Amerikada ünlü bir Avukatın kaybettiği tek DAVA…

14642392_1176912035732840_8839549443783439584_n2
Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu.Futbolcu yakalanmıştı. Ama karısının cesedi ortada yoktu.Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi.Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu.Kucak dolusu parayla tuttuğu Avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu.
” Sayın jüri üyeleri müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum.Buna az sonra sizde inanacaksınız.Neden mi ? Bakın, şimdi 1′ den 10′ a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek ..1,2,3,4,5,6,7,8,9,10..”
Bütün jüri kapıya döndü.Kimse girmedi içeri.Avukat bir savunma dahisiydi, öldürücü hamlesini yaptı.
” Bakın sizde kadının öldüğüne inanmıyorsunuz.Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız ..İşte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum.. ”
Ancak jüri ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı.Mahkeme çıkışında Avukat , bayan jüri başkanına yaklaştı;
” 10′ a kadar saydığımda sizde diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız Neden böyle bir karara imza attınız ? ”
” Doğru ” dedi jüri başkanı ; bende kapıya baktım ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu ..”
BAKIŞ açınızı ne kadar geniş tutarsanız, doğruya ulaşmanız o kadar hızlı olur. En iyi Analist herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yönelen bakışları izleyen kişidir …

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Hayatınızı değiştirecek bu 7 düşünceyi mutlaka okuyun ve uygulamaya çalışın…

48edbshutterstock_220079902-ziplayan-yunuslar-mavi-deniz-ve-gokyuzu-beyaz-bulutlar1

 

Her şey bir söz ile değişebilir. Tüm düşüncelerin ve fikirlerin içinde sevgi vardır. Nefretin karşısında duran sevgi, gerçekte nefretin yaşamasının sebebidir. Bu düşünceye yin ve yang diyoruz. Tüm her şeyde diğer her şeyin işaretlerini ve şekillerini görebiliriz. Gözle gördüğümüz dünyayı beynimiz tekrar yorumlar. Kısaca biz beynimizin bizim için tekrar oluşturduğu bir dünyanın içinde yaşıyoruz. Hayatınızı değiştirecek bu 7 düşünceyi mutlaka okuyun ve uygulamaya çalışın…

”En derindeki ince bilinç her zaman yerindedir ölümden sonra bile bedeni terk etmez.” Tibet felsefesi

Başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır.
Bu düşünce bize hayatın özetini veriyor. Hayatta başladığın her şey bir şekilde sona da erecek. Bir acı çekiyorsan bu mutlaka sona erecektir. Dahası hayat zaten sona erecektir. Onun için yaşamın bu kuralını aklından çıkarma. Hiç bir şey o kadar uzun sürmez. Doğar, olgunlaşır ve ölür.

Her son bir başlangıca dönüşür.
Hiç bir var olan şey tamamen yok olmaz. Fiziki ve enerji olarak dönüşür. Bir ağaçı kestiğinde pek çok şeye dönüşür. Keresteye, mobilyaya, kaleme vb. bu fiziki dönüştür. Ağacın enerjisel dönüşü onu başka bir şeye dönüştürür. Tohumları yeni ağaçlara dönüşür. Sonlar başka başlangıçlar için gereklidir. Kısaca bir şeyin sonuna yaklaştığında şunu bil; hayat başka bir şeye dönüşecektir.

Yaşanmış olan her şey yaşanması gerektiği için yaşandı.
Hayatında kendini ve başkalarını suçlamayı bırak. Keşke şöyle yapsaydım veya bunu yapsaydım demeyi de öyle. Her şey yaşanması gerektiği için yaşandı. Sana gelen her şey bir sınavın ve deneyimin parçası. Bunu kabul ettiğinde gerçeği görürsün. Bunlar gerçekten senin kişiliğini oluşturan en önemli etkenlerdir.

Değişim Her Anda Vardır.
Şu anda değişim için bir adım attığın an bu doğru olan zamandır. Her istediğin anda ruhsal kurtuluşun yolu açıktır. Değişim asla huzurlu bir yol değildir. O zorlu ve acı dolu bir yolculuktur. Fakat sonunda uçsuz bucaksız bir kavrayış ve huzura ulaşırsın.

Anın Fark et Anı Yaşa.
Şu an eşsizdir ve muhteşemdir. Şimdi çok basit bir şey yapalım. Şu anı fark edin ve gelecek, geçmişten uzaklaşın. Kaygılarınız hala devam ediyor mu? Kaygılar ve düşünceler duruyor değil mi?Kaygılarınız azaldı ve zihninizdeki düşünceler duruldu.

Pozitif düşün ve negatiften uzak dur.
Düşünceler hayatımızı şekillendirir.Bir şeyi uzun süre düşünürsen o şeyi gerçekleştirmek için beyin harekete geçer. Bu durumda düşüncelerin olacakları etkiler veya olmasına sebep olabilir. Bu düşüncenin gücünü gösterir. Pozitif düşünce sağlığa çok iyi gelen bir şeydir. Hayatınızı pozitif düşünce ile yönetin. Pozitif bir bakış açısı elde edin.

Şükür; Hayatın Gerçek Güzelliği.
Hayat size şükrettiğinizde huzur verir. Gerçek anlamda şükretmek veya teşekkür etmek muhteşem bir enerji kaynağıdır. Şükrettiğinizde şükrettiğiniz şey daha iyi ve huzurlu olur. Siz daha iyi olursunuz ve tüm evrensel enerji, çevrenizdeki negatif enerjiyi yok eder. Şükretmek hayatın en güzel duygusudur.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

“Hepimiz Biraz Şamanız” Dedirten 17 Adet ve Gelenek

Farkında olsak da, olmasak da kültürümüzün, yaşayışımızın, gelenek ve göreneklerimizin temelinde Şamanizm ve Tengrizm kökenli davranışlar vardır. Günümüzde bu davranışlar batıl olarak nitelendirilse bile, kökenleri araştırıldığında hemen hepsi manaya bürünür.

1. Kurşun Dökmek

Kurşun Dökmek

Kurşun dökme adeti de şamanizm geleneklerindendir. Şamanizm’de buna “kut dökme” denir. Kötü ruhlardan birinin çaldığı kutuyu “talih, saadet unsurunu” geri döndürmek için yapılan bir sihri ayindir.

2. Kırmızı Kurdele

Kırmızı Kurdele

Gelinliğin üzerine bağlanan kırmızı kurdeleler, nişan törenlerinde yüzüklere bağlanan kırmızı kurdeleler, okumaya yeni geçmiş çocukların yakasına takılan kırmızı kurdeleler; hep uğuru ve kısmeti temsil eder.  Ayrıca kötü ruhların şerrinden korunma sağladığına inanılır.

3. Mezar Taşlarımız

Mezar Taşlarımız

Günümüzde toplumda ulu kabul edilen kimselerin ölümlerinden sonra ruhlarından medet ummak ve mezarlarının kutsanışı  şaman geleneğin devamıdır.

Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın sanat eseri haline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da görülmektedir.

4. Dilek Tutmak

Dilek Tutmak

Dile tutmak da Şamanizm kökenli bir davranış şeklidir. Tabiat ruhlarının dileklerin gerçekleşmesine aracılık ettiğine inanılır.

5. Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması

Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması

Şamanizm’de köpek bir ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir. Sıradan bir kişinin bu ruhu görmesi; onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. Anadolu’nun kimi yerlerinde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır. Köpeklerin bazı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır.

6. Nazar İnancımız

Nazar İnancımız

Anadolu’da halk  arasında “nazar” olgusu çok yaygın bir inanıştır.
Bazı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük getirdiğine inanılır. Bunun önüne geçmek için “nazar boncuğu” “deve boncuğu” “göz boncuğu” vb. takılır. Bu inanış da Şamanizm’den kalmadır.

7. Kullandığımız Kilim Motifleri

Kullandığımız Kilim Motifleri

Eski Türklerde bir Şamanın giysisine yılan,akrep, çıyan, kunduz gibi yabani hayvan şekilleri çizmesinin, bu hayvanları topluluğun yaşam alanlarından uzak tutmaya yardımcı olduğuna inanılır.

Günümüzde Anadolu’da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim, örtü ve perdelere işlenen desenler, giysiler üzerinde kullanılan motifler bu inanıştan  kaynaklanır.

8. Mevlit ve İlahiler

Şamanlar ayinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. Müziksiz hayatın ve ayinlerin değişilmez bir parçasıdır. Oysa İslam dininde Kur’an’ın müzikle okunması kesinlikle günahtır. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da Hz.Muhammed’in Hz.Ali’nin hayatları müzikle okunmaktadır
Mevlit ve İlahiler sadece Anadolu’da uygulanan müzikli anlatımlardır. İslam dininde ölünün ardından mevlit merasimi diye bir uygulama yoktur.

Osmanlı tarihinde ilk Mevlit, 1409-10 yıllarında Bursalı bir fırıncı ustası olan Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır.

9. Su İçerken Kafanın Elle Desteklenmesi

Su İçerken Kafanın Elle Desteklenmesi

Bu da bir Şaman geleneği kalıntısıdır. Şöyle ki, su içerken insan akli başından kaçabilir diye kafa elle tutulurmuş.

10. Mezarlardaki Küçük Suluklar

Mezarlardaki Küçük Suluklar

Mezarların ayak ucunda bulunan küçük suluklar; ruhların susadıkları zaman kalkıp oradan su içmeleri inancına dayanır. Ayrıca kuşların, böceklerin o suluklardan su içmesinin, ölmüş kişinin ruhuna fayda edeceğine inanılır.

Not: Şaman kültüründe, ayinlerde kullanılan yardımcı ruhlar, kuş biçiminde tasvir edilmişlerdir. Kuş biçiminde düşünülen bu ruhlar Şamanlara, gökyüzüne yapacakları yolculukta yardımcı olmaktadır.

11. Yukarıda Allah Var

Yukarıda Allah Var

Tengrizm inancından kalmıştır. Bu anlayıştan dolayı dua ya da işaret ederken eller gökyüzüne açılır.

12. Sağ Ayak

Sağ Ayak

Kapıdan çıkarken sağ ayağın önde olması da Şaman kültüründen kalma bir ritüeldir. Sol ayakla geçmenin kişiye uğursuzluk getireceğine inanılır.

13. Su Dökerek Uğurlama

Su Dökerek Uğurlama

Şaman kültüründeki suyun kutsallığı olgusunun doğurduğu adettir. Su berekettir, kutsaldır. “Su gibi çabuk dön, ak geri gel, ak çabuk, kazasız belasız git” demek için su dökülür gidenin arkasından.

14. Türbelere, Ağaçlara, Çalılara Bez ve Çaput Bağlamak

Türbelere, Ağaçlara, Çalılara Bez ve Çaput Bağlamak

Şamanizm inancında dilek dileme şekli. Küçük kumaş parçaları genel olarak ağaçlara çok önem verildiğinden ve yaşamın sembolü kabul edildiğinden ve yaşam üzerinde muazzam etkileri olduğu düşünüldüğünden, bunların dallarına bağlanır ve dileğin gerçekleşmesi beklenir.

Günümüz Türkiye’sinde bu eski gelenek halen devam etmektedir. Temelinde ise doğadaki her varlığın bir ruhu olduğu inancı yatmaktadır.

15. Tahtaya Vurmak

Tahtaya Vurmak

Eski Türkler göçebe oldukları için, daha önce girmedikleri ormanlara girerken, ormandaki kötü ruhları kovmak için ağaçlara vurup bağırarak gürültü çıkarırlarmış. Bu davranış aynı zamanda doğa ruhlarına kötü olayları haber verip, onlardan korunma dilemek amaçlıdır. Tahtaya vurma adeti, sadece Türk kültüründe değil bir çok Avrupa kültüründe de vardır.

16. Ölünün Ardından Belirli Aralıklarla Toplanmak

Ölünün Ardından Belirli Aralıklarla Toplanmak

Birisi öldükten sonra evinde toplanıp dua okumak, bu toplanma işini 7, 21, 40 günde bir tekrarlamak gibi eylemler de Şaman kültüründen kalmadır.

Eski Türk inanışına göre ruh fiziki bedenini 40 gün sonra terk etmektedir. Vefat edenin “40’ın çıkması” deyimi vardır. Şamanizm’de ölen kişinin ruhu evi terk etsin, göğe yolculuğuna başlasın, öteki ruhlar doluşmasın diye insanlar ölen kişinin evinde toplanıp ayin yapar, yas tutarlar.

17. Çocuklara Doğadan Esinlenen İsimler Koymak

Çocuklara Doğadan Esinlenen İsimler Koymak

Orta Asya Toplulukları (Eski Türkler) doğada bazı gizli kuvvetlerin varlığına inanmışlardır. Tabiat güçlerine itikad, hemen hemen bütün halk dinlerinde mevcuttur. Fiziki çevrede bulunan dağ, deniz, ırmak, ateş, fırtına, gök gürültüsü, ay, güneş, yıldızlar gibi tabiat şekillerine ve olaylarına karşı hayret ve korkuyla karışık bir saygı hissi eskiden beri olmuştur. Çocuklarımıza verdiğimiz isimlerin birçoğu da bu derin bağlardan kaynaklanmaktadır.

kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

❤ 60 Yaşın Üzerindekilere Nasihatler…

14523237_202035386892064_9157666279327182744_n1

 

 

YAŞIMIZ KAÇ OLURSA OLSUN…
HAYAT NASİHATLARI HER YAŞA GÖREDİR BENCE…

60 Yaşın Üzerindekilere Nasihatler…
Yaşam boyu tasarruf ettiğiniz parayı kullanma zamanıdır. Bunları, onu biriktirmek için bulunduğunuz özverileri bilmeyenlere bırakmayınız. Size üzüntü verecek yatırımlar için kullanma zamanı değildir, sizin için huzur ve sükunet dönemi başlamıştır artık.
Çocuklarının ve torunlarının, parasal problemleri ile uğraşmaktan vazgeç; senin için harcadıkları paralar için suçlu hissetme kendini. Eğitim dahil, onlar için en iyisini yapmaya çalıştın daima. Şimdi sorumluluk onlarındır.
Biraz bencillik yap, ama tefeci olma. Gezintiye çık ve başkalarının hoşuna gidecek şeylerin peşinden koşmaktan vazgeç.
Sağlıklı, büyük fiziki hareketler gerektirmeyen bir yaşamın olsun. Ölçülü bir şekilde jimnastik yap ve iyi beslen.
En iyisini ve en zarifini al. Bu dönemde, ana gaye, paranın sizin tarafınızdan, zevkinize ve arzularınıza göre harcanmasıdır. Unutma ki, ölümden sonra para, sadece kin ve nefrete yol açar.
Küçük şeyler için kendini üzme, hatırlamak isteyeceğin güzel anlar gibi unutulması gereken kötü anlarında olur
Yaşa bağımlı kalma, sevgini hep canlı tut.
Kendine iyi bak, temizliğine dikkat et. Görünüşün Görkemli olsun: sık sık kuaföre git, tırnakların bakımlı olsun, cildiyeciye, diş hekimine git, düzenli bir şekilde parfüm ve krem kullan. Artık genç ve yakışıklı olmasan bile, en azından bakımlı olursun.
Modern olmak önemli değil, iyi bir klasik olmaya çalış.
Gün, bu gündür. Kitapları ve gazeteleri oku, radyo dinle, TV de ki güzel programları seyret, internete gir, mailler gönder ve al, sosyal ağlara katıl, dostlarına telefon et.
Gençlerin düşüncelerine saygılı ol, onlar senin bildiklerine bilmeselerde, yaşadıklarını yaşamasalarda, senin yaşına geldiklerinde muhtemelen senin konumunda olacaklardır, kendi düşüncelerini de söyle onlara, dinlemesini bilen yararlanır, yanılmış olsalar bile, onlarla tartışma.
Sadece anılarınla yaşama, “bizim zamanımızda” deyimini çok sık kullanma, senin zamanın da bu gündür. Kıymetini bil…
Çocukların ve torunlarınla birlikte yaşamaktan kaçın, sadece onları görmeye git veya davet edildiğinde onlarla beraber ol.
Gerektiğinde bir yardımcı kadın bulundur evinde. Gündelik Yaşamını mümkün olduğunca ve imkanların nisbetinde kolaylaştır.
Seyahat etmek, yürümek, resim yapmak, dostlarınla oyun oynamak veya bir şeylerin koleksiyonunu yapmak gibi hoşuna giden bir“hobin” mutlaka olsun, olanakların dahilinde ki şeyleri yap.
Yeni veya faydalı bir şey öğrenmeye gayret et ve zoruna gitse bile ileri teknolojinin gerisinde kalmamaya çalış.
Sosyal ve kültürel etkinliklere katıl. Müzeleri gez, sinemaya git… Önemli olan, biraz evden uzaklaşmaktır. Eğer arzu ettiğin bir yere davet edilmezsen, sakın gücenme, Unutma ki, gençliğinde, sende birilerini hayal kırıklığına uğratmış olabilirsin, anne ve babanı fazlaca davet etmemiş olabilirsin.
Az konuş, çok dinle, yaşamın ve geçmişin, sadece seni ilgilendirir. Bir şey ile ilgili fikrini soran olursa, kısa konuş ve sadece, iyi ve hoşa giden şeylerden bahsetmeye çalış. Yavaş bir tonla ve kısa konuş, eleştirme. Herşey gelip geçicidir, olduğu gibi kabul et. Bir dönemin doğruları bazen başka bir dönemin yanlışları olarak kabul edilebilir.
Acılar ve üzüntülerle hep karşılaşılır, onlarla ilgili problemleri fazlaca dile getirme. Azaltmaya gayret et. Sonuçta, sadece sizi etkilerler bu yaşta sorunlarınız sadece sizin ve doktorunuzun problemleridir.
Her fırsatta gül, yaşadığın ve sağlıklı olduğun için mutlu ol,unutma sen şanslısın, hayatının geleceğinin belirsiz olması gibi, ölümünde başka bir meçhul evre olacaktır.
Eğer biri size, artık hiçbir işe yaramıyorsunuz derse, duymamazlıktan gel ve bunu dert etme. Sende kendi dünyanda sana göre önemli bir şeyler yapmışındır. Mühim olan bunu senin hissetmendir.
Unutma hayat hikayen iyi veya kötü olsun, bir daha tekrar etmeyecektir. /alnt

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 6 Comments »

PET ŞİŞELERİNDEN SU İÇERKEN BİR DAHA DÜŞÜNÜN

dus-alirken-gote-pet-sise-girmesi_1592281

 

Hafiflik, dayanıklılık ve ucuzluğu ile bir anda hayatımızın vazgeçilmezi haline gelen pet şişeler, ekolojik sistem ve insan sağlığına zarar veriyor.
… Dicle Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (DÜBTAM) Müdürü Prof. Dr. Hamdi Temel ile doktora öğrencisi uzman Mustafa Abdullah Yılmaz tarafından yürütülen bir çalışma, bu durumu gözler önüneserdi.
BEŞ FARKLI KİMYASAL ÇIKTI
Araştırmada, plastiklerin temas ettiği gıda ve içme suyuna ‘Chimassorb 81, Oleamide ve Irgafos 168’ isimli plastik katkı maddelerinin geçtiği belirlendi. 8 Gün Güneş ışığında bekletilen pet şişelerde ise antioxidant 2246 ve Butylated Hydroxytoluene(BHT) maddeleri tespit edildi. Söz konusu kimyasalların uzun vadede iç organlara ciddi zararlar verebileceğini söyleyen Prof. Dr. Hamdi Temel, “BHT maddesi kan, karaciğer, merkezi sinir sistemi için toksik olabiliyor. Bu maddeye uzun süreli maruz kalma durumlarında hedef organlarda hasarlar meydana gelebiliyor.” dedi.
CİDDİ SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇIYOR
Prof. Dr. Hamdi Temel, her gün kullanılan bu sulardan geçen polimer katkıların vücuda dahil olmalarının ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını söyledi. Süper marketten alınan bir pet şişede ölçümleri yaptıklarını ifade eden Temel, “Chimassorb 81, Oleamide, Irgafos 168, kimyasal maddelerini burada gördük. Daha sonra acaba güneş ışınlarına maruz kalan pet şişelerde yaptığımız inceleme de ise bu üç kimyasal maddenin yanında Antioxidant 2246 ve Butylated Hydroxytoluene maddelerini de rastladık.” diye konuştu.
HÜCRELERE ÇOK BÜYÜK ZARAR VERİYOR
Bu tip kimyasal maddelere ömür boyu maruz kalınacağından ötürü iç organların ciddi manada zarar göreceğini dile getiren Temel, “Biz bu katkı maddelerini vücudumuzda depolamaya başlayacağız ve bunlar belli bir oranda vücutta birikecek. Bunlar kimyasal katkı maddeleri olduğu için hücrelere çok büyük zarar verecektir. Chimassorb 81 böbreklerde ve akciğerlerde çok büyük bir tahrip yapıyor. Butylated Hydroxytoluene böbreklere, akciğerlere ve solunum sistemlerine çok büyük zarar veren maddeler. Chimassorb 81 fazla olduğunda bunu yüzünüzü yıkamada kullandığınızda yüzünüzün kuruduğunu, gözlerinizin yaşardığını hissedersiniz.” şeklinde konuştu.
PET ŞİŞE YERİNE CAM ÜRÜNLERİ KULLANIN
Pet şişeler yerine cam ürünleri ve testileri tavsiye ettiklerini dile getiren Temel, şöyle devam etti: “Biz cam veya eskiden kullanılan toprak kapları, testileri tavsiye ediyoruz. Güneş ışınlarına direkt maruz kalan pet şişeleri kullanmalarını tavsiye etmiyoruz. Buz içinde olan pet şişeleri de tavsiye etmiyoruz. Küçük pet şişeleri kullanmasınlar. Eğer su azaldıkça hacim küçüldükçe kimyasalların oranı artacaktır ve biz bu kimyasallara daha fazla maruz kalacağız. Ama hacim büyüdükçe seyrelme artacak. O kimyasalların seyrelmesi de artacak ve vücuda zararı daha az olacak”
Kaynak: Bilim Dünyası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUHTEŞEM BİR HİKAYE : GÖZ YAŞLARIYLA OKUYACAKSINIZ !!!

13509097_1050186005031029_2420193931239274787_n1
Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkâns
ızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış
ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.
Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?
İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?
Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.
Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
“Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.
Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.
Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
kadar bu böyle devam etti.
Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
ile beceriksizce sarılmıştı.
Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.
Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.
Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.
Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.
Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
ismi biraz daha uzundu.
Mektup söyle imzalanmıştı,
Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)
Öykü burada bitmiyor.
Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.
Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.
Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?
Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.
Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,
“Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.
Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim”
Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,
Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum”.
Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın
(Daha önce hiç bir gönderiyi paylaşın diye rica da bulunmadım. Ama bu gönderiyi paylaşın, paylaşın ki hâlâ insanlığın ölmediğini herkese gösterelim…)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

cosmic-kiss_josephine-wall1

 

Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor?

Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor.

Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte! Bence doğanın kara bir laneti. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor.

Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; “yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları,söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var? Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş… Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Son moda ruh hastalığı: Memnuniyetsizlik

baby-girl-e14605718244351

 

 

Siz hayatın size sunduğu hediyeye karşı memnuniyetsiz bir yaklaşım sergiledikçe hayatta size güzelliklerini sunmaktan vazgeçecektir. Bizler nasıl bir ruhla ödüllendirilmiş, ruhtan ibaret varlıklar isek hayatın kendisi de bizim tüm ruhlarımızın toplamı. En büyük ruh, en büyük enerji kaynağı ise varoluşun kendisi ve buna saygı duyma zorunluluğumuz var.

Bazen kendimle ilgili sorulara cevap bulmak istediğimde tek başıma dolaşırım sokaklarda. Mahalle aralarında yürür, evlerden gelen seslere kulak verir, deniz kıyısında oturur; yürüyen insanları izler ya da parka gider bir kenardan çocukları izlerim. Kendi cevaplarımı ararken gözlem yapmak, benim dışımda akıp giden dünyayı anlamaya çalışmak ve bu hayatın içerisine dâhil olmak, çözüme giden yolda işimi kolaylaştırır.

Son dönemde gözlem yapmak için gittiğim her yerden, cevap bulmak için izlediğim her durumdan daha da fazla soru işaretlerine sahip olarak dönüyorum. Kafamdaki en büyük soru “Neden herkes bu kadar memnuniyetsiz?” Mutsuz olmaktan bahsetmiyorum, evet birçoğumuzun mutluluk kavramıyla ilgili de sıkıntıları var fakat mutlu olabilme durumunu bir şekilde çözümleyebiliyoruz. Memnuniyetsizlik bir hastalık gibi birimizden diğerine yayılıyor. Ne gidilen tatiller yetiyor, ne dolaptaki giysiler, ne kazanılan paralar ya da ulaşılmış kariyer hedefleri. Yıllarca koca bulma uğruna kendilerini helak eden kızlarımız, evlendikten sonra bol kısırlı mercimek köfteli altın günlerinde beylerinden ne kadar memnuniyetsiz olduklarından dert yanıyorlar. Yıllarca çocuk hasretiyle yanıp tutuşan çiftler, evlat sahibi olduktan sonra bezmiş bir yüz ifadesiyle uykusuz geçirilen gecelerden çocuğun çok gazlı olmasından şikâyet ediyorlar. Başka bir taraftan yıllarca devlete girip öğretmen olmak için kendilerinden geçen insanlar, atanıp öğretmen olduktan sonra sistemin bozukluğundan öğrencilerin işe yaramazlığından dem vuruyorlar. Bu örnekler hiç bitmiyor aksine katlanarak çoğalabiliyor.

Memnuniyetsizliğimizin kaynağı gerçekten dış dünya mı? Her şey mükemmel bir sistem içerisinde gidiyor olsaydı memnun olabilme durumunu hakkıyla yaşar mıydık?
Yaratıcı muhteşem bir sistem kurmuş. Gerçekten yürekten istediğinde hayat sana altın tepside isteklerini bir bir sunuyor. Bu sunumun devamlılığının sağlanması ise kişinin kendi ellerinde oluyor.
Bazen duyuyorum; “İstediğim hiç bir şey gerçek olmuyor.” Diye yakınanları… Bir zamanlar istediğiniz bir şey gerçekleştiğinde nasıl tepkiler verirdiniz? Hiç fark ettiniz mi? Ya da soruyu farklı bir şekilde sorarsam; Çok sevdiğiniz bir arkadaşınıza elinizden geldiğince hediye aldığınızı ve onunda her defasında aldığınız hediyeye olumsuz bir taraf bulduğunu ve memnuniyetsizlik gösterdiğini… Bu olumsuz ve memnuniyetsiz tavır karşısında daha ona ne kadar hediye almaya devam edebilirsiniz ki?
Hayat da tam olarak böyle işte… Siz hayatın size sunduğu hediyeye karşı memnuniyetsiz bir yaklaşım sergiledikçe hayatta size güzelliklerini sunmaktan vazgeçecektir. Bizler nasıl bir ruhla ödüllendirilmiş, ruhtan ibaret varlıklar isek hayatın kendisi de bizim tüm ruhlarımızın toplamı. En büyük ruh, en büyük enerji kaynağı ise varoluşun kendisi ve buna saygı duyma zorunluluğumuz var.
Memnuniyetsizliğin temel kaynağı hayatın kendisinden öte bizlerin yaşama karşı sergilediği tutumdur. Bizler ki kendi iç dünyamızda ruhumuzla öz varlığımız ile memnun ve barışık olamadıkça, hayatın sunduklarına şükran duymadıkça, yaşamın güzelliklerine de olumsuzluklarına da aynı oranda saygı göstermedikçe, evrenin cömertliğini hem gözlerimiz göremeyecek hem de var olan bu sonsuz cömertlikten de kendi payımıza düşeni alamayacağız. Biz kendimizi onaylamadıkça evrenle bir bütün olmamız mümkün olmayacaktır. Bir bütün olarak ilk önce kendimizi onaylamamız ve sevmemiz, her koşulda karşımıza çıkacak olan durumları da memnuniyet ile kabullenmemize sebebiyet verecektir.

Şimdi soralım kendimize; “Ben kendimden ne kadar memnunum?” diye. Stefanno D’ anna Tanrılar Okulu kitabında “Dünya böyle çünkü sen böylesin” der. Dünya bizim yansımamızdır. Etrafımızda gördüğümüz her durum ve olay biz böyle olduğumuz için böyledir. Biz değişmeye karar vermedikçe hayatta aynı olayları farklı senaryo ve kişiler ile tekrar tekrar karşımıza çıkaracaktır, ta ki biz bunlarla neden karşılaştığımızı fark edip kendimizden memnun olup, varlığımıza şükran duyup aynada kendimize kocaman gülümseyip öz varlığımıza teşekkür edene kadar…

kaynak: indigo hüma ünsal

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ayurveda (yaşam bilgisi) Göre Dilimiz Üzerinde Oluşan Değişikliklerin Anlamları

14494747_554399498089677_1078543780168611414_n1

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kulağımıza Dokunarak Mucizelere Şahit Olalım…

14495522_553134424882851_4977085649187669825_n1

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

‘Ölme sen benden önce..’ dedim, ama dinletemedim…

14572404_548810078653162_355147086956768673_n1

 

Emel Sayın anlatıyor;
O zamanlar tığ gibi delikanlı, cepte para çok. Oyuncu bir de, Mavi Boncuk filmini çekiyoruz.
Bir gün setten çıktık eve gidiyoruz.
Ben Lalelide oturuyorum.
Kemal, benden önce çıktı.
Herkes yevmiyesini almış, taksiyle giden gitti, kendi arabasıyla giden gitti.
Ben baktım ki Kemal yürüyerek gidiyor; üç kilometre var gideceği yere. Her gün yürüyerek gidip geliyor.
Merak ettim, nereye gidiyor bu adam böyle diye.
Uzun süre yürüdü, sonra bir bankta bir adam yatıyordu.
Kaldırdı adamı, bir şeyler konuştular, sonra cebinden para çıkarıp verdi. Şaşırmıştım.
Sonra biraz daha ilerde bir lokantaya girdi, bir şey yemeden çıktı, oraya da para verdiğini görmüştüm…
Bıraktım takibi, banktaki adama yaklaştım: ‘tanıyor musunuz o az önce size para veren adamı?’ dedim.
‘Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana..’ dedi.
Teşekkür ettim.
Az ilerdeki lokantaya gittim: ‘Az önce gelen beyin borcu mu var size?’ dedim. Tanımadılar beni: ‘Kemal Abinin mi, yok hayır bize her gün evsizler uğrar, yemek yediririz, o da sağ olsun, onların yemek masrafını öder…’ dedi..
Ertesi gün Kemal’in yanına gittim.
‘Sen ne güzel bir adamsın ya..’
dedim, ne olduğunu anlayamadı, sarıldım ağladım..
‘Ölme sen benden önce..’ dedim, ama dinletemedim…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt:

<style> .wpb_animate_when_almost_visible { opacity: 1; }</style>

1871’de doğmuş bir Stoney kızılderilisi, Yürüyen Boğa da denilen Tatanga Mani hayatları boyunca doğayı anlamaya çalıştıklarını söylüyor. 87 yaşında kızılderililerin temsilcisi sıfatıyla Kanada tarafından bir dünya turuna çıkarılır.

Tatanga Mani Londra’da yaptığı konuşmasında kızılderililerin doğa ile olan ilişkisinden şöyle bahseder: “Dağlar her zaman taş binalardan daha güzeldir.” Şehirlerdeki yaşam yapay bir hayattır. Şehirlerde insanlar ayaklarının altında toprağı hissedemiyor doğa ile bağ kuramıyor, saksıdakiler dışında bitkilerin büyümesine şahitlik edemiyor, gökyüzündeki yıldızları bile caddelerdeki ışıklardan dolayı göremiyorlar.

İşte doğaya olan saygıları herkes tarafından bilinen kızılderililerden modern hayatı sorgulatacak 10 öğüt:

Ağaçların konuştuğunu bilir miydiniz? Evet, konuşurlar. Birbirleriyle kouşurlar, kulak verirseniz sizinle de konuşacaklardır.

ekran-resmi-2016-10-01-18-42-31  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

Asıl sorun, sizin dinlememeniz, doğayı, ağaçları..

ekran-resmi-2016-10-01-18-42-44  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan etmeyiz, lazım olduğu kadar keser, kestiğimizin hepsini kullanırız. Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek, ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir, bu da bizim kalbimizi yaralar.

ekran-resmi-2016-10-01-18-43-03  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

Eğer herkes bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz. Sadece bir kişiye yardım et! Şimdiki usul bu değil ama inanıyorum, insanlar bu yolu öğrenecekler.

ekran-resmi-2016-10-01-18-43-58  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

İnsan tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır.

ekran-resmi-2016-10-01-18-44-45  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

Yeryüzü, bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık.

ekran-resmi-2016-10-01-18-45-03  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adamparanın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.

ekran-resmi-2016-10-01-18-50-32  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

Şükredecek bir şey bulamıyorsan içindeki kusuru ara.

ekran-resmi-2016-10-01-18-50-54  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

Yapmamız gereken: her şeyi eski sadeliğine döndürmektir, böylece bozulan düzenimiz yeniden kurulacaktır.

ekran-resmi-2016-10-01-18-51-39  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır. Ruhun meseleleri için siyasi çözümler yoktur.

ekran-resmi-2016-10-01-18-51-59  Kızılderililerden Modern Hayatı Sorgulatacak 10 Öğüt: Ekran Resmi 2016 10 01 18

Kaynak: biliyomuydun

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

Picasso’nun Guernica Tablosunun Hikayesi

| ZAMAZİNGO
https://s0.wp.com/wp-content/themes/pub/bouquet/js/html5.js

picasso_guernica21

Yıl: 1937, Yer: İspanya. Francisco Franco başta ve yaşanan kanlı bir iç savaş…

Yıl: 1937, Yer: İspanya. Francisco Franco başta ve yaşanan kanlı bir iç savaş...

Guernica İspanya’da bir kasabadır. Franco, Nazi ve faşist İtalyan kuvvetlerinin yeni uçaklarını Guernica üzerinde test etmesi için izin vermiş ve bombardıman başlamıştı… Bombardıman sonrası kasabada büyük bir katliam yaşanmış, o güne kadar görülmemiş şiddette olan bombalamalar Guernica’yı yerle bir etmişti.

O dönemde Bask Hükümeti’nden yapılan açıklamaya göre ölü sayısı en az 1.654, yaralı sayısı ise 889’du.

O dönemde Bask Hükümeti'nden yapılan açıklamaya göre ölü sayısı en az 1.654, yaralı sayısı ise 889'du.

Guernica Bombalanması’nın çoğunluğunu Alman hava kuvveti üstlenirken, İtalyan hava kuvvetinin de yardımı olmuş ve kasaba üç gün boyunca yanmıştır. Beş bin nüfusa sahip Guernica’da 1654 kişinin öldüğü ve çok sayıda sivilin yaralandığı kayıtlara geçmiştir. 26 Nisan 1937’de gerçekleşen Guernica Bombanması’nın haberi kısa sürede Paris’e ulaşmış ve Paris’te yaşayan Picasso da memleketindeki bu olayı gazeteden öğrenmiştir.

Picasso’ya göre sanatçı, insanlığın ve uygarlığın en temel değerlerinin yok edilme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı bir savaşta kayıtsız kalamazdı.

Picasso’ya göre sanatçı, insanlığın ve uygarlığın en temel değerlerinin yok edilme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı bir savaşta kayıtsız kalamazdı.

Bu nedenle kendi memleketi Malaga’dan yüzlerce kilometre uzaktaki Guernica’da yaşananları bir şekilde ifadeye kavuşturmalıydı. Bir şekilde anlatmalıydı savaşın yıkıcılığını, yaşanan katliamı, bombaların yaktığı ateşte yanan insanlığı. Anlatmalıydı Guernica’yı. Ve bunun için Balzac’ın öyküsünün de geçtiği Rue de Grands Augustins’de kiraladığı atölyede mayıs ayında beyazın yerine adım adım siyah ve gri tonları geçiyordu. Renksiz olacaktı Guernica. Çünkü solgun mavi ölmüştü. Geriye savaşın siyahlığı ve küllerin rengi kalmıştı.

Bu sıralar İspanyol hükümeti 1937 yılında Paris’te gerçekleşecek Dünya Fuarı’nda sergilenmesi için Picasso’ya bir tablo sipariş etmiş ve sanatçı da kendisine bir resim konusu aramaktaydı.

Bu sıralar İspanyol hükümeti 1937 yılında Paris'te gerçekleşecek Dünya Fuarı'nda sergilenmesi için Picasso'ya bir tablo sipariş etmiş ve sanatçı da kendisine bir resim konusu aramaktaydı.

Guernica’nın bombalanmasını öğrendiğinde etkisinde kalan Picasso, duygularını resme yansıtmış ve 2 ay kadar kısa sürede tabloyu bitirmiştir.

Guernica, yaklaşık 3,5 metre yükseklik ve 7,8 metre genişlik ile dikkat çekici büyüklükte, tuval üzerine sadece siyah ve beyaz renklerde yağlı boya ile yapılmış bir resimdir.

Guernica, yaklaşık 3,5 metre yükseklik ve 7,8 metre genişlik ile dikkat çekici büyüklükte, tuval üzerine sadece siyah ve beyaz renklerde yağlı boya ile yapılmış bir resimdir.

Yağlı boyayla yapılmasına rağmen siyah, beyaz ve gri renkleri barındıran Guernica, gazete fotoğraflarına benzer bir hava yakalamış ve savaşın sebep olduğu cansızlığı vermiştir.

Guernica tablosu günümüzde en büyük savaş karşıtı resim olarak kabul edilir.

Guernica tablosu günümüzde en büyük savaş karşıtı resim olarak kabul edilir.

Resmin sağ ucunda, açık bir kapıyla sonlanan siyah bir duvar vardır. Ortada sırtında mızrak olan at, insaniyetin kaba kuvvet karşısında pes edişini sembolize ediyor. Boğanın yanında belli belirsiz gözüken güvercin barışı temsil ediyor ama olanlara ağlamaktan başka yapabileceği bir şey yok. Atın yanına düşmüş sürücünün kırılmış kılıcı yenilgiyi sembolize ediyor.

Bazı eleştirmenler Guernica’yı 20. yüzyılın en önemli tablosu olarak görür.

Bazı eleştirmenler Guernica’yı 20. yüzyılın en önemli tablosu olarak görür.

En ünlü savaş karşıtı tablo olduğuysa kesin. Guernica, sadece İspanya İç Savaşı’nın vahşetinin değil, modern savaşın neden olduğu ıstırabın da bir simgesi oldu.

Pablo Picasso’nun başyapıtları arasında yer alan Guernica, en politik resim olarak tarihe geçmiştir.

Pablo Picasso'nun başyapıtları arasında yer alan Guernica, en politik resim olarak tarihe geçmiştir.

Her bir karede farklı olayın yansıtıldığı Guernica, geometrik ve izlenimci bir tablo olarak görülürken aynı zamanda kübizmin en önemli temsilcilerindendir.

Franco hükümetin başında olduğu sürece resmin İspanya’ya girmesi yasaklanırken, eser birçok ülkede sergilenmiştir.

Franco hükümetin başında olduğu sürece resmin İspanya'ya girmesi yasaklanırken, eser birçok ülkede sergilenmiştir.

 

Resmin merkezinde acı içinde yıkılmak üzere olan, mızrakla vurulmuş bir at bulunur. Acı çeken atın üzerinde, göz şeklindeki çıplak bir ampül parlamaktadır.

Resmin merkezinde acı içinde yıkılmak üzere olan, mızrakla vurulmuş bir at bulunur. Acı çeken atın üzerinde, göz şeklindeki çıplak bir ampül parlamaktadır.

 

Atın altında bir askerin parçalanmış cesedi vardır. Asker, üzerinde çiçeklerin büyüdüğü kırılmış bir kılıç tutmaktadır.

Atın altında bir askerin parçalanmış cesedi vardır. Asker, üzerinde çiçeklerin büyüdüğü kırılmış bir kılıç tutmaktadır.

 

Sol tarafta yer alan büyük gözlü boğa, kucağındaki ölü çocuğa ağlayan bir kadının üzerinde durur.

Sol tarafta yer alan büyük gözlü boğa, kucağındaki ölü çocuğa ağlayan bir kadının üzerinde durur.

 

Atın sağ üst tarafında, bu vahşi sahnelere tanıklık ederek camdan içeri girmekte olan, korku dolu bir kadın figürü vardır. Kadın, elinde yanan bir gaz lambası taşır.

Atın sağ üst tarafında, bu vahşi sahnelere tanıklık ederek camdan içeri girmekte olan, korku dolu bir kadın figürü vardır. Kadın, elinde yanan bir gaz lambası taşır.

 

Korku içindeki bir başka kadın sağdan yalpalayarak merkeze doğru ilerlemektedir. Kadın, parlayan ampüle boş gözlerle bakmaktadır.

Korku içindeki bir başka kadın sağdan yalpalayarak merkeze doğru ilerlemektedir. Kadın, parlayan ampüle boş gözlerle bakmaktadır.

Sağ uçta, dehşet içinde kollarını kaldırmış bir adam, yukarıdan ve aşağıdan ateşlerle sarılmıştır.

Sağ uçta, dehşet içinde kollarını kaldırmış bir adam, yukarıdan ve aşağıdan ateşlerle sarılmıştır.

 

Sanatçının resimde kullandığı semboller uluslararasıdır.

Sanatçının resimde kullandığı semboller uluslararasıdır.

Böylece tüm dünyada olan savaşların dili oluyor bu tablo adeta. Guernica’da, acı çeken insanlar ve hayvanlar ile kaos içindeki yıkılmış binalar betimlenmiştir.

“Hayır siz yaptınız”

Katıldığı bir sergide Alman bir general Picasso’ya yaklaşır ve sorar;

”Bu tabloyu siz mi yaptınız”

Picasso’da;

”Hayır, siz yaptınız” der.

picasso_guernica21

 

 

kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bir Türlü Kimseyle Küs Kalamayan İnsanların 15 Genel Özelliği

Arkadaşlarınızın arasında kesinlikle vardır böyle biri. Trip at desen atamaz, kimseye doğru düzgün kızamaz. İyilik timsalidirler adeta. İçlerindeki iyilik dışlarına taşmıştır. Oradan bütün dünyaya dağılacaktır… 😊

1. Temiz kalplidirler asla içlerinde kin tutamazlar.

Temiz kalplidirler asla içlerinde kin tutamazlar.

Biri ona bir kötülük yaptığında bile hemen ertesi gün unuturlar.

2. Arkadaşlarına karşı her zaman sevgi doludurlar, onlarla kavga etmek oldukça zordur.

Arkadaşlarına karşı her zaman sevgi doludurlar, onlarla kavga etmek oldukça zordur.

Öyle pire yüzünden yorgan yakmazlar. Arkadaşlarını küçük sebeplerden dolayı kaybetmek istemezler.

3. Yardımseverlik onların kanında vardır. Yardım etmekten büyük zevk alırlar.

Yardımseverlik onların kanında vardır. Yardım etmekten büyük zevk alırlar.

Yardıma ihtiyacı olan birine yardım etmemişlerse eğer kendilerini suçlarlar.

 4. Affedicidirler. Küs kalmak onlar için oldukça zordur. Bazen özür bile beklemeden affederler.

Affedicidirler. Küs kalmak onlar için oldukça zordur. Bazen özür bile beklemeden affederler.

5. Düşünürken genellikle egolarını bir kenara bırakırlar. Her zaman karşısındaki ile empati kurarlar.

Düşünürken genellikle egolarını bir kenara bırakırlar. Her zaman karşısındaki ile empati kurarlar.

6. En kötü şakalara bile gülüp geçebilirler. Alınganlık etmezler…

En kötü şakalara bile gülüp geçebilirler. Alınganlık etmezler...

7. Gergin ortamlarda ortamı neşelendirmeyi iyi bilirler.

Gergin ortamlarda ortamı neşelendirmeyi iyi bilirler.

8. Bir derdi ya da sıkıntısı olan arkadaşı olursa da, onun sıkıntısını kendi sıkıntısı gibi benimserler. Çözmek için ellerinden geleni yaparlar.

Bir derdi ya da sıkıntısı olan arkadaşı olursa da, onun sıkıntısını kendi sıkıntısı gibi benimserler. Çözmek için ellerinden geleni yaparlar.

9. Ve başarılarına da kendi başarıları gibi sevinirler. Asla onların başarılarını kıskanmazlar.

Ve başarılarına da kendi başarıları gibi sevinirler. Asla onların başarılarını kıskanmazlar.

10. Çok neşeli görünürler. İnsanların arasında onu hep gülümserken görebilirsiniz.

Çok neşeli görünürler. İnsanların arasında onu hep gülümserken görebilirsiniz.

11. Çünkü dertleriyle insanları sıkmak istemezler ve gülümseyerek sıkıntılarını kamufle ederler.

Çünkü dertleriyle insanları sıkmak istemezler ve gülümseyerek sıkıntılarını kamufle ederler.

12. Başkaları göremese de içlerinde fırtınalar kopabilir. Anlatmazlar. Anlatamazlar…

Başkaları göremese de içlerinde fırtınalar kopabilir. Anlatmazlar. Anlatamazlar...

13. Morallerini düzeltebilmek içinse bazen sadece samimi bir sarılma yeterlidir.

Morallerini düzeltebilmek içinse bazen sadece samimi bir sarılma yeterlidir.

14. Kalpleri kırılırsa bile bunu karşı tarafı üzmemek için içlerine atmayı tercih ederler.

Kalpleri kırılırsa bile bunu karşı tarafı üzmemek için içlerine atmayı tercih ederler.

15. Ama eğer çok ileri gitmişseniz ve onu çok kırmışsanız, size hiç fark ettirmeden hayatınızdan çıkıp giderler…

Ama eğer çok ileri gitmişseniz ve onu çok kırmışsanız, size hiç fark ettirmeden hayatınızdan çıkıp giderler...

Onları üzmeyin… Çünkü onların melek gibi bir kalbi var. 😌😌

Kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

RENK MEDİTASYONU

  1. RENK MEDİTASYONU
  2. Kendinizi iyi hissetmediğinizde, uzanın ve kendinizi bir bulutun uzerinde uzanmış olarak, birçok melek tarafından etrafınızın sarılmış olduğunu hayal edin.
  3. Tüm meleklerin auranızı taradığını ve ruhsal çöküntüleri giderdiklerini görün ve hissedin. Bazı meleklerin vücüdunuzun üzerinde şifalı renkleri yansıtan kristalimsi ışıkları var. Üzerinizde hangi renklerin parladığına dikkat edin.
  4. Nefesinizle bu renkleri içinize çekin. Kendinizin tümüyle gözetilmesine izin verin ve muhtemelen bir süreliğine uykuya dalabilirsiniz.
  5. Daha sonra, meleklerin üzerinizde ışıldayan renklerini anımsayın. Bu renkler hayatınızda neyin dengelenmemiş olduğunu ve gereksinimlerinizi gösterecektir.
  6. BEYAZ: Meleklerinizle irtibata geçin. Onlara endişelerinizden bahsedin, ve yardımlarını ve sevgilerini kabul edin.
  7. MOR: Dua edin, meditasyon yapın, kendiniz için gürültüden ve başka kimselerden uzak sessiz bir zaman ayırın, Açık havada, doğanın sesini dinleyerek biraz zaman geçirmeniz şu an için size çok iyi gelecek.
  8. MENEKŞE RENGİ:Dinlenilmeye,güvenilmeye ve yargısız şekilde duyulmaya ihtiyacınız var.
  9. KOYU MAVİ: Sezgilerinize güvenin ve başkalarının fikirlerinden ötürü caymayın.
  10. AÇIK MAVİ: Şu anda hayatınızda yaratıcılığa ihtiyacınız var, bu kendi yaratacağınız bir eser olabileceği gibi, müzik çalarak veya yeni bir resim alarak çevrenizi güzelleştirmeniz şeklinde de olabilir.
  11. TURKUAZ: Başka kişilerin yardımına ve desteğine ihtiyacınız var. Çekinmeden yardım isteyin ve yardım alın.
  12. ZÜMRÜT YEŞİLİ: Aldığınız enerjiden arınarak şu anda dinlenmeye ve uyumaya ihtiyacınız var.
  13. AÇIK YEŞİL: Rasyonelleştirmeden, suçluluk ve korku duymadan gerçek hislerinizle ilgili kendinize karşı dürüst olun,
  14. SARI: Sizi olumsuz şekilde etkileyen ve artık değiştirmeniz gereken iş veya okul ile ilgili durumla ilgilenin.
  15. TURUNCU:Ev ortamınızla ilgilenmeli ve onu daha yaşanabilir, iyi ve rahat bir hale getirmelisiniz.
  16. PEMBE: Sevme, sevilme ve sarılma arzunuz var.
  17. KIRMIZI: Öfkeyi ve endişeleri yukarı bırakın, bunları zihninizde ve vücüdunuzda tuttuğunuzda, bunlar fiziksel dengesizlikler yaratmaktadır.
  18. Dr.Doreen Virtue
  19. 545311_535363263143774_1092962352_n1

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »