Hiçbir şeyi kişisel algılamayın. Çünkü kişisel algıladığınızda hiçbir şey uğruna kendinizi acı çekmeye mahrum edersiniz.

*11011092_836377213076961_4363543156961457651_n[1]

************************”Hiçbir şeyi kişisel algılamayın. Çünkü kişisel algıladığınızda hiçbir şey uğruna kendinizi acı çekmeye mahrum edersiniz.
İnsanlar farklı boyutlarda ve farklı açılarda acıların tiryakisi olur. Ve biz bu bağımlılıkları sürdürebilmek için birbirimize destek veririz. İnsanlar birbirlerinin acı çekmelerine destek vermek konusunda anlaşma içinde davranıyor.

Eğer kullanılma, sömürülme veya aşağılanmaya ihtiyaç duyuyorsanız, başkaları sizi kullanarak, sömürerek veya aşağılayarak size ihtiyacınızı karşılamanız için yardım etmekte gönüllü olacaktır. Sizi taciz edecek insanları bulmanız çok kolaydır. Eğer acı çekmeye ihtiyaç duyan bir insanla birlikteyseniz, içinizdeki bir şey, o kişiye acı verici davranışlarda bulunmanızı sağlayacaktır. Bu insanların sırtlarında adeta şöyle bir not asılıdır: “Lütfen beni tekmele.” Bu, insanların istediği acı çekme ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, çektikleri acıya haklı gerekçeler bulmaktır. Siz de davranışlarınızla o insanlara gereken haklı nedeni vermiş olursunuz.

Acı çekme bağımlılığı, uygulamalı bir anlaşmadan başka bir şey değildir.

Her yerde size yalan söyleyen insanlarla karşılaşırsınız. Farkındalığınız arttıkça, sizin kendinize de yalan söylediğinizi görmeye başlarsınız. İnsanların size doğruyu söyleyeceklerini beklemeyin çünkü onlar kendilerine de yalan söylüyor.
Siz kendinize güven duymayı öğrendiğinizde başkalarının size söylediği şeylere inanıp inanmamayı seçme özgürlüğünü de kazanırsınız.

İnsanları kişisel algılamadan gerçekte oldukları gibi görebilmeyi başardığımızda, asla onların söylediği ya da yaptığı şeylerden incinmeyiz. Size yalan da söyleseler bundan incinmezsiniz.
Çünkü onların korktukları için yalan söylediklerini bilirsiniz.
İnsanlar kendilerinin mükemmel olmadığının sizin tarafınızdan keşfedilmesinden korkuyor. Sosyal maskeden sıyrılmak acı vericidir. Birisinin söylediği ve yaptığı şey arasında fark varsa ve siz davranışa değil, söylenene kulak vermeyi seçerseniz, kendinize yalan söylemiş olursunuz.

Kendinize doğruları söyleyebilmek, sizin boş yere duygusal acı çekmenizi engeller. Kendinize gerçeği itiraf edebilmek size acı verebilir ama bu acıyla özdeşleşmeye ihtiyaç duymazsınız.
Gerçeği kabul etmek iyileşmenin başlangıcıdır ve bir süre içinde her şey daha iyiye doğru düzelecektir.

Birisi size sevgi ve saygıyla davranmıyorsa, o kişinin sizden uzaklaşması sizin için bir armağandır. Eğer sizden uzaklaşmıyorsa onunla birlikte uzun yıllar acı çekmeniz, acıya katlanmanız kaçınılmaz olur. Böyle bir kişi tarafından terk edilmek bile, size bir süre acı verebilir ama bir süre sonra yüreğiniz iyileşecektir.
İşte o zaman gerçekten istediğiniz şeyi seçebilirsiniz. İşte o zaman doğru seçimler yapabilmek için başkalarına değil, kendinize güvenmenin öneminin bilincine varabilirsiniz.

Hiçbir şeyi kişisel algılamamayı bir alışkanlık haline getirdiğinizde yaşamınızda birçok acıdan kaçınmanız da mümkün olur. Kızgınlığınız, kıskançlığınız, fesat duygularınız yok olur. Kişisel algılamadığınızda üzüntüleriniz bile kaybolur.

Bu ikinci anlaşmayı bir alışkanlığa dönüştürebilirseniz hiçbir şeyin sizi cehenneme geri döndürmeyeceğini de görürsünüz.

Kara büyücülere karşı bağışıklık kazanırsınız. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir büyü üzerinizde etki yapamaz. Tüm dünya hakkınızda dedikodu yapsa bile, kişisel algılamadığınız zaman bundan etkilenmezsiniz. Size gönderilen duygusal zehirleri solumazsınız. Sizin tarafınızdan kabul görmeyen zehir göndericisi üzerinde çok daha büyük bir etki yaratır.

Bu anlaşmayı bir kağıda yazın ve sürekli hatırlamak için buzdolabının kapısına asın: Hiçbir şeyi kişisel algılama!
Kişisel algılamamayı alışkanlık haline getirdiğinizde sorumlu seçimler yapabilmek için sadece kendinize güvenmeyi de öğrenirsiniz. Asla başkalarının davranışlarından sorumlu değilsiniz. Sadece kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz. Bunu gerçekten anladığınızda, başkalarının özensizce ve bilinçsizce söylediği sözler ya da davranışlar sizi incitemez.

Bu anlaşmaya uyduğunuzda yüreğinizi tümüyle açarak dünyayı dolaşsanız bile kimse size zarar veremez. O zaman alay edilme ya da reddedilme korkusu olmadan istediğiniz kişiye “Seni seviyorum” diyebilirsiniz. O zaman ihtiyacınız olan şeyi rahatlıkla isteyebilirsiniz. Suçluluk duygusu ya da öz-yargılama olmaksızın “evet” ya da “hayır” diyebilirsiniz. Daima yüreğinizin götürdüğü yere doğru gitmeyi seçebilirsiniz.

O zaman cehennemin ortasında bile içsel huzur ve mutluluğu hissedebilirsiniz. Böyle bir boyutta cehennem ateşi sizi yakamaz.”

~ Dört Anlaşma – Toltek Bilgelik Kitabı, Don Miguel Ruiz

Öfkelendiğimizde ne yapacağımız hakkında!…

11013244_941945679201009_6594709250214590957_o[1]

Öfkelendiğimiz zaman genellikle acımızın nedene olduğunu düşündüğümüz kişiyi cezalandırmak için onu dışa vurmak isteriz. Bu içimizdeki alışkanlık enerjisidir. Acı çektiğimizde, bize acı çektirdiği için diğer kişiyi suçlarız.

Farketmeyiz ki, kızgınlık herşeyden önce bizim yarattığımız bir durumdur. Kızgınlığımızdan öncelikle biz sorumluyuz, ama son derece toy bir tavırla diğer kişiyi cezalandırmak için birşey söylediğimizde veya yaptığımızda daha az acı çekeceğimizi sanırız. Bu tür bir inanç kökünden sökülmelidir, çünkü kızgınlık halindeyken her ne yapar ya da söylerseniz ilişkinizde daha da çok hasara neden olursunuz. Onun yerine, kızgınken hiçbirşey yapmamayı ya da hiçbirşey söylememeyi denemeliyiz.

~ Thích Nhất Hạnh

60 GÜNLÜK BOLLUK VE BEREKET ŞİFA PROGRAMI

11057718_468656190006190_3187120711120926588_n[1]

Nedir? “Dilediğini iste ve sana dönsün” Tanrı’nın bizden yapmamızı istediği şeydir. Tanrı herkese yetecek kadar çok, hayal edilemeyecek kadar fazla bolluğu ve bereketi olan bir evren yarattı. Tek yapmanız gereken İlahi Doğum Hakkınız olan bolluk ve bereketin kapısını çalmaktır ve o size açılır.

Amaç? Amaç sizi ‘Bolluk ve Bereket Kanalına’ çekmektir. Evren sizi, olabildiğiniz kadar siz olmanız için bekliyor. Bolluk ve bereket sizin tam olarak bilinçli bir birey olmanızın vesilesidir. Eğer gerçekten hayatınızda ilerlemeye hazırsanız, bu Bolluk ve Bereket Şifa Programı size oraya götürecektir.

Hazırlık? Bu çalışmayı 60 gün boyunca her gun yapmaya söz vermeniz, sorumluluğu almanız gereklidir. Eğer bir günü kaçırırsanız, programa tekrar baştan başlamanız gerekmektedir. Tam olarak 60 gün boyunca bu şifa programını tamamladıklarında, pek çok insanin hayatlarının daha iyiye doğru dönüştüğünü fark ettiler.

Bu program nasıl uygulayacağız?

Bu alıştırma her gün 15 dakika boyunca yapılmalıdır. Alıştırmaların sırası önemlidir. Sırasıyla yapılmalıdır. 3 bolümden oluşmaktadır:

1. Bolluk ve Bereket Şifa Duası ( 2 dk.)
2. Bolluk ve Bereket Olumlamaları (12 dk.)
3. Bolluk ve Bereket Şifa Anahtarları (1 dk.)

1. Bolluk ve Bereket Şifa Duası

Teşekkür ederim Tanrım. Şimdi bilinçaltımda paraya ve bolluğa olan tavırlarımın içsel şifasını kabul ediyorum. Bütün kalbimle bu iyileşmenin tüm yanlarını minnettarlık, teşekkür ve sevgiyle kabul ediyorum. Sadece bir tek Yaratıcı Sebep vardır, o da Tanri. Sadece bir tek ortak bilinç vardır, o da Tanrı. Sadece bir tek yaşam vardır, o da Tanrı. Sadece bir tek öz vardır, o da Tanrı. Sadece bir tek kaynak vardır, o da Tanrı.

Bu mevcut sürekli yayılan evren, Tanrının medarı iftiharıdır. Evren esnek, akıcı, ilerleyen bir yaratıdır. Yaratıcılık, Bilinç, Hayat ve Tanrının Özüyle birlikte tamamen canlıdır. Tanrı, herkesin bu evrensel bolluk ve bereketin ihtişamını paylaşması demektir. Tanrı benim için onun bolluk ve bereketini paylaşmam demektir.

Tanrı beni yarattı o halde onun isteğinin bir aracıyım. Tanrı beni yarattı böylece benim içimden kendini gösterdi. Tanrı beni ilahi sevgi ve bilgeliğin bir kanalı olmam için yarattı. Tanrının isteklerini yerine getirebilmek, onun işlerini yapabilmek ve Tanrının sevgisini alabilmek ve bu olası basarîyi meydana getirebilmek için evrendeki tüm olası kanallardan gelen bolluk ve berekete açığım. Bolluk ve bereketin bana dönmesini hak ediyorum ve buna layığım.

Bu yüzden Tanrı’nın bolluk ve bereketin para, enerji, neşe ve sevgi kalıplarındaki sirkülâsyonunu kabul ediyorum. Para benim için Tanrı’nın bana olan sevgisinin fiziksel manifestosudur. Para, Tanrı’nın mali işler dünyası ruhunun dolaşımıdır. Para, Tanrı’nın hayatımdaki hareketidir ve herkese karsı harika bir biçimde, bütünsel olarak bir kutsanmadır.

Evrenin bolluğuna dâhil olmak benim doğuştan gelen hakkımdır. Parasal bolluğa sahip olmayı hak ediyorum ve hayatımda bu parayla zenginleşiyorum. Tüm istediklerim ve ihtiyaçlarım için gerekenden daha fazla paraya sahibim. Her zaman paramı akıllıca ve sorumluca kullanıyorum. Parayla ilgili cömerdim ve onu hem kendim hem de diğer tüm kişilerin en yüksek hayrına olması için dolaştırıyorum. Paranın bana ve diğerlerine iyi olduğunu biliyorum.

Para, Tanrı’nın hayatımdaki aktivitesinde, banka hesaplarımda, yatırımlarımda ve elimi koyduğum her şeydedir. Benim param Tanrı’nın parasıdır: İçeri ve dışarı akmasına izin veriyorum. Bütün düşlerimi yerine getirmek için gereken desteği sağlayacak olan paranın kullanılabilir olduğuna olan inancıma her zaman güveniyorum.

Paramı verdiğimde, onun bana binlerce kat daha fazla geleceğini biliyorum. Para bana özgürlük getirir. Para beni keyiflendirir: Onu takdir ediyorum ve Tanrı’ya onun için teşekkür ediyorum. Bu özgürce akan bolluk ve bereketin her zaman bana aktığını ve Dünya sona ermeksizin devam edeceğini biliyorum ve bileceğim. Tüm bu inançlarımı simdi gerçekliğime dönüştürüyorum. Amin.

2. Bolluk ve Bereket Şifa Olumlamaları:

Toplamda 12 olumlama var. Her olumlamanın altında anlamını anlatan bir açıklaması var. Her olumlamayı niçin yaptığınızı anlamanız oldukça önemli. Olumlamaları kendinize sesli okurken gereken duygu ve hissi ortaya koyun. Sessiz de söyleyebilirsiniz ama sesli konuşursanız daha güçlü olurlar.

SADECE OLUMLAMALARI SÖYLEYİN, AÇIKLAMALARI DEĞİL.

Olumlamalara kelime olarak sadık kalın, kendiniz değiştirmeyin. Eğer herhangi bir kelime sizi rahatsız ediyorsa onu değiştirebilirsiniz ama bu olumlamalarin bu kelimelerle verilmesinin bir amacı olduğunu unutmayın. Herhangi bir değişiklik yapmadan önce onlarla çalışmaya calisin.

Her zaman her yerde var olan Tanrı’nın Bolluk ve Bereket evrenini paylaşmamı engelleyecek, beni sınırlayan davranışlarımı, tavırlarımı ve inançlarımı atıyorum ve bırakıyorum. Benim doğuştan hakkim olan Bolluk ve Bereketi talep etmeyi hak ediyorum ve buna layığım. Benim Bolluğum ve Bereketim herkesin ve her şeyin en yüksek hayrına işler ve diğerleri için de Bolluk ve Bereket yaratır.

1. Olumlama hakkında: Yeni bir inanç sistemini yüklemeden önce, eskileri kaldırmanız esastır. Şimdiki Bolluk ve Bereket seviyenizden memnun değilseniz, bunun sebebi size sınırlayan, size geride bırakan inançlarınız, tutumlarınız ve davranışlarınızdır. Bu tür kendinizden kaynaklanan sınırlamalar her zaman sizin kendinize olan değerlilik duygunuzu veya ne kadarını hak ettiğinizi düşünmeniz( genellikle başkalarından miras kalır) ya da Bolluk ve Bereketinizi başkalarından alarak sahip olabileceğiniz gibi korkularınızdan (yanlış bir inanç, mitostur) kaynaklanır. Bu limitlerinizi bırakmanız gerekir- ki bunlar iluzyondur- böylece bolluğa kendiniz açmış olursunuz.

Farkında olmak, anlamak ve Tanrı’nın içimdeki iyiliklerin Kaynağı ve Özü olduğunu bilmek için kendi varlığımı –fiziksel&zihinsel ve ruhsal olarak-Yükseltiyorum. Tanrı’nın evreninin mükemmelliğini Kabul ediyorum. Mükemmel zamanda, mükemmel bir şekilde, simdi Bereketli bir insan olmam için gereken rehberleri ve derslerimi kendime çekiyorum.

2. Olumlama hakkında: Bolluk içinde ve Bereketli olmanız için Bolluk ve Bereketin prensiplerine, fiziksel & zihinsel & ruhsal olarak bir bütün olarak kendinizi adamanız gerekir. Eğer vücudunuz Bolluk ve Bereketle ilgili korkular barındırıyorsa yâda zihniniz bollukla ilgili eski korkularınızı hatırlıyorsa veya spirituel ve dini inançlarınız size azla yetinmenizle ilgili inançlar yerleştirdiyse, bolluk ve bereket içinde ilerlemeden önce bu problemlerden kurtulmanız gerekmektedir. Evrenin en büyük zenginliklerinden biri de öğrenebileceğiniz başkalarının olması yâda öğretebileceğiniz başkalarının olmasıdır, bu da sizin bolluk anlayışınıza büyük bir kavrayış getirir.

Tanrı boldur, sürekli ve sabit Bolluk/Berekettir, her zaman ve her yerde olan zengin Evrenin özüdür. Bu her zaman temin edinen sonsuz zenginlik Kaynağı ben olarak bireyselleşti- benim Gerçeğim olarak.

3. Olumlama hakkında: Gökyüzünde yıldızlara baktığınızda Tanrı’nın yaratımının mucizelerinin sadece ufacık bir parçasını görüyorsunuz. Her bir kişi için yeterli sayıda görünen sahip olabileceği birer yıldız var. Daha keşfedilmeyi beklemeyen bir o kadar da çok yıldız daha var. Kendinizin bir yıldız olduğunu düşünün ve bir sürü gezegenin sadece sizin kullanımınız için ganimetlerini olduğunu düşleyin. Simdi eğer ihtiyaç duyarsanız kullanabileceğiniz başka yıldızların, gezegenlerin ve ganimetlerin olduğunun farkına varın. Bildiğinizden yâda hayal edebildiğinizden daha fazlasının olduğunu bilin. İste simdi Bolluk ve Bereketin gerçek doğasını anlamaya başladınız.

Tanrı’nın benim dolu ve sonsuz Bolluk ve Bereketim olduğunun bilincindeyim. Tanrı’nın benim Sonsuz Zenginliğimdeki sürekli hareketinin her zaman bilincindeyim. Benim bilincim Gerçekliğin Işığı ile doludur. Ben sınırsız bir varlığım.

4. Olumlama hakkında: ‘Paranın kötülüklerin kaynağı olduğu’, ‘Paranın kirli olduğu’ fikirleri İnsan bilincinin derinine islemiştir. Gerçek şu ki, para sadece Tanrı’nın Dünya üzerindeki işlerini, insanlarının yerine getirebilmesi için dışa vurulmuş bir ruhtan başka bir şey değildir. Doğum hakkınız olan Bolluk ve Bereketi açabilmeniz için bilincinize kök salması gereken bu ruh tabanlı programın kökleri de Dürüstlük, Doğruluk ve Bütünlüktür.

İçimdeki Tanrı’nın sürekli devam eden aktivitesine olan farkindaligim, anlayışım ve bilgim benim Bolluk İkmallerimdir/İhtiyaçlarımdır. Benim bu Doğruluğa olan farkindaligim benim bolluğumu yaratır.

5. Olumlama hakkında: Bolluk ve Bereket, evrenin size sağladığı ‘bütün olanaklara’ olan açıklığınızdan gelir. Eksiklik genellikle belirli birine yâda bir sonuca olan insani bağlanma duygusundan ileri gelir. Bu sizi sınırlayan bağlılıklar bırakıldığında özgür ruhunuz kendisini, sizin evreninizde olabilecek en mükemmel olanakları yaratır. Çoğunlukla ruhunuz size tamamen değişik bir sonuç yaratacaktır ve bu sizin hayal edebileceğinizden daha iyi bir sonuçtur.

Kaynağım olarak Tanrı’nın bilinciyle, Ruhun özünü kendi benliğime çekerim. Bu Öz, benim teminim ve bu sebeple içimdeki Tanrı’nın bilinci benim Bolluk ve Bereket teminimdir.

6. Olumlama Hakkında: Herkes – fark etsinler yâda etmesinler- Tanrı için çalışıyor. Tanrı size sağlık, yetenek, iş ve para formlarında gelen Bolluk ve Berekettir. Bolluk ve Bereket eksikliğinin nedeni, zenginliğinizin insanlar tarafından yapılmış kurumlara bağlı olduğu iluzyonuna kendi dikkat ve inançlarınızı koymanızdır. Bolluk ve Bereket kaynağa duyduğumuz tüm güvenden gelir.

Benim Bol içsel ihtiyaçlarım hemen ve sürekli şekle girer ve isteklerime göre deneyimlenir. Tanrı hem ihtiyaçlarımı hem de isteklerimi içimdeki Bolluk ve Bereket Temini Prensiplerine göre toplamını yerine getirir.

7. Olumlama Hakkında: ‘Aradıklarınız aramanıza sebep olur’. Basitçe söylemek gerekirse, düşleriniz var çünkü Tanrı bu düşleri sizin aklınıza soktu. Tanrı bunları oraya koydu çünkü sizin onları tamamlayabileceğinizi söylüyor. Bolluk ve Bereket, Tanrı’nın sizin içinizde yarattığı her türlü ihtiyaç ve isteklerinizin desteklediği ‘şekil ve deneyim’ lerin tamamlanmasıdır.

İçimdeki Tanrı her zaman Bolluk ve Bereketin bol sarf eden gerçek doğasını ifade ediyor. Bu gerçeğin farkındayım, tamamıyla eskileri bırakmaya ve Tanrı’nın benim her türlü görünüşüme yeterli Bolluk ve Bereketi şeklinde hayatıma girmesine izin veriyorum.

8. Olumlama Hakkında: Bütün evreni sonsuza dek sarmalayan yıldız denizini tekrar düşünün. Bu enginliği tasarlamış Tanrı eksikliği bilmez. Bizim sınırlı akıllarımız Tanrı’nın görkemli yaratımının bütünlüğünün bolluğunu kavrayamaz, bu yüzden onun sınırlarını eksiklik iluzyonu olarak algılarız. ‘Salıverme ve Tanrı’ya izin vermek’ ruhun, bizim kendi kendimize kavrayamadığımız Bolluk ve Bereket yönlerine bizi göndermesidir. Tanrı’nın ve evrenin sizin için yaratacağı her zaman sizin kendi kendinize yaratacaginizdan daha iyidir. Bırakın olsun…

Benim Bolluk ve Bereket Kaynağım olarak içimdeki Tanrı bilincim beni yükselten ve Bolluk Zenginliğinin Anayolunda tutandır. Bu eksiksiz farkindalik, anlayış ve Tanrı’nın bilgisi bu anayolda her türlü şekil ve deneyim olarak ortaya çıkar.

9. Olumlama Hakkında: Toplumdan para ve bolluk/bereket hakkında yanlış tutumlar devralırız. Gerçek şudur ki para ve bolluk/bereket iyi veya kötü değildir ama içinde ve dışında tarafsızdır/nötrdür. Sadece onları kullanışımıza bağlı olarak pozitif ve negatif sonuçlar doğururlar. Para ve bolluk/bereket şimdi olduğunuzdan daha fazlanız olmanıza izin verir. Şu andaki siz, şimdiye dek deneyimlediklerinizin yâda olacağınız yâda önceki yaşamlarınızda olduklarınızın bir göstergesidir.

Benim eksiksiz tamamlanmam olan içimdeki Tanrı benliğimin farkındayım. İlahi Bolluk ve Bereket eyleminin ebediyen hayatımda çalıştığını biliyorum. Yaratıcı Enerji akışının sürekli, kolayca ve çaba harcamadan Tanrı tarafından benim bilinçli farkındalığıma aktığının farkındayım.

10. Olumlama Hakkında: Bedenlerimizin güçsüzleştiği ve zihinlerimizin unutkanlaştığı dünyada, keyif ve acı bizi ‘insan seklindeki spirituel ruhlar’ olarak değişmemize motive eden kuvvetli güçlerdir. Bizden önce sürekli, kolayca ve çaba harcamadan bir şeyler oluştuğunda doğru yolda olduğumuzu biliriz. Uğraşma, acı yâda eksiklik olduğunda bu bizi cezalandırmak için değil farklı seçimler yapmamız için bizi motive etmek amaçlıdır, böylece doğum hakkımız olan neşeyi, sevgiyi ve bolluğu/bereketi deneyimleyebilelim.

Bütün odağımı içimdeki Tanrı’ya veririm çünkü benim Bolluk/Bereket Zenginliğimin tek sebebidir. Tanrı’yı her şeyin özü olarak Kabul ediyorum. Bolluk ve Bereketin içimdeki harekete geçen prensiplerine inancım var.

11. Olumlama Hakkında: Tanrı’ya inanmak –İlahi Bolluk/Berekete, Sevgiye ve Merhamete- mantık ve bilimin gidemediği ve ‘pratik’ bir yararı olmayan boşlukları doldurur. Bu boşluklar atasözlerinde olduğu gibi sizden bir inanç sıçraması yapmanıza zorlamak için vardır ki böylece Tanrı’ya olan inancınız tamamlanmış olsun. Sonuç olarak inanç, nereye gideceğinizi tam olarak bilmeden gideceğiniz yere varacağınıza olan güveninizdir yâda o yolda neye ihtiyacınız olacağıdır. Bolluk ve Bereketin her ne zaman ihtiyacınız olursa orada olacağına güvenin.

Bolluk ve Bereket içinde yasadıkça, Bolluk ve Bereket ile hizmet eder ve veririm. Almak ve vermek her zaman benim içimde dengededir. Kendimi onurlandırdıkça, seni de, Tanrı’yı da, kaynağı da ve kendim için olan nedeni de onurlandırırım. Bende olanı, elimden gelenin en iyisi olmak için kullanırım. En büyük bolluk benim ben olmamdır, hayatimi yasamamdır ve sana hizmetimi vermemdir.

12. Olumlama Hakkında: Evren Tanrı’nın işlerini yapmakla ilgilidir. Eğer gerçekten anlam taşıdığın işi iyi yaparsan, iş artik sıkıntı, çaba ve mücadele olmaktan çıkar. İş yapmaktan hoşlandığın şeydir ve kolay, çaba gerektirmeyen ve keyifli bir anlam taşır. Kalbinden hizmette bulunduğun zaman, evrenden binlerce kat halinde sana dönen bolluk ve bereketi alırsın. Bu alma ve vermenin daha büyük devirleridir, daha büyük çemberleridir, daha hızlı dönüşleridir ki böylece Tanrı’nın bütün varlıklarının paylaşması ve tadını çıkarması için genişlik ve bolluk/bereketi yaratılır.

3. Bolluk ve Bereket Şifa Anahtarları

Toplamda 6 anahtar var. Her anahtarın altında onun anlamının açıklaması var. Her anahtarı niçin Kabul ettiğinizi anlamanız çok önemli. Her anahtarı sessizce söyleyin çünkü anahtarları zihincinizi yeniden programlamak ve onu bolluk/bereket için koşullama adına kullanacaksınız (olumlamalar sizin evreninizi programlamak içindi).

SADECE ANAHTARLARI SÖYLEYİN, ALTINDAKİ AÇIKLAMALARI DEĞİL.

Çok gerekli olmadıkça anahtarları değiştirmeyin.

Bu hayatta özel ve eşsiz bir görevim var ki bunu her gün her şekilde takdir ediyorum. Amacımın benim tarafımdan, başkaları ve Tanrı tarafından her zaman desteklenmesini umut ediyorum. Bu beklenti her zaman karşılanır.

1. Anahtar Hakkında: Kendine ve diğerlerine en iyi hizmeti verdiğin zaman, Tanrı’nın sevgisini ifade etmiş olursun. ‘Sevdiğin işi yap ve para gelir’ sözü doğrudur.

Özel amacımı, kendimin ve etrafımdakilerin eşsizliğini tamamen takdir ederek sürdürürüm. Benliğimi diğerlerinin dayatmaya çalıştığı negatiflikler, yargılamalar ve dogmalardan serbest bırakıyorum. Kendi benliğimi gerçekligin ışığıyla, açıklığın sıcaklığıyla ve sevgi dolu iyiliğin ruhu ile dolduruyorum.

2. Anahtar Hakkında: Gerçek su ki, ‘iyi insanlar önce bitirir’. Müşterisine (dolayısıyla evrene) hizmete odaklanmış firmalar ve insanlar, gerçekten başarılı olanlar ve devasa-zenginliği kazananlardır. Başkalarına kendinize davranılması istediğiniz gibi davranırsanız, sayısız zenginliğin kapısını açarsınız.

Amacımın tamamlanması için her turlu olası kanallara açığım. Kendimin ve başkalarının başarılarıyla keyiflenirim. Başarısızlık sayılmış mevcut durumları öğrenme ve hediye olarak görürüm. Başarı yâda başarısızlık olarak açıklanmış olsun yaptıklarımın hepsi, herkesin en yüksek hayrı içindir.

3. Anahtar Hakkında: Herhangi biri düş yada istek tamamlanabilir çünkü evrenin bolluk ve bereketi sınırsızdır. Tamamlanmayı sınırlayan şeyler kanalların ne olacağı hakkındaki negatif yargılamalar yâda başarı ve başarısızlık olarak adlandırılan şeylerin ne olması gerektiğidir. Herkesin en yüksek hayrı için hizmet ettiğiniz zaman, kaçınılmaz şekilde daha büyük bir bolluk/bereketin içinde çekilirsiniz.

Benim özel amacımın tamamlanması için gereken her neyse isterim ve alırım. Amacıma niyetime olan eksiksiz bütünlük, açıklık ve kararlılıkla odaklanırım. Benim niyetimin saflığı yolumdaki bütün engelleri aşar.

4. Anahtar Hakkında: Niyetinin saflığı, her zaman hedefine ulaşman için önüne çıkan engelleri aşman için seni ileri iter. Engellerin boyunca yolunda çalıştıkça, bu problemlerin her zaman sana ellerinde hediyelerle geldiklerini göreceksin. Kararlılık, açıklık ve eksiksiz bütünlük yoluna çıkan hediyeleri Kabul etmene ve görünür eksiklikten bolluk ve bereket yaratmada kullanman için izin verir.

Özel amacımın etrafımda doğallıkla, kolayca ve çaba sarf etmeden açılmasına izin veriyorum. Ben kendi özel amacımı takip ederken, karsılaştığım diğer tüm kişilere olabildiğim kadar yardımcı oluyorum. Hizmet ettikçe hizmet alıyorum, Sevgiyi alıyorum ve veriyorum.

5. Anahtar Hakkında: Hayatinin anlamını takdir ettiğin zaman, senin en yüksek potansiyelinden faydalanırsın. Varlığının bütün zengin genişliği hedefini fizikalitede meydana getirebilmen için sana açılır. Hayatin kararlılık ve açıklık ile akar. Başkalarının hedeflerini meydana getirebilmeleri için yardımcı olman daha iyidir. Bu diğerleri de karşılığında seni motive ederler ve desteklerler. Uzun vadede, herkes sevgiyi alıp verme yeteneğiyle ortak zenginleşme hedefine ulaşmada daha iyi olacaktır.

Hayatın bana verdiği bütün hediyeleri için gerçekten müteşekkirim ve minnettarım. Hayatımın özel amacına ulaşmak için elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Ben her zaman en yüksek ideallerim için yaşarım. Bütün iyi dilekler sürekli aksın inşallah.

6. Anahtar Hakkında: Hayatında kalbinden sevecenlikle, teşekkürle ve minnettarlıkla koyduğun her şey, sana binlerce kat daha fazla geri döner. ‘Sevgi ve yetenek birleştiğinde, bir şaheser bekle’ sözünü duymuşsunuzdur. En yüksek ideallerinizin altında kararlar aldığınızda, evrende size ayni şekilde cevap verir.

Bu program Nazi Katliamından dolayı hayata küsmüş birini bile mutlu ve umutlu bir insana dönüştürmüştür. Bunu bilmenizin tek yolu sizin bu program denemenizdir. Diğer tarafta görüşürüz!

Credits: John Randolph Price’in “Prosperity Program”, Sunny Jimenez(HLC)’nin “Treatment for Money” ve Yeni Zelanda Karal Studio’nun “Keys to Abundance” kitaplarindan alıntıların çevirisidir

kaynak: bioenerji ayçan berker

Biraz geri çekil…

Çevrendeki insanlar susacağı, konuşacağı ve duracağı yeri bilmiyorlarsa, sen fazla adım atmışsındır onlara.

Biraz geri çekil …

Ts Eliot

Dünyanızı sıkıcı ve boğucu bir kafes haline getiren her umuttan, korkudan ve boş arzudan arındırın yüreğinizi ve ondan sonra görün onun evrenden daha geniş olduğunu

buddha_buda_in_colours_by_matoalcuadrado-d65ectz[1]

Prens: Sahip olduklarımın tümüne değer olan onurum ne olacak, peki?

MİRDAD: İnsanın tek onuru insan olması, Tanrı’nın yaşayan benzeri ve yansıması olmasıdır. Bunun dışındaki tüm onurlar, onursuzluktur.

İnsan eliyle bağışlanan her şey, kolayca geri alınabilir insan eliyle. Kılıçla yazılan bir onur, silinebilir kılıçla. Hiçbir onur, Prensim, değmez paslı bir oka; yakıcı bir gözyaşına, bir damla kana.

Prens: Ve özgürlük -benim ve insanlarımın özgürlüğü- değmez mi en büyük fedakârlığa?

MİRDAD: Gerçek özgürlüktür insanın kendisini feda etmesine tek değen. Onu sizden alıp götüremez komşunuzun güçleri; onu savunup kazanamaz sizin güçleriniz de. Ve savaş alanı mezardır sadece.

Kalplerde kazanılır ve kaybedilir gerçek özgürlük.

Savaş mı istiyorsunuz? Kalbinizin içinde ilan edin onu. Dünyanızı sıkıcı ve boğucu bir kafes haline getiren her umuttan, korkudan ve boş arzudan arındırın yüreğinizi ve ondan sonra görün onun evrenden daha geniş olduğunu; o evrende gezinin iradenizle; hiçbir şey mani olamasın size.

Budur, ilan etmeye değer tek savaş. Böyle bir savaş açın kendinize; nefret uyandıran hayvani davranışlarla, kafanızı karıştıracak şeytani oyunlarla gücünüzü baltalayarak, vakit bulamazsınız böylece, kendinizle yaptığınız o gerçekten büyük ve kutsal savaşı kaybetmenize neden olabilecek diğer savaşlara. Bu savaşı kazanmak, sonsuz bir zafer elde etmektir. Başka bir savaşı kazanmak ise en büyük yenilgiden beterdir. Ve bu, insanoğlunun yaptığı tüm savaşlardaki öyle korkunç bir şeydir ki sonunda kabullenir yenen de yenilen de yenilgiyi.

Barış mı istiyorsunuz? Aramayın yazılı belgelerde onu; kayaların üzerine kazımak için uğraşmayın.

Çünkü kolaylıkla ”barış” yazan bir kalem, aynı kolaylıkla yazabilir ”savaş” da. Ve ”barış içinde olalım” diye kazıyan keski, aynı kolaylıkla kazıyabilir ”savaşalım” sözünü. Ve dahası, kağıt ve kaya, kalem ve keski kısa bir zamanda istilasına uğrar güvelerin, çürümenin, pasların ve değişen elementlerin kimyasının. Zamansız kalbi böyle değildir Kutsal Anlayış’ın kuşatması altında olan insanın.

Anlayış’ın perdeleri bir kez açıldığında, sonsuza dek kazanılır zafer ve yüreklerde yer eder barış. Anlayışlı olan bir yürek, sonsuza dek barış içindedir savaştan gözü dönmüş bir dünyada bile.

Cahil bir yürek, ikili bir yürektir. İkili bir yürek ise, ikili bir dünya yaratır. Sürekli kavga ve savaş getirir ikili bir dünya.

Oysa tek bir yürektir anlayışlı yürek. Tek bir yürek, tek bir dünya yaratır. Tek dünya barış içinde dünya demektir. Çünkü iki taraf gerekir savaş yapmak için.

Bu yüzden, kalbinizi tek yapabilmeniz için kendinize savaş açmanız salık veriyorum size. Sonsuz barıştır zaferin ödülü.

Görebildiğiniz zaman, sevgili Prensim, her taşta bir taht; bulabildiğiniz zaman her mağarada bir kale, büyük mutluluk duyacaktır güneş sizin tahtınız olmaktan, yıldızlarsa kaleniz.

Tarlalardaki herhangi bir papatya nişanınız, herhangi bir kurt da öğretmeniniz olabildiğinde, memnun olacatır yıldızlar göğsünüzde durmaktan, yeryüzü kürsünüz olmaktan.

Kalbinize hükmedebildiğinizde, ne önemi kalır bedenimize kimin hükmettiğinin? Tüm kainat sizin olduğunda, şu ve bu toprak parçasına kimin sahip olduğunun önemi var mıdır?

Bizde hayat-yolu kırıklarına yol açmış çocukluk şablonlarından, Bağımsız hale getirebildiğimiz gün büyümeye başlıyoruz.

11227036_683116051815353_397517660810239027_n[1]

İki insan henüz büyümemiştir;
Hayatlarını anne babasını memnun etmek için yaşayanlar,
Ve anne babasına karşı gelmek için yaşayanlar!
Biz ne okuldan mezun olduğumuz,
Ne evlendiğimiz,
Ne çocuk yaptığımız,
Ne de anne – babamızı kaybettiğimiz gün büyüyoruz!
Tam olarak seçimlerimizi,
Bizde hayat-yolu kırıklarına yol açmış çocukluk şablonlarından,

Bağımsız hale getirebildiğimiz gün büyümeye başlıyoruz.
Böyle olması kimsenin suçu değil!
Ama bu bizim kendimize karşı sorumluluğumuz…

Juno yıldız Gözlemcisi

Hepimiz bir hale bürünürüz ”güvende kalmak” adına…

10269337_684569938336631_3990740492120140429_o[1]

Hayat geçer…

Ve bir gün insan ”hayatta kalmak için” yaptıkları ile, kendi kendisini bir çıkmaza mahkum etmiş olduğunu, korkularına, tutkularına, vazgeçilmezlerine yüklediği değer yüzünden bir çok değerini yitirmenin eşiğinde olduğunu fark eder!

Saldırgan, uyanık, ödünsüz, fırsatçı, temkinli, pervasız, ürkek, suçlayıcı, kaypak, dayanıksız, zorlayıcı, kolaycı, verici, alıcı… Hepimiz bir hale bürünürüz ”güvende kalmak” adına… Sonra bir an gelir varlığımız ile aramızdaki engelin, var olmak için seçtiğimiz strateji olduğunu gösterir bize hayat.

Yani; KENDİ KALEMİZE EN HARBİ GOLLERİ KENDİMİZİN ATTIĞINI ANLARIZ…

İşte bunu anladığımız an, BEN diye savunup durduğumuz şeyin kuyruğunu dik tutmaya çalışmak yerine, kendi gerçeğimizden korkmayı bırakıp aynaya dümdüz bakmayı kabul ettiğimiz andır.

Bu çok kıymetli bir geçiş kapısıdır…

Juno Yıldız Gözlemcisi

 

HER ŞEYİN EN İYİSİNİ HAK EDİYORUM

11139783_478088975729578_911018216963900255_n[1]
(Özge Çuhadaroğlu)

Yaşamı istediğimiz gibi yaratmanın formülü basittir aslında; içtenlikle istersin, şüphesizce inanırsın ve akılcı bir şekilde emek harcarsın.

Formül bu kadar basit olmasına rağmen bazen isteklerimiz bir türlü gerçekleşmez. Çünkü daha önceki deneyimlerimiz sebebiyle isteme veya inanma konusunda kendi kendimize engel yaratırız. Bu engellerin başında da ‘hak etmiyorum inancı’ gelir.

Diyelim ki, lezzetli bir yemek yemek istiyorsunuz. Bu durumda yemeği ya pişirmeniz ya da bir şekilde tedarik etmeniz gerekir. Ama güzel bir yemeği hak etmediğinizi düşünüyorsanız, ne kadar uğraşırsanız uğraşın tabağınıza koyduğunuz yemek istediğiniz lezzette olmaz. Çünkü ya gerçekten istediğiniz şeyi dile getiremezsiniz ya da iyi şeylerin sizi bulmayacağına dair inancınız buna engel olur.

Veya sürekli bir şeyleri ispat etmeniz gerektiğini düşünürsünüz. Hak etmek için; daha akıllı, daha çalışkan, daha yetenekli, daha düşünceli, daha verici, daha, daha , daha…. olmanız gerektiğini zannedersiniz. Sürekli daha yeterli olmanın peşinden koşarken, aslında olduğunuz kişinin her şeyin en iyisini hak ettiği gerçeğini gözden kaçırırsınız.

Oysa evrensel işleyişe göre, gerçekleşme ihtimali olmayan şeyleri isteme ihtimaliniz de yoktur. Ne isterseniz karşılanır, çünkü içtenlikle istediğiniz şeyler aslında sadece SİZ değil aynı zamanda GENEL MERKEZ kaynaklıdır, yaşam ancak bu şekilde ilerler. KAYNAKTAN gelen istekler sizin aracılığınızla ifade bulur sadece.

Sevgi dolu ilişkiler, başarılı bir iş hayatı, sağlıklı bir yaşam veya bolluk ve bereket istemekten çekinmenize ya da bunları elde edebilmek için bir şeyler ispat etmenize gerek yok. Var olmak tüm bunları hak etmek için yeterli. Yapmanız gereken şey, akılcı bir şekilde emek harcamak ve kendinizi hazırlayarak akışa teslim etmek. Daha fazlası değil.

Yaşamdaki isteklerinizi şöyle bir düşünün ve kendinize isteğinizle ilgili “ben bunu hak ediyorum” deyin. Eğer içinizden çatlak bir ses ‘hadi canım’ diyorsa ya da her şeyin en iyisini istemek size ayıp geliyorsa kendinize sık sık şunu hatırlatın, ta ki tüm kalbinizle inanana kadar:

“Ben mükemmel YARATANIN mükemmel YARATIMIyım. Var olmam ve kendi üzerime düşenleri yapmam yeterli. Ben her şeyin en iyisini hak ediyorum, beni YARATANDAN ötürü…”

Kendi gücünüzün çok daha büyük bir yerden geldiğini fark ettiğiniz harika bir hafta diliyorum.

Daha fazlası için www.ozgecuhadaroglu.com ‘u ziyaret edebilir ya da bana ozge@ozgecuhadaroglu.com mail adresinden ulaşabilirsiniz.

‪#‎hayatböylegüzel‬ paylaşımları için Instagram hesabım @cuhadarogluozge

Sevgiyle kalın
Özge Çuhadaroğlu

“İnsanın kendisine: ‘Ne olduğunda, ne olması gerektiğine, ne olmaması gerektiğine’ dair imajları vardır.

11143217_481414085397067_8529355177187251597_n[1]

 

“İnsanın kendisine: ‘Ne olduğunda, ne olması gerektiğine, ne olmaması gerektiğine’ dair imajları vardır. İnsan neden kendisine dair bu şekilde imajlar meydana getirir? Çünkü insan; gerçekte ne olduğunu asla araştırmamıştır.

Bizler şu ya da bu kişi, bir kahraman, ideal bir insan ya da örnek bir insan olmamız gerektiğini sanırız. Öfkeyi açığa çıkaran; kendi hakkımızda oluşturduğumuz bu fikirlerin saldırıya uğramasıdır. Kendimize dair oluşturduğumuz fikirler; gerçekte olan hâlimizden kaçıştır. Fakat gerçekte ne olduğunuzu seyrettiğinizde, kimseler sizi incitemez.

O vakit kişi yalancıysa ve kendisine yalancı olduğu söyleniyorsa; bu o kişiyi incitmez çünkü bu bir gerçektir. Fakat yalancı olmadığınıza dair rol yapıyorsanız, size yalancı olduğunuz söylendiğinde; hemen sinirlenir ve şiddet kullanırsınız. Bizler sürekli düşünsel bir dünyada yaşıyoruz, söylentiler dünyasında… Ve asla gerçekler dünyasında olamıyoruz.

Gerçekte olanı seyretmek, onu görmek, onunla samimi olmak için; yargılama, kanı ve ölçümün olmaması gereklidir. Düşünce; Tanrı’yı ve başkalarıyla olan ilişkilerini imajlarla ölçer. Bizler gereksiz yere ölçümlerin yapıldığı bir dünyada yaşıyoruz ve böylesi bir dünyayla da ölçünün olmadığı bir âleme girmek istiyoruz.”

~ Jiddu Krishnamurti Türkçe

ZOR İNSANLAR – 5

11167962_1062998633714681_6501725305243851038_n[1]

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Zor İnsanlar yazı dizisinin daha önceki bölümlerinde, zor insanların saldırgan, pasif ve pasif saldırgan şeklinde üç gruba ayrıldığından, saldırgan ve pasif zor insanların özelliklerinden söz etmiştim. (Önceki bölümlerin linklerini, yazının sonunda bulabilirsiniz).

Bu yazımda, pasif saldırganları (pasif agresif) değerlendireceğim.

Zor insanlar arasında, fark edilmesi en zor olanı, pasif saldırganlardır.

İstek ve ihtiyaçlarını dolaylı yoldan gösterdikleri için, ne düşündüklerini ve hissettiklerini anlamak zordur.

Yüzeydeki pasif duruş, altta yatan saldırgan buzdağının görünen kısmıdır, adeta.

Yanıltıcıdır!

Karşısındakinde, belirsizliğin kaygısını yaratır.

Söylediğiyle, kast ettiği şeyler farklıdır, genellikle.

Ne düşündüğünü anlayamayıp sürekli tahmin etmeye çalışmak, ilişkide zamanla samimiyetsizliğe ve güvensizliğe yol açar.

Pasif saldırgan, açıkça ifade etmediği isteklerine, dolaylı yollardan, karşısındaki insanı kullanarak, ona direnerek ulaşır.

Sorularınıza cevapları, açık ve net değildir.

‘Dur bakalım!’’, ‘’daha sonra!’’, ‘’belki’’, ‘’bilmem’’ gibi belirsiz cevaplar verir.

Sorunlara çözüm için katkıda bulunmaz, işler ters gidince de ‘’biliyordum ben böyle olacağını’’ der ve sizi eleştirir.

Sorumlulukları erteleme sıktır.

Randevularına gecikir veya son anda mazeret beyan ederek gelmez.

”Unuttum” der.

Arayacağını söyler, aramaz.

‘’Çok yoğundur’’ hep; aramaya zamanı yoktur.

Telefon nöbeti tutturur size!

Sizi sevip sevmediğini, konuşmayı isteyip istemediğini anlayamazsınız.

Olumsuz düşünme eğilimi güçlüdür.

Bunu, etrafa da bulaştırır.

Heves ve umutlarınızı kolayca kırar.

Kendisinden bir şey talep edilmesinden rahatsız olur.

Açıklarınızı ve hatalarınızı unutmaz, anında uyarmak yerine biriktirir, aylar ve yıllar sonra hiç ummadığınız bir anda yüzünüze vurarak sizi zor durumda ve savunmasız bırakır.

Aniden saldırganlaşabilir ve hedefindekiler genellikle, yakınındaki iyi niyetli ve olumlu insanlardır.

Samimiyetle paylaştığınız bir sırrınız, onun elinde ansızın büyük bir silaha dönüşebilir.

Söylediklerinizi kolaylıkla çarpıtır ve sizi suçlar.

Birden, anlam veremediğiniz biçimde uzak durmaya başlar.

Neden rahatsız olduğunu söylemediği için kafanız karışır, kendinizde kusur ararsınız.

Açıkça tartışmadan kaçınır, iğneleyici sözler sarf eder.

Somurtur, ters ters bakar, yüzünü çevirir, cevap vermez, küser.

Acıtıcı şakalar yapar; sonra da bunun sadece bir şaka olduğunu söyler.

Başkalarını eleştirirken, aslında hedefinde sizin olduğunuzu bilirsiniz; ‘’Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!’’

Bu tutumu, davranışındaki düşmanlığı kolayca inkâr etmesine yardımcı olur.

Yanlış anlamışsınızdır; sizi kast etmemiştir ki!

Siz de, ona kızdığınız için, kendinizi mahcup hissedersiniz!

Somurttuğunu görüp, gerginliğinin nedenini sorduğunuzda, anlatmaz; ‘’iyiyim, yok bir şey’’ diyerek savuşturur.

Sizi huzursuz ve çaresiz bırakır, etrafında pervane eder.

Kendisini sorun yaratmayan, asil ruhlu biri gibi görürken, karşılarındakini acıtıcı imalarla aşağılar.

Aynı zamanda sorunların yükünü taşıyan bir kurbandır o, kendi gözünde.

Olaylarda kendi sorumluluğunu sorgulamaz.

Başkalarını suçlar.

Dedikoduyu sever.

Size başkaları hakkında dedikodu yapıyorsa, sizin hakkınızda da dedikodu yapıyor olması, arkanızdan konuşması ihtimali çok yüksektir.

İltifatı bile bulanıktır: ‘’Yaşına göre iyi görünüyorsun!’’

Pasif saldırganlık, yapısal olmanın yanı sıra, kendi gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmenin zor olduğu ortamlarda yetişme sonucunda da ortaya çıkabilir.

Kendini açıkça ortaya koyma, gerilim ve çatışmayla başa çıkma becerilerinin yetersizliği, bu davranışın altında yatar.

Değişime istekli oldukları takdirde, duygu ve davranış eğitiminden geçmeleri yarar sağlayabilir.

Dizinin ilerleyen bölümlerinde, pasif saldırganlarla nasıl başa çıkılabileceğine değineceğim.

Aşkın ilk heyecanı geçtikten sonra insanı süründürmesinin nedeni budur

images7GP08DMK

BİRBİRİNE YASLANARAK YÜRÜTÜLMEYE ÇALIŞILAN İLİŞKİLERDE,BİRİSİ POZİSYONUNU DEĞİŞTİRDİĞİNDE İKİSİ DE YERE DÜŞER VE CANLARI ACIR.

Aşkın ilk heyecanı geçtikten sonra insanı süründürmesinin nedeni budur. Herkes ilişkide daima kendi dengini bulur.Duygusal olgunluk yaşımız ne ise aynı yaşta aşk oyunu oynayan arkadaşı hayatımıza çekeriz.Bebekler bebeklerle,çocuklar çocuklarla,yetişkinler yetişkinlerle birlikte olmayı seçer…

Sekiz yaşındaki çocuk yirmi yaşındaki bir kişiye duyduğu hayranlığı aşk sanabilir.Mesela benim çocuklarım biri yedi biri dokuz yaşındayken ,ikisi de on beş yaşındaki bebek bakıcısı kıza âşıktı.Hep bu genç kızın kendilerine bakmasını istiyor,onun geleceği saatleri iple çekiyorlardı.
Ama yirmi yaşındaki biri sekiz yaşındaki çocuğa âşık olmaz.Bunun olmayacağını bilir.Olgun bir birey,partnerinin çocuk bakıcısı olmayı seçmez.O eşitlik ve özgürlüğe dayanan bir ilişki ister.
Sevgi insanı olgunlaştırır.İçimizdeki sevgi ifade bulduğu ölçüde olgunlaşırız ve ışığımızı yayarız. Sevgi verir,sevgi çoğaltır,ve sevgi özgürleştirir.Doğası budur.olgun ilişkide iki insan da birbirinden almaya değil birbirine ne vereceğine odaklıdır.Vermekten müthiş doyum hisseder.İki taraf da kendisini eskisinden daha özgür hisseder.Sevginin özgürleştirici gücüdür bu.
Sevginin ancak özgürlük ortamında gelişimini sürdüreceğini bilir olgun sevgi. Özgürlüğü kısıtlayan,yok eden sevgi değildir.Aşktır,tutkudur,alışkanlıktır,karşılıklı gizli çıkar ilişkisidir ama sevgi değildir. Özümüz özgürdür,özümüz sevgidir.
 Olgun insan sevgi eksikliğini başkası ile değil,içindeki sevgiyi ortaya çıkararak tamamlayan,kendisini bütün haline getiren insandır.
İki bütün insanın birlikteliği; İki tarafı da zenginleştirir. İki tarafı da çoğaltır. İki tarafı da daha özgür ve aynı zamanda birbirlerine bağlı kılar; bağımlı değil. İki taraf ta bireydir; tek başına olma zamanları kendi yaratıcılıklarını ifade etme,üretken olma zamanıdır.
Tek başına olmaktan da birlikte olmaktan da keyif alınır. Hem birey hem bir olmanın ne anlama geldiğini ancak sevgi bilir. Nil Gü

Sevgi tek başına yetmez. Yanına saygı lazım o zaman incitmezsin.

10678835_841094215947509_5590893681404276584_n[1]

Sevgi tek başına yetmez. Yanına saygı lazım o zaman incitmezsin. Saygı da yetmez yanlarına sorumluluk lazım böylece değerli hissettirirsin. O da eksik kalır yanlarına sabır lazım, zamanla anlaşmaya başlarsın. En önemlisi hepsinin yanına sadakat lazım. İşte şimdi ilişkiyi yarınlara taşırsın. Unutma: Sevgi+ Saygı+ Sorumluluk+ Sabır+ Sadakat ilişkinin 5S kuralı…

Aşkım Kapışmak

Hadi anlat deseler anlatamam bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi…”

11229907_483730108498798_5698930482791023809_n[1]

“Hadi anlat deseler anlatamam
bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi…”
e.c

Kendini atıyorsun öylesine yükseğe, ama her atılan taş düşer!..

1526695_477239495814526_3946749613194023199_n[2]

 

Kendini atıyorsun öylesine yükseğe, ama her atılan taş düşer!..
Kendini yargılamışsın, kendini taşlamaya yargılaşmışsın: Ey Zerdüşt, gerçekten yükseğe atmışsın taşını, ama senin tepene inecek o!..
Derken sustu cüce; ve bu uzun sürdü. Ama sessizliği beni sıkıyordu. Bu durumda iki kişi,gerçekten tek başına olmaktan daha yalnızdır!…..
Tırmandım, tırmandım, düşledim, düşündüm, ama her şey beni sıkıyordu. Ağır işkenceden yorgun düşmüş ve daha beter bir düşle uykusundan uyandırılmış bir hasta gibiydim.
Ama bende yüreklilik dediğim bir şey var. Şimdiye dek bende ki her yılgınlığı öldürmüştür. Sonunda bu yüreklilik beni durdurdu da, söyletti: Cüce.. Ya sen, ya ben!..
Çünkü yüreklilik en iyi öldürendir. Saldıran yüreklilik : her saldırıda cümbüş sesleri vardır da ondan…
Ama insan, en yürekli hayvandır. Her hayvanı bununla alt etmiştir. Cümbüş sesleriyle alt etmiştir her ağrıyı; oysa insan ağrısı en derin ağrıdır…
Yüreklilik, uçurum ağzındaki baş dönmesini dahi öldürür: İnsanın uçurum ağzında olmadığı yer mi var ki!.. Görmek bile, uçurumlar görmek değil midir?..
Yüreklilik en iyi öldürendir. Yüreklilik acımayı dahi öldürür. Oysa acıma, en derin uçurumdur. Kişi, hayatı nice derinliğine görürse, onca derinliğine görür acı çekmeyi de.
Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldıran yüreklilik: Ölümü dahi öldürür o; çünkü der: Bu muydu hayat?.. Peki öyleyse! Bir daha…
Fakat bu türlü sözlerde pek çok cümbüş sesleri vardır. Kulağı olan işitsin…
~Friedrich Nietzsche / Böyle Buyurdu Zerdüşt

‘Her şey değişecektir, doğaları budur.

11146608_488130004725475_218688760623430672_n[1]

 

‘Her şey değişecektir, doğaları budur.
Bir gün başarılı, bir gün başarısız olacaksın;
bir gün zirvede, bir gün dipte olacaksın.
Ama içinde bir şey hep aynı kalacak ve
o bir şey senin gerçekliğindir.’
Kimliğindir, özgünlüğündür!’
OSHO