Bio Enerji Uzmanı Stefan Rippel… Sizi dengeliyor, konuşuyor, rahatlatıyor, fikir veriyor, destek oluyor. Bu adam tam bir mucize …KAÇIRMAYIN DERİM!!!

10959791_10203704384675043_3126465428205873386_n2[1]

Stefan Rippel’le yollarımız bir süre önce kesişti ve ne sorunum varsa tek seansta halletmesini bildi. Tamamlayıcı tıp   hakkında o kadar bilgili ki sorununuzun çözümü hakkında adeta bir mucize yaratıyor. Size baktığında, ya da enerji alanınızı eliyle kontrol ettiğinde hiçbir şey sormadan düzeltmeye geçiyor. Sizi dengeliyor, konuşuyor, rahatlatıyor, fikir veriyor, destek oluyor. Bu adam tam bir mucize …KAÇIRMAYIN DERİM!!!

Anette İnselberg

Stefan Rippel Stefan Rippel sırt ağrılarıyla yirmi yılı aşkındır çalışmakta olup kariyerine kalifiye bir masaj terapisti ve refleksolojist olarak hastanede başlamış, ameliyat sonrası rehabilitasyon, akut omurga problemleri, şok, inme ve kalp krizi geçiren hastalarla ilgilenmiştir. Her zaman becerilerini geliştirmeye olan merakı üzerine  Tuina Çin tıbbını etüd eder, bu sayede enerjetik medicine ile tanışır. Beden içindeki yaşam enerjisinin dengelenmesi  ile tedavi çalışmalarında muazzam sonuçlar elde eder. 

Aynı zamanda kendi bedeninin içindeki enerji akışını kontrol edebilmek için QI GONG uygulamalarına başlar. Onlarca yıl yaptığı çalışmalar daha holistik yaklaşımını sağlar, bunun üzerine kendi kliniğini kurar, bu güne kadar binlerce kişi üzerinde çalışır %80 oranında başarı kaydeder.  Bu arada Viyana’nın en büyük hastahanelerinin birinde kanser bölümünde hands on healing birimini kurar.  Radyasyon ve şuha tedavisi gören hastalar üzerinde uygulanan metod;  deney kontrol araştırmaları sonucunda ağrı giderici ve  stresi azaltma etkisiyle kan analizlerinde olumlu veriler göstermiş, hastalığın ilerlemesini büyük oranda durdurmuştur. 

Stefan bunlara ilaveten Viyana’daki Aidslilere Yardım Merkezi’ne katılmış, burada workshoplar vermiş, Akciğer Merkezi’nde bireysel olarak insanları tedavi etmiştir.  Avrupa Birliği’nin hazırladığı Erasmus’da tamamlayıcı tıp formlarının yazarlarından biri olmuştur.  Yıllardır yaptığı çalışmalar üzerindeki gözlemleri ve deneyimleri neticesinde Stefan, DIRECTED CARE okulunu açar.  Bugün, Avusturya, İngiltere ve Türkiye’de eğitim vermektedir

Sağaltıcı Masaj Uzmanlık alanlarından sadece biridir. Yaptığı Masaj SIRT AĞRISI tedavisinin yanında şu rahatsızlıklar için de etkili olabilir:

Anksiyete,

Artrit,

Bel ağrısı,

Dolaşım Problemleri,

Kabızlık (kısmi blokaj),

Donmuş Omuz(Adhesiv kapsülit),

Sıvı Tutulumu,

Halluks Valgus,

Baş ağrısı,

Yüksek Tansiyon,

Uykusuzluk (Strese bağlı),

Migren,

Kas Ağrıları,

Duruş bozuklukları,

Siyatik,

Spor Yaralanmaları,

Burkulma,

Boyun Tutulması,

Tenisçi ya da Golfçü Dirseği,

Gerilim,

Sinir Sıkışması,

Omurga incinmesi,

RSI (Repetitive Strain Injury),

Kas Atrofisi. Sağaltıcı Masaj, Mobilisation ve Manipulative Terapi bu rahatsızlıkların tedavisinde faydalı olsa da bazı durumlarda tam bir iyileşme maalesef mümkün değildir. Bu gibi durumlarda hedefimiz ağrıdan kurtulmak olacaktır. 

İletisim ve Randevu Adres: Valikonağı Cad. Sezai Selek Sok. Nevide Apt. No:22/4 Nişantaşı-İstanbul Tel: 0212 240 5935 posta: Stefan.Rippel@gmx.net

Victor Hugo’dan İlişkiler Üzerine 22 Derin Söz

1. Öldürmek için silah, hançer mi olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Öldürmek için silah, hançer mi olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

2. Hayatta kimseye güvenmeyeceksin demek saçmalıktır inan. Ama kime ‘iki defa güveneceğini’ hesaplamalı insan.

3. Belki de yalancı arkadaşlarına bir teşekkür borçlusun, Sana gerçek dostlarının kıymetini hatırlattıkları için.

4. Yalan zeka işidir, dürüstlük cesaret. Eğer zekan yetmiyorsa yalan söyleme, cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene.

5. En anlamlı yemin söz vermektir, en büyük intikam affetmektir, en adi söz hiç sevmedim demek; ve en güzel cevap gülüp geçmektir.

6. Yarınlar hep güzel olacak denir. Oysa bugünler, dünün yarınları değil midir ?

7. Beni mahveden şey; bana yalan söylemiş olman değil, sana bir daha inanmayacak olmamdır.

8. Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur.

9. Kalabalıklar her zaman tehlikelidir. İçinde ruhlarını ucuza satan alçaklar barındırır.

10. Zamanı gelmiş bir fikrin karşısına dikilme gücüne hiçbir ordu sahip değildir.

11. Aşk uğruna gerekirse, yaşamımdan vazgeçerim. Özgürlük uğruna ise aşkımı da feda ederim.

12. Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız; Ya okumaya değer şeyler yazın, ya da yazılmaya değer şeyler yaşayın!

13. Kimse “vazgeçilmez” değildir ve hiç kimse kendini vazgeçilmez sanan biri kadar “aptal” değildir.

14. Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin belki de gülmeden ölürsünüz.

15. Gitme diyebilecek kadar güçlü olmalı insan hayatta. Çünkü hiç kimse, kaybettiklerini unutabilecek kadar güçlü değil aslında.

16. Herhangi birinin senden nefret etmesinin asıl nedeni; senin gibi olmak istediği halde asla senin gibi olamayacağını bilmesidir.

17. Bir ülkede dalkavukluk ve yalakalık getirisinin değer kazanması demek, o ülkenin sonunun geldiği demektir.

18. Ağlamak için gözden yaş mı akmalı, dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı?

19. Yumuşak olma ezilirsin sert olma kırılırsın.

20. İyi bir kadınla iyi bir erkek birlikte değildir. Çünkü kadınlar, kötü erkeklere aşık olup iyi erkeklerle dertleşir.

21. Karşına çıkan herkese güvenme ama onları yine de yargılama, işe yaramaz. Çünkü insanları yargılarsan; onları sevmeye zamanın kalmaz.

22. Aşk, karşındakini bulunmaz Hint kumaşı sanmanla, sersemin teki olduğunu anlaman arasında geçen zamandır.

kaynak: onedio

KARADUTUM ŞİİRİNİN HÜZÜNLÜ HİKAYESİ …..

12009829_10153239716621317_4358201432243547395_n[1]

1949’da bir gün İstanbul Büyük Kulüp’teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı:

“Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın”…

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü.
Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu… Çünkü şiirde “kadınım, kısrağım, karımsın” dediği kadın, karısı değildi.
Bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı: Mari Gerekmezyan…
“Kara saplı bıçak gibi”
Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair – ressamın sinesine, “kara saplı bir bıçak gibi” saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi, sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.
Yorgun yürek
“Karadut”, 1946’da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi’nden Mari Gerekmezyan’ın ölüm haberi geldi.
Bedri Rahmi yıkılmıştı. Sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğünde kendisini teselli eden, yine eşi Eren olacaktı. O dönem içkiye başladı ünlü şair…
Aşağıdaki şiir, o dönemin ürünüdür:

“Türküler bitti
Halaylar durdu
Horonlar durdu
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim, yoruldu…..”

Eren Eyüboğlu, eşinin bu zor dönemi atlatmasına yardımcı oldu.
Onu yeniden sanatıyla buluşturmak için çabaladı.
Başardığını sanıyordu.
Ta ki Büyük Kulüp’teki o geceye kadar…
“Karadut”u okurken, Bedri Rahmi’nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda yarasının hâlâ kapanmadığının kanıtıydı. Bunun üzerine Eren, bir süre Paris’te yaşamaya karar verdi. Oradan eşine yazdığı bir mektupta “o gece”yi hatırlattı:

4 Ocak 1950 – PARiS
“Canuşkam,
Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti.
Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapmışmış gibi olmuştum. O gece… Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri’nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın.
Eren.”

Buna katlandımsa, bu dualar işe yaradı.
Bedri Rahmi, 11 yaşındaki oğluyla eşine döndü.

1974’teki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı, aynı evde çalışıp üreterek, diz dize birlikte tükettiler. Öldüğü gün, eşi Eren cenazeden dönüşte, 35 yaşına gelmiş oğlunu karşısına oturttu.
“Babanı uğurladık” dedi, “Ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım. Yaşadığı ilişkiyi unutmadım. Hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. Buna katlandımsa, bil ki, sadece senin hayatın kararmasın diyedir.”

KARADUTUM…

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.
Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum
Netmiş, neylemiş, nolmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

HiTiTLERiN M.O.2000 YILINDAKi DUVAR YAZISINDAN ALINMISTIR.

mukemmel-mese-agaci-1001[1]

HİTİT DUASI

Tanrim,
Beni yavaslat.
Aklimi sakinlestirerek kalbimi dinlendir…
Zamanin sonsuzlugunu gostererek bu telasli hizimi dengele…
Gunun karmasasi icinde bana sonsuza kadar yasayacak tepelerin
sukunetini ver .
Sinirlerim ve kaslarimdaki gerginligi, bellegimde yasayan akarsularin
melodisiyle yika, gotur.
Uykunun o buyuleyici ve iyilestirici gucunu duymama yardimci ol…
Anlik zevkleri yasayabilme sanatini ogret; bir cicege bakmak icin
yavaslamayi, guzel bir kopek ya da kediyi oksamak icin durmayi, guzel bir
kitaptan birkac satir okumayi, balik avlayabilmeyi, hulyalara
dalabilmeyi ogret…
Her gun bana kaplumbaga ve tavsanin masalini hatirlat.
Hatirlat ki yarisi her zaman hizli kosanin bitirmedigini, yasamda hizi
arttirmaktan cok daha onemli seyler oldugunu bileyim…
Heybetli mese agacinin dallarindan yukariya dogru bakmami sagla.
Bakip goreyim ki, onun boyle guclu ve buyuk olmasi yavas ve iyi
buyumesine baglidir…
Beni yavaslat Tanrim ve koklerimi yasam topraginin kalici degerlerine
dogru gondermeme yardim et.
Yardim et ki, kaderimin yildizlarina dogru daha olgun ve daha saglikli
olarak yukseleyim.
Ve hepsinden onemlisi…
Tanrim,
Bana degistirebilecegim seyleri degistirmek icin CESARET,
Degistiremeyecegim seyleri kabul etmek icin SABIR,
Ikisi arasindaki farki bilmek icin AKIL ve
Beni askin korlugunden ve yalanlarindan koruyacak DOSTLAR ver…

(HiTiTLERiN M.O.2000 YILINDAKi DUVAR YAZISINDAN ALINMISTIR.)

Mevlana öğretileri – Hayattan ne öğrendim

Resim 195[1]

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yasamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.
* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatin bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…
* * *
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
* * *
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
* * *
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
* * *
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini…
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…
* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
* * *
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
* * *
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
* * *
Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
Gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
* * *
Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu…
Sonra dozunda acının,
yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
* * *
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayati tadacağını öğrendim.
****
****
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya…
Kalp durur…
Akıl unutur…
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…

MEVLANA

Yaşam üzerine fazla geldigi zaman onu zorlama

18cf96e6-6541-42a7-911a-8e24eaa8de9e-1[1]

Yaşam üzerine fazla geldigi zaman onu zorlama, biraz duraksa, neler olup bittigine anlam verme. Mutlaka yanlış bir şey oldu ve düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda degildi ve varlıgın ile buluşamadı. Sorun yok, sadece bekle.

Güneş doğacaktir, çimler yeşerecektir, çiçekler açacaktir, rüzgar esecektir ve yagmur yagacaktir,zorlamaya gerek yoktur,olmasi gereken kendiliğinden olur!

Izlemene devam et,sahitlik güzeldir,hem olayin dışındasındır hem de içinde, o bir dengedir, o anlamlidir,şahit ol,tanik ol ,olan ile bütünleş, güzellik olanlarin içinden filizlenecektir; zorlamaya gerek yoktur, olmasi gereken kendiliginden olur!..

Hayat üç buçukla dört arasindadir… Ya üç buçuk atarsin, ya da dört dörtlük yaşarsin…

NEYZEN TEVFIK

3 ADIMDA İLİŞKİLERİNİZİ İYİLEŞTİRİN

444101-3-4-15bb3[1]

Herhangi bir ilişkiyi iyileştirmek adına geliştirdiğim bir yöntemi paylaşmak istiyorum. Bu üç aşamalık sürecin en iyi yanı kendi kendinize yapıyor olmanız. Başka bir insanın aktif bir şekilde olaya dahil olması gerekmiyor. Yani olay tamamen sizde.

Bir ilişkiyi iyileştirmek için en önemli şey, ilişkilerin ardında yatan dinamikleri anlamaktır. İlişkilerdeki kopukluklar, iki kişinin farklı olması veya anlaşamaması gibi sorunlar yüzünden oluşmaz. İnsanların anlaşabilmesi için, sürekli olarak aynı fikirde olmaları veya benzer olmaları gerekmez. Sorunlar bir tarafın yada iki tarafın da yargılaması sonucu oluşur. İlişkilerin sorunlarının esas sebebi “yargılamaktır”. Yargı olmadan, ilişkiler gelişir ve büyür. Yargılamayı bıraktığınızda ise ilişkiler iyileşir.

Yargılamak ilişkilere neden zarar verir? Yargılandığımızı hissetmek, bizde bir reddedilme duygusu uyandırır. Bu yüzden ya kendimizi kaparız yada kendimizi korumak adına karşımızdakini geri yargılarız. Ama bu iki reaksiyon da araya mesafe ve uyuşmazlık sokar.

Yargılayan taraf biz olduğumuzda ise, diğer tarafı sırf kendi yargımızı haklı çıkarmak adına uzaklaştırırız. Yargınızda haklı olmanız veya gerçekten daha iyisini bilmeniz, aslında hiç önemli değil. Yargılamak bir arkadaşı, sevgiliyi, partnerinizi, ailenizi, çalışanınızı veya çocuğunuzu “yabancılaştırmanın” en iyi yoludur.

Yargılamamızı sevgi adına veya birini önemseme adına bile yapıyor olsak, bu hala yargılamaktır, ve her zaman niyetlendiğimizin zıddını bize verecektir. Eğer birini kaybetmek istiyorsanız, onları yargılayın.

Birini hem sevip, hemde yargılayamazsınız.

Birilerini yargılamayı bırakmanız ilişkinin iyileşmesine katkı sağlayacaktır, ama tüm hikaye bu değil. Bu iyileştirme sürecinde ufak birşey daha var. Eğer aşşağıdaki üç adımı takip ederseniz, herhangi bir ilişkiyi iyileştirecek güce erişebilirsiniz.

Birinci adım. Kendini -yargılama için bir tedavi

Bütün dünya senin bilincinin ve bilinçaltı inanışlarının bir yansıması, Bu sebepten, biri seni yargılıyorsa, onun bu yargısı, senin aslında kendi kendine yaptığın bir yargılamanın yansımasıdır. Kendi kendini yargılarken, bir başkasından seni yargılamayı bırakmasını isteyemezsin. Buradaki esas nokta, karşı tarafın seni nasıl yargıladığını tespit etmen, ve kendi içine dönüp kendini nasıl bir benzerlikle yargıladığını bulman olacaktır. Karşılığı direk olarak aynısı olmayabilir, ama bağlantıya odaklanmaya çalışın. Doğru tespiti yaptığınız anda, kendi kendini yargılama döngüsünden bilinçli bir şekilde çıkarsınız.

Bunu kimseyle paylaşmanıza gerek yok, tamamen iç dünyanızda yaptığınız bir hesaplaşma. Kendi kendizini yargılamayı bıraktığınız an farkı anlayacaksınız, çünkü karşı taraf da sizi daha fazla kabullenerek sizi yansıtacaktır. Eğer karşı taraf, yine sizi yargılamaya devam ediyorsa, tekrar içinize dönün ve kalan yargı parçacıklarını da temizleyin.

İkinci adım. Karşı taraf hakkındaki yargılarınızı iyileştirin.

Arkadaşınızı, eşinizi, ailenizi veya çocuğunuzu nasıl yargılıyorsunuz? Şunu unutmayın, yargılamayı birini önemsemeyle karıştırmayın. Umursamak yargılamak değildir. Karşı tarafın hayatında ne oluyorsa olsun, yargılamaya hakkınız yok. Bu kişiyi nelerle yargıladığınız hakkında tek tek maddelerden oluşan bir liste yapabilirsiniz, ve yargılarınızdan vazgeçebilirsiniz. Aynı şekilde, kendinizi nasıl yargıladığınıza da bir bakın, ve o yargıları da bırakın.

İşin aslı, ne kadar bilge olursanız olun, veya karşınızdaki kişiyi ne kadar iyi tanırsanız tanıyın, onun için neyin daha iyi olduğunu bilemezsiniz.

Eğer birini umursuyorsanız ve yardım etmek istiyorsanız, yapacağınız en iyi şey onu desteklemek olacaktır, gerçekten dinlemek, kendisine doğru soruları sormasını sağlamak olacaktır. Bu şekilde daha güçlü kararlar verecektir. Eğer algısı güçlü biriyseniz, onun kendi yolunu açacak soruları ona önerebilirsiniz.

Size sorulmadıysa, tavsiye vermeyin hatta sorulduysa bile, cevabınızda yargı unsurları olmaması konusunda çok dikkatli olun. Eğer yargılarsanız, kendinizi yabancılaştırırısınız, ve yabancılaştığınızda fark yaratma şansınızı kaybedersiniz.

Eğer pozitif bir etkiniz olsun istiyorsanız, büyük bir örnek oluştun. Kendi inançlarınızla bir bütün oluşturun ve bu hareketinizle bir model olun ama vaaz çekmeyin veya başkalarının işine karışmayın. Çünkü diğer taraf bunu yargı olarak deneyimleyecektir ve mesajınız hedeflediğiniz etkiye uğrama yolunda başarısız olacaktır.

Bu yazı ilişkiler ve iyileşmek üzerine, ufak çocuklar bile yargıya negatif, cesaretlendirmeye ise pozitif bir yanıt verecektir.

Yargısız daha güçlü bir aile olabilirsiniz, çocuğunuzu aktif bir şekilde yönlendirebilirsiniz.

Üçüncü adım: Karşı tarafı Kusursuz ve bütün olarak görün

Onun hakkında sevdiğiniz şeylerin listesini yapın. Gün içinde sadece bunlara odaklanın. Dikkatinizi sevmediğiniz yanlarına yada sorunlara vermeyin. Sadece sevdiğiniz şeylere odaklanın. Bu biraz zor olabilir, özellikle de aranızda sorunlar varken, ama devamlı bir şekilde pozitife odaklanıp, negatifi bıraktığınız sürece, bir şeyler değişmeye başlayacaktır- tamamen size kalmış.

Karşı taraf değişecektir çünkü onu görme şekliniz değişecektir. İşin güzel yanı ona hiçbirşey söylemek zorunda olmamanız. Tek yapmanız gereken sessiz sakin pozitife odaklanmak. Siz karşınızdakinin ve ilişkinin değişiminin farkında olurken, onun için herşey çok net olacaktır. Zihinsel ve duygusal açıdan partnerinizin, ailenizin, arkadaşınızın veya çocuğunuzun pozitif yanlarına uyumlanırken, aslında bu kişinin ve bu ilişkinin daha iyi bir versiyonunu çağırıyorsunuz.

Yargıları, mantık değerlendirmelerini ve haklı çıkarma çabalarını bir yana bırakabilirseniz, ilişkinizin bütün sorumluluğunu ve karşı taraf üzerindeki etkinizi üzerinize alabilirsiniz. Böylece, sadece ilişkiyi iyileştircek güce sahip olmazsınız, ilişkinizi hayal edebildiğiniz en iyi haline getirebilirsiniz.

Birini değiştirmek istiyorsanız, onlarda görmek istediğiniz değişim olmalısınız.

Yargılamak çok yanıltıcı olabilir, çünkü çoğu zaman bunu nasıl yaptığımızı bilmeyiz, ama bize yapıldığı her anda hissederiz. Eğer biri size negatif bir tepki veriyorsa, durun ve kendinize bakın, nerede yargılıyor olabilirsiniz? Fiile dökemiyorsanız bile, enerjiniz her zaman düşüncelerinizi ve hislerinizi yansıtacaktır.

İyileşme Süreci Zaman ve Sabır Gerektirir

Şunu unutmayın, yargının sizden (içinizden) çıkmasıyla, dış dünyada bir yansıma olarak gerçekleşmesi arasında her zaman bir vakit aralığı vardır. Yani süreçte sabırlı olmak iyi bir fikir olabilir.

Bu da karşı tarafın hala daha size karşı eleştirel ve uyumsuz olduğu anlamına gelebilir- ona deneyiminde izin verin, ve akışınıza devam edin. Ne kadar vakte mi ihtiyacınız var? Ne kadar gerekiyorsa. Buna bir sınır koymaya çalışmak, sadece işleri uzatır veya sizi hedefinizden alıkoyar. Eğer kendinizi ve karşı tarafı sevdiğiniz akışta kalmaya kararlıysanız, er yada geç büyük bir değişim gerçekleşecektir.

İlk başlarda aranızda daha az gerginlik ve daha önce ortada olmayan bir saydamlık hissedeceksiniz.

Başarınızın ilk adımlarına direk atlamayın, sevmeye, sorumlu kalmaya ve onu cesaretlendirmeye devam edin. Bazen yolda iniş çıkışlar olacaktır, bu sebeple işler tam gelişirken ufak sorunlar çıktığında tepki vermeyin, sadece bu üç adıma odaklanın, ve herşeyin yeniden kusursuzlaşmasını sağlayın.

Eğer akışta kalırsanız, başarı kaçınılmazdır, ama eğer yargılamanızın eski yönlerine dönerseniz, ilişki yine bozulacak, ve başladığınız yere döneceksiniz. Eğer bu olmaya başlarsa yeniden başlayın.

İyileşme adına bu üç adım, sınır koymayacağınız anlamına gelmez. Eğer biri sizi yargılıyorsa, saygılı bir şekilde ona ” pardon ama beni yargılama hakkına sahip değilsin” diyebilirsiniz ve eğer yargılamaya devam ederse ” beni yargıladığını duyabiliyorum” da diyebilirsiniz. Bu sizin tarafınıza bir sınır koyacaktır ve karşı taraf size nasıl davranacağıyla ilgili bir bilgi almış olacaktır. Hareketlerinizin, isteklerinizle uyum içinde olmasına özen gösterin.

İlişkilerdeki bu iyileşme süreci, büyük bir spirituel olgunluk gerektirir. Bunun çalışması için, kendinizi “gurur” dan cehaletten ve kendini üstün görmekten kurtarmanız gerekli. Dış dünyayı suçlamayı bırakıp, her ilişkiniz için gereken sorumluluğu almanız gerekli. Diğerlerinin uyanmasına, sorumluluk almasına, özür dilemesine veya birşeyleri farklı yapmasına gerek yok. Sadece senin bu geçişe ihtiyacın var. Sevdiklerinde görmek istediğin değişim sen olmalısın.

Dünya üzerindeki herhangi iki kişi, yargılamayı bir yana bırakıp, saf şükran duygusuyla bile birbirlerine sarılsalar muhteşem bir ilişkileri olur.

Kaynak: Wakeup-World

BUGÜN YARGILAMAYACAĞIM

fft20_mf200190[1]

Bugün yargılamayacağım….
Hiç kendinize bir gün, yanlızca tek bir gün boyunca hiç kimseyi yargılamama ve herkesi olduğu gibi kabul etme fırsatı verdiniz mi?

Çoğumuz bunu yapmanın çok zor olduğunu düşünürüz.

Birisini yargılamadan, bırakalım koca bir günü birkaç dakika geçirmek bile pek ender raslanan bir durumdur.

Üzerinde azıcık düşünürsek, ne kadar sık kendimizi ve başkalarını yargıladığımızı fark ederek dehşete kapılırız.

Yargılayıcı olmaya son vermenin olanaksız olduğunu bile düşündüğümüz olur.

Oysa gerekli olan yargılayıcı olmaktan vazgeçmeye istekli olmak ve mükemmeliyetçilik anlayışından uzak durmaktır.

Çoğumuz dar görüşlülük diyebileceğimiz bir kusuru vardır; insanları bir bütün olarak göremeyiz.

Karşımızdaki insanını tek bir özelliğine takılır ve bu yalıtılmış özelliği de hatalı buluruz.

Buna şaşırmamalı; hepimiz yapıcı eleştiri adı altında tebdili kıyafet etmiş yanlış buluculuğu öne çıkaran okul ve ev ortamlarında yetiştirildik.

Kendimiz, aynı hatayı eşlerimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız ve hatta tesadüfen tanıştığımız insanlara karşı işlerken yakaladığımızda, zihnimizi yatıştırmanın, düşüncelerimizi tahlil etmenin ve yanlış buluculuğun geçmiş deneyimlerimizin sonuçlarından kaynaklandığını bilince çıkarmanın pek çok yararı olurdu.

Geçmişten kalma kötü bir alışkanlık olan başkalarını değerlendirmek ve karşı değerlendirmeyi davet etmek, en iyi koşullarda şartlı sevgiyi, kötüsünde ise korkuya yol açar.

Sevgi kaşifliği kararımızı pekiştirdiğimizde insanların iyi yanları üzerinde yoğunlaşmak ve zaaflarını bağışlamak kolaylaşacaktır.

Ancak bu anlayışı kendimiz dahil herkese eşit olarak uygulamalıyız ki istisnasız bütün insanları ve kendimizi sevgiyle görmeyi başaralım.

Yargılamamak, korkudan kurtulmanın ve sevgiyi hissetmenin başka bir yoludur.

Başkalarını yargılamamayı ve oldukları gibi kabul etmeyi öğrendiğinizde, kendimizi de olduğumuz gibi kabul etmeyi öğrenmiş oluruz.

Düşündüğümüz, söylediğimiz ya da yaptığımız her şey bir bumerang gibi bize geri döner.

Yargılarımız, eleştiri, hiddet ve diğer saldırı biçimleri halini aldığında bize geri döner.

Yargıda bulunmaktan kaçındığımızda ve insanlara yanlızca sevgiyle yaklaştığımızda geriye gelen de sevgi olur.

* Gerald JAMPOLSKY

kaynak: sonsuz şifa facebook sayfası

YENİDEN “SIFIRDAN BAŞLAMAK” İÇİN, BANA IŞIĞI GÖSTER” GÜNLÜK DUA

1941-kizilderili-kadin-1024x767[1]

Mary Magdalene

Michelle Manders kanalıyla; Ocak ve Şubat 2012

Tüm Hakları Saklıdır & Copyright Michelle Manders

Bu yazı, berraklık, şifa ve huzur arayan insanları desteklemek için sahibi Michelle Manders ve The Palace of Peace tarafından ücretsiz olarak yayınlanmaktadır. Bu nedenle, Bütünlük Yasasının onurlandırılmasını takdirle karşılıyoruz ve hiç bir insanın, grubun, organizasyonun veya herhangi türde oluşumun herhangi bir durumda bu dökümanın herhangi bir kısmını değiştirmemesini ve kişisel maddi kazanç için kısmen veya tamamıyla yayınlamamasını istiyoruz. Websitemizdeki indirilebilir tam yazının linkini alıntı yapabilirsiniz.

www.palaceofpeace.net

Lütfen bu bilgiyi okumanın üzerinizde bir etkisi olacağını not edin, çünkü bilgi zamansızdır. Enerjisel olarak Mesajı Veren Varlığa bağlanırsınız ve benzer bir işlem sizde de gerçekleşir, bu güçlüdür. Canlı kanallığın verildiği zaman çizgileri ile ilgili çok fazla kaygılanmayın. İlahi Planınıza, Zamanlamanıza & Amacınıza uygun olarak benzer bir işlemden geçersiniz.

Günaydın Anne/Baba Tanrı, Üstatlar ve Melekler. Ay Ana, Güneş Baba ve benimle ve benim vasıtamla çalışan gezegenler.

Bilincimi Anne/Baba Tanrı ile ve Yeni Dünyamınızın Yüksek Bilincinin Yeni Izgarası ile uyumluyorum.

Bilgeliğin, sevginin, gerçeğin, bilginin ve inayetin En Yüksek Düzenleri tarafından korunmak, rehberlik almak, ilham alman ve motive edilmek istiyorum.

Bilincimin yaratıcı gücün, koşulsuz sevginin ve bana ışığı gösteren, aynı zamanda hakikat ve sevgi olan genişlemiş farkındalığın Yüksek Kaynakları ile mükemmel şekilde uyumlanmış kalmasına niyet ediyorum. Ayrıca sevgi tanımımın farkında olmaya ve her seviyede ve her şekilde tüm ilişkilerde ışığı yansıtan ışığın güçlü yaşam kalitesini deneyimleyebilmeye ve ifade edebilmeye niyet ediyorum.

Bilinçli aydınlanma yolculuğumu sağlamak ve daha büyük kendini – bilme ve iyileşme yolculuğumu desteklemek amacıyla, Anne/Baba Tanrıdan bana rehberlik yapmasını, beni korumasını ve her anda yapmaya gereksinim duyduğum her şeyi bana ifşa etmesini istiyorum.

Sevgi, bilgelik, hakikat ve ışığın güçlerini almak için kalbimi ve zihnimi açıyorum, ruhumu açıyorum ve bu güçlerin varlığımı doldurmasına izin veriyorum.

Tüm kaygılarımı, korkularımı ve mücadele ettiğim her şeyi, şu anda beni kucaklayan bu güçlü enerjiye teslim ediyorum.

Enerjilerini enerji alanım ile birleştirmeleri için İnayet, Güç ve Koşulsuz Sevginin kutsal Elohim’ine izin veriyorum.

Saflık, pozitiflik, sebat ve pozitif güç olan İhtişamlı BEN’İM Varlığını çağırıyorum ve bu enerjinin her zaman enerji alanım ile bir olmasına niyet ediyorum.

Seçmiş olduğum bu yeni yaşamda sıfırdan başlarken, enerjilerini benim enerjim ile uyumlamaları için Işığın Görkemli Başmeleklerini ve Solar Başmelekleri davet ediyorum ve onların korumalarını istiyorum ve geçmiş hayatımın üzerine yükselmek ve merkezlenmiş ve odaklanmış kalmak için bana rehberlik yapmalarına, yönlendirmelerine, ilham vermelerine ve motive etmelerine izin veriyorum; yüzleşmeye ve ilerlemeye hazır olduğum salıverme fırsatlarını getirecek olan içimdeki Zaman Kodunu açan anıları tutuşturuyorum.

Koruyucu Meleğimi çağırıyorum ve Koruyucu Meleğim ile aramızdaki tüm iletişim kanallarının geçmiş yaşamımdan, henüz arkamda bıraktığım yaşamımdan gelen, tüm negatif, kısıtlayıcı ve kendini sabote edici filtrelerden temizlenmesini istiyorum. Bu yeni enerji bedenine adım atarken, etrafımda gerçekleşen kısıtlama ve baskılamaya neden olan her şeyin daha fazla parçalanması şeklinde, yaşamımda hızlanmış değişimleri bekliyorum.

Otantik (Özgün) Işık Benliğimin tam özünü, varlığını ve gücünü çağırıyorum ve kendimin bu parçasına bilinçsiz, bilinçaltı ve bilinçli benliklerim ile birleşmesi için tam izin veriyorum.

Taze, erdemli, güçlenmiş ve pozitif perspektif ile sıfırdan başlayabilmem için, çağırmış olduğum güç ve ışığın tüm bu veçhelerine, bu yeni yolculukta anılar şeklinde beni izlemiş olan geçmiş yaşamımdan gelen şeyleri salıvermeye gereksinim duyduğum her şeyi mükemmel, uyumlu ve mucizevi şekillerde inayet ile ifşa etmesine izin veriyorum.

Varlığımı açıyorum ve kendi içimde ve Cennet alemlerinde var olan en büyük ışık, sevgi, hakikat ve bilgelik kuvvetlerinin ihtişamlı gücünü çağırıyorum ve bu enerjiyi varlığıma getiriyorum ve onun benimle bir olmasını istiyorum. Bu enerjiyi topluyorum ve sahip olduğum her motivasyonu teşvik etmek için kullanıyorum.

Koruyucu Meleğimi ve Şifa meleğimi çağırıyorum. Üstat Benliğimi, Otantik Benliğimi, Mesih Benliğimi ve görkemli BEN’İM Varlığımı çağırıyorum.

Ruhumun, Koruyucu Meleğimin, yüksek benliğimin düşüncelerime, sözlerime ve eylemlerime rehberlik yapmasını, içsel ışığımı kucaklamama ve şimdi içsel ışığımla çalışmama yardım etmelerini ve yapmam gereken eylemlerin parçası olarak cesaret, sabır, disiplin ve sebat ile bana yardımcı olmalarını istiyorum.

Ayrıca Ruhumun, Koruyucu Meleğimin, yüksek benliğimin başkaları ile etkileşim kurmak ve bunu güven duygusu ve kolaylıkla yapmak için irademi kuvvetlendirmelerini istiyorum. Berrak şekilde ve kolaylıkla konuşmak için rehberlik almayı istiyorum.

Yalnızca ilahi planımın en yüksek iradesi ile, ruhumun, yaşamımın en büyük hayrı ile uyumlu olan şeyleri deneyimlememi sağlamaya yardımcı olun. Bunların, cesaretimi, sınır koyma yeteneğimi kuvvetlendirmek açısından öğrenmem gereken dersin bir parçası olup olmadığını veya en yüksek hayrım için ya da ilgili herkesin en yüksek hayrı için olan bir şey olup olmadığını kendi içimde duyumsamama yardımcı olun.

Dünya Ana, lütfen tüm ihtiyaçlarımı tezahür ettirebilmem için beni toprakla.

Zaman, lütfen beni destekle ve ruhumun en yüksek iradesi ile  ve yaşamımın ilahi planının iradesi ile uyumlu olan şeylerin hepsini tamamlayabilmem için kalbimin ritmine ilerle.

Teşekkür ederim!

Telif Hakkı Uyarısı – Güven ve Bütünlük Yasalarını onurlandırmanızı ve bu bilginin hiç bir kısmının para kazanmak için kullanılamayacağını, değiştirilemeyeceğini, tercüme edilemeyeceğini, yeniden üretilemeyeceğini, dijital olarak kaydedilemeyeceğini, kısmen ya da bütün olarak silinemeyeceğini bilmenizi istiyoruz. The Palace of Peace mesajlar için tercümanlar atadı ve bu insanlardan başkası tarafından tercüme yapılamaz. Bu mesajı başka bir dilde okumak isterseniz veya bu materyali kendi dilinize tercüme etmek isterseniz, lütfen michelle.palaceofpeace@gmail.com adresine yazın. Bu bilgi her zaman Michelle Manders’in fikri mülkiyetinde kalır.

(Çeviri: Saffet Güler)

kaynak: sonsuz şifa facebook sayfası

Burcunuza Özel Tavsiyeler… Aman Kaçırmayın…

imagesZ59L34C3

KOÇ:

Maceracı ve girişimci ruhunuzu açığa çıkaracak yeniliklerde bulunun.
Geçerliliğini çoktan yitirmiş kurallarla kendinizi hapsetmeyin
Yeni ve keşfedilmemiş alanlarda söz sahibi olmaya çalışın.
Başkalarının izini takip etmeyin
Hedef belirlerken büyük düşünmeye çalışın.
Asla küçük tepelerin kaşifi değil, zirvelerin sahibi olun.
Bağımsızlığınızdan asla ödün vermeyin.
Sizi zincirlemelerine müsaade etmeyin
Cesaretli olun, ideallerinizi gerçekleştirmekten asla yorulmayın.
İlgi duyduğunuz bir alanda muhakkak söz sahibi olmaya çalışın.
Öfkenize yenik düşmeyin.
Diplomatik davranın.
İstekleriniz için mücadeleci olun.
Çabuk pes etmeyin.
En büyük savunmanın, en güçlü saldırıyla mümkün olduğunu unutmayın.
Akılcı davranın. Gücünüzü nerde kullanmanız gerektiğini bilin
Yeteneklerinizden şüphe etmeyin. Bilakis ortaya koymak için azimli olun.
Amaçlarınız için tarih belirleyin. Şu tarihe kadar bunu başaracağım diye kendinize söz verin.
Önsezilerinize ve içgüdülerinize güvenin.
Asla, sıradan olanı istemeyin. Herşeyin en kaliteli olanını kendinize layık görün.

BOĞA:

Kendi değerinizin mutlaka farkında olun.
Hayatın eğlenceli yanlarından istifade edin.
Affedici ve kararlı olun.
Doğanın kendi içindeki dengesine inanın.
Geçmiş kararlarınızı sorgulamayın.
İnatçı davranmayın.
Hayatı sürekli planlamaya çalışmayın.
Değişime karşı çıkmayın. Yenilikçi düşünün.
Girişimci olmaktan kesinlikle vazgeçmeyin.
Cazibenizi, karizmanızı nerede kullanmanız gerektiğini iyi tespit edin.
En ufak bir detayı gözden kaçırmayın. Gözlemci olun.
Karmaşık meseleleri, tutarlılık gücünüzle çözmeye çalışın.
Esnek düşünmeyi bilin veya böyle düşünen kişilerle beraber olun.
Rahat davranın. Pratik olun ve başka fikirlere kulak verin.
Yenilikleri sıkı takip edin. Teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanın.
Bir şey canınızı sıkıyorsa, bunu dile getirmekten kaçınmayın.
Yardım istemekten çekinmeyin. İstiyorum benim olmalı demeyi unutmayın.
Mücadeleci ve hırslı olun.
Herşeyi alıştığınız şekilde yapmak yerine, farklı yollar deneyerek gerçekleştirin.
Enerjinizi düşürebilecek, sizi ağırlaştıracak herşeyden uzak durmaya çalışın.

İKİZLER:

Meraklılık duygunuzu mutlaka ön planda tutun. Bu sizi başarıya götürür.
Sezgilerinize güvenin. Kendinize inanmaktan asla vazgeçmeyin.
Çevrenizle iletişiminizi güçlü tutun, kendinizi ifade etmekten kaçınmayın.
Sabırsızlık göstermeyin. Kararlı olun.
Karar verirken, incelemelerde bulunmayı ihmal etmeyin.
Konuşmak kadar dinlemeyi de mutlaka bilin.
Düşüncelerinizi ifade ederken, ılımlı davranmaya özen gösterin.
Yeni fikirlere ve deneyimlere açık olun.
Esprili ifade tarzınızı yerine göre kullanmayı bilin.
Bir konuda karar verirken, derinlemesine düşünün.
Bildiklerinizi diğer insanlarla paylaşmayı unutmayın.
En az bir yabancı dil mutlaka öğrenin.
Yazma, araştırma, güçlü irtibatlarda bulunma yeteneğinizi ön planda tutun.
Kimsenin sizi etkilemesine ve kandırmasına izin vermeyin.
Her türlü tartışmada sakin kalmayı bilin.
Sürekli fikir değiştirmeyin. Belli bir amacınız olsun. Hedefinize kitlenin.
Teknolojik aletleri, iletişim araçlarını kullanmayı ihmal etmeyin.
Acele tavırlar içinde olmayın. Fazla vesveseli davranmayın.
Para konusunda düzensiz, uçarı ve dağınık olmayın. Hesabınızı iyi yapın.
Fazla uykusuz ve aç kalmamaya dikkat edin. Sigaradan uzak durun.

YENGEÇ:

Çekingen davranmayınız. Girişimci olmaya çalışınız.
Herhangi bir durumda, olayları gerçekçi bir şekilde görmeye çalışınız.
Endişeli durumlardan uzak kalmak için etrafınıza duvar örmeyiniz.
Dış dünyaya açılmaktan korkmayınız. Öncü gücünüzü ön planda tutunuz.
Endişe, vesvese ve aşırı hassasiyet ve alınganlıktan uzak durunuz.
İlişkilerde terk edilme korkusu taşımayınız. Sizinle olmak ayrıcalıktır bunu unutmayınız.
Çocukça davranmayınız. Çıkarlarınızın farkında olunuz.
Hayata dar gözlüklerle bakmayınız. Bağımsızlık duygusunu ön planda tutunuz.
Aşırı sahiplenici olmayınız. Koruma ve kollama güdünüz belli sınırda tutunuz.
Gereken yerlerde mantığınızla duygularınızı dengeli kullanmaya çalışınız.
Sezgileriniz son derece güçlüdür. İnsan ilişkilerinde bu gücünüze güveniniz.
İçedönük olmayınız. Yeri geldiğinde sizi üzen, kızdıran şeyleri dile getiriniz.
Sevginizi, şefkat duygunuz, yardım severliliğinizi kimsenin hoyrat kullanmasına izin vermeyiniz.
Yakın çevrenizin sözlerinden, hareketlerinden etkilenmeyiniz. Kendi kararlarınızı kendiniz veriniz.
İlişkilerinizde vermek kadar, almayı da unutmayınız. Yeri geldiğinde bencil olmayı biliniz.
Sırf huzursuzluk çıkmasın diye, sizi üzmelerine izin vermeyiniz.
Kabuğunuzdan sıyrılınız, mutlu olmak için gerektiğinde risk almayı biliniz.
Ailenizi, ileride kuracağınız yuvanızın üstünde otorite olarak görmeyiniz. Kendi yuvanızı kendiniz idare ediniz.
Pozitif insanlarla beraber olunuz. Dertli tasalı, negatif düşünen kişilerden uzak durunuz.
Geleceğinizi kuramamak, zor durumda kalacağınızı düşünmeyiniz. Siz güçlü bir insansınız. İsterseniz yoktan varedebilirsiniz.

ASLAN:

Sürekli pohpohlanmayı, alkışlanmayı, ilgiyi uyandırmayı beklemeyiniz. Yeri geldiğinde size karşı çıkacaklardır. Esnek düşünmeye çalışınız.
Yaratıcılık gücünüzü ön planda tutunuz.
Yenilikçi düşününüz. Girişimci olunuz. Cesaretinizi, güven duygunuzu asla kaybetmeyiniz.
Verici ve cömert olmayı sürdürünüz. Çünkü siz burçlar kuşağının kral ve kraliçesisiniz.
Sizi onaylamasalar bile, doğru bildiğiniz yolda ilerleyiniz.
Dünyanın sizin etrafınızda dönmediğini görseniz de, yılmayınız. Amacınızı gerçekleştirmek için kararlı olunuz.
Kibir, gurur ve inattan uzak durunuz.
Her yeni günü neşeyle, iyimserlikle karşılayınız.
Yeteneklerinizi muhakkak değerlendirmeye çalışınız. Eğitiminizi sürdürünüz.
Spontan ve rahat davranınız. Unutmayın siz bir Aslansınız.
Zevklerinize aşırı derecede takılı kalmayınız. Aşırı olan herşeyden uzak durunuz.
Sonunu göremediğiniz hiçbir olgunun içinde yer almayınız.
Tecrübe ve bilgi birikimlerinizin farkında olunuz. Bunları muhakkak değerlendiriniz.
İrade gücünüzden yararlanmayı ihmal etmeyin.
Gerektiğinde risk almayı bilin.
Çalışmak kadar, hayatın eğlenceli yanlarının da keyfini çıkarmayı bilin. Tabii ki dozunda.
Tutkularınızda aşırıya kaçmayın.
İsteklerinizin olması için dramatik şovlar sergilemeyin.
Özgüven duygusu bir Aslan için son derece önemlidir. Ne şartta olursanız olun, bunu kaybetmeyin.
Kalbinizin arzularını dinlemeyin unutmayın.

BAŞAK:

Katılımcıdan olmaktan, kendinizi ifade etmekten çekinmeyin.
Hayatın sırf çalışmak olmadığını bilin, kendinize zaman ayırmayı unutmayın.
Ne geçmiş ne gelecek, önce bulunduğunuz anın önemli olduğunu unutmayın.
Başkalarının size ihtiyacı olduğunu unutmayın, fakat kendinizden de taviz vermeyin.
Ilımlı, şefkatli davranın. Hiç kimsenin mükemmel olmayacağını bilin.
Aşırı kuruntulu, vesveseli, aşırı analizci davranmayın. Yani aşırılıklardan uzak durun.
Detaylar önemlidir. Fakat bunu aşırısı rahatsız edicidir. Kendinizi yormayın.
Bir şirkette üst yönetimde olmayı hedefleyin. Siz yeteneklisiniz ve yükselebilirsiniz. Bunu unutmayın.
Bir insan hakkında hemen karar vermeyin. Enine boyuna inceleyin. Eleştirici gözle bakmamaya çalışın.
Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Bunun için kendinizi tedirgin etmeyin.
Eğer koşullarınız hoşuna gitmiyorsa, bunu değiştirmek için çaba sarfedin.
Son söylenecek sözü, baştan söylemeyin.
Hangi işi yapıyor olursanız olun, o konuda ustalaşın.
Sağlığınız en değerli hazinenizdir. Kendinizi yorgun düşürene kadar çalışmayın.
Kazanmak için, ileri görüşlü ve pratik olun. Hedefinize kararlılıkla ilerleyin.
Sorumluluk duygunuz ile aşk ilişkiniz arasındaki dengeyi ve zamanı iyi ayarlayınız.
Affedici olmayı, uyumlu davranmayı ihmal etmeyin.
Parasız kalmaktan korkmayın, çünkü siz kazanmayı bilecek kadar zekisiniz.
Başkalarının sizden daha yetenekli olduğunu düşünmeyiniz. Çünkü bu doğru değildir.
Hata yapmaktan korkmayın. Çünkü siz bir insansınız. Hata yaptığınızda kendinize boş yere yüklenmeyin.

TERAZİ:

Nezaket, diplomasi, denge ve adil düşünmekten vazgeçmeyiniz.
Sorunların üstünü örtmeyiniz, sıcağı sıcağına çözmeye çalışınız.
Ortaklaşa hareket etmekten çekinmeyiniz. İşbirliğini önemseyiniz.
Yeni ilgi alanları ve yeni arkadaşlar edinmeye devam ediniz.
Dengeli, bütünlük içinde hareket etmeye, paylaşımcı davranmaya devam ediniz.
İlişkilerde sabırlı olunuz. Sorumluluklarınızı asla ihmal etmeyiniz.
Tek başına ilerlemek, özgürlük iyidir. Ama günün birinde bir cana ihtiyacınız olacağını unutmayınız. Bizlik kavramından uzak durmayınız.
Ne zaman kararsızlık duysanız, gerçeği ve adaletin sesine kulak veriniz. O size doğru seçeneği bulmanızda yol gösterecektir.
Ne zaman kendinizi kapana kısılmış gibi hissederseniz, dünyaya açılın ve sosyal olmaya çalışın. İnsanlarla bir arada olmak sizi besleyecektir.
İlişkilerde sınırlarınızı iyi belirleyin.
Giyim tarzınızla, davranışlarınızla kendinize has bir vizyon yaratmayı ihmal etmeyin.
Kendinizle gurur duymayı bilin. Çünkü yöneticiniz Venüs sizi diğerlerinden farklı bir şeklide taçlandırmıştır.
Asla sıradan olmayın. Bulunduğunuz ortamın kalitesine, birlikte olduğunuz insanın kişilik özelliklerine dikkat ediniz.
Başkalarını yüceltmek uğruna, bay ve bayan iyi olmaya çalışmayın.
Kendinizi başkalarının gözüyle değerlendirmeyin. Önemli olan sizin kendiniz hakkında ne düşündüğünüzdür.
İş veya özel hayatınızdaki ilişkilerde uyumlu olmak uğruna, sıkıntılarını dile getirmekten çekinmeyin. Eğer bir şey size uymuyorsa bunu mutlaka belirtin.
Size kötülük edenlere aynı şekilde karşılık vermeye çalışmayın.
İnsanları bir birlik etrafında toplayabilen üstün bir kişi olduğunuzu unutmayınız.
Haksızlıklar karşısında doğal zarafetinizle mücadele edin. Karşılık vermeden destek olmayı bilin.
Hangi durum olursa olsun, başkalarının fikirlerini ve bakış açıları sormayı ihmal etmeyin.

AKREP:

Değişim ve gelişimden yana düşünmeyi asla ihmal etmeyiniz.
Olaylar ve insanlar karşısında esnek düşünmeye ve uyumlu davranmaya çalışınız.
Maddi ve manevi yenilenme gücünün anahtarı elinizdedir. Bu nedenle şanslı olduğunuzu biliniz. Hayattan umudunuzu asla kesmeyiniz.
Başkalarının işine size sorulmadıkça karışmayınız. İçinde bulundukları özel durumları öğrenmeye çalışmayınız.
Sabırsız davranmayınız, yargılamalarda bulunmayınız.
Birisini sevmediyseniz, kafayı bu kişiye taktıysanız, ağzıyla kuş tutsa size yaranamayacaktır. Lütfen bu huyunuzdan vazgeçiniz.
Hedeflerinizi öz disiplin duygunuz sayesinde gerçekleştirebilirsiniz. Bu gücünüzü daima ön planda tutunuz.
Yapıcı değişimlerden yana olunuz.
Sizi durgunlaştıran veya enerjinizi düşüren herşeyden uzak durunuz. Siz aktif olmalısınız.
İntikam duygunuzu lütfen dizginleyiniz. Çünkü bu duygu gelişiminizin önünde duran tek engeldir.
İşleriniz ne kadar kötüye gitse de, güç ve kararlılık ateşini içinizde asla söndürmeyiniz. Bu güçle karanlıkları aydınlığa çevirebilirsiniz.
Elinizdeki kaynakları doğru alanlarda kullanmayı bilen bir burcun insanısınız. Bu gücünüzden yararlanmak için, gizli yeteneklerinizi açığa çıkarmayı deneyiniz.
Herhangi bir şeye inanmadan önce sağlıklı bir şekilde sorgulamayı unutmayınız.
Başarılması ne kadar zor olsa da, amacınıza odaklanınız. Bu odaklanma her işin altından başarıyla kalkmanızı sağlayıcıdır.
İhtiyacınız olmayan, geçerliliğini yitirmiş kişi veya olaylar üstünde zaman kaybetmeyiniz.
Hırs ve aşırı tutkularınıza yenilmeyiniz.
Aşk hayatınızda aşırı sahiplenici, kıskanç ve saplantılı davranmayınız.
İsteklerinizi elde etmek için karşınızdaki kişiyi bunaltmayınız, cinsellikte ölçüyü kaçırmayınız.
Gücünüzü toplamak ve yenilenmek için, kendinize zaman ayırmayı unutmayınız. Ne durumda olursanız olun, yalnız geçirilen zaman dilimleri size çok iyi gelecektir.

YAY:

Dünyayı keşfetmekten, yeniliklerde bulunmaktan, hayatınızın anlamını aramaktan asla vazgeçmeyiniz.
Öğretmekten, öğrenmekten, araştırmaktan, bilgilenmekten uzak durmayınız. Dünyanın size ihtiyacı olduğunu biliniz.
Yüksek hedefler belirleyiniz. Bu hedeflere ulaşmak için azimli ve kararlı davranınız. Bu sizi dağılmaktan koruyabilir.
Amaçlarınızı belirlediğinizde, ben bunu hallederim demeyi unutmayınız. Çünkü bunu hakikaten başarabilecek kadar güçlüsünüz.
Burcunuz inanç, merhamet, yükselme, genişleme, maneviyat, şans, bilgelik ışığıyla donatılmıştır. Bunların bilincinde olarak güvenle ilerleyiniz.
Büyük düşününüz. Fırsatların ayağınıza gelmesini beklemenize gerek yok. Çünkü siz fırsatları kendiniz yaratabilecek kadar akıllısınız.
Sezgilerinize güveniniz. Onlar sizi yanıltmayacaktır.
Sabırlı olunuz. Çünkü sabır, bilgeliğe giden yolda size rehberdir, ışıktır.
Başkalarının görüşlerine önem veriniz. Çünkü bunları bilirseniz, yanlışları hakkında onları uyarabilirsiniz.
Uzun yolları, uzak ülkeleri, diyarları keşfetmeye hazır olunuz. Belki uzun sürer ama size o kadar çok şey kazandırır kil.
Kısa yoldan zengin olma hayallerine kapılmayınız. Sizin yolunuz uzundur ama kalıcıdır.
Olayları ve durumları sadece kendi bakışınıza göre ele almayınız. Farklı görüşlere tahammül etmeyi unutmayınız.
Sözlerinizi muhakkak tutunuz. Gücünüzü aşan sözler vermemeye çalışınız.
Aşırı abartılı ve coşkulu hareketlerden kaçınınız. Ölçülü olmayı unutmayınız.
Soylu ve asaletli bir insan olduğunuzu unutmayınız. Her daim genç görüneceğinizi biliniz.
Kutsal değerlerinize önem veriniz. Maneviyatınız sizi bir çok kötülükten koruyabilir.
Her zaman bir yedek planınız olsun. Sıkıştığınızda bunu kullanarak sonuca ulaşabilirsiniz.
Eğitim hayatınıza özel önem veriniz. Sonuna kadar gidiniz. Çünkü sizlerin bilgisine insanlığın ihtiyacı vardır.
Açık ve dobra bir kişisiniz. Fakat sözlerinizi tartmadan, iyice düşünmeden sarfetmemeye özen gösteriniz. Çünkü farkında olmadan birilerini kırabilirsiniz.
Eleştirilere açık olunuz. Bunlar gelişiminiz için son derece önemlidir.

OĞLAK:

Evren size sabır, disiplin, sorumluluk, güven olgusunun anahtarlarını vermiştir. Bunlarla her türlü sorunu çözebilir, her kapalı kapıyı açabilirsiniz.
Yakın ilişkilerinizde duygularınızı ve sıkıntılarınızı saklamayınız.
Problemlerinizi ılımlı ve olgun tavırlar içinde çözmeye çalışınız.
Herşeyden kendinizi sorumlu tutmayınız. Başkalarıyla ilgilenirken kendinizi ihmal etmeyiniz.
Sosyal ilişkilerinizi önemseyiniz. Hayatın sadece çalışmaktan ibaret olmadığını biliniz.
Dürüst davranmanız gereken yerlerde, sırf birileri üzülecek diye içinizdekilerini saklamayınız.
Yetenekleriniz konusundaki mütevaziliğinizi koruyunuz. Bunun sizi yücelttiğini biliniz.
Sabırlı davranmaya devam ediniz. Çünkü eninde sonunda ödüllendirileceğinizi biliniz.
Çok çalışmak tabi ki iyidir. Fakat bir gün yaşlandığınızda keyfini süremediğiniz günlerin acısını çekmemek için eğlenmeyi de ihmal etmeyiniz.
Engellerinizin sizi başarıya götüren en önemli itekleyici güç olduğunu unutmayınız.
Güven duygunuzun sarsıldığını hissettiğinizde kendinizi inadına ödüllendiriniz.
Asla karamsar düşünmeyiniz. Zirveye çıkarken minik taşlara çarpabilirsiniz. Ama siz yine de oraya varabilecek güce sahipsiniz.
Büyük zaferlerin sahibi olarak, kendinize olan saygınızı daima ön planda tutunuz.
Soğukkanlılığınızı koruyunuz. Bu sizi her türlü başarıda ön sıralarda tutacaktır.
Başkaları tarafından takdir edilmeyi nasıl bekliyorsanız, siz de diğerlerini başarılarından dolayı kutlayınız.
Sosyal ortamlarda kendinizi, başarılarınızı ve yeteneklerinizi göz önüne alarak ifade etmekten çekinmeyiniz.
Hedefinizi büyük düşününüz. Geleceği parlak olmayan bir yerde bulunmak yerine büyük bir işletmede çalışmayı tercih edin.
Kendi kaderinizi ve kimliğinizi şekillendirmeye çalışırken, toplumsal şartlanmaların esiri olmayınız.
Doğal yapınızla uyuşmayan hiçbir fikri, insanı, şartı ve durumları kabul etmeyiniz.
Hiçbir zaman yaşlanmayacağınızı biliniz. Siz şarap gibi, yıllar geçtikçe daha karizmatik ve daha çekici ve güzel olabileceksiniz. Bu burcunuza verilmiş doğal bir şanstır.

KOVA:

Değişimden korkmayınız. Standart kalıplara bağlı kalmayınız. Orijinal düşüncelerinizi hayata geçirmekten vazgeçmeyiniz.
Gelecek planlarınızı, amaçlarınızı size uygun ortamlarda, sizinle aynı yolda ilerleyebilecek kişilerle paylaşmaya çalışınız.
Özgürlüğünüzü kimsenin tekeline bırakmayınız. Sürüye boyun eğmeyiniz.
Modern düşününüz. Kişisel hedeflerinize saygı gösteren insanlarla bir arada olmaya çalışınız.
Duygularınızı asla ihmal etmeyiniz. Mesafeli ve soğuk olmayınız.
Hedefe varmak veya herhangi bir eylemde bulunmak için, başkalarının onay vermesini beklemeyiniz.
Çevrenizde olan biteni görmezlikten gelmeyiniz. Sabit fikirli olmayınız. Daha geniş gözlüklerle hayata bakmaya çalışınız.
Sizler buluşçu, hayatı kolaylaştırabilen sıradışı, yaratıcı kişilersiniz. Bu özellikler size armağandır. Bu özelliklerinizi ifade etmekten kaçınmayınız.
Sizler üstün bir sezgi gücüne sahipsiniz. Baktığınız her insanın nasıl biri olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz.
Sizler dünyayı yaşanabilir hale getiren, mantık, tarafsızlık, zeka ve barışçıl özellikleriyle donatılmış özel kişilersiniz. Kesinlikle gücünüzü hafife almayınız ve umutsuzluğa kapılmayınız.
Bulunduğunuz alanı yenileştiriniz. Hayatınızda rutinliğe yer vermeyiniz. Siz gelişimci bir burcun insanısınız. Sınırların ötesinde düşünmeye çalışınız.
Gerçek anlamda özgür olmak için, öncelikle bireyliğinizin farkında olmanız gerektiğini biliniz.
Diğerlerinden sizi ayıran farklılıklarınızın, gelişiminizin önünü aydınlatan ışık olduğunu unutmayınız. Sıradan şeylerle yetinmeyiniz.
Yenilikleri özellikle teknolojik gelişmeleri iyi takip ediniz.
Zor durumda olduğunuzda yardım istemekten çekinmeyiniz. Bunun gereksiz ve küçültücü bir şey olduğunu düşünmeyiniz.
Kova burcu, umutlar ve rüyaların, arzuların ve dostlukların burcudur. Yaşamınız boyunca ideallerinizin peşinde koşmaktan ve bunları gerçekleştirmekten vazgeçmeyiniz.
Bulunduğunuz alanda en yüksek konuma gelebilmek için, yenilikleri takip ediniz. Siz bu yenilikleri herkesten daha çabuk öğrenebilir, uygulayabilir, diğerlerinin sizi takip etmesini sağlayabilirsiniz.
Bütün mucize, inanmakta gizlidir. Sezgilerinize kulak veriniz. İç sesiniz nerde ne yapmanız gerektiğini size söyleyen bir rehberdir. Bu ses, zirveye daha kolay çıkabilmenizi sağlayıcıdır.
Daha önce hiç düşünülmemiş olanları keşfetmeye çalışabilir veya eski bir oluşuma yeni yöntemlerle hız kazandırabilirsiniz. Sonrasında ise bunları uygulayabilirsiniz. İşte siz bütün bunları yapabilecek kadar sıradışı bir kişisiniz.
Eş seçerken, farklılıklarınıza saygı duyacak, özgürlüğünüzü denetim altında tutmayacak, sizinle arkadaşça paylaşımlarda bulunacak, üzerinizde denetim uygulamayacak kişileri tercih ediniz. Böylece mutlu bir ilişki yaşayabilirsiniz.

BALIK:

Bilinmeyenlerin gizli anahtarı sizdedir. Siz diğerlerinden daha çabuk ve önce olacaklarını sezinleyebilirsiniz. Ne zaman sıkılsanız ve darda kalsanız bu anahtar size kilitli olan güzelliklerin kapısını açacaktır.
Kendini aşma ve farkındalıklarınızı ortaya koymaktan çekinmeyin.
Yaşamın iniş ve çıkışları sizi yıldırmasın. Endişelerin sizi teslim almasına izin vermeyiniz.
Kafanız karışık olduğunda plan yapmaktan kaçının. Aşırı duyarlılık yanlış kararlar vermenize neden olabilir.
Çıkarlarınızı korumayı unutmayın. Kimsenin iyi niyetinizi kullanmasına göz yummayın.
Gerçekler ortadaysa, görmezlikten gelmeyin. Eğer ilişkinizde sorunlar varsa bunları çözüme kavuşturmak yerine boşver demeyin. Siz mutlu olmaya layıksınız.
Yetersizlik duygusunun sizi esir almasına izin vermeyin. Çünkü sizde herşeyle başedebilecek kadar zengin bir ruh alemi var.
Geri çekilmeyin, pes etmeyin, kararlı olun. Hiçbir şeyin sizi yıldırmasına izin vermeyin. Siz güçlüsünüz bunu unutmayın.
Aşkta kendinizi düşünmekten vazgeçmeyin. Bir ilişki ya eşit şartlarda yaşanmalı veya böyle yaşanması için düzenlemelerde bulunulmalıdır mantığından uzaklaşmayın.
Planlı olmaya çalışın. Bu sizi dağılmaktan koruyacaktır.
Bir durumla baş edemiyorsanız vazgeçmeyin. Farklı yollar ve yöntemler deneyerek konunun üzerine gitmeye çalışın.
İsteklerinizi ertelemeyin. Eğer bir şey sizi mutlu edecekse, ruhunuz huzurlu olacaksa, önünüze engeller çıksa da bunları elde etmekten vazgeçmeyin.
Sırlarınızı çok güvenmedikçe kimseyle paylaşmayın.
Sizi hiçbir kişinin, duygunun ve durumun hapsetmesine, haklarınızı elinizden almasına, sizi yönetmesine izin vermeyin. Siz Jüpiterin güçlü çocuklarısınız. İnancınızla her güçlüğün altından kalkabilir, selamete erebilirsiniz.
Bazen ter dökerek binbir emek vererek oluşturduğunuz şeyler yıkılsa dahi, bunların çok daha güçlüsünü ve çok daha güzelini yapabilecek kadar kuvvetli olduğunuzu biliniz.
Çok bunaldığınızda geriye çekilerek dinleniniz. Ruhunuzu arındırmak için kendinizce aktivitelerde bulununuz. Bu toparlanmanızı ve daha güçlü bir şekilde hayata sarılmanızı sağlayacaktır.
Kurban durumuna düşmeyin. Yeri geldiğinde hayır demeyi unutmayın.
Eğer fırsat bulursanız, duygularınızı kağıda dökün. İnsanlarla paylaşın. Sanatsal aktivitelerde bulunun, mistizmle uğraşın. Şifacı yanlarınız olduğunu bilin.
Sizi uyuşturan, hayata küstüren, enerjinizi zayıflatan, negatif insanlardan uzak durun.
Her yaşanan olumsuz deneyimin, sizi yeni ve harika bir gelişmeye hazırladığını düşünün. Hatta şöyle diyeceğinizi duyar gibiyim. İyi ki o tecrübeyi yaşamışım, yoksa şimdi bu güzelliğe kavuşamayacaktım.

* Alıntı

KAYNAK: SONSUZ ŞİFA

Ho’oponopono Yöntemi: Seni seviyorum, Özür dilerim , Lütfen beni affet, Teşekkür ederim

Ho’oponopono Yöntemini son zamanlarda sıkça duymaya başladık, birçoklarımıza göre telaffuzu zor gelen bir cümle ama kazandırdıkları ve kattığı değerler bir mucize.

Joe Vitale’nin  Dr.Ihaleakala Hew Len’den öğrenerek Zero Limit kitabında anlattığı şekliyle aktarıyorum.
Bu yöntem; karşımızdaki insanın yaşadığı duyduğumuz öğrendiğimiz anda bizim sorunumuz olarak algılayıp kendi içimizde bundan arınarak karşımızdakini de arındırma yolunu öğretiyor. Sadece insanlar değil her şeyi arındırıp temizlemenin yoludur bu. Tüm bilinen ya da bilinmeyen negatif enerjileri, pozitif olanla değiştirerek arındırır. Bunun içinde sevgi yi kullanır. 4 temel kalıp vardır.
 seni seviyorum
özür dilerim
lütfen beni affet
teşekkür ederim
 cümlelerinden oluşur. Uygulamada çok kolay ve kısa sürede de sonuç veriyor.
 Hayatındaki herhangi bir şeyi değiştirmek istediğinde bakacağın tek bir yer var: kendi için. 2 yıl önce, Hawaii’de, bir koğuş dolusu akıl hastası suçluyu onları hiç görmeden tedavi eden bir terapist olduğunu duymuştum. Terapist, hastaların dosyalarını incelemiş ve sonrasında kendisinin bu kişilerin hastalıklarını nasıl yarattığını görmek için kendi içine bakmış. Kendisi geliştikçe, hastalar da gelişme göstermiş. Bu hikâyeyi ilk duyduğumda bunun bir şehir efsanesi olduğunu düşünmüştüm.

Biri, kendini iyileştirerek başkalarını nasıl iyileştirebilirdi ki? Bu kişi bilge bir kişi olsa bile akıl hastası suçluları nasıl iyileştirebilirdi? Anlamamıştım. Mantıksızdı. Ve hikâyeyi unutup gittim.

Ta ki hikayeyi bir yol sonra yeniden duyana kadar. Terapistin ho’oponopono adında bir Hawaii iyileştirme yöntemi kullandığını duydum. Daha önce bu yöntemi duymamıştım. Hikayeyi yeniden unutup gitmek istemiyordum. Anlatılanlar tümüyle doğruysa, hakkında daha fazla şey öğrenmeliydim. Şu ana kadar “sorumluluk” kelimesinin anlamını, yaptıklarımdan ve düşündüklerimden sorumlu olduğum şeklinde anlardım. Daha ötesinden değil. Ve çoğu insanın da böyle düşündüğünü sanıyorum. Biz yaptıklarımızdan sorumluyuz, başkalarının yaptıklarından değil. Birçok akıl hastasını iyileştiren Hawaiili terapist bana sorumluluğun ne demek olduğu konusunda yeni bir bakış açısı kazandırdı. Adı Dr. Ihaleakala Hew Len. İlk telefon görüşmemiz yaklaşık bir saat sürdü. Ona hikayenin tamamını bana anlatıp anlatamayacağını sordum. Bunun üzerine Len Hawaii Eyalet Hastanesi’nde dört sene boyunca çalıştığını söyledi. Ve hikayesini anlattı.
Akıl hastası suçluların bulunduğu koğuş oldukça tehlikeliymiş. Terapistler bir ay içinde istifa ediyorlarmış. Hastane personeli sıkça hastalık izni alıyormuş ya da istifa ediyormuş. Hastalar tarafından saldırıya uğrama korkusundan dolayı, koğuşta sırtlarını duvara çevirerek yürüyorlarmış. Kısacası burası yaşamak, çalışmak ya da ziyaret etmek için hoş bir yer değilmiş. Dr. Len bana hastaları hiç görmediğini anlattı. Ofisinde oturup hastaların dosyalarını incelemiş.
Hastaların dosyalarına bakarken kendi üzerinde çalışmış. Ve kendi üzerinde çalıştıkça hastalar iyileşmeye başlamış.
“Birkaç ay sonra, daha önceden ellerli kelepçeli dolaşan hastalara serbestçe dolaşmaları için izin verilmeye başlandı,” dedi bana. “Ağır ilaç tedavilerine maruz kalan hastalar ilaç tedavilerini bıraktılar. Serbest bırakılmaları konusunda hiç ihtimal olmayanlar serbest kaldı.” Şaşkınlık içindeydim…
“Sadece bu kadar değil,” diye devam etti. “Ve personel işe gelmekten hoşlanmaya başladı. İşe gelmeme ve sıkça olan işten ayrılmalar bitti. Personel ihtiyaçtan daha fazla sayıda olmaya başladı, çünkü hastalar serbest bırakılıyordu. Personelin yapacak bir işi kalmamıştı. Bugün, bu koğuş kapalı.”
 Ve işte en önemli soru: “Bu insanların değişimine sebep olacak ne yaptın?” dedim
“Onları yaratan kendi parçamı iyileştirdim sadece,” dedi. Anlamadım…
Dr. Len hayatından sorumlu olmanın, hayatındaki her şeyden sorumlu olmak olduğunu söyledi -aslında basit, çünkü her şey senin hayatında oluyor. Tam manasıyla, tüm dünya senin yaratımın.
“Hmmm… Kolay sindirilebilir bir şey değil. “
Söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmakla, hayatındaki tüm insanların söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmak farklıdır. Gerçek şu ki eğer hayatının sorumluluğunu alıyorsan hayatında gördüğün, işittiğin, tattığın, dokunduğun ya da herhangi bir şekilde deneyimlediğin her şey senin sorumluluğun altındadır.
Çünkü hepsi senin hayatında olmaktadır. Terör eylemleri, ülke yöneticileri, ülkenin mali durumu ve hoşuna gitmeyen diğer şeyler, hepsi şifalanmak üzere sana geliyor. Onlar aslında yoklar… Onlar sadece iç dünyanın birer yansıması…
Sorun onlarda değil, sende. Onları değiştirmek istiyorsan, kendini değiştirmelisin.
Bunu kabul etmeyi ve hayata geçirmeyi bir kenara bırak, kavramak bile kolay değil; biliyorum.
Suçlamak sorumluluk almaktan kolaydır. Fakat Dr. Len’le konuştukça onun kendisini nasıl iyileştirdiğini ve ho’opnopono yönteminin kendini sevmek anlamına geldiğini kavramaya başladım.
Hayatının gelişmesini istiyorsan, onu iyileştirmelisin. Eğer birini iyileştirmek istiyorsan -akıl hastası bir suçlu bile olabilir bu- bunu ancak kendini iyileştirerek yapabilirsin.
Dr. Len’e kendisini nasıl iyileştirdiğini sordum. Hastaların dosyalarına bakarken ne yapmıştı?
“Sadece, tekrar ve tekrar ‘özür dilerim’ ve ‘seni seviyorum’ dedim,” dedi.
Bu kadar mı?
Bu kadar.
Sonuç olarak, kendini sevmek kendini geliştirmenin en önemli yoludur ve kendini geliştirdikçe dünyan gelişir.
Bu konu hakkında bir örnek vermeme izin verin:
Bir gün biri bana beni üzen bir e-posta gönderdi. Eskiden olsa, bu konu üzerindeki çalışmamı, zayıf duygusal noktalarımı araştırarak ya da hoş olmayan bu e-postayı gönderen kişinin bunu neden yapmış olabileceğini bulmaya çalışarak yapardım. Bu sefer, Dr. Len’in yöntemini kullanmaya karar verdim. İçimden “Özür dilerim” ve “Seni seviyorum,” dedim. Bu dediklerimi özellikle bir kişiye yönelik söylemedim. Sadece, dış koşulları yaratan içimdeki parçamı iyileştirmesi için, sevginin ruhunu yardıma çağırdım. Bir saat sonra aynı kişiden bir e-posta daha aldım. Önceki e-posta için özür diliyordu. Bu özür için herhangi özel bir eylemde bulunmamıştım. Ona herhangi bir şey yazmamıştım. “Seni seviyorum” diyerek içimdeki, o kişiyi yaratan parçamı iyileştirmiştim.
Daha sonra Dr. Len tarafından düzenlenen bir ho’oponopono workshopuna katıldım. 70 yaşında, saygıdeğer yaşlıca bir şaman. Ve bir münzevi gibi. Çekim Yasası Sırrı adlı kitabımla ilgili güzel şeyler söyledi. Kendimi geliştirirsem, kitaplarımın titreşiminin artacağını ve okuyucuların bunu hissedeceklerini söyledi. Kısacası, kendimi geliştirirsem okuyucularım da gelişecekti.
“Şu anda piyasada, dış dünyada olan kitaplar hakkında ne dersin?” diye sordum.
“Onlar orada değiller,”dedi. Bilgeliği aklımı karıştırmıştı. “Onlar hala içinde.”
Dış dünya diye bir şey yok.
Bu gelişkin tekniği hak ettiği derinlikte anlatabilmek için bir kitap yazmak gerekir ama kısaca şunu söyleyebiliriz.
Hayatındaki herhangi bir şeyi değiştirmek istediğinde bakacağın tek bir yer var: kendi için.
“İçine baktığında, bunu sevgiyle yap.”
1.Ne olduğuna dair hiçbir fikriniz yok.
İçinizde ve etrafınızda olan her şeyin, bilinçli ya da bilinçsiz, farkında olmanıza imkan yoktur. Bedeniniz ve aklınız şu anda çalışmaktadır ve bunun farkında değildir. Ve havada, radyo dalgalarından düşünce formlarına kadar görünmeyen sayısız sinyal bulunmaktadır ve sizler bunların hiç birini bilinçli olarak algılamazsınız. Gerçeği söylemek gerekirse, tam şu anda kendi gerçeğinizi yaratmaktasınız ama bu olay bilinçli bilginiz ya da kontrolünüzün dışında, bilinçsizce olmaktadır. Bu nedenle istediğiniz kadar olumlu düşünün gene de yaralanırsınız. Yaratıcı olan bilinçli zihniniz değildir.
2. Her şeyi kontrolünüz altında tutamazsınız
Elbette ki olan her şeyden haberiniz olmadığı için, onları kontrol edemezsiniz. Dünyaya emredebileceğinizi düşünmek egosal bir hatadır. Şu anda dünyada neler olduğunun çoğunu egonuz göremediğine göre, sizin için en iyisine egonuzun karar vermesine izin vermek hiç de bilgece olmaz. Seçim sizin elinizde, ama kontrol değil. Ne deneyimle meyi tercih edeceğinize karar vermek için bilinçli zihninizi kullanabilirsiniz, ama onu ifade edip edemeyeceğinizi ya da bunu nasıl ve ne zaman yapacağınızı kendi haline bırakmalısınız. Teslimiyet anahtardır.
3. Yolunuza her ne çıkarsa onu iyileştirebilirsiniz.
Yaşamınızda önünüze çıkan her şey, oraya nasıl geldiğine bakmaksızın, iyileştirmek içindir, çünkü şu anda sizin radarınızdadır. Buradaki varsayım, eğer onu hissedebiliyorsanız, onu iyileştirebilirsiniz de. Eğer onu bir başkasında görebiliyorsanız ve bu sizi rahatsız ediyorsa, o zaman iyileştirmek için oradadır demektir. Ya da Oprah’ın bir keresinde söylemiş olduğu gibi, “Eğer onu fark edebiliyorsanız, ona sahipsinizdir.” Onun neden hayatınızda olduğuna ya da oraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikriniz olmayabilir, ama artık farkında olduğunuza göre, onu serbest bırakabilirsiniz. Karşılaştığınız şeyleri ne kadar iyileştirirseniz, tercih ettiklerinizi ifade etmede o kadar net olursunuz, zira başka şeyleri kullanmak için gereken enerjiyi serbest bırakmış olursunuz.
4. Tüm deneyimlerinizden %100 sorumlusunuz.
Hayatınızda başınıza gelenler sizin suçunuz değildir, ama sizin sorumluluğunuzdadır. Kişisel sorumluluk kavramı söylediğiniz, yaptığınız ya da düşündüğünüzün ötesindedir. Hayatınızda yer alan diğer herkesin dediklerini, yaptıklarını ve düşündüklerini de içerir. Yaşamınıza meydana gelen her şeyin sorumluluğunu tamamen alırsanız, o zaman herhangi bir kişi bir sorunu su yüzüne çıkardığında, o sizin de sorununuz olur. Bu üçüncü ilkeye bağlanır, yani yolunuza çıkan her şeyi iyileştirebilirsiniz. Kısacası, şu anki gerçeğiniz için hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi suçlayamazsınız. Tüm yapabileceğiniz onun sorumluluğunu almak, yani onu kabul etmek, ona sahip çıkmak ve onu sevmektir. Karşılaştığınız şeyleri ne kadar çok iyileştirirseniz kaynak ile o kadar uyumlu olursunuz.
5. Sıfır limite iletiniz “seni seviyorum” cümlesini söylemektir.
Sizi her şeyin ötesindeki huzura, iyileştirmeden ifade etmeye götürecek bilet sadece “seni seviyorum” cümlesidir. Bu cümleyi Tanrı’ya söylemek içinizdeki her şeyi temizler ve böylece şu anın mucizesini yaşayabilirsiniz: sıfır limiti. Amaç her şeyi sevmek. Fazla kiloyu, bağımlılığı, sorunlu çocuğu ya da konuyu, eşi sevin; hepsini sevin. Sevgi sıkışıp kalmış enerjiyi değiştirir ve serbest bırakır. “Seni seviyorum” demek Tanrıya deneyimleme dileğinizin gerçekleşmesidir.
6. İlham niyetten daha önemlidir.
Niyet zihnin oyuncağıdır; esinlenme Tanrı’dan bir bildirimdir. Bir an gelir, yalvarmak ve beklemek yerine teslim eder ve dinlemeye başlarsınız. Niyet egonun sınırlı görüşünü temel alarak hayatı kontrol etmeye çalışmaktır; esinlenme ise Tanrı’dan gelen mesajı almak ve buna göre hareket etmektir. Niyetler işe yarar ve sonuç verir; esinlenme ise işe yarar ve mucizeler getirir. Hangisini tercih edersiniz?
Zero Limit – Joe Vitale, Dr.Ihaleakala Hew Len

Sizin hastalığınız neye işaret! ENSEDE SERTLİK İNATÇILIĞA, AYAKLARDAKİ SERTLİK DİRENÇLERE, BOYUNDAKİ İSE KATILIĞA

cicek_0010[1]

ENSEDE SERTLİK İNATÇILIĞA,
AYAKLARDAKİ SERTLİK DİRENÇLERE,
BOYUNDAKİ İSE KATILIĞA

Sizin hastalığınız neye işaret!

Omurganız, sizin ( size has ) düz ve dik durmanızı ve de bu pozisyonda hareketli olabilmenizi sağlayan ( temel bir ) organınızdır.

Bel kemiği olarak da adlandırdığınız bu organ çift S biçimindedir ( Evrensel Helezonik Boyutsal İşleyiş ve Yükselişi sembolize edecek şekilde ) ve de tamamen amortisör prensibine göre çalışır. ( sonra bizler biyolojik taşıyıcılarınız için Robot deyince bizlere kızıyorsunuz.)

Sabit omurlar ile hareketli ( yumuşak ) omurlar arasındaki disklerdeki karşıtlık, omurganıza hareketlilik ve esneklik kazandırmaktadır.

Ve de omurganızın duruşu sizin içsel halinizin de ( içsel duruşunuzun da ) aynasıdır.

Bir insanın dış duruşu ile iç duruşu arasında uyum varsa, bu o kişinin bilinçli ve samimi olduğuna işaret eder. Uyumsuzluk ise kişinin yadsıdığı bir karanlık alana işaret eder.

Örneğin sık rastlanan kamburluk, kişinin bilincinde olmadığı ve kör kaldığı bir BOYUN EĞMEYE işaret eder. Omurga kamburlaşarak, kişiye kendinin aleyhine olan bir boyun eğmeyi göstermeye çalışmaktadır.

Aynı zamanda kamburluk, kişi de öz değersizlik ve öz güvensizlik ve bunlara bağlı güçsüzlük ile de ilgili olabilir.

Sizlerde en çok rastlanan bir diğer rahatsızlık ifadesi olan fıtık ve siyatik de ise, omurların arasında yer alan diskler zorlanım nedeniyle özellikle de bel bölgesinde yerlerinden oynayarak, yuvasından çıkar ve sinirler üzerinde basınca ve ağrıya yol açarlar. Burada asıl dinamik AŞIRI YÜKLENMEDİR. Sırtına kendince ve kendiyle uyumsuz çok yük alan kişi, bunun da farkında olmadığı oranda, bunun yarattığı baskıyı bedende, disklerde bir zorlanma ve ağrı olarak yaşar. Ve bu zorlanma ve ağrı, kişiyi hareketsizliğe zorlar çünkü her hareket ağrıyı arttırmaktadır. Bu durumda çoğu kişi olağan yaşantısını sürdürebilmek için ağrı kesicilere sığınır. Oysa kişi bir fırsatla karşı karşıyadır. Kendisine aşırı yüklendiğinin farkındalığı fırsatı ile. Hangi alanda, hangi şekilde ve neden kendisine aşırı yüklendiğinin farkındalığı kişiyi kendiliğine daha da yakınlaştıracakken, yapay yollarla bedenin çağrısı bastırılmaya çalışılır. Kendine aşırı yüklenmek çoğunlukla kendine güvensizlik ve değersizlikle ilgilidir. Kişi aşırı çalışarak ya da aşırı yük yüklenerek hem kendisine hem de dışına ne denli güçlü ve değerli olduğunu göstermeye ve kanıtlamaya çalışmaktadır. Oysa bunun farkına varan kişi ve sadece OLuşunu yaşayan insan, bir şey başarmak ve ispatlamak gereği duymaz. Sadece OL ur… Bu durumda bir zorlanma ve ağrı da söz konusu değildir.

Ve de bu mekanizmada en önemli olgu kişinin sevgi ihtiyacı ve arayışıdır. Aşırı çalışmanın ya da yük yüklenmenin en önemli dinamiklerinden birisi hatta birincisi SEVİLME İSTEĞİ VE SEVGİ ARAYIŞIDIR. Ancak, sevilmek için aşırı çalışmak ya da aşırı yük yüklenmek hep karşılıksız kalacaktır. Çünkü SEVGİ, bir şeyle, bir eylemle, bir hizmetle, bir işle ilgili değildir. SEVGİ KENDİLİĞİNDENDİR. SEVGİ ŞARTSIZ VE NEDENSİZDİR. Hele hele PAZARLIK ya da ALIM SATIMLA hiç ilgisi yoktur. Bu durumda olan kişi, BİR AN DURUP SAKİNLEŞEREK KALBİNİ İŞİTEBİLSE, ilk adımı atmış olacaktır.

Kendine değer vermeyen ve güvensiz bir kişi, kendisinin olduğu haliyle SEVİLMEYE VE KABULLENİLMEYE değer biri olmadığına inandığından, DAHA akıllı, başarılı, zengin, çekici, çapkın, …… Olmaya çalışır ki, sevilsin ve kabul edilsin. Ancak bu bir kısır döngüdür. Daha akıllı, başarılı, zengin, çekici, çapkın ….. Olamazsa iyice çöker kişi. Olduğu kadarıyla ise çıtayı hem içte hem dışta hep yükseltmek zorundadır. Bunun sonu SİNİRSEL İFLASA kadar gidebilir. Ki ne yazık ki bugün inanılmayacak sayılarda kişiler, bu durumdadırlar.

Bu nedenle tek çare, kişinin kendisiyle yüzleşmesi ve değersizlik ve güvensizlik duygularını kabul etmesidir. Sırf bu kabul bile, kişinin kendisini inanılmaz değerli bulmasını ve kendisine güvenmesini sağlayarak büyük bir dönüşüm için gerekli rahatlamayı sağlayacaktır.

Bu rahatsızlık ifadesi, yani disklerin omurlar arasında ezilmesi kişinin boyunun kısalmasına neden olur. Ağrılar ise kambur duruşa. Bedeniniz daima size SİZİ gösterir.

Disklerin görevi hareketliliği ve esnekliği sağlamaktır. Diskler içi içe geçen omurlar arasında sıkıştırıldıkları zaman duruş sertleşir ve hareketlilik zorlaşır. Ruhsal düzlemde de işleyiş aynıdır. Sıkışan insan esnekliğini ve hareketliliğini yitirir. Sertleşir, donuklaşır. Nasıl ki bedensel durumda, masaj ya da fizik tedavi ile omurlar güçlü ve ani hareketle çekilerek ya da itilerek disklerin konumu doğal haline getirilmeye çalışılırsa, ruhsal düzlemde de güçlü ve ani bir hareketle, tutum değişikliği ile ruhsal alan esnek ve akışkan kılınır.

Aslına bakarsanız kendinizle yüzleşmemek için gösterdiğiniz çaba, harcadığınız güç ve de cesaretin çok azı ile kendiliğinizle uyum içinde HARİKALAR yaşayabilirsiniz.

Eklemleriniz ise, hareketle ilgilidirler. Eklem sorunları, hareket sorunlarına yol açar ki, bu daima ruhsal alandaki tıkanma ve hareketsizliğe işaret eder.

Eklemin kasılması örneğin, kişinin belli bir konuda sertlik ve katılık içinde olduğuna, inatçı ve dirençli olduğuna işaret eder. Sertleşen eklemin işlevsizleşmesi gibi, inatçılık ve direnç de kişiyi o alanda işlevsiz kılar.

Ensedeki sertlik, inatçılığa işarettir.

Ayaklardaki sertlik dirençlere…

Boyundaki sertlik ise katılığa…

Ve de bir organınızın yerinden çıkması, oynaması eklem yerindeki pozisyon değişikliği anlamına gelir. Ve de organın tekrar yerine oturtulması ile eklem de yeni ve farklı bir pozisyona oturmuştur.

Ki bu ruhsal düzlemde yaşananla aynıdır. Çoğu kişi, değişmekten, yaşamının değişmesinden korkar. Bu nedenle alıştığına, bildiğine (!) yapışır, kalır. İnsanların hemen tamamı, orta yolcu ve tutucudur bu nedenle. Ve de değişime dirençlidirler. Oysa farklılıkları deneyimleyerek ve bilerek, savrularak gelinen denge düzlemi kişiyi kendi kılacak ve tüm potansiyellerini ifade ve eylemesine olanak sağlayacaktır. İşte eklemlerde ortaya çıkan sorunlar, nerelerde hareketsiz olunduğunun, nerelerde dirençle sıkışıp kalındığının ama bazen de nerelerde aşırıya gidildiğinin ve dengeye kavuşulamadığının işaretçisidirler.

Bu düzlemde belirtelim ki, tıbbın olanakları ile hastalık ifadelerinin tedavisi için kullanılan yapay araç ve gereçler konusunda dikkatli olunmalıdır. Çünkü beden ile ruh dengesinin ve uyumunun bozulması, telafisi güç ya da olanaksız sonuçlara yol açabilir. Özellikle zorunlu olanlar dışında hele de sırf estetik nedenlerle plastik cerrahi müdahalelerle dışsal yapay araç ve gereç kullanımı, sonunda insanının yüzleşmek zorunda kaldığında kaldıramayacağı ve yıkıcı olacak beden – ruh uyumsuzluklarına yol açabilir ya da olanları besleyebilir. Bu nedenle en uygunu, bilinç ( ruhla ) beden arasındaki uyum ve dengeyi bozmamaktır.

İşte romatizmal rahatsızlık ifadeleriniz de, özellikle eklemlerde ve kaslarda ortaya çıkmaktadırlar. Ve de romatizma, hep iltihaplanma ile ilgilidir. Yani ÇATIŞMA… ( iltihaplarla ilgili aktarımımızı hatırlatırız.) Romatizma, dokularda geçici ya da kalıcı şişlere, eklemlerde ise şekil bozukluğu ile sertleşmeye yol açar. Hareket yeteneği sakatlığa varacak denli azabilir. Ağrılardan dolayı.

Bu hastalık ifadesinin temelinde, hasta kişinin geçmişindeki aşırı etkinlikler ve hareketlilik yatmaktadır. Zamanında kendilerini zorlayacak ve kendilerini geride bırakacak (!) denli aşırı hareketlilik ve etkinlik içinde olan ve böylelikle ruhlarından kopanlar, şimdi bedensel zorunlulukla durmaya ve kendilerini dinlemeye ( ruhları ile buluşmaya ) zorlanmaktadırlar. Bu tür rahatsızlık ifadesinde, en etkili çözüm hızı ve etkinliği azaltmak, esnemek, dinginleşmek ve bilince kulak vermektir.

Çünkü aslında bu çok hareketli ve aktif insanlar, katı ve hareketsiz kişilerdir. Bilinç düzeyinde katı, sert ve hareketsiz olan bu kişiler, kendilerini ve diğerlerini kandırabilmek adına bedensel olarak aşırı hareket etmişlerdir. Ancak artık telafisi olmayacak denli ruh ( bilinç ) ile beden arasında kopma oluştuğunda, bedensel olarak da hareketsizlik ve sertlik kaçınılmaz olmaktadır… Önemli olan aşırı hareket ya da hareketsizlik değildir. Önemli olan kişinin ruhsal değerleri ve gerçeği ile uyumlu ve dengeli bir bedensel ifade içinde olmasıdır. Romatizma buna bir çağrıdır, eğer geç kalınmadıysa.

Ve de aslında romatizmal rahatsızlık ifadelerinin de kökeninde SALDIRGANLIK ve CİNSELLİK vardır. Bu kişilerin bir bölümü, saldırganlıklarını kabullenerek bunu yapıcı biçimlerde ifade edeceklerine hareketsel düzlemde bunu engelleyen, enerjilerini kaslarda biriktiren kişilerdir. Ve de cinsel istek ve beklentilerini uygun biçimlerde yaşayarak ifade edeceklerine, kundaliniyi bastırarak bu enerjiyi de kaslarda biriktirerek ve kilitleyerek kendileri için yıkıcı kılmış kişilerdir.

Uygun şekillerde ifade edilemeyen bu enerjiler, eklem ve kas bölgelerinde birikerek, iltihaba yol açarlar. Bu da ağrıya. Ve de unutulmaya ağrı, uygun şekillerde ifade edilmeyen ya da reddedilen saldırganlığın kişinin kendine dönmüş halidir, bumerang misali. Her ağrıda, gerçekte kime, neye, nasıl bir saldırganlığın engellendiği ve reddedildiği düşünülmeli ve bu bulunarak, uygun yollarla ifadesi sağlanmalıdır.

Bazı romatizmal rahatsızlık ifadelerinde, kişinin eli yumruk şeklini alır ve o halde kalır. Bu açıktır ki, engellenmiş saldırganlığa ve hiç değilse masaya bir kez olsun vurmak isteyen ama vuramamış ele işaret etmektedir. Açık el barışa, sıkılı el ise savaşa işarettir, her zaman.

Bu tür kişilerin duydukları ama reddettikleri saldırganlık dürtüleri, onlarda bilinç dışı olarak suçluluk duyguları yarattıklarından, bu kişilerde bir yardımseverlik (!) ve fedakârlık açığa çıkar. Ve de özellikle de işte bu olanaklardan mahrum kalındığında yani bir nedenle başkalarına yardım etme ve fedakârlık ifadesi engellendiğinde romatizmal hastalık ifadesi ortaya çıkar. Uygun şekilde ödünlenemeyen saldırganlık, kendisini uygunsuz şekilde ifade edeceği korkusuyla hastalık ifadesine dönüşür.

Nitekim romatizmal hastalık ifadelerine çoğunlukla eşlik eden, mide ve bağırsak şikâyetleri, kalp rahatsızlıkları, cinsel soğukluk ve iktidarsızlık, korku ve depresyon da, engellenmiş saldırganlık ve cinsellikle ilgili ve ilişkili ifadelerdir.

Her ne kadar tıp biliminiz, romatizmal rahatsızlık ifadelerini toksin birikimine bağlarsa da, toksinler zaten çözülmeyen, reddedilen sorunların, sindirilmemiş, yüzleşilmemiş ve bilinç dışına atılmış ve biriktirilmiş olguların tezahürüdür. Orucun bir işlevi ve muradı da budur. Bir süre olabildiğince az besin alınarak, biriken toksinlerin boşaltılması, azaltılması.

Romatizmal hastalık ifadesi yaşayan kişi, kendisi ile yüzleşmekten, saldırganlığı, cinsel istekleri ve eğilimleri, hükmetme isteği, uyumsuzluğu, kibri ile tanışmaktan öylesine korkar ki, bunları gölgelemek üzere bedensel sertlik ve hareketsizlik ile uğraşır. Hem de böylece bunları ifade olanağı ya da tehlikesini de bertaraf ederek, mağdurun postunu giyinir. Hem de bu yolla, sağlığında (!) yapmak zorunda kaldığı yardımlar ve fedakârlıklardan da kurtulur.

Ne denli hainiz değil mi? Zavallı (!) hastalara ve içinde çırpındıklara hastalıklara karşı ne denli zalim, anlayışsız ve acımasızız?

Yo, öyle demeyin, aktarıcı dostumuza gelen 10 kadar geri dönüşte, bize bunları söyleyen dostlarımız oldu.

Onlara ve sizlere diyeceğiz ki, dost acı söyler.Ve de hastalıkların nelik ve dinamikleri hakkında verdiğimiz aktarımları hep göz önünde bulundurarak işitin bu seslenişlerimizi ve de CESUR VE ZEKİ olarak…..

Hepinizi ŞİFA olan DOĞANIZA sarılarak sevgiyle kucaklarız…

Şifayla kalın. Bütünün doğası ve esası olan dengeyle ve güçle.

Bilgelikle Kalın. Evrensel Zekânın Her Oluşta ve Oluşumda Kendisini İfade Eden Bilgeliğinin Farkındalığı ve Hayranlığıyla.
Aşkla Kalın. Hayata ve onun tüm ifadelerine aşkla.

Alıntı Cavit çağ

Kaynak: Sağlıkla Kal Facebook Sayfası

Fatoş Pabuççu Tuncay

“Nasip ise gelir Hint’ten Yemen’den, Nasip değil ise ne gelir elden?”

543144sp3565si14[1]

Eski Sisam krallarından Ancee adında bir zalim, yeni yaptırdığı bir bağa üzüm kütükleri diktiriyormuş…

İşlerin bir an önce bitmesini sağlamak için de, kölelerini hiç dinlendirmeden çalıştırıyormuş. O zavallı kölelerden biri, bir gün pek bitkin düştüğü için dayanamaz ve zalim krala şöyle der…

“Niçin bu kadar acele ediyorsunuz efendim? Siz bu bağın üzümlerinden yapılacak şarabı hiçbir zaman içemeyeceksiniz ki!”

Kral biraz kızmışsa da sesini çıkarmamış. Nihayet gün gelip üzümler yetiştikten sonra, kral köleler de dahil herkesin hemen toplanmasını emretmiş. Bir müddet sonra da, o bağın üzümlerinden yapılmış şaraptan bir bardak getirilmesini buyurmuş. Daha önce kehanet gösterisinde bulunan köleyi de huzuruna çağırtmış. Şarap bardağını eline alarak…

“Söyle bakayım, benim bu şaraptan hiçbir zaman içemeyeceğimi tekrar iddia edebilir misin? diye sormuş…

Köle şöyle cevap vermiş…
“Belli olmaz efendim. İçebileceğinizi söyleyemem. Çünkü dudak ile bardak arasındaki mesafe çok uzundur. O arada başınıza neler gelebileceğini de bilemem!”

Köle sözlerini bitirir bitirmez, içeri kralın adamlarından biri girmiş. Bir yaban domuzunun bahçeye girdiğini ve asmaları kırıp döktüğünü söylemiş…

Kral, elindeki bardaktan bir damla dahi içmeden hemen dışarı fırlamış! Bahçede domuzun bulunduğu yere koşmuş. Kral ve domuz arasında öldüresiye bir mücadele başlamış. Sonunda yaban domuzu mızrak gibi azı dişleriyle, Sisam kralının karnını yarıp ölümüne sebep olmuş. Kral bostanda, bardak masada kalmış…

Şu söz bu olayı güzel bir şekilde ifade ediyor…
“Nasip ise gelir Hint’ten Yemen’den, Nasip değil ise ne gelir elden?”

Kalbinize yakın bulduklarınızı çantada keklik sanmayın. Sıkıca asılın onlara tıpkı hayata asıldığınız gibi… Çünkü onlarsız hayat da anlamsızdır…

Hayatı çok hızlı koşmayın, nereden geldiğinizi ve nereye gittiğinizi unutmayın. Hayatın bir yarış değil, her saniyesinin tadı çıkarılması gereken güzel bir yolculuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın!

CAN DÜNDAR

Gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

kahve-falında-mevlana-görmek[1]

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yasamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.
* * *
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatin bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
* * *
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…
* * *
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
* * *
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
* * *
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
* * *
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini…
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
* * *
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…
* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
* * *
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
* * *
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
* * *
Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
Gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
* * *
Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu…
Sonra dozunda acının,
yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
* * *
Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayati tadacağını öğrendim.
****
****
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya…
Kalp durur…
Akıl unutur…
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…

MEVLANA

“Doğayla bağınızı kaybederseniz, insanlıkla da bağınızı kaybedersiniz.

12028846_10153611084729909_7387532063136915078_o[1]

Doğayla hiçbir ilişkiniz yoksa, zamanla katile dönüşürsünüz; yavru fokları, balinaları, yunusları, insanları çıkar için, “spor” olsun diye, yiyecek için ya da bilgi için öldürürsünüz. O zaman doğa sizden korkar, güzelliklerini geri çeker. Ağaçlar arasında uzun yürüyüşlere çıkabilir, hoş mekanlarda kamp yapabilirsiniz, ama yine de bir katilsinizdir, dolayısıyla o güzelliklerle dostluğunuzu kaybedersiniz.

Büyük bir olasılıkla hiçbir şeyle, karınızla ya da kocanızla ilişkide değilsiniz; hep kendi özel düşüncelerinizle, zevklerinizle, acılarınızla uğraşırsınız. Kendi karanlık, soyut dünyanızda yaşarsınız, buradan kaçış yolunuz daha da koyu karanlıktır. İlgi alanınız umursamaz, kolaycı ya da şiddet dolu kısa bir yaşam sürmektir. Sizin sorumsuzluğunuz nedeniyle binlerce insan açlıktan ölür ya da kıyıma uğrar.

Dünyanın düzenini yalancı, ahlaktan yoksun siyasetçilere, entelektüellere, uzmanlara bırakırsınız. Kendi içinizde bütünlüğünüz olmadığı için ahlaktan ve dürüstlükten yoksun, yalnızca bencillik üzerine temellenen bir toplum kurarsınız. Sonra da yalnızca sizin sorumlu olduğunuz bütün bu şeylerden deniz kıyısına ya da ormana kaçar ya da “spor” yapmak için silah taşırsınız.

Bütün bunları biliyor olabilirsiniz, ama bilgi dönüşüm yaşamamızı sağlamaz. Ancak bütünlük duygusuna sahip olduğunuzda evrenle ilişkide olabilirsiniz.”

J.Krishnamurti