklar geç kalır ve bütün planlarımızı alt üst ederler.

Trafikte bir sürücü canımızı sıkabilir v.s.

Bu %10’luk kısım tamamen bizim kontrolümüz dışında gerçekleşir.

Diğer %90’lık kısım farklıdır.

Bunu siz belirlersiniz.

Nasıl?

Olaylara yaklaşımınızla!

Nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sigmund Freud’un Hayat Hakkında Söylediği 10 Acı Gerçek 

Sigmund Freud hepimizin bildiği önemli bir psikolog olmakla birlikte nörolog, bilim adamı, psikiyatr,psikanalizci, filozof ve yazardır. Yaşamı boyunca insanlığın ve hayatın gerçekleriyle cebelleşmiştir bu yüzden bizlere söylediği her söz değerlidir.

“Kitleler asla gerçeğin peşinde koşmamıştır.Yanılsamalar isterler ve yanılsamasız yapamazlar. Gerçek olmayanı gerçeklerin üstünde tutarlar; gerçeklerden çok gerçek olmayanın etkisinde kalırlar. Bu ikisi arasında ayrım yapmama eğilimi oldukça yüksektir.” demiştir. Hepimizin bildiği gibi hayal kuramazdık, gerçekler acı olmasaydı.

İşte birkaç acı gerçek:

1. Yaşamın amacı ölümdür.

Yaşamın amacı ölümdür.

Bunun farkında olan insan, hiçbir cesaret gösterisinden kaçınmaz. Bu yüzden hayatın en büyük gerçeği ölümdür.

2. İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. İşini sevmesi ve hayatı sevmesi.

İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. İşini sevmesi ve hayatı sevmesi.

Öleceğiz diye hiç yaşamayacak değiliz. Zaten yaşadığımızı varsayarsak ölebiliriz. Çiçekleri, ağaçları, yağmuru, yağmur sonrası toprak kokusunu sevebiliriz. Hayatta sevilecek şeylerde var elbet. Bardağın ne boş tarafını ne de dolu tarafını görelim, bardağı olduğu gibi görelim. İş meselesi insanı ya köle ya da vezir yapacak konulardan biridir. İstemediğin bir işte çalışmanın acısı serçe parmağı çarpmaktan bile fenadır. Çünkü çarpmanın acısı birkaç dakika,sevmediğin bir işte çalışmanın acısı ömür boyu sürer.

3. Zayıflıklarımız gücümüzdür.

Zayıflıklarımız gücümüzdür.

Düşmanlarımızın bizi yıkabileceği tek nokta elbette ki  zayıflıklarımızdır. Bir insan zayıflıklarını kabul eder,benimserse karşısındaki insanın ona karşı kullanabileceği bir koz kalmaz. Güçsüz olduğumuz noktayı kabullenerek kendimizi güçlü kılabiliriz. Buna benzer Nietzsche’nin “Çelişkilerimiz, umutlarımızdır.” sözü de hayatın bir gerçeğidir.

4. Aşk yoktur,libido vardır.

Aşk yoktur,libido vardır.

Ben söylemiyorum kaç yıllık nörolog, psikolog, bilim adamı, filozof, psikiyatr ve psikanalizci bunu söylüyor. Bence doğru söylüyor ya da benim gördüğüm bu, belki de yalnızca bu sözü hayat ilkesi benimsemiş insanlarla karşılaştım. Bu yüzden hayatın bir gerçeği olarak kabul edilebilir hem böylece daha az üzülebiliriz.

5. İnsan sanılandan çok daha ahlaklıdır ve hayal edilemeyecek derecede ahlaksızdır.

İnsan sanılandan çok daha ahlaklıdır ve hayal edilemeyecek derecede ahlaksızdır.

Hayatta her zaman iki yol vardır. Not: Siz hangisini seçerseniz seçin diğer yolu tercih eden birini eleştirmek akıl işi değildir ve bunu ancak bir hayatsız yapabilir.

6. Rüyalar, biliçaltına giden kral yoludur.

Rüyalar, biliçaltına giden kral yoludur.

İnsanın  bir diğer önemli unsuru bilinçaltıdır. İnsanın kendini keşfetmesi için çok büyük bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum o yüzden size uyumayı sevdiğiniz kadar rüya görmeyi de sevmeyi tavsiye ediyorum. Benim rüya görmediğim bir gece yok. Sabah uyandığımda en azından kısa film senaryosu olabilecek kadar uzun gelen rüyaların ‘en fazla’ 11 saniye olduğunu hatırladığımda her zaman aynı şiddetle yıkılmışımdır.
7. Sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.

Sinir hastalığı belirsizliğe tolerans gösterememektir.

Emin olamamak kadar çirkin ve bir o kadar güzel bir duygu yoktur.  Ama bu durum bazılarımızı farklı etkileyebilir.

8. İnsan saldırılara karşı kendini savunabilir, ama iltifatlara karşı savunmasızdır.

İnsan saldırılara karşı kendini savunabilir, ama iltifatlara karşı savunmasızdır.

Birçoğumuz eleştirilmeye gelemeyiz ve eleştirildiğimiz anda karşımızdakinin zayıf yönlerini bulup onu yaralamaya başlarız. bkz.”3. madde”

9. Kadınları anlamak için, bir labirenti düz yola çevirmek gerekir.

Kadınları anlamak için, bir labirenti düz yola çevirmek gerekir.

Aslına bakarsanız bu bir gerçek değil. Belki de sorun erkeklerin kolay anlaşılmasıdır.

10. Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar.

Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar.

 

Özgüvenmek, özüne güvenmek. Bunlar insanı egoist yapmadığı sürece bir insanda bulunması gerek önemli unsurlardır.Her şey bizim elimizde, bu her zaman böyleydi. Neyi nasıl düşünmek istiyorsak öyle düşündük, ne kadar duymak istiyorsak o kadar duyduk, ne kadar görmek istediysek o kadar gördük. Bize göre bardak ya dolu ya da boş olmalıydı. Hiçbir şeyi olduğu gibi kabul edemedik, kabullenemedik. Anlatıldığı kadarını anlamadık ama buna rağmen her seferinde üzüldük, bedbaht olduk. İşte bunun sebebi güvensizlikti çünkü eğer kendimize ve gücümüze inansaydık her şeyi anlatıldığı kadar anlar, gösterildiği kadar görürdük.  
kaynak: edebiyathane

Stefan Rippel ile Qi GONG Çalışmaları… Kayıt ve bilgi için 0212 240 59 35

img_4438

 

Qi Gong, bedendeki enerjinin hareket ettirilmesi ile dengelenmesini sağlayan bioenerjetik bir çalışmadır. Yaşam enerjisi çalışma sanatı, enerjinin hareketidir. Çin’de 1989 yılından itibaren tıbbi tedavi yöntemi olarak kabul görmüş ve pek çok üniversitenin müfredatına alınmıştır. 1996 yılında da Çin Hükümeti tarafından Ulusal Sağlık Planı’nın bir parçası olmuştur.

Qi Gong’un felsefesinde amaç; beden, duygu, zihin ve ruh bütünlüğünün dengelenmesini sağlamak ve korumaktır. Bu denge, bedendeki meridyenlerin enerji akışlarının düzenlenmesi ile sağlanmaktadır.

Bu çalışmalara herkes rahatlıkla katılabilir.

Kış döneminde yapılacak 12 oturumun içerik detayları aşağıdaki gibidir.
Dersler birbirini takip etmekte ancak bir önceki ders bir sonraki dersin ön-zorunlu dersi olmamaktadır.

• Beden
o Doğru duruş
o Statik Teknik “ Ağaç duruşları”
o Dinamik Günlük Set – 18 Hareket
• Duygu
o Sessiz çalışma ” İçsel Gülümseme Tekniği”
• Zihin
o I Ging Matematiği – Giriş
o Beş Element Sistemi – Giriş
o Meridyen Sistemleri – Giriş
• Ruh : Sessiz çalışma “Mikrokozmik Yörünge Tekniği”

Stefan Rippel kimdir?

Stefan Rippel, Bioenerji Uzmanı ve Manuel Terapist olarak İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul Doğum Akademisi’nde DHEDE (Doğuma Hazırlık Eğitmeni – Doula ve Doğum Psikoloğu Eğitimi)’nin eğitmenlerindedir.
İlaç dışı rahatlatıcı ve tamamlayıcı teknikler (akupressör, refleksoloji, bioenerji) eğitim birimini yönetmekte ve aynı zamanda Avusturya, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’de eğitimler vermeye devam etmektedir.

30 yılı aşkın süredir, bedenin içindeki enerji akışının kontrol edilebilmesini sağlayan QI GONG uygulamalarını, kendi yaşamında ve mesleğinde enerji, ilham ve kişisel gelişim kaynağı olarak kullanmaktadır.

Stefan Rippel, eğitimini Viyana ve Münih’de Grandmaster Wang ve Ken Weintraub’dan almıştır. Aynı zamanda Geleneksel Çin Tıbbı diplomasına da sahiptir. “I Ging, Beş Element, Meridyen Sistemleri ve Akupunktur” tekniklerini uygulamaktadır.

Tarih : 18.10.2016’dan itibaren her SALI
Saat : 19:00 – 21:30
Yer : İstanbul Doğum Akademisi, Nişantası
Kayıt ve bilgi için 0212 240 59 35
Ücret : 120TL+KDV / oturum
12 oturum için ön ödeme %20 indirim ile 1150TL+KDV

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Tibet manastırında üstatları ile birlikte yaşayan bir grup keşiş

kaplan_manastir_011

Bir Tibet manastırında üstatları ile birlikte yaşayan bir grup keşiş ile ilgili eski bir hikaye vardır. Onların yaşamları disiplinli ve adanmış idi ve içinde yaşadıkları atmosfer uyumlu ve huzurlu idi. Uzak köylerden gelen insanlar böyle sevgiyle dolu spiritüel bir ortamın sıcaklığının tadını çıkarmak için manastıra akın ediyorlardı.

Sonra bir gün üstat dünyasal formunu terk etti. Önce, keşişler geçmişte yaptıkları gibi devam ettiler, ama bir süre sonra, günlük rutin özellikleri olan disiplin ve adanmada gevşemeler başladı.. Her gün kapıya gelen köylülerin sayısı azalmaya başladı ve yavaş yavaş manastır bir bakımsızlık haline düştü.

Kısa süre sonra keşişler aralarında tartışmaya, çekişmeye başladılar, bazıları parmaklarını uzatarak başkalarını suçladı, bazıları da suçluluk ile doldu. Manastır duvarlarındaki enerji düşmanlık ile çatırdadı. Sonunda, kıdemli keşiş artık buna dayanamaz oldu. İki günlük yürüyüş mesafesinde bir münzevi olarak yaşayan spiritüel bir üstat olduğunu duyan keşiş onu aramak için zaman kaybetmeden yola koyuldu. Ormandaki inziva yerinde üstadı bulunca, ona manastırın düştüğü üzücü durumu anlattı ve tavsiye istedi.

Üstat gülümsedi. “Aranızda yaşayan, Tanrı’nın Enkarnasyonu olan biri var. Etrafındakiler tarafından saygı görmediği için, kendisini göstermeyecek ve manastır bakımsızlık içinde kalacak.” Bu sözleri söyledikten sonra üstat sessiz kaldı ve başka bir şey söylemedi. Manastıra dönüş yolu boyunca, keşiş kardeşlerinden hangisinin Enkarne Olan olabileceğini merak etti.

“Belki o, yemeklerimizi yapan Jaspar kardeştir” dedi yüksek sesle. Ama bir saniye sonra, “Hayır, o olamaz. O pasaklı ve aksi ve yaptığı yemeklerin tadı yok” diye düşündü.

Sonra, “Belki bahçıvanımız, Timor kardeştir” diye düşündü. Bu düşünce de çok çabuk inkar edildi. “Şüphesiz” dedi yüksek sesle. “Tanrı tembel değil ve Timor kardeşin yaptığı gibi asla yabani otların marulları yok etmesine izin vermezdi.”

Sonunda, kardeşlerinin hepsini ve her birini kusurlar bulup azlederek, kıdemli keşiş hiç kimsenin kalmadığını fark etti. Üstadın söylediği gibi keşişlerden biri olması gerektiğini bilerek, yeni bir fikir ortaya çıkmadan önce buna biraz daha üzüldü. “Bu Kutsal Olan, kendisini gizlemek için kusurlu görünmeyi seçmiş olabilir mi?” diye düşündü. “Tabi ki, olabilirdi! Böyle olmalıydı!”

Manastıra ulaşınca, üstadın söylediklerini hemen kardeşlerine anlattı ve hepsi de İlahi Olanın aralarında yaşadığını öğrenince şaşkına döndüler.

Her biri, Enkarne Olan Tanrı’nın kendisi olmadığını bildiği için, her biri de kardeşlerini dikkatle incelemeye başladı, hepsi aralarından kimin Kutsal Olan olduğunu belirlemeye çalıştı. Ama hepsi de diğerlerinin hatalarını ve başarısızlıklarını görebiliyordu. Eğer Tanrı aralarında ise, kendisini çok iyi gizliyordu. Enkarne Olan’ı bunlar arasında bulmak zor olacaktı.

Birçok tartışmalardan sonra, sonunda birbirlerine karşı nazik ve sevgi dolu olmak için çaba göstermeye karar verdiler, birbirlerine Enkarne Olan’a karşı doğal olarak gösterecekleri saygı ve onur ile davranacaklardı. Eğer Tanrı gizli kalmakta ısrar ederse, o zaman her bir keşişe, o sanki Kutsal Olanmış gibi davranmaktan başka seçenekleri yoktu.

Her biri diğerlerinde Tanrı’yı görmeye o kadar yoğunlaşmıştı ki, bir süre sonra kalpleri birbirlerine karşı sevgiyle doldu, onları bağlayan negatifliğin zincirleri kopup gitti. Zaman geçtikçe, Tanrı’yı sadece birbirlerinde değil, herkeste ve her şeyde görmeye başladılar. Günler Onun Kutsal Varlığı ile sevinç içinde, keyifli geçti. Manastır bu sevinci bir deniz feneri gibi yaydı ve kısa süre içinde köylüler geri döndüler, oradaki sevgi ve sadakatın dokunuşunu arayarak daha önceki gibi kapılardan dalga dalga aktılar.

Bir süre sonra kıdemli keşiş, verdiği sır için teşekkür etmek üzere üstada bir ziyaret daha yapmaya karar verdi. “Enkarne Olan’ın kimliğini keşfettiniz mi?” diye sordu üstat.

“Evet” diye yanıtladı kıdemli keşiş. “Onun hepimizin içinde olduğunu bulduk.”

Üstat gülümsedi.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çok Yararlı İki Önemli Bilgi…

537907_578606528868378_397339850_n1

 

Tuzlu Su Mucizesi !

Denize girdikten sonraki dinlenmişlik ve arınmışlık halini hepimiz biliriz. Havuza girdiğimizde ise bunu hissetmeyiz. Sebebi sudaki tuzdur.

Tuzlu su bedende birikmiş negatif elektriği iletkenliği sayesinde sizden alır götürür. Sizler de akşam eve geldiğinizde bütün günün üzerinizde bıraktığı ağır etkiler ve stresten kurtulmak için yada toplantı, sınav gibi üzerinizde gerilim yaratan durumlardan önce ellerinizi bir miktar ( 1 litre suya iki çorba kaşığı tuz yeterli ) tuzlu suyla yıkadığınızda bu birikmiş olan negatif elektrikten kurtulur ve arınırsınız.

Her akşam eve geldiğinizde ellerinizi sabunlamadan önce, banyonuzda lavabo başında önceden hazırlayıp bıraktığınız bir miktar tuzlu su ile yıkayın. REİKİ ve şifa ile uğraşan kişilerin de seans öncesi ve sonrası bunu uygulamaları kendilerini ve uygulatıcıyı korumada büyük yarar sağlıyor. Duş alırken de arada tuzlu suyu başınızdan aşağıya dökerseniz tam ve net sonuçlar alırsınız. İş dönüşü ayaklarınızı tuzlu suyla yıkamak tahmin ettiğinizin ötesinde bir yarar sağlar.

Kulak Masajı:

Kulak ceninin ana rahmindeki duruşunun şematik olarak aynısıdır. Ve tüm akupunktur noktaları kulak üzerinde bu esasa göre yer almıştır. Şimdii… başınız, boynununz, beliniz, sırtınız, bacaklarınız, kalçanız, ayaklarınız, omzunuz ağrıdığında yapacağınız tek şey kulaklarınıza masaj yapmak. Kulağınızı baş ve işaret parmaklarınızın arsına alarak kulak kepçesinden başlayarak, dayanabildiğiniz kadar güçlü ve sıkarak masaj yapın.

İlk anda bazı noktalar acıyacaktır (bunlar bedendeki ağrıyan bölgelerin kulaktaki refleks noktalarıdır). Kısa bir süre sonra bu ağrılar kaybolacaktır. 2 -3 dakika bu masajı yapmanız yeterli olur. İsterseniz uzatabilirsiniz de. Zaten masajın sonuna doğru bedeninize bir sıcaklıklığın yayıldığını hissedeceksiniz. Bunun ardından ağrılarınızın azaldığını ve kaybolduğunu da…

Hiç bir yan etkisi olmayan bu uygulamayı herzaman her yerde kendinize ve ağrısı olan yakınlarınıza uygulayabilirsiniz. Yorulduğunuzda, uzun otobüs yada araba yolculuklarında oturmaktan ağrılara maruz kaldığınızda, çok üşüdüğünüzde ve bedeninizi dengeye kavuşturmak için mucize benzeri bu uygulamayı kullanabilirsiniz.

Önemli olan kulağın her noktasına dokunun. Kulağınız size hemen yanıt verecektir. Kulaklar bedeni hisseder, görür ve duyar. Siz de şefkatli ellerinizi esirgemeyin.

SEVDİKLERİNİZİ BİLGİLENDİRMEK İÇİN LÜTFEN PAYLAŞIN..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kemik Erimesinin İlacı Hurma…

14344686_1064817560303849_301557512266669466_n1

Hurmanın içerdiği sodyum, potasyum, mağnezyum, kalsiyum ve demir miktarları kemik erimesine çare oluyor…

Hurmanın sodyum, potasyum, mağnezyum, kalsiyum ve demir miktarlarının çok yüksek olduğunu belirten bilim adamları, bu meyvenin düzenli tüketilmesi halinde kalp ve damar hastalıkları riskini de azalttığını açıkladılar.

Hurmada bulunan kalsiyum kemikleri güçlendiriyor. Uzmanlar, özellikle kansızlık ve kemik erimesi sorunu olan kadınlara hurma yemelerini önerirken, bu meyvenin içindeki yararlı maddelerin daha çok kabuklarında bulunduğuna dikkat çekiyor…

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cennet Kadının Viyolonsel Aşkı…

tumblr_mrm528m5mv1qfjzf6o1_5401

 

Arslanköylü CENNET GÜNEŞ, 45 yaşında. Viyolonseli ilk kez geçen yıl bir tiyatro gösterisi için Mersin Devlet Opera ve Balesi’ne gittiğinde görmüş.
”O an bu aleti çalmaya karar verdim” diyor. Arslanköy Çadır Tiyatrosu Kadın Topluluğu’ndaki arkadaşlarıyla viyolonsel dersleri almaya başlayan Cennet Güneş: ”Notaları karıştırıyorum ama bu aleti çalmaya kararlıyım” diyor.
Arslanköy’ün tiyatrocu kadınları, gündüzleri tarla ve bahçede çapa yapıyor, geceleri okulun kalorifer deposunda prova yapıyor ve zaman buldukça Devlet Opera Balesi sanatçılarından viyolonsel dersleri alıyorlar..
2001’de okul müdürü Hüseyin Arslanköylü’nün de desteğiyle köyde çadır tiyatrosu kuran Arslanköylü kadınlar, sekiz yılda, kadın haklarındandan ozon tabakasına kadar farklı konuları ele alan altı oyun sahneledi. Haftada dört gün prova yapan tiyatrocular, eşleriyle çocuklarından tam destek görüyorlar..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tembelliğe karşı savaşmanın ve motivasyonunuzu artırmanın oldukça aktif bir yolu.Eğer her gün 20 dakika…

egzersiz-yapma-1

 

 

Tembelliğe karşı savaşmanın ve motivasyonunuzu artırmanın oldukça aktif bir yolu. Bakalım bu kural nasıl çalışıyor:
Eğer her gün 20 dakika spor yaparsanız sağlığınızla ilgili endişelenmenize gerek kalmaz,

Eğer günün 20 dakikasını temizlik ve düzen için harcarsanız karışıklıkta kaybolmazsınız,
Gününüzün 20 dakikasını konsantrasyonunuzu artırmaya adarsanız yaratıcılık konusunda endişelenmenize gerek kalmaz,
Günün 20 dakikasını size yakın olan birini dinlemeye ayırsanız ilişkilerinizle ilgili hiçbir endişeniz kalmaz,

Günün 20 dakikasını kendinizi dinleyip not almaya ayırsanız fikir bulamayacağınıza dair rahatsız edici düşüncelerden uzaklaşırsınız,
Gününüzün 20 dakikasını yeni gelir kaynakları aramak için feda etseniz finansal problemler yaşamazsınız,
Kendinize 20 dakika rahatlama ve dinlenme süresi verin. Bu şekilde hiç yorgunluk hissetmeyeceksiniz,

Ve unutmayın; günün 20 dakikasını kitap okumaya ayıran birinin, nasıl başarılı olduğuna dair sorulara verecek net bir cevabı vardır.

Kaynak
Cleaners Tips

kaynak: uplifers

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İnsanlar, başkalarının günahları ve başkalarının işlediği suçlar ve başkalarının hayatında yanlış giden tüm şeyler hakkında konuşurlar

images6

 

Senin kınaman sana belli bir ego getirir. Bu nedenle insanlar başkalarının yanlışları hakkında bu kadar çok konuşur. Bu onlara kendilerinin haklı olduğu hissini verir. Birisi bir katildir. Ve onlar iyi
hissederler: “Ben bir katil değilim; en azından ben bir katil değilim. Birisi bir hırsızdır ve onlar iyi hisseder: “Ben bir hırsız değilim.” Ve bu böyle sürüp gider ve onların egoları güçlenmeye devam
eder. İnsanlar, başkalarının günahları ve başkalarının işlediği suçlar ve başkalarının hayatında yanlış giden tüm şeyler hakkında konuşurlar. İnsanlar bunlar hakkında konuşmaya devam edip durur.Bunu abartırlar ve bundan zevk alırlar; bu onlara “Ben iyiyim” duygusu verir. Ancak bu duygu bir engel haline gelecektir.
Sevgi dolu ol, zeki ol, şefkatli ol. Diğerlerine yargılama olmaksızın bak. Ve asla erdemli hissetmeye başlama, asla bir tür kutsallık hissetmeye başlama. Asla bir “Kutsal Adam” ya da “Kutsal Kadın”
haline gelme. Asla.(Osho)

Yeni Trend: Kahvaltı’da Granola

nocanvas_kahvalti-f9bsx1

 

Sabahları erken saatte okul veya iş için yola çıkanların ortak problemi kahvaltıdır. Ancak yaz mevsimi ile birlikte hızlı ve kolay hazırlanabilen kalorili tarifleri rafa kaldıran sağlıklı ve hafif yeni trendler ortaya çıktı ve granola şu aralar oldukça revaçta.Peki, nedir bu granola? Türk mutfağında pek tercih edilmese de diyetisyenler tarafından tavsiye edilen tahıl, kuru meyveler, süt veya yoğurtla hazırlanabilen bir kahvaltı çeşididir. Amerika kökenli bu yiyecek sıcak havalar için ideal bir kahvaltı fikri olmakla birlikte kilo vermenizi de kolaylaştırma özelliğine sahiptir. Evde kolayca hazırlayabileceğiniz granola tariflerini sizler için derledik:

Kivili Granola
C vitamini açısından zengin aynı zamanda antioksidan özelliği olan kiviyi granola hazırlarken kullanabilirsiniz. 1 adet kiviyi küp şeklinde dilimleyin bir su bardağı light yoğurda bir avuç badem, 2 yemek kaşığı müsli ile karıştırın. Daha tatlı olmasını istersiniz yarım muz dilimleyip bir çay kaşığı bal ekleyebilirsiniz.

Yabanmersinli Granola
Üzümsü bir meyve türü olan yabanmersini ile oldukça lezzetli bir granola hazırlayabilirsiniz. 2 yemek kaşığı müsliye 10 adet yabanmersini,3 adet böğürtlen,2 adet çilek ekleyerek 1 su bardağı yoğurt veya sütle granolanızı hazırlayabilirsiniz. Kahvaltı yerine ara öğün olarak tercih ediyorsanız yoğurtlu tarife bir tatlı kaşığı vanilyalı light dondurma da ekleyebilirsiniz.

Çilekli Granola
1 su bardağı light yoğurda öğütülmüş vanilya veya bir çay kaşığı aromasından ekleyerek 1 er yemek kaşığı çilek, böğürtlen, yabanmersini, yarım yemek kaşığı kuru üzüm ile 1 yemek kaşığı badem veya cevizi ve 2 yemek kaşığı müsliyi karıştırın.

Ananaslı Granola
Zayıflamayı sağlayan bromelain enzimi içeren ananas aynı zamanda C ve A vitamini açısından zengindir. Sabahları kolayca hazırlayabileceğiniz ananaslı granola için bir bardak light yoğurt veya süte 2 büyük dilim ananası küp şeklinde dilimleyin üzerine bir avuç üzüm ve badem ekleyerek oldukça hafif ve lezzetli bir kahvaltı hazırlayabilirsiniz.

kaynak: hemen sağlık

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mutluluk Hormonu Seratonini Arttırma Yolları…

SerotoninKonu depresyon ve antidepresan ilaçlar olunca, sık sık serotonin ismini duyuyoruz. Peki nedir bu serotonin hormonu? Mutluluk hormonu olarak tanıtılan serotonin ve depresyon arasında nasıl bir bağlantı var? Serotonini doğal yollarla artırmanın bir yolu var mı, yoksa tek çözüm ilaçlar mı? Bu kapsamlı makalede tüm bu sorulara cevap bulacaksınız.

serotonin1
Serotonin Nedir?

Dopamin SerotoninSerotonin bir nörotransmitterdir. Yani sinir hücreleri arasında elektrik sinyallerini taşımakla görevlidir. Resimde iki sinir hücresi arasındaki parlak noktalar serotonin gibi nörotransmitterleri temsil etmektedir. Bunlar bir sinir hücresinden aldıkları elektrik sinyalini diğerine aktararak, beynin çalışmasında hayati rol oynarlar.

dopamin-serotonin-300x2251

Serotonin beyinde salgılanır ve vücudun çeşitli noktalarında üretilir. Genelde merkezi sinir sisteminde ve mide-bağırsak kanalında bulunur. Merkezi sinir sistemindeki serotonin ruh hâlini, uykuyu, iştahı, öğrenmeyi,hafızayı, cinsel ve sosyal davranışları düzenlemeye yardım eder. Mide-bağırsak kanalındaki serotonin ise sindirimi düzenlemekle görevlidir.

Yaygın olarak kullanılan antidepresan ve anti-anksiyete ilaçlarının birçoğu serotonin düzeyine etki eder. Bu ilaçlar salgılanan serotoninin hücreler tarafından tekrar emilmesini engelleyerek, serotonin seviyesini artırmaktadır.

Serotonin ve Depresyon
Birçok araştırmacı serotonin seviyesindeki dengesizliklerin ruh hâlini etkileyip, depresyona neden olduğuna inanmaktadır. Serotonin eksikliği şu üç nedenle oluşabilir: beyin hücrelerinde üretimin az olması, reseptör bölgelerinin yetersiz olması ya da serotonin yapımında kullanılan triptofan maddesindeki eksiklik. Bu üç biyokimyasal bozukluktan biri meydana geldiğinde, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozukluğu, panik ve hatta aşırı asabiyet ortaya çıkabilir.

Serotonin eksikliğinin depresyonda önemli bir rol oynadığı genel olarak kabul edilse de, yaşayan bir beyinde serotonin düzeyini ölçmek mümkün değildir. Bu yüzden depresyon veya mental bir bozukluğun serotonin veya diğer nörotransmitterlerin eksikliğinden olduğunu kanıtlayacak bir çalışma bulunmamaktadır. Ama kandaki serotonin düzeyi ölçülebilir ve depresyon hastalarında bu oran ölçüldüğünde, serotonin seviyesinin diğer insanlara göre daha az olduğu saptanmıştır (tabi kandaki ve beyindeki serotonin düzeyleri farklı olabilir).

Ayrıca serotonin eksikliğinin mi depresyona, yoksa depresyonun mu serotonin eksikliğine neden olduğu bilinmemektedir. Yine de depresyon ve diğer mental bozuklukların tedavisinde kullanılan ilaçların birçoğu beyinde serotonin düzeyini yükseltmeyi esas almaktadır.

Serotonin ve Uyku
21. yüzyıla gelinmesine rağmen, uyku hala tam olarak anlaşılabilmiş değil. Ama serotonin hormonu kesinlikle uyku döngüsünde önemli bir rol oynamakta. Serotoninin yüksek düzeyleri uyanıklık, düşük düzeyleri uyku ile ilişkili. Melatonin ile birlikte, serotonin sirkadiyen saati kontrol eder ve gün ışığından etkilenir. Gün ışığı ile serotonin seviyesi artarken, melatonin azalmaktadır.

Serotonin seviyesi REM uykusu (rüya görülen evre) sırasında en düşük seviyesindedir. Serotonin reseptörlerine sahip nöronlar REM safhasına kadar tüm uyku sırasında aktiftir. Çoğunlukla REM uykusunu engelleyici olarak görev yaparlar. Serotonin seviyesi düştüğünde, asetilkolin adlı nörotransmitter seviyesi beyinde yükselmeye başlar. Bu nedenle antidepresanların çoğu rüya görmeyi azaltır. Serotonin seviyesindeki artış, asetilkolin üretimini azaltmakta, bu da rüya görmeyi zorlaştırmaktadır.

Kadınlarda ve Erkeklerde Serotonin
Araştırmalar erkeklerin kadınlara göre biraz daha fazla serotonin bulundurduklarını göstermiştir, ama bu fark çok küçüktür, bu yüzden ihmal edilebilir. Ama erkekler ve kadınlar arasında serotonin düşüşüne gösterilen tepki bakımından çok büyük bir fark vardır. “Biological Psychiatry” dergisinde yayımlanan bir araştırmada, “triptofan azaltımı” tekniği kullanılarak, serotonin seviyesi düşürülmeye çalışılmıştır. Bunun sonucunda erkekler daha fevri hareket etmeye başlamışlar ama depresyona girmemişler. Kadınlar ise ruh hâllerinde ciddi bir negatif değişim hissetmişler. Daha dikkatli davranmaya başlamışlar, ki bu duygusal refleksin depresyonla yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. Serotoninin işlenmesi sistemi erkek ve kadınlarda aynı olsa da, araştırmacılar şimdi serotoninin erkekler ve kadınlar tarafından farklı şekillerde kullanıldığını düşünmektedir.

Serotonin Doğal Yollarla Nasıl Artırılır?

Serotonin ruh hâlinin dengelenmesinde, uyku döngüsünde ve zihnin odaklanmasında önemli rol oynar. Serotoninin düşük düzeyleri depresyona, aksiyeteye, obsesif-kompulsif davranışlara ve insomniyaya neden olabilir. Bu yüzden serotonin seviyesinin yüksek tutulmasına dikkat edilmelidir. Yetersiz ve dengesiz beslenme, egzersiz yapmama, kafein kullanımı, alkol kullanımı, yapay tatlandırıcılar, diyet yapma ve stres vücudun serotonin üretimini sekteye uğratır. Ama serotonin seviyesini artırmak için yapabileceğiniz birkaç şey var:

1. Triptofan Açısından Zengin Yiyeceklerle Beslenin
Temel aminoasitlerden biri olan triptofan serotonin yapımında kullanılan tek besin maddesidir. Triptofan açısından zengin gıdalar şunlar: hindi eti, süt, peynir, yoğurt, kırmızı et, yumurta, soya fasülyesi, badem gibi kuru yemişler.

2. B6, B9 ve B12 Vitaminlerini Almaya Dikkat Edin
B6 vitamini serotonin üretiminde ve diğer aminoasit nörotransmitterlerin üretiminde kullanılmaktadır. B6 vitamini açısından zengin yiyecekler tam tahıl ürünleri, ay çiçek çekirdeği, ceviz, bezelye, patates, brüksel lahanası, kahverengi pirinç, muz ve avokadodur.

B12 vitamini ve B9 vitamini (folik asit) serotonin üretiminde birlikte çalışmaktadır. B12 açısından en zengin yiyecekler karaciğer ve kırmızı ettir. Bunlar dışında yumurta, peynir ve keten tohumunda da bulunmaktadır. Folik asit açısından zengin besinler ise şunlardır: yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıl ürünleri,bezelye, brokoli ve lahanadır.

3. Egzersiz Yapın
Günlük egzersiz serotonin miktarını artırır, stresi azaltır ve sindirime yardımcı olur. Birçok araştırmayla egzersizin serotonin üretimini ve salgılanmasını yükselttiği tespit edilmiştir. Özellikle koşmak ve bisiklet sürmek gibi aerobik egzersizler serotoninde artış sağlayacaktır.

Egzersizi günlük rutininizin temel bir parçası yapın. En büyük problem, insanlar egzersiz yapmak istemediklerinde, yapmamaları. Oysa ki, bazen egzersiz yapmak istememenizin nedeni serotonin düzeyinin düşük olması olabilir. Böyle olunca, çoğu kişi televizyon başında çerez yemeyi tercih ediyor. Bu yüzden, o andaki hissinize rağmen spora gitmeniz önemli. Kendinize neyin önemli olduğunu hatırlatın.

4. Güneş Işığında Bol Zaman Geçirin
İnsanlar birkaç yüzyıl öncesine kadar zamanlarının çoğunu dışarıda geçirmekteydi. Günümüz insanı ise ofislerin içine hapsolmuş durumda. Güneş ışığının D vitamini üretimini artırdığı herkesçe bilinmekte. Ama bilinmeyen D vitamininin serotonin üretiminde rol alması. Bu açıdan düşünülünce, depresyonun modern zaman hastalığı olması mantıklı görünüyor.

5. Masaj Yaptırın
Birçok araştırma masajın serotonin üretimini artırdığını göstermiştir. Masajın kendisinin mi yoksa fiziksel insan etkileşimi mi serotoninde artış sağlıyor, bilinmiyor.

6. Stresi Azaltmaya Çalışın
Hayatınızda strese neden olan şeyleri tanımlayın ve onları azaltmanın yollarını bulun. Çünkü stres serotonin üretimini aksatıyor.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Film Sezonu Açılırken ”Sully”

sully-14722219181

E artık İstanbul’a dönüldü sinema sezonu açıldı derken arkadaşlarla hangi filme gidelim konuşmasından ”Suly” galip geldi…

Tabi ki başrolünde Tom Hanks’in olması belirleyici oldu…

Gerçek bir hikayeden yola çıkan film, imkansızın başarılabileceğini ve insanın kendisine güvenirse her şeyi kendi lehine çevirebileceğini çok güzel anlatmış…

Bence gidilmeye değer…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg