“Bedenimin verdiği mesajları sevgiyle dinliyorum”

 

896967690d46a9d74def142e390b995bHayatta herşeyin olduğu gibi, beden de içsel düşünce ve inançlarımızın bir aynasıdır. Dinlemesini bilirsek bedenimiz daima bizimle konuşur. Bedenimizin her hücresi, düşündüğünüz her düşünceye, söylediğiniz her söze karşılık verir.

Sürekli düşündüğünüz ve söylediğiniz şeyler, beden yapınızı, şeklini, sağlığını ve hastalığı oluşturur. Asık görünüşlü bir surata sahip kişi, bu görünüşünü sevecen ve mutlu düşüncelerle oluşturmamıştır. Yaşlı insanların yüz ve bedenleri açık bir biçimde hayat boyu sürdürdükleri düşünce kalıplarını yansıtır. Siz yaşlandığınızda nasıl görüneceksiniz?

Bu bölümde bedende hastalık yaratan Olası Düşünce Kalıplarını ve sağlık yaratmakta kullanacağımız Yeni Düşünce Modellerini ve Olumlu ifadelerini göreceksiniz. Size fikir vermesi açısından bazı yaygın sorunları nasıl yarattığımız konularından da bahsettik.

Her hastalığın zihinsel nedeni herkes için yüzde yüz geçerli değil elbette. Ama hastalığın nedenlerini araştırmaya başladığımız için bir başlangıç noktasını veriyor.

BAŞ, bizi temsil ediyor. Dünyaya gösterdiğimiz şey. Genellikle başımızla tanınırız. Baş bölgesinde bir sorunumuz varsa bu, genellikle “bizde” çok yanlış bir şey olduğu duygusunu taşıdığımız anlamına gelir.

Olumlaması “Barış, sevgi, haz, gevşeme, rahatlık. Hayatın akışına kendimi bırakıyor ve hayatın içinde kolaylıkla gelişiyorum

SAÇ, dayanıklılığı temsil ediyor. Gergin ve korku dolu olduğumuzda, sıklıkla omuz kaslarında başlayan katılaşma başımızın tepesine, hatta göz çevresine kadar yayılır. Saç, saç kökleriyle beslenir. Kafa derimizde gerginlik olduğunda, sıkılmaktan dolayı saç nefes alamaz. Ölür ve dökülür. Gerginlik sürüyorsa, kafa derisi gevşeyemez. Saç kökleri sıkıştığı için yeni saç büyüyemez ve sonuç; kellik.

Gerginlik güçlü olmamaktır. Gerginlik zayıflıktır. Gerçekten güvenli ve güçlü olmak demek, sakin, dengeli ve huzurlu olabilmektir. Bedenlerimizi daha çok gevşetmeliyiz, baş derimizi de.

Şimdi deneyin. Baş derinize gevşemesini söyleyin ve bir farklılık hissedip hissetmediğinizi gözleyin. Eğer gevşediğini hissediyorsanız bu egzersizi sıkça yapmanızı öneririm.

KULAKLAR, işitme kapasitesini temsil ediyor. Eğer kulaklarınızda sorununuz varsa, genellikle işitmek istemediğiniz bir şeylerin olup bittiği anlamına gelir. Kulak ağrısı işittiğiniz bir şeyden kızgınlık duyduğunuzun göstergesidir.

Kulak ağrıları çocuklarda çok yaygın. Çocuklar, genellikle evlerinde işitmek istemedikleri şeyleri duymak zorunda kalıyorlar. Çoğu ailede çocuğun kızgınlığını ifade etmesine izin verilmez. Çocuk olayları değiştirme gücüne sahip olmamasının tepkisini, kulak ağrısı yaratarak gösterir.

Sağırlık, birlikte yaşamak zorunda olduğunuz bir kişiyi dinlemeye katlanamamanın göstergesidir. Dikkat edin, çiftlerden birinde sağırlık sorunu varsa, diğeri sürekli konuşur, konuşur, konuşur.

Yeni Düşünce Modeli: “Tanrıyı dinliyorum. Hayatın coşkusunu işitiyorum. Hayatın bir parçasıyım. Sevgiyle dinliyorum

GÖZLER, görme kapasitesini temsil ediyor. Göz sorunları, görmek istemediğimiz bir şeyler olduğu anlamına geliyor. Kendimizle ya da hayatla ilgili; geçmişle, şimdiyle ya da gelecekle ilgili görmek istemediğimiz şeyler.

Bir çok insan gözlük takmaya başlamalarından 1-2 yıl öncesine dönüp görmek istemedikleri şeylerle yüz yüze gelmeyi kabul ettiklerinde, gözlerinde gözlük takmalarına gerek kalmayacak kadar iyileşme görüldü.

Şu anda olanları görmezden mi geliyorsunuz? Ne ile yüzleşmek istemiyorsunuz? Şu andan mı, yoksa gelecekten mi korkuyorsunuz? Eğer gerçekleri net bir şekilde görebilseydiniz, şu anda görmediğiniz neleri görüyor olacaktınız? Kendinize ne yaptığınızı görebiliyor musunuz?

Bakın, kendimize sormamız gereken ilginç sorular var, değil mi?

Yeni Düşünce Modeli: “Özgürüm. Özgürce ileriye doğru bakıyorum. Çünkü hayat sonsuzdur ve mutluluklarla doludur. Sevecen gözlerle bakıyorum. Kimse bana asla zarar veremez

1b50514b10ca54c7f1db9570896e6d94BAŞ AĞRILARI, kendimizi yanlış, geçersiz, değersiz görmekten kaynaklanıyor. Bir daha başınız ağrıdığında, kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınıza dikkat edin. Kendinizi affedin. Baş ağrınızın geçtiğini göreceksiniz.

BOĞAZ, “istediğimiz şeyi söyleyebilme” ve “kendimizi ifade etme” yeteneğini temsil ediyor. Boğazla ilgili sorunlar, bunları yapmaktan korkmak, hakkımızı aramaktan çekinmek, “ben buyum” demek cesaretini gösterememekten kaynaklanıyor.

Kızgınlık, boğaz ağrılarının sebebidir. Eğer soğuk algınlığı da varsa zihinsel karışıklık yaşıyoruz demektir. LARENJİT, konuşamayacak kadar öfkeli olmak demek.

Boğaz ayrıca bedendeki yaratıcı akışı da temsil ediyor. Yaratıcılığımızı ifade ettiğimiz bu bölgede, yaratıcılığımız engellendiğinde, boğazla ilgili sorunlarımız olur. Hepimiz tüm hayatlarını başkaları için yaşayan bir çok insan tanıyoruz. Kendi istediklerini hiç yapamayan, sürekli anne-baba-eş-sevgili-patronların istekleri ve beklentileri doğrultusunda yaşayan ne çok insan var. BADEMCİK ve TİROİD sorunları, kendi isteklerinizi gerçekleştirememekten kaynaklanan, engellenmiş yaratıcılığın sonucu oluyor.

Boğazdaki enerji merkezi, yani beşinci çakra, bedende değişimin olduğu yerdir. Değişime karşı koyduğumuzda, değişimin tam ortasında ya da değişmeye çalıştığımızda, genellikle boğazımızda etkinlik artar. Öksürdüğümüzde ya da biri öksürdüğünde dikkat edin. Ne konuşuluyordu? Neye tepki gösteriyoruz? Direnç ve inatçılık mı, yoksa değişim süreci içinde miyiz? Grup çalışmalarımda öksürmeyi, kendini keşfetmede bir araç olarak kullanırım. Birisi öksürdüğünde, elini boğazına götürmesini ve yüksek sesle “Değişmeye Hazırım” ya da “Değişiyorum” demesini söylerim.

Yeni Düşünce Modeli: “Düşüncelerimi, hissettiklerimi, isteklerimi rahatlıkla ve özgürce dile getirebiliyorum. Yaratıcıyım. Sevgiyle konuşuyorum

KOLLAR, hayat deneyimlerini kucaklama kapasitesini ve yeteneğini simgeler. Kolların dirsekten yukarısı kapasitemizle, dirsek altı bölümü yeteneklerimizle ilgilidir. Duygu birikintilerimizi eklem yerlerinde depolarız ve dirsekler yön değiştirmede esnekliğimizi simgeler. Hayatınıza yeni bir yön verme konusunda esnek misiniz? yoksa eski duygu birikimleriniz sizi aynı noktada mı tutuyor?

ELLER, yakalar, tutar, kavrar. Bir şeylerin parmaklarımızın arasından akıp gitmesine izin veririz. Bazen gerektiğinden fazla tutarız. Açık elli, sıkı elli, el becerili, yumruk sıkan, yumuşak elli oluruz. Elden veririz, el veririz, elde edemeyiz, elinin hakkını veririz. El ele veririz, avucumuzun içine alırız, elimizden gelmez. Eli maşalıdır, eli uğurlu gelir veya ele avuca sığmaz.

Eller yumuşak olabilir veya parmak boğumları çok fazla evhamlı ya da katı düşünceli olmaktan dolayı sert ve yumru yumru olabilir. Elleri sıkmak korkudan kaynakların; kaybetme korkusu, asla yetmeyeceği korkusu, bırakırsan gider korkusu.

Bir ilişkiye sıkı sıkıya yapışmak, eşin arkaya bakmadan kaçmasına yol açar. Sıkılmış yumruklar yeni bir şeyi tutamazlar. Elleri bileklerden rahatça sallamak, insana rahatlık ve açıklık duygusu verir. Size ait olan şey, sizden alınamaz. Rahat olun.

Yeni Düşünce Modeli : “Tüm düşüncelere sevgiyle ve kolaylıkla uyum sağlıyorum”

SIRT, destek sistemimizi temsil eder. Sırt sorunları genellikle yeterince destek görmediğimizin ifadesidir. Sıklıkla bizi işimizin, ailemizin, eşimizin desteklediğini düşünürüz. Gerçekte, tümüyle Evren ve Hayatın kendisi tarafından destekleniyoruz.

Üst sırt ağrıları, duygusal destek yoksunluğunun hissedilişidir. Kocam-karım-sevgilim-arkadaşım-patronum beni anlamıyor ve desteklemiyor.

Orta kısım suçluluk duygusuyla ilgili. Geçmişimizde arkamızda kalan bir şey. Arkanızda ne bıraktığınızı görmekten mi korkuyorsunuz ya da arkada bıraktığınız bir şeyi mi gizliyorsunuz? Sırtınızdan hançerlenmiş gibi mi hissediyorsunuz? Gerçekten “bitip tükendiğinizi” mi hissediyorsunuz? Ekonomik sorunlarınızla bir çıkmaz içindesiniz? Ya da ekonomik endişeleriniz çok mu fazla? Bu durumda, alt sırt bölgenizde sorunlarınız olacaktır. Parasızlık ya da parasal korku bunu yaratacaktır. Miktarın hiç önemi yoktur.

Çoğumuz hayatımızda en önemli şeyin para olduğunu düşünürüz. Onsuz yaşanamaz. Bu doğru değildir. Paradan çok daha önemli, onsuz yaşayamayacağımız bir şey var. O nedir? Nefesimiz.

Nefesimiz hayattaki en değerli şey. Ama nefes verdiğimizde, bir sonraki nefesi almak için havanın orada olacağından zerre kadar şüphe etmeyiz. Bir nefes daha alamazsak, üç dakika dayanamayız. Bizi yaratan GÜÇ, hayatımız boyunca yetecek nefesi bize verdiğine göre, neden tüm diğer ihtiyaçlarımızın da karşılanacağına güvenemiyoruz?

Yeni Düşünce Modeli: “Hayat beni destekliyor. Evrene güveniyorum. Sevgi ve güveni özgürce veriyorum

MİDE, tüm yeni düşünce ve deneyimlerimizi hazmeder. Mideniz neyi alıyor, neyi almıyor? Hazmedemediğimiz şey ne? Mide sorunları, yeniliklere kolaylıkla adapte olamadığımızın göstergesi. Korkuyoruz.

Çoğumuz uçakla yolculuğun yaygınlaşmaya başladığı ilk dönemleri hatırlıyordur. Kocaman metal bir kuşun içine girip, güvenli bir şekilde yolculuk edeceğimizi düşünmek oldukça zordu. Her koltukta kusma torbaları vardı ve çoğumuz torbaları kullanıyorduk. Şimdi aradan geçen yıllardan sonra torbalar hala var. Ama çok ender kullanılıyorlar. Uçma fikrini hazmettik artık.

Yeni Düşünce Modeli: “Yeni düşünceleri kolaylıkla özümlüyorum. Hayat benimle uyum içinde. Hiçbir şey bana rahatsızlık veremez. Dinginim

4a1bcdf46bfb018177adfbd105d12707BACAKLARIMIZ, hayatta bizi ileriye doğru götürüyor. Bacaklardaki sorunlar, öne adım atma korkusu ya da bir yolda ilerlemekteki kararsızlığımızın göstergesi. Ayaklarımızla koşarız, ayağımız geri geri gider, ayağımız sürünür. Bir şeyleri yapmak istemediğimiz zamanlar, bacaklarımızda küçük sorunlar yaratırız. VARİS DAMARLARI nefret ettiğimiz bir yerde veya iş de olduğumuzu gösterir. Damarlar zevki taşıma yeteneklerini kaybederler. Siz istediğiniz doğrultu da mı ilerliyorsunuz?

AYAKLARIMIZ, kendimiz ve hayat hakkındaki anlayışımızla ilgilidir. Geçmişle, şimdiyle ve gelecekle. Çoğu yaşlı insan yürümekte zorluk çeker. Hayat anlayışları geçerliliğini yitirmiştir ve gidecek bir yerleri kalmamış gibidir. Küçük çocukların hoplayıp, zıplayıp, dans eden ayakları vardır. Yaşlı insanlar hareket etmekten korkarcasına durdukları yerde bile sallanırlar.

Yeni Düşünce Modeli: “Gerçek benim desteğim. İleriye doğru zevkle adım atıyorum. Spiritüel anlayışa sahibim

CİLDİMİZ, bireyselliğimizin ifadesidir. Cilt sorunları genellikle bireyselliğimizin bir şekilde tehdit edilmesinden kaynaklanır. Başkalarının üzerimizde gücü olduğu duygusuna kapılırız. Cilt sorunlarından kurtulmanın en iyi yollarından biri, günde yüzlerce defa “kendimi onaylıyorum” demektir. Gücünüze tekrar sahip çıkın.

Yeni Düşünce Modeli: “Olumlu yollarla dikkat çekiyorum. Güvenliyim. Kimse bireyselliğimi tehdit edemez. Huzurluyum. Dünya güvenli ve dostça. Tüm kızgınlık ve öfkelerimden kendimi özgür kılıyorum. İhtiyacım olan şeyler bir şekilde karşılanacaktır. Suçluluk duymadan iyi olan her şeyi kabul ediyorum. Küçük mutluluklardan yararlanmasını biliyorum

KAZALAR, kaza değildir. Her şeyi olduğu gibi kazaları da biz yaratırız. Tabii ki, “bir kaza geçirmek  istiyorum” demeyiz. Ama düşünce kalıplarımızla kazaları kendimize çekeriz. Bazıları “sakardır”, kazalar her yerde onları bulur, bazılarının ise hayat boyu başlarına birşey gelmez.

Kazalar kızgınlık ifadesidir. Birikmiş öfkedir. Kazalar ayrıca otoriteye karşı çıkma arzusudur. O kadar kızarız ki birisine vurmak isteriz, ama birisi bize vurur (çarpar). Kendimize kızdığımızda, suçluluk duyduğumuzda, kendimizi cezalandırma ihtiyacı duyduğumuzda , kaza bu işlevi görür.

Kazada bizim hiç suçumuz yokmuş gibi görünebilir, kaderin talihsiz bir kurbanıyızdır. Kaza, başkalarından ilgi ve şefkat görmemizi sağlar. Birileri bize bakar, yaralarımızı iyileştirir. Bazen yatakta uzun süre istirahat etmek zorunda kalırız. Ve ağrılarımız olur. Ağrılarımızın bedenimizde oluştuğu yerler, hayatımızın hangi alanında kendimizi suçlu hissettiğimiz konusunda bize ipucu verir. Bedensel hasarın boyutu, ne kadar ağır cezalandırılmak istediğimizi ve mahkumiyetimizin süresini gösterir.

ASTIM, Kendin için nefes almayı hak etmeme duygusu. Astımlı çocuklar aşırı duyarlılığa sahip oluyorlar. Çevrelerinde tüm olan bitenlerden kendilerini sorumlu hissediyor ve suçluluk duyuyorlar. Kendilerini “değersiz” ve bu yüzden de suçlu hissederek, kendilerini cezalandırma ihtiyacındalar. Coğrafı değişiklikler bazen astım için yararlı oluyor, özellikle aileden uzaktaysa.

Genellikle astımlı çocuklar büyüdükçe hastalıklarını “yeniyorlar”. Yani ev ortamından okula giderek, evlenerek ya da yanlız yaşamaya başladıklarında, hastalık geçiyor. Ama hayatlarının bir döneminde, çocukluk dönemlerini hatırlatan bir deneyim yaşarlarsa bir astım nöbetine yakalanıyorlar. Böyle bir durumda, tepki gösterdikleri şey, o anda olanlar değil, çocukluklarında yaşadıkları bir şeyle duygu bağlantısı kurmaları oluyor.

YARALAR, YANIKLAR, KESİKLER, ATEŞLENME, ŞİŞME, KABARMA, KAŞINMA kızgınlığın bedendeki ifadesi oluyor. Ne kadar bastırmaya çalışırsak çalışalım, kızgınlık ifade edilmenin bir yolunu bulur. Birikmiş öfke patlamaması için içimizden çıkmalıdır. Öfkemizle dünyamıza zarar vereceğimizden korkarız. Ama kızgınlık kolaylıkla “şu konuda kızgınlık duyuyorum” diye ifade edilebilir. Tabii bu sözleri patronumuza her zaman söyleyemeyiz ama yastığı yumruklayabilir, arabada avazımız çıktığı kadar bağırabilir veya tenis oynayabiliriz. Bunlar, kızgınlığı fiziksel olarak ifade etmenin zararsız yollarıdır.

Spiritüel insanlar genellikle kızmamaları gerektiğini sanırlar. Evet hepimiz duygularımız için başkalarını suçlamayacağımız noktaya  gelmeye çalışıyoruz. Ama o noktaya erişinceye kadar, an içinde ne hissettiğimizi olduğu gibi kabul etmek daha sağlıklı.

4dd4b76e6e86937521edf3ded87d6633ŞİŞMANLIK, Korunma ihtiyacını temsil eder. İncinmelerden, eleştiriden, tacizden, cinsel sömürüden korunmaya ihtiyaç duyarız. Yani genelde hayattan ya da bazı konulardan korkarız. Siz seçiminizi yapın.

Ben şişman bir insan değilim. Ama yıllar boyu, kendimi güvende hissetmediğim dönemlerde birkaç  kilo aldığımı farkettim. Tehlike gittiğinde, kilolar da kendiliğinden gidiyordu. Kilolarla savaşmak zaman ve enerji ziyanıdır. Rejimi bıraktığınız anda kilolar tekrar geri geliyor. Kendinizi sevmek ve onaylamak, yaşam sürecine güvenmek, aklınızın gücünü bilmekten gelen güvencede olma duygusu, bence en iyi rejim. Olumlu düşünenlerin rejimini yapın, kilolarınız kendiliğinden kaybolacaktır.

Birçok anne, baba sorun ne olursa olsun, bebeğin ağzına yiyeceği dayıyor. Bu bebekler büyüdüklerinde bir sorunları olduğu zaman “ne istediğimi bilmiyorum” diyerek buzdolabının kapısını açıyor.

AĞRI, Her türlüsü bir suçluluk duygusunun belirtisi. Suçluluk duygusu daima ceza arar, ceza da ağrıyı yaratır. Kronik ağrılar, kronik suçluluk duygusundan kaynaklanır. Bu duygular o kadar derinlere gömülmüştür ki, çoğunlukla farkında bile olmayız. Suçluluk duymak, tümüyle faydasız bir duygu. Ne kimsenin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, ne de durumu değiştirir.

KASILMA, TUTULMA, Zihindeki tutukluğun ifadesi. Korku, bildiğimiz eski yollara yapışıp kalmamıza neden oluyor, esnek olmakta zorlanıyoruz. Eğer birşeyi yapmanın sadece “tek yolu” olduğuna inanıyorsak, genellikle bir yerimiz tutulur. Daima başka yollarda vardır.

Beden ile ilgili çalışabileceğiniz olumlamalar:

Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam.

Bedenime iyi bir arkadaşım olarak bakıyorum.

Bedenimin her hücresi kutsal zekaya sahip.

Bana ne söylediğini dinliyor ve önerilerinin geçerli olduğunu biliyorum.

Daima güvendeyim ve tanrısal olarak korunuyor ve yönlendiriliyorum.

Sağlıklı ve özgür olmayı seçiyorum.

Dünyamda herşey iyi ve güzel.

Düşünce Gücüyle Tedavi / Louise Hay

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.

tumblr_mylwrsXzKP1ralxhxo1_250[1]

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Halil Cibran

‘Şimdinin Gücü’ Kitabının Yazarı Eckhart Tolle’den 20 Muhteşem Alıntı

Eckhart Tolle, 1948 doğumlu yeni nesil ruhani öğretmen ve yazarlardandır. Hiçbir dinle doğrudan bağlantılı olmadığını belirten Tolle; en  çok Zen Budizmi, Tasavvuf ve Taoizm gibi ekollerden etkilendiğini yazar. Gençlik yıllarını yoğun depresyon ve anksiyete (kaygı) içinde geçirmiş ve 29 yaşında büyük bir ruhani aydınlanma yaşamıştır. Bundan sonra ise öğretisini anlatacağı ve dünya çapında milyonlarca satacak olan “Şimdinin Gücü” kitabını kaleme alır. Bu öğretinin ne olduğuna dair ufak bir fikir sahibi olmanızı sağlayacak alıntıları sizlerle paylaşıyoruz:

1. “Geçmiş, şimdiki zaman üzerinde en ufak bir güç sahibi değildir.”

2. “Mutsuzluğun birincil sebebi içinde bulunulan durum değil, sizin bu durum hakkındaki düşüncelerinizdir.”

3. “Kendinizi tanımlama çabalarını bırakın ve başkalarının hakkınızda ne düşündüğünü önemsemeyin. Çünkü sizi tanımladıklarında, yalnızca kendilerini sınırlarlar. Bu da onların problemi.”

4. “Sevmek, başkasında kendinizi farketmektir.”

5. “Şimdiki zamanın sahip olduğunuz tek şey olduğunu fark edin. Şimdiyi hayatınızın odağı haline getirin.”

6. “Yaşam, zihinlerimizin zannettiği kadar ciddi bir şey değildir.”

. “Şu ânı, içerdiği her şey sizin seçiminizmiş gibi kabul edin.”

8. “Başkasında gördüğünüz ve karşı çıktığınız her şey, kendinizde de vardır.”

9. “Zaman değerli değildir çünkü bir illüzyondur. Zamana, yani geçmişe ve geleceğe ne kadar çok odaklanırsanız, şu ânı o kadar kaçırırsınız. Yani asıl değerli olan şeyi.”

10. “Sürekli hayat şartlarınızı iyileştirmeye çalışarak huzuru bulamazsınız. Onu, yalnızca gerçekte kim olduğunuzun farkına vararak bulabilirsiniz.”

11. “Gerçek aşk seçici değildir. Tıpkı güneş ışığının seçici olmaması gibi. Güneş tek bir insanı seçip daha fazla aydınlatmaz.”

12. “Bir şeyle savaşırsanız, onu daima daha güçlü kılarsınız.”

13. “Yaşamın sırrı, ölmeden önce ölmektir. Ve böylece ölüm diye bir şey olmadığının farkına varmak.”

14. “Kaygı ve üzütüntü bize gerekli şeyler gibi gözükür fakat bir yarar sağladıkları hiçbir zaman görülmemiştir.”

15. “Aydınlanmanın neye inandığınızla bir alakası yoktur. O yalnızca bir bilinç yapısıdır.”

16. “Mutluluk ve iç huzuru arasında bir fark vardır. Mutluluk, olumlu olarak nitelendirdiğimiz durumların gerçekleşmesine bağlıdır. İç huzuru ise değildir.”

17. “Zevk her zaman dışardaki şeylerden elde edilir. Neşe ise içten yükselir.”

18. “Tüm gerçek sanatçılar, bunu bilseler de bilmeseler de, ürünlerini düşüncenin olmadığı bir süreçle yaratırlar”

19. “İyi bir insan olmaya çalışarak iyi olunmaz. Halihazırda içinizde bulunan iyiliğin gerçekleşmesine izin vererek buna ulaşabilirsiniz.”

20. “Yaşamaya başlayacağı ânı bekleyerek hayatını geçiren insan, hiç de ender rastlanır bir şey değildir.”

Kaynak: onedio

zihni şimdiki anda kalmaya alıştırmanın en kuvvetli yolu nefes alıştırmadırı. Şiddetle tavsiye ederim. Anette

Konfüçyüs Öğretisinin ve Sözlerinin Bambaşka Olduğunu Kanıtlayan 20 Söz

Öyle ki herkes Konfüçyüsten bir iki güzel söz okumuştur. MÖ 551 – MÖ 479 tarihleri arasında, Doğu Zhou Hanedanlığında yaşayan bu Çinli filozof, astronom ve yazarın öğretisi de bir o kadar önemli. Önemli ki ölümünden yıllar sonra bile Uzak Doğu’daki devlet ve imparatorlukların ideolojisi olarak benimsenmiş. Kimi zaman din, kimi zaman bir felsefi öğreti olarak öne çıktı. Ama daha çok onu yücelten ve önemli kılan, ahlak felsefesine dayalı öğretileri ve sözleridir. Yüzyıllar sonra bile kitaplarının ulunduğu, adına filmlerinin çekildiği bu ünlü düşünürün özlü, doğru  sözleri de bir o kadar düşündürücü. İşte o sözlerden bazıları;

1. Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner!

Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner!

2. Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir…

Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir...

…istek samimi olduğunda ancak akıl ıslah edilebilir; akıl ıslah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir. Aile yapısı düzeltildiğinde ancak devlet düzen içinde yönetilebilir

3. Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır.

Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır.

4. İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır.

İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır.

5. Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma…

Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma...

Kendin ayağa kalkmak istiyorsan başkalarının da kalkmasına yardım et; kendin başarı kazanmayı arzuluyorsan başkalarının da başarıya ulaşmasına yardım et.

6. Sana bir şeyi nasıl bilebileceğini öğreteyim mi? Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini anla.

Sana bir şeyi nasıl bilebileceğini öğreteyim mi? Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini anla.

7. Yavaş yürüyene çelme takılmaz!

Yavaş yürüyene çelme takılmaz!

8. Nasıl ki elmas yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz…

Nasıl ki elmas yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz...

9. Konuşmaya değer insanlarla konuşmazsan insanları, konuşmaya değmez insanlarla konuşursan kelimeleri yitirirsin. Sen öyle biri ol ki ne insanları, ne de kelimeleri yitir.

Konuşmaya değer insanlarla konuşmazsan insanları, konuşmaya değmez insanlarla konuşursan kelimeleri yitirirsin. Sen öyle biri ol ki ne insanları, ne de kelimeleri yitir.

10. Güçlü olan, zayıf yanını herkesten iyi bilendir; daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir.

Güçlü olan, zayıf yanını herkesten iyi bilendir; daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir.

11. Erdemli olanların söyleyecek sözleri vardır ama söyleyecek sözleri olanların tümünde erdem yoktur. İnsancıl olanlar cesaretlidir ama cesaretli olanların tümü insancıl değildir

Erdemli olanların söyleyecek sözleri vardır ama söyleyecek sözleri olanların tümünde erdem yoktur. İnsancıl olanlar cesaretlidir ama cesaretli olanların tümü insancıl değildir

12. Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir!

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir!

13. Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.

Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.

14. Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir.

Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir.

15. Doğrunun ne olduğunu görüyor fakat onu yapmakta başarısız oluyorsanız eksikliğiniz cesarettir.

Doğrunun ne olduğunu görüyor fakat onu yapmakta başarısız oluyorsanız eksikliğiniz cesarettir.

16. Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar.

Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar.

17. İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler.

İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler.

18. Kendini affetmeyen bir insanın bütün kusurları affedilebilir.

Kendini affetmeyen bir insanın bütün kusurları affedilebilir.

19. Okudum, unuttum, gördüm, hatırladım, yaptım, öğrendim.

Okudum, unuttum, gördüm, hatırladım, yaptım, öğrendim.

20. Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Diyelim ki birisi ile tartışıyorsunuz ve o kişi sizi adil olmamakla suçluyor.Durun ve içinize bakın. Sonra şu analizi yapın:

11903872_881445691949283_3121726623760482133_n[1]

Diyelim ki birisi ile tartışıyorsunuz ve o kişi sizi adil olmamakla suçluyor. Durun ve içinize bakın. Sonra şu analizi yapın:
Bir kere adil olmayan, sizi adil olmamakla suçlayan kişidir. Onun ‪#‎yargısıtamamen‬ ona aittir. Ancak, sizde ona, onun adil olmayan yönünü gösterecek kadar arınmamış bir yan var demektir.
Peki o yanınız veya yanlarınız neler olabilir?
Bu suçlamayı duyduğunuz zaman içinizde oluşan ‪#‎hisse‬ bakın. Size saldırıldığı hissinde misiniz? Saldırgan bir yanınız var. Aşağılandığınız hissine mi sahipsiniz? Başkalarını aşağılayan bir yanınız var ve aynı zamanda kendinizi aşağıladığınız bir yanınız var. Sadece size yönelmiş bir öfke mi hissediyorsunuz? Öfkenizi dindirememiş ve hala zaman zaman öfkenizin esiri olabiliyorsunuz demektir. Karşınızdakinin sizden korktuğu hissine mi kapıldınız, ya da bu suçlamadan dolayı korktunuz mu? Hala ayıklanamamış ‪#‎korkularınız‬ var demektir… Ya da gerçekten tam olarak adil olmadığınızı mı hissettiniz, gerçekten adil değilsiniz demektir…
Kendinize ait tespit ettiklerinizi tek tek dingin bir anınızda düşünün. Ben neden korkuyorum? Bunun yanıtını içinizden alana kadar ister meditasyon, ister eskilerin söylediği gibi tefekkür halinde içinize yönelin…
Kaynak: fÜSUN YARATAN

İNSAN DOĞASI – KONFÜÇYANİZM… Bilgece Yaşamayı Öğrenme…

11817223_1109829869031557_6522370831397344663_n[1]

Doç. Dr. Şafak Nakajima

‘’Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma!

Kendin ayağa kalkmak istiyorsan başkalarının da kalkmasına;

Kendin başarı kazanmayı arzuluyorsan, başkalarının da başarıya ulaşmasına yardım et!’’

Bu sözler, günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış Çinli bir bilgeye, Konfüçyus’a ait.

Konfüçyus’un öğretileri din değil, bir etik-ahlak sistemi olup, ana teması, insan ilişkilerinin doğru yapılandırılması ve nefsin terbiye edilmesidir.

Dünya algısı, doğaüstü tasvirler içermez; diğer dünya ile ilgili endişeleri yoktur.

Konfüçyus’un, ancak bu dünyada doğru yaşamanın yollarını bulduktan sonra diğer dünya ile ilgili düşüneceğini söylediği iddia edilir.

İdeali, uyum içinde yaşayan, adaletli bir toplum ve dünyadır.

Görüşleri, kendisinden sonra ortaya çıkan Sokrates, Eflatun ve Aristo gibi sayısız düşünürü de çağlar boyu etkilemiştir.

Konfüçyus’a göre insan, sosyal bir varlıktır ve toplumun içinde şekillenir, toplumu şekillendirir.

Ahlakın, insanın içinde olduğunu söyler ve adil davranmanın önemini şöyle vurgular:

“İyiliğe iyilikle, kötülüğe adaletle karşılık veriniz!”

Doğanın düzeni, insanın kontrolü dışındadır.

Doğayla uyum içinde yaşamayı önemser.

Konfüçyus, insan doğası konusunda iyimserdir.

İnsanların içlerinde taşıdığı cömertlik ve yardımseverlik gibi iyilik nüvelerinin beslemesi gerektiğini, bunun için de:

Eğitime önem vermelerini,

Ruhların terbiye etmelerini ve

Kararlı yaşamlar sürdürmelerini tavsiye eder.

‘’Bilgi, insanı şüpheden; iyilik, acı çekmekten; kararlı olmaksa, korkudan kurtarır.’’

Konfüçyus’un insan doğası konusundaki iyimserliği, temkinli bir iyimserliktir.

Toplumun, insanın içindeki iyi ve kötüyü dışarı çıkarmadaki gücünün farkındadır.

Yaşanan sıkıntıların altında yatan beş temel sorunla mücadelenin zorunluluğunu vurgular.

• Bunlardan ilki, insanlardaki güç, şöhret ve maddi çıkar hırsıdır.

Erdemi şöyle tanımlar, Konfüçyus:

‘’Elde edilecek bir çıkarı olduğu halde adaleti düşünen, tehlike karşısında hayatını hiçe sayan, verdiği sözü unutmayan, tam insandır!’’

Bir şeyi kâr hırsıyla değil, doğru olduğu için yapmanın en büyük ödül olduğunu kendimize hatırlatmamızı söyler!

Yaşamın kapılarına ne getireceğini, insanlar belirleyemez!

Ama davranışlarını, kontrol edebilirler!

Para, güç ve ün için çabalamak yerine, öz disiplinle doğru davranmak, hem kendilerinin hem de toplumun sağlığı için elzemdir.

• Konfüçyus, aile içi saygı kaybını, büyük bir tehlike olarak görür.

Çünkü aile içinde saygıyı öğrenemeyen bir birey, içinde yaşadığı toplumda, tanıdığı ve tanımadığı başka insanlara da saygılı olmayı bilemez.

Ebeveynlere saygı, aile dengesinin korunması; aile dengesi ise toplumsal dengelerin inşası için gereklidir.

Konfüçyus’un sıkı hiyerarşik saygı dizgesi, kaçınılmaz biçimde 2500 yıl öncesi toplum dinamiklerinin izlerini taşır.

• Yalan söylemenin, toplumsal düzeni yok edeceğini söyler.

Ancak dürüst insanların sözleri değerlidir; çünkü onların söyledikleri ile yaptıkları tutarlıdır.

Konfüçyus’a göre, ‘’İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen insandır.’’

• Cehaletin en büyük düşman olduğunu vurgular.

İnsanlar ömrü boyunca, alçak gönüllülüklerini koruyarak, yeni şeyler öğrenmeye çaba göstermelidirler.

Geçmiş bilgelerden ve tarihten dersler almak gereklidir.

Bilgisizlik, felaket demektir.

‘’Hiçbir şey, eyleme geçen cahillik kadar korkunç olamaz!’’ der, Konfüçyus.

• Bencillik, bütün kötülüklerin anasıdır.

Bu duruma düşmemek için kişinin başkalarına, kendisine davranılmasını istediği şekilde davranmasını ve kendisine yapılmasını istemediği şeyleri, başkalarına yapmamasını öğütler.

Toparlayacak olursak;

Konfüçyus,insan doğasının içinde iyi özellikler barındırdığını ama bu özelliklerin gelişebilmesi için çaba sarf edilmesi gerektiğini, erdemli bir birey olmanın yaşam boyu sürecek bir iç disiplin ve öğrenmeyle mümkün olacağını, ancak böylesi bireylerden oluşan bir toplumun, barış ve huzur içinde yaşayabileceğini söyler.

Okumayan, araştırmayan, ön yargılı, çıkarcı, sabırsız ve saldırgan kalabalıkların yarattığı cehennemvari hayatlarımızı dikkate aldığınızda, Konfüçyus’un oldukça sıradan gibi görünen, ‘’bilgece yaşamayı öğrenme’’ önermesinin, sizce günümüz dünyasında nasıl bir karşılığı olabilir?

GERÇEK OL…Nasıl gerçek kalınır?Bir; başkalarını, sana ol dedikleri şeyi asla dinleme. Her zaman kendi iç sesini dinle, ne olmak istediğini; yoksa bütün hayatın boşa gider.

images[1]

 

Unutma, bu başkalarının maskelerini düşürmen gerekiyor anlamına gelmez; onlar yalanlarıyla mutlu iseler, bu onların kararıdır.

Gidip başkalarının maskelerini düşürmeye çalışma, çünkü insanlar genelde böyle düşünür; gerçek olmalıyım, sahici olmalıyım derler; asıl bahsettikleri şey, gidip başkalarını soymak zorunda olduklarıdır. “Niye kendini saklamaya çalışıyorsun? Bu giysilere gerek yok,” derler. Hayır. Lütfen hatırla. Sen, kendine karşı gerçek ol. Dünyadaki başka hiçbir insanı düzeltmen gerekmiyor.

Eğer kendin büyüyebilirsen, bu yeterli. Düzeltici olma, başkalarına öğretmeye çalışma, başkalarını değiştirmeye çalışma. Eğer sen değişirsen, bu mesaj yeterlidir. Gerçek olmak, kendi özüne bağlı kalmaktır.

Nasıl gerçek kalınır?

Üç şeyi hatırlamak gerekir. Bir; başkalarını, sana ol dedikleri şeyi asla dinleme. Her zaman kendi iç sesini dinle, ne olmak istediğini; yoksa bütün hayatın boşa gider.

Annen mühendis olmanı ister, baban doktor olmanı, ve sen şair olmak istersin. Ne yapmalı? Elbette anne haklı çünkü mühendis olmak ekonomik açıdan daha akıllıca. Baba da haklı, çünkü doktor olmak piyasa açısından daha değerli.

Şair olmak? Delirdin mi? Çıldırdın mı? Şairlerden herkes nefret eder. Kimse istemez onları. Onlara ihtiyaç yok, dünya şiirsiz de var olabilir; sırf şiir yok diye sorun çıkacak falan değil.

Dünya mühendisler olmadan var olamaz, dünyanın mühendislere ihtiyacı var.

Eğer ihtiyaç duyuluyorsan, değerlisin demektir. İhtiyaç duyulmuyorsan, değerin de yoktur. Ama sen şair olmak istiyorsan, şair ol. Belki dilenci olursun, güzel. Çok zengin olmayabilirsin, ama dert etme. Çünkü aksi halde belki büyük bir mühendis olursun, çok para kazanabilirsin, ama asla doyuma ulaşamazsın. Özlemle yaşarsın, varlığın için için şair olma özlemi çeker.

Büyük bir bilim adamına, Nobel’le ödüllendirilen bir cerraha sormuşlar: “Nobel ödülünü alınca pek de mutlu görünmediniz. Sorun neydi?” O da demiş ki: “Ben her zaman dansçı olmak istemiştim. Aslında cerrah olmak istememiştim. Ama şimdi sadece cerrah olmadım, üstelik çok da başarılı bir cerrah oldum, ve bu bir yük. Ben sadece dansçı olmak istemiştim ve şimdi hâlâ çok kötü dans ediyorum; bu da bana acı veriyor. Birini dans ederken görünce kendimi berbat hissediyorum, cehennemdeymişim gibi. Bu Nobel ödülünü ne yapacağım? Dansın yerine geçemez, bana dansı veremez.”

Unutma, iç sesine bağlı kal. Seni tehlikeye yöneltebilir; o zaman gir tehlikeye, ama iç sesine bağlı kal. Ancak o zaman günün birinde mutlulukla dans edeceğin bir duruma gelebilirsin.

Her zaman bak: Senin varlığın her şeyden önce gelir. Başkalarının seni kullanmalarına ve kontrol etmelerine izin verme, ve onlardan çok var; herkes seni kontrol etmeye ve değiştirmeye hazır, sen hiç istemediğin halde sana yön göstermeye hazır. Herkes sana hayatın için bir rehber vermeye çalışıyor.

Rehber senin içinde. Proje senin içinde. Gerçek olmak, kendine sadık kalmaktır. Çok tehlikeli bir şey bu; çok az insan bunu yapabilir. Ama bunu kim yaparsa, elde eder. Tahmin edemeyeceğin kadar büyük bir güzellik, zarafet, mutluluk elde eder.

Herkes hayal kırıklığına uğramış görünüyor çünkü hiçbiri iç sesini dinlemedi. Bir kızla evlenmek istedin, ama Müslüman’dı ve sen bir Hindu’sun, annenle baban izin vermedi. Toplum kabul etmezdi, tehlikeliydi. Kız yoksuldu, sen zenginsin, o yüzden zengin bir kızla evlendin, herkes kabul etti, bir tek senin kalbin kabul edemedi. Bu yüzden de şimdi çirkin bir hayatın var.

Fahişelere gidiyorsun; ama onlar bile yardım edemiyor, zaten sen de hayatını para için sattın, bütün hayatını harcadın. Her zaman iç sesini dinle, başka bir şeyi de dinleme. Etrafında bin bir türlü ayartıcı var çünkü her insan bir şeyler satıyor.

Bu dünya bir süpermarket ve herkes sana bir şey satmaya çalışıyor. Herkes satıcı. Satıcıları çok fazla dinlersen seni delirtirler. Kimseyi dinleme. Sadece gözlerini kapa ve içerdeki sesi dinle.

Meditasyon budur; içerdeki sesi dinlemek.

İlk önce bu var. İkinci olarak da şu

— ancak ilkini yaptıysan bu ikinci mümkün olur
— asla maske kullanma.

Kızgınsan, kızgın ol. Riskli olabilir bu belki, ama gülümseme, çünkü bu gerçek olmaz. Sana hep öfkeliysen bile gülümsemen öğretildi, ama o zaman gülüşün sahte olur, bir maske; dudaklarındaki bir hareket, başka bir şey değil. Kalbin öfkeyle, zehirle dolu ve dudaklar gülümsüyor; tümüyle sahtelik. Bu durumda başka bir şey de olur; gülümsemek istediğinde de gülümseyemezsin. Bütün mekanizma şaşırdı, çünkü kızmak istediğinde kızmadın, nefret etmek istediğinde nefret etmedin.

Şimdi sevmek istiyorsun; birden fark ettin ki mekanizma işlemiyor. Şimdi gülümsemek istediğinde zorlanıyorsun. Aslında kalbin gülüşle dolu, kahkaha atmak istiyorsun, ama gülemiyorsun. Kalbinde bir şey boğuluyor, boğazında bir şey tıkanıyor. Gülümseme gelmiyor ve gelse bile, soluk ve ölü bir gülüş. Seni mutlu etmiyor, içini baloncuklarla doldurmuyor. Etrafında ışıldamıyor.

Kızmak istediğinde, kız. Kızgın olmak yanlış bir şey değil. Gülmek istiyorsan, gül. Yüksek sesle gülmek yanlış bir şey değil. Yavaş yavaş sistemin çalışmaya başladığını göreceksin. Gerçekten çalıştığında göreceksin ki, bir sesi var. Tıpkı iyi çalışan bir otomobilin sesi gibi. Otomobili seven bir sürücü, o anda her şeyin iyi gittiğini bilir; organik bir bütünlük vardır; mekanizma iyi çalışmaktadır. Görebilirsin bunu; ne zaman bir insanın mekanizması iyi çalışsa, çevresinde bu sesi hissedebilirsin.

Yürürken adımlarında bir dans olur. Konuşurken sözcüklerinde gizli bir şiir duyulur. Sana baktığında, gerçekten bakar, ılık değildir, sıcaklığı hissedersin. Dokunduğunda gerçekten dokunur; enerjisinin sana geçtiğini hissedersin, hayat akımının yer değiştirdiğini … çünkü mekanizması iyi işlemektedir.

Maske kullanma; aksi halde mekanizmada bozukluklar, kilitler yaratırsın. Vücudunda bir sürü kilit var. Öfkesini bastıran bir insanın çenesi kilitlenir. Bütün öfkesi çenesine kadar yükselir ve orda kalır. Elleri çirkinleşir, bir dansçınınkiler gibi zarif hareket etmezler, hayır, çünkü öfke parmaklara gelir ve kilitlenir.

Unutma, öfkenin iki serbest kalma noktası vardır: Dişler ve parmaklar. Bütün öfkeli hayvanlar ya ısırırlar ya da pençe atarlar. Parmaklar ve dişler öfkenin çıkış noktalarıdır. Benim şüphelerime göre, öfkesini çok bastıran insanların dişlerinde problem çıkıyor. Dişler bozuluyor çünkü orda çok fazla enerji var ve hiç serbest kalmıyor. Ve öfkesini bastıran insan, daha çok yemek yiyor.

Öfkeli insanlar çok yiyor çünkü dişlerin harekete ihtiyacı var. Öfkeli insanlar daha çok sigara içiyor. Öfkeli insanlar daha çok konuşuyor. Saplantılı konuşmacılar çıkıyor ortaya çünkü çenenin harekete ihtiyacı var, enerjinin serbest kalması için. Öfkeli insanların elleri de yamuluyor, çirkinleşiyor. Enerji serbest kalsa, eller de güzelleşirdi.

Bir şeyi bastırıyorsan, vücutta o duyguyu karşılayan bir yer vardır. Ağlamak istemezsen, gözler parlaklığını yitirir, çünkü gözyaşları gereklidir, çok canlı şeylerdir onlar. Ara sıra ağladığın zaman, iyice gir havaya, tamamen bırak kendini, gözyaşları aksın, o zaman gözlerin temizlenir, gözler tazelenir, gençleşir. O yüzden kadınların gözleri daha güzeldir, çünkü onlar hâlâ ağlayabiliyor.

Erkeklerin gözleri güzelliğini kaybetti çünkü erkekler ağlamaz diye yanlış bir fikir var. Küçük bir oğlan ağladığında annesi, babası hemen “Ne yapıyorsun kız gibi öyle?” diye atlıyor. Ne saçmalık. Tanrı erkeğe de kadına da aynı gözyaşı bezlerini vermiş.

Erkeklerin ağlamaması gerekseydi gözyaşı bezleri de olmazdı. Basit matematik. Niye erkeklerde de kadınlarla tıpatıp aynı gözyaşı bezleri var? Gözlerin ağlamaya ihtiyacı var ve doya doya ağlamak çok güzel bir şey.

Unutma, doya doya ağlamazsan, gülemezsin de, çünkü o da aynı şeyin diğer kutbudur. Gülebilen insanlar ağlayabilir de; ağlamayan insanlar gülemez. Bazen çocuklarda görmüşsündür, uzun uzun yüksek sesle gülünce, ağlamaya başlarlar. İkisi birleşir. Bazı anneler çocuklarına “çok gülme, sonra ağlarsın” der.

Bunda doğruluk vardır, çünkü ikisi aynı enerjidir, sadece farklı kutuplardan çıkıyor. O zaman, ikinci önemli şey: Maske kullanma

— ne olursa olsun, gerçek ol.

Ve gerçek olmakla ilgili üçüncü şey:

Her zaman şimdide kal, çünkü bütün sahtelik, ya geçmişten ya da gelecekten sızar. Geçmiş, geçmiştir. Artık onu kafana takma ve yük olarak taşıma. Aksi halde, şimdinin gerçeğini yaşamana izin vermez. Ve gelecek olan da henüz gelmedi. Boşuna gelecekle kafanı yorma, yoksa şu ana gelir ve onu mahveder. Şimdiye sadık kal, o zaman gerçek olursun. Şimdi, burada olmak, gerçek olmaktır.

Geçmiş yok, gelecek yok, bu an, hepsi bu.

Bütün sonsuzluk bu anda. Bu üç şeyle gerçekliğe ulaşırsın. O zaman her söylediğin gerçek olur. Genellikle, gerçeği söylemek için dikkatli olmak gerektiği zannedilir. Ben bunu söylemiyorum.

Ben diyorum ki, gerçekliği yarat, o zaman her söylediğin de gerçek olur. Gerçek, mantıklı bir şey değildir. Gerçek derken mantıklı, rasyonel yöntemlerle ulaşılan bir sonuçtan bahsetmiyorum. Gerçek derken, var olmanın gerçekliğinden, olmadığın bir şeyi zorlamamaktan, ne olursa olsun olduğun şey olmaktan, ikiyüzlü olmamaktan bahsediyorum. Kederliysen, kederlisindir. O anın gerçeği budur, gizleme bunu. Sahte bir gülümseme takınma çünkü o gülümseme sende bölünme yaratır. İkiye bölünürsün, bir parçan gülümser, ve bu küçük bir parçandır, ama asıl büyük parçan kederli kalır.

Şimdi bir bölünme oldu ve bunu tekrar tekrar yapmaya devam edersen… Öfkeliyken öfkeni göstermiyorsun, bunun imajını bozacağından korkuyorsun çünkü insanlar senin çok şefkatli olduğunu düşünüyor, hiç öfkelenmediğini söylüyor. Bu onların hoşuna gidiyor, senin de egonu okşuyor. Şimdi, öfkelenmek senin güzel imajını bozacak, o yüzden öfkeni bastırıyorsun. İçerisi kaynıyor, ama yüzeyde şefkatli, iyi, nazik, tatlısın. İşte bölünme hali bu. İnsanlar bunu hayat boyu yapıyor, bölünme de yerleşiyor.

Yalnızken ve hiç rol yapmaya gerek yokken bile rol yapmaya devam ediyorsun, artık doğal bir şey haline gelmiş. İnsanlar tuvaletteyken bile gerçek değiller, tamamen yalnızken bile sahtelik devam ediyor. Artık bu gerçek ya da sahte olma meselesi değil, sadece alışkanlık. Hayat boyu bunun pratiğini yapmışlar, ve pratik arttıkça iki bölüm arasındaki mesafe daha da büyüyor.

Artık birleştirilemez hale gelince de adına şizofreni deniyor. Kendi öbür yarınla temas kuramadığın zaman, artık nerdeyse iki insan haline geliyorsun; bu ciddi bir akıl hastalığı. Ama herkes bölünmüş durumda, o yüzden de şizofrenle normal arasındaki fark, sadece bir derece meselesi. Ne olduğuna değil, ne kadar olduğuna dayalı bir fark.

Gerçek derken, rol yapmamaktan bahsediyorum. Olduğun gibi ol; bir an kederlisin, o an kederlisin sadece. Ve sonraki an mutlusun, artık kederli kalmanın bir anlamı yok. Çünkü bu da öğretiliyor; tutarlı olmak, tutarlı kalmak. Bilirsin, kederlisindir, ve sonra birden keder yok olur, ama birden de gülemezsin o anda, çünkü insanlar ne der?

Delirdin mi?

Biraz önce kederliydin, şimdi birden gülmek ne demek?

Ancak delilerle çocuklar yapar bunu, sana yakışmaz. Biraz beklemen lazım, ki belli bir durum olsun, yavaş yavaş rahatla, tekrar gülmeye ancak o zaman başlayabilirsin. Yani sadece kederliyken gülümser rolü yapman yetmiyor, gülmek istediğin zaman da üzgün görünmelisin çünkü senden tutarlı olman bekleniyor. Aslında her an kendine özgüdür ve hiçbir anın diğeriyle tutarlı olması gerekmez.

Hayat bir ırmaktır, ruh halleri sürekli değişir. Tutarlı olacağım diye uğraşmana gerek yok. Tutarlılığı kafasına takan insan, sahte olmak zorunda kalır çünkü sadece yalanlar tutarlı olabilir. Gerçek sürekli değişir. Gerçeğin kendi çelişkileri vardır. Bu da onun zenginliğidir, büyüklüğüdür, güzelliğidir. Kederliysen, kederli ol o zaman; suçluluk hissetmeden, iyi ya da kötü diye yargılamadan. İyi-kötü meselesi yok bunda, sadece öyle işte. Ve gittiği zaman da bırak gitsin.

Tekrar gülmeye başladığın zaman, “biraz önce üzgündüm, şimdi nasıl gülebiliyorum?” diye suçluluk hissetme. Gülebilmek için birinin espri yapmasını, buzları kırmasını bekliyorsan, bu da ikiyüzlülüktür. Mutluysan mutlu ol, rol yapmana gerek yok. Ve unutma, her an, atomik bir gerçekliktir. Geçmişe de, geleceğe de bağımlı değildir. Her an atomiktir. Birbirlerini dizi halinde izlemiyorlar, çizgisel değiller. Her anın kendi oluşu var ve sen de o olmalısın, o anda, başka bir şey değil. Gerçek, bu anlama gelir işte.

Gerçek, sahiciliktir; gerçek, içtenliktir. Gerçek mantıksal değildir. Sahici olmanın ruhsal durumudur, bir ideale uygunluk değildir. Çünkü eğer bir ideal varsa, sahte olursun. Eğer Buddha olmak gerçek olmaktır diye düşünüyorsan, hiçbir zaman gerçek olamazsın, çünkü sen Buddha değilsin, o zaman Buddha olmak için kendini zorlarsın.

Buddha gibi oturabilirsin, nerdeyse mermerden bir heykel haline gelebilirsin, ama içinde hiçbir şey değişmez. Buddha sadece bir duruş haline gelir. Eğer bir idealin varsa, anın gerçeğini yaşayamazsın, çünkü ideal hep oradadır ve ideali taklit etmen gerekir. Gerçek insanın ideali yoktur. Andan ana yaşar; anda nasıl hissediyorsa öyle yaşar. Ben insanların böyle olmalarını istiyorum; gerçek, sahici, içten, kendi ruhlarına saygılı.

Osho-Yakınlık/Ganj Kitapları

AFFETMEK NE DEMEKTIR ? AFFETME SURECI NASIL BASLAR?? NASIL AFFEDEBILIRIZ? ?PEKI AFFETMEZSEK NE OLUR??

11828603_529376160547314_8531969682113843411_n[1]

Affetmek, baskalarinin yarattigi kosullardan ve yanlislardan dolayi kendimize aci vermeye,
ya da baskasinin bize aci vermesine izin vermemize son vermek demektir.

Affetmek, bir kesiftir… Bir yanlisi silmek degil, affettigimiz kisiyle aramizdaki benzerligi kesfetmektir.

Affetmek unutmak degildir.. Gecmis unutulmaz.. Unutmamaliyiz da.. Ama gecmiste yapilanlarin yikici etkisini ortadan kaldirmaktir. Artik aciyi hissetmemektir.

Affetme sureci, yas tutma surecidir.. Kisi affetse de kaybetme duygusunun ve yaralanma duygusunun acisini hissedebilir. Onarim zaman gerektirir.

Affetmek yapilanlari onaylamak, hosgormek degildir.. Yapilanlari onemsiz farzetmek, ortbas etmek, yapilanlarin kotu oldugunu gecersiz farzetmek ya da o kisinin hakli oldugunu zannetmek de degildir.. Tam tersi “yapilanlar kotuydu.. incitti ” diyerek ve yuzleserek yola cikilir.

Affetmek o kisiye kendimizi daha buyuk hissettirerek onu bize karsi borclu kilmak ta degildir.. bu bir ego oyunu olabilir ancak.
Affetmeyi sectigimizde kimse bize borclanmayacaktir. Diger insanin da affetmesini, ozur dilemesini, degismesini ve
bizim istedigimiz gibi olmasini beklemeyecegiz. . Cunku biz ancak kendimizi kontrol etmeye muktediriz..
Bir baskasinin secimlerini kontrol edemeyiz. Boyle bir gucumuz yok..

Affetmek fedakarlik degildir.. katlanmak hic degildir.. ” Iyilik perisini” oynamak ta degildir.

Affetmemiz icin illa o kisiyi anlamamiz gerekmez.. olaylari illa hatirlamamiz da gerekmez.

Affetmek o ana mahsus bir durum degildir.. bir surectir.. zaman icersinde sabirla yavas yavas olur.

Affetmek bir secimdir.. Amac bizim oz mutlulugumuz, rahatlamamiz, ozgurlesmemiz, hastalanmamamiz ve hayatimizi saglikli ve mutlu yasamamizdir.

Affetmek, o kisiyi sevmek degil, o kisiyle konusmak zorunda olmak degil,
o kisiyle iliskiyi surdurmek degil,
o kisinin beklentileri dogrultusunda davranmak degil,
o kisiyi sucsuz ya da hakli bulmak degildir.

Affetmeyi gerektiren her yara ve travma, icinde onemli bir dersi de barindirir.
Dersi gorebilmek icin yarayi yeniden desmemiz, yuzlesmemiz gerekebilir. .
cesurca bunu yapmaliyiz.. zira affetmenin gercek yolu buradan gecer.

Affetmek ofke ve intikama yatirim yapmaktan vazgecmektir.
Affetmek kendimize verdigimiz en buyuk armagandir.. A
ci, ofke ve caresizlik hislerinden ozgurlesmektir. .. Gecmise degil, simdiye ve gelecege yatirim yapmaktir.

Affetmek kendini yiyip bitirmek ya da kisiye bedel odetmek yerine, varolan enerjimizi kendimizi gelistirmek icin kullanmamizi saglar.

Gercek affedis, mazeret uydurmak ta degildir.. ” Annem babam yapabileceklerinin en iyisini yaptilar.. naapsinlar.. ah canim benim” demek te degildir.

OFKE VE AFFETMEK BIRBIRININ ZITTI DEGILDIR. Uzerinde birlikte calisilmasi gereken olgular ve duygulardir.

AFFETME SURECI NASIL BASLAR?? NASIL AFFEDEBILIRIZ? ?

1) ONCE ACIYI, TRAVMAYI KABUL ETMEK VE YUZLESMEYE KENDIMIZI HAZIR HISSETMEK

2) KENDIMIZI TANIMAK, BU SUREC ICERSINDE BIR YANDAN KENDIMIZI AFFETMEYE DE BASLAMAK

3. BASAMAK: SINIRLARIMIZI CIZMEK.. KENDIMIZE GUVENDE HISSETTIGIMIZ BIR ALAN YARATMAK…
YANI ” TAMAM.. BUGUNE KADAR YAPTIGIN YANLISTI.. KOTUYDU.. BANA ACI VERDI..
AMA ARTIK DUR.. BUNDAN SONRA BUNA IZIN VERMIYORUM.” DIYEBILMEK VE BU SINIRI KOYMAYA KARAR VERMEK.

4) KENDI DUYGUSAL TEPKILERIMIZLE YUZLESMEK.. DEGISECEK OLAN DIGER INSAN DEGIL, BIZIZ..
YANI BEKLENTI ONDAN DEGIL, KENDIMIZDEN.

5) OFKEMIZI KULLANACAGIZ. .. ONCE KENDI OFKE VE CARESIZLIK HISLERIMIZI FARKEDECEGIZ. .
OFKE ENERJIMIZLE SINIRLARIMIZI YENIDEN BELIRLEYECEGIZ.

6) AFFETMENIN KISA YOLU, SIHIRLI TARIFELERI YOKTUR.. BIR SURECTIR,, SABIR GEREKIR.. HERKES ICIN FARKLI YASANIR.

7) OBJEKTIF OLARAK BIZE ACI VEREN DURUMLA YUZLESTIGIMIZ ZAMAN, DERIN BIR MUTSUZLUK VE YOGUN BIR OFKE,
KORKU HISLERINDEN SONRA GERCEK UYANIS BASLAR VE YENIDEN SEVME GUCUNU KAZANMA SANSINI ELDE EDERIZ.

8) BUTUN BUNLARI YAPMADAN AFFETMEYE CALISMAK SAGLIKLI VE YARARLI OLAMAZ.
EGER BIZ BIR CESARET YUZLESMEZSEK,
TRAVMA KENDINI DEGISIK KILIFLARDA, OBJE DEGISTIREREK YINE KARSIMIZA CIKARAK TEKRARLAYACAKTIR. .
BAZEN DE ” MARAZI ASK” KILIFI ALTINDA CIKACAKTIR KARSIMIZA..
MARAZI ASK, COCUKLUKTA YARIM KALMIS OFKE VE OBSESYONUN ERISKINLIKTE YENIDEN YARATILMIS HALIDIR.

9) DUYGULARIMIZ BILINC ALTIMIZIN TERCUMANIDIR. .
DUYGULARIMIZI DINLEMEYI ANLAMAYI OGRENMELIYIZ VE DUYGULARIMIZIN REHBERLIGINE IZIN VERMELIYIZ..
ACILARIMIZI DOLU DOLU YASAMADAN YAPILAN AFFEDISLER GERCEK AFFEDIS DEGILDIR,
AFFETTIGIMIZI SOYLERIZ AMA ACI BILINCALTINA GOMULUR,
HIC OLMADIK YERDE HIC OLMADIK SEKILLERDE FARKLI OBJELERE YANSIMALARLA PATLAMALAR YASARIZ..
BU DA BIZE ZARAR VERIR.

10) AFFETTIKCE BIR ZAMANLAR GOZUMUZE CANAVAR GIBI GORUNEN INSANIN GITIIKCE BOYUTU GOZUMUZDE KUCULUR…
BIZI BILINCLI KIRMAYA CALISAN YA DA KOTU NIYETLI DAVRANAN, ZARAR VEREN KISI
ZATEN KENDI YARATTIGI CEHENNEMI YASAMAKTADIR.
ZATEN YASAMINDA MUTLU OLSA, KENDIYLE BARISIK OLSA HIC BUNLARI YAPARMI?
BASKALARINA ZARAR VERME GUCSUZLERIN, SEVECENLIK, AFFEDICILIK GUCLULERIN ISIDIR.

11) COCUKLUK DONEMININ TRAVMALARIYLA YUZLESMEK COK ONEMLIDIR..
YOKSA ESIMIZLE OLAN YASANTIMIZDA, PATRONUMUZLA ILSKILERIMIZDE HEMEN AYNI SORUNLAR KARSIMIZA CIKIVERIR..
ORN: COCUGUNU SEVGIYLE BOGAN KONTROLCU EBEVEYN,
KENDI DOGRULARINI EMPOZE ETMEYE CALISAN MUKEMMELIYETCI EBEVEYN,
BABALARIN YONETTIGI YASAMLAR SEVGI NEFRET ILISKISI YARATABILIR. .
BUNLARI BASTIRMAYA CALISIRSAK RUHSAL GELISIMIN YOLUNU TIKARIZ…
DERKEN ONCE RUH HASTALANIR.. SONRA BEDEN.

12) GERCEK AFFEDIS, ZARAR VEREN KISI ICIN ” SEN KENDI OFKENI KUSUYORDUN AMA BU BANA ZARAR VERIYORDU..
ARTIK BANA ZARAR VEREMEZSIN.. IZIN VERMIYORUM.. BITTI..
ARTIK BENIM UZERIMDE HICBIR GUCUN YOK. BEN OZGURUM.” DIYEBILMEK, HISSEDEBILMEK VE KARAR VERMEKTIR.

13) OFKE ENERJISININ GOREVI BIZE YENIDEN SINIRLARIMIZI BELIRLEMEK GUCUNU VERMEKTIR..
ONUN ICIN IKISI AYNI SUREC ICERSINDE YASANIR..

14) ACIYI ILACLARLA UYUTMAYA VE GOMMEYE CALISMAK BIR TEDAVI YOLU DEGILDIR..
KENDIMIZE YONELIK ISLEDIGIMIZ BIR SUCTUR..
ILAC TEDAVI ETMEZ SADECE SEMPTOMLARI GECICI OLARAK BASTIRIR..
KOKTEN IYILESME ANCAK FARKINDALIKLA VE KENDINI DERINDEN TANIMA SURECIYLE OLUR..
BEDENSEL HASTALIKLAR DA DUYGULARIN HASTALIGIDIR. .
TEDAVISI YINE DUYGULARIN ACIGA CIKMIS ENERJISI ILE SAGLANIR.

15) DUYGULARI IFADE ETMEK BASTIRMAKTAN DAHA SAGLIKLIDIR. .
AMA IDEAL YOL, DUYGULARIMIZI REHBER ALARAK, ONLARI KANALIZE EDEBILMEKTIR. .
DUYGULARIMIZI BASTIRIRSAK KENDIMIZE ZARAR VERIRIZ..
IFADE EDERSEK KARSI TARAF INCINEBILIR. .
AMA KANALIZE EDER YANI YUZLESEREK SINIRLARIMIZI NET BIR SEKILDE CIZERSEK, BU ZARARA IZIN VERMEMIS OLURUZ.

16) AFFETTIGIMIZI NERDEN ANLARIZ ?
ARTIK O INSANDAN KORKMUYORSAK, OZELLIKLE DE ONUN DA IYILESMESI ICIN DUACI ISEK,
BASINA KOTU BIRSEY GELSIN YA DA MUTSUZ OLSUN BEKLENTISINDE DEGILSEK,
VE O KISIYI KENDISIYLE BASBASA BIRAKABILIYORSAK,
O KISININ ADI GECTIGINDE ARTIK YUREGIMIZDE ACI HISSETMIYORSAK, BILELIM KI AFFETMISIZ..
LUTFEN BUNU FARKETTIGIMIZ GUN KENDIMIZI KUTLAYALIM..
AMA UNUTMAYALIM KI BU BIR SURECTIR.. YAS SURECIDIR.. ZAMAN VE SABIR GEREKIR.. ZORU BASARMAKTIR.

17) AFFETMEK KIMSEYE YAPTIGIMIZ BIR IYILIK YA DA YUCELIK HALI DEGILDIR…
SADECE KENDI RUHUMUZU TEDAVI ETME VE IYILESTIRME SURECIDIR..

PEKI AFFETMEZSEK NE OLUR??

Surekli bir gucsuzluk, acizlik duygusu icinde oluruz.. Kendimizi *** *** kurban ilan edebiliriz..
Caresizlik yakinmalarimiz hep degisik objeler araciligiyla gundeme gelir.
Zira tum onlari yapan “kotu kisi ” olacagi icin biz otomatik olarak “iyi kisi” konumunda oluruz.

Affetmedigimiz surece icimizde derinlerde devamli bir haddini bildirme arzusu, intikam duygusu,
gurur, kiskanclik, pismanlik, kendimizi hep hakli gosterme cabasi, zannedilen bir reddedilmisligin incinmisligi,
sevgisizlik, affedemeyecegine inanma, obur kisinin mutlulugunu istememe gibi negatif duygular icersinde olunur.

VEEEE TUM BUNLARIN SONUCUNDA:

* HAYIR DEME ZORLUGU, YANI KENDI BIREYSEL SINIRLARINI KOYAMAMA,
* FARKINDA OLMADAN KENDINI CEZALANDIRMA ( Cunku bu duygular, arzular ve hirslar bilincin derinliklerinde “sucluluk hisleri” yaratacaktir ve bilincalti ” suclular cezalandirilmalidir ” komutu verecektir.)
* GUZELIKLERDEN MAHRUMIYET VE UTANC
* ZARAR VERICI ILISKILER
* DURTUSEL, ZARAR VERICI DAVRANISLAR
* BAGIMLILIKLAR
* KAZALAR
* HASTALIKLAR
* DEPRESYON
* YABANCILASMA, YALNIZLIK
* BUYUYEMEME
* RISK ALAMAMA
* MUTLU AILE KURAMAMA
* BASKALARININ HAYATLARINI YASAMA VS VS OLACAKTIR

HICBIRSEY ICIN GEC DEGILDIR!

HEPIMIZE AFFETME GUCU DILIYORUM..

SEVGILERIMLE

(DR. SULE TOKMAKCIOGLU’nun makalesinden alıntıdır)

Affedin kurtulun gari:)Anette

Temizlik yaptım bugün… Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce. …Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış inanmazsınız.

11828671_10152946692235178_6751740680754259341_n[1]
Temizlik yaptım bugün…
Hem de tüm benliğimde
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim.Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Görmenizi isterdim.
Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını.
Her yere görebildiğim göremediğim her yere serptim.
Atarken kırgınlıklarımı bakmadım neydi onlar diye.
Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası.
Bakmadım merak da etmedim.
Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.
Kıskançlığımı çıkardım.
Meğer ben ne az kıskançmışım.
Çok kolay oldu. Sevindim.
Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum.
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde.
Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum.
Sıra korkularıma gelmişti.
Çıkarmaya bile korktum önce.
Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya.
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır
İçten içe bir sevgi nasıl duyulur anlayamadım.
Yerini toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler.
E… ne de olsa iyi bakmıştım onlara.
Her gün yeni yeni korkular ekleyip endişelerimle sulamıştım.
Mutluluklarımı ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an.
Bu ilgiyi onlara verseydim her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim; almadan verip beklemeden sevseydim.

Her şeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım böyle bahar temizliklerine ihtiyacım kalmazdı.
Çok zorlandım korkularımla.
Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi.
Kenetlenmişlerdi adeta.
Ama onları da sevgiyle çıkardım. .
ve onları yaşamaktan hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan pişmanlık duymadan çıkardım. .
Kızsaydım onlara bağırıp çağırsaydım.
yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.

Temizlik yaptım bugün. .
Bahar temizliği.
Neşe ektim hoşgörü güven sevgi ektim. .
Almadan vermeyi sevilmeden de sevmeyi paylaşmayı ektim. .
Korkusuzlukları ektim alabildiğine…
Saatlerce ektim korkusuzluğu…
Mutluluk ektim doğallık.
Sonsuzluk…
Bağışlama ektim.
Sevgi ektim her hücreme.
Coşku heyecan sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana…
Kabullenme ektim.
Baş eğme değil.
Olduğu gibi kabullenme …

EDWARD MORRISON

Çok etkilendim ve bende oturganlığı attım üzerimden ve gezmeye başladım. Bakalım siz neyi üzerinizden atacaksınız…

Anette

Paulo Coelho’nun Dünya Klasikleri Arasında Yer Alan ‘Simyacı’ Romanından 14 Benzersiz Alıntı

Öyle zamanlar vardır ki insan hayat ırmağının akış yönünü değiştiremez.”

2. “Kimse bilinmezden korkmamalı, çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir.”

3. “İnsan sevdiği için sever, aşkın hiçbir gerekçesi yoktur.”

4. “Gizin kökü şimdidedir, şimdiye dikkat edecek olursan onu iyileştirebilirsin ve şimdiyi değiştirebilirsen daha sonra olan da iyi olacaktır.”

5. ”İnsanın geride bırakmış olduklarını düşünmemesi olanaksızdır.”

”İnsanın geride bırakmış olduklarını düşünmemesi olanaksızdır.”

6. “En karanlık an şafak sökmeden önceki andır.”

7. “Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır.”

8. “Yüreğine acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle. Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiçbir yürek acı çekmez.”

9. Altınlarını oğluna veren baba diyor ki…

Altınlarını oğluna veren baba diyor ki...
“Git… En iyisinin bizim şatomuz, en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş…”

10. “Dünyanın ruhu insanların mutluluğu ile beslenir. Ya da mutsuzluklarıyla, arzuyla, kıskançlıkla… Her şey bir ve tek şeydir. Ve bir şey istediğin zaman, bütün evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar.”

11. “Üzerinde yaşadığımız dünya, bizim daha iyi ya da daha kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır. Aşkın gücü işte burada işe karışır, çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz.”

12. Hazine peşindeki delikanlı, kendisine yardım eden birine, hazinenin onda birini vaad eder. Adam, sadece sürüsündeki birkaç koyunu ister ve der ki…

Hazine peşindeki delikanlı, kendisine yardım eden birine, hazinenin onda birini vaad eder. Adam, sadece sürüsündeki birkaç koyunu ister ve der ki...
“Henüz sahip olmadığın bir şeyi vaad ederek gidecek olursan, onu ele geçirmek arzunu yitirirsin.”

13. Simyacı, kendilerini soyan eşkıyalara, dokunduğu her şeyi altın yapan taşı ve ebedi hayat suyunu gösterir. Eşkıyalar gülüp geçerler. Delikanlı, bu kadar kıymetli şeyleri eşkıyalara söylediği için şaşar. Simyacı sebebini anlatır.

Simyacı, kendilerini soyan eşkıyalara, dokunduğu her şeyi altın yapan taşı ve ebedi hayat suyunu gösterir. Eşkıyalar gülüp geçerler. Delikanlı, bu kadar kıymetli şeyleri eşkıyalara söylediği için şaşar. Simyacı sebebini anlatır.

“Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla görmeyiz onları. Peki neden bilir misin? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar…”

14. Tüccarın hayatında bir tek düşü vardır. Hacca gitmek. Parası ve sağlığı da uygun olduğu halde gitmez ve delikanlı neden gitmediğini sorar.

Tüccarın hayatında bir tek düşü vardır. Hacca gitmek. Parası ve sağlığı da uygun olduğu halde gitmez ve delikanlı neden gitmediğini sorar.
“Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum. Çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak. Sen koyunlarını ve Piramitler’i hayal ediyorsun. Sen benim gibi değilsin, çünkü sen düşlerini gerçekleştirmek istiyorsun. Oysa benim istediğim Mekke’yi düşlemek sadece. Çölü geçişimi, kutsal taş Haceri Esved’in bulunduğu meydana varışımı, ona el sürmeden önce çevresinde yedi kez dönüşümü binlerce defa hayal ettim. Yanımda kimlerin olacağını, önümde kimin olacağını, konuşacağımız şeyleri, birlikte edeceğimiz duaları bile hayal ettim. Ama büyük bir hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorum, bu yüzden hayal kurmakla yetiniyorum.”

Olduğundan Farklı Yaşama:

11822352_1117235514973175_1890978861361846968_n[1]

Eğer Hasta Olmak İstemiyorsan

Duygularını anlat:

* Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar

* Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür.Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız!

* Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!
Karar Vermelisin:

* Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.* İnsanlık tarihi kararlardan oluşur

* Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir

* Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.
Olduğundan Farklı Yaşama:

* Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir.

* Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.
Kabullen:

* Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır

* Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır.Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.

* Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.
Çözümler Bul:

* Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.

* Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir.
Biz ne düşünüyorsak oyuz:

* Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.
Güven:

* Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz.
Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.
Hayatı Üzgün Yaşama:

Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.

* Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir.

“İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.

* Mutluluk sağlık ve terapidir.
Dr. Dráuzio Varella

Aşkın 40 Kuralı

577549_354608717974224_946255882_n[1]

Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

İkinci Kural: Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri mânâdır. Sonraki bâtınî mânâ. Üçüncü bâtınînin bâtınîsidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

Dördüncü Kural: Kâinattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: Bırak kendini, ko gitsin!
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.

Yedinci Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Dokuzuncu Kural: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah âşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git, Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

On Birinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

On Üçüncü Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

On Dördüncü Kural: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

On Beşinci Kural: ‘Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek herbirimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

On Altıncı Kural: Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne lâyıkıyla bilebilir, ne lâyıkıyla sevebilirsin.

On Yedinci Kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

On Sekizinci Kural: Tüm kâinat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahlûk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükâfat olarak Yaradan’ı tanır.

On Dokuzuncu Kural: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin hâlde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

Yirmi İkinci Kural: Hakiki Allah Âşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgâh olur. Ama bekri aynı namazgâha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

Yirmi Üçüncü Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengârenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde…

Yirmi Dördüncü Kural: Madem ki insan eşrefi mahlûkattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

Yirmi Beşinci Kural: Cenneti ve cehennemi illâ ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

Yirmi Altıncı Kural: Kâinat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

Kural Yirmi Sekiz: Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.

Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, ne yapalım kaderimiz böyle deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. Bunu anlatır Yirmi Dokuzuncu Kural.

Otuzuncu Kural: Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez. Kusur örter.

Otuz Birinci Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Otuz İkinci Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

Otuz Dördüncü Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

Otuz Beşinci Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsanı Kâmil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

Otuz Altıncı Kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!

Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir âşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

Otuz Sekizinci Kural: Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım? diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Otuz Dokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar.

Kırkıncı Kural dedi tane tane konuşarak. Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.

Kaynak: Elif Şafak

Yazarın aşk isimli kitabını okumadıysanız mutlaka alın ve okuyun içindeki bilgilere inanamayacaksınız

Anette

Düşlerinde Yıldız Tozu, Cümlelerinde Devrim Olan Kadın: Ece Temelkuran’dan 22 Alıntı

Ece Temelkuran‘ın  insana gerçekleri anlatan, okudukça daha çok  içine çeken yazılar…

1. “…Fakat sonuna kadar kırsan da zebanileri, giden bir melek geri gelir mi?”

2. “Anlıyorum artık konuşmayanları, öylece durup cevap vermeyenleri. Vazgeçmişleri ve taşra kasabalarında hiç konuşmadan kitapların ve oyuncakların arkasında iki büklüm oturan eski solcu kırtasiyecileri…”

“Anlıyorum artık konuşmayanları, öylece durup cevap vermeyenleri. Vazgeçmişleri ve taşra kasabalarında hiç konuşmadan kitapların ve oyuncakların arkasında iki büklüm oturan eski solcu kırtasiyecileri...

“…Genç öfkelerin, heyecanların ve soruların yerinden kıpırdatamadığı durgunluğunu o insanların, kadınların en çok, adamların da elbette. Küsmeyi anlıyorum, bak bu pek fena. Barışmış gibi yapmak ne çekilmez bir angarya. Heves, denizler altında yirmi bin fersah şimdi. Kim dalacak, kim çıkaracak. Vurgun meselesi de var sonra. Umut, ah o ne dırdırcı kelime. Anlıyorum artık..”

3. “Çünkü bir erkek, bir kadının nefesi kadar…”

4. “Bu ülke böyle be Ali! Özür dileyerek bile utandırır insanı. Seni utandıranlar hiç utanmaz ama…”

“Bu ülke böyle be Ali! Özür dileyerek bile utandırır insanı. Seni utandıranlar hiç utanmaz ama…”

5. “Sevmek bir kuşun kanadının kırılmasıdır biraz da…”

“Sevmek bir kuşun kanadının kırılmasıdır biraz da...

“…Bilir misin Sevgi’m, oyuncu güvercinlerin eve geri dönsünler, kaçmasınlar diye kanatlarını kırarlar. Birini sevmek de işte, kendi kanadından, uçmaya yarayan o tek bir kemiği çıkarıp başkasına vermektir, gönül rızasıyla, gülerek, korkmadan.”

6. “Dilini bilmediğin bir yerde ağlamak fenadır. Çünkü seni, senin dilinde susturacak kimse yoktur.”

7. “Size bahşedilen yeteneği taşıyabilmeniz için inanmanız lazım…”

“…Çünkü yeteneğiniz yüzünden size ihtimam göstermek, sizi korumak yerine yerle bir etmek isteyecekler. Sizi kıymetsiz olduğunuza inandırmaya çalışacaklar. Buna inanmamak için sizi bir şeyin, birinin çok sevdiğine inanmanız lazım. Bu yüzden bir tanrıçaya, bir tanrıya inanmalısınız. İnsan kendini durup dururken sevemez. Palavra o işler. İnsan kendini ancak bir tanrı onu severse, birinin onu sevdiğine inanırsa sevebilir.

İnanmalısınız yoksa delirirsiniz.”

8. “Ölümü böyle iç cebinde sevgilinin resmi gibi taşıyan memleketler cenazeleri niye hep hazırlıksız karşılarlar? Bu iğrenç desenli, pis battaniyeler…”

“Gördüğüm bütün o desenli, pis battaniyeler ve içlerindeki oğlan çocukları… Şimdi artık hakkında yazmayı bile beceremediğim oğlan çocukları…”

9. ”İnsan hiç tatmamışsa, keder için de dua eder. Kendinden bile gizler ama her insan bir kere mahvolmak ister…”

''İnsan hiç tatmamışsa, keder için de dua eder. Kendinden bile gizler ama her insan bir kere mahvolmak ister...

“…Bakmayın kimse bir cennet dilemez, herkes yana yakıla kendi cehennemini görmek ister.”

10. “Zenginlerin böyle tuhaf bir yanı vardır Filipina. Yoksulluğun üzerini üniformalarla örterler…”

“…Sanırım birinin kendilerin kölelik etmesi fikri rahatsız ediyor onları. O yüzden bir insandan başka bir şeye benzetmeye çalışıyorlar hizmetkârları. Üniformalar bu işe yarar, sakın unutma bunu ve asla bir üniforma giyme.”

11. “Oysa ben hikayesini ilk kez anlatırken dikkate alınmayan insanların aniden ölebileceğinden korkarım.”

12. “Çünkü burada insanlar bir yanlışlık gibi ölüveriyor. Sen bir yanlışlık olamayacak kadar güzelsin.”

13. “Aşk, kadınlar yorulunca biter. Kadınlar bir adamı değil, bir mezarlığı terk eder.”

14. “Biz vurmayı dokunmak, kırmayı sevmek, öfkelenmeyi inanmak sanan çocuklardık. Ne kadar sevilsek, tamir olmayız.”

15. “İnsan, o da eli iyi gelmişse,hayatta kendini bir kere bütünüyle görür. Ömrün gerisi ya o sahneye yeniden kavuşmak için geçer ya da ondan kaçmakla.”

16. “Bir insan bir insanda başka bir hayatın kapısını görünce aşık olur…”

“…Ne mutluluktur öte yandaki, ne de tadıyla meraklandıran bir acı. aşk diye buna denir: Bir insan bir insanda tekinsiz bir ev görür. İnsan yarası, yarasına denk geleni seviyor demek ki.”

17. Kaç kez ölmeyi düşleyebilir insan anne, ölmeden?

Kaç kez ölmeyi düşleyebilir insan anne, ölmeden?

18. “Rakı içilmeyecekse kavunla peynir niye var?”

“Sigara içilmeyecekse yağmurla çay?

Madem aşık olunmayacak, kadınlar ve adamlar niye?

Madem olmayacak büyük yanlışlar

ve acayip maceralar,

niye hayat?””

19. “İnanacaksın, dediklerinde, hücrelerimin endoplazmik retikulumuna kadar inandım…”

20. “Süryani bir yalnızlık oluyorsun önce, sonra ermeni bir güzellik ve kürdî bir ayrılık”

“Süryani bir yalnızlık oluyorsun önce, sonra ermeni bir güzellik ve kürdî bir ayrılık”

21. “Göçe yetişememiş bir kuş kadar üşüyor sağ elim…”

“Oysa büyük yüz ölçümlü cümleler kurmak için okyanuslar geçecektim.

Dar odaların oyuncak yaygaralarından çok vakit kaybettim.”

22. “Bugün kimse sana dokunmasa mesela. Öyle dursan. Kimse “Neyin var?” diye sormasa. Çünkü insanın hiçbir şeyinin olmadığı günler de olur. Hiçbir şey günleri…”

Dalai Lama’dan ‘Mutluluk’ Kavramına Farklı Bir Gözle Bakmanızı Sağlayacak 12 Öğüt

ibet’in ruhani lideri 14. Dalai Lama, bundan tam 80 yıl önce 1935 yılında, Tibet’in bir köyünde Lhamo Dondrub ismiyle dünyaya geldi. Çin‘in Tibet işgali sırasında evini terk etti ve Hindistan‘da sürgünde olduğu sırada bir hükumet kurdu.

1989 yılında Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Lama, dünyayı dolaşarak mutluluk, doğruluk ve şefkatle ilgili yaptığı ilham verici konuşmalarına devam etti.

İşte Dalai Lama’nın mutluluk üzerine 12 öğüdü:

1. Mutluluk size hazır bir şekilde gelmez, sizin kendi eylemlerinizden doğar.

Mutluluk size hazır bir şekilde gelmez, sizin kendi eylemlerinizden doğar.

2. Bir değişiklik yaratabilecek büyüklükte olmadığınızı düşünüyorsanız, bir de gece sivrisinek varken uyumayı deneyin.

Bir değişiklik yaratabilecek büyüklükte olmadığınızı düşünüyorsanız, bir de gece sivrisinek varken uyumayı deneyin.

3. Sevgi ve şefkat ihtiyaçtır; lüks değil. Onlar olmadan insanlık ayakta kalamaz.

Sevgi ve şefkat ihtiyaçtır; lüks değil. Onlar olmadan insanlık ayakta kalamaz.

4. Kuralları iyi bil ki onları daha iyi yıkabilesin.

Kuralları iyi bil ki onları daha iyi yıkabilesin.

5. Gerçek hayatta trajedilerle karşılaştığımızda iki şekilde davranırız: Ya umudumuzu kaybedip kötü alışkanlıkların pençesine düşeriz ya da içimizdeki manevi gücü bulmak için uğraşırız.

Gerçek hayatta trajedilerle karşılaştığımızda iki şekilde davranırız: Ya umudumuzu kaybedip kötü alışkanlıkların pençesine düşeriz ya da içimizdeki manevi gücü bulmak için uğraşırız.

6. Hepimizin aradığı mutluluk ve sükuneti, ancak birbirimize anlayış ve şefkat göstererek bulabiliriz.

Hepimizin aradığı mutluluk ve sükuneti, ancak birbirimize anlayış ve şefkat göstererek bulabiliriz.

7. Diğer insanların fikrini sevecenlikle değiştirebiliriz; öfkeyle değil.

Diğer insanların fikrini sevecenlikle değiştirebiliriz; öfkeyle değil.

8. ‘Merhamet’, zamanımızın en radikal anlayışı.

'Merhamet', zamanımızın en radikal anlayışı.

9. Maneviyatınızın özü, diğer insanlara karşı tutumunuzun altında yatar.

Maneviyatınızın özü, diğer insanlara karşı tutumunuzun altında yatar.

10. Mutluluk ve memnuniyet insanının içinden gelir. Parayla ya da bir bilgisayarla doyuma ulaşmak yanlıştır.

Mutluluk ve memnuniyet insanının içinden gelir. Parayla ya da bir bilgisayarla doyuma ulaşmak yanlıştır.

11. İnançlı ya da inançsız fark etmez; sorumluluk sahibi herkes iyi bir kalbe sahip olabilir.

İnançlı ya da inançsız fark etmez; sorumluluk sahibi herkes iyi bir kalbe sahip olabilir.

12. Eski arkadaşlar gider yenileri gelir; tıpkı günler gibi. Onların da eskisi gider yenisi gelir. Önemli olan ise anlamlı olması: arkadaşın da günün de…

kaynak: onedio

Ama işin özü sizin mutlu bir insan olarak yaşamaya karar vermenizden geçer

Anette

Dünyanın En Zeki İnsanlarından Albert Einstein’ın 15 Göreceli Sözü

Ünlü fizikçi Albert Einstein deyince aklımıza dil çıkardığı fotoğrafı, okulda başarısız olması gibi özellikleri geliyor. 15 farklı konuda, kendi cümleleriyle tanıyalım Einstein‘ı.

1. Yetenekli Olmak Hakkında

Yetenekli Olmak Hakkında

“Özel bir yeteneğim yok fakat tutkulu derecede meraklıyım.”

2. Yaşam Çelişkisi

Yaşam Çelişkisi

“Kader, otoriteyi aşağıladığım için, beni bir otorite yaparak cezalandırdı.”

3. Irkçılık

Irkçılık

“Birleşik Devletler’de beyaz insanlarla siyahi insanlar arasında bir ayrımcılık söz konusu. Ama bu ayrımcılık siyahi insanların değil, beyazların yarattığı bir hastalık. Bu konuda sessiz kalamam.”

4. Savaş

Savaş

“Aynı anda hem savaşı engelleyip, hem de savaş hazırlığı içinde olamazsınız. Savaşı engellemek daha fazla inanç, cesaret ve azim gerektirir.”

5. Kendisini Alman olarak mı yoksa Yahudi olarak mı gördüğü sorulduğunda;

Kendisini Alman olarak mı yoksa Yahudi olarak mı gördüğü sorulduğunda;

Kendimi sadece bir insan olarak görüyorum. Irkçılık, çocukluk hastalığıdır. İnsanlığın kızamığıdır.”

6. Ünlü Olmak Hakkında

Ünlü Olmak Hakkında

“Bence insanların kişilikleri her zaman eksik değerlendirilmiştir. Eminim, doğa bizlere farklı yetenekler bahşetti. Çok büyük yeteneklere sahip olup da, sessiz sakin, gözden uzak yaşayan insanlar olduğuna da eminim. Bu insanları es geçip, aralarından birkaçını yüceltip onlara üstün insan muamelesi göstermek bana hiç adil gelmiyor. Benim yazgım da böyle aslında. Çalışmalarımın ve başarılarımın popüleritesiyle, gerçek olan arasındaki tezat oldukça gülünç…”

7. Yaşam Mücadelesi

Yaşam Mücadelesi

Naziler ve iki karım bana bir şey yapamadığına göre, hiç de fena sayılmam.”

8. Eğitim Hakkında

Eğitim Hakkında

“Ne ben okula göreydim ne de okul bana göre. Sıkıyordu beni. Öğretmenler komutan gibi davranıyorlardı. Ben öğrenmek istediğimi öğrenmek istiyordum, onlarsa öğrenmemi istedikleri şeyleri öğretiyorlardı. En nefret ettiğim şeyler rekabetçi ortam ve özellikle spordu. Onlara göre, işe yaramazın tekiydim ve birçok kez okulu bırakmamı söylediler. Münih’te bir Katolik Okulu’ydu. Bilgiye olan açlığımın öğretmenler tarafından baltalandığını hissettim. Onların tek ölçütü sınav notlarıydı. Bir öğretmen, böyle bir sistemde öğrencilerini nasıl anlayabilir ki?”

9. Bilimadamı Olmasaydı;

Bilimadamı Olmasaydı;

Fizikçi olmasaydım, muhtemelen müzisyen olurdum. Müzik dinlerken sıkça düşünürüm, hayallerimi müzik eşliğinde kurarım. Hayatımı müzik üzerine kurabilirdim. Müzik alanında önemli ve yaratıcı şeyler ortaya çıkarır mıydım bilmem ama kemanımla çok mutlu bir hayat geçireceğim kesindi.”

10. Hayatın Anlamına Dair

Hayatın Anlamına Dair

Hayatımızın ve genel olarak, bütün canlı varlıkların hayatının anlamı nedir? Bu soruya karşılık vermesini bilmek dindar olmayı gerektirir. Diyeceksin ki, böyle bir soruyu sormanın bir anlamı var mı? Ben de şunu söyleyeceğim sana: Kendi hayatına ve başkalarınınkine anlamsız gözüyle bakan bir insan, yalnız mutsuz olmakla kalmaz, yaşamayı bile kolay kolay beceremez.

11. Övülmek Hakkında

Övülmek Hakkında

“Övgünün aldatıcı ve yıkıcı etkisinden kaçmanın tek yolu, çalışmaya devam etmektir.”

12. Okumaya Dair;

Okumaya Dair;

“Belli bir yaştan sonra kitap okumak, zihni onun yaratıcı özelliklerinden saptırır. Çok kitap okuyup da, beyninin çok azını kullanan herhangi biri, düşünmenin tembel alışkanlıklarını edinir. Tıpkı vaktinin çoğunu tiyatroda geçirip, kendi hayatını yaşamaktansa, başkalarının hayatını yaşamaya özenen birisi gibi…”

13. Din

Din

“Deneyimleyebileceğimiz en güzel coşku gizemli olandır. O, tüm gerçek sanat ve bilimin gücüdür. Bu coşkuya yabancı olan kişi merak hissedemez ve endişe içinde tam bir ölü gibi sürüklenir. İçini kavrayamadığımızın gerçekten varlığını bilmek… En yüksek ve en coşkun neşeyle yavaş gelişen yeteneklerimiz; bu bilgi, bu his ile en ilkel biçimlerinde iken kavranabilir ki bu gerçek dindarlığın merkezidir.”

14. Bakımlı Olmak

Bakımlı Olmak

Elsa Löwenthal’e bir mektubunda:Eğer bakımlı olmak konusunda kendi başımın çaresine baksaydım, kendim olamazdım herhalde.

15. Yalnız Oluşuna Dair;

Yalnız Oluşuna Dair;

“Ben her zaman tek başına olmayı tercih ettim. Kendimi hiçbir zaman ülkeme, evime, arkadaşlarıma ve hatta aileme bile tam olarak ait hissetmedim. Tüm bu ilişkilerden ısrarla uzak durma isteğim hiç azalmadı ve yalnızlığa olan ihtiyacım her geçen sene daha da arttı. Böyle yaşayan bir insan, elbette sosyal hayat enerjisinden ve kaygısızlıktan yana bir şeyler kaybetmiştir. Öte yandan kendini, diğerlerinin görüşlerinden, âdetlerinden ve hükümlerinden bağımsız kılarak, kendi duruşunu bu güvenilmez temeller üzerine kurmamıştır.”

kaynak: onedio

bu adamla aynı devirde yaşayıp onla tanışmak varmış  Anette