“Adam fısıldadı:Tanrım konuş benimle.”

 

“Adam fısıldadı:
“Tanrım konuş benimle.”
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı :
“Tanrım konuş benimle!”
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve
“Tanrım seni görmeme izin ver” dedi.
Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve adam bağırdı,
“Tanrım bana bir mucize göster !”
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı,
“Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla !”
Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü
Ve adama dokundu.
Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı.
Ve yürüyüp gitti…”

Aydınlanmaya, tekamüle giden yol sadece tanrısal olanı aramayı içermez, insanın kendi benliğini tüm olumlu ve olumsuz yönleriyle kabul etmesini de içerir.

393029_645403435486615_1835259773_n[1]

 

 

Aydınlanmaya, tekamüle giden yol sadece tanrısal olanı aramayı içermez, insanın kendi benliğini tüm olumlu ve olumsuz yönleriyle kabul etmesini de içerir.

Eğer bir insan geçmişinin kızgınlıklarını, öfkelerini, pişmanlıklarını, korkularını kabul eder ve onları sevgiyle kucaklayabilirse Tanrısallığı bulma yönünde büyük adım atmış olacaktır.

Sevgiyle kalın.

Serdar Ceylan

Ya Kendin Yanıp Aydınlatacaksın Yolunu, Ya Da Karanlıkta Yürümeyi Öğreneceksin…

Fotoğraf: Günaydın.

Tutunmayın bırakın hersey akısta mevcut

 

 

Tutunmayın bırakın hersey akısta mevcut

 

Brahma Kumaris

Soran: Huzursuzum. Huzura nasıl kavuşabilirim?

Fotoğraf: Ben Oyum

MAHARAJ İLE KONUŞMALAR:
Soran: Huzursuzum. Huzura nasıl kavuşabilirim?
Maharaj: Huzura niçin gereksinim duyuyorsunuz?
S: Mutlu olmak için.
M: Sizi mutsuz eden ne?
S: Bende olanı istemiyorum ve bende olmayanı istiyorum.
M: Neden bunu tersine çevirmiyorsunuz? Sizde olanı isteyin ve sizde olmayana da aldırmayın.
S: Hoş olanı istiyorum ve acı verici olanı istemiyorum.
M: Bir şeyin hoş olup olmadığını nasıl biliyorsunuz?
S: Geçmiş deneyimlerden, kuşkusuz.
M: Belleğin rehberliği altında hoş olanı izleyip, olmayandan kaçındınız. Peki, başarılı oldunuz mu?
S: Hayır olmadım. Hoş olan devam etmiyor ve acı yeniden gelip yerleşiyor.
M: Hangi acı?
S: Zevk ve haz duyma arzusu, ıstırap çekme korkusu, her ikisi de üzüntü ve yılgınlığa neden oluyor. Katışıksız bir zevk (haz) hali yok mudur?
M: Fiziksel ya da zihinsel her zevkin bir araca gereksinimi vardır. Hem fiziksel hem de zihinsel araçlar maddeseldirler, yorulur ve yıpranırlar. Onların vereceği haz, yoğunluk ve süre bakımından ister istemez sınırlıdır. Istırap sizin tüm hazlarınızın zeminidir. Siz ıstırap çektiğiniz için onları istersiniz. Öte yandan, zevki arama hali başlı başına ıstırap kaynağıdır. Bu bir kısır döngüdür.
Maharaj: Hayatta hiçbir şey engelleri aşmadan elde edilemez. Bir insanın gerçek varlığını berrak bir biçimde idrak etmesini engelleyen şeyler haz arzusu ve ıstırap korkusudur. Yolunuzu tıkayan şey haz-acı motivasyonudur. Bütün dürtülerden arınmış, hiçbir arzunun ortaya çıkmadığı hal doğal haldir.
***
Soran: Arzulardan böylesine vazgeçiş zaman gerektirmez mi?
M: Eğer onu zamana bırakırsanız, milyonlarca yıl gerekecektir. Arzu ardından arzu terk etmek sonu asla görünmeyen, çok uzun bir süreçtir. Arzularınızı ve korkularınızı kendi hallerine bırakın ve tüm dikkatinizi özneye verin, arzu ve korku deneyiminin ardında bulunan varlığa. Sorun; kim arzuluyor? Bırakın her bir arzu sizi kendinize getirsin.
S: Bütün arzuların ve korkuların kökeni aynıdır -mutluluk özlemi.
M: Sizin düşünebildiğiniz ve özlemini çektiğiniz mutluluk sadece fiziksel ve zihinsel doyumdur. Böyle duyusal ve zihinsel haz gerçek, mutlak mutluluk değildir."
S: Duyusal ve zihinsel zevklerin olsun, fiziksel ve zihinsel sağlıktan kaynaklanan genel iyilik ve rahatlık duygusunun olsun, kökleri yine sizin anlattığınız gerçekte bulunmalı.
M: Onların kökleri hayal gücündedir. Kendisine bir taş verilen ve onun paha biçilmez bir elmas olduğuna inandırılan bir insan yanıldığını fark edinceye kadar büyük mutluluk duyabilir; aynı şekilde, öz varlık bilindiğinde zevkler lezzetlerini, acılar dikenlerini yitireceklerdir. Her ikisi de oldukları gibi görünecekler -anılara ya da önyargılara dayanan şartlı davranışlar, sadece tepkiler, basit çekimler, itilişler olarak. Genellikle zevk ve acı, beklendiklerinde hissedilirler. Bu tamamen kazanılmış alışkanlıklar ve edinilmiş kanılar sorunudur.
S: Peki, zevk hayal ürünü olabilir. Ama acı gerçektir.
M: Acı ve haz daima beraberdirler. Birinden kurtulmak her ikisinden de kurtulmak demektir. Eğer hazza önem vermiyorsanız, acıdan da korkmazsınız. Fakat ne biri ne diğeri olan o mutluluk vardır ki tamamen öte olandır. Sizin bildiğiniz mutluluk tarif edilebilir ve ölçülebilir. O sözün gelişi, nesneldir. Fakat nesnel olan sizin olamaz. Kendinizi dışsal bir şeyle özdeşleştirmek vahim bir hata olur. Gerçek öznel ve nesnel olanın ötesidir, o bütün düzeylerin, her ayrımın, farkın ve tarifin ötesindedir, kesinlikle o onların kaynağı, kökeni değildir. Bunlar gerçek hakkındaki cehaletten kaynaklanırlar, gerçeğin kendisinden değil; o gerçek ki tanımlanamaz, anlatılamaz, var olmanın ve var olmamanın ötesindedir.
Ben Oyum-Akaşa Yayınları
Ben Oyum

MAHARAJ İLE KONUŞMALAR:
Soran: Huzursuzum. Huzura nasıl kavuşabilirim?
Maharaj: Huzura niçin gereksinim duyuyorsunuz?
S: Mutlu olmak için.
M: Sizi mutsuz eden ne?
S: Bende olanı istemiyorum ve bende olmayanı istiyorum.
M: Neden bunu tersine çevirmiyorsunuz? Sizde olanı isteyin ve sizde olmayana da aldırmayın.
S: Hoş olanı istiyorum ve acı verici olanı istemiyorum.
M: Bir şeyin hoş olup olmadığını nasıl biliyorsunuz?
S: Geçmiş deneyimlerden, kuşkusuz.
M: Belleğin rehberliği altında hoş olanı izleyip, olmayandan kaçındınız. Peki, başarılı oldunuz mu?
S: Hayır olmadım. Hoş olan devam etmiyor ve acı yeniden gelip yerleşiyor.
M: Hangi acı?
S: Zevk ve haz duyma arzusu, ıstırap çekme korkusu, her ikisi de üzüntü ve yılgınlığa neden oluyor. Katışıksız bir zevk (haz) hali yok mudur?
M: Fiziksel ya da zihinsel her zevkin bir araca gereksinimi vardır. Hem fiziksel hem de zihinsel araçlar maddeseldirler, yorulur ve yıpranırlar. Onların vereceği haz, yoğunluk ve süre bakımından ister istemez sınırlıdır. Istırap sizin tüm hazlarınızın zeminidir. Siz ıstırap çektiğiniz için onları istersiniz. Öte yandan, zevki arama hali başlı başına ıstırap kaynağıdır. Bu bir kısır döngüdür.
Maharaj: Hayatta hiçbir şey engelleri aşmadan elde edilemez. Bir insanın gerçek varlığını berrak bir biçimde idrak etmesini engelleyen şeyler haz arzusu ve ıstırap korkusudur. Yolunuzu tıkayan şey haz-acı motivasyonudur. Bütün dürtülerden arınmış, hiçbir arzunun ortaya çıkmadığı hal doğal haldir.
***
Soran: Arzulardan böylesine vazgeçiş zaman gerektirmez mi?
M: Eğer onu zamana bırakırsanız, milyonlarca yıl gerekecektir. Arzu ardından arzu terk etmek sonu asla görünmeyen, çok uzun bir süreçtir. Arzularınızı ve korkularınızı kendi hallerine bırakın ve tüm dikkatinizi özneye verin, arzu ve korku deneyiminin ardında bulunan varlığa. Sorun; kim arzuluyor? Bırakın her bir arzu sizi kendinize getirsin.
S: Bütün arzuların ve korkuların kökeni aynıdır -mutluluk özlemi.
M: Sizin düşünebildiğiniz ve özlemini çektiğiniz mutluluk sadece fiziksel ve zihinsel doyumdur. Böyle duyusal ve zihinsel haz gerçek, mutlak mutluluk değildir.”
S: Duyusal ve zihinsel zevklerin olsun, fiziksel ve zihinsel sağlıktan kaynaklanan genel iyilik ve rahatlık duygusunun olsun, kökleri yine sizin anlattığınız gerçekte bulunmalı.
M: Onların kökleri hayal gücündedir. Kendisine bir taş verilen ve onun paha biçilmez bir elmas olduğuna inandırılan bir insan yanıldığını fark edinceye kadar büyük mutluluk duyabilir; aynı şekilde, öz varlık bilindiğinde zevkler lezzetlerini, acılar dikenlerini yitireceklerdir. Her ikisi de oldukları gibi görünecekler -anılara ya da önyargılara dayanan şartlı davranışlar, sadece tepkiler, basit çekimler, itilişler olarak. Genellikle zevk ve acı, beklendiklerinde hissedilirler. Bu tamamen kazanılmış alışkanlıklar ve edinilmiş kanılar sorunudur.
S: Peki, zevk hayal ürünü olabilir. Ama acı gerçektir.
M: Acı ve haz daima beraberdirler. Birinden kurtulmak her ikisinden de kurtulmak demektir. Eğer hazza önem vermiyorsanız, acıdan da korkmazsınız. Fakat ne biri ne diğeri olan o mutluluk vardır ki tamamen öte olandır. Sizin bildiğiniz mutluluk tarif edilebilir ve ölçülebilir. O sözün gelişi, nesneldir. Fakat nesnel olan sizin olamaz. Kendinizi dışsal bir şeyle özdeşleştirmek vahim bir hata olur. Gerçek öznel ve nesnel olanın ötesidir, o bütün düzeylerin, her ayrımın, farkın ve tarifin ötesindedir, kesinlikle o onların kaynağı, kökeni değildir. Bunlar gerçek hakkındaki cehaletten kaynaklanırlar, gerçeğin kendisinden değil; o gerçek ki tanımlanamaz, anlatılamaz, var olmanın ve var olmamanın ötesindedir.
Ben Oyum-Akaşa Yayınları

 

ŞİMDİ ‘ALFA DALGASINDA’ OLMAK VAR YA ANASINI SATAYIM!..

400626_526506080720273_1163498755_n[1]

İnsanların çoğu bütün gününü beyni beta dalgaları yayarak geçiriyor. Bu her an alarm durumunda olarak yaşamaktır; korkunç yorucu ve yıpratıcı bir durum!..

Oysa insan bu dalga boyunda günde en fazla yarım saat kalmalıdır yoksa organizması iflas eder.

  Bu medidatif durumda kalmak demektir…

Bu anda kalmak demektir. Kutupluluktan sıyrılıp, her şeye ‘sıfır noktası’nda, eşit mesafede olmak demektir. Sorunları üstlenmemek, geçirgen olabilmek demektir.

Bu yüksek bir farkındalığa erişmenin en kestirme yoludur; yaşama gözlemci ve tanık olmak, hiçbir şeye anlam yüklemeden, hiçbir şeyi üzerine alınmadan sadece ‘ol’mak demektir!..

***

Ne yazık ki çoğu insan bunun tersini yapıyor!..

İnsanların ”Adamın hiçbir şeyi yoktu, birdenbire kansere yakalandı, kısa süre sonra da öldü,” dedikleri işte tam olarak bu durum; hastalık sinsi sinsi ilerler, bağışıklık sistemi zayıf gördüğü anda da son darbeyi vurur.

”Nasıl hiçbir şeyi yoktu yahu; sürekli tasa, kaygı, endişe, korku, öfke, nefret, kızgınlık, suçluluk, kırgınlık vs. içinde geçirmedi mi bu adam tüm hayatını? Sürekli haklı çıkma derdinde değil miydi, önüne geleni kıyasıya eleştirip kınayıp yargılamadı mı? İnsanlara hayır diyemediği için yapmak istemediği şeyler için sürekli bahaneler, yalanlar uydurmadı mı? İşleri biraz yolunda gitmediğinde, bir şey istediği gibi olmadığında yakınan, sızlanan, söylenen kimdi ya? Yahu bu adam hayatı boyunca kurbanı ve mağduru oynamadı mı, daha nesi olsun?!.” diyesim geliyor bu insanlara…

***

Dünya insanlık adına çok fazla önem taşıyan bir ekinoksa girdi!..

Bu ekinoks doğanın olduğu kadar sizin de dengenizi bulmanızı sağlasın!..

Dengeli bir yaşama geçmeye karar vermenizin miladı olsun!..

Dönüşüm yolculuğunuzun ilk günü olsun!..

Herkese şimdiden şifa olsun, hepinizi saygıyla selamlıyor, sevgiyle kucaklıyorum…

Şems Terlan

Hepimizin iyi nefes almaya ihtiyacı var.Bugün çok kolay ve etkili bir tekniği Sizlerle paylaşacağım…

– Burnunuzdan nefes alırken üçe kadar sayın.
–  3 saniye tutun. …
– Burnunuzdan yavaşça verin ve verirken altıya  kadar sayın.
– Baştan başlayın.
– 10 kere tekrar edin.

♥Üzgün bir ruh , insani mikropdan cok daha hizli öldürür♥♥

♥Üzgün bir ruh , insani mikropdan cok daha hizli öldürür♥♥

 

Kaynak : Theta Mucizesi… Bilinçaltı Terapi Tekniği

Affetmek özgürleşmektir….


Seni affediyorum demek bana yaptıklarında haklı olduğunu göstermez. Aksine ben kendimi senden ve yaşadıklarımızdan özgürleştirmek için seni affediyorum. Değerli olduğum için seni affediyorum. Her gün her saniye …bu haksızlıkları tekrar tekrar düşünerek kendime zarar vermemek, mutsuz olmamak için seni affediyorum. Affetmek seni haklı kılmaz, affetmek beni özgürleştirir. Yaşanan her ne ise içinizde sürekli bu öfkeyi, kızgınlığı, haksızlığı, kırgınlığı taşımak yalnız ve yalnız size zarar verir. İçinizdeki bu öfke giderek çığ gibi büyür ve hastalık olarak size geri döner. Bırakın karşınızdaki kendi yaptığıyla, kendi vicdanıyla baş başa kalsın, bu da O’nun sınavı. Affederek karşınızdakine değil kendinize iyilik edersiniz. Affetmek istediğiniz kişiye size yaşattığı deneyimler için teşekkür edin, kendinize bunları yaşattığınız için kendinizi de affedin, dersinizi görün, affettiğiniz kişiyi sevgiyle özgür bırakıp, yolunuza devam edin. Bunun için özel bir tekniğe ihtiyacınız yok; sessiz bir ortamda gözlerinizi kapatıp, birkaç derin nefes alın ve O kişi karşınızdaymış gibi O’nunla konuşun ve O’nu affederek sevgiyle özgür bırakın ve yüklerinizden arının. Affederek hafifleyin. Affedemiyorum diyenlere; Yüce Yaradan seni bütün hatalarından, en ağır günahlarından bile affederken sen O’nun kulunu nasıl affedemezsin
Kaynak: İçerisi Nasılsa Dışarısı Öyledir…

Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.

Zaman ve geçip giden Hayat üzerine düşündürücü bir hikaye…

***

Genç adam yoğun iş temposundan iyice bunalmıştı. Vakit akşama yaklaşıyordu; ama mesai kavramına çok yabancı olduğu için evine ne zaman gideceği belli değildi.

 

Başını iki elinin arasına aldı, gözlerini sıkıca kapadı. Çok para kazanıyordu, yöneticiydi. Birçok insanın imrenerek baktığı bir konumdaydı. Ama yaşadığı hayatı, hayat olarak görmüyordu. “Bu ne biçim hayat böyle!” diye söylendi kendi kendine.
Hafta sonları dahi evine gidemiyordu. Toplantılar, iş seyahatleri, yazışmalar ve koşuşturmacayla geçen bir hayat. Ailesine vakit ayıramıyordu. Pek çok yakın dostunun adını dahi unutmuştu.
Bu karamsarlık içinde kıvranırken, birden çekmecesindeki küçük radyosu aklına geldi. Radyoyu açtı. Yayınlanan müzik parçası ile biraz rahatladığını hissetti.
Müziğin ardından yaşlı bir adamın konuşmasıyla gayri ihtiyari radyoyu kapatmak istedi. Ama birden durdu.

İlginç bir teoriden bahsedeceğini söylüyordu adam. “BİN MİSKET TEORİSİNİ”ni anlatacaktı.
Merakla dinlemeye başladı:
Birgün oturdum ve biraz aritmetik yaptım. Ortalama bir kişinin yetmiş beş yaşına kadar yaşadığını varsayalım. Biliyorum, bazıları daha çok, bazıları daha az yaşar.
Ama biz yetmiş beş yıl yaşadığını düşünelim. Bir yılda 52 hafta olduğu için, 75’i 52 ile çarptım ve ortalama ömre sahip bir insanın tüm hayatında yaşadığı cumartesi sabah sayısı olarak 3900 rakamına ulaştım.
Şimdi beni iyi dinleyin. En önemli kısmına geliyorum. Bütün bunları ayrıntılı olarak düşünmeye elli beş yaşında başlamıştım. Yaptığım hesaba göre bu yaşa kadar 2180’in üzerinde cumartesi yaşamıştım ve eğer yetmiş beş yaşına kadar yaşarsam, yaşayacağım cumartesi sayısı sadece bin adet olacaktı.
Bir oyuncak dükkanına gittim ve elindeki tüm misketleri aldım. 1000 adet misketi bir araya getirmek için üç tane daha oyuncakçı dükkanını ziyaret ettim. Bunları eve getirdim ve atölyedeki radyomun yanında duran büyük, şeffaf bir kavanozun içine hepsini doldurdum.
O günden sonra, her cumartesi kavanozdan bir tane aldım. Misketlerin azaldığını gördükçe, hayatımdaki önemli şeyleri daha fazla DÜŞÜNMEye başladım. Anladım ki, dünyadaki zamanımın akıp gittiğini görmek kadar önceliklerimi düzene koymama hiçbir şey yardım edemez.”
Yaşlı adamın anlatıkları o kadar etkiliydi ki, genç iş adamı adeta dünyadan kopmuş, radyoya kilitlenmişti.
Yaşlı adam şu cümlelerle konuşmasını tamamladı:
“Programı kapatmadan önce şimdi size son bişey anlatacağım. Bu sabah kavanozun içindeki son misketi de aldım. Eğer önümüzdeki cumartesiye kadar yaşarsam, bana biraz daha zaman verilmiş olacak. Unutmayın, hepinizin kullanabileceği en önemli şey, biraz daha fazla zamandır.
***
Bundan 20 yıl sonra, YAPTIKLARIN için değil, YAPAMADIKLARIN için üzüleceksin.
Halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç.
Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.

Bazen nedenini algılayamadığımız şeyle olur hayatta…..

 

Bazen nedenini algılayamadığımız şeyle olur hayatta…..
Bazen de üzülürüz görüntüde olanlara…..
Acele etmeyin kararlarda…….. ne oluyorsa olsun, bil ki hayrına……
Komiktir dünya…. :-)))))
Sen eğlen, gül, yaşa……
Unutma, hediye paketlerin var bu yolda…….
Güller açsın yolunda, dikenlerinden sevgim korur seni, yanındayım, sakın aldanma………

Bilge Çelik

Genç Ve Sağlıklı Ve Mutlu Yaşam Kılavuzu…

*Baktığın her şeyi iyi gör, gözlerin ışıldasın… yoksa bakma be gülüm :-))))

* Yarım kalmış işlerle yaşama…..

*İkna olmadan evet deme…..

* Yüzünde kırışıklar olmasın istiyorsaaaaannn…… her zaman ki tavsiyem bol kahkaha……

* Veeee belki de en büyük sır, hayatla aşk, aşığım ben, hayatımdaki her şeye…

* Neşeli ol, ağırlaşma, hafifle…. asma suratını öyle her şeye…. ciddiyet asık suratla orantılı değil, kasma, takılma, geç gülüm geç….

* Su için bol bol…. ancak lıkır lıkır değiiiiiiiil !!!!!!
yudum yudum içilir su….. her yudumu gezdirin ağzınızda…. hayal gücünüz de devrede olsun….. iyileştiğinizi, gençleştiğinizi, yenilendiğinizi,……… hayal edin………

*Savulun geçmişin köstebekleri….

*Süpeeeersiniz bugün biliyorum…. :-))))) çünkü bir çok nedeniniz var süper olmak için……..:-))))

*mutsuz insan seli içinde, sen, irade kullan mutlu olmak için….. iyi bak kendine, özenle, saygıyla, minnetle…..

*Yaşadığım sürece her günüm kutlu benim … :-))))

Hata yapmak, aldanmak, başarısız olmak, kaybetmek, yenilmek de hakkımızdır tıpkı diğerleri gibi.

 

Mükemmelliyetçilik zihnin oluşturduğu bir başka tuzak…

Hata yapmak, aldanmak, başarısız olmak, kaybetmek, yenilmek de hakkımızdır tıpkı diğerleri gibi.

İnsanız sonuçta, önemli olan hatayı görmek, dersini almak, kendini affetmek ve yola devam etmek…

Filiz Eroğlu

Sadece bir kişiye yardım et!

10007541_283583915138826_1337299036_n[1]

 

Eğer herkes bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz. Sadece bir kişiye yardım et! Şimdiki usul bu değil ama inanıyorum, insanlar bu yolu öğrenecekler.

Kızılderili atasözleri

“Samimi ol, fakat sakın laubali olma!”

images[1]

“Samimi ol, fakat sakın laubali olma!”

William SHAKESPEARE