Günlük sakızı (Buhur)’un mucizevi faydaları?

28871829_228817047688425_8070687309890821110_n[1]

 

Dr.Aidin hanımın tavsiyesi Günlük sakızı!
Günlük sakızı (Buhur)’un faydalarını duymuş muydunuz?
Akgünlük ağacının reçinesinden elde edilen bir sakız günlük sakızı. Kadim geleneklerde de, kadim tıpta da önemi çok büyük. Koruyucu hekimlikte de çok kullanılmış, hastalıkların direkt tedavisinde de. Faydaları da saymakla bitmez denecek cinsten. Gün içerisinde günlük sakızı çiğnemeyi adet edinmek, pek çok hastalığı önlemeye ve tedavi etmeye yardımcı olabilir. Dr. Aidin Salih, günlük sakızı hakkında şunları söylüyor:
Günlük sakızı fizyolojik açıdan çok etkilidir. En çok akciğer, beyin ve karaciğer hastalıklarında kullanılır. Akciğerde, beyinde oluşan tümör veya kanserlerde günlük sakızını mutlaka öneriyoruz.
Günlük sakızı çiğnenerek, toz halinde yutularak veya yağı ile masaj uygulanarak kullanılır. Çocuklar günlük sakızını bal ile çiğneyebilirler. Günlük sakızı acı bir drog olmasına rağmen emziren annelerin de kullanabileceği bir drogtur.”

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gazetenin geri dönüştürülmüş hammaddesi içinde bulunan tohumlar, yeşerip çeşitli bitkilere dönüşmekte.

28166604_10155585772364541_393301559834041595_n[1]

Japonya’nın en çok okunan gazetelerinden biri olan Mainichi Shimbunska, %100 sürdürülebilir bir gazete tasarımıyla dikkat çekiyor.

Bu gazeteyi okuduktan sonra toprağa gömdüğünüzde, kendi ana maddesi olan bitkiler yetişiyor.

”Çevreci Gazete” diye adlandırılan Mainichi Shimbunsha, toprakla buluştuğunda gazetenin geri dönüştürülmüş hammaddesi içinde bulunan tohumlar, yeşerip çeşitli bitkilere dönüşmekte.

Gazetenin mürekkebi ise sebze kaynaklı ve bitkiler için gübre görevi görüyor…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hemen herkesin yaşadığı bu 10 hastalığa karşı 10 doğal çözüm yöntemi

fft99_mf8218159[1]

 

Hemen herkesin yaşadığı bu 10 hastalığa karşı 10 doğal çözüm yöntemi
Halk arasında faydası tartışılmaz doğal sağlık yöntemlerini sizin için derledik. Hepsi basit malzemeler ile kolayca yapabileceğiniz, her rahatsızlığa deva çok etkili yöntemler bunlar…Mide bulantısı, öksürük, girip, nezle… Astım, nefes darlığı, burun tıkanıklığı… Hepsi için tamamen doğal ve etkili tariflerimiz var.

1. Bağışıklık Sistemini Güçlendirmek İçin : Bal ve zencefil : Her evde zencefilin bulunması gerekmektedir.
Çünkü kış aylarında mutfağın başköşesinde duran balın içerisine koyulmadan tüketilmez.Zencefil ve bal karıştırıldığında ortaya çıkan formülü tükettiğiniz taktirde hasta olmaktan son anda kurtulabilirsiniz.Bal bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Balı tarçın ya da karabiber ile de tüketebilirsiniz. Hepsi en doğal yöntemlerden biridir.

 

2. En İnatçı Öksürüğü Bile Kesmek İçin :
Siyah turp ve bal : Evde hazırlayabileceğiniz kolay yöntemlerden biridir. Özellikle öksürüğe karşı oldukça etkilidir. Hazırlanış: Siyah turpun ucunu ve kök kısmını minik kesin. Turpun içini bal ile doldurun. Bir bardak ya da turpun yüksekte durması için dar ağızlı bir kaseye koyarak turpun balın içinden süzülmesini sağlayın.Turpun sulanması sonucu ortaya çıkan suyla birlikte bardağa süzülen balı “şifa olsun” diye içebilirsiniz.

 

3)Vücudu Mikroplardan Arındırmak İçin :
Ballı, biraz da limonlu su : Sabah uyandıktan sonra yada gün içinde hafif tok hafif aç olduğunuz zamanda bir bardak suyun içerisine ekleyeceğiniz bal ve limon sayesinde vücudunuzdaki mikroplardan kurtulabilirsiniz. Mikroplardan arındırmakla kalmayıp bütün enerjinizi yerine getirir .

 

4)Soğuk Algınlığı İçin :
Tahin – pekmez : Soğuk algınlığına karşı korunmak istiyorsanız keçiboynuzu pekmezi tüketebilirsiniz. Harnup pekmezinin tek başına yenilmesi zor olabilir. Bu yüzden tahin ile karıştırarak tüketebilirsiniz.

 

5)Öksürük ve Nefes Darlığı İçin :
Ayva yaprağı çayı : Özellikle kış aylarında meydana gelen öksürüğü ortadan kaldıran çaylardan biridir. Nasıl yapılır: Tüketilecek kadar su kaynatılır. Kaynadıktan sonra içine ayva yaprakları ekleyin ve demlenmesi için bekleyin. Demlendikten sonra kaynatmaya devam edin ve 15 dakika daha demlenmesini sağlayın. Çay biraz ılıdıktan sonra içine bal eklenir ve içilir.

 

6)Bağışıklığı Güçlendirmek İçin :
Nane – limon : Hastalığa yakalanmak istemiyorsanız ve bünyenizi güçlendirmek istiyorsanız nane-limon tüketmelisiniz.

 

7)En İnatçı Öksürüğü Şıp Diye Kesmek İçin :
Kuru incir ve süt karışımı : Soğukların getirmiş olduğu öksürük gibi hastalıklar artık oldukça sık görülmektedir. Unutmayın ki her hastalığın doğal bir çözüm yolu vardır. Bu doğal yöntemlerden biri de kuru incir ve süt ile hazırlanan,neredeyse tatlı niyetine yenip içilebilecek bu karışımdır.Hazırlanış: Bir bardak süte 2-3 tane kuru incir ekleyin. Daha sonra sütü kaynatın ve içine kuru incir atın. Ocağın altını kısın ve 5 dakikayı geçmeyecek şekilde bekleyin,ardından ateşten alın. İsterseniz içine ceviz,fındık,badem gibi kuruyemişler ekleyebilirsiniz.

 

8)Grip ve Nezleden Kurtulmak İçin :
Tavuk suyu çorbası : Kokusuyla bile içinizi rahatlatan çorbalardan biridir. Üzerine bir de limon sıkılınca şifanızı içmiş olacaksınız. Ama bu konuda bir uyarı yapmamız şart. Eğer köy tavuğu bulamıyorsanız, bu çorbaları hiç yapmayın. Bunun yerine gidin bir kelle-paça çorbası için. Beyran çorbası için. Artık asıl şifa bu çorbalarda.

 

9)Vücudunuza Can Katmak İçin :
Mesir macunu : Kökeni yüzlerce yıl öncesine dayanan ve 41 çeşit bitkinin şifasını içeren macun türüdür. Günlük hayatta herkesin başına gelen nezle,grip,soğuk algınlıklarının birebir şifası denilebilir.

 

10)Kan Şekerini Dengelemek İçin :
Mısır püskülü çayı : Mısır sapı ve püskülleri çayını tükettiğinizde kan şekerinizi ve bağışıklık sistemini dengeleyecektir. Yaparken bazı kriterlere uymalısınız; Püskülleri suyun içine atıp kaynatmamalısınız.Bu çayı doğru bir şekilde yapmak istiyorsanız kaynatılmış suyun içine sonradan mısır püsküllerini ekleyip 15 dakika demlenmesini bekleyin.

Kaynak: hamarat abla

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Duygusal Zekâsı Yüksek Ve Hisleri Kuvvetli İnsanlarda Görülen 11 Özellik Ve Belirti

empat-ozellikleri[1]

 

Empati yetisi kuvvetli sezgisel insanlar diğer insanlar tarafından “fazla duygusal” olarak tanımlanırlar. Sık sık duygularını abarttıkları söylenir. Bu söylediklerim size çok tanıdık geliyorsa, sizin de bir empatik olmanız söz konusu olabilir! İşte empati yetisi yüksek olanlarda bulunan özellikler;
1. Çok hassastırlar.

 

Empatik biriyseniz etrafınızdaki duygu değişimlerini hemen yakalayabilmeniz çok olasıdır. Bunun sebebi güçlü bir empati yeteneğine sahip olmanızdır. Empatik bir kişi etrafındaki kişilerin duygularına dokunabilir ve onları kolayca tanıyabilir. Bu yüzden insanlarla derin duygusal bağlar kurabilirler.
2. Kendilerine yalan söylenildiğini hemen anlarlar.

Empatikler bakışlarınızdan bile yalan söyleyip söylemediğinizi anlayabilirler. Kimse kendisine yalan söylenilmesinden hoşlanmaz. Fakat empati yetisi yüksek bir birey için bu daha da fazlasıdır. Çünkü daha yalan ortaya çıkmadan karşısındakinin kendisini kandırmasına şahit olurlar.
3. Üzücü durumlar onları diğer insanlardan daha çok etkiler.

Bir empatiğin üzücü bir durum karşısında sakin kalması çok zordur. Onlar etraflarındaki her türlü negatif duygudan derin bir şekilde etkilenirler. Negatif duygulardan bulaşıcı bir hastalık gibi kaçarlar. Çünkü empatikler birinin yaşadığı üzücü bir olayı duyduklarında kendileri yaşamışçasına üzülebilirler. Bunu sık sık tecrübe ettikleri için kendilerini sinirsel olarak yorgun hissedebilirler.
4. Kalabalıklardan çok hoşlanmazlar.

Empati yetisi güçlü olan bireyler her bir kişilik tipini bünyelerinde bulundururlar. Onlar hem içine kapanık, hem de dışa dönük olabilirler. Sadece dışa dönük olan empatikler bile kalabalığın arasında boğuluyormuş gibi hissedebilirler. Çevresindeki insanların enerjilerini ve ne hissettiklerini kolayca anlayabilmeleri yorulmalarına neden olur. Bu yüzden kalabalık ortamlarda eğlenmeyi sevseler de, kapana kısılmış gibi hissetmeleri olasıdır.
5. Mutluluğu başkalarını iyileştirmekte bulurlar.

Empati yetisi yüksek kişiler, sahip oldukları bu özellikler ne kadar etkileyici olsa da, dezavantajlarının da farkındadırlar. Yeteneklerinin getirdiği olumsuz etkilerden sıyrılmanın yolunu başkalarına yardım ederek bulurlar.
6. Uyarıcılara ve ilaçlara diğer insanlardan daha farklı tepkiler verirler.

Çay ve kahve gibi kafein içeren içecekler bile bu insanlarda kaygı bozukluğu ve stres yaratabilir. Yaşadıkları bu rahatsız edici tecrübelerden dolayı ilaç almaktan da kaçınırlar.

7. Başka biriymiş gibi davranmazlar.

Eğer gerçek bir dost, ilişki istiyorsanız, empati yetisi güçlü kişiler beklentilerinizi boşa çıkarmayacaklardır. Kendilerini oldukları gibi kabul ederler. Bu onların hayata karşı olan güçlü duruşunu destekler.

8. Tavsiyeleri hazine değerindedir.
Empatikler karşısındaki insanın derdini dinler, söylediklerini dikkatlice anlamaya çalışırlar. Gerçek bir dinleyiciye rastlamak zordur. Fakat empati yetisi güçlü olan kişiler dinledikleri insanların hissettiği duyguları hissetmeye başladıkları andan sonra verdikleri tavsiyeler hayat kurtarıcıdır. Çünkü sizi kimse bir empatik kadar iyi anlayamaz!
9. Erken yaşta yıpranmaya müsaittirler.

Kendi sorunlarının yanında başkalarının derdini de omuzlarında hissedebilen empatikler, duygusal olarak yıpranırlar. İnsanın ruhunun yıpranmaya başlaması vücuduna da yansır. Bu yetenekleriyle başa çıkabilen empatikler, gereksiz düşüncelere kendilerini kaptırmayan şanslılardır. Ama beyninizi eğitebilir ve gereksiz düşüncelere son verebilirsiniz.

10. Seslere karşı çok duyarlıdırlar.
Küçük bir tıkırtı, kimsenin duyamayacağı bir kedi miyavlaması ya da çok gürültülü sesler… Empatikler her türlü sese karşı diğer insanlardan daha çok duyarlıdırlar. Hatta gözleri de keskindir ve güneş ışığına karşı duyarlılıkları fazla olabilir.
11. Özgürlüklerine çok düşkündürler.

 

Empati yetisi yüksek kişiler günlük rutinlerden, kurallardan nefret ederler. Hayatlarının tek düze olması en büyük kabuslarıdır. Özgürlüklerinin elinden alınmaması için her türlü mücadeleyi verebilirler. Sadece yapmak istedikleri şeyleri yaparlar. Bağımsız ruhları kendilerine olan güvenlerinin de yüksek olmasını sağlar.

http://filoji.com/duygusal-zekasi-yuksek-ve-hisleri-kuvvetli-insanlarda-gorulen-11-ozellik-ve-belirti/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 5 Comments »

Bir Sembol Seçin ve Çaresizlikten Daralan Ruhunuzun İhtiyaç Duyduğu Sözlere Erişin

sembolleerrr-[1]

 

Bazen, kendinizi zihinsel, bedensel ve duygusal açıdan bunalmış ve bitkin hissedebilirsiniz. Bunun nedeni ise, aslında size rehberlik edecek bir işarete ihtiyaç duymanızdır.
Doğru kaynaktan gelen bilge sözler, tüm bakış açınızı değiştirebilir ve karanlığın içindeki ışığı fark etmenizi sağlayabilir.

Peki, şimdi ruhunuzun ne duymaya ihtiyacı var?
Aşağıda yer alan resimdeki 3 farklı sembolden size hitap edeni seçin. Sizde farkındalık yaratacak o mesaj okur okumaz aklınızda parlamayabilir. Önemli olan, mesajınızı okuduktan sonra, bir süre ruhunuzla baş başa kalıp düşünmek için kendinize zaman tanımanızdır böylece, mesajınız netlik kazanacaktır.

Birinci sembolü seçtiyseniz:

Mali durumunuz, harcamalarınız, yeme alışkanlıklarınız veya ilişkileriniz gibi kontrolünüzden çıktığını düşündüğünüz herhangi bir alandaki konunun ve öz disiplininizin dalgalı bir hal aldığı konuların sorumluluğunu üstlenmenin ve her birini ciddiye almanın zamanı gelmiştir. Bu konuda gri renk şıkkı yoktur. Ya kendinizi motive edip işlerinizi yolunda götürürsünüz ya da hiçbir şey yapamazsınız. Odak, motivasyon ve niyetiniz konusunda kendinize karşı dürüst olun. Söz konusu özfarkındalığınız ve sorumluluğunuz olduğunda, gizlenebileceğiniz herhangi bir yer bulamazsınız. Odak ve hedeflerinizi düzenleyip yoluna koyduktan sonra, hayata karşı daha hafiflemiş ve net hissedeceksiniz.

İkinci sembolü seçtiyseniz:

Ruhunuzun bu günlerde sizden beklentisi, grup aktivitelerine katılmanız ve topluluklarda yer alabileceğiniz görüşmelere dahil olmanız yönündedir. Grup bilincini keşfederken, bütünün hayrı ve iyiliği için tüm yeteneklerinizi ve size bahşedilmiş becerilerinizi paylaşma imkanı bulacaksınız. Işığınız işte tam bu anlarda parlayacak ve gücünüz açığa çıkacaktır. Fırsatların ayağınıza gelmesini beklemeyin. Fırsatlara siz gidin, adım atın ve geleceğinizi düşünerek şimdiden bir şeyleri değiştirmeye başlayın. Etrafınızda harekete geçemediğini ve tutukluk yaşadığını düşündüğünüz insanlara da yardım etseniz sizin için faydalı olur.

Üçüncü sembolü seçtiyseniz:

 

Nihayet bitiş çizgisine varmadan önce son engeli de aşmaya hazır mısınız? Zaten zorlu birçok engelin üstesinden gelip çok iyi iş çıkardınız, ancak başarmanız gereken tek bir göreviniz kaldı. Şöyle bir durup nefes alsanız diyoruz, nasıl olur? Dinlenmeyi çok da uzatıp koy vermeyin kendinizi yoksa her şeye baştan başlamanız gerekebilir, aman dikkat! Mola verin, nefes alın ve kendinize zaman ayırın. Çok hızlı gittiğiniz zaman, olduğunuz yerde az da olsa durun, açın gözlerinizi, hissedin görebildiğiniz onca varlığı, tadabildiğiniz onca tadı ve sonunda şükür ve hamd edin sahip olduklarınız için… faydasını göreceksiniz.

http://filoji.com/bir-sembol-secin-ve-caresizlikten-daralan-ruhunuzun-ihtiyac-duydugu-sozlere-erisin/

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

DUYGULARIN ORGANLARA ETKİSİ. 🤗

28575661_334451220379647_2745884072283982000_n[1]

SEVİNÇ.
Sevinç derin tatmin duygusudur ve kalbe bağlıdır. Bir kişi aşırı sevinç duyduğunda, ajitasyon, uykusuzluk, ateş ve kalp çarpıntısı yaşayabilir.

ÖFKE.
Öfke, kızgınlık, sinirlilik ile ilişkili bir duygudur. Duygunun sırasıyla safra üreten ve depolayan karaciğerde ve safra kesesinde depolandığını iddia ediyor. Bu öfke baş ağrısı, baş dönmesi ve yüksek tansiyona neden olan birçok biyolojik işlemi etkileyebilir.

KAYGI.
Kaygı akciğerleri ve kalın bağırsağı etkileyebilecek aşırı endişe duygusudur. Kaygı bir kişinin enerjiyi kullanamaması ve nefes darlığı ve kalın bağırsak iltihabı mustarip olmasına neden olabilir.

KEDER.
Keder, bir kişinin ağlamasına, akciğerlerde uyumsuzluk yaratmasına ve enerjinin vücuda dolaşmasını engelleyebilecek bir duygudur. Keder yaşamak, akciğerler ve solunum yolları hastalıklarına neden olabilir.

MELANKOLİ.
çok duygusal olmak dalağı etkileyebilir ve yorgunluk ve konsantre olmama neden olabilir. Aynı zamanda sindirim sistemini rahatsız edebilir.

KORKU.
Korku, böbreklerde uyumsuzluk yaratan ve istemsiz idrara çıkmasına neden olan bir duygudur. Aşırı korku, böbrekleri rahatsız edebilir.

Stres hangi organları etkiler?
Stres duygusu çok yoğun bir duygudur. Kalbi ve beyini zayıflatır. Bu duygu bedenimize ve psikolojimize en çok zarar veren duygudur. — iyi veya kötü tüm duygulari dengede yasamali…💥’i destekliyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kız Bütün Köy Çalkalanıyo…

17630120_425387557797863_6285024384844457635_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Josef Koudelka’nın Etkileyici Fotoğraf Kareleri

boga[1]

 

Josef Koudelka, 10 Ocak 1938 yılında Çekoslavakya’nın dağılmasından önce Boskovice şehrinde dünyaya geldi. Fotoğrafla ilgilenen bir fırıncı komşusu sayesinde fotoğrafla tanışır. Bu fırıncı, topladığı ve çektiği manzara fotoğraflarını Koudelka ile tartışır, üzerinde yorumlar yapar.

14 yaşında yerel bir dondurma firmasına çilek toplayıp, para biriktirerek 6×6 orta format bakalit fotoğraf makinası alır. 1956 ile 1961 yılları arasında Prag’da Çek Teknik Üniversitesi’nde mühendislik okur. 1961 yılında Prag Divadlo Dergisi için tiyatro gösterilerini belgelemek amacı ile bir Rolleiflex kamera alır. Bratislava ve Prag’da havacılık mühendisi olarak bir süre çalışır ve bu arada da tiyatrolarda fotoğraf çalışmaları yapar. Oyuncuları sokakta fotoğraflar ve Kral Lear, Godot’yu Beklerken oyunlarının tanıtımı bu fotoğraflar ile olur.

calgici[1]

 

1968 yılında, Romanya’da çingenelerin fotoğraflarını çekmiştir ve Çekoslavakya’ya döneli 2 gün olmuştur. Varşova Paktı üyelerinin (başta Sovyetlerin), Çekoslavakya işgali başlamıştır. O günü şöyle anlatır.

cift[1]
“Ben Romanya’da çingeneleri fotoğraflamaktan yeni dönmüştüm ki, kız arkadaşım beni 4 kez telefon ile aradı. Rusların geldiğini söylüyordu. Penceremi açıp dışarı baktığımda her iki dakikada bir geçen askeri uçakları duyabiliyordum. Bu sebeple, büyük bir olay olduğunu anladım. Çekimden yeni geldiğim için hala boş filmim vardı. Çok şanslıydım. Hemen aşağıya inip insanları ve rusları fotoğraflamaya başladım. Ruslar pervasızca havaya ve insanlara ateş ediyordu. Ben ise tankların önünde, kimi zaman üzerinde fotoğraf çektim. Yanımdan bile ateş ediyorlardı. Yılların fotoğrafçısı Ian Berry benim o halimi görüp ‘Bu adam ya tamamen aptal ya da çok cesur ‘ demişti. Halbuki ben ne aptaldım ne de cesur, sadece fotoğraf almaya çabalıyordum.”

cingene[1]

İşgal sırasında çektiği fotoğraflar, 1947 yılında kurulmuş uluslararası bir fotoğraf ajansı olan Magnum Ajansı başkanı Elliott Erwitt tarafından yurt dışına kaçırıldı. Baskı görmesin diye PP (Praglı Fotoğrafçı) anonim ismiyle yayınlandı. 1969 yılında Overseas Press Club tarafından Robert Capa Altın Madalyası verildi. Magnum Ajans’a kabul edildi.

cingene2[1]

 

1970 yılında İngiltere’ye 3 aylık süre için gidip, politik sığınma talebinde bulundu. 10 yıldan fazla bir süre İngiltere Brick Lane’de yaşadı. Artık vatanından uzaktaydı. Sürgünde yaşadıklarını ve fotoğraflarını Exiles (Sürgünler) kitabında topladı. Bu kitabının içeriği ötekini anlamaya çalışan bireyin sürgünde verdiği mücadele şeklinde tanımlanabilir. Bu kitabı 1988’de Maine Fotoğraf Atölyeleri (Rockport) tarafından Yılın Fotoğraf Kitabı Ödülü’nü alır.

cingene3[1]

Josef Koudelka, İngiltere’de bulunduğu dönemde (Magnum’un kurucularından) dünya çapında haber fotoğraflarını sanata dönüştüren fotoğraf sanatçısı Henry Cartier Bresson ile tanıştı.

cingene4[1]
Koudelka, onunla ilgili olarak şunları söyler: “Onun fotoğraf ile ilgili tavsiyelerini dinlemediğim için bana çok kızardı ve benim panoramalarımdan nefret ederdi. Onunla benim aramda abi kardeş ilişkisi oluştu. Aralarda kavgaya kadar uzanan tartışmalarımız olsa da ne istediğini direkt olarak söyleyen tek insandı. Bana sağlığının mükemmel olduğunu, ancak onu çok kızdırdığım için kalbinin sorun yaratması ihtimalinde bana odayı terk et diyeceğini söylemişti.”

cingene5[1]

Eserlerini kronolojik olarak şu şekilde gruplayabiliriz:
Beginnings/Başlangıç: Koudelka’nın 2o’li yaşlarda yaptığı ilk çalışmalar.
Theater/Tiyatro: Divadlo Magazine ve Divadlo Zu Branou adlı Çek Tiyatrolarından görüntüleri sıkıştırdığı kareler.
Gypsies/Çingeneler:Aynı zamanda bir müzisyen olan Koudelka’nın 1960-1970 arası arşivlediği fotoğraflar.
Invasion/İşgal: Ağustos 1968’de Varşova Paktı ordularının Çekoslovakya’yı işgalinden fotoğraflar.
Exile/Sürgün: Ülkesine veda etmesiyle girdiği bunalımları yansıttığı çalışmalar.
Chaos/Karmaşa: 1986’da panoramik fotoğraf makinesiyle çalışmaya başlayan Koudelka’nın fotoğrafını çekmek istediği kişilerin sayısı azalınca peyzaj fotoğrafçılığına yönelmesi ile ortaya çıkan kareler.

gemi[1]

2002’de Fransız Kültür Bakanlığı tarafından Sanat ve Edebiyat Üstün Hizmet Nişanı, Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Havel tarafından da Çek Cumhuriyeti Liyakat Madalyası verilir kendisine. 2004’te New York’taki Uluslararası Fotoğraf Merkezi, fotoğraftaki seçkin başarısından dolayı sanatçıya Cornell Capa Sonsuzluk Ödülü’nü verir.

kavsak[1]

Bu kadar ödül, şöhret ama bir o kadar mütevazı, bir o kadar tok gözlü bir sanatçıdır. Bunu anlamak için aşağıdaki cümlelerini okumanız yeterli olacaktır.
Fotoğraf satıp satmadığına dair sorulan soruya şöyle yanıt verir: “Satmıyorum. Magnum’dan gelen gelir bana yetiyor. Zengin değilim ama yeterince param var. Dünyevi şeylere ihtiyacım olmadığı için çok paraya ihtiyacım yok. İnsanların fotoğralara istedikleri ya da önerdikleri yüksek ücretler de bana komik geliyor. Yeterince fotoğrafım var. Bunların hepsini Prag’daki bir müzeye ücretsiz vermeye hazırım.”

paris[1]

2008’de Pera Müzesinde sergilenen fotoğrafları için geldiğinde şunları söyler:
“Türkiye’ye ilk 1982’de gelmiştim. Buradaki insanları fotoğraflamak isterim, çünkü yüzlerinde yaşam var ama birçok kentte yüzlerde yaşam yerine maske görüyorum” der.

saat[1]

 

Kaynak
http://www.okumag.com, http://www.getty.edu/art/exhibitions/koudelka/

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güçlü ve Sağlıklı Olmak İsteyen Kişiler İçin 5 Önemli Japon Kuralı

 

 

1) Sert Bir Sırt
Hepimiz biliyoruz ki, omuriliğin eğri olması iç organlarımızda da çeşitli problemlere neden olmaktadır. Bu yüzden duruşunuzun gün hatta gece boyu düzgün olması gerekmektedir. Katsuzo’nun da dediği gibi, düz bir omurilik sindirim sistemine ve dolaşım sistemine fayda sağlamaktadır. Bu nedenle boynunuzu yataktan yükselten yastıklar yerine daha düz yastıkları tercih etmelisiniz.

1.a) Yastık Yerine Katı Bir Rulo

kural-2[1]

 

Japon halkı için kısa bir ömrün ilk göstergelerinden birinin boyun skolyozu olduğuna inanılır. Başımızın pozisyonunu gündüzleri kolay ayarlayabiliyoruz fakat bu durum geceleri zorlaşıyor. Bu yüzden Katsuzo boyun için katı bir yastık veya rulo üstünden uyumayı öneriyor. İlk başta rulo rahatsızlık verecektir fakat ruloyu birkaç kat kumaşa sarıp uyumayı deneyebilirsiniz. Ya da son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşan bu tarz yastıkları deneyebilirsiniz.
2) Japon Balığı Egzersizi

kural-3[1]

Sert bir yüzeyin üstüne uzanın.
Kollarınızı başınızın altına alın.
Ayak tabanlarınızı dik yerleştirin.
Ardından elleriniz boynunuzdayken, bacaklarınızı ve belinizi balık gibi iki yana titreştirerek sallanın. Tüm vücudunuzda titreşim ve hafif yanma hissedeceksiniz. Bu egzersizi iki dakika boyunca yapın.
3) Kılcal Dolaşımı İyileştirme

kural-4-1[1]

Sert ve düz bir yüzeyin üstüne yatın.
Boynunuzun altına katı bir rulo veya benzeri bir malzeme koyun.
Bacaklarınızı ve kollarınızı kaldırın, dirseklerinizi ve dizlerinizi hafifçe bükün ve mümkün olduğunca rahatlayın.
Bacaklarınızı ve kollarınızı havadayken sallayın. Bu egzersizi 1-3 dakika boyunca yapın.
4) Avuç İçini ve Tabanları Birleştirmek

kural-5[1]

Başlangıç pozisyonu: sert ve düz bir yüzeyin üstüne yatın ve boyun altına katı bir rulo yerleştirin. Dizlerinizi yüzeyden kaldırmadan bükün ve ayak tabanlarınızı birleştirin. Bu egzersizi 10 kez tekrarlayın.
1) Avuç içlerinizi vücudunuza dik olacak şekilde birleştirin ve iki elinizin parmak uçlarını birleştirin. Bunu tekrarlayın ve bu sefer bütün avuç içlerinizi birleştirin. Avuç içleriniz birleşikken, ellerinizi havaya kaldırın ve sonra karın boşluğunuza doğru getirin.
2) Avuç içlerinizi kafanızın arkasına alın ve pozisyonu bozmayın. Daha sonrasında, karın boşluğunuza getirin.

3) Avuç içlerinizi karın boşluğunuza doğru, daha sonrasında bacaklarınıza doğru uzatın. Ellerinizi göğüsünüzden kasıklarınıza doğru 10 kez hareket ettirin. Daha sonrasında ellerinizi karın boşluğunuza doğru dik bir şekilde hareket ettirin. Bacaklarınıza doğru hareket ettirdikten sonra kafanızın arkasına alın.
4) Ellerinizi karın boşluğunuza yerleştirin, avuç içlerinizi havaya kaldırın ve bacaklarınızı öne ve arkaya doğru hareket ettirin.
5) El ev ayak hareketlerini birleştirin. Eğer ağrı hissedersiniz daha az tekrarlar yapın. Başlangıç pozisyonunu alın ve gözleriniz kapalı halde 10 dakika boyunca dinlenin.
Tüm bunlar karmaşık geliyorsa, sadece yukarıdaki resimde görülen el ve ayak avuçlarını birleştirme hareketini 2 dakika tekrarlamanızda yeterlidir.
5) Omurga ve Karın Egzersizi

kural-6[1]

 

Başlangıç pozisyonu: bacaklarınızla bağdaş kurarak oturun ve omzunuzu biraz indirin. Kollarınızı yere dik olacak şekilde uzatın ve bacak bileklerinizi tutun. Ardından kafanızı sola doğru çevirin ve arkanıza solunuzdan arkanıza bakmaya çalışın. Aynı şeyi sağ taraf için yapın. Gerginliği ve zorlanmayı hissedin. Aynı aktiviteyi ellerinizi yukarı kaldırarak bir kez daha yapın. Bu egzersizi 5 dakika boyunca tekrarlayın.

http://filoji.com/guclu-ve-saglikli-olmak-isteyen-kisiler-icin-5-onemli-japon-kurali/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu resme bakarak ruh hallinizi öğrenebilirsiniz

11921790_10153575936374106_6821194817080048036_n[1]

 
Bu izlenimi hazırlayıp sunan Japon psikiyatrisi китаока.
İddiasına göre,
Bu resme bakarken insanların bir kısmı onun hareketsiz olduğunu, bazıları yavaş hareket ettiğini,
Bazıları ise çok hızlı hareket ettiğini söylüyor
Bu görüşün şimdiki halliniz hakkında bilgi verdiğini iddia ediyor
Şimdi sizde bu resme bakarak ruh hallinizi öğrenebilirsiniz

Siz ONU nasıl görüyorsunuz?
Eğer…
A) Hiç hareket etmiyorsa: sakinlik ve tam dinginlik halindesin
B) Yavaş, yavaş dönüyorsa: yorgunsun ve dinlenmeye ihtiyacın var
C) Çok hızlı dönüyorsa: ciddi problemlerin olabilir… kendinize dikkat edin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ne Dedi Doktor?

26310172_426665831102232_2624259454903779328_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Genç bir kız evlerine ilk kez gelecek nişanlısı için yemek hazırlamaya karar vermiş.

bilgiyi_sorgulamak[1]
Genç bir kız evlerine ilk kez gelecek nişanlısı için yemek hazırlamaya karar vermiş. Annesinin çok sevdiği ananevi balık yemeğini öğrenip yapmak istemiş. Birlikte mutfakta çalışmaya başlamışlar. Anne “Önce unutmadan balığın kafasını ve kuyruğunu keserek başlayacaksın ” demiş; balığı söylediği şekilde kesmiş , haşlanması için su ile tencereye koymuş, sonra da tencereyi ateşe koymuş ve limon suyu, un, yumurta ve en sonunda da yağı hangi safhalarda karıştırıp sosu hazırlayacağını anlatmaya başlamış. Sosun hazırlanırken kesilmemesi büyük ustalık gerektiriyormuş ve annesi bu yemeği pişirmenin püf noktalarını anlatmaya çalışıyormuş. Ama genç kızın aklı balığın pişirilmeden önce kafa ve kuyruğunun neden kesildiğine takılmış.
Genç kız “Anne” demiş “Peki neden başta balığın başını ve kuyruğunu kestin? Üstelik “Unutmadan kesmelisin” dedin?” diye sormuş. Anne bir an durmuş ve “Bilmiyorum.” demiş.” Annem bana böyle tembih etmişti ve otuz senedir hep böyle pişirdim.” ve yemeği pişirmeyi sürdürmüşler. Ama genç kız gibi annenin de kafası karışmış ve kendi annesine sormaya karar vermiş.
Annesini ziyaret ettiğinde de büyükanneye sormuş : “Anne, kızıma ekşili balık pişirmeyi öğretiyordum, bana başta balığın kafa ve kuyruğunu unutmadan kesmem gerektiğini öğretmiştin ve ben de senelerce böyle pişirdim ama bunun nedenini sana hiç sormadım. Neden balığın başını ve kuyruğunu kesmemiz gerekiyor?” Büyükanne bu soru karşısında şaşırmış. “İnan bilmiyorum” demiş “Annem bana böyle söylemişti ben de yaklaşık elli beş senedir böyle yapıyorum”.
Anne kız ve torun bu konuyu o kadar merak etmişler ki hep birlikte huzur evinde son günlerini geçirmekte olan 100 yaşlarındaki büyük büyükannelerini ziyaret ettiklerinde balığın kafa ve kuyruğunun kesilme nedenini öğrenmeye karar vermişler. Yaşlı kadının kafası gidip geliyormuş ve bu işlemin nedenini anımsayabileceğine emin değilmişler. Heyecanla yavaşça kulağına eğilip sormuşlar; “Büyük nine, neden ekşili balık pişirirken balığın önce başını ve kuyruğunu keserdin ?” Kadıncağız gözlerini açmış, gülümsemiş ve demiş ki “Ne yapsaydım? Büyük tencerem yoktu ki. Balık en büyük tencereme bile kuyruk ve başı ile sığmazdı ki!” !!!!!

Moris Levi ‘den (Ç)aldım, azıcık düzenledim, kısalttım. Emel Mizrahi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

2 Mart 2018 Başak Burcunda Dolunay : Boş Hayallere Kapılmak ya da Yanlış Hayatların Peşine Takılmak…

dolunay 6[1]

2 Mart 2018 tarihinde Ankara saatine göre 03:51 de Başak burcunun 11. derecesinde bir dolunay gerçekleşecek. Her ay bir defa Güneş ve Ay gökyüzünde karşı karşıya gelerek birbirlerine meydan okurlar; geçmiş ve gelecek, bilinçli istekler ile bilinçdışı yönelimler, ihtiyaçlarımız ile isteklerimizin çatışmasıdır aslında bu dönemler. Güneş geleceğimizi, nereye varmak istediğimizi, uğraşımızı temsil ederken; Ay ise geçmişimizi ve yaşamda rahat etmek için, duygusal açıdan huzurlu olmak için neye ihtiyacımız olduğunu anlatır. Bu ikisinin gökyüzünde karşılıklı konumlanması; içinden geçtiğimiz süreçte hayatımızın her aşamasına muğlak, belirsiz ve paradoksal olarak gerilimlerin içine çekildiğimiz bir süreçtir ve tüm karşıt açılarda olduğu gibi en çok da ilişkiler üzerinden deneyim yaşarız. Bu illa ki bir kişi olmak durumunda da değildir; madde ile ilişkimiz, kendimiz ile ilişkimiz, sağlığımız ile ilişkimiz gibi listeyi uzatmak mümkün.
Başak burcunda gerçekleşecek Dolunay. İnandığı şeye tevazu ve sadakatle kendini veren, çalışkan, yaptığı her ne ise onda titiz ve hatta mükemmeliyetçi, en son tahlilde uzmanlık yolunda ilerleyen mükemmel bir yaşam öğrencisidir. Gerekli olan her ne ise onu bulup, uyum sağlamaya da isteklidir değişken nitelikte bir burç olarak. Verimlilik temel felsefesidir toprak elementi olduğu için de.
Dolunay haritasında ufukta Oğlak burcu yükselirken Yükselenin hemen üzerinde konumlanmış olan Satürn sorumluluk, ciddiyet ve prensipli hareketler bekliyor bizlerden. Hayata görev duygusu ile yaklaşmamızı, zorlu yaşam koşullarında olsak da dimdik durabilmeyi, her türlü olasılığa karşı tedbirli olmamızı istiyor.
Güneş ile beraber Merkür, Venüs, Neptün ve Kiron da Balık burcunda yer alıyor ve bir stelyum oluşmuş durumda. Ay’ın dizpozitörü durumunda olan Merkür’ün Venüs ile kavuşumu ve Yay burcundaki Mars’ın bu kavuşuma haritanın 12. evinden gönderdiği sert açı dolunayın kafa karıştırıcı, yön ve amaç duygumuzu bulanıklaştıran çokça da kurban ya da kurtarıcı rolüne bile isteye bürünebileceğimizi işaret etmekte. Mars ile karşılıklı ağırlamada bulunan Akrepteki Jüpiter olayları daha da bir büyütme eğilimine, bulanık suların daha da bulanıklaşabileceğine işret etmekte eğer ki duygu ve akıl arasında sağlıklı bir köprü kurmayı beceremez isek.
Balık burcundaki stelyum, yön duygumuzu bulanıklaştırıyor ve elimiz kolumuz bağlı bir şekilde biri gelsin de bizi içinde bulunduğumuz durumdan çekip çıkarsın isteğimizi körüklüyor. Fakat tam da bu noktada Başakta Dolunay bizlerden var olan karmaşık durumlarımıza, çözümsüz görüp öylesine akışa bıraktığımız durumlara bir düzen getirmemizi istiyor. Üstelik de bu düzen; verimli, somut, pratik, uygulanabilir ve ayağı yere basan tarzda olsun diye de bastırıyor zira AY hem yükseleni hem de Oğlakta bulunan Satürn’ü üçgen açı ile görüyor.
Dolunay haritanın 2. evinde ama 3. burcunda bu da hem maddi ve manevi değerlerimize, sahip olduğumuz ve “benim” dediğimiz şeylere, paraya ve onunla olan ilişkimize, kendi değerimize ve değersizlik duygularımıza hem de düşünce, konuşma ve iletişim şeklimize, yakın çevremiz ile kurduğumuz ilişkilere vurgu olacağını gösteriyor.
Bu görünümler altında Neptün vurgunundan kaçmak için epey bir çaba göstermemiz gerekiyor sanırım. Söz konusu Neptün ve Güneşin yan yana gelişi olduğunda kişi ister istemez hem kişiliğini hem de hedef algısını sağlıklı temeller üzerine oturtmakta zorlanıyor. Özel biri olma isteği, daha kendi isteklerini netleştirmemişken başkalarının istekleri peşinden fedakarlık adı altında gitme isteği, aşırı hassasiyet ve çoğunlukla da alınganlıkla olay ve insanları net değerlendirememek çok mümkün görünmekte. Kendimizi başkalarının insafına bırakmaya ve bilinç dışımızda bastırdığımız isteklerimizin ( mars 12. ev) üzerimizde yarattığı baskı ile kendi kendimizi kandırmaya o kadar meyilli olabiliriz ki eğer akıllı, mantıklı ve ne istediğini bilen tarzda hareket edip, düşüncelerimizi belli bir noktada toparlayamazsak…
Dolunay haritası lokomotif tip haritaya tipik bir örnek ve AY fokal gezegen durumunda demek ki aşırı koruyucu, kollayıcı, hatta fazlası ile verici davranarak karşımızdaki kişiyi boğmak, bu kadar verici olarak da aslında o kişiyi kendimize bağımlı kılarak bir tür yapay mutluluk yaratma eğilimi söz konusu. İlişkide olduğumuz insanların reaksiyonlarına aşırı duyarlı olma durumunda kalabileceğimiz için de, en masum eleştirileri, imaları kişisel alma tehlikesi içine girebiliriz.
Kurban psikolojisi o kadar rahatlıkla içine çekebilir ki bu tür durumlarda çünkü konforludur, hep şanssızlıklar bizi bulur, hep ters insanlar ile yolumuz kesişir, kader bi türlü yüzümüze gülmez vs. vs. Kurban pozisyonundaki kişinin en temel ikincil kazancı aslında sorumlulukları hep başkasına yıkmaktır. Yakın çevremizdeki insanlarla istikrarlı ilişkiler kurmak ve sürdürmek yönünde can atsak da dalgalı ve sürekli değişken ruh hallerimiz, ne istediğini bilmeyen davranışlarımız güvenli limanlarda demir atmamızı zorlaştırıyor.
AY hem dolunayın baş aktörü hem de apekste yer aldığına göre bunun olumlu kullanımı duygusal düzeyde sorunlarla başa çıkmak adına kendimizi ve ihtiyaçlarımızı iyi fark etmek olacaktır. Bizi üzdüğünü bile bile, belki bize artık yük olduğu için sürekli şikayet ede ede başkalarının hatalarını telafi mi ediyoruz? Kendi sorumluluklarımızı doğal bir şekilde üstlenebiliyor muyuz? Olan biten tüm olayların içerisinde gerekli olanı kabul edip gerekli olmayan şeyleri de sağlıklı bir şekilde dönüştürebiliyor muyuz? Birini kurtarmaya çalışmadan önce kendi kendimizde neyi kurban ettiğimizin farkında mıyız? Kimseye bel bağlamadan kendimizin ve yaşamımızın sorumluluğunu alabiliyor muyuz?
Birinin bir sorunu çözmek adına kurtarıcı rolü değil de gerçekten yardım eden kişi rolü arasında tek fark olayda sorumluluğu kimin aldığıdır unutmayalım ki. Kimsenin hayatının ve kararlarının sorumluluğunu almak hele ki daha kendimizinkileri halletmemişken büyük bir çelişki değil midir? İşte Başak burcundaki dolunayın ana mesajı bu aslında; büyü ve yaşamının sorumluluğunu al, gerçekçi ol. İlişkilerin tıkanmış olabilir, parasal anlamda sıkışmışlıklar yaşıyor olabilirsin, nasıl başlayıp nereden çözeceğini bilmediğin sorunlar yumağı içinde de olabilirsin ama unutma şu yeryüzünde ölümden gayri her şeyin bir çözümü vardır. Ay- Satürn üçgeni sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getirdiğimizde, limitlerimizin farkında olup ne istediğimizi bildiğimizde, hedeflerimizde kararlı olduğumuzda ve olgun bir tevekkül hali içinde davrandığımızda sorunlarımızı çözmek, bozulan yapıları tamir etmek için bizlere destek olacaktır.
Yazımı çok sevdiğim Can Yücelin şahane bir şiiri ile tamamlamak istiyorum…Sevgi ve bereket dolu güzel bir dolunay süreci diliyorum.
Sevgi ve ışıkla, gökyüzü rehberimiz olsun…
Hülya Değer Dip. ASA
https://astrolojininrehberligi.wordpress.com/2018/02/28/2-mart-2018-basak-burcunda-dolunay-bos-hayallere-kapilmak-ya-da-yanlis-hayatlarin-pesine-takilmak/
YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDEN KOŞMAYACAKSIN!
Boş hayaller kurmayacaksın!
Ne olmasını bekliyorsun?
Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun?
Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun?
Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın!
Sistem böyle çalışmıyor!
Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon,
aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan,
hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!
Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın!
Her şeyden önce farkına varacaksın!
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun
yanılgısına kapılmışsın demektir.
Kendini kandırmayacaksın!
Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin.
Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.
Onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin,
bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.
Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.
Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.
Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin.
Yüreğinle yüzleşeceksin.
Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.
Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin.
Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.
Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız
var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.
Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın!
Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine,
neden hayatına başlayamadığını çözeceksin.
Korkularınla yüzleşeceksin.
Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin.
Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak,
kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban,
kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da,
sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!
Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın.
Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın,
bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de!
Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın.
Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın,
sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.
Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak.
Boşuna hayal kurmayacaksın!
CAN YÜCEL

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

2 Mart 2018 Başak Burcunda Dolunay : Boş Hayallere Kapılmak ya da Yanlış Hayatların Peşine Takılmak…

2 Mart 2018 tarihinde Ankara saatine göre 03:51 de Başak burcunun 11. derecesinde bir dolunay gerçekleşecek. Her ay bir defa Güneş ve Ay gökyüzünde karşı karşıya gelerek birbirlerine meydan okurlar; geçmiş ve gelecek, bilinçli istekler ile bilinçdışı yönelimler, ihtiyaçlarımız ile isteklerimizin çatışmasıdır aslında bu dönemler. Güneş geleceğimizi, nereye varmak istediğimizi, uğraşımızı temsil ederken; Ay ise geçmişimizi ve yaşamda rahat etmek için, duygusal açıdan huzurlu olmak için neye ihtiyacımız olduğunu anlatır. Bu ikisinin gökyüzünde karşılıklı konumlanması; içinden geçtiğimiz süreçte hayatımızın her aşamasına muğlak, belirsiz ve paradoksal olarak gerilimlerin içine çekildiğimiz bir süreçtir ve tüm karşıt açılarda olduğu gibi en çok da ilişkiler üzerinden deneyim yaşarız. Bu illa ki bir kişi olmak durumunda da değildir; madde ile ilişkimiz, kendimiz ile ilişkimiz, sağlığımız ile ilişkimiz gibi listeyi uzatmak mümkün.
Başak burcunda gerçekleşecek Dolunay. İnandığı şeye tevazu ve sadakatle kendini veren, çalışkan, yaptığı her ne ise onda titiz ve hatta mükemmeliyetçi, en son tahlilde uzmanlık yolunda ilerleyen mükemmel bir yaşam öğrencisidir. Gerekli olan her ne ise onu bulup, uyum sağlamaya da isteklidir değişken nitelikte bir burç olarak. Verimlilik temel felsefesidir toprak elementi olduğu için de.
Dolunay haritasında ufukta Oğlak burcu yükselirken Yükselenin hemen üzerinde konumlanmış olan Satürn sorumluluk, ciddiyet ve prensipli hareketler bekliyor bizlerden. Hayata görev duygusu ile yaklaşmamızı, zorlu yaşam koşullarında olsak da dimdik durabilmeyi, her türlü olasılığa karşı tedbirli olmamızı istiyor.
Güneş ile beraber Merkür, Venüs, Neptün ve Kiron da Balık burcunda yer alıyor ve bir stelyum oluşmuş durumda. Ay’ın dizpozitörü durumunda olan Merkür’ün Venüs ile kavuşumu ve Yay burcundaki Mars’ın bu kavuşuma haritanın 12. evinden gönderdiği sert açı dolunayın kafa karıştırıcı, yön ve amaç duygumuzu bulanıklaştıran çokça da kurban ya da kurtarıcı rolüne bile isteye bürünebileceğimizi işaret etmekte. Mars ile karşılıklı ağırlamada bulunan Akrepteki Jüpiter olayları daha da bir büyütme eğilimine, bulanık suların daha da bulanıklaşabileceğine işret etmekte eğer ki duygu ve akıl arasında sağlıklı bir köprü kurmayı beceremez isek.
Balık burcundaki stelyum, yön duygumuzu bulanıklaştırıyor ve elimiz kolumuz bağlı bir şekilde biri gelsin de bizi içinde bulunduğumuz durumdan çekip çıkarsın isteğimizi körüklüyor. Fakat tam da bu noktada Başakta Dolunay bizlerden var olan karmaşık durumlarımıza, çözümsüz görüp öylesine akışa bıraktığımız durumlara bir düzen getirmemizi istiyor. Üstelik de bu düzen; verimli, somut, pratik, uygulanabilir ve ayağı yere basan tarzda olsun diye de bastırıyor zira AY hem yükseleni hem de Oğlakta bulunan Satürn’ü üçgen açı ile görüyor.
Dolunay haritanın 2. evinde ama 3. burcunda bu da hem maddi ve manevi değerlerimize, sahip olduğumuz ve “benim” dediğimiz şeylere, paraya ve onunla olan ilişkimize, kendi değerimize ve değersizlik duygularımıza hem de düşünce, konuşma ve iletişim şeklimize, yakın çevremiz ile kurduğumuz ilişkilere vurgu olacağını gösteriyor.
Bu görünümler altında Neptün vurgunundan kaçmak için epey bir çaba göstermemiz gerekiyor sanırım. Söz konusu Neptün ve Güneşin yan yana gelişi olduğunda kişi ister istemez hem kişiliğini hem de hedef algısını sağlıklı temeller üzerine oturtmakta zorlanıyor. Özel biri olma isteği, daha kendi isteklerini netleştirmemişken başkalarının istekleri peşinden fedakarlık adı altında gitme isteği, aşırı hassasiyet ve çoğunlukla da alınganlıkla olay ve insanları net değerlendirememek çok mümkün görünmekte. Kendimizi başkalarının insafına bırakmaya ve bilinç dışımızda bastırdığımız isteklerimizin ( mars 12. ev) üzerimizde yarattığı baskı ile kendi kendimizi kandırmaya o kadar meyilli olabiliriz ki eğer akıllı, mantıklı ve ne istediğini bilen tarzda hareket edip, düşüncelerimizi belli bir noktada toparlayamazsak…
Dolunay haritası lokomotif tip haritaya tipik bir örnek ve AY fokal gezegen durumunda demek ki aşırı koruyucu, kollayıcı, hatta fazlası ile verici davranarak karşımızdaki kişiyi boğmak, bu kadar verici olarak da aslında o kişiyi kendimize bağımlı kılarak bir tür yapay mutluluk yaratma eğilimi söz konusu. İlişkide olduğumuz insanların reaksiyonlarına aşırı duyarlı olma durumunda kalabileceğimiz için de, en masum eleştirileri, imaları kişisel alma tehlikesi içine girebiliriz.
Kurban psikolojisi o kadar rahatlıkla içine çekebilir ki bu tür durumlarda çünkü konforludur, hep şanssızlıklar bizi bulur, hep ters insanlar ile yolumuz kesişir, kader bi türlü yüzümüze gülmez vs. vs. Kurban pozisyonundaki kişinin en temel ikincil kazancı aslında sorumlulukları hep başkasına yıkmaktır. Yakın çevremizdeki insanlarla istikrarlı ilişkiler kurmak ve sürdürmek yönünde can atsak da dalgalı ve sürekli değişken ruh hallerimiz, ne istediğini bilmeyen davranışlarımız güvenli limanlarda demir atmamızı zorlaştırıyor.
AY hem dolunayın baş aktörü hem de apekste yer aldığına göre bunun olumlu kullanımı duygusal düzeyde sorunlarla başa çıkmak adına kendimizi ve ihtiyaçlarımızı iyi fark etmek olacaktır. Bizi üzdüğünü bile bile, belki bize artık yük olduğu için sürekli şikayet ede ede başkalarının hatalarını telafi mi ediyoruz? Kendi sorumluluklarımızı doğal bir şekilde üstlenebiliyor muyuz? Olan biten tüm olayların içerisinde gerekli olanı kabul edip gerekli olmayan şeyleri de sağlıklı bir şekilde dönüştürebiliyor muyuz? Birini kurtarmaya çalışmadan önce kendi kendimizde neyi kurban ettiğimizin farkında mıyız? Kimseye bel bağlamadan kendimizin ve yaşamımızın sorumluluğunu alabiliyor muyuz?
Birinin bir sorunu çözmek adına kurtarıcı rolü değil de gerçekten yardım eden kişi rolü arasında tek fark olayda sorumluluğu kimin aldığıdır unutmayalım ki. Kimsenin hayatının ve kararlarının sorumluluğunu almak hele ki daha kendimizinkileri halletmemişken büyük bir çelişki değil midir? İşte Başak burcundaki dolunayın ana mesajı bu aslında; büyü ve yaşamının sorumluluğunu al, gerçekçi ol. İlişkilerin tıkanmış olabilir, parasal anlamda sıkışmışlıklar yaşıyor olabilirsin, nasıl başlayıp nereden çözeceğini bilmediğin sorunlar yumağı içinde de olabilirsin ama unutma şu yeryüzünde ölümden gayri her şeyin bir çözümü vardır. Ay- Satürn üçgeni sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getirdiğimizde, limitlerimizin farkında olup ne istediğimizi bildiğimizde, hedeflerimizde kararlı olduğumuzda ve olgun bir tevekkül hali içinde davrandığımızda sorunlarımızı çözmek, bozulan yapıları tamir etmek için bizlere destek olacaktır.
Yazımı çok sevdiğim Can Yücelin şahane bir şiiri ile tamamlamak istiyorum…Sevgi ve bereket dolu güzel bir dolunay süreci diliyorum.
Sevgi ve ışıkla, gökyüzü rehberimiz olsun…
Hülya Değer Dip. ASA

https://astrolojininrehberligi.wordpress.com/2018/02/28/2-mart-2018-basak-burcunda-dolunay-bos-hayallere-kapilmak-ya-da-yanlis-hayatlarin-pesine-takilmak/

YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDEN KOŞMAYACAKSIN!
Boş hayaller kurmayacaksın!
Ne olmasını bekliyorsun?
Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun?
Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun?
Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın!
Sistem böyle çalışmıyor!
Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon,
aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan,
hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!
Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın!
Her şeyden önce farkına varacaksın!
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun
yanılgısına kapılmışsın demektir.
Kendini kandırmayacaksın!
Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin.
Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.
Onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin,
bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.

Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.
Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.
Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin.
Yüreğinle yüzleşeceksin.
Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.

Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin.
Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.
Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız
var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.
Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın!
Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine,
neden hayatına başlayamadığını çözeceksin.
Korkularınla yüzleşeceksin.

Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin.
Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak,
kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban,
kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da,
sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!

Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın.
Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın,
bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de!
Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın.
Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın,
sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.

Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak.
Boşuna hayal kurmayacaksın!
CAN YÜCEL

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Magnezyum Eksikliğine Bağlı Oluşan 56 Sağlık Problemi

magnezyum-eksikligi-belirtileri-2017104172437[1]

 

“Basit” [fakat en az 300 farklı biyolojik işlemden sorumlu] bir magnezyum eksikliği yüzünden ortaya çıkmış 56 farklı hastalık tablosu ve bu basit gerçeğin farkında olunmadığı için tedavi amaçlı kullanılan farmasötik ilaçlar ve bunların “yan” etkileri…
Gelin birlikte bakalım, magnezyum eksikliğine bağlı oluşan ve mineral takviyesine yanıt veren bu sorunlar neler:
1. Adrenal Yetmezlik — Bir süre devam eden kronik stres, aksiyete ve panik atakları takiben adrenal yetmezlik başgösterir ki günümüzde salgın boyutuna ulaştığı görülüyor. Adrenalin, noradrenalin ve (kronik stres durumunda yükselen) kortizol, bu üçü magnezyum tüketiyor. Stres yüzünden bir yandan idrardan magnezyum atımı da artınca eksiklik daha da vahim hale geliyor. Günümüzde ağızlardan düşmeyen ve bu yüzden anlamını yitirmiş gibi gözüken “stres” kelimesini yabana atmayalım; hepimiz hergün fiziksel, zihinsel ve duygusal stres altındayız ve bunun her bir gıdımı magnezyum çalmakla meşgul bizden.
2. Alzheimer Hastalığı — Magnezyum beyin hücrelerinde birikme yapan uygunsuz kalsiyum ve ağır metaller yüzünden oluşan sinir sistemi iltihabı (nöroinflamasyon)’u bloke eder. Magnezyum daha iltihap belirmeden görev başındadır zaten; hücre iyon kanallarını bekler, ağır metallerin girişini engeller.
3. Anjin — Anjin ağrısı kalp kaslarındaki şiddetli spazmdan kaynaklanır ki bu da aslında magnezyum eksikliğinden kaynaklı bir durumdur. Kalp karıncıkları vücudumuzda en yüksek magnezyum miktarına sahip yerimiz, ki bu da magnezyumun kalbin pompalama fonksiyonu için neden bu denli önemli olduğunu açıklıyor.
4. Anksiyete ve Panik Ataklar – Normal koşullarda adrenal stres hormonlarını kontrol altında tutuyor magnezyum (Mg). Adrenaller gereğinden az magnezyum yüzünden korumasız kaldığında, vücudun “vur ya da kaç” yanıtı vermesini sağlayan hormonlar olan adrenalin ve noradrenalin çok daha kolay tetiklenir oluyor ve gerçekleşen düzensiz ve ani yükselişler yüzünden de nabzımız yükseliyor, tansiyon çıkıyor ve kalp çarpıntıları oluşuyor. Hatta, magnezyumdan ne kadar eksiksek adrenalin salgısı da o denli abartılı oluyor. Adrenalin deyince, vücutta bir düzinenin üstünde ana metabolik işlemde doğrudan payı var bu hormonun ki bunlardan bazıları kalbin atım hızı, tansiyon, damar büzülmesi ve kas kasılması örneğin. Bunların herbirinin işlevi için magnezyum gerekiyor. Strese bağlı olarak bu belirtiler devam ettikçe vücut magnezyum depolarını boşaltıyor. Magnezyum sinir sistemini yatıştırıyor, kasları gevşeterek gerginliği alıyor, anksiyete/kaygı ve panik atakların azalmasına yardımcı oluyor.
5. Artrit — Ağrı ve enflamasyon (iltihap), artritin magnezyuma yanıt veren iki ana belirtisi.
6. Astım – Mg eksikliği durumunda hem histamin üretimi hem de bronşiyal spazmlar artıyor.
7. Ateroskleroz – Kalsiyum birikintisiyle oluşan damar sertliği — Kalsiyumun çözülmesini sağlamak ve kanda çözülebilir halde tutmak için magnezyum gerekli. Birlikte çalışıp kalsiyumu ait olduğu yere, yani kemiklere yönlendirernler Magnezyum ve K2 vitamini.
8. Bağırsak Hastalıkları – Mg eksikliği durumunda bağırsak hareketleri de yavaşlayarak kabızlığa götürebiliyor, ki bu da toksisite, besleyici ögelerin emiliminin yapılamaması gibi sorunların yanısıra kalınbağırsakta kolit, divertikül iltihabı ve Crohn hastalığı belirtilerinin oluşumunu tetikleyebiliyor.
9. Başağrıları — Boyun ve baştaki kaslarda oluşan gerginlik ve spazm gerek lokal uygulama gerekse ağızdan alma yoluyla magnezyum terapisiyle ortadan kaldırılabilir.
10.. Beyinde İşlev Bozukluğu — Magnezyumun beyne faydalı etkilerinin geniş özeti için Magnesium in the Central Nervous System kitabında sayfa xxxii’ye bakınız.
11. Böbrek Hastalığı – Mg eksikliğinin aterosklerotik böbrek yetmezliği oluşumunda payı var. Mg eksikliği lipid (yağ) seviyelerinde anomaliye ve böbrek nakli yapılmış hastalarda kan şekeri kontrolünün bozulmasına sebep oluyor. Böbrek hastalarının doğrudan hücrelere geçecek şekilde pikometrik birim ölçüsüyle magnezyum almaları son derece önemli.
12. Böbrek Taşları — Özellikle de ortağı B6 vitaminiyle beraber alındığında magnezyumun böbrek taşı oluşumunu önleyici ve tedavi edici etkisine kitabının 11. bölümünde geniş yer veriyor Dr. Dean.
13. Depresyon – Ruh halimizin iyileşmesine, kendimizi iyi hissetmemize yarayan serotoninin oluşumu magnezyuma bağlı. Magnezyum açlığı çeken bir beyin alerjenlere, akıl hastalığına benzer belirtilere yol açabilecek yabancı maddelere de açık hale geliyor.
14. Detoksifikasyon – Magnezyum; cıva, alüminyum ve kurşun gibi ağır metal ve toksik maddelerin vücuttan atılımı için elzem. Kendisi glutatyon üretimi ve karaciğerdeki P450 detoksifikasyon sistemlerinin çalışmasında rol alan bir eşfaktör. MgATP, önemli GSH ve tiyol detoks yollarına enerji sağlıyor.
15. Diyabet – Magnezyum, insülin sekresyonunu destekliyor, karbonhidrat metabolizmasını sağlıyor ve insülinin glükozu hücre içine taşımasına olanak sağlıyor. Bu olmadığı takdirde glükoz ve insülin kanda birikme yaparak çeşitli şekillerde doku hasarı oluşturuyor. Tirozin kinaz, insülinin hücreye girişi için gerekli bu enzim magnezyuma bağımlı çalışıyor. Glükoz metabolizması için gerekli on enzimin yedisi yine magnezyuma bağımlı çalışıyor. Magnezyum olmadan ne insülin yapmak ne de sekresyonunu sağlamak mümkün.
16. Diş çürüğü – Mg eksikliği tükrükte sağlıksız bir fosfor-kalsiyum dengesi yaratır ki bu da dişlere zarar verir.
17. Enflamasyon (Yangı, İltihap) — Time dergisinin meşhur 2004 sayısı halkı şöyle uyarıyordu: “Gizli Katil: Enflamasyon ve Kalp Krizi, Kanser, Alzheimer’s ve Diğer Hastalıklar Arasındaki Şaşırtıcı İlişki”. Çoğu ilaç firması artık kolesterol yerine kalp hastalığına yol açan faktör olarak enflamasyonu benimsemiş durumda. Enflamasyona gerçekte neyin yol açtığını bilmedikleri iddiasındalar, ancak tabii bu onları yine de enflamasyonu baskılayıcı ilaçlar üretmekten alıkoymuyor. Açıkça kabul etmeye yanaşmadıkları şey ise şu: Kalsiyum felaket derecede enflamasyon yapıcı, magnezyum ise tam tersi, son derece anti-enflamatuvar, yangı alıcı, iltihap önleyici mineraller.
Dr. Dean’in derin endişesi ise araştırmacıların enflamasyon reseptörlerini bloke etmeye çalışırken bizzat kendileri enflamasyona yol açan ilaçlar kullanıyor olmaları. Yapmaları gereken William Weglicki ve Terry Phillips’in, enflamasyon silsilesinin birbirini takip eden bütün aşamalarının (P maddesi, interlökinler, tümör nekroz faktörü, kemokinler ve sitokinler) magnezyum eksikliği durumunda ağırlaştığını kanıtladıkları araştırmaları dikkate almak.
Bilinmesi gereken nokta şu: Enflamasyonu tetikleyen magnezyum eksiliği ve rölatif kalsiyum fazlalığıdır.
18. Halsizlik – Mg eksikliği olan hastalarda sıklıkla karşılaşılan bir şikayet halsizlik, çünkü vücutlarındaki düzinelerce enzim sistemi bu eksiklik yüzünden randımanlı çalışamıyor. Vücutta enerji üretimi için en önemli faktör ATP ve bir magnezyum iyonuna bağlı olmadığı takdirde ATP biyoloijk olarak aktif hale geçemiyor.
19. Hazımsızlık — Mideye girenleri asidifiye eden gastrik proton pompası magnezyumsuz çalışamıyor.
20. Hipertansiyon – Vücutta magnezyum eksik kalsiyum da gereğinden fazlaysa, kan damarlarımızdaki kaslar spazm geliştirip kan basıncının artmasına neden olabilir. Bu arada kolesterol de yükselirse, magnezyum yetmezliğine bağlı olarak gidip kan damarlarındaki kalsiyuma bağlanabilir ki bu da tansiyonun daha da yükselmesini sağlar.
21. Hipoglisemi — Magnezyumun dengeleyici etkisi sayesinde kana birden gereğinden fazla insülin salınması ve buna bağlı olarak kan şekeri düşüklüğü ile bağlantılı belirtilerin ortaya çıkması engellenir.
22. İnsomni – Kaslarda rahat bir uyku uyuyamızın önüne geçebilecek gerginliği alıyor magnezyum. Ayrıca, Mg düzeyi yetersizse, uyku regülasyonundan sorumlu melatoninin üretim aşamalarında aksaklıklar meydana geliyor.
23. İritabl Bağırsak Sendromu — Dr. Dean, IBS for Dummies adlı kitabında IBS’de görülen ağrı ve sancıyı almak için neden magnezyuma ihtiyaç olduğunu anlatıyor. Biraz daha laksatif formları kullanıldığı takdirde magnezyum ayrıca IBS ile ilintili kabızlığı da ortadan kaldırabiliyor.
24. Kadın Hastalıkları ve Doğum Alanındaki Problemler – Magnezyum şu sorunların önlenmesi ve tedavisinde etkilidir:
a. ‘Adet Öncesi Sendromu’
b. Dismonere (adet esnasında kasıklarda şiddetli ağrı/sancı hissedilmesi)
c. Gebelikte erken sancılanma (bu durum magnezyum eksikliğine bağlı kas spazmlarından kaynaklanıyor olabilir)
d. Kadın İnfertilitesi (fallop borusundaki spazmları ortadan kaldırmak yoluyla)
e. Preeklampsi ve eklampsi (derialtı dokularında -ödeme uzanmak üzere- su tutulmasını, yüksek tansiyon ve eklampsi nöbetini geçirir)
f. Serebral Palsi (beyin nöronlarındaki harabiyet nedeniyle ilk yaşlardaki çocuklarda görülen, her iki bacakta spastik sertlik, zaman zaman gelen konvülsiyon nöbetleri, istemli hareketlerde düzensizlik ve zeka geriliği ile belirgin konjenital defekt)
g. Ani Bebek Ölümü Sendromu
h. Erkek İnfertilitesi (sağlıklı meni önemli miktarda magnezyum ve çinko ihtiva eder)
25. Kalp hastalığı – Kalp, özellikle de sol karıncık vücutta magnezyumun en yüksek oranda bulunduğu yer. Kalp hastası olanlarda magnezyum eksikliği sık rastlanılan bir durum ve magnezyum desteği alındığı takdirde kalp hastalığı riski azaltılabiliyor. IV magnezyum, yani damardan magnezyum kalp krizinin başında verildiği takdirde miyokart enfarktüsü hasarını ve kardiyak aritmiyi önlenebiliyor.
Dr. Dean, başından beri sorun magnezyum eksikliği iken çok sayıda insana kalp hastalığı teşhisi konarak çoğu kez en aşağı altı farklı ilaç tedavisine başlatılmadığını ve elbette çok geçmeden bu hastaların kalp yetmezliğine gittiğini, bunun da kendisini son derece endişelendirdiğini söylüyor. Üstelik, kalp hastalarına önerilen ilaçların çoğu da vücuttan magnezyum çalan ilaçlar. Statinler bilhassa hasar oluşturan ilaçlar, zira bunlar çokça magnezyuma bağlanıp vücutça kullanımını engelleyen flor bileşikleri.
26. Kan pıhtıları – Magnezyum kanda pıhtılaşmayı kan inceltici ilaçlardan farklı bir mekanizmayla, kalsiyum fazlasının pıhtı oluşumunu tetiklemesini engellemek suretiyle önlüyor ve gerek olduğunda kandaki pıhtılaştırıcı faktörlerin doğal yoldan dengelenmesini sağlıyor.
27. Kas-iskelet sistemi sorunları – Yetersiz magnezyum diğer yandan kalsiyumda rölatif fazlalıkla birleştiğinde vücudun herhangi bir kasında uzun süreli kasılmaya yol açacaktır. Aşağıda verilen kas-iskelet sistemi sorunlarının hepsi magnezyum terapisine yanıt vermektedir:
a. Kas krampları
b. Fibrozit (bağ dokusunun iltihabı)
c. Fibromiyalji (inatçı adale ağrıları, yorgunluk ve vücutta bazı hassas ağrılı noktalarla karakterize bir hastalık)
d. Gastroentestenal spazmlar, safrakesesi spazmları — bunlar cerrahi müdahale gerektirebilecek durumlardır
e. Ruhsal gerilime bağlı olarak saçlı deri, boyun ve yüz kaslarındaki devamlı kasılma veya gerilme sonucu gelişen baş ağrıları.
f. Kas spazmları, vücudun herhangi bir kasında oluşabilecek çekilmeler.
g. Kronik boyun ve sırt/bel ağrısı.
28. Kolesterol Yükselmesi — Dr. Dean 1970’lerin ortalarında tıp eğitimi alırken normal kolesterol seviyelerinin 245 mg/dL civarında olduğunu söylüyor. Kitabının ilk baskılarında (ilki 2003’te çıkıyor) normal seviye 180-220 mg/dL olarak geçiyor. Şimdi ise tıp kurumları kolesterolün 200 mg/dL’in (5.2 mmol/L) altında olması gerektiğini söylüyor.
Yeterli miktarda kolesterol varken HMG-CoA redüktazının (herhangi bir kimyasal maddenin indirgenmesini kolaylaştıncı enzimin) aktivitesini yavaşlatmaktan sorumlu mineral Magnezyum. Statin ilaçlarının bir yandan magnezyum eksikliği oluştururken diğer yandan hedefe alıp ortadan kaldırmaya çalıştığı enzim de bu.
29. Migren — Serotonin dengesi Mg’ye bağlı. Serotonin eksikliği migren ağrıları ve depresyona yol açabiliyor. Migreni oluşturanın beynin incecik kılcal damarlarını tıkayan kan pıhtıcıkları olduğu söylenir. Magnezyum, kalsiyumun kanı gereğinden fazla pıhtılaştırmasına engel olur. Damardan ve ağızdan alındığı takdirde magnezyum migreni önleyebilir ve geçirebilir.
30. Osteroporoz – İster D vitamini ile birlikte ister D vitaminsiz alınmış olsun, yüksek doz kalsiyum takviyesi yanında dengeleyici miktarda magnezyum alınmadığı takdirde kemik kaybına giden bir dizi biyolojik olay başlatır.
31. Parkinson Hastalığı — Magnezyum, beyinde kalsiyum kalıntılarının yarattığı nöroenflamasyonu (sinir sistemi iltihabını) bloke eder.
32. Raynaud Sendromu – Mg el parmaklarında ağrı ve uyuşmaya yol açan spastik kan damarlarının gevşemesine yardımcı olur.
33. Reflü — Yemek borusunun mideye giriş yerindeki kapakçıkta oluşacak spazm reflüye neden olabilir. Magnezyum yemek borusu spazmlarını ortadan kaldırır.
34. Sinir Sistemi Problemleri — Magnezyum yetersiz, kalsiyum da göreceli olarak fazla yüksekse vücudun herhangi bir yerindeki sinir hücreleri uzun süreyle aşırı uyarılacak demektir. Magnezyum vücuttaki şu sinir rahatsızlıklarını ortadan kaldırır:
a. Yanma
b. Kas güçsüzlüğü
c. Uyuşma, hissizlik
d. Paralizi ve hassasiyet
e. Karıncalanma, iğnelenme
f. Seğirme
g. Vertigo ve kafa karışıklığı, oryantasyon bozukluğu
35. Sistit — Magnezyum eksikliği varsa enfeksiyon halinde idrar kesesi spazmları oluşur. Spastik mesane sık idrar çıkma durumu oluşturabilir.
36. Spor İncinmeleri — Ağrı, enflamasyon, kas spazmı, kas gerginliği ve yırtık gibi incinmelerin tümü magnezyumla geçirebilir.
37. Spor Sonrası Toparlanma — Magnezyum laktik asit birikimini azaltarak, antrenman sonrası vücutta ağrı-sızıyı engeller.
Bu 56 sağlık sorununun magnezyum eksikliğine bağlı olarak gelişmiş olabileceğini ve takviyeyle düzelebileceğini siz veya doktorunuz fark etmediğiniz takdirde cebinizde ilaçla eve döneceksiniz demektir. Ne yazık ki birçoğu yukarıda verilen tıbbi durumlar için uygunsuz şekilde reçete edilmekte olan ağrıkesiciler, diüretikler, antibiyotikler ve kortizon salt magnezyum değil, diğer mineralleri de vücuttan çaldığından bir süre sonra belirtiler tamamen kontrolden çıkacak demektir. Bugün gelişmiş Batı toplumlarında reçeteli ilaç kullanım istatistiklerine baktığımızda bu tespitin geçerliliğini ve durumun vahametini daha iyi anlayabiliyoruz. Umuyoruz Dr. Dean’in bu müthiş çalışması sağlık sorunlarınızın asıl kaynağının ‘reçeteli ilaç eksikliğine bağlı yaşam’dan ziyade, ‘vitamin ve mineralden yoksun gıda bolluğu’ olduğu yönünde ikna edici açıklamalar sunabilmiştir sizlere.

Bu bilgiler Dr. Carolyn Dean’in 2014 basımı The Magnesium Miracle kitabından alınmıştır.
30 yılı aşkın süredir lisanslı tıp hekimi, naturapat, herbalist, akupunktur uygulayıcısı ve beslenme uzmanı olarak çalışan Dr. Dean’in magnezyum takviyesi için önerdiği ürünleri internet sitesinden görebilirsiniz.
kaynak: sağlıkla kal facebook sayfasından alınmıştır. Mutlaka sayfaya üye olmalısınız…
Fatoş Pabuccu Tuncay

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »