Öyle Günler Gördüm Ki…

13080_353706534839407_8943604786800210339_n[1]

Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
Gözümde canlanırdı eşkiya masalları.
Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar
En alçak tekmelerle beni yere devirdi.

Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

Öyle günler gördüm ki, tabanca şakağımda
Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
Tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi

Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.

Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur

Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
Gözyaşları içinde seneler yürür gider.

Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

Sabahattin ALİ

Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak,kımıl kımıl olacak yatakta.

imagesJU532YZX

Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş. Koyun gibi yatmayacak,kımıl kımıl olacak yatakta.
Aklını başından alacak ama, aklını sadece
bununla yormayacak. Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.

Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.
Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek,hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de. Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir
tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak. ..

Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi
olmayacak. şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe.Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri, Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık
bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin. Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.Kadın dediğin güzel olacak…

Zeki olacak zeki, seni bir hamur gibi
karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da… Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın
kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili
edinmeyecek.Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber
filan fasarya… Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak. Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak.. .

Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından,
dırdırcılardan, unutkanlıkları nı senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan
olmayacak. Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala
olabilir ancak sana rol yapmayacak. Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne
hayır gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa…Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip
sevişmesini de şehvetle.Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de…Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye
sevecek. Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.
Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla… Bileceksin ki evde ‘O’ kadın tarafından
beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana…

Öyle bir kadın işte… Nerede öyle kadın yoktur deme…Sen de adam olacaksın, seçmesini bileceksin!

Can yücel

Deli, kolay yolu seçip, zeki olmanın umurunda olmadığını, yalnızca zeki görünmek istediğini söylemiş.

10152526_10205262739201012_7227285069602984489_n[1]

 

Bir kasabada çok zeki bir adam, bir dahi yaşıyormuş. Aynı kasabanın bir de delisi, gerçek bir geri zekâlısı varmış. Bir gün deli adam, zeki olana gidip, zeki olabilmesi için bir yol göstermesini istemiş. Zeki adamsa zeki olmak mı yoksa zeki görünmek mi istediğini sormuş çünkü zeki olmak uzun soluklu bir çaba gerektirirken, zeki görünmek basitmiş. Deli, kolay yolu seçip, zeki olmanın umurunda olmadığını, yalnızca zeki görünmek istediğini söylemiş.

Zeki adam, zeki olma yolunda hata yapılabileceğini, oysa zeki görünmede hataya yer olmadığını söylemiş. Deli, sabırsızlanmaya ve bu numaranın kendisine hemen gösterilmesini istemeye başlamış. Bunun üzerine zeki adam onun kulağına bir şey fısıldamış ve o günden sonra kasabanın delisi diğer insanlar tarafından yavaş, yavaş zeki biri olarak tanınmaya başlanmış.

Kasabalılar aralarında dedikoduya başlamışlar: Nasıl olup da bu deli, zeki birine dönüşebil- miştir? Zeki adam ona ne söylemiştir?

O yalnızca deliye duyduğu her cümleyi anında olumsuzlamasını salık vermiş. Birisi, “Putlara tapmak işe yarıyor?” derse hemen yaramadığını söylemesi gerekiyormuş. Zeki adama, “Konuyla ilgili hiçbir şey bilmesem de böyle yapayım mı?” diye sormuş.

Zeki adam, “Hiçbir şeyi öğrenmeye çalışmak zorunda değilsin. Yalnızca söylenenin tersini söyle. Sana birisi Kalidas’ın eserlerinin harika olduğunu söylerse, hemen o eserlerin süprüntüden ibaret olduğunu söyle. Onlardan neden harika olduklarını kanıtlamalarını iste. Her kim Beethoven’in müziğinin cennetten çıkma olduğunu söylerse, öyle müziğin cehennemde bile çaldığını söyleyip, cennetten çıkma müziğin nasıl olduğunu kanıtlamalarını iste. Yalnızca her şeyi reddet ve birisi sana karşı çıktığında da iddiasını kanıtlamasını iste.”

İki hafta içinde kasabanın delisi zekâsıyla tanınmaya başlamış. İnsanlar onun çok derin ve yargılaması ve anlaması güç birisi olduğunu söylüyorlarmış. Birisi Shakespeare’in şiirlerinin çok güzel olduğunu söylerse, o bu şiirlerin beş para etmez olduğunu, okula giden her çocuğun bunları yazabileceğini iddia ediyormuş. Bu durumda karşısındaki insan kendine olan güvenini yitiriyormuş çünkü söylediğini kanıtlamak güçmüş

 

* OSHO

6 Haziran 2015e kadar gökyüzü..

 10888842_1398781887082832_8613040141351196627_n[2]

Koç-Terazi ekseni nedir en önemli konu insan hayatında frown ifade simgesi hepinizin önceliği farklı anlayabiliyorum fakat öyle bir görünüm var ki sizleri etkileyen maddi anlamda refah diyor Gökyüzü fakat eş sebebiyle kaybı da gösteriyor ve kronik rahatsızlıkları, ekstra çıkacak masrafları, açığa çıkacak mahcubiyet yaşatacak sırlar, eşin arzu ve isteklerine sırt çevirmek, bireylerin cinsel zevklere aşırı meyil göstermesi ve ihanet…

Alaca karanlıkta kalmış her ruh gibi sizinde biraz beyaza ihtiyacınız olacak…

Boğa-Akrep ekseni frown ifade simgesi dünyevi değerler smile ifade simgesi bu kadar hırslarınıza yenilmeyin yaşamak neticede üç-beş kısa mutlu andan ibaret. Aşırı inatçılık ve bencillik üzerinize yapışıyor mihenk gibi lakin sağlık ya gönül mevzuları eş ile aranıza giren bu mesafe ilişkilerinize daha fazla özen göstermeniz gerekliliğini vurguluyor. Davalar, hukuksal konular, düşmanlıklar, üzüntüler ve cinsel soğukluk.

Bir düşün orta yerinde doğar insan ve huzuru hiç kaçmayacak zanneder, bir rüyanın ise en güzel anında gülümser uyandığında anlar ki o sadece rüyadır…

İkizler-Yay ekseni smile ifade simgesi yanınızda çalıştırdığınız personel epeyce bir canınızı sıkacağa benziyor. Beraberinde devlet dairelerinde işleri olanlar içinde zorluklar sabrı sınayacaktır. Gizli düşmanlar kadar en fazla kötülüğün akrabalardan geldiğine şahitlik edeceksiniz. En büyük avantaj ise bu süreçte göreceğiniz rüyaların haber verici yönde olması kadar sezgisel anlamda güçlü olacağınız bir evredir.

Nasılsınız? diye sorduklarında ”HİÇ” bu kadar boş bakıp ”HİÇ” bu kadar duyarsız kaldığınız bir zaman olmayacak.

Yengeç-Oğlak ekseni smile ifade simgesi ahhhh bu gönül şarkıları smile ifade simgesi bebek bekleyenler için çocuk kaybı frown ifade simgesi düşük belirtisi, duyguların hezeyanı, ilişkilerde kadersel kayıplar, hüsranlar, çocuğu olanlar için soruMluluklarda artış ve eğlence ortamlarından soyutlanma. Boş verin işte yazdıklarım Haziran’a kadar avantajlı kısmı ise maddi kazançlarda artış ve arkadaş gruplarında aranan birey olma modeli.

Kim girerse girsin hayatına sen bundan sonra hep eksik kalacaksın. Çünkü ”bende kalan senin ruhunun diğer yarısı”…..Nefes dahi alman mümkün değil…..

Aslan-Kova ekseni frown ifade simgesi bu üst düzey yöneticiler çok can sıkıcı frown ifade simgesi gayret göstermeniz farz normalin üzerinde bir efor bu lider konumuna geçmeniz ve yükselmenizde olasılıklar arasında çok çalışmanız lazım. Kalp kırıklığı, uykusuzluk, anne adına üzüntü, annenin sağlığı, gayrimenkuller adına kayıplar, araçlarla ilgili bağdaşık sorunlar, belkide yaşadığınız çevreden başka bir yere taşınma.

Hüznüm ağlıyor, kalbim yosunlu, kalbim kaygan, kalbimden hiç tükenmeyen sızılar sızıyor, dokunduğum her kalpten bir soğukluk bulaşıyor üzerime….Üşüyorum…

Başak-Balık ekseni frown ifade simgesi ne kadar çok mağduriyet o kadar çok ilahiyat ve manevi yükseliş veriyor ruha. Balık-Başak ekseni ekliptik düzlemin ellerinde frown ifade simgesi üstüne birde tutulma serisi frown ifade simgesi kardeşleriniz yada komşularınız ile aranız limoni. Yüksek Eğitim sürecinde olanlar ise motivasyon düşüklüğü yaşayabilirler. Arkadaşlarınızın farklı farklı yüzlerine tanıklık edeceksiniz ve netice yol ayrımı. Bu sürecin en önemli etkisi uzun yolculuklarda dikkatli olmanız yönündedir. Kehanet gücü verecek rüyalar göreceksiniz.

Uykusuzluk halinden uyku haline geçişiniz ölümü böylesine beklercesine olmamıştı….Ayşen tok

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı’ndan Hayat Üzerine Seçmece 16 Alıntı

1.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
” “Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.” ”

2.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
”Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve hüzünlü kişiler.”

3.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
“Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını fark edemiyorum. Bazen suratıma garip bakıyorlar, o zaman uyanır gibi oluyorum.”

4.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
”Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.”

5.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
“Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.”

6.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
”Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek.”

7.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
“Bir şey daha var; küçük şeker portakalı fidanını hemen kesmeyecekler, kesildiğinde de sen çok uzaklarda olacaksın, fark etmeyeceksin bile.”
Hıçkırarak bacaklarına sarıldım .
“Bu artık bir şeye yaramaz, baba; hiçbir şeye yaramaz…”
Benimkiler gibi yaşlarla dolan gözlerine bakarak bir ölü gibi mırıldandım: 
“Onu kestiler bile, baba; benim küçük şeker portakalı fidanım kesileli bir haftadan çok oluyor.”

8.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
”Sessizlik içindeydi her yer, ölümün kadifeden ayakları gezinir gibi. Ve ben, yaşamaya hükümlüydüm; yaşamaya!”

9.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
+ Nen var Zeze?
– Hiç. Şarkı söylüyordum.
+ Şarkı mı söylüyordun?
– Evet.
+ Öyleyse ben sağır olmalıyım.
“İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.”

10.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı

;gt;

“Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur.”

11.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
” – Totoca, çocuklar emekli midirler?
  + Ne?
  – Edmundo dayı hiçbir iş yapmıyor ama para alıyor. Yani çalışmıyor ama belediye ona her ay para ödüyor.
 + Bunda şaşılacak ne var?
 – Çocuklar da bir şey yapmıyorlar; yemek yiyorlar, uyuyorlar, sonra da analarıyla babalarından para alıyorlar.”

12.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
”Destedeki bütün kartları öğrenmiştim. Ama valeleri pek sevmiyordum. Nedendir bilmem, kralın uşağı gibi bir görünüşleri vardı!”

13.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
”Adamcağız kollarını açtı, beni göğsünde sevgiyle sıktı. ‘Ağlama yavrum!’ dedi. ‘Hep böyle duygulu bir çocuk olarak kalacaksın, pek çok ağlama fırsatı bulacaksın hayatta.’ ”

14.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
“İnsan yüreğinin, bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük olması gerektiğini bilmelisin.”

15.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
”Hayata uzaktan bakarak ilgisizliğimde yitip gitmiş gibiydim.”

16.

Hayranı Olduğumuz Şeker Portakalı'ndan Hayat Üzerine Seçmece  16 Alıntı
 ”- Xururuca!
+ Ne var?
– Ağlamak kötü bir şey mi?
+ Ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. Neden sordun?
– Bilmiyorum, bir türlü alışamadım. Sanki yüreğim boş bir kafes…”

Fakat, kesin olan tek bir şey var: Fırtınadan çıktığında, girerken ki senle aynı kişi olmayacaksın. İşte fırtınanın tüm anlamı budur.”

images[10]

 

“Fırtına bir kere durulduğunda, üstesinden nasıl geldiğini ve nasıl olup da hayatta kalmayı başardığını hatırlamayacaksın. Hatta, fırtınanın gerçekten sona erip ermediğinden emin bile olamayacaksın. Fakat, kesin olan tek bir şey var: Fırtınadan çıktığında, girerken ki senle aynı kişi olmayacaksın. İşte fırtınanın tüm anlamı budur.”
Haruki Murakami

Gülmek; “saf” denme riskini göze almaktır… Ağlamak ise; “duygusal” görünme riskini…

1622888_1558165761128141_6199088772919495209_n[1]

Gülmek; “saf” denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise; “duygusal” görünme riskini…
Birine yakınlaşmak; “kendini kaptırma” riskini,
Duygularını açmak; “kendini ortaya koyma” riskini,
Hayalleri ve düşünceleri sergilemek ise; onları başkasına kaptırma” riskini göze almaktır.
Sevmek; “karşılık görememe” riskini…
Yaşamak ise; “ölme” riskini göze almaktır.
Umutlanmak; “hayal kırıklığına uğrama” riskini
Çabalamak ise; “başarısız olma” riskini göze almaktır…

Ama riskler yaşanmalıdır. Çünkü; hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır. Hiç risk almayan kişi, belki acı ve üzüntülerden korunabilir, ama büyüyemez, sevemez, değişemez, hissedemez, öğrenemez. Garanti arayışlarıyla zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken, bedelini; özgürlüğünü kaybederek öder. Sadece; riski göze alabilen kişi hürdür.

LEO BUSCAGLİA – Yaşamak, Sevmek

Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek

14228_10152848178531799_365910529331597628_n[1]

Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış.
Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.
Kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş, ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler. Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış, buluştuklarında kendisine okumuş:
“Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” Bu bir çok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş…
Derken, görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “yolculuğum beni çok değiştirdi…”
Uzun yıllar sonra, artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin, gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur. Kısaca şöyle yazmaktadır: “Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek.”

sevgi her surette geri dönecek…/ ne güzel bir söz bu
sevgisiz kalmayın / sevgisiz bırakmayın____

miryam şulam

Modern İnsan Yaşıyor Mu?

11069872_856759354387425_5163729907148963384_n[1]

Modern insan yaşıyor mu?
Bir film düşünün…Başrolünde bir otomobil var.
Bir aile arabası.
Garajdan çıkıyor, çocuğu okula, anne babayı işe götürüyor; geri dönüyor, bazen uzun uzun yıkanıyor.
Bir de telefon tabii.
Kamera sık sık bu cihazı gösteriyor.
İçinizden “Ne saçma!” diye mi geçirdiniz? Niye? Dönüp kendi hayatımıza baksak…
Yalan mı? Başrolde telefonlarımız yok mu?
Ve saat…
Saatin alarmı çalıyor.Uyanma vakti. Yataktan çıkılıyor. Diş fırçalama vakti. Diş fırçası perdede dişini fırçalayan insandan daha çok yer kaplıyor.
Şöyle bir düşünün…
Abartma mı bu?
Hele televizyonlarımızın evdeki yeri ve değerinin evde yaşayan bizleri nasıl ezdiği gerçeğini de buna eklerseniz…
Veya hayatı yaşamaktansa, TV’den izlemenin heyecanını mesela…
Yönetmenin haksızlık ettiğini söyleyebilir misiniz?
Hayır!
Ama çok boğucu ve alabildiğine soğuk bir film derseniz, bakın işte bu doğru!
Zaten 1989 yapımı bu filmin yönetmeni Michael Haneke de şöyle diyor: “İnsanlar perdede gerçekle karşılaşmaktan hoşlanmazlar.
Tüketilmeye müsait hikayeler isterler.”
***

Sadede geleyim…
Birkaç hafta önce, “Pazar notları”mdan birinde şöyle diyordum…
“Bir gün gelip sahip olduklarımızın hepsini çöpe atsak, sahiplenme duygusuyla sevdiğimiz ne varsa kendi hallerine bıraksak… Boş, bomboş kalırız. Çünkü hep sahip olduklarımızla var olduk ama hiç ‘ol’madık.”
Bunun üzerine sevgili dostum Bülent Korman bir mesaj attı: “Haneke’nin Yedinci Kıta adlı filmini izledin mi?”
Hemen izledim. Girişte sözünü ettiğim film o işte!
Der Siebente Kontinent (Yedinci Kıta) usta yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi.
Kariyer sahibi anne baba ve çocuktan oluşan modern çekirdek ailenin nesnelere ve rutine hapsolmuş hayatı anlatılıyor.
Öyle bir aile ki…
Duyguları var gibi de, aslında yok!..
İlgileri var gibi de, hemen dağılıyor…
İşler tıkırında gidiyor ama aslında anlamsız…
Sonunda nesnelerin tahakkümünden kurtulmaya karar verip her şeyi kırıp dökmeye başladıkları sahneler öylesine sarsıcı ki…
Dikkatinizi çekerim; bankadan çekilen kredi paralarının klozete atıldığı sahnede Cannes film festivali izleyicisi salonu terk etmiş.
Evdeki makinelerin parçalanmasına, “hayat belirtisi” gösteren tek nesne olan akvaryumun kırılmasına falan tahammül eden Cannes seyircisi paraların boşa gitmesine dayanamamış.
***

Merak etmeyin, filmin trajik sonunu aktarmayacağım. Gerekmiyor.
Hep sahip olmuş ama hiç “ol”amamış modern insanı böyle bir durumda nasıl bir son bekler ki?
Nihayetinde metafiziği kovmuş, fiziğe tapmış bir dünyanın orta yerinde debelenip duruyoruz.
Haneke’nin şu sözünü de kaydedip ayrılıyorum: “Her şeyin iyiye gittiğini düşünmek istiyorsunuz ama bu doğru değil

alıntı

Ruhumun mağaraları hakkında ne söyleyebilirim?

images[1]

Ruhumun mağaraları hakkında ne söyleyebilirim?
Başımı dinleyecek başka bir yer bulamazsam ruhumun mağaralarına çekiliyorum.
Eğer bu mağaralara girecek cesareti bulan insanlar olursa,
orada sadece bir insanın dizleri üstünde ettiği duaları bulacaktır…

~Halil Cibran

Bazen sessiz olunca, ve dikkatle dinleyince Onun varlığını hissedebilirsin. Onun sevgi dolu bir şekilde yukarıdan aşağıya doğru sana seslendiğini duyabilirsin.”

10846062_10152270938413239_1901733898411175932_n[1]

Doğumdan sonra yaşama inananlar
Bir annenin karnında iki bebek vardı.
Bebeklerden biri diğerine sordu: “Doğumdan sonra yaşama inanıyor musun?”
Diğeri cevapladı: “Tabiki de doğumdan sonra yaşam olmalı. Belki burada olmamızın nedeni gelecekte yaşayacaklarımıza hazırlanmak içindir.”
“Saçma! ” dedi birincisi. “Doğumdan sonra yaşam yok. Sonra da, “olsaydı ne tür bir yaşam olurdu ki acaba?” diye meraklandi.
İkincisi, “Bilmiyorum ama orada buradakinden daha fazla ışık olacak. Belki ayaklarımıza basarak yürüyeceğiz ve ağızlarımızla besleneceğiz. Belki de su anda aklımızın ermediği başka duyularımız da olacak,” dedi.
Birinsici, “Bu olanaksız. Yürümek mümkün değil. Ve ağzımızla yemek mi dedin!? Çok saçma! Göbek bağımız ihtiyacımız olan bütün besinleri ve diğer herşeyi sağlıyor bize. Ama göbek bağı çok kısa. Hal böyle olunca da doğumdan sonra yaşam fikri mantıklı değil,” diye karşılık verdi.
İkincisi, “Bence doğumdan sonra bir yaşam var ve belki buradakinden farklı. Belki de göbek bağına ihtiyaç duymayacağız orada,” diye ısrar etti.
Birincisi, “Saçma!” dedi “Ve daha da ötesi, eğer doğum sonrası yaşam varsa neden kimse geri gelmedi? Doğum yaşamın sonudur ve doğunca karanlık ve sessizlik olacak ve herşeyi unutacağız. Yani doğumdan sonra yaşam yoktur,” diye ekledi.
“Bilemiyorum,” dedi ikinsici, “Ama eminim ki doğunca Annemizle buluşacağız ve O bize bakacak.”
Birincisi, “Annemiz mi dedin? Bir Annenin olduğuna gerçekten inanıyor musun? Bu çok komik. Eğer bir Anne varsa, peki nerede şimdi?” diye sordu.
İkincisi “O her yerde. Biz Onunla çevrili durumdayız. Biz ondan geliyoruz. Onun içinde yaşıyoruz ve onsuz bu dünya ne var olacaktı ne de var olabilirdi,” dedi.
“Onu görmüyorum, görmediğin bir şeye inanmak mantıklı değil,” dedi, birincisi.
Bunun üzerine ikinsici şöyle bir yanıt verdi: “Bazen sessiz olunca, ve dikkatle dinleyince Onun varlığını hissedebilirsin, Onun sevgi dolu bir şekilde yukarıdan aşağıya doğru sana seslendiğini duyabilirsin.”
Útmutató a Léleknek
Ceviren: Celal Aydemir

El-Vedud ;seven ve sevilen anlamına gelir…

imagesTL6Q6T4M

Seven ve sevilen anlamına gelir…

Sonsuzca bir aşk olan, aşkla alemleri yaratan Allah demektir.

– Bu esma alemlerde sevgi ve aşktan yana ne oluyorsa onun kaynağı sayılır.

– Bu esmaya devam edeni Allah sever, bütün alemlere de sevdirir. Bu isme mazhar olanların sevgileri dilden dile gönülden gönüle yayılıp gider.

– Mevlana Hazretleri “Vudud” esmasına ism-i azam olarak mazhar bir veli olarak bilinir. Bu nedenle yüzyıllarca hep baş tacı edilmiş her asırda kendine aşık olanlar bulunmuştur.

–  Esmaya devam edenin ailesi, çevresi, kendine aşık olur ve büyülenirler.

– Günde 270 defa Ya Vedud ismini zikreden borçlarından ve fakirlikten kurtulur.

– Bu esmaya aile huzuru olmayanlar, sevgilerine karşılık görmeyenler, evlenemeyip evde kalanlar devam ederlerse kısa sürede hayırlı bir sonuç alırlar.

– Kaderin açılması, sevilip saygı görme, beğenilme, aile saadeti için bu esma gibisi yoktur.

– Vedüd esmasının tecellisiyle alemler ayakta durur. Nesiller onun içindeki sevgiyle nasiplenerek devam eder.

– Bu esma büyüleyici, aşka çekici bir tecelliye sahiptir. Esmayı cekenlere başta ruhaniler, cinniler, melekler olmak şartıyla bütün kalpler sevgiyle çekilip gelir. Öyle bir çekilme olur ki akıllar hayretler içinde kalır. Virde devam edenlere bayanlar, sık sık aşık olurlar.

– Vedüd esmasına devam edenler yavaş yavaş bütün insanlara aşık olmaya başlarlar. Bütün yaratılanı severler. Sevgi ve aşk dairesinde olan ne varsa bu esmanın tecellisiyle ortaya çıkar.

– Vedüd esmasına devam edenlerin yüzlerinde büyüleyici bir aşk sırrı açığa çıkar. Onların yüzüne bakanlar büyülenip esmayı okuyana aşık olurlar. Onları gördüklerinde kederleri sevince döner

‘İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil;

AA8lNs3[1]

‘İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki saldırganlığın ortaya çıkmasıza sebep oldukları için tehlikeliler…

Spinoza

O yüzden kimi çevremizde tutucağımıza ve kime bir kere kime iki kere güveneceğimize çok dikkat etmeliyiz…

Anette

Bill Gates’ten gençlere 12 öneri..

images[8]
1-)Hayat adil değil, buna alışsan iyi olur. …
 2-)Dünya senin kendine saygınla ilgilenmez. Dünyanın ilgisini asıl çeken şey, senin kendini iyi hissetmek için ne yaptığın olacaktır.
 3-)Liseden mezun olur olmaz yılda 60 bin dolar kazanacağın bir iş edinemezsin.
4-)Öğretmeninizin gerçekten sert biri olup olmadığına karar vermek için, bir patronla tanışana kadar bekleyin.
5-)Çakılıp kaldığınızda bu ailenizin suçu değildir. Hata yaptığınızda sızlanmak yerine, onlardan ders alın.
 6-)Siz doğmadan önce, ebeveynleriniz için hayat şimdiki kadar sıkıcı değildi. Yollarını sizin faturalarınızı öder, çamaşırlarınızı yıkar ve size nasihat ederken yeniden çizdiler. Bu yüzden yağmur ormanlarını ebeveynlerinizin ait olduğu neslin parazitlerinden temizlerken, kendi odanızı derli toplu tutmayı da unutmayın.
7-)Okulunuzda da kazananlarla ve kaybedenlerle karşılaştınız. Gerçek hayattaki karşılaşmalar böyle olmayacak. Kimi okullarda sınıfta kalan öğrenciye defalarca yeni fırsatlar verilir dersini geçmesi için. Ancak gerçek hayatta durum böyle değildir.
 8-)Hayat sömestrler halinde yaşanamaz. Bütün yaz boyunca tatil yapamazsınız ve çok az işveren size kendinizi bulmak için yardım etmeye hevesli olacaktır. Bu yüzden zamanınızı iyi kullanın
9-)Televizyon gerçek hayat değildir. Gerçek hayatta insanlar kafelerden kalkıp işlerine gitmek zorundadırlar.
 10-)İnek arkadaşlarınıza iyi davranınız. Bir gün onun çalışanı olabilirsiniz.
11-)Geleceğinizi kurabileceğiniz yüzyılın iş fırsatı Network Marketing iş fırsatıdır.
12-)Başarı için önce kendinize inanmalısınız,daha sonra harekete geçmeli ve asla vazgeçmemelisiniz

Çakraların Hayatınızdaki Yerini Öğrenin Yaşam Kaliteniz Artsın…

 

KÖK ÇAKRA:
Kök çakra güven ve güvensizlik ile ilgili düşüncelerden etkilenir Yaşamınıza ve yaşamınızdaki insanlara güvenle yaklaştığınızda olumlu etkileşimler çakranızın düzenli çalışmasına yârdim eder Güven sorunu ise kök çakrayı bloke edecektirYaşamınızda bazı zorluklarla karsılaştığınızda bu zorluklara bakış açınızda kök çakrayi oldukça önemli ölçüde etkiler Eğer zorluklara karşı esnek ve sorunları aşabileceğinize dair güçlü bir inançla bakıyorsanız kök çakra bundan olumlu olarak etkilenirken ben bu sorunu aşamam, elimden bir şey gelmez inancınız kök çakranızı bloke edecektir Kök çakranızın olumlu çalışmasına en büyük katkıyı sağlayacak düşüncelerden biri de dünyayı eviniz gibi görmeniz ve evrensel kardeşlik duyguları taşımanızdır Toprak ana kavramı buna en uygun tanımlardan biridir Yaşamımızı devam ettireceğimiz besinlerin yetiştiği, tüm insanlığa hizmet eden ve ayrım yapmayan toprak bir anne figürüne çok yakındır Beslenmek ve barınmak insanin en temel ihtiyaçlarıdır ve her ikisi de toprakla bağlantılıdır Dünyanın hepimizin evi olduğu ve hepimizin bu evde birlikte yasayan bir aile olduğu inancını yasam felsefesinin bir parçası yapmış bir insanin kök çakrayı bundan oldukça olumlu olarak etkilenecektir

SAKRAL ÇAKRA:
Zihinsel olarak kendinizi çeşitli kalıplarla sınırlamamanız ve önyargılardan arınmanız saksal çakranızın çalışmasını olumlu olarak etkileyecektir Zihinsel olarak keskin görüşlere sahip olmayan, esnek düşünebilen ve olaylara önyargısız yaklaşan insanların saksal çakraları çok daha pozitif bir durumdadırSaksal Çakranın direk cinsellikle ilgili olduğunu düşünürsek cinsel olarak saplantılı düşüncelere ve duygulara sahip olmamanızda saksal çakranızın olumsuz olarak çalışmasına katkıda bulunacaktır
Eşinizle aranızdaki cinsel ilişkinin tatmin ediciliği nasıl saksal çakrayı olumlu etkiliyorsa, cinselliğe bakış acınızın dengeli olması da sakral çakranızı olumlu olarak etkileyecektirYaşamı doğal akışında algılamanız ve ilerlemekten, değişimden korkmamanız da saksal çakranın dengeli çalışması acısından çok önemlidir Önüne sürekli set çeken, yeni yasam deneyimlerinden korkan ve ne olursa olsun durumunu muhafaza etmeye çalışan insanların sakral çakralarında çeşitli blokajlar ve sorunlar oluşacaktır Yasamı geldiği gibi yasamak ve gelecekle ilgili endişelerden yâda abartılı beklentilerden kaçınmak sakral çakranın dengesi açısından önemli olacaktır

SOLAR PLEKSUS ÇAKRA:
İrademizi ne şekilde kullandığımız ve amaçlarımıza ulaşmaktaki yöntemlerimiz solar pleksus çakrayı oldukça önemli bir biçimde etkiler İrademize hâkim olamamız ve düşüncelerimizle eylemlerimizin farklı olması bu çakranın düzgün çalışmasının önündeki en önemli engellerden biridir
Ayrıca yaşam amaçlarımızı doğru tespit edememiş olmak ve
kendimize bir rota çizmeden günübirlik yaşıyor olmamızda
solar pleksus çakrayı bloke eden bir diğer etkendir
Otoriteyle olan ilişkilerimizin dengesizliği,
aşırı boyun eğen yâda isyan eden yaklaşımlar
solar pleksus çakramızın çalışma düzenini olumsuz olarak etkileyecektir

Bir birey olarak değerli olduğumuzu bilmek,
toplumsal yasamın dışında kendimize ait bireysel kimliğimizi benimsemek,
kendi değer yargılarımıza ve yasam felsefemize uygun bir yasam biçimi oluşturmak, standartlarımızı belirlemek ve bunlara uymak
solar pleksus çakrayi dengeli çalışmasındaki en önemli öğeler olacaktır
Ayrıca sorumluluklarımızı ne ölçüde kabullendiğimiz ve zevkle yerine getirdiğimizde bu çakramızı derinden etkilemektedir Sorumluluklarımızı yerine getiriyor bile olsak eğer bunu isteksizce ve sevmeden yapıyorsak solar pleksus çakrayı çok olumsuz olarak etkileyecektir Önemli olan bir birey olarak varlığımızı doyumlu ve sevgiyle devam ettirebilmemizdir Sevgi ve duygusal tatmin yoksa solar pleksus çakranın bloke olması kaçınılmazdır Toplum içindeki yaklaşımlarımız, kendimizi nasıl değerlendirdiğimiz ve dışarıya nasıl yansıttığımız, hedeflerimizi belirledikten sonra buna uygun hareket edip edemediğimiz ve içsel isteklerimizle dışsal yasam biçimimizin uyumu bu çakrayin çalışma seklinin belirlenmesinde esastırSolar pleksus çakrayı en çok etkileyen düşünceler içsel durumuzla dışsal koşullarımızın uyumuyla ilgilidir Kendimizi birey olarak ne ölçüde benimsediğimiz, özsaygımız, toplumsal ilişkilerimiz ve iradi kararlarımıza uygun bir yasam sürdürme çabamız bu çakramızın olumlu olarak çalışmasına önemli ölçüde katkıda bulunacaktır

KALP ÇAKRASI:
Kalp çakrasını en fazla etkileyen şey sevgi anlayışımız ve
diğer insanlarla sevgi alışverişimizdir
Sevgi kavramına bakış acımız yada sevgiyi yasama seklimiz
“eğer” yada “çünkü” türü bir anlayışsa kalp çakramiz önemli ölçüde bloke olacaktır “
leğer benim dediklerimi yaparsan seni severim” yada ” Seni seviyorum çünkü bana karsı çok hoşgörülüsün” tarzı bir sevgi turu kalp çakrasının olumlu olarak çalışmasına bir katkıda bulunmadığı gibi tam tersi bir etki yapacaktır Ancak “RAGMEN” türü bir sevgi anlayışı kalp çakrasina olumlu etki yapacaktır “Seni çok sinirli olmana rağmen seviyorum”, ” Seni beni anlamamana rağmen seviyorum” yaklaşımı kalp çakrası için en doğru sevgi turudur Evrensel olarak tüm insanların bir bütün olduğunu anlamak ve evrensel sevgi kavramı içinde yaşamak kalp çakrasının en önemli besinidir Affetmek de kalp çakrasının dengeli çalışması için oldukça önemli olan bir kavramdır Affetmeyi bilmek ve gerçekten affedebilmek insanin üzerindeki negatif enerji yükünü alan ve hatta hücrelerini bile yenileyen duygudur Başkalarını affetmek kadar kendimizi de affetmek çok önemlidir Geçmişteki hatalarımız, kendimizi yargıladığımız bazen de artık düşünmek istemediğimiz ancak içimize bir yerlere gömdüğümüz suçluluk duyguların sürekli içimizde taşımamız hastalıklara yol açan en önemli etkenlerden biridir Kalp çakrasının bağışıklık sistemiyle ilgili olduğunu düşünürsek kendimizi ve başkalarını sevgiyle affetmenin hastalıklara karsı direncimizi nasıl etkileyeceğini daha iyi anlayabiliriz Bencillik duygularından arınmanız ve kendimizi başka insanlarında yerine koyarak düşünebilmemiz kalp çakramızı olumlu olarak etkileyen bir diğer unsur olacaktır Karşılıksız sevgi hisleri, fedakârlık ve hoşgörülü olmak kalp çakrasının dengeli çalışması için çok önemlidir Ancak bu duyguları içten ve doğal yasamak, hissetmek gereklidir İnsanin kalbinden gelen sevi, merhamet, ilgi, anlayış, affetmek duyguları nasıl kalp çakrasının çalışmasına olumlu etki yapıyorsa kızgınlık, nefret, öfkeyi içinde saklama gibi duygularda kalp çakrasının çalışmasını olumsuz olarak etkiler ve bloke eder

BOĞAZ ÇAKRASI:
Boğaz çakrasını en fazla etkileyen düşünce biçimi dürüstlüktür Dürüstlük sadece doğru konuşma, yalan söylememe olarak algılanmamalıdır Elbette yalan söylemekten kaçınmak boğaz çakrasının dengeli çalışması için çok önemlidir Ancak kişinin kendine karsı dürüst olması da en az başkalarına karsı dürüst olması kadar önemlidir Gerçekten istediğimiz gibi bir hayat mı yasıyoruz? Bundan sonra ne yapmak istiyoruz? Kendimizi gerçekten bağışladık mı? gerçekten ona kızgın mıyız? Bu ve bunun gibi birçok soruya çoğu zaman cevaplar vermekten kaçınırız yada kendimizi kandırırız Belki yaşam koşullarımız istediğimiz gibi olmayabilir ve su anda bunu değiştirmek için elimizden birleyin gelmeyeceğine inanabiliriz ama bunu kabul etmek yerine ben hayatımdan memnunum, ne yapalım buda fena değil demek bize çok daha fazla zarar verecektir Oysa ben bu durumdan memnun değilim, aslında şunları istiyorum ve bundan sonra bu durumu değiştirmek için yaşamımda elimden geldiğince değişimler yapacağım seklinde bir düşünce boğaz çakramızın dengeli çalışması için çok önemli olacaktır Boğaz çakrasını olumsuz olarak etkileyen bir diğer düşünce biçimi gerçek düşüncelerimizi ve duygularımızı açıklamaktan kaçınmamızdır Bu kendimize verdiğimiz değerle ve özsaygımızla yakından ilişkilidir Hayır demeyi bilmemek, kimseyi kırmamak için herkese
iyi davranmaya çalışmak ve söylemek istediklerimizi içimize atmak boğaz çakramızın çalışma düzenine zarar veren diğer tutumlardır Boğaz çakrasını olumlu olarak etkileyen düşünce biçimde özsaygıyı, duygularını ve düşüncelerini ifade etmek konusundaki kararlılığı ve sosuyla iletişimlerimizdeki dengeyi gösterebiliriz

ALIN ÇAKRASI:
İçimizden bazen bir ses gelir ve bize hayır yanılıyorsun doğru olan bu değil der Ancak biz bu sesi bir an için duyar sonra aklimizin bize söylediğini yapmayı tercih ederiz Bu ses ciddiye alınmadıkça kısılır ve sonunda duyulamayacak kadar az çıkmaya baslar Bu ses bizim yüksek benliğimizin sesidir ve kendini ifade etme seklide sezgilerdir Yüksek benliğimiz bizimle sezgisel olarak konuşur ve oldukça kırılgandır Onu dinlememek yada anlamaya çalışmadan sadece mantığımıza güvenmek bir sure sonra susmasına neden olacaktır Alin Çakramız yüksek benliğimizle irtibatımızın sağlandığı ve sezgilerimizin kaynağının bulunduğu merkezdir Bu çakranın düzgün ve dengeli çalışması içimizden gelen bu sese kulak vermemiz ve ona güvenmemizle mümkün olacaktır Sezgilerimizi takip ettiğimiz ve onlara değer verdiğimiz surece yüksek benliğimizin sesi daha çok çıkar ve artik onunla bağlantı kurup istediğimiz cevabi almamız çok kolaylaşır Zihinsel olarak esnek olmak ve kalıpsal düşüncelerden kurtulmakta alin çakramizin dengeli çalışmasına önemli ölçüde yârdim edecektir Sadece maddeye dayalı bir yasam bicimi ve ruhsal yasamı reddetme alın çakramızı bloke ederken ruhsal olarak da bizi besleyecek ve geliştirecek faaliyetlerde bulunmamız alın çakramızın olumlu olarak çalışmasına katkıda bulunacaktır

TEPE ÇAKRASI:
Kendimizi evrenin merkezinde görmemiz ve evrene sadece kendi bakış acımızdan anlamlar yüklememiz tepe çakramızın dengeli çalışmasına önemli ölçüde engel olacaktır Bir Yaratıcı inancı ve Yaradan’a teslimiyet düşüncesiyle sorunlarımızı sıkıntılarımızı üzerimizde taşımamız yerine Yaradan’a havale etmemiz tepe çakramızın dengeli ve düzenli çalışmasını sağlayacaktır Evrensel enerjiyi aldığımız yer olan tepe çakrayı yaşamımızdaki dengelerle de ilgilidir Yaşamımız belli sınırlarla kapatmamız ve gerçek potansiyelimizin farkında olmamamız bu çakrada çeşitli sorunların çıkmasının başka bir nedenidir Yasama acık, canlı ve en önemlisi umudunu asla kaybetmeyen bir bilinçle hayatimizi idame ettirmemiz bize yepyeni pozitif enerjiler verecek ve tepe çakramızın ve ona bağlı olarak diğer çakralarımızın da dengeli çalışmasına yârdim edecektir Umut kavramı tepe çakra için oldukça önemlidir
Her zaman umudunu içinde taşıyan ve canlı tutan insanların tepe çakraların çok daha sağlıklı çalışmaktadır Artık hersey bitti hiç umut yok seklinde bir düşünce kalıbına sıkışan ve bunu kalbiyle de onaylayan bir insanin tepe çakrası bloke olur ve bu blokaj tüm çakralara olumsuz yansıyarak o kişinin evrensel yasam enerjisi ile arasındaki bağları zayıflatır Bu durum uzun bir sure devam ederse kişi için artık
gerçekten hiç umut kalmaz Ölümcül hastalıkları yenen yada onlara yenilen insanların arasındaki en önemli fark da budur Biri umudunu asla kaybetmezken diğeri kaybetmiş ve hastalığına yenilmiştir
Evreni bir bütün olarak görmek ve kendimizin de bu bütünün çok değerli bir parçası olduğunu bilmek tepe çakranın dengeli çalışması acısında çok önemli olacaktır
Her birimiz evrende tekiz ve çok önemliyiz
Ancak evrendeki diğer tüm canlılarda bizim gibi tek ve çok önemli Kendi değerimizin algılanmasını istiyorsak önce başka canlıların değerini algılamalı ve onları takdir etmeliyiz
Yaşamda bir amaç sahibi olmamız ve amacımızın sadece bizi yada
ailemizi değil tüm insanlığın faydasını içermesi de bu çakranın çalışma şekli açısından çok önemlidir
Bencil ve diğer insanlar için zararlı olabilecek amaç yada eylemler bu çakranın çalışma dengesine önemli ölçüde zarar verirken evrensel sevgiye dayalı,
herkesin iyiliği gözetilerek tasarlanmış amaçlar yada eylemler tepe çakrasının çalışmasına olumlu olarak etki yapacaktır

Chakra El Kitabı
S Sharamon, B J Baginski