Hintli işadamı yatırımcı, yardımsever ve Tata Sons’un başkanı Ratan Naval Tata’nın Londra’daki konuşmasından güzel satırlar:

26tata[1]

 

Hintli işadamı yatırımcı, yardımsever ve Tata Sons’un başkanı Ratan Naval Tata’nın Londra’daki konuşmasından güzel satırlar:
👉1.
Çocuklarınızı zengin olmaları için eğitmeyin.
Onları mutlu olmaları için eğitin.
Böylece yetişkin olduklarında eşyaların fiyatını değil değerini bilirler.
👉2.
Yiyeceklerinizi ilaçlarınız gibi yiyin.
Aksi durumda yiyeceğiniz olarak ilaçları yemek zorunda kalırsınız.
👉3.
Sizi seven hiçbir zaman terketmeyecektir
çünkü bırakmak için 100 sebep de olsa
tutmak için bir sebep bulacaktır.
👉4.
İnsanoğlu olmakla insan olmak arasında pek çok fark vardır.
Çok azı bunu anlar.
👉5.
Doğduğunuzda sevilirsiniz.
Öldüğünüzde sevileceksiniz.
Arasını
Siz başarmalısınız…!
Hızlı yürümek istiyorsanız yalnız yürüyün..!
Fakat
Uzun yürümek istiyorsanız beraber yürüyün..!!
Dünyadaki altı en iyi doktor
1.Güneş ışığı
2.Dinlenme
3.Egzersiz
4.Diyet
5.Kendine Güvenmek
&
6.Arkadaşlar
Hayatın her aşamasında bunları devam ettirin ve sağlıklı hayatın keyfine varın.
Kendinize inanın ki hayat denilen yolculuğun keyfini yaşayın.

BİR İNSANI TANIMAK İÇİN DÖRT DURUM

doğan-cüceloğlu-2[1]
Evlenmiş boşanmış, elli yaşlarında aklı başında biri olarak tanıdığım Hanımefendi’ye üzerinde çalıştığım EVLENMEDEN ÖNCE adlı kitaptan söz ettim. Doğan Bey, dedi, şimdiki aklımla yeniden evlenecek olsam, kişiyi daha iyi tanımak için şu dört durumda nasıl davrandığını görmek isterdim. Anlatmamı istermisiniz?
Anlatmasını rica ettim, kısaca şöyle açıkladı:
1- Aç olduğu zaman nasıl hissediyor ve nasıl davranıyor, ona bakardım. Duygusal bakımdan olgun değilse, aç insan sabırsız ve bencil davranmaya başlıyor.
2- Öfkeli olduğu zaman, bir şeye kızdığı zaman nasıl konuşuyor, nasıl davranıyor, dikkatle gözlerdim. Bencil insanın kızgınlığı ile olgun insanın kızgınlığı farklıdır. Diyebilirim ki bir insanın olgunluğunun en iyi göstergeci öfkesini nasıl yönettiğidir.
3- Kendini yalnız hissettiği zaman ne yapıyor? İçine kapanıp dünyaya küsen ve onu suçluyan bir tavır içine mi giriyor, yoksa yalnızlığıyla dost olup, hayatın bu hallerini de sakin bir olgunlukla kabul edebiliyor mu?
4- Yorgun olduğu zaman nasıl davranıyor? İnsanın bencil olup olmadığını en iyi yorgunken nasıl hissettiği ve davrandığı gösterir. İlişkinin önemini kavramış olgun insan ne kadar yorgun olursa olsun diğerlerini de düşünerek davranır.
Kendisine teşekkür ettim ve söylediklerini sizinle paylaşmaya karar verdim.
Yaşam deneyiminiz içinde yukarıda ifade edilenler size anlamlı geliyor mu?
DOĞAN CÜCELOĞLU

Bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmem için SÜKÛNET…

woman in the field

 

“ Tanrım;
Bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmem için SÜKÛNET…
Değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmem için CESARET…
Ve aradaki farkı anlayabilmem için BİLGELİK ver…” ❤
Reinhold Neibuhr…

Ben dostlarımı ruhumla severim.

mevlana_resimleri[1]

 

“Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım…
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi.
Ağladım…
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı
an olduğunu;
aradaki bölümün,
ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim…
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla.
Zamanla yarışılmyacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu.
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim…
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi.
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu.
Sevginin;
güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim…
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim…
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için;
önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim…
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için;
ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim…
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra.
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi.
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta.
Sonra;
kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği
fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün; kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım…
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim…
Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin;
namussuzluk olduğunu.
Gerçek namusun, günah elinin altındayken,
günaha el sürmemek olduğunu öğrendim…
Gerçeği öğrendim bir gün
Ve gerçeğin acı olduğunu.
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim…
Her canlının ölümü tadacağını,
Ama sadece bazılarının
hayatı tadacağını öğrendim…
Ben dostlarımı
ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya;
Kalp durur,
Akıl unutur.
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…”
Mevlana

DEĞİŞİME BAŞLAMAK VE SÜRDÜRMEK…

19149385_786493288222477_4961021154001531373_n[2]
Defterin üzerine kocaman harflerle isminizi yazın, değişim günlüğünüz hazır.
Sizi heyecanlandıran bir resim veya fotoğrafı defterin kapağına yapıştırın.
İlk sayfaya bir tarih atın, sonra sayfaları 70’e kadar numaralandırın. Lütfen üşenmeyin, 70 günlük bir çalışma bu…
Sayfanın en üstüne “Hayatımda Güzel Olan Neler Var?” yazın ve altına bu sabah uyanmanızdan başlayarak yazıyı yazdığınız ana kadar geçen sürede başınızdan geçen ve iyi ki hayatımda var dediğiniz 5 şeyi yazın, ne kadar küçük, basit ve her gün yaptığınız şeylerse o kadar iyi.
Örnek: Sabah keyifli uyandım, harika bir kahvaltı ile güne başladım, bana keyif veren bir şarkı dinledim, yürüyüş yaptım ve keyif aldım, çayın tadı çok güzeldi, güzel bir kitaptan bir bölüm okudum, arkadaşımla buluşup kahve içip sohbet ettik, vb. (her gün farklı şeyler yazacaksınız, benzer olabilir ama farklı)
“Beni heyecanlandıran neler var?” Sonra önümüzdeki hafta içinde yapacağınız ve sizi heyecanlandıran, düşündüğünüzde keyif aldığınız 5 madde yazın (bu kısım bir hafta boyunca aynı kalabilir, yeni bir şeyler bulamazsanız).
Örnek: Çarşamba akşamı arkadaşımla yemeğe gideceğiz, perşembe günü sinemada film izleyeceğim, Cuma akşamı spora gideceğim, hafta sonu kendime zaman ayıracağım, aldığım kitabı bitireceğim, İngilizce kursuna başlayacağım, tatile gideceğim, vb.

Bunlar bittikten sonra “Bugün yaptığım farklı şey” kısmına geliyoruz. Bugün yaptığınız farklı ve değişik bir şey yazın, bu alan çok önemli, eğer yazacak bir şey bulamıyorsanız mutlaka yapın ve yazın. Çok basit şeyler olabilir, yeter ki farklı yapın, alışkanlıklarınız değişsin.
Örnek: Bugün TV’yi hiç açmadım, müzik dinledim. Uzun bir süre sonra ilk defa bisiklete bindim, apartman görevlisine halini hatırını sordum, bamya yedim, arabamı kendim yıkadım, aldığım kitabı sondan okumaya başladım, dinlemediğim tarzda bir müzik dinledim.
Sırada “Bugün karşılıksız yaptığım bir iyilik” bölümü var. Ne kadar küçük olduğunun bir önemi yok. Apartmanın önüne sokak hayvanları için su kabı yerleştirdim, kullanmadığım kıyafetleri bağışladım, komşumun ziline basıp bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sordum, otostop çeken birisini arabama aldım, yaşlı birisine karşıya geçmesi için yardım ettim. Hiçbir şey bulamıyorsanız uzun zamandır görmediğiniz ve/veya aramadığınız birisini telefonla arayın ve halini hatırını sorun.
“Bugün öğrendiğim şey” bölümüne öğrendiğiniz küçük bir şeyi not alın, hoşunuza giden bir cümle olabilir, yararlı bir bilgi olabilir, kendinize dair bir şeyler olabilir.
Son olarak da “Bugün hayalim için yaptığım şey” bölümüne en çok istediğiniz hayaliniz için attığınız minik bir adımı yazın. Örnek: yapmak istediğim iş ile ilgili olarak; internet araştırması yaptım, isteğimi yapan bir kişi ile konuştum, hayalimi gerçekleştirmiş bir kişinin biyografisine başladım, hayalime dair resimlere baktım, planlama yaptım, ne olmasını istediğimi yazdım, dua ettim, meditasyon yaptım, artık her ne ise.
Şimdi de eğer bütçeniz müsait ise bir sonraki sayfaya geçmeden önce 10 TL’yi sayfa arasına yerleştirin, 70 gün sonra 700 TL’niz olacak.
İddia ediyorum, 70 gün boyunca her gün bunları uyguladığınızda 2 ay 10 gün sonra kendinizi çok daha huzurlu, mutlu, dengeli ve keyifli hissedeceksiniz.
Sevgi ile kalın

Mert Çuhadaroğlu

Gandhi’nin hayatla ilgili sorulara verdiği cevaplar…

19756560_1974182952801763_50316431174726159_n[1]

 

Gandhi’nin hayatla ilgili sorulara verdiği cevaplar…
1) En güzel gün?
Bugün
2) En kolay şey?
Yanılmak
3) En büyük engel?
Korku
4) En büyük yanlış?
Vazgeçmek
5) Bütün kötülüklerin temeli?
Bencillik
6) En güzel oyalanmak şekli?
Çalışmak
7) En büyük çöküş?
Ümitsizlik
8) En iyi eğitmenler?
Çocuklar
9)Temel olan şey?
İletişim
10)Seni en çok mutlu eden şey?
Başkalarına faydalı olmak
11) En büyük gizem?
Ölüm
12) En büyük kusur?
Huysuzluk
13) En tehlikeli kişi?
Yalancı
14) En zararlı duygu?
Kıskançlık
15) En güzel hediye?
Bağışlama
16) En kısa yol?
Düz (doğru) yol
17) En güçlü duygu?
İç huzur
18) En iyi koruyucu?
Iyimserlik
19) En büyük güç?
İman
20) En gerekli kişiler?
Ebeveyn
21) Hayattaki en güzel şey?
Sevmek
22) En büyük en güzel sığınak?
Yaradan…ॐ
~ Mahatma Gandi

Spiritüel Alemin En İyi 10 Kitabı…

0000000572473-1[1]

1) Atlıkarıncada Bir Tur Daha – Tiziano Terzani (Merkez Kitaplar)
Spiritüel alemin en iyi kitabı, aslında çoğunun adını ilk defa duyacakları için biraz da sürpriz bir kitap. Yazarı “Bu kitap nasılsa ulaşması gerekenlere ulaşacaktır” diyerek kitabın reklamının yapılmasını reddetmiş ve gerçekten de fısıltı gazetesiyle kitap, hiç reklam çok satanlar listesinde 1 numaraya oturmuş. Ülkemizde nerdeyse hiç bilinmeyen “Atlıkarıncada Bir Tur Daha” muhteşem bir bilgelik kitabı, ama aynı zamanda doğu öğretilerinin ve tıbbının, kapitalizm ve küreselleşmenin elinde ne hale dönüştüğünü gösteren ve spiritüel konuları meslek edinmişlere gayet oturaklı eleştiriler de yönelten bir eser. Kitap, spiritüelliğin en zorlandığı alan olan ruhu akılla birleştirmek konusunu da başarıyla gerçekleştirmiş bir insanın öz-yaşam öyküsü.

Hikaye, Terzani’nin kansere yakalandığını öğrenmesi ile başlıyor ve onun kanserine çare ararken yaptığı yolcuğu anlatıyor. Öyle bir yolculuk ki bu, Amerika’dan Tibet’e, Tayland’dan Himalayalar, Hindistan’dan Hong Kong’a kadar uzanıyor. Kah New York’te ultra modern bir hastanede oluyoruz onunla, kah Hindistan’da sefil bir köyde veya Tibet’te bir tapınakta… Reiki, yoga, ayurveda, homeopati, zihnin gücü, doktorlar, şifacılar, ermişler, şarlatanlar, umut tacirleri, bilgeler … Geleneksel tıbbın nabzında ve klasik tıbbın büyütecinde bir “insan”ın gerçek yolcuğunu okuyoruz 680 sayfalık bu kitapta.

2) The Secret – Rhonda Bryne (Mia-OWO Yayınları)

Bir tarafta bu kitabı “hayatımı değiştirdi” deyip başının üzerinde gezdirenler, diğer tarafta yerin dibine batırıp, “enayi avcısı” diye dalga geçenler… Siz her iki tarafa da aldırmayın ve önyargılardan arınmış şekilde okuyun “The Secret”ı. Binlerce yıldır çeşitli kaynaklarda yer alan bilgileri derleyip, sadeleştirerek ve örneklendirerek anlatan ve başarısını da bu sadeliğine borçlu “hayat değiştirebilecek” bir eser. İçinde “yeni” bir bilgi barındırmıyor, fakat mevcutları öyle güzel sunuyor ki bugüne kadar “aynı” bilgileri defalarca okuduğu halde hayatında uygulayamayanlar için bir nev’i eylem kitabı niteliğine bürünüyor. Diğer yandan eleştirilebilecek yanları da mevcut elbette, ama siz kopan fırtınalara aldırmadan kitabın özünü almaya ve “çekim yasası”nı işleyişini kavramaya bakın.

3) Martı – Richard Bach (Epsilon Yayınevi)
Richard Bach’ın birçok kitabı bu listede rahatlıkla yer alabilir. Fakat tabii ki içlerinden birini seçelim dersek, en önce “Martı” gelir. Günlerini teknelerden kendilerine atılacak yiyecek artıklarını bekleyerek harcayan binlerce martının arasından birisi, Jonathan Livingstone’nun kendini buluş hikayesi bu. “Ben aslında kimim?” sorusuyla başlayıp, en yakınlarının engelleme çabalarına rağmen vazgeçmeyen ve sonunda kendisinin, kendisine öğretilenden çok daha fazlası olduğunu öğrenen ve öğreten bir martının enfes hikayesi. Bir martının karakterinde, insanın kendini keşfetmesinin de hikayesi. (Halen hayatımdaki birçok adımda, özellikle de engellenmeye çalıştığım noktalarda Jonathan’ın nasıl davrandığı aklımdadır…) Bir defa okumak yetmez, defalarca okunmalı.

4) Işığın Savaşçısının El Kitabı – Paulo Coelho (Can Yayınları)
Ben sevmem öyle “ışık işçisi, ışık savaşçısı, ışık böcüğü…” gibi sıfatları amma velakin yine bir diğer enfes spiritüel romanın, “Simyacı”nın yazarı Paulo Coelho’nun bu kitabında “Işık Savaşçısı” kavramı bambaşka. O, esasında “Kamil İnsan” olarak nitelendirebileceğimiz insanın el kitabını yazmış ve hiç de öyle “elele toplaşıp, barış şarkıları söyleyip, nameste çekip, dünyayı ışığımızla kurtaralım” diyen uçmuş tipler gelmesin “Işık Savaşçısı” denilince aklınıza. Gerçekten “yaşayan insan”ın rehberi bu ki, hayatta mutluluklar olduğu kadar, kan ve gözyaşının da olduğunu kabul eden, ayakları dünya üzerine sağlam basan ve yüreğini, aklı ve ruhuyla bir etmiş insanların rehberi bu. Eğer mesajlarını tüm varlığıyla hissedebilirseniz, hayatınızı birebir etkileyecek bir kitap, ama diğer türlü “ay ne güzel bilgiler var, hemen arkadaşlarımı ileteyim” deyip harcarsınız, sonra da evinize gelen arkadaşlarınıza kitaplığınızı gösterdiğinizde “ay ne güzel kitaptır o” deyip, varlığını unutursunuz. Seçim sizin…

 

 

5) Yuvaya Yolculuk – Kryon (Akaşa Yayınları)
Kryon tıpkı Ramtha örneğinde olduğu gibi, bir medyum aracılığı ile (Lee Carroll adı) bilgi aktaran bir varlık. 1989’dan beri dünyanın çeşitli bölgelerinde celseler halinde bilgiler aktarıyor. Yalnız güzel niyetlerle başlayan faaliyetlerin içine zamanla para, pazarlama, iktidar ilişkileri gibi faktörler girince olanlar, Kryon’un da gözümdeki güvenilirliğini azaltmış etkenler. Ama ne olursa olsun, tüm celseleri, bilgileri vs. bir yana; bu roman bir yana. Esasında Kryon öğretisinin özü de bu romanda ve hiç de öyle burun kıvrılacak bir öğreti değil bu.
Kitap, Michael Thomas adlı bir adamın hikayesini anlatıyor. Amcam birçoğumuz gibi hayatından mutsuz ve artık ölmeyi isteme noktasına gelmiş. Derken hayat ona bir “hediye” sunuyor ve evine giren bir hırsız, Michael’ı bir güzel dövüp hastanelik ediyor ve işte o noktada Michael’ın içsel yolculuğu başlıyor. Sonrasında ise hayatınızda size yardımcı olacak birçok harika benzetmeler ve örneklerle dolu enfes bir öykü. Kryon’un başka kitaplarını okumaya niyetiniz olmasa bile, bunu mutlaka ama mutlaka okuyun.

6) Tanrı ile Sohbet Serisi, Neale Donald Walsch (Ötesi Yayınları)
Hayatımda çok sıkıntıda olduğum bir dönemde rastlamıştım bu kitaba. Ev arkadaşlarımın evi aniden terk edip beni yüksek bir kirayla baş başa bırakmışlardı ve ödenmemiş bir sürü fatura bekliyordu. Yine üzerine binen sıkıntılar da vardı ve ben ne yapacağımı bilmez halde geziniyordum. Derken bu kitabı gördüm ve öyle de umarsamaz bir ifadeyle açtım. Karşımda şuna benzer bir soru vardı: “Tanrım, evde ödenecek o kadar fatura ve bir de kira beni beklerken, sen hala nasıl kendi gücünü keşfet diyebiliyorsun?”. Soruyu görünce kalakalmıştım ve daha sonradan defalarca deneyimleyip öğreneceğim üzere bu kitabın, aklınızdaki sorulara yanıt verebilme gibi bir ilginç özelliği vardı. Evet, çok ilginç ama mesela cidden yanıtını istediğiniz bir soru aklınızdan geçirin ve rastgele bir sayfayı açın, bakın bakalım ne göreceksiniz. Hatta bir gün bir arkadaşım bana “Hasan, ya biz bunları uyduruyorsak, ya bu kitabı açıp yanıtları almamız bir tesadüfse” dedi ve ben de rastgele bir sayfayı açtım, aynen şunlar yazıyordu: “Tüm bunları, bu yaşadıklarınızı kendinizin uydurması sanıyorsanız, beni aşağı çekersiniz”.
Daha ne diyebilirim ki, biz o gün ağlamaktan bir hal olmuştuk. Tabii yanlış anlaşılmasın büyülü bir kitap değil bu. İşin sırrı, kitabın içinde geçen “siz bir soruyu sorunun yanıtını gerçekten isteyin, size yanıtı mutlaka bir filmle ya da bir şarkıyla ya da bir kitapla… mutlaka gelecektir” cümlesinde yatıyor. Yazarın, kendi yüksekbenliğiyle (ya da içsel ses, ya da Tanrı artık ne ad verirseniz) sohbetleri diye nitelendirebileceğimiz bu kitap da o kadar geniş kapsamlı ki içinde sorularınıza mutlaka bir yanıt bulabilirsiniz.

 

7) Dokuz Kehanet ve Onuncu Kehanet (Altın Kitaplar)
Yakın zaman içinde filmini de izlediğimiz “Dokuz Kehanet” ve devamı “Onuncu Kehanet”, ben de dahil olmak üzere birçokları için spiritüel bilgilerle tanışma kitabı olmuştur. Mayalardan kalan gizemli bilgilerin peşinde koşan kahramanımızın yolculuğu, kitaba sanki ilk başlarda bir “İndiana Jones”muş muamelesi yaptırsa da, okumaya başlayıp bilgilerle karşılaştığınızda kendinize ve hayata yeni bakış açıları kazandıran bir başyapıtla karşı karşıya olduğunu hissedersiniz. Zaten bunu hisseden çok kişi olduğu için de kitap, hemen herkesin “en iyi 10″unun içinde ve filmi çevriliyor. Devamı olan “Onuncu Kehanet” ise ilk kitaptan da iyi. Okurken içerdiği bilgilerin enerjisinden başım dönmüştü diyeyim siz anlayın. Hele ilk kitapta aşkı anlatan bir bölüm vardır ki: “…Şu anda onunla birlikte olmanız mümkün değil, çünkü hazır değilsiniz. Sen bir yarım elmasın, o da bir yarım elma ve iki yarım elma bir araya geldiğinde bir elma olduklarını düşünürler ilk başlarda. Ama bu yanıltıcıdır, bir süre sonra uyuşmazlıklar başlar ve ilişki biter. Ama kendi içinde bütünlenip tam elma olduğunuzda, iki tam elmanın ilişkisini yaşarsınız, o zaman bu çok uzun sürecektir…” Okumadıysanız mutlaka okuyun.

8) M. S. 2150 – Thea Alexander (Akaşa Yayınları)
1976 yılında yazılmış ama güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecek bir başyapıt. Bir gece yatağa girdikten sonra gözlerini 2150 yılında açan bir adamın öyküsü, makro ve mikro-felsefelerin anlatımı ve özellikle de tamamen spiritüel yaşayan bir toplumun nasıl olabileceğini resmetmesi açısından harika bir eser. Hani böyle kitaplarda altını çizerek okursunuz ya, ben bu kitabı okurken altını çize çize kitabı yırtmıştım neredeyse. Ayrıca “Eşruhlar” kavramını anlatımı, okuyanlara “ah ben de istiyorum bundan” dedirtmiş ve hatta karşılarına çıkıp aşık oldukları herkesi “eşruh”ları zannedip bir “eşruh” enflasyonu oluşmasına katkıda bulunmuştur. Benim ilk okumamdan beri bir 10 sene geçtiği ve halen kitabın birçok yerini satır satır hatırladığım düşünülürse, ne kadar etkileyici bir eser olduğunu tekrarlamam yanlış olmaz herhalde.

9) Siddhartha – Herman Hesse (Afa Yayıncılık)
“En İyi” listemizdeki kitapların, kitapçıların spiritüel kitaplar raflarında bulamayacağınız bir tanesi de dünyaca ünlü edebiyat klasiklerinden “Siddhartha”. Ünlü Alman Yyazar Herman Hesse’nin birçok romanını rahatlıkla spiritüel kitaplar kategorisinde değerlendirebiliriz, ama içlerinden “Siddhartha”, diğerlerinden bir adım önce çıkıyor.
Buddha’nın aydınlanmadan önceki kimliği Prens Siddhartha Gotoma’nın, aydınlanma yolunda yaşadıkları, Hesse’nin kendi anlatımı ve eklemeleriyle harika bir hikayeye dönüşmüş. Öyle Sanskritçe kelimelerle dolu kutsal bir metin sanmayın bu kitabı, son derece yalın, içten ve anlaşılır, senin benim gibi bir adamın hikayesi bu.

10) Dingin Savaşçı – Dan Millman (Ötesi Yayınları)
Tanıdığım için rahatlıkla söyleyebilirim ki son derece sıcakkanlı, ilgili ve alçakgönüllü bir insan, Dan Millman. Roman da esasında kendi içsel yolculuğunun öyküsü. Yazar, Socrates adını verdiği bilge bir savaşçının rehberliği ve Joy (Haz) adındaki gizem ve coşku dolu doğasını ismine yansıtmış bir kadının dayanılmaz çekiciliğinin etkisiyle, yaşamı yeniden öğrenişini anlatıyor romanında. O öğrenirken de siz de onun öğrenme sürecine eşlik ediyor ve kendinize çok şeyler katıyorsunuz. Özellikle günlük yaşam içine karşılaştığınız durumlara, spiritüel bakış açısıyla nasıl bakılabileceğinin örneklerini görmüştüm ben kitabı okurken. Filmi de çevrildi ve ABD’de geçtiğimiz günlerde yoğun talep üzerine ikinci kez gösterime girdi.

 

DERKİ: Hasan ‘Sonsuz’ Çeliktaş

 

 

Hayatı bilgece yaşamak için 12 kural

 

 

Kural 1: Asla kendinden şüphe etme… Sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur. Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile, senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir.
Kural 2: Asla farklı olduğun için utanma. Eğer çevrende senin gibi düşünen, seni anlayan insanlar yoksa, o zaman çirkin ördek yavrusu hikayesini hatırla… Muhtemelen yanlış yerde, yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin, ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ördek olmak için uğraşma.
Kural 3: Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele, yaptığın hataları ve yeniden aynı durumda olsan nasıl davranacağını iyice düşün ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebilir.
Kural 4: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var, fakat başkalarını dinle ve onların bakış açısını da anlamaya çalış.
Kural 5: İnsanlarla ilişkilerinde asla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman, önce sen gelmelisin. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih etme. Sen kaldırabiliyorsan, onlarda kaldırabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşünmüyorsa ve senin üzülmene yol açıyorsa, o zaman o insan sana değer vermiyor demektir. Bu kişileri değiştirebileceğini ya da sana zamanla önem vereceklerini düşünme.
Kural 6: Asla kaybetmekten korkarak, sırf inanmak istediğin için karşındaki insanın sevgi sözcüklerine inanma. Sevgi insanin kalbindedir, gözlerindedir, davranışlarındadır, ses tonundadır, sana verdiği önemde ve değerdedir, senin için yaptığı fedakarlıklardadır. İnsanlar çok kısa zamanda sevgi sözcüklerini umarsızca dağıtmaya başlarlar. Bunları dinle ama gerçek sevgiyi karşındakinin davranışlarına bakarak bul. İnanmak istediğin için değil gerçek olduğu için karşındaki insanın sözlerine inan…

Kural 7: Her zaman ama her zaman, mutlaka kalbini dinle. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısıyla içindeki sesle konuşmayı öğren. Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle. Başka şekilde hissetmek için ikna etmeye değil, gerçekten ne hissettiğini bulabilmek için dinlemeye çalış. Bazen içindeki ses sana çok zor gelebilecek bir şey yapmanı söyleyebilir ya da duymak istemediklerini söyleyebilir… Korkma… ve içindeki sesi dinlemeye devam et…
Kural 8: Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran.
Kendini sev, şefkatle yaklaş. Yanlış yaptığında acımasızca kendini eleştirip üzme… Aksine başını okşa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini söyle. Üzgün olduğunda, kırıldığında, acı çektiğinde, mutsuz hissettiğinde kendine özen göster, tıpkı hasta bakar gibi kendine bakım uygula. Yapmaktan hoşlandığın aktivitelerle meşgul ol ve bu durumdan çıkarak kimsenin seni incitmesine, üzmesine izin vermeyeceğini göster.

Kural 9: Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu asla unutma ve bedel ödemek istemediğin için kendini boşlukta bırakma. Örneğin bir insanı incitmişsen, ödeyeceğin bedel o insanın güvenini yitirmektir. Eğer seni sevmeyen biriyle birlikteysen, yalnız kalmaktan korkup ilişkide kalma, çünkü böyle bir ilişkide kalmanın bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır. Eğer farklı olmaktan korkuyorsan ve başka insanları taklit edip onlar gibi olmaya çalışıyorsan, ödeyeceğin bedel kendine olan saygını yitirmek olacaktır. Diğer taraftan, bazen kendin gibi olmanın bedelinin de, yalnız kalmak olduğunu unutma. O halde yaşamda her zaman bir bedel ödeyeceğini hatırla. Bir adım atmadan önce mutlaka ödeyeceğin bedeli bil ve kazanacaklarına değip değmedine bakarak kararlarını ver.
Kural 10: İnsanlara karşı nazik ve sevecen ol, ne olursa olsun asla bir başka insanı kırmak için konuşma, bilinçli olarak üzmeye çalışma ve kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama.

Kural 11: Hayatta en büyük dostun sen olabileceğin gibi hayattaki en büyük düşmanın yine sen olabilirsin. Seçimini yap ve kendin için dostu mu yoksa düşmanı mı olacağına karar ver. Yaşamdaki tüm acıları atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin, istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. İstersen kendine yeni bir hayat kurabilirsin.
Kural 12: Asla tecrübe kazanmaktan kaçma… Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve yola devam et. Hayatı öğrenmek için o tecrübelere ihtiyacın var. Kalbin aşk acısı ile yaralanmış ise, sonsuza kadar kendini aşka kapatma. Ruhun insanların acımasızlığı ile incinmiş ise, hayata küsüp kendini karanlık bir dünyada yaşamaya zorlama. Bedenin çok büyük acılar çekmişse, kendini uyuşturup bırakma. Unutma, bilge insan hayatı yaşayandır.
Kaynak: Çiğdem Alper

Benim açımdan baktığında ben bunların hiçbirini üzerime almıyorum ve almadığım içinde bir anlamları yok.”

Lotus-1[1]

 

“Buda” bir köyden geçiyordu ve insanlar gelip onu aşağılayarak en söylenmeyecek şeyleri söylediler. ”Buda” durdu, sessizce, dikkatle dinledi ve “Bana geldiğiniz için teşekkür ederim, ama acelem var bir sonraki köye gitmem gerekiyor, bugün size zaman ayıramayacağım yarın daha fazla zamanım olacak. Söylemek isteyip de söyleyemediğiniz bir şeyler kaldıysa
Sizi yarın dinleyebilirim. Beni bugün için mazur görün” dedi.
İnsanlar inanamamışlardı. Bu adam tüm söyledikleri ağza alınmayacak şeylere bir tepki vermeden, sadece dinlemiş, cevap bile vermemişti.
” Bizi duymadın mı? Senin bunlara verecek cevabın yok mu?” diye sordular.
Buda dedi ki:
“Bir yanıt istediysen geç kalmış durumdasın.
On yıl önce gelseydin seni yanıtlayabilirdim.
Ama on yıldır başkaları tarafından yönlendirilmeye son verdim.
Artık köle değil, kendimin efendisiyim, kendime göre davranıyorum,
başkasına göre değil kendi içsel ihtiyaçlarıma göre davranıyorum.
Beni bir şey yapmağa zorlayamazsın.
Sen yapmak istediğini yaptın, kendini tatmin olmuş hissedebilirsin,
ama benim açımdan baktığında ben bunların hiçbirini üzerime almıyorum
ve almadığım içinde bir anlamları yok.”
Buda devam etti
“Birisi yanan bir meşaleyi nehre atabilir,
nehre ulaşana kadar meşale yanık kalır,
nehre düştüğü anda ateş söner, nehir onu soğutur.
Ben nehir oldum.
Bana küfür edersiniz onlar ateştir,
bana ulaştıkları anda benim serinliğimde içinde ateş kaybolur,
artık acıtmazlar.
Siz dikenleri atarsınız sessizliğime düşünce onlar çiçeğe dönüşür.
Ben kendi yaradılışımın doğasından hareket ediyorum” der.
Kendiliğindenlik budur.

89 YAŞINDAKİ BETUL MARDİN’DEN KADINLARA ÖĞÜTLER…

maxresdefault

 

HER SABAH SPOR YAPACAKSIN’
GÜN AŞIRI FİLAN DEĞİL EVLADIM’…
HER SABAH ..’
*
HEP ÇALIŞACAKSIN’
ÜRETECEKSİN’
BEYNİN MEŞGUL OLACAK,
HEP KOŞTURMAN GEREKEN İŞLER OLACAK ..’
*
GÜNCELİ TAKİP EDECEKSİN’
HABER İZLE, DERGİ, KİTAP, GAZETE OKU’ GÜNDEMİ YAKALA’
HER KONUDA KENDİNİ UPDATE ET.
YENİ ÇIKAN KİTAPLARI DA BİL,
YENİ AÇILAN LOKANTALARI DA,
BU SENE MODA OLAN RENKLERİ DE ..’
*
EVLİLİK İSE ŞART DEĞİL,
KAFANI TAKMA’
GEREKLİ DE DEĞİL’
HATTA ŞÖYLE SÖYLEYEYİM:
ONE PROBLEM LESS!
(BİR PROBLEM EKSİK!)
*
ÇOCUK MESELESİNE GELİNCE…
HA İŞTE, BURADA AKAN SULAR DURUYOR’ YAPABİLİYORSAN YAP.
BİRİNİ BU KADAR ÇOK SEVMEK,
ONUN SORUMLULUĞUNU TAŞIMAK
SADECE ONU DEĞİL,
SENİ DE MUTLU EDER’
DOĞURAMAYACAKSAN, EVLAT EDİN’
O ZAMAN DA SENİN ÇOCUĞUN
DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK’
EVLAT EDİNMEYECEKSEN DE,
MANEVİ ÇOCUĞUN OLSUN,
BİRİNİ OKUT,
GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİRMESİNE
YARDIMCI OL ..’
*
GÜNDE BİR KERE ET YE’
MUTLAKA HER ÖĞÜN SEBZE ve MEYVE YE’
KUSURA BAKMA,
BEN TATLI SEVERİM’
TATLIDAN UZAK DUR DİYEMEYECEĞİM!
*
ÖLÜMDEN SONRA YAŞAMAK İSTİYORSAN, GÜNLÜK TUT’
O KÜÇÜK NOTLAR, HEM KENDİ HAYATINI TANIKLIĞI, HEM DE YARINA KALAN BİR BİLGİ KAYNAĞI.
MESELA BENİM BABAM,
HİÇ DÜŞÜNMEDEN 60 SENE BOYUNCA
HER GÜN ECE AJANDA’SINA O GÜN OLANLARI YAZMIŞ.
HÂLÂ AÇIP OKUYORUM
VE ÇOK FAYDALANIYORUM ..’
*
OLUMLU OLACAKSIN ..’
*
BAZI ŞEYLERİ KABUL EDECEKSİN’
BÜTÜN KADINLARIN SENİ SEVMESİNE
İMKÂN YOK!
DEMEK Kİ BAZI KADINLARA
DİKKAT EDECEKSİN.
*
ERKEKLERE GELİNCE,
AYNI ANDA BİRKAÇINI SEVMEYECEKSİN’
AMA ONLARIN BÖYLE BİR YETENEĞİ
VE “ŞEREFSİZLİĞİ” OLDUĞUNU BİLECEKSİN !!

ATALARIMDAN GENETİK OLARAK GETİRDİĞİM: BÜTÜN KONTRATLARIMI İPTAL EDİYORUM.

imagesB5HZSW6Y

 

Bu bedende iken ettiğim, ve genetik soyumdaki herhangi birine ait olan bütün yeminleri ve bütün  kontratları iptal ediyorum :
Şimdi bu yeminlerin ve kontratların geçmiş, şimdi ve gelecekte tüm zamanlarda, tüm boyutlarda ve tüm mekanlarda  tüm paralel realitelerde, paralel evrenlerde, alternatif realitelerde, alternatif evrenlerde, tüm gezegen sistemlerinde, tüm kaynak sistemlerde, tüm boyutlarda ve Boşlukta geçersiz ve hükümsüz olduğunu ilan ediyorum.
Ruh, lütfen bu yeminler & kontratlar ile ilişkili olan tüm yapıları, araçları, varlıkları, alışkanlıkları veya etkileri salıver. Bunu yaparken ulu ve ilahi varlıklar, melekler, yedinci boyut ve yukarısındaki yükselmiş üstatlar buna eşilk ediyor ve şifalanıyorum.

Bülent Gardiyanoğlu

Bir Avuç Toprak…

BmpkJgEIcAAwViC

Bir avuç toprak

Biraz da suyum ben…

Neyimle Övüneyim

İşte buyum ben

Yunus Emre

Sorun Bulan Zihne Mi Cozum Bulan Zihne Mi Sahipsiniz…

images

 

Bir öğretmen olarak öğrencilerimin sözlerine, sosyal alandaki başarılarına, sosyal konumlarına, güçlerine ya da tartışma becerilerine pek önem vermem. Bütün bunlar tıpkı birer makyaj gibidir; göz boyarlar o kadar. Bir insanın ağzı harika laflar yapabilir, sosyal konumu oldukça yüksek olabilir, muhteşem bir tartışma yeteneği ya da sosyal anlamda büyük başarıları olabilir. Bunların hiçbiri o kişinin kalbinin ve hakikate uyanma potansiyelinin gerçek göstergeleri değildir. Güzel sözler, zekice kelimeler, becerikli iddialar ya da tartışmalar, göz kamaştırıcı sosyal başarılar sadece karşısındakinin değil, kişinin kendinin de gözünü boyar. Bu sebeple bir öğretmen olarak bunlardan hiçbirine önem vermem. Önem verdiğim şeyler kişilerin talihle ve talihsizlikle karşılaştıklarında nasıl tepki verdikleridir. Ne kadar şafkatli oldukları, ne kadar cömert olabildikleri, ağırbaşlılıklarını ne kadar koruyabildikleri, olan bitenin ne kadar farkında olabildikleri, samimiyetleri, kendi kusurlarını yargısız bir şekilde görüp göremedikleri, sorun bulan zihne mi yoksa çözüm bulan zihne mi sahip oldukları gibi şeylere önem veririm. Bunlar kişiyi geçici olmayan gerçek bir oluş haline ulaştırabilirler. Geri kalanlar sadece egoyu besler ve geçicidir.
Cem Sen Hocamdan…

Sorun Bulan Zihne Mi Cozum Bulan Zihne Mi Sahipsiniz…


Bir öğretmen olarak öğrencilerimin sözlerine, sosyal alandaki başarılarına, sosyal konumlarına, güçlerine ya da tartışma becerilerine pek önem vermem. Bütün bunlar tıpkı birer makyaj gibidir; göz boyarlar o kadar. Bir insanın ağzı harika laflar yapabilir, sosyal konumu oldukça yüksek olabilir, muhteşem bir tartışma yeteneği ya da sosyal anlamda büyük başarıları olabilir. Bunların hiçbiri o kişinin kalbinin ve hakikate uyanma potansiyelinin gerçek göstergeleri değildir. Güzel sözler, zekice kelimeler, becerikli iddialar ya da tartışmalar, göz kamaştırıcı sosyal başarılar sadece karşısındakinin değil, kişinin kendinin de gözünü boyar. Bu sebeple bir öğretmen olarak bunlardan hiçbirine önem vermem. Önem verdiğim şeyler kişilerin talihle ve talihsizlikle karşılaştıklarında nasıl tepki verdikleridir. Ne kadar şafkatli oldukları, ne kadar cömert olabildikleri, ağırbaşlılıklarını ne kadar koruyabildikleri, olan bitenin ne kadar farkında olabildikleri, samimiyetleri, kendi kusurlarını yargısız bir şekilde görüp göremedikleri, sorun bulan zihne mi yoksa çözüm bulan zihne mi sahip oldukları gibi şeylere önem veririm. Bunlar kişiyi geçici olmayan gerçek bir oluş haline ulaştırabilirler. Geri kalanlar sadece egoyu besler ve geçicidir.

Cem Sen Hocamdan…

İnsan yaşadığı yere benzer

edip-cansever-615x326

“Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
— Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben —
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar…
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.”
Edip CANSEVER