50 Yaşına Giren Bir Adamın Doğum Gününde Yazdığı, Herkesin Okuması Gereken 22 Maddelik Hayat Dersi

Her gün ne kadar aptal olduğumu daha iyi anlıyorum. Aptal olmak normaldir. Ama ben 18 yaşındayken kendimi bir dâhi sanıyordum. Şimdi ise tam bir ahmak olduğumu fark ediyorum.”

1. “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-06-50

 

2. “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”

ekran-resmi-2016-10-02-12-10-57

<style type=”text/css”> .wpb_animate_when_almost_visible { opacity: 1; }</style>

3. “Parayla ilgili üç yetenek vardır: Onu kazanmak, elde tutmak ve büyütmek. Bunların üçü de birbirinden çok farklı yeteneklerdir.”

ekran-resmi-2016-10-02-12-15-16

 

4. “Çocuk sahibi olmak korkunç bir şeydir. Ama çocuk sahibi olmak muhteşem bir şeydir.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-19-49

 

5. “Bu konudaki tüm bilimsel çalışmaları bir kenara bırakarak söyleyebilirim ki, sekiz saatlik bir uyku çok önemlidir.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-20-22

 

6. “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”
ekran-resmi-2016-10-02-13-16-21

 

7. “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”

ekran-resmi-2016-10-02-12-24-53

 

8. “İletişim kurduğunuz herkesi sanki kendi çocuğunuzmuş ve yarın ölecekmiş gibi hayal edin. Böylece dinlemeyi ve nâzik olmayı öğrenirsiniz.”

ekran-resmi-2016-10-02-12-26-24

 

9. “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”

ekran-resmi-2016-10-02-12-27-03

 

10. “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-28-38

 

11. “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir. İlhâm ise içi boş bir kelimeden ibarettir.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-31-22

 

12. “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”

ekran-resmi-2016-10-02-12-37-17

 

13. “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-38-25

 

14. “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 25 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 20’yi çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-41-30

 

15. “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-46-41

 

16. “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-48-00

 

17. “Yazarken, sanki canı çok sıkılmış bir insanla konuşuyormuşsunuz gibi düşünün ve her cümlenizle onun dikkatini üzerinizde toplamaya çalışın.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-49-10

 

18. “Isaac Newton kalkülüsü icat etti; fakat aynı zamanda simyaya da inanıyordu. Pek çok aptalca şey yapmadan zeki ve başarılı olmanız mümkün değildir.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-49-50

 

19. “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”

ekran-resmi-2016-10-02-12-50-11

 

 

20. “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-52-42

 

21. “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”

ekran-resmi-2016-10-02-12-54-23

 

22. “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”
ekran-resmi-2016-10-02-12-58-50

kaynak: müthiş psikoloji

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sonrasını BIRAK GİTSİN….

sufidergah_1335598120161

 

Bir gün adamın biri zamanının Sufi üstadlarından birini ziyarete gelmiş ve ona şu soruyu sormuş:
“Ön yargılarımdan ve bağımlılıklarımdan nasıl kurtulabilirim?”
Üstad ona cevap vermek yerine ayağa kalkmış ve yakında bulunan bir sütuna kollarını dolayarak bağırmaya başlamış:
“Beni bu sütundan kurtarın!!! …
Adam şaşkınlıkla bakarak, Üstadın deli olduğunu düşünmüş ve ona şöyle demiş:
Neden böyle yapıyorsun?
Ben senin akıllı birisi olduğunu düşünerek ruhsal bir soru sormaya geldim. Ama görüyorum ki sen delinin tekisin, sütunu sen tutuyorsun, sütun seni tutmuyor! Bırak gitsin!”
Üstad sütunu bırakmış ve şöyle demiş: “Bu söylediğini gerçekten derinlemesine anlayabilirsen, kendi cevabını vermiş olacaksın. Bağımlılıkların seni tutmuyor, sen onları tutuyorsun! Bırak gitsin!”
Kendini değiştirmeli insan..Yaşananlara bakış açısını değiştirmeli..Özeleştiri yapabilmeli
Önce kendini yargılayabilmeli..
Sonrasını BIRAK GİTSİN….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa…

paradigma1

 

 

OKUMAYA DEĞER …Paradigma..

Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.

Örneğin; trende giderken, bir baba, 3… evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.
Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.
Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?
Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama, artık iş işten çoktan geçmiş.
Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.
Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor:
Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.
Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?
ÇÖZÜMSÜZ gibi gördüğünüz sorunlar konusunda PARADİGMA değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”
Stephan R. Covey – Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HASTALIKLARI BİZ Mİ YARATIYORUZ?

fft99_mf59424401

 

 

Okumuş olduğum bir kitapta yaşamımızdaki her şeyi, çevremizdeki herkesi hayatımıza kendimizin çektiğinden bahsediyordu. Hayatımıza giren her şeyi kendimiz çekiyorsak hastalıkları da mı biz çekiyoruz? Yok artık dedim, daha neler. Kim hasta olmak isterdi ki? Kim ağrılar çekmek, ilaçlarla yaşamak, hastanelerde yatmak ister ki? Ama gel gelelim şimdi çekim yasasının da…ha çok içine girdikçe, daha çok okudukça ve daha çok gördükçe büyük resmi daha kolay görebiliyorum. Evet ister inanın, ister inanmayın ama hastalıkları hayatımıza biz çekiyoruz.

Belki bunu bilinçli zihinlerimizle yapmıyoruz ama hastalıkları çağırıyoruz. Hayatınızda neye anlam yüklerseniz onun enerjisini ve dolayısıyla frekansını artırırsınız. Biz bunu fark etmesek de o kadar çok yapıyoruz ki… Bugün başım ağrıyor örneğin, sabah uyanıyorum. ‘Ahh çok başım ağrıyor’ diye güne başlıyorum, önce sabah eşime anlatıyorum ne kadar da çok ağrıdığınıdiye güne başlıyorum, önce sabah eşime anlatıyorum ne kadar da çok ağrıdığını, sonra ağrı kesicilere söylüyorum, sonra iş arkadaşlarıma, en çok da kendime tekrar tekrar anlatıyorum, bu arada da ağrı kesicinin hiçbir işe yaramadığını da anlatıyorum devamlı. Israrla ağrının ne kadar fazla olduğunu anlatıyorum, bana neler yaptığını anlatıyorum. Siz kendinizi baş ağrısının yerine koyun, sizi bu kadar seven, herkese sizden bahseden, sizi bu kadar yücelten birini bırakıp gider miydiniz?

Bedeniniz o kadar itaatkar bir sistemle yaratılmıştır ki, siz ne derseniz ona evet der hem de hiç sorgulamadan. Çoğu zaman düşüncelerimizle, konuşmalarımızla hastalıklara davetiye çıkartırız: ‘Çok soğuk, ben bu havada kesin hasta olurum’ hay hay der vücudumuz, emriniz olur. ‘Her sene bu zamanlar kesin ben bir yatağa düşerim’  hay hay hemen. ‘Çok meyve yedim kesin karnım ağrıyacak’  hay hay. ‘Hava böyle kapalı olunca migrenim tutuyor’ Hay hay. ‘Ayakta çok durdum varislerim ağrır bugün’ hay hay hemen ağrırım sen yeter ki iste. ‘Ay o tatlı bende ishal yapıyor’. Ne demek efendim lafı mı olur? ‘Bizim ailede bütün erkekler kalp hastalığından öldü bende de kesin kalp hastalığı çıkacak.’ -’Ne dedi ne dedi? Kalp dedi, hey kalp sana diyor, hasta olman lazımmış’.

Hay hay hemen emriniz olur. Siz de bence bir düşünün, ne kadar çok bunlara benzer cümleler kurduğunuzu, bazen ısrarla nasıl hastalıkları çağırdığınızı, hatta gelmezsen küserim dediğinizi. Hastalıklarla ilgili düşüncelerim değişmeye başladığından beri daha bir dikkati bakıyorum etrafıma, sabahları hastaneye girerken bir dinliyorum çevremi. Nasıl da bayılıyoruz hastalıklarımızı anlatmaya. Yanımızda sıra bekleyen hastaya bile anlatıyoruz. Kaç gündür nasıl yattığımızı, hangi ilaçları aldığımızı, hangi doktora kaç defa gittiğimizi. Sonra merak ediyoruz acaba onun hastalığı neymiş, belki de benimkinden daha değişiktir, ona neler yapmış acaba. Hatta bazen hastalarıma şikayetlerini sorduğumda başından başlayıp ayağa kadar her organındaki hastalığı tek tek sayan bile var. Hatta kendini bitirip akrabalarına, yakın çevresindekilere geçen. Anlattıkça, onun hayatımıza daha çok aldıkça, daha çok içselleştirdikçe, daha çok inandıkça, daha çok onunla yaşamayı öğrendikçe daha çok o oluyoruz.

O hasta insan oluyoruz. Hatta o kadar o oluyoruz ki birbirimizden faydalanmaya bile başlıyoruz.  Hasta olunca çevremizden daha bir ilgi görüyoruz, başımız sıkışınca ona dayanıyoruz, o bizim bazen iş yerinden izin alabilme bahanemiz oluyor, bazen gitmek istemediğimiz toplantı nedenimiz. Hasta olunca daha bir ziyaret edilir, daha bir hali hatırı sorulur oluyoruz. Sonra da seviyoruz bu hali, biz onu seviyoruz o da bizi. Bazen de belli düşünce kalıplarını o kadar çok tekrar ediyoruz ki bilinçaltımıza atılmış çapalara dönüşüyor ve o anda bilinçli zihnimizle düşünsek de düşünmesek de bizi hastalıklara doğru götürüyor. Çocukluğumuzdan bugüne, (özellikle 0-7 yaş aralığında maximum olmak koşuluyla) yaşadığımız, duyduğumuz, gördüğümüz her şeyi, doğru yanlış, güzel çirkin ayırt etmeden kaydediyoruz.

Sonra da kayıtlarımıza, yaşadıklarımıza göre belli anlamlar yüklüyoruz. Hastalıklarla ilgili de bilinçaltı kayıtlarımız, bilinçaltı çapalarımız var. Tıpkı biraz önceki örnekler gibi. Bilinçli olarak o anda düşünmesek bile bilinçaltı hemen devreye girer. ‘Aralık ayı geldi, hani sen her sene bu zamanlar hasta oluyordun ya’ hadi bakalım. ’4 Yaşındayken de bu meyveden çok yemiştin, hani karnın ağrımıştı ya’ yine aynı şeyi yaptın hadi bakalım. ‘Hani geçen de hava böyleydi ve senin migrenin başlamıştı, bak hava yine kapalı’ hadi bakalım. ‘Babaannenin de varisi vardı, ayakta kalınca ağrıyor diye sızlanırdı ya’, “eee sende de var, sen de bugün çok yoruldun’ hadi bakalım! Bu tip hastalıklarla ilgili, iyileşme için bilinçaltına inmek gerekiyor bazen, bazı hastalıklarla ilgili o kadar acayip, o kadar çarpıcı veriler çıkıyor ki gerçekten inanılmaz.

Küçükken baharın ilk geldiği anı yaşayan, ağaçların çiçek açtığını gördüğü gün dedesini kaybeden minik çocuk, büyümesine rağmen her bahar ağaçlar çiçek açtığında depresyona girer çünkü bahar onda birini kaybetmek, onun acısını yaşamak demektir. Kaybetse de kaybetmese de fark etmez bilinçaltı kaybetmiş gibi onu depresyona sokar. Yola çıkıp geri dönemeyen yakınını kaybeden o küçük çocuk bilinçaltı, her yola giden birini eşini, çocuğunu hep kaybedeceğini sanır. Bundandır panik atak geçirmesi, bundandır onu yolun tutması, mide bulantıları. Bazen yaşadığımız şeyleri hafife alırız, geçti gitti zannederiz ama unutmayan bir yerimiz var. Ona sadece hatırlatan bir şey olması yeterli olur. Hastalıkları bazen isteyerek, bazen istemeyerek ama her iki durumda da biz hayatımıza çekiyoruz. Gelin bugün bir değişiklik yapalım sağlığımızın frekansını yükseltelim. Tüm hastalıklarımızı, acılarımızı bırakalım bir kenara. Sadece ve sadece şükredelim. Yürüyebiliyor musunuz? Bacaklarınız için şükredin. Sarılabiliyor musunuz sevdiğinize, kollarınız için şükredin. Görebiliyor mu gözleriniz ağaçları gözlerinize şükredin. Duyabiliyor musunuz kuşların seslerini kulaklarınız için şükredin. Hatırlayabiliyor musunuz çocuğunuzu ilk gördüğünüz anı, hafızanıza şükredin. Her organınız için ayrı ayrı şükredin sizi siz yaptıkları için. Size bu ana kadar koşulsuz hizmet ettikleri için. Göreceksiniz, siz teşekkür ettikçe, şükrettikçe, sağlığınızın frekansını yükselttikçe sağlığınızı hayatınıza daha çok çekeceksiniz.

* Kaynak:Indigo Dergisi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Böylece onun, ne kadar YAŞAMIŞ olduğunu anlarız.”

2_d1

 

 

Öykü, yüzyıllar önce gözlemlenen bir olayı nakletmektedir.
Bir keşiş araştırma yapmak için bir köye gitmişti. Önce o köyün mezarlığına girdi. Çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduğuna inanıyordu.
Gözleri birden mezar taşlarının üzerindeki rakamlara takıldı. Mezar taşlarında 5, 867, 900, 20003, 4293, 8, 183 gibi birbiriyle hiç de bağlantısı olmayan rakamlar vardı. Uzun uzun düşündü, fakat bu rakamların anlamını çözemedi. Köyün en bilge kişisine gitti, ona sordu:
“Nedir bu rakamlar Tanrı aşkına” dedi. ‘Bu rakamların gösterdikleri ay mıdır, yıl mıdır, saat midir?”
Bilge kişi gülümseyerek yanıtladı:
“Biz, bebeklerimiz doğduğu zaman bellerine bir ip bağlarız” dedi. “Yaşamı boyunca her güldüğü an, o ipe bir düğüm atarız. Öldükten sonra, bellerindeki düğümleri sayar, düğümün sayısını mezar taşına yazarız.”
Bilge kişi, karşısındaki keşişin bir şey anlamadığını görünce açıklamasını sürdürdü:
“Böylece onun, ne kadar YAŞAMIŞ olduğunu anlarız.”
* ALINTIDIR.
Daima gülümsemeniz dileklerimle
1. Öfke ve kin duygusu bağışıklık sistemini zayıflatır. Neşeli ve bol kahkaha atan kişilerin bağışıklık sistemi daha güçlüdür.
2. Güldüğümüzde yüzümüzde 15 kas birden çalışıyor
3. Güldüğümüz zaman vücudumda tümor ve virüslerle savaşan hücrelerimizin sayısı artıyor.
4. Özellikle ruhsal bazı hastalıkların tedavisinde gülme terapileri kullanılıyor, gözlemlere dayanılarak o hastalar daha hızlı iyileşiyor.
5. Çocuklar günde 300 kere, yetişkinler 17 kez gülümsüyor (İçimizdeki çocuğu öldürmeyelim).

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evinden geçici süreliğine ayrılmak zorunda kalanlar veya tatile çıkacaklara harika bir önerim var.

14633026_1659224511055430_6918547194794626614_n1

 

Evinden geçici süreliğine ayrılmak zorunda kalanlar veya tatile çıkacaklara harika bir önerim var. Dondurucuya içi su dolu bir
kupa yerleştirin. Donduktan sonra dondurucudan alın ve üstüne bozuk para koyup dondurucunuza geri koyun. Böylelikle ailenizle beraber uzun soluklu bir tatilden yeni döndüyseniz, buzdolabınızdaki yiyeceklerin bozulup bozulmadığını
anlayabilirsiniz.
Eğer bozuk para, ortadan aşağıya doğru düşmüşse
yiyecekleriniz bozulmuş demektir. Eğer bozuk para olduğu
yerde yani kupadaki buzun üstünde duruyorsa, yiyeceklerinize
bir şey olmamış demektir. Bu ipucunu, evinizden bir süreliğine uzaklaşacaksınız denemekte fayda var. Böylelikle siz evde
yokken elektriklerin kesilip kesilmediğini ve dolayısıyla yiyecekleriniziz bozulup bozulmadığını anlayabilirsiniz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güzel bir hikaye:Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma

14642124_1078673918897643_3153071390708293044_n2

 
Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” demiş.
” Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş.
Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.
Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.
Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.
Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.
Usta ressam şöyle demiş:
“İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.”
– Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
– Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
– Asla bilmeyenle tartışma.

Yaşama Tutkusu

bungee-jumping-nedir_646x3401

 

Genç bir adam kendi yöresinde çok tanınan bir bilgenin yanına gitti. Derdi biraz farklıydı. Genç yaşında hep başarı kazanmıştı. Babasından devraldığı küçük işi hızla büyütmüş, zengin olmuştu. Çevresindeki herkes ona saygı gösteriyordu. Düşmanı yoktu. Evliliği başarılı olmuş, çok genç yaşlarda başlayarak birkaç kez baba olmuştu. Ve genç adamın derdi de buradan sonra başlıyordu. … Bu kadar erken başarı, çok başarı, çok sayılmak yüzünden bütün çevresindeki insanları “küçük” görmeye başlamıştı. Genç adam için “önemli” hiç bir iş, hiç bir insan, hiç bir durum kalmamıştı. Hiç bir konuşmayı birkaç dakikadan fazla dinleyemiyor, okumaya başladığı her şeyi birkaç dakika içinde elinden bırakıyordu.
Bilge kişi genç adamı uzun uzun dinledi. Genç adam anlattıkça anlattı. Sonra da bilge kişi sordu: “Yaparken zevk aldığın, her şeyden daha fazla ilgini çeken hiçbir şey yok mu?” Genç adam bir süre düşündü ve cevap verdi: “Satranç…” dedi, “Ama satrancı da çok iyi oynadığım için rakip bulamıyorum.” Bilge kişi “Güzel” dedi, “Burada bir öğrencim var, o da iyi satranç oynuyor. ” Öğrencisini çağırdı, satranç masası kuruldu.
Genç adam ve öğrenci karşılıklı oturdular. Bilge kişi aniden “Bir dakika” dedi, “Bu satranç karşılaşması biraz farklı olacak. Kaybeden, kafasını da kaybedecek. Kaybedenin kafasını ben kendi elimle, kendi hançerimle keseceğim. Tamam mı?” Öğrencisi “Tabii efendim” deyince genç adam da daha zayıf bir sesle “Tamam” dedi.
Oyun başladı. “Her şeyi en iyi yapan”, “Her şeyde en başarılı” genç adam boncuk boncuk terliyordu. Yaptığı her atak bilgenin öğrencisi tarafından ustaca savuşturuluyordu. Genç adam terlemeye devam ediyordu. Bir süre sonra savunmaları düşmeye başladı. Öğrenci usta hamlelerle genç adamı sıkıştırmıştı. Genç adam bir an bilge kişiye baktı. Gözleri korku doluydu. Bilge kişi o an, bir el darbesiyle satranç masasını devirdi:
“Tamam bitti! Hiç kimsenin kafası kesilmeyecek!” Genç adam önüne bakıyordu. Bilge kişi konuştu: “İşte tekrar tutkuyu yaşadın. Dikkatini toplamayı öğrendin. Hiç kimseyi küçümsememen gerektiğini gördün. Her an ölümün yanında yaşadığın için her şeye değer vermen gerektiğini anladın.
” Sonra bilge ve öğrencisi yere saçılmış satranç taşlarını birlikte toplayıp kutusuna koydular”
alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Eskiyi bırakmak ile yeniyi başlatmak arasında bir karmaşa ve boşluk dönemi yaşanır.

sinuzit-papatya1

“-Eskiyi bırakmak ile yeniyi başlatmak arasında bir karmaşa ve boşluk dönemi yaşanır.

İnsanlar genelde bu dönemde kendilerini kaybolmuş hisseder ve o kaybolmuşluğu, bir şeyin yanlış olduğunu gösteren başka bir işaret olarak yorumlar.

Oysa bu sadece, tarafsız bölgenin verimli kaosuna girmiş olduklarını gösteren bir işarettir.!”
W. Bridge

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her Gün Daha Çok Sarılmak İçin 10 Neden

 

 

Sarılmak, birisine karşı sevgi veya sempati göstermek için, kollarınızı uzatıp onun etrafına dolamaktır.

Son yıllarda sarılma eyleminin, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımız için çok yararlı olduğu keşfedildi. Pek çok kişi için sarılmak sıradan bir eylem olsa da, kucaklaşmak aslında stresle savaşıp, negatif duyguların üstesinden gelmek için çok güçlü bir silahtır.

Güzel bir kucaklaşma en az 20 saniye sürmelidir ve birbirini seven veya güvenen iki kişi arasında gerçekleşmelidir.

 

Gün içinde daha çok sarılmaya yer verin. Sarılmak kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olan terapik bir etkiye sahiptir.

Daha fazlasını mı öğrenmek istiyorsunuz? Sarılmayı günlük bir alışkanlık haline getirmeniz için 10 nedenimiz var!

1- Ruh halinizi iyileştirir

keyifli

Sevdiğiniz birisi size sarıldığında bu tüm gününüzü değiştirip, negatif eneriyi üstünüzden atmanızı sağlayabilir.

Sarılmak sevgi hormonu olarak da bilinen oksitosin salgılanmasını tetikler, ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayan endorfinlerin salgılanmasını arttırır.

Birisine sarıldığımızda, bizi pozitif enerji ile dolduracak olumlu duyguları paylaşmış oluruz.

2- Acıyı azaltır

Bu basit sevgi gösterme hareketi hem fiziksel hem de zihinsel acı ile baş etmek için en etkili yöntemlerden birisidir. Sarılma sonucu artan oksitosin seviyeleri, acıyı geride bırakarak ana odaklanmanıza yardımcı olur.

3- Güven hissini arttırır

sarilmak

Sarılmanın verdiği sıcak hissiyat, güvende hissetmemizi sağlar ve yalnızlık endişelerini uzaklaştırır. Sarılmak duyguların ortaya çıkmasına yardımcı olur, ilişkilerin gelişmesini sağlar ve davranış bozukluklarını önler.

4- Özgüveni arttırır

Bu başlı başına gün içerisinde daha çok sarılmanız için bir nedendir. Bu eylem, ciddi oranda endişe ve korkuları azaltır, rahatlayabilmek için başkalarının onayına duyduğunuz ihtiyacı azaltır.

Birisine sarıldığınızda salgılanan iyi hissettiren hormonlar ve ortaya çıkan pozitif enerji size yardımcı olur.

Bilimsel açıdan bu çok basit bir fenomenle açıklanmaktadır: yalnız kaldıklarında en sevdikleri oyuncak hayvanlarına sarılan çocuklar, kendilerini daha güvende hissedip sakinleşirler.

5- Kalp krizlerini önler

cift

Her gün sarılmak, kalp ritmi ve kan akışını dengelemeye yardımcı olarak kalbinizi korur.

Sarılmak kandaki oksijen seviyelerini yükseltir ve bu da kalbin düzgün çalışmasına yardımcı olur.

Sık sık sarılmayan veya benzer bir fiziksel temas kurmayan kişilerin kalp sorunu riski daha yüksektir.

6- Sinir sistemine iyi gelir

Sarılmanın sakinleştirici etkisi sadece kalp sağlığınıza değil, sinir sisteminize de iyi gelir.

Günde birkaç defa sarılmak veya size sarınılması sinirlerinizin gevşemesini sağlar ve stresin, endişenin ve diğer negatif duyguların hayatınızı zorlaştırmasını önler.

7- Bağışıklık sistemine iyi gelir

bagisiklik-sistemi

Yeterli miktarda oksitosin salgılandığında, enfeksiyon ve bağışıklık sistemi hastalığı riskiniz azalır.

Bedeninizdeki antikor miktarını arttırarak, bedeninizin virüs ve bakterilerle savaşma becerisini arttırır.

8- Nöronal gelişme

Sarılma şeklinde gösterilen sevgi, özellikle bebeklerin nöronal gelişmesi için çok önemlidir.

Bu tarz bir fiziksel temas kurulmaması sinirlerin ölmesine ve ileride mental ve motor becerilerin azalmasına neden olur.

Duke Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışma, daha az kucaklanan bebeklerin beyinlerinin %20 daha küçük olduğunu göstermektedir.

Daha fazlasını öğrenmek için: Uzun Bir Hayat Sağlayan 9 Sağlıklı Alışkanlık

9- Bağları güçlendirir

Mutlu bir ilişkinin anahtarı beden dilidir. Birbirlerine sarılan çiftlerin arasındaki bağ daha güçlüdür ve bu kendilerini daha çok sevilmiş ve güvende hissetmelerini sağlar.

10- Tansiyonu kontrol altında tutar

tansiyon

Sarılma sırasında başka bir kişi ile kurulan fiziksel temas, ciltte bulunan ve sinirlere sinyal gönderen kan yuvarlarını aktifleştirerek tansiyonun düşmesine yardımcı olur.

Bu bedeninizin kendisini daha güvende hissetmesini, kalp ritminizin dengelenmesini ve kan basıncının normale dönmesini sağlar.

Her gün yeterince sarılıyor musunuz? Birisine sarılmanın size hiç bir maliyeti yoktur ve bu hayatınızı daha da güzelleştirmek için harika bir yoldur.

Hayatınıza daha fazla anlam katmak için, her gün daha çok kucaklaşın!

kaynak: sağlığa bir adım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ama asıl mesele insan olmaktır… İnsan olmak başka bir şeydir… Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır.

img_4910

 

Her şeyin olabilir.. Evlerin, arabaların.. Bilgisayar vs… her türlü teknolojik imkanın,

renk renk elbiselerin, pahalı parfüm ya da kremlerin ve pahalı alışkanlıkların…

Ve sen !.. Her şey olabilirsin…

Güzel ya da çirkin.. Uzun ya da kısa olabilirsin..

Boylu poslu.. Gösterişli ya da gösterişsiz…

Tombul yada zayıf…. Genç ya da yaşlı…

Kadın ya da erkek olabilirsin… Anne, baba olabilirsin.

Kardeş, ağabey, dost, arkadaş… Huzurlu ve huzursuz…

Güleryüzlü ya da somurtuk.. Sakin ya da hareketli…

Sabırlı, dayanıklı, heyecanlı, atak ve coşkulu olabilirsin.

Hatta her an içinde bulunduğun duruma göre bir şey de olabilirsin.

Sonra iş sahibi olabilirsin ya da işsiz…

Üniversite yada lise yada ilköğretim mezunu olabilirsin. Bir meslek sahibi olabilirsin.

Öğretmen, memur, işçi, doktor, mimar ya da avukat…

Hatta mesleğinde üst seviyelere çıkabilir ve unvanların olabilir…

Bütün bu özelliklerin çevrende pek bir takdir görebilir, övgüler alabilirsin…

Tüm bunlar iyidir hoştur, güzeldir …

Ama asıl mesele insan olmaktır… İnsan olmak başka bir şeydir… Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır.

Eğer; İnsanları toplumsal alt kimliklerine göre ayırmadan, cinsiyetlerine göre kayırmadan, zengin, fakir yada meslek ya da unvanlarına göre değil önce insan olduğu için sevip sayıyorsan…

Ve çevrendekilere sahip olduklarına göre değil, (seninle paylaşmamış olsa bile çevresindekilerle…) paylaştıklarına göre önem, değer ve anlam verebiliyorsan.

Verdiğin sözü tutuyor ve özün ile sözün birbirini tamamlıyorsa, iyiniyetli, samimi, merhametli, dürüst ve alçak gönüllü isen insan olmaya başladın demektir. Pek havalı sıfatların olabilir ama en havalısı insan olmaktır.

Kadın ya da erkek olmaktan, toplumsal sıfatlarından çok daha anlamlıdır. Ve tüm bunların yanına bir de erdem kattın mı insan oldun demektir. Ve insan olduğunda sen artık insanların yüzlerine değil ruhlarına bakmaya başlarsın

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Elmanın Diğer Yarısını Aramıyorum

puzzle%20hakkinda%20hersey%20111
Aslında bu soruların cevabından çok, elmanın diğer yarısının olduğunu düşünmemize neden olan temele bakmamız gerekir. Bu durumda karşımıza Sigmund Freud çıkar!

Freud’a göre; ana rahminin ilk dönemlerinde hem kadın, hem erkek organına sahip oluruz. Zaman geçtikçe bir cinsiyete doğru daha fazla yöneliriz. Kişinin kendini tamam, bütün hissedebilmesi için, karşı cinsten kendince doğru bulduğu biriyle karşılaşması gerekir.

Freud’dan çıkıp Kabala inancına da dönersek, aynı detaylı bilgiye orada da inanıldığını görürüz. O inanca göre, kadın ve erkek aslında bir yaratılmışlardır. Kadın iç enerjiden, erkek dış enerjiden sorumludur. Ancak bu bütün olan varlık dünyaya ikiye ayrılarak geldiği andan itibaren, diğer yarısını aramak zorunda kalmıştır. Bu hissin altında kendimizi eksik hissetmemiz yatıyor.

Aslında bu konu eski dönemlerde de filozoflar tarafından benzer şekilde ele alınmıştır. Doğal olarak hepimizin içinde bir eksiklik duygusu var. O muhteşem kadın veya adamı arıyoruz.

Ancak bulduğumuzda ne olacağı sorusu benim aklımı daha fazla meşgul ediyor. Madem bir elmanın iki yarısıyız ve elma olduğumuzun farkındayız, neden benim aynım bir şeyle birleşmek isteyeyim ki?

Tadı, kokusu, dokusu aynı olanla birleşirsem, bu hayata gelme sebebime aykırı davranmaz mıyım? Nasıl öğrenip gelişeceğim?

Ben diğer yarımı aramamaya karar verdim. Okuyorsa o da beni aramasın lütfen. Bir tane daha bana tahammül etmek çok zor olabilir. Ben daha kendi çıkıntılarımı rendeleyememişken, onunla uğraşmaya hiç niyetli değilim.

Candan Ünal

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duygularımızın Dışa Vurumu…

14449015_915103321928771_2641291956161987016_n1

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendini Sev Hayatını İyileştir Semineri Son İki Kişi

004

 

SON İKİ KİŞİ…
Kendinize aşka paraya sağlığa ilişkilere ait olumsuz inanç kalıplarınızı bulup dönüştürmek ve kendinizi sevmek isterseniz bu cumartesi (15 ekim sabah 10.00-18.00 arası) sizi bekliyorum… Gelin bu harika dönüşümün temellerini beraber atalım…
Heal Your Life Workshop, Louise L. Hay’in kitapları ya da konuşmalarındaki öğretilerin çok daha ötesini kapsar.
Louise L. Hay, 1980’li yıllardan beri dünyada “insanın kendisini ve hayatının her alanını iyileştirme” akımının öncüsü olmuş, kişisel gelişimin en büyük ve önemli ikonlarından birisidir.
Heal Your Life Workshop” ruhsal, fiziksel, duygusal, içsel olarak dört ana yönden çalışır. Bütün workshop sürecinde deneyimleyeceğiniz her uygulama, temelde ‘kendimizi en derinden ve şefkatle sevebilme felsefesini’ deneyimletir. “Şayet biz kendimizi gerçekten sevmeyi başarabilirsek, hayatımızı tamamen değiştirebiliriz.” diyen Louise L. Hay’inde dediği gibi, kendi içine yapacağın bu güvenli ve keyifli yolculukta kendine olan bakış açını ve sevgini, dolayısı ile hayata karşı bakışını ve tavrını farkedeceksin. “Yaşamda nasıl hissetmek istiyorsan; kendine, hayata ve başkalarına da öyle davran” diyen Louise L. Hay “Heal Your Life Workshop”ta şunları amaçlıyor:
– Doğduğumuz andan itibaren farkında olarak yada olmadan almış olduğumuz, şuanki yaşamımıza olumsuz etkisi olan yada ‘bir şey beni engelliyor’ dediğimiz hallerin ardındaki bizi sınırlayan inanç kalıpları, düşünceler ve duygular için güçlü ve dönüştürücü uygulamalar.
– Motivasyonumuzu aşağı çeken, kısır döngü süreçlerin ardında yatan inançlarla vedalaşmak için egzersizler.
– Bastırılmış olumsuz duyguların (öfke, nefret, kızgınlık, korku, suçluluk duygusu vb.) kaynağını tespit edip, güvenle ifade edilebilmesi ve bırakılabilmesi için egzersizler.
– Hastalıkların veya fiziksel semptomların duygusal ve zihinsel kaynaklarının farkedilmesi, sevgiyle şifalandırılması için etkili uygulamalar.
– Özgürleştirici ve iyileştirici uygulamalarla geçmişin puslu gölgesinden çıkarır.
Seminer çıkışı katılım sertifikası verilmektedir…

Başvurular

Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anettei̇nselberg.com

Nea Yaşam Merkezi
Valikonağı Cad. Poyracık Sok. İlgen Apt. N.28/15 K.4
Nişantaşı tel: 0212 219 19 30

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aldırmamayı Öğrenin: Ne Yaşadığınızı Sadece Siz Bilebilirsiniz

ozgurluk-anlatilmasi1

Hayat başınıza her şeyin gelebileceği, her şeyin değişebileceği ve aynı zamanda her şeyin mümkün olduğu karmaşık bir yoldur.
Ancak cesaretli bir kadın olarak siz, bu gün bulunduğunuz koşullara ulaşabilmek için ne gibi badireler atlatılması gerektiğini bilen tek kişisiniz.
Belki her yeni gün çok da kolay bir gün olmuyor. Ailenizin bireyleri iyi ya da kötü günler geçiriyorlar, partneriniz onun için ne kadar özveride bulunduğunuzun belki de farkına varmıyor, ya da sadece sabah uyandığınızda gözlerinizi “bir günün daha altından kalkabileceğime inanmıyorum…” diyerek açıyorsunuz.
Ama gözlerinizi yine de açıyor, dünyaya bir bakış atıyor ve hayata kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Aslında düşündüğünüzden çok daha güçlü ve başka hiç kimsenin bilmediği kadar da cesursunuz.
Tek yapmanız gereken sadece kendinize birazcık daha fazla güvenmek. Böylece kendinize olan güveninizle karşınıza çıkacak her şeyle yüzleşebileceksiniz.
Bugünkü makalede sizi aşağıda bahsedeceğimiz noktalar üzerine biraz daha düşünmeye davet ediyoruz. Bunu yapmanız eminiz ki hayatınızdaki bazı yanlışları görmenizi sağlayacak…
Aldırmamayı Öğrenin
1. Önemli olan kimin en çok çaba gösterdiği değil, “aldırmamayı” kimin başarabildiğidir.
Bazen en güçlü insanların her şeye karşı koyan insanlar olduğunu düşünebilirsiniz. İşlerine, evdeki sorumluluklarına, çocuklarına, ailelerine, kanunlara karşı koyan insanların…
Herkesin bazen bir şeylere ihtiyacı vardır. Sizse belki de kendisinden önce diğerlerini memnun etmeye çalışanlardansınız.
Bunun iyi bir davranış olabileceğine hiç şüphe yok. Sosyal ve duygusal çevrenizi oluşturan insanlardan sevginizi ve desteğinizi esirgememelisiniz. Ancak bazı durumlarda dengenin korunması söz konusu olmayabilir.
İnsanlar mimiklerinizi ya da onlar için yaptığınız iyilikleri tam olarak anlamayabilir, kendi problemlerinin ağırlığını sizin sırtınıza yükleyebilirler…
Öyleyse kendi deneyimlerinize, kendi bilgilerinize ve endişelerinize göre yaşayın. Kimsenin yükünü sırtınızda taşımayın, çünkü bu sizin gelişiminizi sınırlandıracaktır.
Eğer etrafınızda hayatınızı yöneten, özgürlüğünüze gem vuran ve kendi yolunuzu çizmenize engel olan bir aile bireyi varsa, buna artık bir sınır koyun. “Aldırmamayı öğrenin.”
Başkalarının sıkıntılarına katlanmayın. Daha iyi bir “siz”e ulaşmak için onların bencilliklerine, güvensizliklerine, şüphelerine ve asılsız eleştirilerine fırsat vermeyin.
Negatif duyguları ve bakış açılarını üzerinize almayın çünkü bunlar bir süre sonra siz tutsak edecekler.
Eğer haklarınıza saygı göstermeyen bir partneriniz varsa veya partneriniz olduğunuz gibi biri olmanızı engelliyorsa, bir kez daha düşünün. Ne yapıp yapmayacağınızın söylenmesine ya da sevdiğiniz şeylerin yasaklanmasına izin vererek, kendinizi “beklemeye” alıyorsunuz. Gerçek güç, insanın kendisini kontrol altına alan ya da kıran şeyleri hayatından çıkaracak kadar cesur olmasında yatar.
Eğer bir arkadaşınız kendi ihtiyaçlarını sizinkinin üzerinde tutuyor, sadece kendi ilgi alanlarını önemsiyor ve yalnızca bir şeye ihtiyacı olduğunda yanınıza geliyorsa, bunu da bir kez daha düşünün.
Size ait olmayan problemleri biriktirmeyin ve hayatınıza sıkıntılar eklemek yerine uyumu arayın.
Kendinizi diğer insanlardan öncelikli tutmak bencillik değildir. Sizi mutlu etmeyen şeyleri bir kenara bırakın. Hayatınızda asla vazgeçmemeniz gereken sadece birkaç önemli kişi vardır: kendi öz benliğiniz ve gerçekten sevdiğiniz insanlar.
Hayatınız boyunca birçok engelle karşılaşacaksınız. Kendinize fazla yüklenmekten vazgeçin çünkü bu yük daha ileriye gitmenize mani olacak. Sizi “dibe doğru çeken bu taşların” tümünden kurtulun.
İşte size “Yapmamanız Gerekenler”den oluşan bir liste. “Yapmanız Gerekenler” listesi ise hayattaki bütün engellerden kurtulmak için sadece bir tek önemli şeyden ibaret: “Aldırmamayı öğrenin”.
2. Asla unutmayın, her şey gelir ve geçer.
Herkes bir şeylere mümkün olan en kısa zamanda ulaşma arzusundadır: hayatının aşkına, bir seyahate, bir işe, yeni bir eve…
Ancak hiçbir şey için acele etmemelisiniz. Hayat kendi ritminde ilerler. Siz ise bu akış içerisinde sabırlı olmayı, onun huzurlu ve sizi hiçbir zaman geride bırakmayacak ilerleyişine ayak uydurmayı öğrenmelisiniz.
Ancak zaman sizi hayallerinize doğru yaklaştırırken, ayrıca hayal kırıklıkları, üzüntüler ve kayıpları da beraberinde getirecektir.
Bir kadın olarak hayatınız boyunca sadece sizin tam olarak anlayabileceğiniz ve belki de sadece sizin bildiğiniz birçok zorlukla karşı karşıya kaldınız.
Bizler aslında göründüğümüzden çok daha fazlasından ibaretiz. Hepimiz eski anılarımızı içimizde saklar ve hala hatırladıkça iç çekeriz.
Ancak her şeyin üstesinden gelmek gerekir. Çünkü aslında önemli olan “burası ve bu an”, şimdi içinizde bulunduğunuz mekan, ne istediğiniz, neye ihtiyaç duyduğunuz, size ait olmayan başkalarının problemlerini ve yüklerini üzerinizden atmanızdır.
Bu hayatta her şey gelir ve geçer. Ve unutmayın: hayatın ilerleyişinden korkmayın. Küçük şeylere aldırmamayı öğrenin.
Korkmanız gereken tek şey yaşanmamış bir hayat düşüncesi, zorluklar da dahil deneyimlere doldurulmamış yılların verdiği boşluk hissidir… Çünkü bütün bunlar sizin büyümenizi sağlayan şeylerdir.
Ne yaşadığınızı sadece siz bilebilirsiniz, bu güne gelebilmek için nelerden ödün verdiğinizi de… Bu yüzden kim olduğunuzla ve başardığınız her şey ile gurur duyun.
Kaynak:Sağlığa bir adım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »