![19511330_792803550924784_6507287385499195589_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/19511330_792803550924784_6507287385499195589_n1.jpg?w=780)
![eksimaya1[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/eksimaya11.jpg?w=780)
Ekşi mayanın sırları denildiği zaman aklınıza sakın simyacı kitabından alınma filozof tarifler ve anlaşılması zor ritüeller gelmesin. Aslında ekşi maya bir hayli basit ve dürüst bir arka plana sahip. Bu yüzden ben, her zaman kendi ekşi mayanızı yapmanızı öneririm. Hazırsanız ekşi maya yapımına göz atabilirsiniz :
1.Gün
250 gr tam buğday unu, 250 gr elenmiş un, 500 gr Su
İyice topaklar kaybolana kadar karıştırın, mümkünse eldiven kullanmadan kendi elinizle karıştırın. Elinizdeki yararlı bakteriler ve mikro organizmalar kaynaşsınlar.
2.Gün
Günün ilk yarısı, sabah 10’dan önce mayayı besleyin.
Karışımın 3 de 1’ini çöpe atın.
Karışımı 120 gr elenmiş un, 30 gr tam buğday unu ve 150 gr su ile besleyin. Unutmayın bunu oda sıcaklığında yapıyoruz.
Günün ikinci yarısı, akşam 9’dan sonra mayayı tekrar besleyin.
Karışımın 3 de 1’ini çöpe atın.
İlk yarısındaki besleme işlemini tekrarlayın.
3.Gün
Bugün sadece bir kez besleyeceğiz ve mayayı dolaba koyacağız. (Dolabın minimum +4 derece ile maksimum +8 derece arasında olması önemli.)
Mayanın (Artık yavaştan kıpırdama göreceksiniz. Ben de o yüzden karışım değil maya demeyi tercih ediyorum.) yarısını çöpe atın. Kalan yarısını;
150 gr elenmiş un, 80 gr tam buğday unu, 20 gr çavdar unu ile besleyin.
Not : Çavdar ununu bu safhada kullanmaya başlamamın nedeni aslında mantık olarak basit. Besleyicilik ve bakteri üretme hızı olarak çavdar unu, diğer unlardan daha geridedir. Ama diğer yandan da karakter verme konusunda, çavdar ununun ekşi ve derinlik kazandıran tonları olması bu noktada önem teşkil ediyor. Daha da basit düşünmek gerekirse, çocuğunuz küçük ve öğrenme çağındayken; kalıcı karakteristik özellikleri henüz şekillenmeye başlarken ona adab-ı muaşeret kuralları dersi aldırmış oluyorsunuz.
4.Gün
Üçüncü gün gibi mayanın yarısını çöpe atın.
Kalan kısmını; 150 gr elenmiş un, 80 gr tam buğday ve 20 gr çavdar unu ile besleyin.
5 . Gün
Bugünün sabahında doğuya baktığınızda mayanızda küçük kabarcıkları görmeye başlamanız gerekiyor. Mayanızın bugün dinlenmesi,toparlanması ve acıkması gerek. Genelde tavsiye edilenin devamlı besleme olduğunu biliyorum; ama daha önce de söylediğim gibi biz normal bir maya yapmıyoruz. Biz agresif, karakterli, dinamik ve biraz da hiperaktif bir maya yapıyoruz.
6.Gün
Son gün dinlendirdikten sonra yapmamız gereken tek şey altıncı günün sabahındaki su testi. Mayanız; bu önemli su testinden, eğer her şeyi harfiyen yaptıysanız koşarak geçecektir. Su testini, mayanızı dolaptan çıkardıktan yarım saat sonra yapın.
Sonunda, mayanız hazır! Artık kullanabilirsiniz.
İşte kendi mayanızı yapmanız bu kadar basit.
Kaynak: nino bakery
![9167767[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/91677671.jpg?w=780)
Eve bereket bolluk getiren bitki!
Feng Shui’ye göre bu bitkiyi evinizde bulundurmanız size zenginlik getirecektir parayı mıknatıs gibi çekecektir.Peki nedir bu bitkinin adı.?
Bereket bolluk bitkisi
Latince adı:Crassula
Türkçe adı:Mücevher bitkisidir. Mücevher bitkisinin özellikle Asya’da uğur,şans ve para getirdiğine inanılır ,ayrıca elektromanyetik dalgaları emme konusunda çok etkilidir ve az suya ihtiyacı olduğu için bakımı da çok kolaydır
Ayrıca eski Çin tekniğine göre bu bitkiyi evinizin kuzey kısmına sağ tarafa koymalısınız.Bu bitki insanların fiziksel ve zihinsel potansiyelini arttırır.Yine Feng shui’ye göre bu bitkinin içerisinde olduğu evler çok kısa süre içinde zenginliğe bolluğa ,şansa kavuşurlar
Kaynak: Bayanlar Kahvesi
![depositphotos_115368730-stock-photo-silhouette-of-a-greedy-man[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/depositphotos_115368730-stock-photo-silhouette-of-a-greedy-man1.jpg?w=234&h=156)
BİR İNSANIN NE KADAR TOPRAĞA İHTİYACI VAR?
Zengin bir tüccarın eşi olan abla köye, fakir bir çiftçi ile evli kız kardeşini ziyarete gelir.
Şehir hayatının rahatlığını, çocuklarının giydiği zarif elbiseleri, yedikleri lezzetli yemekleri anlatır, övünür. Küçük kız kardeş içerler. “Hayatımı seninki ile değişmem” der. “Sıkıcı olabilir ama tasasızdır. Siz debdebeli bir hayat sürebilirsiniz ama sürekli endişe içindesiniz.”
Kadının kocası Pokhom kulak misafiridir. “Tek derdimiz toprağımızın az olması. Yeteri kadar toprağım olsa şeytandan bile korkmam” der. Şeytan sobanın arkasında gizlidir. “Öyle mi?” der. “Sana yeteri kadar toprak verelim bakalım.”
Şeytan Pokhom’un şansını açar. Köyün zengini kadından 100 dönüm toprak satın alarak arazi sahibi olur.
Bir akşam evlerinde bir yolcuyu misafir eder. Misafir Volga’nın kıyısında ekinlerin at boyu büyüdüğünü, toprağın ucuz olduğunu anlatır.
Pokhom satıp savar, Volga’nın kıyısında 400 dönüm satın alır. Artık durumu çok iyidir ama hâlâ halinden memnun değildir.
Bir gün seyyar bir tüccar ona uzaklarda, Başkirlerin yaşadığı bakir topraklardan bahseder. Bu topraklar o kadar geniştir ki insan bir sene durmadan yürüse sonuna ulaşamaz. Ama Başkirler saftır, birkaç rubleye ellerinden binlerce dönüm alınabilir.
Pokhom yanına hediyeler alarak gene yollara düşer ve Başkirleri bulur. Her şey tüccarın anlattığı gibidir. Pokhom toprak satın almak istediğini söyler. Hediyeler Başkirleri memnun etmiştir. Obanın en yaşlısı çağrılır.
“İstediğin kadar toprak seç” der yaşlı adam, kahkahayla. “Çok arazi var.”
“Kaça?”
“Günlüğü bin ruble. Bir günde ne kadar mesafe kat edersen o kadar toprak senin olacak.”
“Bir günde insan çok mesafe kat edebilir.”
“Hepsi senin” der ihtiyar gülerek. “Ama bir şart var. Eğer güneş battığında başladığın yere dönmüş olmazsan toprağı da paranı da kaybedersin.”
Toprak o kadar güzel
Ertesi sabah güneş doğarken Pokhom ve Başkirler bir tepede buluşur. İhtiyar Başkir kalpağını yere koyar ve “Buradan başla” der. “Gördüğün her yer bize ait. Bir dikdörtgen çiz, içindeki toprak sana ait olsun.”
Pokhom bin rubleyi kalpağın içine atar ve yola çıkar. “En az 50 kilometre yürürüm bir günde” diye düşünür. Beş kilometre yürüdükten sonra sola dönmeyi düşünür ama “Daha erken, beş kilometre daha yürüyeyim” diyerek yola devam eder.
Sonra sola döner. Yürü babam yürür. Toprak o kadar güzel, ağaçlıklar o kadar sıktır ki bir türlü geri dönmek istemez. Birden bire durup geriye baktığında güneşin inmeye başladığını görür. Tepede Başkirler karınca gibidir. Onlara doğru koşmaya başlar. Nefes nefesedir. Neden bu kadar uzağa gittim! Ya her şeyi kaybedersem! Adımlarını sıklaştırır. Fakat tepenin yamacına vardığında güneş batmıştır.
“Burada güneş hâlâ batmadı, acele et” diye bağırır yaşlı Başkir. Pokhom son bir gayretle koşar. Sırtından ter boşanarak, bacakları titreyerek, tam güneş ufukta kaybolurken kendini kalpağın üzerine atar.
“Bravo” diye bağırır ihtiyar. “Çok toprağın oldu.” Ama Pokhom duymaz. Ağzından kan gelerek ölür. Bir uçtan diğer uca iki metreyi geçmeyen bir çukur açıp onu içine gömerler.
İhtiyar Başkir şeytandır. Bir kahkaha atar. “Yeteri kadar toprağın oldu” der.
Tolstoy’un özetlediğim bu öyküsünü ortaokulda İngilizce dersinde okumuştum. O zaman öykü bir insanın doymazlığını anlatıyor sanmıştım. Dün yeniden okuyunca ve dünyanın halini düşününce anladım ki bir insanı değil insanlığı anlatıyormuş.
Metin Münir mmunir@milliyet.com.tr
MİLLİYET, 27 Kasım 2010
![1[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/11.jpg?w=780)
A Tipi Kişilik
Duygularını kendilerine saklarlar ve yabancılara şüpheyle yaklaştıklarından duygularını onlarla paylaşmazlar. Özgürlüklerine düşkündürler. Kolayca arkadaş edinemeseler de edindikleri arkadaşlara inanılmaz sevgi besler ve güvenirler. Yalandan ve iki yüzlülükten nefret ederler. Bu aslında hayatta en değer verdikleri şeylerdendir.
Kendilerini beğenirler ve onları kandırmak çok zordur.
Kocaman bir kalpleri vardır ve sevdiklerine her daim yardım ederler. Çalışkandırlar. Onlara verilen görevleri asla yarıda bırakmazlar. Mimiklerinden ve gözlerinden ne düşündükleri anlaşılır.
B Tipi Kişilik
Son derece utangaçtırlar. Yeni insanlarla tanışmayı sevmezler. İlk adımı asla atmazlar.
Sevgililerine son derece sadıktırlar. Duygusaldırlar. Sır saklamakta ustadırlar. Kafalarına bir şeyi koyduklarında onları kimse durduramaz.
En korktukları şey canlarının yakılmasıdır. Dışarıdan güçlü ve özgür olarak görünürler. İçten içe sevdikleri kişiyi aramakla meşguldürler.
Ne olursa olsun sakinliklerini korurlar.
C Tipi Kişilik
İleriyi fazla düşünmezler ve onları üzmek zordur.
Kontrol ellerinde olmadığında rahatsız olurlar. Sürprizleri sevmezler. Başkalarına hakkında ön yargılar yapmazlar ve diğerlerinin düşüncelerine saygı gösterirler.
Egoları yüzünden bazen kendilerini beğenmiş olarak görünebilirler. Tartışmalarda haklı çıkmak isterler ancak en sonunda özür dilemeyi ihmal etmezler.
Sorunları hakkında konuşmayı sevmezler. Bu nedenle aile bireyleri veya sevgililerinin neden üzgün olduklarını tahmin etmesi epey zordur. Arkadaşlıklarında ve ilişkilerinde samimiyete çok önem verirler.
Serçe parmağının uzunluğuna göre karakter analizi yapılıp yapılamayacağı daha önce bilimsel olarak araştırıldı. Bazı araştırmalarda yapılabileceği savunulurken bazılarında bunun mümkün olmadığı öne sürüldü.
KAYNAK: Tecnopat.com
![Magnezyumun-faydaları-nelerdir-2[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/magnezyumun-faydalarc4b1-nelerdir-21.jpg?w=780)
Vücudumuzun işlevlerini yerine getirebilmesi için magnezyuma ihtiyacı vardır. Buna rağmen insanlar günlük ihtiyaçları olan magnezyum konusunda o kadar hassas değiller.
Magnezyum eksikliği halinde vücudumuz bizi uyarıyor ve hastalıklar meydana gelmeye başlıyor.
Magnezyum eksikliği kalp krizi, depresyon ve diyabete de neden olabiliyor.
Profesör ve doktor Rune Eliasson, “Kanınızdaki magnezyum seviyesi düşmeye başladığında, hayatınızı kaybetme riskiniz artıyor demektir” diyor.
Magnezyum eksikliğinin işaretleri
Bilinçsiz yapılan diyetler magnezyum eksikliğine neden olabiliyor.
Magnezyum eksikliğinin ilk belirtileri arasında baş ağrısı, bulantı, kusma, iştahsızlık, kas krampları, migren ve yorgunluk var.
Kronik magnezyum eksikliği halsizliğe, değişken ruh haline, anksiyeteye ve kalp ritminde değişikliklere neden olur.
Magnezyum içerek yiyecekler:
Lahana
Pazı
Buğday tohumu
Brüksel lahanası
Brokoli
Marul
Ispanak
Magnezyum deposu olan diğer yiyecekler:
Avokado
Çiğ kakao/tatlandırılmamış kakao tozu
Kabak
Meyveler
Balık yağı
Kimyon
Maydanoz
Hardal tohumu
Rezene
Kabak çekirdeği, ay çekirdeği, kaju
Ne kadar magnezyuma ihtiyacınız var?
ABD Sağlık Bakanlığı, yaşınıza göre ihtiyacınız olan magnezyum miktarını belirlemiş.
Kadınların günde 310 mg, erkeklerinse 400 mg magnezyum alması gerekiyor.
Profesör Robert Tigerstedt, 20. yüzyılda insanların günlük ortalama 1.250 mg magnezyum aldığını ifade ediyor. Günümüzde ise bu oran 250 miligrama düşmüş. Günde 300-400 mg arası magnezyum almanız öneriliyor.
Magnezyum eksikliğinin suçlularından biri de üreticiler. Günümüzde, beyaz ekmekte %75 daha az magnezyum bulunuyor.
Magnezyum takviyeleri eczanelerden satın alınabiliyor.
Farklı tür takviyeler var. Magnezyum klorür (tadı ekşi olsa da önerilir), magnezyum sitrat (mide ekşimesinden şikayetçiyseniz önerilir) ve magnezyum sülfat (küvette keyif yapmayı sevenlere önerilir) bunlardan bazıları.
Ayrıca kalsiyum ve magnezyum alımını dengede tutmanız gerekiyor. D vitamini, magnezyum alımını engellediğinden aynı anda alınmamalı.
Magnezyum vücuda nasıl yararlı oluyor?
Mineral, 300’den fazla enzim sistemini etkiliyor. Ayrıca kasları ve sinirleri yeniliyor.
Magnezyum son olarak atrium kasılması, yüksek tansiyon, kalp krizi, adet öncesi sendromu, astım, diyabet, kemik erimesi, ayak krampı, hafıza ve böbreklere de iyi geliyor.
Magnezyum eksikliği olan arkadaşlarınızla paylaşmayı ihmal etmeyin.
Kaynak: newsletter
![19756560_1974182952801763_50316431174726159_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/19756560_1974182952801763_50316431174726159_n1.jpg?w=780)
Gandhi’nin hayatla ilgili sorulara verdiği cevaplar…
1) En güzel gün?
Bugün
2) En kolay şey?
Yanılmak
3) En büyük engel?
Korku
4) En büyük yanlış?
Vazgeçmek
5) Bütün kötülüklerin temeli?
Bencillik
6) En güzel oyalanmak şekli?
Çalışmak
7) En büyük çöküş?
Ümitsizlik
8) En iyi eğitmenler?
Çocuklar
9)Temel olan şey?
İletişim
10)Seni en çok mutlu eden şey?
Başkalarına faydalı olmak
11) En büyük gizem?
Ölüm
12) En büyük kusur?
Huysuzluk
13) En tehlikeli kişi?
Yalancı
14) En zararlı duygu?
Kıskançlık
15) En güzel hediye?
Bağışlama
16) En kısa yol?
Düz (doğru) yol
17) En güçlü duygu?
İç huzur
18) En iyi koruyucu?
Iyimserlik
19) En büyük güç?
İman
20) En gerekli kişiler?
Ebeveyn
21) Hayattaki en güzel şey?
Sevmek
22) En büyük en güzel sığınak?
Yaradan…ॐ
~ Mahatma Gandi
![11044[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/110441.png?w=780)
1 SENELİK KADERİMİZİN YAZILDIĞI GÜN!
Bugün yani 7 Temmuz günleri oldukça önem ve özel bir gün. Çünkü bilgiye göre bugün tüm canlıların bir senelik kaderlerinin yazılacağı zamandır. Bunun nedeni ise 14 Derece yengeç burcunda Güneş ve Sirius yıldızının yan yana gelecek olmasıdır. Her sene güneş ve Sirius yıldızının yanyana gelmesi “Kaderin Yazıldığı” gün olarak bilinir.
Sirius yıldızı bir çok medeniyette, ezoterik ve ökült bilgiler içinde en önemli yıldızlardan biridir. Kuran-ı Kerim’de adı Necm Suresinde Şi’ra yıldızı olarak geçer. Üzerine bir çok mitolojik hikayenin yazılmasının yanı sıra, eski mısır medeniyetinin en çok değer verdiği, özellikle gözlemleyip takip ettikleri yıldızdır.
Sirius yıldızının ilk gözlenmesi ortalama 2000 yıl önce eski Roma İmparatorluğu dönemine denk gelir. Sirius’un ilk gözlemlendiği dönem aşırı sıcakların olmasından kaynaklı “Köpek Günleri” adlandırılırlar ve bu günümüze kadar gelmiştir. “Köpek terleten sıcakları “ deyimiyle veya Amerikalıların “Dog Day Afternoon” deyimi yine buradan gelmektedir. Yine Romalılar bu dönemde buğdayları hasta olmasın, ekinlerin bereketi artsın diye “Köpek” Kurban ederlerdir. Sirius yıldızı aşırı sıcaklar ve yangınlarla ve Mısır Medeniyeti etkisi ile de Sel ve su taşkınlarına işaret etmektedir.
Yine Çinlilerin köpekleri katlettikleri festival yine bu yıldız ile ilişkilidir. Zira Çinliler bu yıldızdan nefret ederler. Peki öncelikle bu “Köpek” adlandırılması nereden gelmektedir?. Gökyüzünde Yengeç burcu Canis Major (Büyük Köpek ) Takım yıldızı ve Canis Minor (Küçük Köpek) takım yıldızlarından oluşur ve semboliğinde ki bu “Köpek” ismi takım yıldızlarının isimlerinden gelmektedir.
Sirius yıldızı 14 Derece Yengeç burcunda yer almaktadır ve Güneş’in her sene 14 Derece yengeç burcuna gelip en sıcak günleri (Soltis) başlatması ile birlikte aslında yaz tam anlamıyla başlamış olur.
Sirius sadece Kuran-ı Kerimde adı geçen bir yıldız olmasından dolayı kutsal değil, Eski Mısır medeniyetinin Keops-Kefren-Mikerinos piramitlerini bile bu yıldızı gözlemleyebilecek şekilde inşa edilmesinden dolayı da ayrıca kutsal bir yıldızdır. Tabii bunun yanı sıra Mısır’da ki bir çok piramidin içinde bu yıldızın sembolüne rastlanır sıkça. 5 Köşeli yıldız ve yarım daire iç içe. Eski Mısır’da bu yıldızın önemi aslında her sene Güneş/ Sirius’un yan yana gelmesi ile birlikte Nil Nehri’nin taştığını fark etmişlerdir. Veya Sirius yıldızının puslu gözlemlendiği senelerde ise veba gibi salgın hastalıklarının ortaya çıktına şahit olmuşlar. Hatta Mısırlılar takvimlerinin Sirius’un doğuşuna göre düzenlemişlerdir.
Eski Yunanlılar, Sirius’un bu kaybolduğu dönemden sonra tekrar gökyüzünde belirmesinin sıcak ve kurak yazı haber verdiğine inanırlar ve ayrıca bunun canlılar üzerinde bitkileri solduran, erkekleri güçsüzleştiren, kadınları tahrik eden birtakım etkileri olduğunu sanarak kaygılanırlardı.
Sirius parlaklık bakımından da gökyüzünün en parlak yıldızıdır.
Sirius’un Hint mitolojisinde ki hikayesine baktığımızda ise “Cennetin Kapısı” ve bu kapıya ulaşmaya çalışan farklı yeteneklere sahip 4 kardeş karşımıza çıkar. Bu 4 kardeşten sadece yanında evcil köpeğini taşıyan Cennetin Kapısına ulaşabilmiştir.
Bugün Güneş ve Sirius’un birlikteliği ile hepimiz için yeni bir senelik kaderler yazılacak. Bugünü; dua ile meditasyon ile, sadaka vererek, iyilik yaparak geçirin. Umarım hepinizin kaderinin parladığı güzel bir dönem geçirirsiniz.
Dinçer Güner
![strauss-spring-1457994_640[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/strauss-spring-1457994_6401.jpg?w=780)
Aşağıdaki olumlamalar çalışan bir bireyin gün içerisinde mümkün olduğunca aynı saatlerde yapmasına yönelik olumlamaları içermektedir. Kendinizi daha mutlu ve başarılı, dünyayı daha yaşanılası bir yer yapmak için siz de bize katılın. Hepberaber hem kendimizi hem de dünyayı olumlayalım.
Sabah Kalktığınızda
Bana hediye edilmiş muhteşem bir güne merhaba diyorum. Her günümü tam anlamıyla yaşıyorum. Kendi yolumu kendim açıyorum ve ne kadar mükemmel oldugumu keşfediyorum.
Kendimi seviyor ve begeniyorum…Gecmişimi bırakıyorum ve huzur içindeyim. Güvendeyim, özgürüm.
Ben benim, Güvendeyim. Yaşamım sade ve mükemmel akıyor. Bolluk, bereket, Şifa ve neşe içinde yaşıyorum… Hak edişlerimi rızkımı sevgi ile kabul ediyorum… Kendimi seviyorum..
Tüm canlıları seviyorum….
Saat 10.00 : İş Zamanında
Harika bir iş yaratıyorum. Elimi attıgım her işte başarılıyım. Çalışarak üretmekten gurur duyuyorum. Herşeyin en iyisini hak ediyorum ve her şeyin en iyisini kabul ediyorum. İşim ile kendimi ifade ediyorum. İşimi sevgi ile kucaklıyorum. Gelirim sürekli artıyor… Kendimi her geçen saniye geliştiriyorum
Saat 12.00 : ( DÜNYA BARIŞI)
Dünyanın iyileşmesi şimdi şu ANDAN itibaren başlıyor… Dünyamı seviyorum. Hayatla uyum içerisindeyim. Herkes ile birlikte güzel bir DÜNYA yaratıyorum…
Sürekli sevgi veriyorum ve alıyorum…
Saat 14.00 : (Bagımlılıklar: Sigara, İçki, vs.)
Artık ne denli olağanüstü biri oldugumu biliyorum. Kendimi sevmeyi ve bundan tat almayı ogrendim… Ne kadar harika oldugumu biliyorum…
Saat 16.00 : (Dilek)
Ben sevgide güvende ve dengedeyim. Evren beni destekliyor. Ihtıyacım olan her şey bana sevgiyle ihtiyacım oldugu anda sunuluyor. Ve BEN sevgiyle şükrederek kabul ediyorum….
Teşekkür ederim…
Saat 18.00 : (Enerji depolama ve yollama)
Bu gün ve her gün kendimi sevgiyle besliyorum. Tüm sevgimi ihtiyacı olan herkesle paylaşıyorum. Ben sevgiyim ve karşılaştıgım her bir kişiye baglı oldugumu biliyorum. Sevginin gücünü hep birlikte paylaşıyoruz. Teşekkür ederim…
Saat 20.00 : (Bolluk – Bereket)
Ben ******* sonsuz bolluk ve bereketiyle doluyum. Sonsuz bolluk ve bereketimi tüm çevreme
Ve ihtiyacı olanlara kolaylıkla yayıyorum…Her şey için şükrediyorum ve Teşekkür ediyorum..
Saat 22.00 :
Kendi gücüme sahip çıkıyor ve kendi gerçegimi sevgi ile yaratıyorum. Ben tam, bütün, saglıklı bir bireyim.. Kendimi oldugum gibi seviyor, onaylıyor ve affediyorum.. Yaşadıgım tüm güzellikler için şükrediyor ve teşekkür ediyorum…
Saat 24.00:
Ne kadar harika oldugumu keşfediyorum. Hayatın sürekli değişen kalıpları ile uyum içindeyim. Saglıgımdan keyif alıyorum. Kendimi olgugum gibi seviyor, onaylıyor ve affediyorum.. Yaşadıgım tüm güzellikler için şükrediyor ve teşekkür ediyorum…
Yaşlılar için :
Yaşlılık yıllarımı seviyorum… Teşekkür ederim…
Hayat arkadaşı arayanlar için : Her gün saat 11.00 :
Sevgi dolu ve harika bir ilişkiye açıgım ve onu kabul ediyorum… Teşekkür ederim
Not:Mümkün oldugunca aynı saatte aynı cümleleri tekrarlayalım.. Ben cümlelerle birlikte dua da ediyorum.. Yeterki soylediginiz her söz icten ve dogal olsun…Günlük tutun, izlenimlerinizi,deneyimlerinizi Nasıl yaptığınızı buradan paylaşın…
Kaynak: Spritüeller
![0000000572473-1[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2017/07/0000000572473-11.jpg?w=780)
1) Atlıkarıncada Bir Tur Daha – Tiziano Terzani (Merkez Kitaplar)
Spiritüel alemin en iyi kitabı, aslında çoğunun adını ilk defa duyacakları için biraz da sürpriz bir kitap. Yazarı “Bu kitap nasılsa ulaşması gerekenlere ulaşacaktır” diyerek kitabın reklamının yapılmasını reddetmiş ve gerçekten de fısıltı gazetesiyle kitap, hiç reklam çok satanlar listesinde 1 numaraya oturmuş. Ülkemizde nerdeyse hiç bilinmeyen “Atlıkarıncada Bir Tur Daha” muhteşem bir bilgelik kitabı, ama aynı zamanda doğu öğretilerinin ve tıbbının, kapitalizm ve küreselleşmenin elinde ne hale dönüştüğünü gösteren ve spiritüel konuları meslek edinmişlere gayet oturaklı eleştiriler de yönelten bir eser. Kitap, spiritüelliğin en zorlandığı alan olan ruhu akılla birleştirmek konusunu da başarıyla gerçekleştirmiş bir insanın öz-yaşam öyküsü.
Hikaye, Terzani’nin kansere yakalandığını öğrenmesi ile başlıyor ve onun kanserine çare ararken yaptığı yolcuğu anlatıyor. Öyle bir yolculuk ki bu, Amerika’dan Tibet’e, Tayland’dan Himalayalar, Hindistan’dan Hong Kong’a kadar uzanıyor. Kah New York’te ultra modern bir hastanede oluyoruz onunla, kah Hindistan’da sefil bir köyde veya Tibet’te bir tapınakta… Reiki, yoga, ayurveda, homeopati, zihnin gücü, doktorlar, şifacılar, ermişler, şarlatanlar, umut tacirleri, bilgeler … Geleneksel tıbbın nabzında ve klasik tıbbın büyütecinde bir “insan”ın gerçek yolcuğunu okuyoruz 680 sayfalık bu kitapta.
2) The Secret – Rhonda Bryne (Mia-OWO Yayınları)
Bir tarafta bu kitabı “hayatımı değiştirdi” deyip başının üzerinde gezdirenler, diğer tarafta yerin dibine batırıp, “enayi avcısı” diye dalga geçenler… Siz her iki tarafa da aldırmayın ve önyargılardan arınmış şekilde okuyun “The Secret”ı. Binlerce yıldır çeşitli kaynaklarda yer alan bilgileri derleyip, sadeleştirerek ve örneklendirerek anlatan ve başarısını da bu sadeliğine borçlu “hayat değiştirebilecek” bir eser. İçinde “yeni” bir bilgi barındırmıyor, fakat mevcutları öyle güzel sunuyor ki bugüne kadar “aynı” bilgileri defalarca okuduğu halde hayatında uygulayamayanlar için bir nev’i eylem kitabı niteliğine bürünüyor. Diğer yandan eleştirilebilecek yanları da mevcut elbette, ama siz kopan fırtınalara aldırmadan kitabın özünü almaya ve “çekim yasası”nı işleyişini kavramaya bakın.
3) Martı – Richard Bach (Epsilon Yayınevi)
Richard Bach’ın birçok kitabı bu listede rahatlıkla yer alabilir. Fakat tabii ki içlerinden birini seçelim dersek, en önce “Martı” gelir. Günlerini teknelerden kendilerine atılacak yiyecek artıklarını bekleyerek harcayan binlerce martının arasından birisi, Jonathan Livingstone’nun kendini buluş hikayesi bu. “Ben aslında kimim?” sorusuyla başlayıp, en yakınlarının engelleme çabalarına rağmen vazgeçmeyen ve sonunda kendisinin, kendisine öğretilenden çok daha fazlası olduğunu öğrenen ve öğreten bir martının enfes hikayesi. Bir martının karakterinde, insanın kendini keşfetmesinin de hikayesi. (Halen hayatımdaki birçok adımda, özellikle de engellenmeye çalıştığım noktalarda Jonathan’ın nasıl davrandığı aklımdadır…) Bir defa okumak yetmez, defalarca okunmalı.
4) Işığın Savaşçısının El Kitabı – Paulo Coelho (Can Yayınları)
Ben sevmem öyle “ışık işçisi, ışık savaşçısı, ışık böcüğü…” gibi sıfatları amma velakin yine bir diğer enfes spiritüel romanın, “Simyacı”nın yazarı Paulo Coelho’nun bu kitabında “Işık Savaşçısı” kavramı bambaşka. O, esasında “Kamil İnsan” olarak nitelendirebileceğimiz insanın el kitabını yazmış ve hiç de öyle “elele toplaşıp, barış şarkıları söyleyip, nameste çekip, dünyayı ışığımızla kurtaralım” diyen uçmuş tipler gelmesin “Işık Savaşçısı” denilince aklınıza. Gerçekten “yaşayan insan”ın rehberi bu ki, hayatta mutluluklar olduğu kadar, kan ve gözyaşının da olduğunu kabul eden, ayakları dünya üzerine sağlam basan ve yüreğini, aklı ve ruhuyla bir etmiş insanların rehberi bu. Eğer mesajlarını tüm varlığıyla hissedebilirseniz, hayatınızı birebir etkileyecek bir kitap, ama diğer türlü “ay ne güzel bilgiler var, hemen arkadaşlarımı ileteyim” deyip harcarsınız, sonra da evinize gelen arkadaşlarınıza kitaplığınızı gösterdiğinizde “ay ne güzel kitaptır o” deyip, varlığını unutursunuz. Seçim sizin…
5) Yuvaya Yolculuk – Kryon (Akaşa Yayınları)
Kryon tıpkı Ramtha örneğinde olduğu gibi, bir medyum aracılığı ile (Lee Carroll adı) bilgi aktaran bir varlık. 1989’dan beri dünyanın çeşitli bölgelerinde celseler halinde bilgiler aktarıyor. Yalnız güzel niyetlerle başlayan faaliyetlerin içine zamanla para, pazarlama, iktidar ilişkileri gibi faktörler girince olanlar, Kryon’un da gözümdeki güvenilirliğini azaltmış etkenler. Ama ne olursa olsun, tüm celseleri, bilgileri vs. bir yana; bu roman bir yana. Esasında Kryon öğretisinin özü de bu romanda ve hiç de öyle burun kıvrılacak bir öğreti değil bu.
Kitap, Michael Thomas adlı bir adamın hikayesini anlatıyor. Amcam birçoğumuz gibi hayatından mutsuz ve artık ölmeyi isteme noktasına gelmiş. Derken hayat ona bir “hediye” sunuyor ve evine giren bir hırsız, Michael’ı bir güzel dövüp hastanelik ediyor ve işte o noktada Michael’ın içsel yolculuğu başlıyor. Sonrasında ise hayatınızda size yardımcı olacak birçok harika benzetmeler ve örneklerle dolu enfes bir öykü. Kryon’un başka kitaplarını okumaya niyetiniz olmasa bile, bunu mutlaka ama mutlaka okuyun.
6) Tanrı ile Sohbet Serisi, Neale Donald Walsch (Ötesi Yayınları)
Hayatımda çok sıkıntıda olduğum bir dönemde rastlamıştım bu kitaba. Ev arkadaşlarımın evi aniden terk edip beni yüksek bir kirayla baş başa bırakmışlardı ve ödenmemiş bir sürü fatura bekliyordu. Yine üzerine binen sıkıntılar da vardı ve ben ne yapacağımı bilmez halde geziniyordum. Derken bu kitabı gördüm ve öyle de umarsamaz bir ifadeyle açtım. Karşımda şuna benzer bir soru vardı: “Tanrım, evde ödenecek o kadar fatura ve bir de kira beni beklerken, sen hala nasıl kendi gücünü keşfet diyebiliyorsun?”. Soruyu görünce kalakalmıştım ve daha sonradan defalarca deneyimleyip öğreneceğim üzere bu kitabın, aklınızdaki sorulara yanıt verebilme gibi bir ilginç özelliği vardı. Evet, çok ilginç ama mesela cidden yanıtını istediğiniz bir soru aklınızdan geçirin ve rastgele bir sayfayı açın, bakın bakalım ne göreceksiniz. Hatta bir gün bir arkadaşım bana “Hasan, ya biz bunları uyduruyorsak, ya bu kitabı açıp yanıtları almamız bir tesadüfse” dedi ve ben de rastgele bir sayfayı açtım, aynen şunlar yazıyordu: “Tüm bunları, bu yaşadıklarınızı kendinizin uydurması sanıyorsanız, beni aşağı çekersiniz”.
Daha ne diyebilirim ki, biz o gün ağlamaktan bir hal olmuştuk. Tabii yanlış anlaşılmasın büyülü bir kitap değil bu. İşin sırrı, kitabın içinde geçen “siz bir soruyu sorunun yanıtını gerçekten isteyin, size yanıtı mutlaka bir filmle ya da bir şarkıyla ya da bir kitapla… mutlaka gelecektir” cümlesinde yatıyor. Yazarın, kendi yüksekbenliğiyle (ya da içsel ses, ya da Tanrı artık ne ad verirseniz) sohbetleri diye nitelendirebileceğimiz bu kitap da o kadar geniş kapsamlı ki içinde sorularınıza mutlaka bir yanıt bulabilirsiniz.
7) Dokuz Kehanet ve Onuncu Kehanet (Altın Kitaplar)
Yakın zaman içinde filmini de izlediğimiz “Dokuz Kehanet” ve devamı “Onuncu Kehanet”, ben de dahil olmak üzere birçokları için spiritüel bilgilerle tanışma kitabı olmuştur. Mayalardan kalan gizemli bilgilerin peşinde koşan kahramanımızın yolculuğu, kitaba sanki ilk başlarda bir “İndiana Jones”muş muamelesi yaptırsa da, okumaya başlayıp bilgilerle karşılaştığınızda kendinize ve hayata yeni bakış açıları kazandıran bir başyapıtla karşı karşıya olduğunu hissedersiniz. Zaten bunu hisseden çok kişi olduğu için de kitap, hemen herkesin “en iyi 10″unun içinde ve filmi çevriliyor. Devamı olan “Onuncu Kehanet” ise ilk kitaptan da iyi. Okurken içerdiği bilgilerin enerjisinden başım dönmüştü diyeyim siz anlayın. Hele ilk kitapta aşkı anlatan bir bölüm vardır ki: “…Şu anda onunla birlikte olmanız mümkün değil, çünkü hazır değilsiniz. Sen bir yarım elmasın, o da bir yarım elma ve iki yarım elma bir araya geldiğinde bir elma olduklarını düşünürler ilk başlarda. Ama bu yanıltıcıdır, bir süre sonra uyuşmazlıklar başlar ve ilişki biter. Ama kendi içinde bütünlenip tam elma olduğunuzda, iki tam elmanın ilişkisini yaşarsınız, o zaman bu çok uzun sürecektir…” Okumadıysanız mutlaka okuyun.
8) M. S. 2150 – Thea Alexander (Akaşa Yayınları)
1976 yılında yazılmış ama güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecek bir başyapıt. Bir gece yatağa girdikten sonra gözlerini 2150 yılında açan bir adamın öyküsü, makro ve mikro-felsefelerin anlatımı ve özellikle de tamamen spiritüel yaşayan bir toplumun nasıl olabileceğini resmetmesi açısından harika bir eser. Hani böyle kitaplarda altını çizerek okursunuz ya, ben bu kitabı okurken altını çize çize kitabı yırtmıştım neredeyse. Ayrıca “Eşruhlar” kavramını anlatımı, okuyanlara “ah ben de istiyorum bundan” dedirtmiş ve hatta karşılarına çıkıp aşık oldukları herkesi “eşruh”ları zannedip bir “eşruh” enflasyonu oluşmasına katkıda bulunmuştur. Benim ilk okumamdan beri bir 10 sene geçtiği ve halen kitabın birçok yerini satır satır hatırladığım düşünülürse, ne kadar etkileyici bir eser olduğunu tekrarlamam yanlış olmaz herhalde.
9) Siddhartha – Herman Hesse (Afa Yayıncılık)
“En İyi” listemizdeki kitapların, kitapçıların spiritüel kitaplar raflarında bulamayacağınız bir tanesi de dünyaca ünlü edebiyat klasiklerinden “Siddhartha”. Ünlü Alman Yyazar Herman Hesse’nin birçok romanını rahatlıkla spiritüel kitaplar kategorisinde değerlendirebiliriz, ama içlerinden “Siddhartha”, diğerlerinden bir adım önce çıkıyor.
Buddha’nın aydınlanmadan önceki kimliği Prens Siddhartha Gotoma’nın, aydınlanma yolunda yaşadıkları, Hesse’nin kendi anlatımı ve eklemeleriyle harika bir hikayeye dönüşmüş. Öyle Sanskritçe kelimelerle dolu kutsal bir metin sanmayın bu kitabı, son derece yalın, içten ve anlaşılır, senin benim gibi bir adamın hikayesi bu.
10) Dingin Savaşçı – Dan Millman (Ötesi Yayınları)
Tanıdığım için rahatlıkla söyleyebilirim ki son derece sıcakkanlı, ilgili ve alçakgönüllü bir insan, Dan Millman. Roman da esasında kendi içsel yolculuğunun öyküsü. Yazar, Socrates adını verdiği bilge bir savaşçının rehberliği ve Joy (Haz) adındaki gizem ve coşku dolu doğasını ismine yansıtmış bir kadının dayanılmaz çekiciliğinin etkisiyle, yaşamı yeniden öğrenişini anlatıyor romanında. O öğrenirken de siz de onun öğrenme sürecine eşlik ediyor ve kendinize çok şeyler katıyorsunuz. Özellikle günlük yaşam içine karşılaştığınız durumlara, spiritüel bakış açısıyla nasıl bakılabileceğinin örneklerini görmüştüm ben kitabı okurken. Filmi de çevrildi ve ABD’de geçtiğimiz günlerde yoğun talep üzerine ikinci kez gösterime girdi.
DERKİ: Hasan ‘Sonsuz’ Çeliktaş