Tıkalı Burnu Açmak için 6 Öneri

 

 

İnsan her an hastalanabilir, özellikle de hava ve ısı değişimleri sırasında ve bahar ile sonbaharın başlangıcında. Bu durum genelde soğuk algınlığı olarak kendini gösterir ve ana göstergesi de tıkalı bir burundur.

Her şeyden öte, bu durum vücuda yeterince oksijen gitmesini önler ve ikincil olarak ağızdan nefes almak burun yerine geçmez.

Bu yüzden tıkalı burnu açmak için etkili yöntemler bulmak önemlidir: bu yöntemler soğuk algınlığıyla beraber gelen genel sıkıntıları giderebilir.

Aşağıda tıkalı burnu çabucak açabilmek için size anlatacağımız yöntemlere göz atın, çünkü bunları değerlendirmezseniz, kendinizi daha da kötü hissetmeye devam edersiniz.

1. Tıkalı burnu açmak için acı yiyecekler yiyin

Acı baharatlar mukusun rahatlamasına yardımcı olur, böylece de bloke olmuş sinüsler çabucak açılır. Etkisi uzun sürmeyebilir, ama neden yediğiniz şeylerden faydalanmayasınız?

Bunlardan yararlanmak için öğünlerinize tercihen çiğ soğan ve sarımsak ekleyin ya da wasabi veya acı biber kullanın. Ayrıca hardal ve diğer biberler de etkilidir.

Bu besleyici gıdaları öğünlerinize ne kadar eklerseniz, bunlardan o kadar çok faydalanırsınız. 

2. Sinüslerinize masaj yapın

burun1

Sinüsleriniz solunum yolunuzun çevresindeki alanlardır.

Burada çok fazla mukus birikebilir, bu yüzden onları rahatlatmak için çevrelerine masaj yapın, bölgeye hafif baskı uygulayın ve böylece tıkanıklık daha az rahatsız edecektir. 

Nasıl yapacaksınız?

  • İşaret ve orta parmağınızın uçlarını göz altındaki bölgeye koyun ve dairesel hareketlerle masaj yapın.
  • Bunu 20-30 dakika yapın, burnunuza yakın yerlere ve göz altlarınıza yakın yerlere bastırın.
  • Son olarak, baş parmaklarınızı yanaklarınıza bastırın ve dışarıya doğru dairesel hareketlerle masaj yapın.

3. Nefesinizi kontrol edin

burun-nefes

Sinüslerinizi açmak için hiç kulaklarınızı ve burnunuzu tıkadınız mı? Eğer bunu bir kere denediyseniz, bu tekniğin ona çok benzediğini göreceksiniz.

Nasıl Yapmalı?

  • Derin bir nefes alın ve burnunuzu tutun. Sonra etrafta yürürken burnunuzdan hava vermeye başlayın. Rahatsızlık hissedene kadar buna devam edin.
  • Şimdi burnunuzu bırakın ve normal nefes alın. Oturun ve birkaç dakika içinde burun yollarınızın açıldığını fark edeceksiniz.

4. Geleneksel tedavi: deniz suyu solüsyonu

Bunun için iki seçenek var: bir eczaneden deniz suyu almak ya da evde tuzlu su hazırlamak.

Bunların her ikisi de etkilidir, ama bizler her zaman evde hazırlanan uygulamaları tercih ediyoruz. Özellikle de kolay oldukları zaman! Sadece biraz su kaynatın, içine tuz atın ve soğumasını bekleyin. Solüsyonu elde ettikten sonra, burun deliklerinize sıkın. Bu solüsyon mukusu sökecek ve tıkalı burun yollarını hemen açacaktır. 

5. Nane: Mukusun en büyük düşmanlarından biri

burun-spreyi

Bildiğiniz gibi, nane solunum yolu problemlerini azaltmak için kullanılmaktadır çünkü içinde asetik ve askorbik asitler bulundurur. 

Bu maddeler öyle etkilidir ki, mentollü veya mentol temelli ürünleri birkaç kez kokladığınızda, probleminiz yavaş yavaş ortadan kalkacak.

6. Sıcak bir duş alın

Su buharı solunum sistemine işler ve bu şekilde bloke olmuş alanları açarak önceden kaçırdığınız derin nefesleri size yeniden kazandırır.

Buna ek olarak, burun kanallarında az miktarda sıcak su da tıkanıklığı açmanıza yardım eder.

Duş almanın durumu daha da kötüleştireceğini düşünmeyin. Duşunuzu alıp çıktıktan sonra kurulanın ve ardından herhangi bir sorun yaşamayacaksınız. Unutmayın ki duş aldığınız zaman tüm hapşırma ve öksürmeyle gelen mikropları da üstünüzden atmış olacaksınız.

Bu önerileri unutmayın çünkü ne yazık ki hepimiz yer yer bunlara ihtiyaç duyabiliriz. 

Bu öneriler sayesinde siz veya sevdikleriniz tıkalı burun yaşarken yardıma hazır olacaksınız. Bunlar kesinlikle denemeye değer!

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Billy Elliot…

images1

İngilterede   madencilikle geçinen bir kasaba da babasıyla, ağbisiyle ve tatlı babaannesiyle yaşayan Billy, boks kursu yerine kaçarak bale kursuna gider.

Erkekler bale yapmaz,  yapanlar da eşcinseldir inanışıyla yetişen baba ve ağbi Billie ilk başta engel olmaya çalıştılarsa da, sonunda dirençleri kırılır ve onu desteklemeye başlarlar.

Göz yaşartıcı sahnelerle bezenmiş film aynı zamanda Teacher döneminde ki madencilerin grevini de yer vermiştir.

Mutlaka seyredin,

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

90 Yaşındaki Bir Kadından 30 Hayat Tavsiyesi

 

 

90 Yaşındaki Bir Kadından 30 Hayat Tavsiyesi


Çoğu zaman büyüklerden nasihat almak bize sıkıcı da gelse, hayatı  dolu dolu ve mutlu yaşayan 90 yaşındaki bir hanımefendiden hayat tavsiyeleri almanın güzel olacağını düşündük.
Biricik ve kısa hayatımızın ne kadar değerli olduğunu anımsamak için, bu önerilere bir göz atmanı öneririz!

1. Hayat adil değil ama yine de güzel!

1

2. Hayat o kadar kısa ki, birisinden nefret ederek vakit harcama.

2

3. Kimse ama kimse, kendini çok ciddiye almamalı!

3

4. Kredi kartlarını her ay düzenli öde.

4

5. Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin. Bazen kabul et, gitsin.

5

6 Birisinin omzunda ağlamak, yalnız ağlamakdan daha iyi gelir.

6

7. İlk maaşından itibaren, emeklilik için para biriktirmeye başla.

7

8. Konu çikolata olunca, direnmek gereksizdir. :)

8

9. Geçmişinle barış ki, geleceğini zehir etmesin.

arkadbirak

10. Çocuklarının seni ağlarken görmesinde sorun yok.

10

11. Hayatını, başkalarının hayatıyla ile kıyaslama. Hangi koşullardan geçerek buraya geldiklerini bilemezsin.

kiskanc

12. Eğer ilişkinin bilinmemesini istiyorsan, o ilişki içinde olmamalısın.

12

13. Mutlu bir çocukluk yaşamak için hiç bir zaman geç değil. Yeniden çocukluğunı yaşamak tamamen sana bağlı ve kimse de karışamaz!

13

14. Hayatta neye tutku duyuyorsan peşinden gitmeli ve bu yolda ‘hayır’ı bir cevap olarak kabul etmemelisin.

14

15. Güzel mumlarını yak, güzel çarşaflarını ser, çeyizindeki yemek takımını kullan. Özel günleri bekleme, bugün gayet de özel!

15

16. Mor giymek için daha da yaşlanmayı bekleme, eksantrik olmanın tam sırası!

16

17. Çok kötü olaylardan sonra şöyle düşün: “5 yıl sonra bu olayın bir önemi olacak mı?”

17

18. Herkesi ve her yapılanı bağışla.

18

19. Başkalarının, senin hakkında ne düşündüğünden sana ne!

19

20. Ne demişler; zaman her şeyin ilacı! Zaman ver.

20

21. Durum ne kadar iyi ya da kötü olursa olsun, değişecek.

21

22. Hasta olduğunda işin sana bakmayacak, arkadaşların bakacak. Bağlarını koparma, dostlarına zaman ayır.

22

23. Mucizelere inan.

23

24. Unutma, seni öldürmeyen şey, seni güçlü kılar.

24

25. Çocuğunun, tek bir bebeklik dönemi var, değerini bil, unutulmaz kıl.

25

26. Her gün mutlaka dışarı çık, mucizeler her yerde!

26

27. Hayatı çok fazla sorgulama, harekete geç ve gerekeni şimdi yap.

27

28. En iyi şeyler henüz gerçekleşmeyenler, umudunu kaybetme.

28

29. Ne yapacağını bilemediğinde derin bir nefes al, iyi gelecektir.

give3

30. Güzel bir pakette ve kurdeleyle bağlı değil ama HAYAT  YİNE DE BİR HEDİYE.

Kaynak: Hayatkolay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Her Gün Karbonatlı Su İçmenin Faydaları

 

Karbonat, dünya çapında milyonlarca evde kullanılan oldukça yaygın bir üründür. Bu ününün sebebi yalnızca yemeklerde kullanılmasından gelmez, karbonat aynı zamanda belli başlı temizlik işlerini kolaylaştırıp sağlığa da katkı sağlar.

Bugünlerde birçok insan marketlerde bulunan bilindik ürünleri tercih etse de bazı insanlar hayatlarının belirli kısımlarında bu beyaz tozdan faydalanır.

Karbonat, makul ölçülerde, az miktarda tüketilmelidir.  Düzenli kullanımında, asit düzeyini azaltıp kanın doğal pH seviyesini dengelemek yoluyla vücudun genel işleyişini desteklediği görülmüştür.

Karbonatı suda çözmek, dünya genelindeki en eski ve en çok kullanılan tedavilerden biridir. Vücudu çeşitli hastalıklara karşı korumanın en etkili yollarından da biridir.

Doğal bir asit gidericidir

mide-asidi-azaltma

Karbonatın doğal asit giderici özelliği, evde oldukça yaygın olarak kullanılmasının sebeplerinden biridir.

Karbonat tüketimi, o rahatsız edici mide ekşimesini önlemek için mide asitlerini etkisiz hale getirebilir. 

Bir bardak suyla seyreltildiğinde, karbonat iltihaplanmayı ve gazı önler. Bu da hazımsızlıktan daha hızlı kurtulmanızı sağlar.

Doğal alkalileştirici

Çoğu beslenme düzeni vücutta asit üretir ki bu da vücudu farklı hastalıklara yakalanmaya karşı daha hassas hale getirir.

Asitliği etkisiz hale getirmek ve alkalin bir etki yaratmak amacıyla, karbonat doğal bir ilaç olagelmiştir ve vücudun pH dengesini sağlayıp, sağlığı da düzeltir. Vücuttaki asit, büyük ölçüde kemik erimesi (osteoporoz), eklem iltihabı (artrit) ve hatta kanser riskiyle bile ilişkilendirilebilir.

İşte bu yüzden, bu kadar düşük bir maliyete, bu ürün yukarıda bahsettiğimiz hastalıkların oluşumunu bile engelleyebilecek en iyi doğal tedavi olabilir.

Vücudu aşırı alkali hale getirip ona zarar verebileceğinden, çok fazla kullanmamaya özen göstererek günlük az bir miktarda tüketmek faydalı olacaktır. 

Mikrop kırıcıdıragiz-calkalama

Çok özel niteliklerinden biri de hastalığa sebep olan bakteri ve virüsleri azaltmada kullanılabilecek hafif mikrop kırıcı etkisidir.

Bu sebeple, karbonatın gargara olarak kullanımı boğaz ağrısı ve iltihaplanmayı tedavi etmede kullanılabilir.

İdrar yolu enfeksiyonlarını azaltır

Karbonat ve su karışımı, idrardaki asit seviyesini azaltma gücü sayesinde idrar yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir bariyer işlevi görebilir.

Karbonatı su ve kızılcık suyunu birlikte içmek de yineleyen idrar yolu enfeksiyonlarını önlemede kullanılan yaygın yollardandır.

Gut ve diğer eklem sorunlarını giderir

eklemler

İdrardaki yüksek düzeydeki ürik asit ve vücut dokularındaki kan, acıya ve gut ya da artrit gibi kronik hastalıklara neden olabilir.

Karbonatlı su, kan pH derecesini normalleştirir ve bu tür asidi azaltır. Bu tip hastalıkları tedavi etmede ilaç olarak kullanılabilir.

Fiziksel performansı artırır

Fiziksel faaliyetler sırasında salgılanan laktik asit, kaslarda ve eklemlerde birikebilir. Bu da sertliğe ve kas yorgunluğuna yol açar.

Bunun fiziksel performansınızı etkilemesini önlemek amacıyla suda çözünmüş karbonat içmek iyi bir seçenektir. Çünkü vücudunuzdaki asidi kontrol etmeye yardımcı olacaktır.

Kolesterolü düzenler

Karbonatlı maden suyu içmek, ‘kötü kolesterol’ olarak da bilinen özellikle LDL (düşük yoğunluklu lipoprotein) gibi, yüksek kolesterolü düşürmede olumlu bir etki gösterebilir. 

Ancak, yüksek sodyum seviyesinden dolayı, yüksek tansiyona sahip kişilere önerilmez. Çünkü problemlerini daha kötü hale getirebilir.

Karbonatlı su nasıl yapılır

sodyum-bikarbonat

Daha önce bahsettiğimiz gibi, aşırı tüketimi tehlikeli olumsuz etkiler yaratabilir.

İşte bu yüzden, karbonatı riske girmeden beslenme düzeninize eklemek için aşağıdaki öneriyi aklınızda tutmanız gerekecek:

Genel doz

  • 1/2 çay kaşığı karbonat (3 gr)
  • 1 bardak su (200 mL)

İki malzemeyi karıştırın ve her ana öğünden sonra için.

Soğuk algınlığı ve gribi hafifletmek için

Bu tedavi soğuk algınlığına, gribe ve alerjilere sebep olan mikroorganizmalarla savaşmak için çok iyidir.

Bu gibi durumlarda, ilacı aşağıdaki şekilde kullanın:

  • 1. Gün: Beş doz yarım yemek kaşığı karbonatlı suyu her üç saatte bir alın.
  • 2. Gün: Üç doz (aynı miktar) alın, tüm güne yayın.
  • 3. Gün: Aynı dozu öğle yemeği ve akşam yemeği sonrası alın.

O kadar iyi bir tadı olmasa da, her gün kullanılabilir ve sağlığınız için çok iyi bir karardır. Beslenmenize eklemeye başlayın ve kısa sürede olumlu etkilerini siz de fark edeceksiniz.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZEYTİNİ YEDİKTEN SONRA ÇEKİRDEĞİNİ ÇIKARARAK, BU MUCİZEYİ İSRAF ETMEYİN…!!!

14731129_319296088436311_2674274302025279856_n1
Allah dostlarının tavsiyesine bilimsel dayanak…
Aşağıda okuyacağınız makale Bulgar ve ABD li bilim adamlarının yaptıkları çalışmalar temel alınarak hazırlanmıştır.
Bu araştırmaların hepsinde zeytin çekirdeğinin boğaz boşluğundan mideye inene kadar eridiği gerek denekler üzerinde yapılan çalışmalar gerekse cihazlarla
tespit edilmiştir.
Otorite olarak kabul edilen uzmanlar en gelişmiş şartlarda dahi bir ilaç yapsa bu ilacı insanlar üzerinde test etmeden, senelerce hatta birkaç nesil gözlemlemeden neticesi net olarak şudur diyebilmek imkânsızdır.
Zeytin çekirdeğinin yutulması günümüz insanları arasında yeni duyulan bir şey olmasına rağmen eskilerin birçoğunun yaptığı bir uygulamadır.
Yani olumlu etki ve tesirleri senelerdir hatta asırlardır bilinmektedir.
1985’li yıllarda başlayan araştırmalar bugüne kadar devam ettirilmektedir. Yaklaşık 25 sene süren neticede karşılaşılan hadiseler hayret vericidir. Bu neticelere bin kişi değil belki yüz binlerce insan tarafından karşılaşılmıştır demek daha doğrudur:
Midesinde yanma olan herkes zeytin çekirdeğini yuttuktan sonra rahatladığını ifade etmiştir.
Zeytin çekirdeğini yutan kimseler sindirim yolu rahatsızlıklarının bittiğini(kabızlık gibi) ifade etmişlerdir.
Zeytin çekirdeği yutan kişilerde basur problemiyle karşılaşılmamış, hatta basuru olup ta yutanlar iyileştiklerini ifade etmişlerdir.
Zeytin çekirdeğini senelerdir yuttuğunu bildiğimiz insanlarda kanser hadisesine nadiren rastlanılmıştır.
Son günlerde gelen yoğun telefon trafiğinden dahi birkaç gündür zeytin çekirdeklerini yutmaya başlayıp ta yukarıdaki benzeri rahatlamaları hissettiklerini söyleyen onlarca insan vardır.
Tavsiyemiz bizzat kendinizin denemesidir.
Günde yediğiniz 5–6 tane zeytin çekirdeğini yutun ve kararı kendiniz verin.
Ne biz nede bir başkası değil bizatihi kendi vücudunuz buna karar versin.
Faydasını görürseniz lütfen çevrenizdekilerle de, evinizdeki küçük çocuklarda dâhil olmak üzere, bu uygulamayı yapın.
Bizim elde ettiğimiz verilere göre aklımızın almayacağı kadar şifalı bir doğal uygulamadır. Yapmanın zarar değil fayda verdiğine inanıyor ve çevremize şiddetle tavsiye ediyoruz.
Zeytinyağı asırlardır en iyi, en mükemmel yağ olarak bilinen gıda maddesidir.
Hatta reklâmlar da bile mucize olarak lanse edilir.
Yemeklik zeytinyağı normal şartlar altında muhafaza edilirse bozulmadan yenilebilecek evsafta asırlarca kalabilen yegâne yağdır. Nitekim arkeolojik kazılarda 3 bin, 5 bin yıl önce olduğu tahmin edilen mezarların yanında bozulmamış evsafta zeytinyağı da bulunabilmektedir.
Zeytinyağında +10 derecelerde donmayı temin eden de bu maddelerdir.
Yani evinize satın alacağınız zeytinyağının buzdolabında donabilen olmasına dikkat ediniz.
Zeytinyağından sabun yaparsanız yağlı ciltlerde yağ dengesini, kuru ciltlerde ise yağlandırma özelliği temin eden bir hususiyet olduğunu tespit edersiniz.
Yağ içerisinde antioksidan (bozulmadan kalabilme), sabun içerisinde re-oily (geri yağlandırıcı) olarak tabir ettiğimiz özellikleri sağlayan bu madde veya maddelerin ne olduğu bugün dahi bilinememektedir.
Bu maddelerin ne olduğunun bilinmesi belki de çok uzun yıllar sağlıklı bir şekilde yaşamanın da ipuçları olabilecektir.
Zeytinyağını diğerlerinden farklı kılan bu madde veya maddeler en yoğun halleri ile zeytin çekirdeğinin içerisindedir.
Herhangi bir zeytin çekirdeğinin her iki ucunu hafifçe törpülerseniz çekirdeğin içinin oyuk olduğunu ve içerisinde pıhtılaşmış veya çok koyu kıvamlı bir yağ olduğunu görürsünüz.
Bahse konu olan maddelerin burada ki konsantrasyonu %80’lere varan miktarlardadır.
Zeytin çekirdeği muhteviyatında ki bu faydayı elde etmek için ise zeytin çekirdeklerini atmayıp yutmak gerekir.
En gelişmiş cihazlarla yapılan araştırmalar zeytin çekirdeğinin boğaz boşluğundan geçip mideye ulaştığı anda eridiğini tespit etmiştir. Hazmı en kolay olan yiyecek maddesi zeytin çekirdeğidir.
Bu uygulamanın insan vücuduna faidelerinin ise:
1-Ülser gastrit gibi mide problemlerini bitirdiği;
2-Bağırsak ve sindirim yollarını düzenlediği;
3-Basur ve prostatı engellediği;
4-İç organlarda oluşabilecek kanserojen hücre riskini binde birlere indirgediği.
Lütfen yediğimiz tüm zeytin çekirdeklerini atmayıp yutalım.
OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARININDA OKUMASI İÇİN PAYLAŞ

Kaynak: Karbonat Facebook Sayfası

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 12 Comments »

Svitlanayla Size Özel Yoga, Nefes Ve Meditasyon Dersleri…Tel:0533 668 57 89

Svitlana’yla ortak bir arkadaşımız sayesinde tanıştık, hemen kaynaştık ve sohbete daldık (Muhteşem Yüzyıl’daki Hürrem Sultan’ın Türkçesiyle konuşmasına da ayrıca bayıldım). Yoga hocası olduğunu öğrenince de hemen bir randevu aldım ve ders saatini heyecanla beklemeye başladım.
Beni son derece güler yüzle karşıladı, mumlarımızı tütsülerimizi yaktık ve çalışmaya başladık. Birebir bana özel bir yoga seansı yaptık ve bu çalışmaya bayıldım. Duruş çalıştık, nefes çalıştık, özel yoga aletiyle ters köprü çalıştık, kasları uzattık. Yani vücudumun ve benim neye ihtiyacımız varsa onu yaptık.
Size de bu muhteşem insandan tek veya 2 – 3 kişilik yoga seansı almanızı öneririm
Svitlanayla huzurlu, sağlıklı, stressiz ve mutlu hayat için bir kapı açın. Her yerde olmayan tek kişiyle yapılabilen özel malzemelerle harika Restorativ YogA (Hatha Yoga, Vinyasa Yoga, Yoga Nidra, Yoga+ 50) yapabilirsiniz.

Rahat besleyici ve dinlendirici pozlar bazen uykudan bile daha etkili olabilirler.

Ayrıca dilerseniz  birebir nefes çalışmaları ve meditasyon tekniklerini de kendisinden öğrenebilirsiniz…

Üstelik size uyan gün ve satlerde…

Svitlana Tel: 0533 668 57 89

http://www.yoga-jaya.net

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Lavanta ve Lavanta yağının faydaları

 

Lavantanın Faydaları:
Yatıştırıcı ve uyarıcıdır. İdrar ve gaz söktürür. Karın şişliği ve migren ağrılarında faydalıdır. Romatizma şikâyetlerini azaltır. Mikrop öldürücüdür. Kokusu vücuda kuvvet ve ferahlık verir. Ateşli hastalara iyi gelir. Özellikle Karaciğere çok faydalı olan Lavanta, karaciğerin düzenli çalışmasına yardımcı olur. Bu özelliği ile karaciğer yetmezliği, hepatit B ve C, sarılık gibi hastalıklarda faydası görülür. Lavanta çiçeği yağı kapalı göze kompres yapılırsa gözleri kuvvetlendirir ve rahatlık verir.
Lavanta Nasıl Kullanılır?
Çoğunlukla kokusu için kullanılır. Lavantadan lavanta yağı ve lavanta kolonyası elde edilir. Kokusu tahtakurtu, güve gibi böcekleri uzaklaştırır. Lavanta çayı, romatizma ağrılarını hafifletir, ayrıca saç derisine sürülürse saç dökülmesini azaltır. Lavanta yağı bulantı ve kusmaları giderir. Lavanta yağı ayrıca, başta egzama ve yanık olmak üzere sedef, akne gibi cilt rahatsızlıklarında kullanılmaktadır. Yemek ve salatalara 2-3 damla lavanta yağı katmak cinsel gücü arttırıcı etki gösterir. Lavanta yağı zehirlenmelere ve çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceği için günde 5-6 damladan fazla almamak gerekir. İçki kullananlar, hamileler ve emziren anneler lavanta kullanmamalıdır.Lavanta uçucu yağı ağız yoluyla alınmamalı.
• Lorazepam (Ativan), diazepam (Valium) ve (Xanax) alprazolam türü ilaç kullananlar doktorlarına danışmalıdır.
• Lavanta uçucu yağının cilde uygulanması bazı kişilerde alerjik bir reaksiyona yol açabilir.
• Lavanta yağının tekrarlanan harici kullanımı ergenlik devresine ulaşmamış erkek çocuklarda meme bezlerinde büyümeye yol açabilir. England Journal of Medicine’ de yayınlanan bir çalışmaya göre lavanta esansiyel yağı genç erkeklerde normal hormon fonksiyonunu bozabilir. Yazıda saf lavanta yağının östrojen etkileri taklit ettiği ve androjen etkisini inhibe ettiği belirtilmiştir.

Lavanta Yağının Faydaları
Aromatik yağların en güzel kokanlarından biri de şüphesiz lavantadır. Lavanta yağının 1-2 damlası aklınıza gelmeyen yerlerde küçük mucizeler yaratabilir. Sağlıktan güzelliğe, ev temizliğine kadar pek çok yerde lavanta yağı kurtarıcımız olabilir.
-Kuru ve çatlak deri lavanta yağı ile ovulursa nemlenir ve çatlakları kapanır.
-Koltukaltına sürülen 1 damla lavanta yağı tüm dedorantlardan daha etkilidir ve gün boyu kalıcıdır.
-Saç kepeğinde, kafa derisini lavanta yağı ile ovmak kepekleri giderir.
-Çatlayan dudaklara 1 damla lavanta sürmek çoğu zaman yeterlidir.
-Soğuktan olan uçuklara 1 damla lavanta yağı sürün.
-Yanıklarda bir damla lavanta yağı acıyı azaltacaktır.
-Ağrıyan ayakları içine 2 damla lavanta yağı eklenmiş bir leğende dinlendirmek yorgunluğunu alacaktır.
-Kesik ve yaralarda bir kaç damla damlatılması bakterileri öldürür ve yarayı temizler.
-Böcek ve arı sokmalarında şişme ve kaşınmayı azaltmak için üzerine 1-2 damla lavanta yağı koyulur.
-Burun kanamasını durdurmak için bir beze birkaç damla lavanta yağı damlatılarak bir küp buza sarılarak burna dıştan koyulması yeterlidir.
-Lavanta yağı damlatılan bir bezi sıkma esnasında çamaşır makinesine koyduğunuzda hem yumuşatacak hem de hoş koku verecektir.
-Spreyli bir şişeye doldurulan suyun üzerine 5-6 damla lavanta yağı ekleyerek eve sıkmak mikropları öldürür ve evin hoş kokmasını sağlar.
-Keten kumaşların arasına lavanta yağı damlatılmış bir peçete koyulması böceklenmesini engeller.
-Göz yaşarması sıklığında burun üstünün lavanta yağıyla ovulması yeterlidir.
-Bir kaç damla lavanta yağı karıştırılmış su güneş yanıklarına iyi gelir.
-Taşıt tutmalarında kulak arkası ya da göbek deliği çevresine lavanta yağı bulantıyı engelleyecektir.
-Egzama ve dermatitte sorunlu alanın lavanta yağı ile ovulması sorunu hafifletir.
-1-2 damla lavanta yağı damlatılmış bir yastık uyku sorunlarını hafifletir. Zeytinyağıyla karışık lavanta yağı yatmadan önce 1-4 damla göğse ve enseye sürülebilir.

Lavanta yağının saça faydaları
Lavanta yağı saçların uzamasının yanı sıra uyku bozuklukları, stres ve kaygının azaltılması için kullanılabilir. Lavanta yağı bitkinin hoş kokulu çiçeğinin damıtılması ile elde edilir. Saç tipiniz ne olursa olsun ve saç derinizdeki tüm sorunların tedavisinde yardımcı doğal ürün olarak lavanta yağını kullanabilirsiniz.
İskoçya’da yapılan bir araştırma alopesi nedeniyle saç dökülmesi yaşayan hastaların 7 ay boyunca her gün lavanta yağı kullanarak saç derisine yapan hastaların %44′ünde yeni saç çıktığını ortaya koyuyor.
Lavanta yağını kekik, biberiye, sedir ağacı ve taşıyıcı jojoba yağı ile üzüm çekirdeği yağıyla karıştırarak kullanabilirsiniz. Taşıyıcı yağlar diğer yağların tahriş edici etkilerini azaltarak herhangi bir cilt sorunu yaşamadan karışımı kullanabilmenize olanak tanır.
Lavanta yağıyla saç derisine masaj yapmak için kullanılacak reçete ise şöyle; 3 damla lavanta yağı, 3 damla biberiye yağı, 2 damla kekik yağı, 2 damla sedir ağacı yağını 4 yemek kaşığı üzüm çekirdeği yağı ve yarım yemek kaşığı jojoba yağı ile karıştırın. Saç derinize sürmeden bu yağların iyice karışmasını sağlayın.
Lavanta Yağının Saça Uygulanışı
Hazırladığınız karışımı tüm saç derinize sürmeden önce küçük bir bölgeye sürerek cildinizin alerjik tepki verip vermediğini görmelisiniz. Eğer bir sorun yoksa her akşam yağı parmak uçlarınızla masaj yaparak dökülmenin çok olduğu bölgelerden başlayarak tüm kafa derinize sürün ve başınıza havlu sararak 5-10 dakika kadar bekletin. Eğer lavanta yağının fazla geldiğini düşünürseniz karışıma biraz daha üzüm çekirdeği yağı katarak inceltebilirsiniz.
Lavanta yağının faydalarını görebilmek için bu uygulamayı 5-6 ay boyunca her akşam tekrarlayın. Hamilelik ve emzirme döneminde lavanta yağı kullanılmamalıdır.
Lavanta yağının diğer faydaları arasında antiseptik özelliği ile yanık ve kesik tedavisinde, kas ağrılarını ve baş ağrısını hafifletmede ve romatizma ağrıları için kullanılmasını sayabiliriz.

Lavantayla ilgili ürünler nasıl üretilir?
Tam açmadan hemen önce toplanıp kurutulmuş çiçekleri ve bunlardan hazırlanan etkili dozda preparatlar kullanılır. Lavanta yağı çiçeklerden su buharı destilasyonuyla elde edilir.
Lavantayla ilgili ürünler kurutulmuş çiçek ve lavanta bitkisinin uçucu yağından yapılır. Çay, tentür, aromaterapi yağı, sabun, losyon ve banyo jeli gibi.
Lavanta Çayı Nasıl Yapılır?
Lavanta Çayı: 1 veya 2 kahve kaşığı lavanta çiçeğinin üzerine bir bardak kaynar su dökülür ve üstü kapalı olacak şekilde 5 dakika demlenip süzülür. Akşamları 1-2 bardak içilir.
Lavanta Banyosu: 100 gram drog üzerine 2 litre kaynar su dökülür, üstü kapalı olarak 5 dakika kadar demlenir, süzüldükten sonra, tam banyo suyuna eklenir.Yatmadan bir saat önce 20 dakika süresinde banyo yapılır.
Lavanta Çayının Yan Etkileri Var mı?
Genel olarak güvenli bir bitki olarak kabul edilir.

Kaynak: Bitki Blog

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tuğba ve Birhan çifti, Caddebostan’da arkadaşlarına arabalarla “caka” satan bir gençlik içinde büyüdüler.

14947717_1822490494635780_6738526947088230066_n1

 

Tuğba ve Birhan çifti, Caddebostan’da arkadaşlarına arabalarla “caka” satan bir gençlik içinde büyüdüler. Tüketim toplumunun sıradan bireyleriyken, yaklaşık 10 yıl önce hayatlarını değiştirmeye karar verip Antalya’da dağ başına yerleştiler.
Çift, 10 yıl susuz, elektriksiz ve parasız yaşadı. Rastalı saçlarıyla onları ilk gördüklerinde “satanist” ve “altın avcısı” sanan köylülere, kısa sürede samimiyetleriyle kendilerini kabul ettirdiler.
Tuğba, İstanbul Caddebostan’da doğup büyüdü. Birhan’la yolu lisede kesişti. Her ikisi de doğayla birlikte çıktıkları okul gezilerinde tanıştı. Zamanla arkadaşlıkları ilerledi, doğaya birlikte gitmeye ve yeni şeyler keşfetmeye başladılar. Bu arada üniversiteye girdiler. Tuğba, Marmara İktisat bölümünü bitirdi, Birhan ise Yıldız Teknik’te İnşaat Mühendisliği okudu. 23-24 yaşlarında ailelerinden izin alarak tek başlarına Hindistan’a gittiler. Otobüsle, otostopla, dolaşa dolaşa vardıkları Hindistan’da 1 yıl kalarak kendi kendilerine yetmeyi ve ayaklarının üzerinde durabilmeyi öğrendiler.
2003’te ise Irak Savaşı’na karşı barış eylemlerine katıldılar. Orada bağırıp protesto yaptıktan sonra, evlerine dönüp “Bush gibilerine yarayacak” çarkın içinde yer almaktan rahatsızlık duyduklarını hissettiler.
Birhan, gitme kararı aldıkları günü şöyle anlatıyor: “Tuğba ile göz göze geldik. Aktivist olarak şehirde de yaşantımızı sürdürüyorduk ama o sistem içinde evlerinize geri dönüp yine yeni George Bush’lar yaratmak adına, ‘sistem yandaşı’ olmak istemedik.”
Tuğba ise, “Barışçıl, huzur dolu bir dünya özlemimiz vardı. İnsanların sağlıklı besin hakkı olsun istiyorduk. Bunu şehir ortamında yaratabilecek miyiz’ düşüncesiyle gitmeye karar verdik” diyor.
Genç çift sırtlarında çanta, Anadolu’yu karış karış dolaştı. Karadeniz’i gezdiler ama Karadeniz’de 4 mevsim yaşam için doğa şartları çetin cevizdi. Bu kez Adana’dan yola çıkıp Toroslar’a gittiler. Antalya Alakır Vadisi’nde bir su değirmeninin önünde mola verdiklerinde, Hamidiye Teyze’nin kendilerini şaşkın bakışlarda izlediğini gördüler. “Toprak arıyoruz Teyze” dediklerini görünce, Hamidiye Teyze gülerek yanıt verdi: “Her yer toprak lan! Ama yapabilecek misiniz?” Bu söz üzerine yaşadıkları yerin orası olabileceğine karar verdiler.
Çift, Kuzca Köyü’ne bağlı 40 yıl önce terk edilmiş bir araziyi ailelerinin de desteği ile satın alıp kendi yaşamlarını kurdular. Bu yeni yaşamın adımlarını şöyle anlatıyorlar: “Burası 15 dönümlük bir arazi. Ama geldiğimizde resmen orman olmuştu. 2-3 ay sadece buranın temizliği sürdü. Tuğba’yla ellerimizde orakla, nacakla, toprağı temizleyip kendi yaşam alanlarımızı açtık. Ben hâlâ ‘Biz buranın kör cahiliyiz’ diyorum. Her yıl ne kadar gerizekâlı olduğumu öğreniyorum. Çok komik çünkü biz hep teknik kafa ile eğitilmişiz. İlk geldiğimizde ‘öğretmenimiz’ yaşı 80’e dayanan ve bizim gibi tek başına yaşayan Dursun Amca’ydı.
O başkasına bizim hikâyemizi anlatırken ‘Bu çocuklar ilk geldiklerinde demir çubuklarla çalı dövdüler’ der. Demek istiyor ki, ben çalı kesmeye çalışıyorum, ama baltayı tutuşumdan onu bileyleyişime kadar hiçbir şeyi bilmiyormuşum.”
Rastalı saçlı gençlerin gelişi, en yakın köy olan 7 km ötedeki Söğütcuması’ndaki köylülerin de gözünden kaçmamış. Başta iki genci “satanist” sanan da olmuş, “altın aramaya geldiler” diyen de. Ama zamanla tek tek bütün köylüleri kapı kapı dolaşıp “bizim niyetimiz budur” diyen gençleri görünce, onlar da tanıyıp sevmişler bu iki İstanbullu genci.
Onların reddettikleri ve ‘cahil’ dedikleri babalarının, dedelerinin topraklarına gelip onların eski yaşantısının benzerini yaşadığım için, en çok kafası karışanlar, köylülerin gençleriydi.
Köyün ahalisi, ‘Bu adam emek veriyor, toprakla uğraşıyor, toprakla uğraşan adamdan hiçbir zarar gelmez’ diyerek çifti kucakladı. Birhan ve Tuğba, işe koyularak önce “kızılderili tipi” tek odalı bir çadır ev inşa ettiler.
Kütüklerden lavabo yapıp yer altını buzdolabı gibi kullanmayı öğrendiler. Ama Birhan’ın “doğanın bir kullanma kılavuzu” olmadığını da deneyimleriyle öğrendi: “Ben ormanda ilk kez odun toplarken çok dayak yedim. Ağzımı burnumu sopayla dövdü doğa. Çünkü nasıl yürüyeceğimi, nereye basacağımı, hangi dalı nasıl keseceğimi bilmiyordum. Ama bunların hepsi de bir deneyim olarak artık bir daha yapmamayı öğrendiğim şeyler.”
Birhan, evini 6 yıl önce yaptığını ama her türlü doğa afetine karşı ayakta kaldığını anlatıyor: “Doğadaki en yakındaki malzeme, en doğru malzemedir. O yüzden evimizi köylülerin ‘Alaçık’ adını verdikleri tarzda, çamurdan, çalıdan ve su basmanlı olarak yaptık. İç güdüsel yapılmış bir yapı ama 6 yıldır ne fırtınalar, ne seller geçirdi, hiçbir şey yok.”
Doğada yaşamayı da bir anlamda yaşayarak öğrendiklerini söyleyen ikili bir de ilginç anı anlatıyor: “İnsanlar beni çardakta durmadan hep sofrayı süpürür ve yerleri temizler halde görüp bana “Birhan ne o, hijyen hastalığı mı geldi sana” diye takılıyorlar.
Ama bir keresinde yere tuz dökülmüştü, biz de önemsemedik. Sonra bir de baktık, kocaman bir karayılan geldi. Sonra Durmuş Amca’ya anlattım. Bana ilk sorusu ‘Tuz mu döktünüz’ oldu. Daha hiç tuz dökme olayını bilmeden. Doğanın bu tip kurallarını öğrendik artık.”
Tuğba, şehirli bir kadın olarak nasıl doğaya uyum sağladı? Şöyle anlatıyor: “Kadınlar için özellikle çamaşır makinesi ve buzdolabı olmaması sorun olabilir. Ama ben çamaşır makinesine kıyasla elle yıkamaktan daha büyük keyif alıyorum. Çünkü kendin yıkayınca neyi yıkadığını biliyorsun.
Vahşi yaşamdan, kışları kurt gelme tehlikesini ise Tuğba şu sözlerle anlatıyor: “Hayvanlar öyle sandığınız gibi insana gelmiyorlar. Şehre indiğimizde, ‘Aman o hırsız mı’ diye daha tedirgin yürüyorsun. Her şeyi bekliyorsun. Ama burada biliyorsun ki, bir domuz insana direkt saldırmaz.
Bence şehirde daha büyük paranoyalar var.” Birhan da eşiyle aynı fikirde: “Arkadaşlarım ‘Birhan, dağda ne cesaretle yaşıyorsun?’ diyor. Esas sen o kadar çocuk pornocusunun, katilin, ırz düşmanının içinde 30 adet kilitle nasıl yaşıyorsun? Bence şehir insanı çok cesur. Trafikte atlattıkları tehlikenin haddi hesabı yok.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çay Demlerken Sakın Bunu Yapmayın

megerse_yanlis_yapiyormusuz_h5127511

 

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Bükün, çayın içerisinde tein ve tanenler içeren bir bitki olduğuna dikkat çekerek, bu tein ve tanenlerin bitkilerin kendilerini korumak amacıyla salgılamış oldukları bileşikler olduğunu ifade etti.
Çayın uygun bir yöntemle pişirilmemesinin bu bileşikleri aktifleştirdiğine işaret eden Bükün, bu durumunda kansere varabilecek zararlar oluşturacak olumsuz durumlara yol açtığını vurguladı. Bükün, bunun önüne geçebilmek için çayı demlerken bu bileşiklerin aktif hale gelmesini engelleyecek ısı derecesinde tutulması gerektiğini kaydetti.

ACI İSE İÇMEYİN

Vatandaşların kafe veya çay ocakları gibi yerlerde çay içerken, çayın yüksek ısıya maruz kalıp kalmadığını tadından anlayabileceğine de işaret eden Prof. Bükün, “Normalde çayı içtiğimiz zaman ağırda hoş bir tat bıraktığını hepimiz bilmekteyiz. Bayat çayların ya da tanenlerin aktif hale geldiği çaylar ağızda acı bir tat bırakır. Çay içerken mutlak suretle taze demlenmiş olmasına da dikkat etmeliyiz” dedi.

ÜST DEMLİĞE ÇAY KOYDUKTAN SONRA

Tanenlerin aktif hale gelmemesi için çayın mutlak suretle kaynatılmadan sadece sıcak su ile demlenmesi gerektiğini anlatan Bükün, “Çokça yapılan bir yanlış var. Genelde üstteki demliğe kuru çayı bırakıp, alttaki demlikte suyu kaynatıyoruz. Bu çok yanlış bir durum ve yapılmamalı.
Eğer yapılacaksa da kuru çayı bıraktığımız demliğe biraz soğuk su ilave etmeliyiz. Daha sonra alttaki çaydanlıktaki su kaynayınca çayın üzerine ilave etmeliyiz. Kesinlikle de çayı fokurdayacak derecede kaynatmamalıyız. Yoksa çayımızı sağlığımıza zararlı hale getirmiş oluruz” diye konuştu.

Kaynak: Bir şifa

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bugünkü Teknolojiyle Bile İnşa Edilmesi Mümkün Olmayan 19 Akıl Almaz Antik Yapı

 

19. Büyük Hipostil Salonu – Mısır

Büyük Hipostil Salonu - Mısır

 

Karnak Tapınağı’nda bulunan bu salon, dünyadaki en büyük dini mekân olma özelliği taşıyor. Salonda bulunan 134 adet taş sütunun her birinin uzunluğu ise 24 metre. Nasıl taşındı, nasıl yapıldı orası meçhul…

18. Warren Field – İskoçya

Warren Field - İskoçya

 

İskoçya’da bulunan Warren Field, dünyanın en eski takviminin kalıntılarına sahip. Yaklaşık olarak 10,000 yıllık olduğu düşünülen bu kalıntılar, Ay’ın evrelerini takip etmek amacıyla inşa edilmiş.

17. York Minster Katedrali – İngiltere

York Minster Katedrali - İngiltere

 

İnşa edilmesi 250 yıl süren bu katedral, hâliyle zamanın mimarî üslubunun iki yüzyıllık evrimini de gözler önüne sermekte. Gize piramitlerinin inşasının 20 sene sürdüğü düşünülüyor; gerisini siz düşünün…

16. İnka Halat Köprüleri – Peru

İnka Halat Köprüleri - Peru

 

6 yüzyıl önce İnkalar tarafından inşa edilen bu köprüler, dağlar arasındaki derin ve uzun boşlukları birleştirme özelliğine sahipti. Bu köprüler, toplamda 70 aileye mensup 1000 kişinin bitkilerden elde edilen ipleri dokumasıyla meydana getirilmiştir.

15. Altın heykeller – Mısır

Altın heykeller - Mısır

 

M.Ö. 2300 yılları civarında Mısır‘da kıymet verilen objeleri korumak amacıyla yapılan altın heykeller, bugünkü teknolojiyle elde edilemeyecek inceliğe ve ayrıntıya sahip.

14. Borobudur Budist Tapınağı – Endonezya

Borobudur Budist Tapınağı - Endonezya

 

124 metrelik uzunluğu ve 41 metrelik yüksekliğiyle Borobudur Tapınağı dünyanın en büyük Budist tapınağı olma özelliğini taşıyor. 9. yüzyılda inşa edilen bu tapınak, toplamda 2 milyon blok kullanılarak oluşturulmuş.

13. Neandertal mızrakları – Almanya

Neandertal mızrakları - Almanya

 

Neandertaller mızrak yapımında ağaç sopalarla sivri taş uçlarını birleştirmek için huş ağacından elde edilen zift kullanmışlardır. Çok farklı sıcaklıklara ve zorlamalara dayanabilen bu mızrakların yapımında kullanılan malzeme, bilim insanlarını bugün bile hayrete düşürmektedir.

12. Jüpiter Tapınağı – Lübnan

Jüpiter Tapınağı - Lübnan

Romalılar zamanında Heliopolis adı verilen şehirde, bugün ise Lübnan topraklarında yer alan Jüpiter Tapınağı, yapımında 800 ton ağırlığında üç adet istinat duvarı kullanılmış bir yapıdır. O zamanın teknolojisiyle o taşlar nasıl taşındı, onu bilen yok…

11. Gize Piramitleri – Mısır

Gize Piramitleri - Mısır

 

Mısır piramitlerinin yapımında kullanılan taşların M.Ö. 2500 yılında nasıl olup da çöl boyunca taşındığı, kaldırıldığı ve gördüğünüz mükemmellikte yerleştirildiği bildiğiniz gibi hâlâ herkesin merâk ettiği bir konu…

10. Kailasa Tapınağı – Hindistan

Kailasa Tapınağı - Hindistan

 

Kailasa Tapınağı 8. yüzyılda inşâ edilmiş bir yapıdır. Ana kayaya kazılan üç hendeğin bulunduğu bu yekpare tapınak, bugün koruma altında olan yapılardandır.

9. Banaue Pirinç Terasları – Filipinler

Banaue Pirinç Terasları - Filipinler

 

Ifugao Dağı yamaçlarına insan eliyle şekil verilerek meydana getirilmiş bu terslar, binlerce metrelik yüksekliğe sahip. Durum böyle olunca hâliyle yerliler tarafından bu görüntünün ortaya çıkarılması 2000 yıl kadar sürmüş.

8. Chand Baori – Hindistan

Chand Baori - Hindistan

 

Bugün 1200 yaşında olan bu yapı, 30 metrelik derinliğe sahip bir basamaklı kuyudur. İnşa edilmesinin sebebi ise, Kuzey Hindistan‘da o zamanlar yaşanan su kıtlığına çözüm bulmaktır. Ayrıca yapı toplamda 3500 adet basamağa sahiptir.

7. Petrovaradin Kalesi – Sırbistan

Petrovaradin Kalesi - Sırbistan

 

1600’lü yıllarda Sırbistan’da inşa edilen bu kale, yapımı 88 yıl sürmüş yeraltı geçitlerine sahiptir. Toplamda 4 kademeye ve 17 kilometre uzunluğa sahip olan bu galerilerin kazılması sırasında binlerce mahkum yaşamını yitirmiştir.

6. Longmen Mağaraları – Çin

Longmen Mağaraları - Çin

 

Dünyanın en büyük Buda heykeli koleksiyonunu barındıran Longmen Mağaraları, toplamda 97,000 Buda heykeline ev sahipliği yapıyor. Resimde gördüğünüz oymalara ise 493 yılında başlanmış ve tamamlanması tam 400 yıl sürmüştür.

5. Puquios Su Kanalları – Peru

Puquios Su Kanalları - Peru

 

Peru’nun yerlileri tarafından 1000 yılı aşkın süre önce kazılan bu spiral kuyular, yeraltı suyu çıkarmak için inşa edilmiş devasa hidrolik sistemlerdir.

4. Qin Shi Huang’ın Mezarı – Çin

Qin Shi Huang'ın Mezarı - Çin

 

Yapımı 2,000 yıl öncesine dayanan ve dünyanın en büyük türbesi olan bu yapı, toplamda 8,000 adet toprak askere ev sahipliği yapıyor. Türbenin yapımının 40 yıl sürdüğü ve toplamda 700,000 kişinin çalıştırıldığı düşünülüyor.

3. Pont du Gard – Fransa

Pont du Gard - Fransa

 

Fransa‘nın güneyinde bulunan Pont du Gard, toplamda 49 kilometre uzunluğa sahip bir su kemerinin yalnızca bir parçasını oluşturuyor. M.S. 1. yüzyılda inşa edilen bu akıl almaz yapının yalnızca bu bölümü için 50,000 ton taş kullanılmış.

2. Çin Seddi – Çin

Çin Seddi - Çin

 

Günümüzden 2,200 yıl önce inşa edilen Çin Seddi, 9,000 kilometre uzunluğa sahiptir. Dünyanın çevresi 40,000 kilometre; gerçekten oturup düşüncelere daldıracak bir bilgi…

1. Khasi Köprüleri – Hindistan

Khasi Köprüleri - Hindistan

 

Khasi Kabilesi tarafından yapılan, daha doğrusu yetiştirilen bu köprülerin yapımında kauçuk ağacı kullanılıyor. Ağaçların kökünü nehrin üzerinden geçecek ve karşı kıyıya gömülecek şekilde ayarlayan Khasiler, bu şekilde 10-15 sene içerisinde tamamlanacak köprüler inşa ediyor. Ya da onlar yardım ediyor, doğa inşa ediyor…
Kaynak. listeliste

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Asla Buzdolabına Koymamanız Gereken 11 Yiyecek

 

Buzdolapları market ve manavlardan aldığımız ve hemen tüketmeyeceğimiz yiyecekleri saklamak için en iyi yerdir. Ancak bazı yiyecekleri kesinlikle buzdolabına koymamalısınız çünkü bu yiyecekler buzdolabına girdiklerinde daha hızlı bozulabilirler.Aslında tatlarına ve dokularına zarar verdiğini bilmeden pek çok yiyeceği buzdolabına koyuyor olabilirsiniz. Hangi yiyeceklerin buzdolabına konulmaması gerektiğinden emin değilseniz, bu yazımızı okumaya devam edin.

Soğan

Soğanları en iyi serin ve kuru bir yerde, oda sıcaklığında saklarsınız. Soğan dikkat edilmediği taktirde bakterilerin üremesi için çok elverişli bir zemine dönüşür ve buzdolabına konulduğunda bu bakteriler daha da rahat çoğalırlar. Amerika’daki Ulusal Soğan Birliği’ne (NOA) göre, soğanları kabuklarını soymadan, nefes alabilecekleri bir yerde saklamalısınız. Soğanı soyup doğradıktan sonra ise, hava geçirmeyen bir kabın içerisinde buzdolabına koyabilirsiniz.

Domates

domates

Domatesi buzdolabında sakladığımızda zaman içerisinde dokusu bozulmaya başlar ve en sonunda, ilk aldığımız zamanki tadını kaybeder. Ulusal Tarımsal Araştırma Enstitüsüne göre, domates buzdolabına konulduğunda veya benzer bir soğuğa maruz kaldığında içindeki şeker, asit ve diğer faydalı şeylerin seviyesi düşmektedir. Yani domateslerinizi de kuru bir yerde oda sıcaklığında saklamalısınız.

Patates

Patatesi buzdolabına koyduğunuzda hem tadı değişir hem de yumuşar. Patatesler yıkanmamış halde, kuru, serin ve havadar bir yerde saklanmalıdır çünkü nemli ortamda kaldıklarında filizlenebilirler veya küflenebilirler.

Kahve

kahve

Pek çok başka yiyecek gibi kahve de kuru ve serin bir yerde saklanmalı. Kahvenizi buzdolabına koyarsanız tadını ve kokusunu kaybeder. Ek olarak, kahve diğer yiyeceklerin kokusunu çok kolay emer. Kahvenizi hava geçirmeyen bir kap içerisinde ve mümkünse karanlık bir yerde saklamalısınız.

Sarımsak

Sarımsak en iyi serin, kuru ve oda sıcaklığında olan bir yerde saklanır. Buzdolabına konulduğunda, sarımsak faydalı özelliklerini kaybeder ve oda sıcaklığında aylarca durabilecekken buzdolabında daha çabuk bozulur.

Bal

bal

Kanada, Ontario Arıcılar Derneği balın ağzı sıkıca kapalı bir kutuda, oda sıcaklığında saklanması gerektiğini söylüyor. Balı buzdolabına koyduğunuzda kıvamı koyulaşır ve daha hızlı kristalize olur.

Avokado

Avokadoları buzdolabına koyduğunuzda, olgunlaşmalarını yavaşlatırsınız. Avokado en güzel tam olgunlaştığında yendiği için, oda sıcaklığında saklamaya özen gösterin.

Ekmek

ekmek

Pek çok kişinin yaptığı en büyük yiyecek saklama hatası, ekmeklerini buzdolabına koymalarıdır. Ekmeği buzdolabına koyduğunuzda yaşlanmasını ve bozulmasını hızlandırırsınız ve küflenmesine neden olursunuz. Ekmeğinizin sağlıklı bir şekilde daha uzun süre dayanmasını istiyorsanız, serin ve kuru bir yerde oda sıcaklığında saklayın.

Çikolata

Çikolatayı asla buzdolabına koymamalısınız. Çikolatayı buzdolabına koyabileceğiniz tek durum havanın aşırı sıcak olmasıdır. Çikolatanızın tadını korumasını istiyorsanız onu kuru ve serin bir yerde, oda sıcaklığında saklamalısınız.

Ananas

ananas

Ananası da buzdolabına koyduğunuzda olgunlaşmasını önler ve aromasını kaybetmesine neden olursunuz. Bu meyve soğuğa maruz kaldığında olgunlaşmasını sağlayan enzimler yok olur ve o güzel tadını kaybeder.

Kahvaltılık gevrek ve makarna

Kahvaltılık gevrekler ve markarnalar en iyi serin ve kuru bir yerde ve oda sıcaklığında saklanırlar. Buzdolabı kadar soğuk yerler tatlarını kaybetmelerine neden olur, dokularını kötüleştirir.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Portakal, Mandalina, Limon Kabuğu Sirkesi

limon-kabugu-sirkesi-376x2801

 

 

Limon Kabuğu Sirkesi Nasıl Kullanılır?
Öncelikle meyve kabukları çöp değildir, meyve kabukları oldukça değerli vitamin ve mineralleri barındırırlar. Özellikle portakal kabuğu, limon kabuğu yada mandalina kabuğu hem güzel kokularıyla hem de mikrop öldürücü özellikleri ile temizlik amaçlı sirke yapımı için kullanılabilir. Limon kabuğu sirkesi bu amaçla evde pratik bir şekilde yapılan bir üründür.  Ortalama olarak kışın tükettiğimiz turunçgil kabuklarından en az 100 litre sirke yapmak mümkündür. Evlerinizi kimyasal temizleyeciler yerine bazen bu sirke ile temizlediğini düşünün. Ev ekonomisine muazzam bir katkınız oluyor!
Temizlik için Sirke Nasıl Kullanımı
Temizlik amacıyla yapılan sirke; evdeki kötü kokuları yok etme, böcekleri uzak tutma, sebzelerdeki mikrop ve ilaç artıklarını yok etme, bulaşık sonrası bulaşıkları sirkeli su ile durulayıp kanserojen deterjan artıklarından arındırma, banyo suyuna katarak durulanmak yoluyla saç bakımına ve cilt bakımına katkıda bulunmak, evleri temizlemek, mobilyaları parlatmak gibi daha sayamayacağımız pek çok alanda kullanılırlar. Bazı kullanıcılar ise özellikle portakal sirkesinin ayak mantarlarına iyi geldiğini söylemişlerdir. Tabi vücut için kullanılacak sirkenin su ile seyreltilmesi gerekmektedir.
Limon Kabuğu Sirkesi Nasıl Yapılır?
Portakal, Greyfurt ve Mandalina kabukları için de aynı tarif geçerlidir. Ayrıca sadece tek bir çeşit kabuk biriktirmenize de gerek yok. Dilerseniz; limon, mandalina, greyfurt ve portakal kabuklarından hangileri varsa karıştırıp sirke yapabilirsiniz.
Sirke için gereken sadece kışın tükettiğiniz turunçgillerin kabukları. Tükettiğiniz turunçgil kabuklarını atmayıp kuru bir yerde bekletirseniz kendi kendine küflenmeden kuruyacaktır. Tabi küflü ve bozulmuş kabuklar kullanılmamalıdır.

Biriken bu kabuklar iyice yıkanarak, bir kap içine konulur. Tabi kabında dezenfekte olması önemli bunun için kaynar suya batırıp evdeki sirke ile durulanırsa dezenfekte olacaktır. Kabukların üzerini örtecek kadar su eklenir ve kabın ağzına bir tülbent konur. 10-15 gün sonra oluşan sirke süzülerek bir kaba doldurulur ve içerisine bir miktar turşu tuzu veya kaya tuzu atılır . Işık almayan bir yere kaldırılan sirke yaklaşık 35-40 gün sonra hazır hale gelir. Limon kabuğu sirkesi veya portakal, mandalin ve greyfurt kabuğu sirkesi için besin olarak tüketileceği yönünde bir görüşe rastlamadık bu nedenle temizlik amacıyla kullanılmasının uygun olacağını düşündük. Ayrıca; limon kabuğu sirkesi özellikle portakal kabuğu sirkesi’nin kokusu oldukça güzel ve tıpkı oda parfümü gibi kokuyor. Ev içindeki ağır kokuları ise emiyor.
Eğer uygun koşullarda kabukları saklama imkanı varsa aslında bütün meyve kabuklarından sirke elde edilebilir.
Bilindiği gibi limon ve diğer turunçgil kabukları P1 vitamini ( Rutin ) yönünden en zengin besinlerdir. Bu vitamin gençlik iksiri olarak adlandırılmaktadır. Bu nedenle bu kabuklar sadece sirke yapmak için belirli bir oranda tüketilmeleri de gerekmektedir. En azından limonata yaparken içerisine kabuklarını rendelemek, çay içerisine bir miktar limonu kabuğuyla atmak dahi en azından demir emilimini arttırmak için fayda sağlayacaktır

kaynak: organik yaşam

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yeni İmparator Kim Olacak???

haber_konfucyus-jpg_378702007_14477769071

 

Bir zamanlar, Uzak Doğuda, artık yaşlandığını ve yerine geçecek birini seçmesi gerektiğini düşünen İmparator varmış.Yardımcılarından ya da çocuklarından birini seçmek yerine, kendi yerine geçecek kişiyi değişik bir yolla seçmeye karar vermiş. Bir gün ülkesindeki tüm gençleri çağırmış ve:
– Artık tahttan inip bir imparator seçme vakti geldi. Sizlerden birini seçmeye karar verdim.
Gençler şaşırmışlar, ancak O sürdürmüş:
– Bugün hepinize birer tohum vereceğim. Bir tek tohum… Ama güzel bir tohum. Evlerinize gidip onu ekmenizi, sulayıp büyütmenizi istiyorum. Tam bir yıl sonra büyüttüğünüz o tohumla buraya geleceksiniz.
Yetiştirdiğiniz o tohuma göre değerlendirip birinizi İmparator seçeceğim. Saraya çağrılan gençlerin arasında Ling adında biri de varmış. O da diğerleri gibi tohumunu almış. Evine gidip heyecanla olayı annesine anlatmış. Annesi bir saksı ve biraz toprak bulup, onun tohumunu ekmesine yardım etmiş. Sonra birlikte dikkatlice sulamışlar. Her gün sulayıp büyümesini bekliyorlarmış.
Yeterince zaman geçtikten sonra diğer gençlerin ne kadar büyüdüğünü anlatırken, Ling hayal kırıklığı içinde kendi tohumunda hiçbir değişiklik olmadığını görüyormuş. Üç hafta, dört hafta, beş hafta geçmiş. Hala hiçbir gelişme yokmuş.
Diğerleri yetişen bitkilerden söz ederken Ling çok üzülüyormuş. İmparatorun beceriksiz sanmasından çok endişeleniyormuş. Arkadaşlarına da hiç bir şey demiyor, sabırla bekliyormuş. Sonunda bir yıl bitmiş ve gençlerin yetiştirdikleri bitkileri imparatorun huzuruna götürecekleri gün gelip çatmış.
Ling, annesine boş saksıyı götüremeyeceğini söyleyince annesi ona cesaret verip, saksısını götürüp dürüst bir şekilde olanları imparatora anlatmasını istemiş. Ling, pek istemese de annesinin sözünü tutmuş ve boş saksıyla saraya gitmiş.
Saraya varınca arkadaşlarının yetiştirdiği bitkilerin güzellikleri karşısında şaşırmış. Sonra imparator gelmiş ve tüm gençleri selamlamış. Ling arkalarda bir yerlere saklanmaya çalışıyormuş.
– Ne büyük bitkiler, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmişsiniz. Bugün biriniz İmparator olacak.
Aniden arkada elinde boş saksıyla Lingi fark etmiş. Hemen muhafızlarına ön tarafa getirmelerini emretmiş. Ling çok korkmuş, “Sanırım beceriksizliğinden dolayı beni öldürebilir” demiş. Ling ön tarafa gelince imparator adını sormuş:
– Adım Ling…
Diğer gençler gülüp alay etmeye başlamışlar. Ama imparator susturmuş. Ling´nin elindeki saksıya dikkatli bakıp kalabalığa doğru dönmüş:
– Yeni imparatorunuzu selamlayın. Adı Ling demiş.
Ling inanmamış, çünkü tohumu yeşermemiş bile… Nasıl imparator olacak…
İmparator devam etmiş:
– Bir yıl önce burada herkese bir tohum verdim, siz ekip sulayıp bir yıl sonra getirecektiniz. Ama hepinize “kaynamış tohum” vermiştim. Asla büyüyemeyecek tohumlar.  Ling’in dışında herkes ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdi. Çünkü tohumun büyümediğini fark edince hepiniz onu bir başka tohumla değiştirdiniz. Sadece Ling içinde benim verdiğim tohum olan boş saksıyı getirme cesaretini ve dürüstlüğünü gösterdi. Beklediği olmayınca ümitsizliğe kapılsa da dürüstlükten vazgeçmedi. Onun için yeni imparatorunuz O olacak!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Waste Land

126301_waste-land-free-film-screening1

Çevreden topladığı değişik parçalarla kendi görsel eserlerini oluşturan Vic Muniz bu sefer dünyanın  en büyük çöplüğünü Jardim Gramochoyla ilgili bir çalışma yapmaya karar verir.

Orada yaşayan ve geri dönüşüme uygun atıkları toplayan bu insanların hayatlarını, bakış açılarını, insanın içine işleyen anılarını anlatan Vic’in  bir yandan da onların hayatlarında yarattığı değişimleri ve sonuçlarını da izleme imkanı buluyoruz…

Buradaki insanların  portrelerini yapan Vic müzayedede çok yüksek bir fiyata satılmasına da vesile oluyor…

Filmin bir yerinde Vic şu cümleleri söyler ”eskiden hiç bir şeyim yoktu ve her şeyi isterdim artık her şeyim var ve hiç bir isteğim kalmadı. İnsanın hiç bir şeyi olmayınca istekleri hep maddi yönde oluyor bu kompleksimi yenmek için çok şey aldım” ve hepimizi bir kere daha kendine hayran bırakır.

Mutlaka ama mutlaka seyredin,

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Man On Wire… Teldeki Adam…

mv5bmtmxntk3ndy1nv5bml5banbnxkftztcwndk0odg3mq-_v1_ux182_cr00182268_al_1

Bazıları bu hayata bazı şeyleri yapmak (başarmak?) için gelirler. Bunu bilirler, bunu hissederler ve hayatlarını buna adarlar. Çevrelerindeki  takipçiler  de mantıkla değil kalple düşerler adamın ve amacın peşine…

Adamımızın yapmak istediği şey  ikiz kulelerin arasına gerilmiş bir telde yürümektir. Belgeselde  tüm süreçleri detaylı bir şekilde anlatmaktadır…

Mutlaka seyredilmeli,

Sağlıcakla,

Anette İnselberg