Dostum, güneşe bak, toprağa bak,suya bak,buluta bak; fakat, arkana bakma….

 

Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.’
Dostum, güneşe bak, toprağa bak,suya bak,buluta bak; fakat, arkana bakma….
Kimin geldiği önemli değil,kimin gelmediği de…
Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
Yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; Asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…..
‘ En doğru yol:En dikensiz yoldur’ diyenler seni aldatıyorlar.
Onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
Aldırma….
Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
Dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardı r.
Gerçek aşık olanlarsa, dikenini de seveler.
Dostum, yollar yürümek içindir.
Fakat,şu gerçeği de hiç unutma:
Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel
örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50.metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun
ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek
bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara
kızıp yolu satanları göreceksin.
Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma.
Vahiy haritan,
Nebi kılavuzun,
Akıl pusulan,
İman sermayen,
Amel azığın,
Sevgi yakıtın,
Ahlâk karakterin,
Edep aksesuarın,
Merhamet sıfatın,
Şeref ve izzet adın olsun.
Doğru yol:
İnsanların çoğunun gittiği yol değildir,düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
Yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
Unutma, tevbe özeleştiridir.
Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.
Yön tayini sık sık gerekli olabilir.
‘Haritayı saklayabileceğ in en güvenilir yerin yüreğindir.’

HALİL CİBRAN

SEVGİYLE KALIN.

Hepimizin kalpleri o kadar saf ki…

Az önce Çin’den bir kardeşimle yazışıyordum. Benim hem arkadaşım hem öğrencim sayılır. Kendisine gerçek gücün, qi’nin nefesten değil kalpten geldiğini ve kendisinin saf bir kalbi olduğunu söyledim.

“Saf mı? Hala açgözlülükle, öfkeyle, egoyla boğuşuyorum,” dedi.

Ben de, “Elbette saf,” dedim. “Öyle olmasaydı bunlarla boğuşmazdın.”

O kadar çok değerli insan bunun farkında değil ki…

Cem Şen

Hayatında en son neden ya da nelerden veya kimden vazgeçerek yeniye yer açtın?

 

Hayatında en son neden ya da nelerden veya kimden vazgeçerek yeniye yer açtın?
Eğer bir şey artık işe yaramıyorsa, bırak gitsin. Eğer hayatında olan bir kişi senin gelişimini desteklemek, senin varlığını beslemek bir yana, seni tüketiyorsa, seni değersiz ve yetersiz hissettiriyorsa niye bu ilişkiyi, bu durumu tek taraflı bir çabayla sürdürmeye çalışıyorsun?
Hayatında bayatlamış, eskimiş, işlevini yitirmiş olduğu halde hâlâ bırakamadığın neler ve kimler var? İlişkilerine bak; iş hayatına bak; sosyal hayatına bak; sağlığına bak; yaşam enerjinin seviyesine bak. Yüzünde ne kadar sıklıkla içten bir gülümseme beliriyor? Bırakamadıklarının bedelini yaşam enerjini tüketerek, ruhunu yaralayarak ödediğinin farkında mısın? Eskiyi bırak… Yeniye yer aç.


Yeniye yer açmak ille de ilişkini veya işini hemen bırakman anlamına gelmiyor -ama istersen bırakabilme cesaretine sahip olman önemli. Yeniye yer açmak, durumun artık eskisi gibi sürmeyeceğini, bundan böyle ilişkinde, işinde ve çevrende mutlu olabilmen için bazı şeylerin değişmesi gerektiğini, eski gidişata hiçbir koşulda razı olmayacağını bildirmen ve bunu kararlılıkla ifade edebilmen anlamına geliyor.
Haydi! Bahar temizliği zamanı!

Nil Gün

HERŞEY SENDE GİZLİ…Sevdiğin kadar sevileceksin.

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…

Can Yücel

Uçak Mısınız? Paraşüt mü?

 

Hem iyimserlerin katkısı vardır topluma; hem de kötümserlerin.

İyimserler uçağı icat eder, kötümserler paraşütü.

George Bernard Shaw
İrlandalı yazar
Hem Nobel, hem Oscar ödüllü ilk ve tek insan.

Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum…

 

Seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey…
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum…

Nazım Hikmet Ran

Sebastiao Salgado- Belgesel Fotoğrafın Dahisi

Yaşayan en ünlü belgesel nitelikli insan fotoğrafçılarından birisi. Ülkemizde fotoğrafla özellikle uğraşanların mutlaka duyduğu bir isim.

“Onu bu denli ünlü kılan nedir?” dediğinizde, elbette ilk olarak çekim teknikleri olağanüstü güzel. Bu güzellik fotoğrafta özel hiç bir ayarlama olmadığı duygusundan kaynaklanıyor. Tıpkı mükemmel makyajın, var mı yok mu anlaşılmaması gibi. (Tabi bu benim fikrim 🙂

Fotoğraflardaki öyküye kapılıp gidiyorsunuz. İnsanların gözlerinde derince gördüğünüz duygular, arkadaki yoksulluğun dilsiz haykırışı, göçmenlik, etnik savaşlar, maden işçileri, her çeşit şiddet ortamında en çok hırpalanan çocuklar.

Şimdi biraz çalışmalarından bahsedip sizi harika fotoğraflarıyla başbaşa bırakayım. Salgado 1944 yılında sekiz çocuklu ve sığır çiftliği sahibi bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Doktora düzeyinde İktisat eğitimi almış. Daha sonra Afrikada’yken eşinin bir fotoğraf makinesi hediye etmesiyle hayatı değişmiş. Bir fotoğrafçı olarak lüksü değil, zorluğu tercih etmiş. Çekim yaptığı bölgelerde insanlarla aynı koşullarda çalışmış. Dünyayı gezişinde çektiği fotoğrafların başarısı ile Magnum ajansının yeniden toparlanmasını sağlamış. Fotoğraf üzerine düsturu “Bir fotoğrafın daha iyi ya da kötü olmasından bahsediliyorsa bu fotoğrafçının çektiği insanla ne kadar yakın ilişkide olduğuna bağlıdır” / “the picture is more good or less good in function of the relationship that you have with the people you photograph.”

Ve aşağıda onun çalışmalarından bir kaç tane seçtim… Buyrun efem 🙂

 

Bakış Açınızı Değiştirecek 20 Kızılderili İlkesi

1. Erken uyan.

Sessizlikte o güne şükürle başla

2. Hoşgörülü ol.

 Yollarını kaybedenlere karşı hoşgörülü ve toleranslı ol. Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve hırs kaybolmuş bir ruhun işaretleridir. Bir gün yollarını bulabilmeleri için dua et.

3. Kendi yolunu çiz.

 Kendini, kendin için ara. Başkalarının senin için yol çizmelerine izin verme. Bu senin ve yalnız senin yolun. Başkaları seninle beraber yürüyebilir ama senin için yürüyemez.

4. Düşünceli ve kibar ol.

 Misafirlerine düşünceli davran. En iyi yemeğini, en iyi yatağını sun. Onlara saygı göster ve onurlandır.

5. Senin olmayanı sahiplenme!

 Senin olmayan bir şeyi alma. Başka bir insana, bir topluluğa, doğaya veya bir kültüre ait olabilir. Onlar kazanılmış veya sana verilmiş değildir.

6. Yeryüzüne saygı duy.

 Bu yeryüzünde var olan her şeye saygı duy. Bu bir insan veya bitki olabilir.

7. İfade özgürlüğü tanı.

 Başka insanların düşüncelerine, dileklerine ve sözlerine değer ver. Sözünü kesme, dalga geçme veya taklit etme. Her kesin kendini istediği gibi ifade etmesine izin ver.

8. Dedikodu yapma.

 Başkaları hakkında kötü konuşma. Evrene bıraktığın olumsuz enerjiler, bir kaç kat artarak seni yine bulur.

9. Affet.

 Herkes hata yapar ve her hata affedilebilir.

10. Olumlu düşün.

 Kötü düşünceler aklın, bedenin ve ruhun hastalanmasına yol açar. Olumlu düşünce egzersizleri yap.

11. Doğanın parçası ol.

 Doğa bizim için var olmaz, bizim bir parçamızdır ve biz de onun bir parçasıyız.

12. Çocuklara sevgi ver.

 Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır.  Kalplerinde sevgiyi yeşert, onları erdemle ve hayat dersleriyle sula. Büyüdüklerinde, yeterince gelişebilmeleri için onlara alan tanı.

13. Kalp kırma.

 Başkalarının kalbini kırmaktan kaçın. Yarattığın acının zehri bir gün sana geri döner.

14. Dürüst ol.

 Her zaman gerçekten yana ol. Dürüstlük evrenimizde insan iradesinin bir sınavıdır.

15. Sağlığına özen göster.

 Kendini dengede tut.  Rasyonel Sen’i, Ruhsal Sen’i, Duygusal Sen’i ve Fiziksel Sen’i.  Hepsi güçlü, saf ve sağlıklı olmalı.  Zihnini güçlendirmek için vücudunu da güçlendir. Duygusal yaralarını sarmak için ruhunu büyüt.

16. Sorumluluk al.

 Kim olacağın ve ne yapacağınla ilgili bilinçli kararlar ver.  Aldığın kararların sorumluluğunu al.

17. Kişisel alanlara saygı suy.

 İnsanların kişisel alanlarına ve gizlilik taleplerine saygı duy. Kimsenin kişisel eşyasına dokunma, özellikle de kutsal ve dini eşyalara.

18. Kendine adil davran.

 Kendine adil davran.  Kendini besleyemezsen, başkalarını da besleyemezsin. Önce kendine yardım et.

19. Başka inançlara saygı duy.

 Herkesin inancına ve inanışına saygı duy. Başkalarını senin inandığın dine inanmaya zorlama.

20. İyiliği paylaş.

Kaderinin güzelliklerini başkalarıyla da paylaş. Gönüllü olarak iyilik yap.

Kaynak: liste liste

 

Ayak Tabanlarımızın Organlarla Olan İlişkisi…

Ayak Tabanlarımızın Organlarla Olan İlişkisi…

Hayatınızı sabote eden 12 zehirli düşünce

 

Her gün bir diğerinin aynısı mı? Sürekli kurban rolünde misiniz? Hep kendinizin mi haklı olduğunu düşünüyorsunuz. Tebrikler sizi kemirip bitiren 12 zehirli düşünceden 3’üne hali hazırda sahipsiniz. İşte listenin geri kalanı. Okuyun ve hayatınızı kemiren o zehirli sarmaşıklardan kurtulun.

Hayatınızı sabote eden 12 zehirli düşünce

Güne mutsuz başlıyor, hayatınızın hiç değişmeyen bir kısır döngü tarafından yönetildiğini düşünüyor ve bunun için başkalarını mı suçluyorsunuz? O zaman, belki farkında bile olmadığınız bazı‘zehirli‘ düşüncelerden kurtulmanız gerekiyor demektir. Huffington Post gazetesi, o düşünceleri 12 maddede derledi:

1- Kurban olduğunuzu düşünmek

Siz bir kurban değilsiniz. Sorunlarınızdan dolayı başka insanları ya da koşulları suçlamayı bırakın. Şu an hayatta olduğunuz yerden memnun olmamanız, durumunuzu değiştirmek için kişisel sorumluluk alamayacağınız anlamına gelmez. Dolayısıyla kurban psikolojisinden çıkın çünkü bu hiçbir işe yaramaz. Esasında, başarılı olmanızı da engeller. Şunun farkına varın ki, ‘kader’inizden sadece ve sadece siz sorumlusunuz.

2- Başkalarını değiştirebileceğinizi düşünmek

Değiştiremezsiniz. Değişmek istemiyorlarsa ya da bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlarsa, bütün çabalarınız boşuna demektir. Dolayısıyla başkaları için endişelenmeyin. Onları oldukları gibi sevmiyorsanız, birlikte vakit geçirmeyin. Şunu bilin ki, onları değiştirme hakkınız da yok.

3- ‘Gerçek’lere sürekli direnen düşünceler

Bazı şeyleri, hatta çok fazla şeyi değiştirebilirsiniz. Kilo verebilir, daha iyi bir iş bulabilir, üniversiteye dönebilir, evliliğinizi düzeltmek için çaba harcayabilirsiniz. Fakat değiştiremeyeceğiniz şeyler de var. Patronunuzun ‘sinir’ bir tip olduğu gerçeğini değiştiremezsiniz. İş değiştirebilirsiniz ama patronunuzu değiştiremezsiniz. Kira ya da ev kredisi ödemek zorunda olduğunuz gerçeğini değiştiremezsiniz. Ama bunlara direnmekten vazgeçebilirsiniz. Değiştiremeyeceğiniz şeylere direnmek sizi sinirlendirmekten ve üzgün hissettirmekten başka hiçbir işe yaramaz. Dolayısıyla değiştirebileceğiniz şeyler konusunda harekete geçin ama değiştiremeyeceklerinizi de kabul edin.

4- ‘Komşunun tavuğunun kaz olduğunu’ düşünmek

‘O kız kadar güzel ya da o adam kadar zengin olsaydım, o zaman mutlu hissederdim‘. Bu tür düşünceler doğru değil. Başkalarının hayatının sizinkinden daha iyi olduğunu zannetmeniz, bunun gerçekten öyle olduğu anlamına gelmez. Belki de o güzel kız çocukluğunda çok zorlu bir ev hayatı yaşadı ve hayatını düzene sokmakta zorlanıyor. Ve belki de o zengin adam işinde o kadar çok vakit geçiriyor ki, ailesini hiç göremiyor. Komşunun tavuğu kaz değildir. Kendi elinizdekileri takdir etmesini bilin.

5- Başka insanlardan beklentiler

Beklentiler, siz her ne kadar mantıklı olduğunu düşünseniz de, mutluluğu öldürebilir. Sırf siz öyle istiyorsunuz diye insanlar bir şeyleri yapmak zorunda değil. Beklentilerinizin kişisel deneyimleriniz ve önyargılarınızdan kaynaklandığının farkına varın. Bunların başka insanların da önceliği olmasını beklemeyin. Siz de muhtemelen yapmak istemediğiniz şeylerin sizden beklenmesinden hoşlanmıyorsunuz. Dolayısıyla başka insanlara dayatmalarda bulunmayın. Davranışlarından hoşlanmıyorsanız ya onları öyle kabul edin ya da ilişkinizi bitirin.

6- Hayatınızda birinin olmasının sizi tamamlayacağı düşüncesi

Siz kendinizi zaten ‘tam‘ hissetmiyorsanız, bir sevgiliniz olması sizi tamamlamaz. Dahası, ‘sizi mutlu etme zorunluluğu’, diğer kişi üzerinde büyük bir baskı yaratır. Hayatınızda biri olsun ya da olmasın, kendi kendinizle mutlu olmanız gerekiyor.

7- Haklı olduğunuzu her zaman kanıtlamak zorunda hissetmek

Bazı insanların ‘haklı‘ olduklarını kanıtlamak için ölümüne savaşmaları insanı şaşırtıyor. Amaç ne? Zayıf, savunmasız veya aptal görünmek istemiyor olabilirler. Fakat hatalı olduğunuzu itiraf etmek çok daha asil ve olgun bir davranış. Dahası, herkesin fikirleri farklıdır. Bırakın siz istediğiniz gibi, onlar istedikleri gibi düşünsün.

8- Başka insanların ne düşündüğü konusunda endişelenmek

Size ne? Sizi yargıladıklarını mı düşünüyorsunuz? Kimse sizi, sizin kendinizi yargıladığınızdan daha fazla yargılamıyor. Diğer insanlar kendilerini yargılamakla öyle meşgul ki, size ayıracak vakitleri yok. Dolayısıyla nasıl mutlu hissediyorsanız öyle davranın. Ve eğer diğerleri sizi yargılıyorsa, bu sizin değil onların sorunu.

9- Tek bir doğru ve tek bir yanlışın olduğunu düşünmek

Objektif bir doğrunun var olduğunu düşünmeyi seviyoruz ama bu bir yanılsama. Öyle bir şey yok, sadece subjektif gerçeklikler var. Bir kişinin ‘doğru‘ bulduğu şey, bir başkası için yanlış olabilir. Herkes bir şeyleri doğru buluyor çünkü o ‘şey‘, hayatına ve dünya görüşüne uyuyor.

10- Hazırlıksız hissettiğiniz için gelecek hakkında endişelenmek

‘Endişelenmek, istemediğiniz bir şey için dua etmektir‘ diye bir deyiş vardır. Bunun yerine şu anı yaşayın. Gelecek hakkında endişelenmeyi bırakın çünkü onu sadece bir yere kadar kontrol edebilirsiniz.

11. Paranın mutluluk getirdiğine inanmak

Paraya ve başarıya önem veren kapitalist bir düzende yaşasanız bile, varlıklı insanların çok parası olanlardan daha mutlu olduğu illa ki doğru değil. Bankada beş kuruş parası olmadan veya sıradan işlerde çalışarak da mutlu olan insanlar olduğu gibi, mutsuz milyarderler de var. Mutluluğa zengin olarak ulaşabileceğiniz fikri gibi bir tuzağa düşmeyin.

12- Geçmişin geleceğinizi belirlediğine inanmak

Geçmişte hata yapmış olmanız, geleceğinizi daha iyi bir hale getiremeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Fakat kendinizi geçmişiniz yüzünden ‘işe yaramaz’ diye damgaladıysanız, ‘işe yaramaz‘ tavrınızı geleceğe de taşırsınız.

KAYNAK: DİKEN.COM.TR

Bunların üstesinden gelmek için reiki seminerlerime katılın enerjiniz yükseldin access bilinçaltı temizliğine katılın tüm düşünceleri dönüştürelim. Kayıt için psikocity: 234 15 45

Anette: 0536 798 68 68

 

‘Ama gözler gerçeği görmez ki…Yüreğiyle aramalı insan.”

 

”Senin gezegenindeki insanlar” dedi Küçük Prens,
”Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yine de aradıklarını bulamıyorlar…”
”Evet bulamıyorlar ” diye yanıtladım onu.
”Halbuki, aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.”
”Haklısın” dedim.
Bunun üzerine Küçük Prens şöyle dedi:
”Ama gözler gerçeği görmez ki…Yüreğiyle aramalı insan.”

Saint-Exupery / Küçük Prens

Mutlu bir beyne sahip olmak için neler yapmalıyız

 

İnsan beyni eğer bir bilgisayara benzetilirse, nasıl ki bilgisayarda komutlar işlemlere yol açıyorsa, beynimizde de bir, fikir, bir şema, bir resim. insan duygu, düşünce ve davranışlarını belirler. İnsan beynini en çok etkileyen şey ise endişe ve öfkedir. İnsanın endişe ve öfkesini sık yaşaması daha gergin ve stresli bir hayat demektir. Stresli ve gergin bir hayat beyinde geri dönüşümsüz hücre göçüne yol açmaktadır.

· Asla bir eleştiri, öneri ya da teklif karşısında yetersizlik duygusuna kapılmayınız.

· Asla kusursuz bir insan olmaya çalışmayınız.

· Başkalarına hoş görünmek için şirinlik ve fedakârlık yapmayınız yapmak zorunda olduğunuzu düşünmeyiniz.

· Duygusal anlam taşıyan hiçbir şeyin başarı veya başarısızlık şeklinde performansını ölçmeye çalışmayın. ( Evlilik, seks.)

· 24 saati 3’e bölün. 8 saat uyuyun, 8 saat çalışın ve kalan 8 saatte lütfen sizi mutlu edecek bir şeyi yapın. Hobiler edinin, spor yapın, sanatsal faaliyetleri izleyin, sergileri gezin.

· Size yapılan eleştirileri reddedilmişlik olarak algılamayın.

· Mükemmeli değil elinizden geleni yapın.

· Dünyada hiçbir zaman yalnız olduğunuzu ve yalnız kaldığınızı düşünmeyin, önünüzdeki taşlara taşlar eklemeyin, başkalarının önündeki taşları da kaldırın.

· Kimse için önyargı taşımayın ve herkese karşı içinizden geldiği gibi davranın.

· Başkalarınca beğenilmek ve takdir edilmek beklentisi taşımayın, hiç kimsenin sevgisine muhtaç olmayacak kadar kendinizi sevin.

· Sizin doğrularınızın başkalarının doğruları olmayabileceğini bilin.

· Çevrenizdeki insanların hareket ve davranışlarını denetlemeyin, hiç kimsenin beyninden geçenleri okumaya ve yorumlamaya kalkışmayın, kimsenin de dillendirmediğiniz müddetçe sizin beyninizi okumasını beklemeyin.

· Çok okuyun. Okumayı ertelemeyin, okumaya yaşınız ilerlese bile devam edin. Çünkü okumak zihinsel faaliyetleri çalıştırır.

· Çok gergin ve kaygılı olduğunuz zaman şu nefes egzersizini yapın;

iyi bir nefes almak iyi bir nefes vermekle başlar. Ağır derin ve sessiz olun. Nefes egzersizine başlamadan önce, sağ elinizi göbeğinizin hemen altına koyun, sol elinizi göğsünüzün üzerine koyun ve gözlerinizi kapatın. Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. Yeni bir nefes almak için birkaç saniye bekleyin. Ard arda iki derin nefes aldıktan sonra kesinlikle 4-5 kez de normal nefes alın. Tüm bu işlemleri günde 40 kez yapın ve bunu alışkanlık haline getirin.

· Akraba, aile ve kök bağlarınızı koparmayın. En azından özel günlerde mutlaka onlarla olun.

· Sizi aşan konularda mutlaka danışmanlık alın. Her şeyi siz bilemezsiniz ve siz çözemezsiniz. Danışmanlık almak bir eksiklik değildir.

 

*Psikiyatrist Prof. Dr. Arif VERİMLİ

Düşüncelerimizin, Korkularımızın ve Yaydığımız Enerjilerin, Hastalıklarla olan bağı:

Düşüncelerimizin, Korkularımızın ve Yaydığımız Enerjilerin, Hastalıklarla olan bağı:

Üç sebeple hastalanıyoruz;

1- İlgi ve alaka görmek için (NEDEN İNSANLAR İLGİ VE SEVGİ İÇİN HASTA OLURLAR ?)

2- Yaşadığımız hayatın kıymetini anlamak için bize ders vermeye gelirler

3- Korkularımızla hayatımıza kendimiz çağırıyoruz ( Bizi hasta edebilecek durumlarla çekim gücünü kullanarak farkına varmadan eşleşiyoruz.)

Sen ilgi ve sevgiyi dışarıdan bekliyorsan ve bunun için kendini hasta ediyorsan; bunu koz olarak kullanıyorsan; isteklerini yaptırmak için hastalanıyorsan; kendi bedenine zarar vermek evrensel hak yasasına göre en büyük haksızlıktır.

EMES VE ALZHEİMER:

Aşırı düşünce, aşırı kontrolcülük, aşırı ben bilirim, ben doğruyum düşüncesi, esnek olmayan bakış açısı, katı kurallar çok ağır iş disiplini, aşırı bastırılmış ve gizli kalmış aileye, akrabalara ve çevreye olan kendini ispatlama çabası neden olur.

Örnek:

Alzheimer olan bir danışanımla görüşürken; hastalığın kaynağının geçmişte olduğunu tespit ettik. Küçük bir çocukken, babası onu su testisi ile su almaya göndermiş. Oyuna dalıp eve geç kalınca da, onu köy meydanında herkesin içinde dövmüş ve “senden adam olmaz” demiş.

Bu danışan 8 yaşında yaşadığı bu olaydan sonra 60 yaşına kadar sürekli çalışmış ve zengin olmuş.

Yanında yüzlerce kişi çalışmış, birçok fakire yardım eli uzatmış. Bilinç altında yer eden babasının sözleri nedeni ile 60 yaşına kadar sürekli çalışmış ve kendini ispat etmeye çalışmış. Bu olay çözülünce, adam çok ağladı. En son olayın yaşandığı zaman ağlamış ve bir daha ağlamayacağım demiş. Bu söz de tüm duygularının içinde birikmesine neden olmuş.

“Erkekler ağlamaz.” sözü ile erkeklerin duygularının içlerinde birikmesine ve sonra da kötü bir şekilde patlamasına neden olunur.

Birçok hastalığın nedeni de geçmişte veya çocuklukta yaşanılan ve bilinçaltına yerleşen olaylardır. Nedeni bulunup, temizlendiği zaman rahatsızlıklar ortadan kalkar.

BOĞAZ BÖLGESİ (FARANJİT,BADEMCİK,TROİD)

Bu bölgede oluşan problemlere; “İnsanlar ne diyecek?” düşüncesi ve korkusu. İnsanları üzmemek için konuşmamak, duyguları ve düşünceleri içine atmak neden olur.

NODÜL:

Bu daha ileri bir safhadır. “İnsanlar neden böyle, neden doğruyu göremiyorlar, neden beni anlamıyorlar?” diye isyan etmektir.

Çocuğu tehdit yolu ile korkutmak “Seni babana söyleyeceğim” veya “Seni annene şikayet edeceğim” gibi söylemler, çocuğun o anda boşaltması gereken enerjiyi içine bastırıp sağlık problemleri yaşamasına neden olur.

Vücudumuz bize konuşur, başımız ağrır. Biz ilaç alırız geçsin diye. Oramız ağrır, buramız ağrır ama biz neden ağrıdığını hiç sormayız.

Bir gün bir beyefendi geldi karşıma ve bana dedi ki; “Pazartesi günü bir böbreğimi aldırmak zorundayım ve ameliyata gireceğim.”

“Kaç yıldır böbrek hastasısın?” diye sordum.

25 yıldır böbrek hastası olduğunu söyledi. “Diğer böbreğimi de her an kaybedebilirim” dedi. Peki dedim bu beyefendiye, “25 sene evvel sen nasıl bir olay yaşadın ki bunu hazmedemedin bir düşün.”

Kapattı gözlerini, düşündü. Bir an şaşırdı, “İnanmıyorum” dedi.

“25 yıl önce Hayatımda hiç affedemeyeceğim ve kabullenemeyeceğim bir olay yaşadım” dedi.

“Böbreklerinle olan sorunun, o olaydan sonramı başladı” dedim. “Bir hatırlamaya çalış?”

“ Evet” dedi “ondan sonra başladı.”

Ağrınıza giden ve sindiremediğiniz bir olay, haksızlık yaşamışsanız bu böbreklere etki edebilir.

TOPLUMSAL TRAVMA

Televizyon programımda bir dinleyicim bana şu soruyu yöneltti;

“Bu ülkede toplumsal bir travma geçiriyor herkes. Bu toplumsal travmadan dolayı herkesin psikolojik ve ruhsal dengeleri alt üst olmuş durumda. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre stresle kanser arasında bağlantı olduğu ortaya çıktı. Bizim ülkemizde de herkes stresli bir hayat yaşıyor, yaşam koşulları böyle. Dolayısı ile bu toplumsal travma denilen olay herkesi olumsuz yönde etkiliyor. İnsan ilişkilerini olumsuz yönde etkiliyor; insan davranışlarını etkiliyor; komşu ilişkilerini etkiliyor. İnsanlar arasındaki etkileşimi zayıflatıyor. Siz ne diyeceksiniz bu konuda, bunu öğrenmek istiyorum.”

Bir hücreye, bir organa düzenli olarak stres uygularsanız, öyle bir anlık stresin artması değil; her gün sinirliysen; her gün stresliysen her gün kafaya takıyorsan organları bozmaya başlıyorsun moleküler olarak.

Çünkü stresli insanlar ağızdan nefes alır, kısa nefes alır ve vücutlarına eksik oksijen gönderirler. Eksik oksijen alan organımız moleküler olarak, oksijeni alamadığından dolayı farklı bir solunum şekline geçiyor, yani vücuttaki kanser hücresi kötü hücreye dönüşmeye başlıyor ve oksijensiz ortamda bu hücreler kendi kendilerini yemeye başlıyorlar. İyi hücreleri yemeye başlıyorlar.

EL BOMBASININ PİMİNİ ÇEKİP YUTMAYA BENZER

Yani biz stresi düzenli olarak vücudumuza uygularsak, yaşlanıyoruz, hastalanıyoruz ve bir sürü aksilik ve sıkıntıyı hayatımıza çekiyoruz. Bu ülkede stres şu an çok ciddi anlamda var ve insanlarla konuşurken kimle karşılaşsam herkes birbirini suçluyor.

“Onun yüzünden öyle oldu; kocam yüzünden öyle oldu; karım yüzünden öyle oldu; çocuğumun yüzünden öyle oldu; patronumun yüzünden öyle oldu, annem yüzünden öyle oldu, zaten babam yüzünden öyle oldu, kardeşim yüzünden öyle oldu!”

Herkes birbirini suçluyor. Eğer birini suçluyorsanız, bir yerde bir hata arıyorsanız, bu el bombasının pimini çekip yutmaya benzer. Kendi bedeninizin içini stresle doldurursunuz.

Bir organa düzenli olarak stres uygularsanız, o organı veya hücreyi kaybetmeye başlarsınız. Bu her türlü hastalığa sebep olur.

Hastalıkların en büyük sebepleri geçmişi affedememe, endişe, kuruntu, korkular, kaygılar, stres, düzensiz yaşam.

ADET SANCISI:

Fiziksel olarak kendini beğenmeyen, kadın olmaktan mutlu olmayan; “Ben neden erkek olmadım?” diye isyan eden bir bayan adet sancısı yaşar.

Bu şikayetler ileri boyutta olursa; rahim veya cinsel organda sorunlar oluşabiliyor. Vücut rahimi dışlamaya başlıyor.

AKCİĞER, ASTIM, BRONŞİT , NEFES ALMADA ZORLANMA:

Sevgiyi içine alamama, veya sevgiyi hissedememe durumlarında ortaya çıkan rahatsızlıklardır.

ALERJİ:

İçine atılmış, bastırılmış derin duygular. Söylenemeyen sözler alerjiye neden olur. Alerjinin başladığı dönemden kısa bir süre önce içine bir olay atmıştır.

Çocuk doğar doğmaz alerjisi varsa anneye aynalık yapıyor demektir. Anne kendinin farkına varır, sorgular, cevaplarını bulur ve düşünceleriyle alerjik durumu düzeltirse, çocukta otomatik olarak iyileşme görülür.

Anne atalarla bağını kestiği zaman olumsuzluklar kendi çocuğu ile yeni kuşaklara aktarılmamış olur.

AYAKLARDA SIZI:

Yaptığın işten bıktın artık, ya da sevmiyorsun ve zorla gidiyorsun gideceğin yere.

BAĞIRSAK SORUNLARI:

Israrla bırakamama duygusu neden olur. Kabızlık varsa kişinin parasızlık korkusu vardır ve tutumludur. İshalde ise hayatın akışına güvenmeme duygusu vardır.

BEL AĞRISI:

Fıtık gibi ağrı omuzda ise hayatın bütün yükünü vurdun.

“Ben bırakırsam her şey çökecek. Eğer ben taşımazsam bu sistem yıkılacak.”

Esnek değilsin yani katı kuralların var. “Ben buyum ve değişmem” diyorsun.

BEL FITIĞI:

İnatçılık biraz; çok dik kafalı bir şekilde bir iş yapmak. Yani inatla o işten zarar da görse yapmaya devam etmek.

BOYUN AĞRISI:

Özellikle de gerilme ve kasılma gibi ağrılar. Duygusal gerginlikler yaşadığınız zaman bu tür ağrıları yaşarsınız.

BÖBREK HASTALIKLARI:

Hayatta hazmedemediği bir olay yaşamışsa, bunu sindirememişse böbrek hastalıkları oluşur.

Bir olay yaşadın ve bunu kabullenemiyorsun, affedemiyorsun, hazmedemiyorsun. Bu olaydan dolayı böbrek ağrısı yaşarsın, sindiremiyorsun çünkü bu yaşadığını.

“Niçin ben, bu kadar iyilik yapmama rağmen neden ben?” diyorsun.

CİNSEL SOĞUKLUK:

Cinselliğin kötü bir şey, kirli bir şey ya da günah olduğuna inanmak. Baba korkusu ve kulaktan duyma olumsuz tecrübeler ve korkular, yanlış inanç kalıpları neden olur.

ÇARPINTI, PANİK ATAK:

Doğru nefes alıp verdiğinizden emin olun. Genellikle çarpıntısı olan insanlar ağızdan ve kısa nefes alırlar.

Dikkat edin!

Burnunuzdan derin nefesler almaya özen gösterin; burnunuzdan derin nefes alın diyaframınıza kadar, sonra burnunuzdan derin nefes verin. Nefes alırken göğüs kafesinizi oynatmadan sadece göbeğinizi şişirmeye çaba gösterin. Burundan derin nefes alıp verin ve diyaframınızı kullanın.

DİLDEKİ YARA :

Bir şekilde hayatının içinde ikilemde kaldın ve mutlu olmadığın bir hayat yaşıyorsun ve bunu dile getiremiyorsun.

Patlıyor dilinde. Tabii bu evin içinde de olabilir işyerinde de.

DİŞ RAHATSIZLIKLARI:

Bir karar verdiğinde, aldığı kararı devam ettirememe ve aldığı kararı sürdürememe durumunda ortaya çıkar.

Hayatı ile ilgili kararsızlıklar yüzünden diş ağrıları meydana gelir. Kararsızlıklar hayatın her noktasında sıkıntı yaratır

DİZLERMİZDE AĞRI:

Hayata esnek davranmıyorsunuz ve değişmeye direniyorsunuz.

DÜŞÜK TANSİYON:

“Beni kimse sevmez zaten işe yaramayacak” düşüncesiyle tansiyon düşer.

ELLERDE UYUŞMA:

Hayatı hissedemiyorsun, yani algılayamıyorsun hayatı, tadını alamıyorsun.

FELÇ:

Bir kişi felç olduğu zaman; bilinç altında ailesini bir araya getirmek için kendini bu duruma getirmiştir.

Ailesinde ne kadar kavga olursa olsun, bütün aile koşulsuz olarak kavgasını bırakır ve kenetlenir.

GAZ SORUNU:

Düşünceleri içine atma ve hazmedememe durumu gaz sancılarına neden olur.

GÖĞÜSTE KİST:

Aşırı derecede vericilik, aşırı derecede endişe ve kendini feda etmedir. Göğüs bölgesinde sıkıntı yaşatır, koltukaltı lenf bezlerine kadar sıkıntı yaşatır.

O yüzden artık fedakar olma modundan çıkın. Çünkü çocuklarımızın hayat derslerini engelliyoruz. Biz nasıl büyüyüp bu güne geldiysek onlar da bir şekilde büyüyecek.

GÖRME PROBLEMLERİ:

Gözler yakın mesafeyi görmüyorsa; kişi kendini beğenmiyor, kendini görmek istemiyordur.

Uzağı görmüyorsa; geleceği ile ilgili endişeleri vardır ve geleceğini göremiyordur.

Kişinin geçmişi ile ilgili affedemediği,temizlemesi gereken olaylar ve kişiler vardır.

GÖZDE ARPACIK:

Bu insanlar hayata öfkeyle bakarlar. Hayatlarında, affedemedikleri, kabullenemedikleri bireyler olabilir veya kendi cinsiyet/bedenlerini kabullenememiş de olabilirler. Kendi kendileriyle de çatışma yaşıyor olabilirler.

HORLAMA:

Fiziksel problemler dışında, eski düşünce kalıplarını bırakamadığımız için yaşadığımız bir durumdur. Hayatın akışına güvendiğimizde ve yeniliklere kendimizi açtığımızda her şey normale döner.

İLTİHAP VE SİVİLCE:

İçe bastırılmış çok fazla öfke anlamına gelir. İçimize attığımız öfke ve gerginlikler, vücutta iltihaplanmaya veya sivilceye neden olur.

KAS AĞRILARI:

Hayatın içindeki yükleri çok fazla yükleniyorsun demektir.

Baş ağrısı özellikle migreni size açıklayayım; çok fazla etken var.

Enerji yükselmesi olduğu için Kıbrıs”ta; insanların hisleri çok güçlü olduğu için, özellikle üçüncü gözü açık olan insanlar, ya da hisleri güçlü olan insanlar ciddi baş ağrısı yaşar ve bunun da sebebi “Neden kocam şimdi bunu yaptı? diye soru soruyorsun; ya da “Bu çocuğun hali ne olacak?” diye soru soruyorsun. Sana cevabı geliyor ama gelen cevabı reddediyorsun. Beğenmiyorsun gelen cevabı içine bir his doğuyor, “Hayır, olmaz yahu. Adam beni aldatmış olamaz” diyorsun. “Kesin aldatmıştır.” Çünkü sana gelen mesajı reddediyorsun ve kendi yorumuna dönüyorsun. Ama soruyu tekrar soruyorsun ve tekrar kendi yorumuna dönüyorsun. Soruyu tekrar sorduğun zaman otomatikman migren ve baş ağrısı başlar, bilgi gelir almayı reddedersin ve başın şişer. Sorguladıkça akışı değiştiriyorsun.

KALP KRİZİ VE KALP RAHATSIZLIKLARI:

Hayatın içinde çok fazla çabalama, yaşam tarzı, para ya da mevki uğruna hayatın sevincini bırakma.

KISIRLIK:

Geleceği güvende görememe ve kaynaklarını yeterli bulamamaktan dolayı ortaya çıkar. Kendi anne ve babasını yetersiz bulma düşüncesi; vücudu bebek sürecini engellemek ister.

KİLO PROBLEMİ:

Kişi kendini güvende hissetmiyor demektir. Kendini güvende hissetmediği için vücuda almış olduğu her gıda zor günler için depolanır. Bu bir anlamda kıtlık bilincidir. Böyle düşünen kişiler parayı zor kazanırlar veya kazandıkları zaman kısa sürede harcarlar. Kişi kendini güvende hissetmeye başladığı zaman, hücreleri de güvende hissetmeye başlayacaktır.

Aşırı kilo problemi bazı durumlarda,karşı cinse mesafe ve koruma koymak içindir.Aşırı kilo alan biri karşı cinsin kendine yaklaşmasını engellemeye çalışır.Özellikle kadınlarda,erkeğe karşı duyulan öfke veya babaya karşı duyulan öfke kız çocuğun kilo almasına ve erkekleri kendinden uzaklaştırmasına neden olur.

Kişi eğer kollarına kilo alıyorsa; kendini beğenmiyor ve onaylamıyor demektir.

Bacaklarda kilo varsa kendini güvende hissetmiyorsun. Kollarda kilo varsa “İnsanlar beni sevmiyor” diyorsun içinden. Popolar biraz büyüdüyse ve can yeleği bölgesinde genel bir kilo varsa cinselliğe karşı bir tepki var demektir. Yani “Benden uzak dursun erkek.”

Kendini koruma içgüdüsüdür bu. Ya da kendini kesinlikle güvende hissetmiyorsun ve vücut kendini sürekli kilo tutmak zorunda kalır. Bu insanların erzak dolapları da doludur.

KİST:

Geçmişte bir olay yaşadın ve o olayı sürekli düşünüyorsun. Fıtık; bütün hayatı yüklendin. Özellikle duygusal yönden yüklendin ve taşımaya çalışıyorsun. Üstünde çok fazla sorumluluk var.

KOLESTROL:

Hayatın içinde sevgiyi hissedemeyen ve sevgiyi algılamayan insanlarda oluşur.

Sana akan sevgiyi kabullenememe; yani biri gelip sana seni sevdiğini söyler ve sen içinden “Acaba seviyor mu?” diye şüphe edersin.

KULAKLAR (İŞİTME KAYBI)

Kişi duymak istemediği bir şeyler olduğu için işitme kaybı yaşar. Bu problem doğuştan geliyorsa; atalarından biri sözlü tacize uğramıştır ve bunu affedemediği için sınav genlerle aktarılmıştır.

MİDE HASTALIKLARI:

Hayatı ve insanları dert eden, herkesin derdini dinleyen kişilerde mide sıkışması, ülser, gastrit, reflü gibi hastalıklar oluşur.

MİGREN:

Hayatı çok fazla sorgulamaktan kaynaklanır. Üçüncü göz dediğimiz çakramızla bağlantılıdır. Bazı insanlar sürekli sorgularlar. “Neden oldu? Niçin bu şekilde? Kim nerde, ne yapar?” vb. Bu sorular migren ağrılarını ortaya çıkarır.

OMUZ AĞRILARI:

Omuz Ağrıları yaşayanlar hayatı çok ciddiye alanlar, çok fazla sorumluluk taşıyan kişilerdir. Yani sizin anlaşılamadığınızı hissettiniz; değersiz olduğunuzu hissettiniz; sevilmediğinizi hissettiniz bir dönem; ya da genel olarak.

Omuzlarında ağrın varsa eğer; Hayatı çok fazla yüklendin, çok fazla sorumluluk aldın, taşıyabileceğinin üzerinde yük aldın herkesi kurtarmaya çalışıyorsun.

Hayatı bu kadar yüklenmeyin. Lütfen hayatı paylaşın. Başkalarıyla sorumluluklarınızı paylaşın.

ÖKSÜRME:

Ben buradayım, lütfen benimle ilgilenin mesajıdır.

ÖPÜŞEMEME:

Kişinin güven eksikliğinden kaynaklanır. Dişlerinde sorun olduğunu düşünebilir, karşı cinsle temastan hoşlanmayabilir. Ağız kokusundan şikayet edebilir.

SAÇ DÖKÜLMESİ :

En az üç yüzden fazla kel erkekte veya saç kaybı yaşayan bayanlarda ortak olarak şunu fark ettim.

Kim geleceğe güvenmiyorsa “Acabalar” var aklında, her şeyi bilmek ister. Hayatı koltuğunun altında tutmak ister. Dizginlemek ister. O zaman saçları dökülmeye veya vücudunda da kıllanmalar başlıyor.

SEDEF VE VİRTİGO :

Derin bir suçluluk duygusu ya da bir sır. Bir sırrı içinde tutmak, ama bir suçluluk duygusuyla keşke yapmasaydım diyorsun.

SELÜLİT:

Birikmiş öfkeden kaynaklanır.

ŞEKER HASTALIĞI:

Bu hayatta yaşayacağım, zevk alacağım bir şey kalmadı ki,ne yapabilirim düşüncesi nedeniyle oluşur.

ŞİZOFREN:

Şizofrenlerin şizofren olduğuna inanmıyorum. Her şizofren; şizofren değildir. Bazı şizofrenler beyindeki arıza nedeniyle olmayan nesneler ve görüntüler görürler.

Bazı şizofrenler güçlü hisleri ve psişik yetenekleriyle başka boyutlardaki varlıkları ve olayları görürüler. Bu tıpta açıklanamadığı için şizofren teşhisi konur. Şizofrenlerle medyumlar birlikte meditasyon yaparlarsa bu açıklanabilir.

TÜMÖR:

Kişi eski acılar, eski hatıraları, eski dramları sürekli düşünüp yaşattığı için vücut kist yapar.

UÇUKLAR:

İçimize attığımız öfkeyi söylememek ve içimizde kalması durumunda oluşur.

VÜCUDUN SAĞ YANINDA OLUŞAN AĞRILAR:

Kişinin geleceği ile ilgili kaygıları vardır; geleceği ile ilgili adım atamıyor, madden ve manen kendini güvende hissedemiyordur.

YAĞ BEZESİ :

İçinde bir öfke var. İçinden birine kızgınsın, söyleniyorsun. Ama dışarıya güler yüz gösteriyorsun, içine atıyorsun.

YÜKSEK TANSİYON:

Çok fedakar, çok yardımsever olduğunu insanların bunu anlamadığı ve emeklerinin karşılığını göremediği düşüncesiyle oluşur.

Düşünce yapımızı değiştirdiğimiz zaman bedenimize verdiğimiz hasarlarda düzelmeye başlayacaktır. Doktorunuzla tedavinizi devam ettirirken düşünce yapınızı da şifalayarak iyileşme sürecinizi hızlandırabilirsiniz

Bu yazı teşhis ve tedavi yerine geçmez. Tanı için kullanılamaz. Teşhis tedavi ve tanı doktorun işidir. Biz yapmış olduğumuz yolculuklarda hastalık deneyimi yaşayan kişilerin hastalıkları ve düşünce yapıları ile ilgili gözlemlediğimiz bağlantıları paylaşmaya çalıştık. Doktorunuzla tedavi sürecinizde olumlu düşünmek iyileşme sürecinizi hayırlı birşekilde şifalandıracağına inanıyoruz.

Not: BİZ ELİMİZDEN GELDİĞİNCE BİLGİLERİMİZİ SİZLERLE PAYLAŞIYORUZ, SİZDEN RİCAMIZ SİZDE SEVDİKLERİNİZLE PAYLAŞIN, ETRAFIMIZDA NE KADAR ÇOK KİŞİYİ HEP BİRLİKTE ŞİFALANDIRABİLİRSEK, GELECEK NESİLLERE HEPBİRLİKTE BİRŞEYLER BIRAKABİLİRİZ. YARDIM EDENDEN DE ETMİYENDEN DE ALLAH ŞİMDİDEN RAZI OLSUN

kaynak: nefes21 Bülent Gardiyanoğlu

Parmaklarınıza Göre Kişilik Analizi…

Elinizi uzatınız ve A, B veya C figürlerinden hangisine uyduğunu belirleyiniz.

A Resmindeki gibiyse parmaklarınız; insanlar tarafından büyüleyici, sosyal, aktif dışa açık, onlar çok çetindirler ve mükemmel sorun çözen insanlardır. Şefkatlidirler ama farkettirmeyebilirler. Bu tür ellere sahip insanlar çoğunlukla bilim adamı, mühendis, asker, stratejik, analizcidirler.

B Resmindeki Gibiyse Parmaklarınız; kendinize öz güveni fazladır. Hatta öz güven patlaması yaşar. Bu kişiler hayatta tek başına başarılı olmak isterler. Bu kişiler hedef odaklıdır, planlıdır, kendilerine hep bir hedef koyar ve onu başarmak için özveriyle çalışır. Rahatsız edilmek istemezler ama takdir edilmekten hoşlanırlar.

C Resmimdeki gibiyse parmaklarınız; barışsever, kavgadan uzak, iyi bir organizatör, denge unsuru, karşılık beklemeyen özverili, ilişkilerinde sadıktırlar. Bu tür ellere sahip olan kişilerle kavga etmeyiniz. Sizin yaptıklarınızı biriktirirler (olumlu, olumsuz) eğer bir gün sizden tüm rövanşı alırsa sakin olun ve düşünün; “ben bu kişiye ne yaptım” acaba diye zihninizi yoklayınız. Eskilerin dediği gibi; “Yavaş atın tekmesi sert olur.” ( Alıntıdır ) Sevgiyle Serkan Sorguç ŞifaChi –