Saçınızı Ayırdığınız Tarafa Göre Size Kişiliğiniz…

Saçınızı ayırdığınız tarafın bir anlamı olduğunu ve sizin hakkınızda ne söylediğini biliyor muydunuz? Bakalım siz nasıl bir karaktere sahipsiniz?

90504-sacinizi-ayirdiginiz-tarafa-gore-size-kisiliginizi-soyluyoruz_d620

1. CESUR VE DÜŞÜNMEDEN HAREKET EDEN
Eğer saçınızı sola doğru ayırıyorsanız risk almayı seviyorsunuzdur. Sizin için tehlike diye bir şey yok. Hiçbir şeyden korkmuyorsunuz ve yeni deneyimlere açıksınız. Tam bir heyecan insanısınız

90505-sacinizi-ayirdiginiz-tarafa-gore-size-kisiliginizi-soyluyoruz_d620

2. DİREK VE SAKİN
Eğer saçınızı ortadan ayırıyorsanız süper rahatsınız. Hiçbir şey sizi rahatsız etmiyor. Kimin ne düşündüğü umrunuzda olmadığından fikirleriniz çok net. Ama bu netliğinizle birini kırdığınız zaman sakin mantığınızla bu sorunun üstesinden gelebiliyorsunuz. Sakinliğinizin insanları rahatlatan bir tarafı var.

90506-sacinizi-ayirdiginiz-tarafa-gore-size-kisiliginizi-soyluyoruz_d620

3. GELENEKSEL VE ŞEFKATLİ
Eğer saçınızı sağa doğru ayırıyorsanız çok şefkatli bir insansınız. Babacan ya da anaç bir tavrınız var. İnsanlar dertleriniz sizle rahatça paylaşabiliyor ve siz de çözüm yaratmaya çalışıyorsunuz. Her zaman kurallara uyarsınız ve çizgiyi geçmekten hoşlanmazsınız. Aşırılıklar asla size göre değildir. Sizin neyi nasıl yapacağınız her zaman bellidir. Arkadaş grubunuzdaki dinleyici sizsiniz. Dostlarınız anlatır, siz de dinlersiniz.

90507-sacinizi-ayirdiginiz-tarafa-gore-size-kisiliginizi-soyluyoruz_d620

Kaynak: hamarat abla

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YÜKSELİŞ YOLUNDAKİ TUZAKLAR

images

 

 

Joshua Stone
Yaşamda spiritüel öğretmen, spiritüel psikolog ve talebe olarak yolculuğum boyunca, spiritüel yolun bir çok tuzaklarının farkında vardım. Bu konuda uzman olduğumu düşünüyorum, çünkü bunların çoğuna kendim yakalandım.
Aşağıdaki liste üzerine meditasyon yapmanızı ve derin bir şekilde konsantre olmanızı öneririm. Sözcükler kısa olmasına rağmen, içgörüleri mükemmeldir. Amacım bu dersleri öğrenmemenin neden olduğu ıstıraptan, yükseliş yolunuzdaki gecikmeden kurtulmanızdır. Spiritüel yol bir seviyede çok kolaydır, başka bir seviyede inanılmaz karmaşıktır.
Yolun her adımında negatif egonun ve karanlık güçlerin sunduğu cazibeler, kapanlar, tuzaklar vardır. Hatalar yapmak ve bunlara yakalanmak pekaladır. Endişem uzun zaman boyunca bunlara yapışıp kalmamanız için yardımcı olmaktır.
Yükseliş Yolunun Tuzakları
1. Kişisel gücünüzü başka birilerine, başka şeylere vermek (Diğer insanlar, bilinçaltı zihniniz, negatif egonuz, beş duyunuz, fiziksel bedeniniz, duygusal bedeniniz, zihinsel bedeniniz, bir guru, Yükselmiş Üstatlar, Tanrı – gücünüzü tüm bunlara veya başka şeylere vermek)
2. Başkalarını sevmek, ama kendini sevmemek.
3. Tüm probleminizin kaynağının “negatif egonuz” olduğunu fark etmemek.
4. Tanrı’ya odaklanmak, ama içsel çocuğunuzu doğru şekilde bütünleştirmemek ve içsel çocuğunuza anne – babalık yapmamak.
5. Doğru beslenmemek, yeterli egzersiz yapmamak, bunlar fiziksel rahatsızlığa neden olur, sonra tüm diğer seviyeleri kısıtlar.
6. Spiritüel yaşama derin dalmak, ama anlaşılması ve üstat olunması gereken psikolojik seviyeyi fark etmemek.
7. “Maddi arzular”
8. Gücün tuzağı ve çekiciliği. Bu çekicilik başkalarının üzerinde uygulanan gücün tuzağıdır.
9. Fazla topraklanmamış olmak, bunun kişinin fiziksel bedeninde zararlı etkisi olur.
10. Dünyada cenneti yaratmak yerine dünyadan kaçmaya çalışmak.
11. Tüm görüntünün altındaki gerçek realiteyi görmek yerine görüntüleri görmek.
12. Zaten (herkesin olduğu gibi) Ebedi Benlik olduğunuzu kavramak yerine Tanrı olmaya çalışmak.
13. Her şeyin nedeni olduğunuzu kavramamak.
14. Kendi içinizde kendinizi gerçekleştirmeden bütünüyle başkalarına hizmet etmek.
15. “Haklı öfke” diye bir şey olduğunu düşünmek. Öfke insanlar için büyük bir tuzaktır.
16. Aşırı olmak ve her şeyde ılımlı olmamak.
17. Spiritüel olmak için zahit, çileci olmak (dünya nimetlerinden elini ayağını çekmek) zorunda olduğunuzu düşünmek
18. Çok ciddi olmak, yaşamınızda yeterince neşe, mutluluk ve eğlence olmaması.
19. Disiplinsiz olmak ve spiritüel uygulamalarınızı fasılasız sürdürememek
20. Bir ilişkiye girdiğiniz zaman, spiritüel uygulamalarınızı ve araştırmalarınızı bırakmak.
21. Bir ilişkiyi kendinizin ve Tanrı’nın önüne koymak.
22. Hayatınızı içsel çocuğunuzun yönetimine bırakmak.
23. Kendinizi çok eleştirmek
24. Psişik güçlerin çekiciliğine ve illüzyonuna kapılmak.
25. Gücünüze sahip çıkmak, ama aynı zamanda Tanrı’ya teslim olmayı öğrenmemek; veya Tanrı’ya teslim olmak, ama aynı anda kendi gücünüze sahip çıkmayı öğrenmemek.
26. Fiziksel olarak yorgun ve tükenmiş olduğunuz zaman, kişisel gücünüzü kaybetmek.
27. Tüm problemlerinizi Tanrı’nın, Yükselmiş Üstatların veya Meleklerin çözmesini ümit etmek.
28. Kendinizi “otomatik pilota” bırakma ve uyanıklılığınızı kaybetme.
29. Gücünüzü kanallık veren (mesaj veren) varlıklara verme.
30. Çok fazla okumak ve yeterli meditasyon yapmamak.
31. Cinselliğinizin üstadı olmak yerine, onu kendiliğine bırakmak.
32. Zihinsel veya duygusal bedeniniz ile fazla özdeşleşmek, ve dengeye ulaşmamak.
33. Yükselmek için veya spiritüel olmak için ses kanalı (konuşarak mesaj iletme) olmanız veya her tür psişik fenomenleri deneyimlemeniz gerektiğini düşünmek.
34. Kundalinin yükselmesini zorlamak.
35. Çakraların açılmasını zorlamak. (çakraları zorla açmaya çalışmak)
36. Spiritüel yolunuzun “en iyi yol” olduğunu düşünmek.
37. Sahip oldukları inisiyasyon seviyesinden (bilgi de denebilir) dolayı insanları yargılamak.
38. Başka insanlarla “ileri” inisiyasyon seviyenizi (bilginizi) paylaşmak.
39. Alçakgönüllü olmak yerine, insanlara “yaptığınız iyi spiritüel işleri” anlatmak.
40. Negatif duygulara sahip olmak zorunda olduğunuzu düşünmek.
41. Kendinizi insanlardan izole etmek ve bunun spiritüel olduğunu düşünmek.
42. Dünyanın korkunç bir yer olduğunu düşünmek.
43. Gücünüzü astrolojiye ve yıldızların etkisine vermek.
44. Nesnelere, insanlara çok düşkün olmak.
45. Yaşama bağlı olmamak.
46. Kendinizle çok meşgul olmak ve başkalarına hizmet etmekle yeterince ilgilenmemek.
47. Bütün bulmacanın sadece bir parçası olan geleneksel psikolojinin hatalı teorilerine yapışık kalmak.
48. Çok fazla mistik ya da çok fazla okültist olmak ve bunları bütünleştirmemek.
49. Vazgeçmek. Asla vazgeçmeyin!
50. Hangi seviyede olursa olsun, çektiğiniz ıstırabın geçmeyeceğine inanmak.
51. Yapılması gereken çalışmalara odaklanmak yerine, bulunduğunuz inisiyasyon seviyesine veya ne zaman yükseleceğinize odaklanmak.
52. Sevginin en önemli spiritüel güç olduğunu fark etmek yerine siddhaların spiritüel güçlerine ve başarılarına yakalanmak.
53. Diğer spiritüel veya metafizik gruplarını kötülemek.
54. Geleneksel dinin dogmalarına kapılmak.
55. Kendinizle Tanrı arasında aracı olacak bir rahibe gereksiniminiz olduğunu düşünmek.
56. Spiritüel inançlarınızı ayrılıkçılık veya elitizm yaratmak için kullanmak.
57. İnançlarınızda çok fanatik olmak.
Reklam

58. Haplar veya ilaçlar vasıtası ile aydınlanmaya erişebileceğinize inanmak.
59. Diğer insanların, spiritüel yollarında sizin çalıştığınız gibi çalışmak zorunda olmadıklarına inanmak.
60. Çocuklarınız ile ilişkinizi kendi benliğinizin ve Tanrı’nın önüne koymak.
61. İçinde yaşadığımız bu büyüleyici materyal dünyanın cazibelerine kapılmak.
62. Sevginizi bir çok insana yaymak yerine tek bir insanı sevmeye çok odaklanmak.
63. Ölçülü olmaya, içsel huzura erişmek yerine dualiteye yakalanmak. Dualiteyi aşmadığınız zaman, yaşamın iniş çıkışları arasında aşağı yukarı inip çıkan duygusal bir lunapark trenine benzersiniz.
64. İlişkilerinizde bir yetişkin olmak yerine baba veya oğul olma, ya da anne veya kız evlat olmanın tuzağı
65. Hayatta ıstırap çekmeniz gerektiğini düşünmek.
66. Spiritüel yolunuzda bir şehit olma tuzağı.
67. Başkalarını kontrol etme.
68. Spiritüel hırs, ihtiras.
69. Sevilmeye, sevmeye ve onaylanmaya ihtiyaç duyma.
70. Bir öğretmen olma ihtiyacı.
71. Hiperhassaslık veya madalyanın tersi, çok korunma, kalkanlar koymak
72. Başka insanlar için sorumluluk almak
73. Kurtarıcı olmak.
74. Bencil amaçlarla hizmet etmek ve yine de spiritüel olduğunuzu düşünmek.
75. Spiritüel anlamda gerçekte olduğunuzdan çok daha ileri olduğunuzu düşünmek ve madalyanın diğer tarafı, gerçekte olduğunuzdan çok daha az ileri olduğunuzu düşünmek.
76. Ünlü olma tutkusu.
77. İkiz ruhunuzu veya ruh eşinizi bulmaya çok fazla önem vermek ve gerçekte en çok aradığınız şeyin ruhunuz ve Monad’ınız (Ben’im Varlığınız, Tanrısal Benliğiniz) olduğunu kavrayamamak.
78. Mutlu olmak için romantik bir ilişkiye gereksiniminiz olduğuna inanmak.
79. Merkezde duran en önemli kişi olma ihtiyacı, ya da madalyonun diğer yüzü, her zaman duvar çiçeği olmayı seçmek.
80. Çok fazla çalışmak ve fiziksel olarak yorulmak. Madalyanın diğer yüzü, çok fazla oynamak ve işinizi yapmamak.
81. Rehberlik için psişiklere, kanallara, medyumlara gitmek ve kendi sezginize güvenmemek.
82. Bu planda veya içsel planda Yükselmiş Üstatlar olmayanlar ile çalışmak ve realitenin anlayışında ve algısında sınırlı olmak
83. Spiritüel yolu bir hobi olarak izlemek.
84. Çok fazla TV seyretmek, saçma romanlar okumak ve şiddet filmleri seyretmek.
85. Başkaları ile tartışmanın size veya o kişiye hizmet ettiğini düşünmek.
86. Sevgi için çabalamak yerine kazanmaya veya “haklı” olmaya çalışmak.
87. Hepsinin dengelenmesi ve doğru oranlarda bütünleştirilmesi gerektiğini kavramak yerine, sezgiye, zekaya, hislere ve içgüdüye çok fazla vurgu vermek. Buradaki tuzak bunlardan biri ile aşırı özdeşleşmek.
88. Gerçekte olduğunu Ebedi Benlik yerine, sizi küçülten, guruya adanma tuzağı.
89. Gereksinim olduğunda enerji alanınızı nasıl açıp kapayacağınızı bilmek yerine, her zaman açmaya çalışmak.
90. Gereksinim olduğunda, başka insanlara, negatif egonuza “hayır” demeyi bilmemek.
91. Problemleriniz için Tanrıyı suçlamak, Tanrıya kızgın olmak.
92. Dualarınız yanıtlanmıyorsa, Tanrının dualarınıza yanıt vermediğini düşünmek.
93. Kendinizi kendiniz ile karşılaştırmak yerine, başka insanlar ile karşılaştırmak.
94. Fakir olmanın spiritüel olmak anlamına geldiğini düşünmek.
95. İnisiyasyon veya yükseliş seviyesi ile ilgili başkaları ile yarışmak veya karşılaştırma yapmak.
96. En büyük tuzaklardan biri, başka insanların, kendi fiziksel bedeninizin, duygusal bedeninizin, zihinsel bedeninizin, arzularınızın, beş duyunuzun, negatif egonuzun veya düşük benliğinizin kurbanı olmanıza izin vermektir.
97. Çok fazla çalışmak, ama bunu gerçek dünyada yeterince göstermemek.
98. Değerinizin şeyleri yapmaktan veya şeylere erişmekten geldiğini sanmak.
99. Kendinizi spiritüel, psikolojik ve fiziksel olarak korumaya gereksiniminiz olmadığını düşünmek.
100. Çekicilik, maya, illüzyon, negatif ego, korku ve ayrılığın gerçek olduğunu düşünmek.
101. Fiziksel enerji için şeker, yapay tatlandırıcı, kahve ve soft içecekler kullanmak
102. Her şeyi kendiniz yapmaya çalışmak ve Tanrıyı yardıma çağırmamak. Madalyonun diğer yüzü, Tanrıyı yardıma çağırmak, ama kendinizin yardımcı olmaması, hiçbir şey yapmamak.
103. Size kötü davrandıkları için insanları daha az sevmek, kişiyi davranıştan ayırmamak.
104. Ruhunuzun, Monadınızın, Tanrının ve Yükselmiş Üstatların yaşayan realitesine inancı kaybetmek ve eğer sebat ederseniz ve payınıza düşeni yaparsanız onların size yardım etme yeteneklerine inancı kaybetmek.
105. Diğer insanların yükselişe ulaşabileceğini, ama kendinizin en azından bu hayatta ulaşamayacağınızı düşünmek.
106. Kişinin problemlerinden kaçması için yükselişe erişmeye çalışması.
107. Dünyanın Tanrının yedi cennetinden biri olduğunu fark etmek yerine, onun bir hapishane olduğunu düşünmek.
(ÇEVİRİ: Saffet Güler)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güçlü kadınları yürüşünden tanırsınız!

kadin-728x410

 

Kim, sırtını güvendigi bir omuza yaslama imkani varken, omuz omuza carpismaya ya da sicacik bir kucakta huzur bulabilecekken kendini ateşlere atmaya gönüllü olur?Gördüğünüz o güçlü kadınların kaçı yaradılıştan güçlü, kaçı hayatın içinde tek basina dimdik olmaya mecbur bırakılmıştır acaba?

Onları bir çırpıda tanımak, en kalabalık ortamda bile çok zor değildir. Duruşları farklı, bakışları kendinden emindir. Yüzlerinde hüzünlü bir gülümseme, bazen de tüm acılara inat kahkahaları vardır. Sorumluluk, insana kudretli olma zorunluluğunu da yanında getirir. Hepsinin ortak yanı yorgun ve (d)üzgün kadın olmalarıdır.

Rimellerini silip, saçını başını düzeltip, yüzüne gülümseme maskesini takmakta üzerlerine yoktur. İçinde fırtınalar kopsa da belli etmemek onlar için hayat oyununun en kolay sahnelerindendir.Çünkü provasını en çok yaptıkları bölüm buralarıdır.

Farklıdır ve her şeyin farkındadırlar bu kadınlar. Kendisine kur yapıldığını, yalan söylenildiğini, kandırılmaya çalışıldığını ve çok sevildiğini anlaması hiç zor değildir. Bilir kimin onu sevip sevmediğini. Değersizliğini hemen fark eder, ardına bakmadan kaçmışlığı çoktur. Artık ne istediğinden çok ne istemediğini daha iyi bilir ve bunu hemen ayırt etmesi de hiç zor olmaz.
Bu kadınların en güzel tarafı, sevildiğini hissettikçe güzelleşmeleridir. Sevildikçe sevmeyi çok iyi becerebilir ve hiç kimsenin sevemeyeceği kadar güzel severler. Şefkatleri sıcacıktır.

İyi ki varlar hayatlarımızda.Varlıkları rahatsız etmez ama yoklukları çok rahatsız edicidir.İş hayatının tuttuğunu koparanları,her soruna hızlı çözüm getirenleri ve fedakar annlerdir aynı zamanda.

Bu kadınlar kendilerini güldüren soylu ve ciddi adamları severler, soytarıları değil. En sık duydukları söz “Seni taşıyan erkek zor bulunur.”dur. Ağır gelen dürüstlükleri, mertlikleri, kariyerleri, beceriklilikleri ve zekalarının toplam hacmidir oysa ki! Güçlü kadınların aklında ve beyninde olabilirsiniz ama kalplerinde hele gözbebeklerinde olabilmeniz güçtür. Vaatlere karınları toktur. Canına okuyanlar çok olduğundan hariçten gazel okuyanlara eyvallahları zerre yoktur.

“Zor kadın“ da diğer tanımlamaları… Zor, bir şeyin nasıl olduğunu bilmemektir. Bir erkek için ütü yapmak, bir kadın için tır kullanmak neden daha zordur? Çünkü ne yapacaklarını bilmezler, tecrübeleri yoktur. Zor, bu yüzden ne/nasıl olduğunu bilmemek haline denilir. İşte bu kadınların dünyaları ve dillerini bilen az olduğundan” zor kadın” olarak çıkmıştır adları. Doğru aslında ama tanımda bir kelime eksik… Koca hayatlarını ortaya koyunca “zor hayatlı kadınlar” denilmesi daha hakkaniyetli olur.

Ne kadar zorsa o kadar kırılmıştır, ne kadar ağır başlı ise o kadar hayalleri yıkılmıştır.
Yüreklerine mangal demek hafif kalır. Koca bir yanardağ gibidir cesaretleri ve dürüstlükleri. O yüzdendir ya şaklabanlar tarafından sevilmemelerinin nedenleri. Çünkü onlar rol yapanları hemen anlarlar ve oyuna uymaz, oyunun kurallarını öğretirler.

Bu kadınların en sert görünen taraflarının yanında merhametleri koca bir dağ gibidir. İnsan neyin eksikliğine zaaflı ise işte bundandır. Omuzlarından öpülmelidirler, yılların yükünü hafifletmek için.
Sevmekten vazgeçmeyi çoktan öğrenmiştir bir kısmı, soğumuştur kalbi. Kırılmaktan, hayal kırıklığına uğramaktan ”aşk yok“ derken gözlerini kaçırdığını fark ederseniz, anlarsanız kendisinin bu yalana inanmadığını. İçindeki umudunu söylemeyecek kadar gururludur da, kolay kolay almazlar yüreklerine kimseyi. Varla yok arası duvarları vardır. Yaş onlar için sadece bir sayıdır. Çoğu yetmiş yaşına üç kere gidip gelmiştir. Yalnızlığın asaletine inanarak avuturlar kendilerini. Mutlu aileleri gördükçe içlerinin sızladığını hissedemezsiniz. Gülümseyerek bakar aşık çiftlere, içinden dua ettiğini bilemezsiniz!

Bu kadınları üzebilirsiniz ama yıkamazsınız. O bilir ne zaman gideceğini, ne kadar kalacağını.
Sorsan bu kadınlara güçlü olmayı sen mi istedin diye? Güçlü değil” pamuklara sarılmış mutlu kadın olmak varken, deli misin sen neden isteyeyim ?” diye gülümser ve ardına bakmadan gülümseyerek gider.Karışır kalabalığın içindeki yalnızlığına.

Yürüyüşünden tanırsınız…

Kaynak: Flashaber Didem Tınarlıoğlu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için bir yazı kaleme aldı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yoğurt Neden Cıvık Olur, Sert Yoğurt Nasıl Yapılır?

sert-yogurt-tarifi
Evinizde taş gibi, katı yoğurt yapmak için hazırladığımız bu makalede, sert yoğurt nasıl yapılırdan önce evde yapılan yoğurt neden cıvık olur, sebepleri neler olabilir önce ondan bahsetmek isteriz.
Evde mayaladığınız yoğurdun cıvık olmasının ya da sulu olmasının birkaç nedeni bulunmaktadır. Örneğin yazın mayalanacak olan yoğurt kabı fazla sarmalanmışsa, mayalanma istenilen seviyede gerçekleşmez ve yapmış olduğunuz yoğurt sulu olur. Çünkü soğuma geç olacağından su miktarı çok, maya miktarı az olacak ve yeterli miktarda maya üremeyecektir. Bir diğer neden de sütün yağ oranıdır. Yağ oranı az olan sütler geç mayalanır ve istenilen kıvamda olmazlar. İnek sütü bunun bir örneğidir. Manda, keçi ve koyun sütleri ise yağ oranı yüksek olduğundan, bu sütlerden yapılan yoğurt daha sert olur. Onun için eğer imkanınız var ise bu sütlerden yoğurt hazırlamanızı tavsiye ederiz.
Ayrıca sert yoğurt yapmak için hazırladığınız sütü ocakta biraz daha uzun kaynatmanız gerekir. Çünkü sütün koyuluk oranı arttıkça yaptığınız yoğurtta o kadar sert olur. Fazla kaynatılan süt içerisindeki su miktarı azalacağından yoğurt için hazırlanan süt koyulaşacaktır.
Ev yapımı yoğurtta karşılaşılan bir diğer sorun da çabuk ekşimesidir. Bu da yukarıda açıkladığımız yoğurdun sulu olma durumu ile doğru orantılıdır. Çünkü sulu ortamlarda ekşimeye neden olan bakteriler daha çabuk üreyip, çoğalmaktadır. Birazdan taş gibi, katı, sert yoğurt yapılışı tarifini verirken de bahsedeceğimiz gibi mayalama sırasında kullanılacak bir miktar tuz ekşime süresini uzatacaktır.
Yoğurt Tarifi İçin Gerekli Malzemeler
* 1 litre organik süt (mümkünse manda, keçi veya koyun sütü),
* 1 yemek kaşığı mayalama işlemi için yoğurt,
* Mayalanmayı hızlandırmak için çok az şeker,
* Ekşimeyi ve katılığı sağlamak için çok az tuz.

——– Sponsorlu İçerikler ——–

Taş Gibi, Katı Yoğurt Tarifi Hazırlanışı: Sütü ocakta ağzı açık şekilde kaynatın ve kaynama başlayınca 10 dakika kadar daha pişirin. Ocağı kapatıp mayalama hazır hale gelecek dereceye inene kadar ılınması beklenir ki bu da 45 derece demektir. Herkesin evinde derece bulunmayacağından bunu anlamanın kolayı parmağınızı sütün içerisine batırdığınızda 6-7 saniye kadar tutabiliyorsanız sütünüz mayalanmaya hazır demektir. Burası çok önemli! Çünkü süt çok ılık olmamalıdır. Parmağınızı soktuğunuzda sıcaklık parmağınızı ısırmalıdır.
Sütümüz hazırlandıktan sonra mayalık yoğurt ve diğer malzemeler bir kaseye konup karıştırılır ve tenceredeki sütten de bir kaşık alınıp kaseye konulur ve malzemeler tekrar karıştırılır ve tencereye dökülüp dağılana kadar yavaşça karıştırılır. Tencerenin kenarları sarılır ve üzerine süzgeç konulup, süzgecin üzeri de kapatılır. Bu haliyle yaklaşık 4 saat beklenir. Tencerenin üzeri açılır ve buzdolabına konulur. Bir gün dinlenmesi beklenir.
Afiyet olsun

Kaynak: lokmanca

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ey, benim iyimser hâllerim,

nazim_hikmet_3[1]

 

Ey, benim iyimser hâllerim,
Çabuk aldanışlarım,
Hep inanışlarım,
Alttan alışlarım,
Hatayı hep kendimde buluşlarım,
Değmeyecekleri kafama takışlarım,
Yoktan yere, akıp giden gözyaşlarım,
Herkesi, insan yerine koyuşlarım,
Hepinize elveda…
Artık ben kimsenin,
Hiçkimsesi olmayacağım

Nazım Hikmet Ran

Ve unutma; Yaşam bir AKIŞ. HER ŞEY değişir.

18839244_10210850815120427_7802521593946298751_n[1]

 

BÜYÜKLERE MASALLAR
Buda, bir ormanda yolculuk ediyormuş. Sıcak bir günmüş. Susamış ve öğrencisine demiş ki; “Küçük bir çayın üzerinden geçtik. Geri dön ve bana biraz su getir”
Öğrencisi geri dönmüş. Ama çay çok küçükmüş ve üzerinden arabalar geçmiş. Su bulanmış. Çamurlanmış. Artık içilemez bir haldeymiş. Bu yüzden; “Geri dönmeliyim” diye düşünmüş. Geri dönmüş ve Buda’ya demiş ki; “O su tamamen çamurlandı ve içilemez durumda. İzin ver ileriye gideyim. Buradan birkaç kilometre uzakta bir nehir biliyorum. Gidip oradan su getiririm”
Buda demiş ki; “Hayır! Aynı çaya geri dön”
Buda bunu söylediği için öğrencisi itaat etmiş. Ama suyun getirilecek durumda olmadığını bildiği için yarım gönüllü gitmiş. Ve boşu boşuna zaman harcadığını düşünüyormuş. Üstelik o da susamış. Ama Buda söylediği için gitmek zorundaymış.
Yine gidip geri dönmüş ve demiş ki; “Neden ısrar ediyorsun? Su içilemez durumda”
Buda demiş ki; “Yine git”
Ve Buda dediği için öğrencisinin itaat etmesi gerekmiş.
Çaya üçüncü gidişinde su her zamankinden daha berrakmış. Toz akıp gitmiş. Ölü yapraklar gitmiş ve su yine safmış. O zaman öğrencisi kahkaha atmış. Suyu dans ederek getirmiş. Buda’nın ayaklarının dibine çökmüş ve demiş ki;
“Öğretme yolların mucizevi. Bana büyük bir ders verdin. Yalnızca sabra ihtiyaç olduğunu ve hiçbir şeyin kalıcı olmadığını”
İşte temel öğreti bu. HER ŞEY gelip geçici. O zaman neden endişelenesin?
YALNIZLIĞINA geri dön. Şimdiye dek her şey değişmiş olmalı. Hiçbir şey aynı kalmaz. Sen sabırlı ol. Tekrar, tekrar, tekrar git. Birkaç gidiş gelişten sonra o yeniden, SAF BİR YALNIZLIK olacak ve bundan rahatsızlık duymayacaksın.
Öğrencisi de ikinci defa giderken Buda’ya sormuş; “Gitmem konusunda ısrar ediyorsun. Ama o suyu saf kılmak için bir şey yapabilir miyim?”
Buda demiş ki; “Lütfen hiçbir şey yapma. Aksi halde onu daha da kirletirsin. Ve çaya girme. Sen dışarıda kal. Kıyıda bekle. Senin çaya girmen kargaşa yaratır. Çay kendi kendine akar. Bu yüzden bırak aksın”
Ve unutma; Yaşam bir AKIŞ. Su akıp gider. HER ŞEY değişir.
Ve akan, yalnızca nehir değil. SEN de akarsın.
HER ŞEYDEKİ gelip geçiciliği gör. Acele etme.
HİÇBİR ŞEY yapmaya çalışma.
Yalnızca BEKLE.
Beklemek, en güzel YAPMAYIŞTIR.
Ve eğer bekleyebilirsen, DÖNÜŞÜM gelecektir.
Bu bekleyişin kendisi bir DÖNÜŞÜMDÜR

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beyni ve Hafızayı Güçlendiren Su…

5501b284f493b81c4c87b7ec[1]

 

1 litre su

1 adet dilimlenmiş kivi

1 çay kaşığı chia tohumu

1/2 çay kaşığı toz zerdeçal

5-6 adet adaçayı yaprağı

4 damla sandalağacı yağı

Bolca buz

Kaynak:şifabul

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

Elma sirkesiyle ayakları rahatlatacak bir formül:

ayak-bakımı-2[1]

 

Uzun bir günün ardından ayaklarda oluşan yorgunluk ve ağrı pek çok kişinin derdi.

Uzun süre yürüdüğümüzde veya sıkan ayakkabı giydiğimizde bu sorunla sık sık karşılaşırız.

Elma sirkesiyle ayakları rahatlatacak bir formül:

Bu uygulamanın diabet hastaları için bazı sakıncaları olduğunu belirtelim.

Elma sirkesi oldukça güvenilir içebilir bir malzemedir.

Ayak kürü için kullanacağınız sirkenin suyla seyreltilmesi gerekir. Bir ölçek sirkeye iki ölçek su ekleyerek karışımı hazırlayın. Karışımın kokusu ilk başta kötü gelebilir.

Arzu ederseniz aromatik yağlar ekleyerek kokuyu azaltabilirsiniz. Ayaklarınızı bu karışımda 15 dakika bekletin.

Anti bakteriyal özelliğiyle elma sirkesi ayaklarınızı zararlı oluşumlardan temizler.

Tırnak mantarı sorununuz varsa  elma sirkesiyle bunu giderebilirsiniz.

Sirke banyosu ayrıca ayak kokularını giderir.

Yalnız ayaklarınızı sirkeli suya sokmadan önce su ve sabunla yıkamanızı öneririz.

Eğer ayaklarınızda kuruluk ve çatlaklık varsa elma sirkeli su iyi gelecektir. Bu karışımı soğuk su ile hazırlayın. Çünkü sıcak su cildi kurutabilir.

Sirke banyosundan sonra ayaklarınızın nefes alması için pamuklu çorap giyin.

Sirke peeling özelliğiyle nasır ve siğilleri tedavi eder. Sirke banyosundan sonra ponza taşıyla ayaktaki ölü deriyi kazıyın.

Ayrıca sirkeyi bir pamuğa dökerek nasırlı bölgeye uygulama yapabilirsiniz.

Kaynak: şifa bul

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kefir Nedir? Kefirin Faydaları?

18699735_1898703220380083_4241306853566118071_o[1]

Kefirin İçinde Bulunan Yararlı Enzimler: Amino asitler, temel vitaminler, yararlı bakteriler, minareller

Evde kefir nasıl yapılır? Evde kefir yapmak yoğurt yapmaya benzer, süte yoğurt mayası konulursa yoğurt, kefir tanesi konulursa kefir olur.

Kefirin faydaları:

Bağışıklık sistemini güçlendirir,

Kolesterolü dengeler,

Kalp sağlığını korur,

Bağırsak florasını korur,

Astım ve alerjiye karşı direnç oluşturur,

Diş çürüklerini önler,

İdrar yolu iltihaplarını tedavi eder,

Tok tutan özelliğiyle kilo kontrolü sağlar,

Deri hastalıklarına iyi gelir, cildi güzelleştirir,

Gerginlikleri alır ve rahatlatır,

Beyin sağlığına ve hafızaya iyi gelir,

Ödemi ve susuzluğu önler,

Yaraların ve kesiklerin iyileşmesini sağlar

kAYNAK: ŞİFABUL

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

YAŞAMDA UYGULANMASI GEREKENLERİN LİSTESİ;

18920169_1215480851894750_3199231956986969528_n

YAŞAMDA UYGULANMASI GEREKENLERİN LİSTESİ;
1. Vücudunuza dar gelen kıyafet giymeyin.
2. İlaçla yaşamaktan kaçının.
3. Randevularınızı önceden ayarlayın.
4. Hafızanıza güvenmeyin; mutlaka yazın.
5. Aracınızı, bozulmadan servise götürüp bakım yaptırın.
6. Her kilidin yedek anahtarını yaptırın ve belli yerlerde bulundurun.
7. Daha sık ‘hayır’ deyin.
8. Yapacaklarınızı öncelik sırasına sokun.
9. Zamanınızı israf etmeyin.
10. Akşam yemeklerini basitleştirin.
11. Kötümser insanlardan uzak durun.
12. Önemli evrakın birden fazla fotokopisini çektirin.
13. Evde çalışmayan ne varsa tamir ettirin.
14. Yapmaktan hoşlanmadığınız işler için yardım isteyin.
15. İhtiyaçlarınızı önceden belirleyin.
16. Bir defada yapılması zor büyük işleri, küçük parçalara ayırın.
17. Etrafı toplayın, dağınıklıktan kurtulun.
18. Gülümseyin.
19. Bebekleri gıdıklayın.
20. Dost bir kediyi veya köpeği okşayın.
21. Kendinizi, bütün soruların cevabını bilmekle yükümlü hissetmeyin. Bazı şeyleri de bilmeyin.
22. Karşılaştığınız insanlara, onların hoşuna gidecek bir şey söyleyin.
23. Yağmur yağmasını isteyin; yağınca yağmurda yürüyün.
24. Arada bir hamama-saunaya gidin.
25. Kendi kendinize, nerede eski günler, her şey daha güzeldi demekten vazgeçin.
26. Verdiğiniz kararın ne anlama geldiğini iyi düşünün.
27. Kendinize güvenin.
28. Nüktedan olun.
29. Sizi mutlu edecek bir şey yapmayı yarına bırakmayın.
30. Hiç tanımadığınız insanlara da merhaba deyin.
31. Eski bir arkadaşlarınızla karşılaşınca ona sıkıca bir sarılın.
32. Hava açıksa, gece yıldızları seyredin.
33. Bir şarkıyı ıslıkla çalmayı öğrenin.
34. Arada bir şiir okuyun.
35. Kendinize bir demet çiçek alın. Bir çiçek koklayın.
36. Yardım istemekten çekinmeyin; alamazsanız üzülmeyin.
37. Görünüşünüze özen gösterin.
38. Her şeyi kararında yapın; ifrata kaçmayın.
39. Nerede gerekiyorsa, orada mutlaka gerekli emniyet tedbirini alın.
40. Daima daha iyisini yapmaya çalışın, ama mükemmeliyetçi olmayın.
41. Resim ve heykel sergilerini gezin.
42. Ayakkabınızı boyatın.
43. Berbere gidin.
44. Kendi kendinize bir şarkı mırıldanın.
45. İyi bir müzik dinleyicisi olun.
46. Kendi kendinize yetmeyi öğrenin.
47. Her gün biraz spor yapın; her fırsatta yürüyün.
48. Dünyanın en yetenekli insanı olmadığınızı kabul edin, gerekiyorsa elimden ancak bu kadar geliyor deyin.
49. Yeni moda birkaç şarkıların sözlerini ezberleyin.
50. İşe erken gidin.
51. İşe her gün aynı yoldan gitmeyin.
52. Amirinizden izin alıp bazen işten erken çıkın.
53. Kırlarda dolaşın.
54. Maça gidip bağırın.
55. Başkaları dilemeden, siz onlara iyi günler dileyin.
56. Teşekkür edin.
57. Arabanıza güzel koku yayan bir alet koyun.
58. Evde kendi kendinize yemek pişirin, güzel bir sofra kurun, sonra da afiyetle yiyin.
59. Başkalarını adam etmekten vazgeçin.
60. Severken karşılık beklemeyin.
61. Sinemada film seyrederken patlamış mısır atıştırın.
62. Bir ağaç, olmazsa bir çiçek dikin.
63. Şişmanlamayın .
64. Hatıra defteri tutun.
65. Kirli bir yeri temizleyin.
66. Kağıttan bir uçak yapıp uçurun.
67. Bir derneğe veya kulübe girin, arkadaş edinin, toplantılara katılın..
68. Mutlaka yeterince dinlenin ve uyuyun.
69. Az konuşun, çok dinleyin.
70. İş arkadaşlarınıza ve dostlarınıza iltifatı esirgemeyin.
71. Bir güne yapılacak çok şey tıkıştırmayın.
72. Acelesiz yaşayın; daha önünüzde yaşanacak çok güzel günler var.
73. Stresli davranmak, doğuştan gelen değil, sonradan kazanılan kötü bir huydur; bunu unutmayın
74.Dostlarınıza, arkadaşlarınıza ve yakınlarınıza karşı hoşgörü içinde olun…
75. Son söz: Öfkeyi, kederi ve dertleri kendinize zevk edinmeyin…

– Alıntı –

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

DÜNYANIN SON GÜNÜ

18813933_1775243942786819_673552136374182843_n

 
Bir üniversitede bir hoca derse şöyle başlamış. “Düşünün ki bugün dünyanın son günü. Yarın bu saatte herşey bitecek. Kurtuluş şansınız yok. Bugun ne yapardınız?” Tüm öğrencilerden birçok değişik cevap gelmiş:
– İbadet eder Allah’tan günahlarımı affetmesini dilerdim.
– Tüm sevdiklerimle vedalaşırdım.
– Üzdüklerimi arar özür dilerdim, beni affetmesini isterdim.
– Sevdiğim insanın son ana kadar yanımda olmasını sağlardım.
– Ailemle zamanımı geçirirdim.
– Anneme veya babama giderdim.
– Arkadaslarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım.
– Barbeku partisi yapardım.
– Sevgilimle zamanımı geçirirdim.
– Tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.
– Yatar uyurdum.
– Güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.
– En sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.
– Hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim.
– Jet uçağına binerdim.
Hoca bütün hepsini tahtaya yazmış. Sonra gülerek sormuş. “Bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı?”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

“Bedenimin verdiği mesajları sevgiyle dinliyorum”

  1. BEDEN – Louise Hay
    “Bedenimin verdiği mesajları sevgiyle dinliyorum”
  2. 18557149_1437155689640334_3463930581916824227_n
    Hayatta herşeyin olduğu gibi, beden de içsel düşünce ve inançlarımızın bir aynasıdır. Dinle…mesini bilirsek bedenimiz daima bizimle konuşur. Bedenimizin her hücresi, düşündüğünüz her düşünceye, söylediğiniz her söze karşılık verir.
    Sürekli düşündüğünüz ve söylediğiniz şeyler, beden yapınızı, şeklini, sağlığını ve hastalığı oluşturur. Asık görünüşlü bir surata sahip kişi, bu görünüşünü sevecen ve mutlu düşüncelerle oluşturmamıştır. Yaşlı insanların yüz ve bedenleri açık bir biçimde hayat boyu sürdürdükleri düşünce kalıplarını yansıtır. Siz yaşlandığınızda nasıl görüneceksiniz?
    Bu bölümde bedende hastalık yaratan Olası Düşünce Kalıplarını ve sağlık yaratmakta kullanacağımız Yeni Düşünce Modellerini ve Olumlu ifadelerini göreceksiniz. Size fikir vermesi açısından bazı yaygın sorunları nasıl yarattığımız konularından da bahsettik.
    Her hastalığın zihinsel nedeni herkes için yüzde yüz geçerli değil elbette. Ama hastalığın nedenlerini araştırmaya başladığımız için bir başlangıç noktasını veriyor.
    BAŞ, bizi temsil ediyor. Dünyaya gösterdiğimiz şey. Genellikle başımızla tanınırız. Baş bölgesinde bir sorunumuz varsa bu, genellikle “bizde” çok yanlış bir şey olduğu duygusunu taşıdığımız anlamına gelir.
    Olumlaması “Barış, sevgi, haz, gevşeme, rahatlık. Hayatın akışına kendimi bırakıyor ve hayatın içinde kolaylıkla gelişiyorum“
    SAÇ, dayanıklılığı temsil ediyor. Gergin ve korku dolu olduğumuzda, sıklıkla omuz kaslarında başlayan katılaşma başımızın tepesine, hatta göz çevresine kadar yayılır. Saç, saç kökleriyle beslenir. Kafa derimizde gerginlik olduğunda, sıkılmaktan dolayı saç nefes alamaz. Ölür ve dökülür. Gerginlik sürüyorsa, kafa derisi gevşeyemez. Saç kökleri sıkıştığı için yeni saç büyüyemez ve sonuç; kellik.
    Gerginlik güçlü olmamaktır. Gerginlik zayıflıktır. Gerçekten güvenli ve güçlü olmak demek, sakin, dengeli ve huzurlu olabilmektir. Bedenlerimizi daha çok gevşetmeliyiz, baş derimizi de.
    Şimdi deneyin. Baş derinize gevşemesini söyleyin ve bir farklılık hissedip hissetmediğinizi gözleyin. Eğer gevşediğini hissediyorsanız bu egzersizi sıkça yapmanızı öneririm.
    KULAKLAR, işitme kapasitesini temsil ediyor. Eğer kulaklarınızda sorununuz varsa, genellikle işitmek istemediğiniz bir şeylerin olup bittiği anlamına gelir. Kulak ağrısı işittiğiniz bir şeyden kızgınlık duyduğunuzun göstergesidir.
    Kulak ağrıları çocuklarda çok yaygın. Çocuklar, genellikle evlerinde işitmek istemedikleri şeyleri duymak zorunda kalıyorlar. Çoğu ailede çocuğun kızgınlığını ifade etmesine izin verilmez. Çocuk olayları değiştirme gücüne sahip olmamasının tepkisini, kulak ağrısı yaratarak gösterir.
    Sağırlık, birlikte yaşamak zorunda olduğunuz bir kişiyi dinlemeye katlanamamanın göstergesidir. Dikkat edin, çiftlerden birinde sağırlık sorunu varsa, diğeri sürekli konuşur, konuşur, konuşur.
    Yeni Düşünce Modeli: “Tanrıyı dinliyorum. Hayatın coşkusunu işitiyorum. Hayatın bir parçasıyım. Sevgiyle dinliyorum“
    GÖZLER, görme kapasitesini temsil ediyor. Göz sorunları, görmek istemediğimiz bir şeyler olduğu anlamına geliyor. Kendimizle ya da hayatla ilgili; geçmişle, şimdiyle ya da gelecekle ilgili görmek istemediğimiz şeyler.
    Bir çok insan gözlük takmaya başlamalarından 1-2 yıl öncesine dönüp görmek istemedikleri şeylerle yüz yüze gelmeyi kabul ettiklerinde, gözlerinde gözlük takmalarına gerek kalmayacak kadar iyileşme görüldü.
    Şu anda olanları görmezden mi geliyorsunuz? Ne ile yüzleşmek istemiyorsunuz? Şu andan mı, yoksa gelecekten mi korkuyorsunuz? Eğer gerçekleri net bir şekilde görebilseydiniz, şu anda görmediğiniz neleri görüyor olacaktınız? Kendinize ne yaptığınızı görebiliyor musunuz?
    Bakın, kendimize sormamız gereken ilginç sorular var, değil mi?
    Yeni Düşünce Modeli: “Özgürüm. Özgürce ileriye doğru bakıyorum. Çünkü hayat sonsuzdur ve mutluluklarla doludur. Sevecen gözlerle bakıyorum. Kimse bana asla zarar veremez“
    BAŞ AĞRILARI, kendimizi yanlış, geçersiz, değersiz görmekten kaynaklanıyor. Bir daha başınız ağrıdığında, kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınıza dikkat edin. Kendinizi affedin. Baş ağrınızın geçtiğini göreceksiniz.
    BOĞAZ, “istediğimiz şeyi söyleyebilme” ve “kendimizi ifade etme” yeteneğini temsil ediyor. Boğazla ilgili sorunlar, bunları yapmaktan korkmak, hakkımızı aramaktan çekinmek, “ben buyum” demek cesaretini gösterememekten kaynaklanıyor.
    Kızgınlık, boğaz ağrılarının sebebidir. Eğer soğuk algınlığı da varsa zihinsel karışıklık yaşıyoruz demektir. LARENJİT, konuşamayacak kadar öfkeli olmak demek.
    Boğaz ayrıca bedendeki yaratıcı akışı da temsil ediyor. Yaratıcılığımızı ifade ettiğimiz bu bölgede, yaratıcılığımız engellendiğinde, boğazla ilgili sorunlarımız olur. Hepimiz tüm hayatlarını başkaları için yaşayan bir çok insan tanıyoruz. Kendi istediklerini hiç yapamayan, sürekli anne-baba-eş-sevgili-patronların istekleri ve beklentileri doğrultusunda yaşayan ne çok insan var. BADEMCİK ve TİROİD sorunları, kendi isteklerinizi gerçekleştirememekten kaynaklanan, engellenmiş yaratıcılığın sonucu oluyor.
    Boğazdaki enerji merkezi, yani beşinci çakra, bedende değişimin olduğu yerdir. Değişime karşı koyduğumuzda, değişimin tam ortasında ya da değişmeye çalıştığımızda, genellikle boğazımızda etkinlik artar. Öksürdüğümüzde ya da biri öksürdüğünde dikkat edin. Ne konuşuluyordu? Neye tepki gösteriyoruz? Direnç ve inatçılık mı, yoksa değişim süreci içinde miyiz? Grup çalışmalarımda öksürmeyi, kendini keşfetmede bir araç olarak kullanırım. Birisi öksürdüğünde, elini boğazına götürmesini ve yüksek sesle “Değişmeye Hazırım” ya da “Değişiyorum” demesini söylerim.
    Yeni Düşünce Modeli: “Düşüncelerimi, hissettiklerimi, isteklerimi rahatlıkla ve özgürce dile getirebiliyorum. Yaratıcıyım. Sevgiyle konuşuyorum“
    KOLLAR, hayat deneyimlerini kucaklama kapasitesini ve yeteneğini simgeler. Kolların dirsekten yukarısı kapasitemizle, dirsek altı bölümü yeteneklerimizle ilgilidir. Duygu birikintilerimizi eklem yerlerinde depolarız ve dirsekler yön değiştirmede esnekliğimizi simgeler. Hayatınıza yeni bir yön verme konusunda esnek misiniz? yoksa eski duygu birikimleriniz sizi aynı noktada mı tutuyor?
    ELLER, yakalar, tutar, kavrar. Bir şeylerin parmaklarımızın arasından akıp gitmesine izin veririz. Bazen gerektiğinden fazla tutarız. Açık elli, sıkı elli, el becerili, yumruk sıkan, yumuşak elli oluruz. Elden veririz, el veririz, elde edemeyiz, elinin hakkını veririz. El ele veririz, avucumuzun içine alırız, elimizden gelmez. Eli maşalıdır, eli uğurlu gelir veya ele avuca sığmaz.
    Eller yumuşak olabilir veya parmak boğumları çok fazla evhamlı ya da katı düşünceli olmaktan dolayı sert ve yumru yumru olabilir. Elleri sıkmak korkudan kaynakların; kaybetme korkusu, asla yetmeyeceği korkusu, bırakırsan gider korkusu.
    Bir ilişkiye sıkı sıkıya yapışmak, eşin arkaya bakmadan kaçmasına yol açar. Sıkılmış yumruklar yeni bir şeyi tutamazlar. Elleri bileklerden rahatça sallamak, insana rahatlık ve açıklık duygusu verir. Size ait olan şey, sizden alınamaz. Rahat olun.
    Yeni Düşünce Modeli : “Tüm düşüncelere sevgiyle ve kolaylıkla uyum sağlıyorum”
    SIRT, destek sistemimizi temsil eder. Sırt sorunları genellikle yeterince destek görmediğimizin ifadesidir. Sıklıkla bizi işimizin, ailemizin, eşimizin desteklediğini düşünürüz. Gerçekte, tümüyle Evren ve Hayatın kendisi tarafından destekleniyoruz.
    Üst sırt ağrıları, duygusal destek yoksunluğunun hissedilişidir. Kocam-karım-sevgilim-arkadaşım-patronum beni anlamıyor ve desteklemiyor.
    Orta kısım suçluluk duygusuyla ilgili. Geçmişimizde arkamızda kalan bir şey. Arkanızda ne bıraktığınızı görmekten mi korkuyorsunuz ya da arkada bıraktığınız bir şeyi mi gizliyorsunuz? Sırtınızdan hançerlenmiş gibi mi hissediyorsunuz? Gerçekten “bitip tükendiğinizi” mi hissediyorsunuz? Ekonomik sorunlarınızla bir çıkmaz içindesiniz? Ya da ekonomik endişeleriniz çok mu fazla? Bu durumda, alt sırt bölgenizde sorunlarınız olacaktır. Parasızlık ya da parasal korku bunu yaratacaktır. Miktarın hiç önemi yoktur.
    Çoğumuz hayatımızda en önemli şeyin para olduğunu düşünürüz. Onsuz yaşanamaz. Bu doğru değildir. Paradan çok daha önemli, onsuz yaşayamayacağımız bir şey var. O nedir? Nefesimiz.
    Nefesimiz hayattaki en değerli şey. Ama nefes verdiğimizde, bir sonraki nefesi almak için havanın orada olacağından zerre kadar şüphe etmeyiz. Bir nefes daha alamazsak, üç dakika dayanamayız. Bizi yaratan GÜÇ, hayatımız boyunca yetecek nefesi bize verdiğine göre, neden tüm diğer ihtiyaçlarımızın da karşılanacağına güvenemiyoruz?
    Yeni Düşünce Modeli: “Hayat beni destekliyor. Evrene güveniyorum. Sevgi ve güveni özgürce veriyorum“
    MİDE, tüm yeni düşünce ve deneyimlerimizi hazmeder. Mideniz neyi alıyor, neyi almıyor? Hazmedemediğimiz şey ne? Mide sorunları, yeniliklere kolaylıkla adapte olamadığımızın göstergesi. Korkuyoruz.
    Çoğumuz uçakla yolculuğun yaygınlaşmaya başladığı ilk dönemleri hatırlıyordur. Kocaman metal bir kuşun içine girip, güvenli bir şekilde yolculuk edeceğimizi düşünmek oldukça zordu. Her koltukta kusma torbaları vardı ve çoğumuz torbaları kullanıyorduk. Şimdi aradan geçen yıllardan sonra torbalar hala var. Ama çok ender kullanılıyorlar. Uçma fikrini hazmettik artık.
    Yeni Düşünce Modeli: “Yeni düşünceleri kolaylıkla özümlüyorum. Hayat benimle uyum içinde. Hiçbir şey bana rahatsızlık veremez. Dinginim“
    BACAKLARIMIZ, hayatta bizi ileriye doğru götürüyor. Bacaklardaki sorunlar, öne adım atma korkusu ya da bir yolda ilerlemekteki kararsızlığımızın göstergesi. Ayaklarımızla koşarız, ayağımız geri geri gider, ayağımız sürünür. Bir şeyleri yapmak istemediğimiz zamanlar, bacaklarımızda küçük sorunlar yaratırız. VARİS DAMARLARI nefret ettiğimiz bir yerde veya iş de olduğumuzu gösterir. Damarlar zevki taşıma yeteneklerini kaybederler. Siz istediğiniz doğrultu da mı ilerliyorsunuz?
    AYAKLARIMIZ, kendimiz ve hayat hakkındaki anlayışımızla ilgilidir. Geçmişle, şimdiyle ve gelecekle. Çoğu yaşlı insan yürümekte zorluk çeker. Hayat anlayışları geçerliliğini yitirmiştir ve gidecek bir yerleri kalmamış gibidir. Küçük çocukların hoplayıp, zıplayıp, dans eden ayakları vardır. Yaşlı insanlar hareket etmekten korkarcasına durdukları yerde bile sallanırlar.
    Yeni Düşünce Modeli: “Gerçek benim desteğim. İleriye doğru zevkle adım atıyorum. Spiritüel anlayışa sahibim“
    CİLDİMİZ, bireyselliğimizin ifadesidir. Cilt sorunları genellikle bireyselliğimizin bir şekilde tehdit edilmesinden kaynaklanır. Başkalarının üzerimizde gücü olduğu duygusuna kapılırız. Cilt sorunlarından kurtulmanın en iyi yollarından biri, günde yüzlerce defa “kendimi onaylıyorum” demektir. Gücünüze tekrar sahip çıkın.
    Yeni Düşünce Modeli: “Olumlu yollarla dikkat çekiyorum. Güvenliyim. Kimse bireyselliğimi tehdit edemez. Huzurluyum. Dünya güvenli ve dostça. Tüm kızgınlık ve öfkelerimden kendimi özgür kılıyorum. İhtiyacım olan şeyler bir şekilde karşılanacaktır. Suçluluk duymadan iyi olan her şeyi kabul ediyorum. Küçük mutluluklardan yararlanmasını biliyorum“
    KAZALAR, kaza değildir. Her şeyi olduğu gibi kazaları da biz yaratırız. Tabii ki, “bir kaza geçirmek istiyorum” demeyiz. Ama düşünce kalıplarımızla kazaları kendimize çekeriz. Bazıları “sakardır”, kazalar her yerde onları bulur, bazılarının ise hayat boyu başlarına birşey gelmez.
    Kazalar kızgınlık ifadesidir. Birikmiş öfkedir. Kazalar ayrıca otoriteye karşı çıkma arzusudur. O kadar kızarız ki birisine vurmak isteriz, ama birisi bize vurur (çarpar). Kendimize kızdığımızda, suçluluk duyduğumuzda, kendimizi cezalandırma ihtiyacı duyduğumuzda , kaza bu işlevi görür.
    Kazada bizim hiç suçumuz yokmuş gibi görünebilir, kaderin talihsiz bir kurbanıyızdır. Kaza, başkalarından ilgi ve şefkat görmemizi sağlar. Birileri bize bakar, yaralarımızı iyileştirir. Bazen yatakta uzun süre istirahat etmek zorunda kalırız. Ve ağrılarımız olur. Ağrılarımızın bedenimizde oluştuğu yerler, hayatımızın hangi alanında kendimizi suçlu hissettiğimiz konusunda bize ipucu verir. Bedensel hasarın boyutu, ne kadar ağır cezalandırılmak istediğimizi ve mahkumiyetimizin süresini gösterir.
    ASTIM, Kendin için nefes almayı hak etmeme duygusu. Astımlı çocuklar aşırı duyarlılığa sahip oluyorlar. Çevrelerinde tüm olan bitenlerden kendilerini sorumlu hissediyor ve suçluluk duyuyorlar. Kendilerini “değersiz” ve bu yüzden de suçlu hissederek, kendilerini cezalandırma ihtiyacındalar. Coğrafı değişiklikler bazen astım için yararlı oluyor, özellikle aileden uzaktaysa.
    Genellikle astımlı çocuklar büyüdükçe hastalıklarını “yeniyorlar”. Yani ev ortamından okula giderek, evlenerek ya da yanlız yaşamaya başladıklarında, hastalık geçiyor. Ama hayatlarının bir döneminde, çocukluk dönemlerini hatırlatan bir deneyim yaşarlarsa bir astım nöbetine yakalanıyorlar. Böyle bir durumda, tepki gösterdikleri şey, o anda olanlar değil, çocukluklarında yaşadıkları bir şeyle duygu bağlantısı kurmaları oluyor.
    YARALAR, YANIKLAR, KESİKLER, ATEŞLENME, ŞİŞME, KABARMA, KAŞINMA kızgınlığın bedendeki ifadesi oluyor. Ne kadar bastırmaya çalışırsak çalışalım, kızgınlık ifade edilmenin bir yolunu bulur. Birikmiş öfke patlamaması için içimizden çıkmalıdır. Öfkemizle dünyamıza zarar vereceğimizden korkarız. Ama kızgınlık kolaylıkla “şu konuda kızgınlık duyuyorum” diye ifade edilebilir. Tabii bu sözleri patronumuza her zaman söyleyemeyiz ama yastığı yumruklayabilir, arabada avazımız çıktığı kadar bağırabilir veya tenis oynayabiliriz. Bunlar, kızgınlığı fiziksel olarak ifade etmenin zararsız yollarıdır.
    Spiritüel insanlar genellikle kızmamaları gerektiğini sanırlar. Evet hepimiz duygularımız için başkalarını suçlamayacağımız noktaya gelmeye çalışıyoruz. Ama o noktaya erişinceye kadar, an içinde ne hissettiğimizi olduğu gibi kabul etmek daha sağlıklı.
    ŞİŞMANLIK, Korunma ihtiyacını temsil eder. İncinmelerden, eleştiriden, tacizden, cinsel sömürüden korunmaya ihtiyaç duyarız. Yani genelde hayattan ya da bazı konulardan korkarız. Siz seçiminizi yapın.
    Ben şişman bir insan değilim. Ama yıllar boyu, kendimi güvende hissetmediğim dönemlerde birkaç kilo aldığımı farkettim. Tehlike gittiğinde, kilolar da kendiliğinden gidiyordu. Kilolarla savaşmak zaman ve enerji ziyanıdır. Rejimi bıraktığınız anda kilolar tekrar geri geliyor. Kendinizi sevmek ve onaylamak, yaşam sürecine güvenmek, aklınızın gücünü bilmekten gelen güvencede olma duygusu, bence en iyi rejim. Olumlu düşünenlerin rejimini yapın, kilolarınız kendiliğinden kaybolacaktır.
    Birçok anne, baba sorun ne olursa olsun, bebeğin ağzına yiyeceği dayıyor. Bu bebekler büyüdüklerinde bir sorunları olduğu zaman “ne istediğimi bilmiyorum” diyerek buzdolabının kapısını açıyor.
    AĞRI, Her türlüsü bir suçluluk duygusunun belirtisi. Suçluluk duygusu daima ceza arar, ceza da ağrıyı yaratır. Kronik ağrılar, kronik suçluluk duygusundan kaynaklanır. Bu duygular o kadar derinlere gömülmüştür ki, çoğunlukla farkında bile olmayız. Suçluluk duymak, tümüyle faydasız bir duygu. Ne kimsenin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, ne de durumu değiştirir.
    KASILMA, TUTULMA, Zihindeki tutukluğun ifadesi. Korku, bildiğimiz eski yollara yapışıp kalmamıza neden oluyor, esnek olmakta zorlanıyoruz. Eğer birşeyi yapmanın sadece “tek yolu” olduğuna inanıyorsak, genellikle bir yerimiz tutulur. Daima başka yollarda vardır.
    Beden ile ilgili çalışabileceğiniz bir olumlama
    Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam.
    Bedenime iyi bir arkadaşım olarak bakıyorum.
    Bedenimin her hücresi kutsal zekaya sahip.
    Bana ne söylediğini dinliyor ve önerilerinin geçerli olduğunu biliyorum.
    Daima güvendeyim ve tanrısal olarak korunuyor ve yönlendiriliyorum.
    Sağlıklı ve özgür olmayı seçiyorum.
    Dünyamda herşey iyi ve güzel.
    Düşünce Gücüyle Tedavi / Louise Hay
    Görsek sanat :
  3. 18557149_1437155689640334_3463930581916824227_n
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Bardak Çayını İçerek Vertigoya Son Verin…

18699906_825649637589254_642448907414440135_n

Kekik ile vertigo tedavisi: Baş dönmesi olarak adlandırılan vertigo hastalığının en sık nedeni iç kulaktaki mekanik sorundur. En doğal ve etkili tedavisi ise kekik ve portakal tohumu ile yapılandır. İç kulakta dengemizi sağlayan sıvı içinde kristaller bulunur ve bu kristaller vücut pozisyonumuza göre şekil alarak dengemizi sağlar.
Vertigo hatalığı nedeni ile denge sorunu, baş dönmesi sorunları gündelik yaşamımızı olumsuz etkiler ve size vereceğimiz doğal tarif ile bu hastalığın tedavisi mümkün.
Kekik hakkında kısa bilgi: Kekik ilaç sektörü tarafından romatoid artrit, fibromiyalji ve multipl skleroz gibi patolojileri baskıladığı ve tedavi ettiği için oldukça sık kullanılmaktadır. Kan basıncını düzenlemede, potasyum, demir ve kalsiyum gibi mineraller eksikliklerini gidermede oldukça etkili olduğu kadar kan hücrelerinin yeniden oluşmasında, doğal vertigo tedavisinde de çok etkili sonuç verir.
Tarifi birkaç gün kullanmak bile vertigo tedavisinde çok etkili sonuçlar doğuracaktır.

Kekik ile vertigo tedavisi nasıl yapılır
Malzemeler: 5 dal kurutulmuş kekik , yarım su bardağı kadar portakal tohumu ve 1 su bardağı kadar suya ihtiyacımız var.
Hazırlanışı: Kekik ve suyu karıştırıp çayını yapın. Bardağa sıcak olarak doldurun ve süzgeç ile portakal tohumlarını içine bırakın demlenmesini bekleyin. Sabahları uyanınca ve akşam yatarken bir bardak için hafta içi her gün bu tedaviyi uygulayın ve 1 haftada şikayetleriniz yarı yarıya azalacaktır.
Vertigo hastalığından pek çok kişi şikayetçi ve siz bu haberimizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşarak daha fazla insana faydalı olabilirsiniz.

Parmağınıza 60 saniye bastırın bakın ne oluyor. Görsele tıklayarak foto galerimizi adım adım okuyabilirsiniz
Vertigo hangi yaş aralığında sık görülen bir hastalıktır?
Bir kez daha belirtelim vertigo bir hastalık adı değil, değişik hastalıklarda gördüğümüz denge bozukluğu ile kendini gösteren bir belirtidir. Her yaş grubunda görülebilir. Vertigonun en sık görüldüğü hastalıklardan biri olan olan Meniere Hastalığı kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğü için vertigo da kadınlarda daha sık görülmektedir. 20 ile 60 yaş arasında herhangi bir dönemde ortaya çıkabilir.

Kaynak: http://www.bayanlarbilir.com

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Bir Bardak Çayını İçerek Vertigoya Son Verin… için yorumlar kapalı

EN ETKİLİ AĞRI KESİCİDEN BİLE ETKİLİ : KUŞBURNU ÇAYI ve FAYDALARI

rosehip-tea-against-autumn-colds

LİMONA GÖRE TAM 60 KAT C VİTAMİNİ İÇERİR. ÇOK İYİ BİR AĞRI KESİCİ, YAŞLANMA GECİKTİRİCİ, YORGUNLUK GİDERİCİDİR…

Bilimsel araştırmalar kurşburnu bitkisinin çok güçlü bir antioksidan olduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle herkes için tavsiye edilen şifalı bir bitkidir.

Üstelik lezzeti de oldukça güzeldir. Özellikle çayı sıcak ve soğuk olarak tüketilebilir.

Kan dolaşımını hızlandırır ve kanı zararlı maddelerden arındırarak temizler. Kanda ki şeker oranını dengeler. Bu nedenle şeker hastalarının düzenli olarak tüketmesi tavsiye edilmektedir.

Kuşburnu çayı yaşlanmayı geciktirir. Limondan tam 60 kat daha fazla C vitamini içerir. Tam bir C vitamini deposudur.

Kuşburunun saymakla bitmez diğer faydaları :

Stresin azaltır. Bu konuda çok etkili olduğu bilinmektedir. Vücudun yaşlanmasını geciktirir, Dokulardaki sertleşmelerde ve kemik erimesine karşı tedavide çok başarılıdır.

Grip, sekresyonun azaltılmasında, solunum yolları enfeksiyonunda ve öksürük tedavisinde kullanılıur.

Genel enfeksiyonlar, kabızlık, safra kesesi, böbrek ve mesane rahatsızlıklarında şifa kaynağıdır.

Bağırsak hastalıklarında ve ishalin önlenmesinde kullanılır.

Safra kesesi taşlarının önlenmesinde etkilidir. Ayrıca karaciğer iltihabını önler, var olanı temizleme de fayda sağlar.

Gözleri kuvvetlendirir.  Gece körlüğünü önlemede (göz banyosu şeklinde) çok etkilidir.

Romatizmada ve bulaşıcı hastalıkların tedavisinde faydalıdır.  Kemik kırılmalarında, raşitizmde, vücudun bağ dokularını güçlendirmede mutlaka içilmelidir.

Ateş, genel yorgunluk sırasında ve immün sistemin güçlendirilmesinde etkilidir.

Kavrama yeteneği ve beyin fonksiyonlarını güçlendirmede etkilidir. Bu yüzden bolca tüketilmelidir.

Bu önemli bilgi ve yöntemlerden daha fazla kişinin faydalanması için, beğenip, paylaşmayı unutmayın lütfen… k

Kaynk: hayat mutfakta

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

4 Bademi Bir Gece Suda Bekletin Ve Ertesi Sabah Yiyin

4badem

Suda bekletilmiş bademler gerçek birer doğal mucizedir. E vitamini, magnezyum, çinko, kalsiyum ve omage 3 gibi vitaminler ve mineraller açısından oldukça zengindir.
Ayrıca kabukları da filizlenmeyi önleyen bir enzim durdurucu içerir böylece bademler suda beklerken filizlenmeden yeteri kadar suyu çekebilirler. Su da bu enzimi aktif hale getiriyor.
Vücut ıslatılmış bademi kolayca hazmeder ve besin değerlerini emer. Badem yemenin diğer faydaları da şunlardır:
Enerji verir
Her gün bir avuç badem yemek enerji verir. İçerdiği bakır, manganez ve riboflavin de metabolizmayı hızlandırır.
Kan basıncını düzenler
Potasyum etkili bir şekilde kan basıncını düzenler. Sodyumu düşük olduğu için de tansiyon iniş çıkışlarını düzenlemeye yardımcı olur.
Kalbi güçlendirir

Suda bekletilmiş badem kalbe iyi gelen potasyum, tekli doymamış yağ ve protein açısından zengindir. Buna ek olarak suda bekletilmiş bademler damarlara zarar veren iltihaplanmayı azaltır. E vitamini kalp rahatsızlıkları riskini düşürür ve magnezyum da ani kalp krizlerini engeller.
Kolestrolü düzenler
E vitamini ve kalsiyum kolestrol seviyelerini kontrol altında tutar.

Kemikleri güçlendirir
Bademin içerdiği bileşenler kemikleri ve dişleri güçlendirir ve osteoporozu önlemeye yardımcı olur.
Beyne iyi gelir
Badem beyin fonksiyonlarını geliştiren besinlerle doludur. Riboflavin ve L-karnitin beyin aktivitesini geliştirir ve Alzheimer riskini azaltır.
Kanseri önler
Badem vücutta zararlı maddelerin birikmesine engel olur ve kolon vasıtasıyla yiyeceklerin vücuttan atılmasını sağlayarak kolon kanserini önlemeye yardımcı olur.

kaynak: https://hayatbilgileri.com/hayat-bilgileri/4-bademi-bir-gece-suda-bekletin-ertesi-sabah-yiyin/

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »