Ben sadece kendimim…

Ben sadece kendimim…
Bir sabah adamın biri beni görmeye geldi. Ve “Sen ermişsin,” dedi.
“Haklısın,” dedim….   O orada otururken, bana karşı olan bir adam geldi ve o da; “Sen şeytan gibisin,” dedi. “Haklısın,” dedim. İlk adam biraz endişelendi. Ve araya girdi: “Nasıl yani? Bana haklısın dedin.   Bu adama da haklısın diyorsun. …İkimiz birden… haklı olamayız.” Konuşmaya başladım. “Sadece ikiniz değil, milyonlarca insan benim hakkımda haklı olabilir. Çünkü benim hakkımda söyledikleri her şeyle, aslında kendilerini anlatıyorlar. Beni nasıl bilebilirler? Bu imkansız. Onlar daha kendilerini tanımamış. Söyledikleri her şey kendi yorumları.” Bunun üzerine adam sordu: “O zaman sen kimsin? Eğer benim yorumum, senin ermiş olduğun ise, onun yorumu senin şeytan olduğun ise, sen kimsin?”
“Ben sadece kendimim. Kendim hakkında bir yorumum yok. Buna bir ihtiyaç duymuyorum. Sadece kendim olduğum için, bu ne anlama gelirse gelsin çok mutluyum. Kendim olmak bana yetiyor.”
Osho

İnsanlara karşı nazik ve sevecen ol…

İnsanlara karşı nazik ve sevecen ol, ne olursa olsun asla bir başka insanı kırmak için konuşma, bilinçli olarak üzmeye çalışma ve kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama.

Violin & Piano – Concierto De Aranjuez

Ve ne zaman kendini tanımladığının tam da zıddıyla tanışacaksın; işte o zaman karşına iki seçecek çıkacak:

Kendini mutlu olarak tanımladığında, mutsuzlukla da tanışacaksın.

Kendini huzurlu olarak tanımladığında, huzursuzluk da sana cee yapacak.

Kendini cesur olarak tanımladığında, en sıkı korkular sana koşarak gelecek.

Kendini pozitif diye tanımladığında negatif, aydınlık diye tanımladığında da karanlıkla tanışacaksın.

Hele kendini iyi diye tanımlarsan, içindeki kötünün nasıl ortaya çıktığına şaşacaksın…

Ve ne zaman kendini tanımladığının tam da zıddıyla tanışacaksın; işte o zaman karşına iki seçecek çıkacak:

Ya benim kadar zeki bir adam, nasıl olur da böyle salaklıklar yapabilir diye kendini döveceksin içsel dünyanda.

Ya da çok uzun yıllar ve hatta belki yüz belki de binlerce yıl üstteki seçimi yaptıktan sonra, kendini olduğun gibi kabul etme olgunluğuna erişeceksin. Daha önce ham iken, pişmen için defalarca kez yaşayacaksın bu durumu ve evren de seni pişirmek için emin ol en zorlayıcı görünen ama harikulade dersleri yollayacak…

Ve ne zaman güzel olduğun kadar da çirkin, akıllı olduğun kadar aptal, aydınlık olabildiğin kadar karanlık, iyi olabildiğin kadar kötü, sakin olabildiğin kadar sinirli, pozitif olabildiğin kadar negatif olduğunu… kabulleneceksin; işte o zaman tüm zıtlıklar sen de birleşecek. Birleşecek ve birbirlerini nötrleyecek…

İşte o zaman sen kendi aslınla, tüm tanımlamaların ötesindeki gerçek Benliğinle tanışacaksın… Hiçbir kelimeyle tanımlanamayan; ama her şeyi barındıran ve kucaklayabilen o varlıkla…

İşte o zaman “Kendini Tanıma Yolculuğu”; “BENi Yaşama Yolculuğu”na dönüşmeye başlayacak…

Zıtlıkların birleşip birbirlerini nötrledikleri ve tüm tanımların ötesindeki o noktada…

Gerçek BENlik bizi işte orada bekliyor…

Sonsuz bir sabırla…
Hasan “Sonsuz” Çeliktaş

Zamanınız Kısıtlı…Bu yüzden başka birinin hayatını yaşayarak harcamayın…

Neyi hak ettiğinize inanırsanız onu bulacaksınız,şunu unutmayın evren sizinle aynı dili konuşuyor..!”

 

 

Neyi hak ettiğinize inanırsanız onu bulacaksınız, şunu unutmayın evren sizinle aynı dili konuşuyor..!”

Sandre Anne Taylor

Döktüğüm yaşları bağışlıyorum.

Döktüğüm yaşları bağışlıyorum.
Acıları ve aldatmaları bağışlıyorum.
İhanetleri ve yalanları bağışlıyorum.
İftiraları ve ahlâksızları bağışlıyorum.
Nefreti ve zulmü bağışlıyorum.
Yüreğimi yakan darbeleri bağışlıyorum.
Yıkılan hayalleri bağışlıyorum.
Ölen umutları bağışlıyorum.
Sevgisizliği ve kıskançlığı bağışlıyorum.
Umursamazlığı ve kötü zihniyeti bağışlıyorum.
Haklılık uğruna haksızlık edenleri bağışlıyorum.
Öfkeyi ve şiddeti bağışlıyorum.
İhmalkârlığı ve unutkanlığı bağışlıyorum.
Bütün kötülükleriyle dünyayı bağışlıyorum.

Paulo Coelho / Elif

Hani küçükken ağzımızı yaktığımızda geçsin geçsin diye ağlardık, ama o bir türlü geçmezdi; ama ne zaman unuturduk, başka bir şeye dalardık; acı kendiliğinden geçerdi de ağzımızın yandığını bile unuturduk… İşte böyle bir şey…

 

 

 

Sabahın saat 7’si… Yataktayım… Bir karasinek musallat oldu başıma. Ama öyle böyle değil. Sürekli konuyor, sürekli konuyor. Sinir oldum. Kulağıma konuyor, tokatı koyuyorum, kaçıyor. Kafama konuyor, bir daha gömüyorum, kaçıyor. Uyandım. İyice çıktım çileden. Yorganı tepeme çektim, oda da çok sıcak. Uyuyamadım… Kafamı çıkardığım anda başlıyor konmaya. Bizim kediyi çektim yanıma. Normalde her türlü sineği böceği yer, ama oralı bile olmadı. Bu arada sineği avlayacağım derken, kendimi dövüp duruyorum… Ne yapacam, ne yapacam… Derken birden aklıma bunun yine evrensel bir senaryo olabileceği geldi. Seni rahatsız eden düşünceler de bu şekildedir ya. Sinek gibi konar kafana, vurup öldürmeye çalışırsın ama kendini dövdüğünle kalırsın. Bir yandan da provakatif tarafı vardır sineğin, seni uykundan uyandırır. Aslında kalk yapman gereken şeyler var der belki de… Bunları düşünürken birden üzerimde gerilim yaratan bir duruma Reiki yollamaya başladım. Hani sineğin kendisine değil ama. Sinek gitsin, uzaklaşsın diye değil. Bambaşka bir konuya yönlendirdim dikkatimi. Hiç alakasız… Ve bingo, sinek kayboldu… Ben sineğin gitmesini hedeflememiştim, sadece dikkatimi ondan alıp başka yere verdim ve Reiki yollamaya başladım o kadar… Şöyle aradan yarım saat geçti. Reiki’yi kestim. Baktım gene geldi kondu kafama… Yine Reiki yapmaya başladım ve yine yok oldu…

“Millet sinekten yağ çıkartmaya çalışır, sen de sinekten mesaj mı çıkartıyorsun, Hasan” diyeceksiniz de evet! Mesaj alındı. Hayatınızdaki hele ki sorun olarak nitelendirdiğiniz bir şeye dikkatinizi yöneltiyorsanız, özellikle de gitsin bitsin hatta defolsun diye, maalesef sinek gibi kafanıza konup duracak ve sizi çıldırtacak. Ama dikkatinizi başka yöne verdiğinizde, hele ki enerjinizi değiştirecek bir şeyler yapıyorsanız; bir bakmışsınız ki sorun saydığınız şey ortadan kalkmış ve siz fark etmemişsiniz bile… Hani küçükken ağzımızı yaktığımızda geçsin geçsin diye ağlardık, ama o bir türlü geçmezdi; ama ne zaman unuturduk, başka bir şeye dalardık; acı kendiliğinden geçerdi de ağzımızın yandığını bile unuturduk… İşte böyle bir şey…

Eyvallah sana karasinek…

Hasan Sonsuz Çeliktaş

“Ne zaman ki güçlü olmak, tek çare olarak kalır; o zaman anlarsın ne kadar güçlü olduğunu.”

“Ne zaman ki güçlü olmak, tek çare olarak kalır;
o zaman anlarsın ne kadar güçlü olduğunu.”
Bob Marley

Budha ise Sangha’sına yani cemaatine, bugün dilendiği yemeği bugün yemelerini, yarına yiyecek saklamamalarını ve yarın için dilenmemelerini söyler.

İsa, “Göklerdeki kuşları bile aç bırakmayan Baba’nın sizi aç bırakacağına nasıl inanırsınız?” diye sorar. Budha ise Sangha’sına yani cemaatine, bugün dilendiği yemeği bugün yemelerini, yarına yiyecek saklamamalarını ve yarın için dilenmemelerini söyler.

Büyük öğretmenler yarının derdini yarına bırakmamızı söylerken bizim bunu yapamamamızın nedeni nedir? Elbette beklentilerimiz. Akışa teslim olmanın, orta yolda yürümenin, tevekkülün, wu-wei’nin anahtarı, beklentisizliktir.

Eğer beklenti varsa kontrol ve güven ihtiyacı daima olacaktır. Eğer beklenti yoksa o zaman yarının derdi yarının olacaktır.

Cem Şen

Ruhsal aydınlanma, her örnekte bir kavrayış ânı olsa da, o kavrayışa ulaştıran yol, karakterin, tıpkı bir parça demirin dövülerek şekillendirilmesi gibi yeniden şekillendirilmesini gerektiriyor.

Ruhsal aydınlanma, her örnekte bir kavrayış ânı olsa da, o kavrayışa ulaştıran yol, karakterin, tıpkı bir parça demirin dövülerek şekillendirilmesi gibi yeniden şekillendirilmesini gerektiriyor.
Beklentisizlik, arzulardan arınmak, kesintisiz farkındalık, olağanın üzerinde bir konsantrasyon, görünenin ardını görebilme becerisi, ben sandığım şeyi ve onu oluşturanları bırakmak, tutunmamak…
Bunların her birinin farkındalığın örsünde, konsantrasyonun çekiciyle uzun süre dövülmesi gerekiyor. Bu işlemin sonunda bir anda, kendiliğinden bir anlayış beliriveriyor.
Buna dışarıdan bakan insan ise bu sürecin kendiliğinden olduğunu, bir rehbersiz kolayca başarılacağını, inanmanın yeterli olduğunu sanıyor.
Henüz anlayışı yeterince derin olmayan bir insan, kademeli aydınlanma ve ani aydınlanma denilen iki temel yöntemin ötesinde bir yerlerde olan, hiç duymadığım ama bir isim vermem gerekse “kazara aydınlanma” diyebileceğim zahmetsiz, sıkıntısız bir şeyin peşinde.
Cem Şen

Öfkelenince neden bağırırız?

 tumblr_kxfv2w2csk1qzpe8uo1_500_large[1]
Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerde…n biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız?
O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş. Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.” “Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur?
Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz

Kendi hikayenizi kendiniz yazmazsanız, birisi gelir tüm hayatınızı karalar gider…

Ben kalanlardan yanayım.

 

 

İnsanlar vardır,
Gelip geçerler hayatlarımızdan
Kimi depremlerle gider,
Kimi fırtınalarla…
Ben kalanlardan yanayım.
Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim,
Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını…

Şems-i Tebrizi

Duygularınızı ya söyleyin, yada temizleyin. İçinizde TUTMAYIN !

Duygularınızı ya söyleyin, yada temizleyin. İçinizde TUTMAYIN !

İçinize attığınız her duygu hali sizin haklı yada haksız olmanıza bakmaksızın dışarıya çıkmak isteyecektir. İçinize attığınız her sözcük boğazınızdan itibaren bedeninizin her zerresini hasta etmeye başlıyor  …

İçime attığım tüm olumsuz duygularımı, kırgınlıklarımı, hesaplaşmalarımı, affedemediklerimi, canımı yakan herkesi ve her şeyi, kendi iyiliğim için affediyorum ve özgür bırakıyorum. Değerliyim, yeterliyim, ben kendimi affediyorum, herkesi affediyorum…

Annemi ve babamı affediyorum…

Bülent Gardiyanoğlu

Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin…

“Mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.”

Konfüçyus