ENERJİNİZİN ÇALINMASINA İZİN VERMEYİN !

maxresdefault1

 

Çevrene pozitif enerji yayan biriysen eğer daha dikkatli olacaksın. …
Kafalarında yarattıkları saçma bir dünyayı senin kafana geçirerek enerjini çalmalarına izin vermeyeceksin.
Hayatta sadece sorunları olduğunu düşünenleri anlamak zorunda bırakmayacaksın kendini.
Hayatın gerçek bir mucize olduğunu, şiir gibi güzellikleri bağrında taşıdığını, hayatın her insana bir şekilde gülümsediğini anlamayanlarla uğraşmayacaksın.
İlişkilerinde sadece sorunlarını dile getiren, yaşadıkları onca güzelliği yok sayan insanlara bir dakikanı bile ayırmayacaksın.
Hakkında hiç bir şey bilmedikleri halde konuşmaya kalkanları susturacaksın.
Değerinin farkında olmayanlardan uzak duracaksın. Değerini bilerek yok saymaya çalışanlara ise haddini bildireceksin.
Fındık kabuğunu doldurmayan işlerle boğuşmanı sağlamaya çalışan insanları sileceksin defterinden.
Gülüşlerini çalmaya kalkanları çıkaracaksın hayatından.
İlişkileri bir yük haline getirenleri uzaklaştıracaksın yanından ve ilişkinin mutluluk getirmesi gerektiğini yazacaksın kafana.
Velhasıl, onca yılını vererek ışıl ışıl bir enerji deposuna çevirdiğin beynini düşünerek, beyinsizlere ezdirmeyeceksin kendini..
(Frank Sinatra )

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

KAÇAN DELİLER!…..:)

15726608_1695675480743666_7297794375368964932_n1
Olay gerçektir. Elazığ’da geçer. 1960’lı yıllar! Elazığ Akıl hastahanesinden personelin bir ihmali sonucu bütün deliler kaçar, Elazığ’ın cadde ve sokaklarına dağılırlar. Toplam 423 deli kaçmıştır. Mülki makamlar panikler, Başhekime koşup “Doktor bey ne yapalım?” diye sorarlar. O zamanın ünlü doktoru Mutemet Bey hastahanenin başhekimidir. Mutemet Bey : “Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin” der. Doktor önde birkaç personeli arkasında Kara trencilik oynayarak bütün Elazığ’ı “çuf çuf” nidalarıyla dolaşırlar. Başhekimin tahmini tutmuştur, bütün deliler bu kuyruğa girer vagon olurlar. Lokomotif, yani başhekim Mutemet bey yönünü hastahane’ye çevirince tüm kaçan deliler hastahaneye geri dönmüş olurlar. Sorun çözüldüğü için Mülki makamlar ve doktorlar, trencilik oynayıp hastahaneye döndükleri için de deliler hallerinden çok memnundur.
Ancak esas sorun akşam yoklama yapıldığı zaman ortaya çıkar; Hastaneye trencilik oynayarak gelenlerin sayısı 612 kişidir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.

15672947_10154855005614099_3779322816104120167_n1

 

 

Yaşlı kadın yatağından kalktı.
Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu.
88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu.
Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı.
Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti.
Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı.
Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı.
Yaşlı kadın ‘Günaydın Anne, Günaydın Baba’ dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı.
Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. ‘Günaydın Kocacığım’ dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı.
Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp ‘Günaydın Evlatlarım’ dedi.
Tüm çerçevelere kısaca göz atıp ‘Sizleri, hepinizi çok özledim’ dedi.
Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama ‘Bir taksi istiyorum’ dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu.
Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. ‘Patlama be adam’ dedi. Nihayet taksiye binebildi.
’Teyze hoş geldin’ dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. ‘Nereye gidiyoruz?’
Kadın kısa bir sessizliğin sonunda ‘Tüm bir gün beni taşırmısın?’ diye sordu.
‘Sana 500 lira veririm.’
Adam küçümser bir gülümseme ile, ‘Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze’ dedi.
Kadın gülümsedi
‘O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?’
‘Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?’
‘Anıtkabir’e’
‘Anıtkabir’e mi?
‘Evet’
‘Tamam teyzeciğim’
‘Yaş kaç teyzeciğim?’
‘Seksen sekiz’
‘Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim’
‘Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum’
‘Haklısın teyzecim’
Taksi Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Şoför ‘Teyzeciğim geldik’ dedi. Dalgın görünen kadın ‘Evladım burada yardımına ihtiyacım var’ dedi. ‘Benimle gel’ Adam şaşırmıştı. ‘Tabii teyze’ dedi. Kuşkulu gözlerle ‘Bizi buraya alırlar mı?’ diye sordu.
O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak ‘Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?’ dedi
‘Hayır’
‘Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?’
‘Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme’
‘Ee o zaman’
‘Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben’
Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.
Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde
‘Nasıl çıkacaksın Teyze?’ diye sordu.
‘Her ay nasıl çıkıyorsam öyle’
‘Her ay geliyormusun?’
‘Evet’
Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti.
‘Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım’. Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra, ‘Hadi gidelim’ dedi.
Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı.
‘Yoruldun mu Teyze’ dedi.
Kadın sustu.
Bir süre suskunluktan sonra ‘Evet hem de çok yoruldum’ diye cevapladı.
‘Nereye gidiyoruz?’
‘Bankaya’!
Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.
‘Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?’
‘Sor bakalım evladım’
‘Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?’
‘Uzun hikaye evladım’
‘Olsun be teyze anlat ne olur’
‘Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış’ dedi. ‘Okulu bitirince ne olacaksın’ dedi bana. Hemşire dedim. Oda ‘Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır’ dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın’ dedi .’
‘Sen ne dedin peki?’
‘Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.’
‘Peki olabildin mi Adalet Teyze?’
‘Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.’
‘Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze’
‘Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin’
‘Haklısın Adalet Teyze. Bu banka mı gelmek istediğin’?
‘Evet’!
‘Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?’
‘Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım?’
‘Osman teyzeciğim’
‘Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?’
‘Tamam teyzeciğim’!
Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini
fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü.
‘Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür’ diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.
‘Hoş geldin Hakim Teyze’
‘Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.’
‘Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?’
‘Yok aksine hoşuma gitti. Sağol’
‘Nereye gidiyoruz?’
‘Seyranbağlarına’
‘Tabii’
‘Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen’
‘Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla’
‘Ne iş yapardı amca?’
‘Subaydı.’
‘Ne zaman vefat etti?’
‘1952′de’
‘Çok olmuş.Gençmiş’
‘Kore savaşında şehit oldu.’
‘Allah rahmet eylesin Hakim teyze’
‘ Sağol’
‘Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz?’
‘Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.’
‘Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben’
‘Yok bekle burada’
Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ‘Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. ‘Bu kadın burada ne yapar ki?’ diye düşündü.
Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın ‘Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin’ dedi.
Adalet hanım, buğulu gözlerle ‘İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın’ dedi.
Araba hareket etti.
‘Nereye Hakim Teyze?’
‘Hemen iki sokak öteye’
Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.
Bu binada da ‘Ankara Seyranbağları Huzurevi’ yazıyordu.
‘Bekle beni’
‘Tabii Hakim Teyze’
Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp
öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım’ın gözlerinden akan yaşları fark etti.
‘İyi misin Hakim Teyze’
‘İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor’
‘Nereye gidiyoruz?’
‘Cebeci Asri Mezarlığına’
‘Tamam’
‘Teyze nerelisin sen?’
‘Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke’ye döndük. Allah’a Şükür Babam’da sağ salim döndü savaştan.’
‘Sonra ne oldu?’
‘Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..’
‘Çocuğunuz var mı?’
‘Bir kızım bir oğlum vardı.’
‘Neredeler şimdi?’
‘Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.’
‘Ne güzel’
‘1978′de Fransa’da Ermeniler öldürdüler.’
‘Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani’
‘Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.’
‘Amin. Ya kızın?’
‘O eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.’
‘Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma’
‘Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol’
‘Geldik Teyze’
‘Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.’
‘Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.’
‘Yok beni alacaklar buradan’
‘Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim.
Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 ‘yi ona veririm. Gerisi kalsın.
Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.’
‘Çocukların var mı?’
‘İki tane ellerinden öperler.’
Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.
‘Adları nedir?’
‘Kemal ve Ayşe’
‘Oğlumun adı da Kemaldi.’
Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..
‘Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut.
Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla.
Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.’
Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi.
Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu.
Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.
Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.
Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti.
Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi.
Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı.
Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:
’Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ’a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ’ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ’ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.’
Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar.
Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını.
Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında
’Gökler bile sana ağlıyor’ diyerek ağladığıydı..
.
.
İşte bu günlerde de adalet ağlıyor..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çocukta Özgüven Nasıl Oluşur?

ozguvenli-cocuk-yetistirmede-sen-yaparsin-demek-yeterli-mi1

 

Özgüven nedir? Kendi ile barışık, kendini sevme hali mi?
Günümüz dünyasında bireyin kendisi ile olan barışını bozan o kadar çok etken var ki.
Kızınız varsa dediğimi daha da iyi anlayabilirsiniz.
7-8 yaşına kadar ailenin prensesi, dünyanın en güzel kızı olan miniğiniz, toplumla etkileşime başladığında, okul yıllarında, dünyanın en güzel kızı olmadığının bilincine varıyor.
Haftasonu okuduğum bir gazetede bir araştırmadan bahsediyordu.
Dove’un tüm Türkiye’de yaptığı bir Güzellik Araştırması’na göre  bugün Türkiye’de kadınların fiziksel özgüvenleri %40’lara gerilemiş durumdaymış. Yani kadınların neredeyse %60’ı kendini güzel bulmuyormuş. Aynı araştırmada mutluluk endeksi de ölçülmüş ve bu aynı kadınların mutluluklarının da düştüğü görülmüş.
Fiziksel özgüven düşünce mutluluk da etkileniyormuş.
Fiziksel özgüven düşünce sosyallik de etkileniyormuş.
Her 10 kadından 6’sı kendini güzel hissetmediği için sosyal ortamlara katılmıyormuş.
Her 10 genç kızdan 7’si ise yemek yemeyi bırakıyormuş.
Nedir bu özgüven? Kimler özgüvenli? Özgüven ile ukalalık arasındaki ince çizgi nerede başlıyor ve bitiyor?
Sevgili Özgür Bolat diyor ki: “Özgüveni yüksek bir insan değerli hissetmek için dış kaynağa ihtiyaç duymaz. “Ben ben olduğum için mutluyum. der.””
Özgüvenin 3 ana unsuru varmış: Değerli hissetme duygusu, Ben yapabilirim duygusu ve Gelişim.
Pekiii, nasıl bu duyguyu çocuklara vereceğiz?
Sizce “Kırmızı elbisenle çok güzel olmuşsun” dersek değeri neye veriyoruz?
Elbiseye mi, kızımıza mı?
“Matematikten 90 aldın. Bravo akıllı oğluma” dediğimizde değer nereye gidiyor?
Akıllı olmasına mı, çocuğumuza mı?
Ya “Biraz zayıfladın mı sen? Çok güzelsin.” dediğimizde?
Zayıf olmazsa değersiz olduğu duygusu yaratılmıyor mu? Zayıf değilsek çirkin miyiz?
Çevremizde güzellik kusursuzluk ile eş değer olarak dayatılıyor bize.
Her tarafta ideal vücut ölçülerine sahip kadın modeller, kusursuz dişler, gülüşler, sosyal medyada dolaşan ideal aile resimleri.
Küçük yaşlarda çocuklara özgüven aşılamak daha kolay. Büyüdükçe iş zorlaşıyor. Çünkü akranlarının ve çevrenin acımasız eleştirileri yanıbaşlarında.
Kendi görünüşü ile barışık olan çocuk, arkadaşının “Kulakların da çok büyükmüş” demesiyle kafasını kulaklarına takıyor. Ya da “Bluzunu kotunun dışarısına çıkar istersen, kalçan daha güzel gözükür” diye fikir veren arkadaşının bu sözünden sonra o genç kızda kendi fiziksel görünüşü hakkındaki güveninin seviyesi nerede sizce?
Benim özgüvenim yüksektir. Kendimle barışığım. Kilom yok mu? Var. Dert ediyor muyum? Bazen.
Yine de kendimi seviyorum. Beni ben yapan kilom, gözlerim, güzelliğim, kıyafetlerim, evim, arabam değil. Ben ben olduğum için değerliyim.
Ailem ne mi yaptı?
SEVGİ
Ailem şartsız, koşulsuz her zaman sevgi verdiler. Ne yaparsam yapayım beni seveceklerini biliyordum. İyi ki onlara sahibim.
ÖVGÜ
Beni yerli yersiz övmediler. Evet, bazen akıllı kızımı fazla fazla kullanmış olabilirler o kadar. Açıkçası o da ilerleyen yıllarımda bazı girişimlerimde “Ya başaramazsam?” ı düşündürttü bana. Başaramazsam akıllı etiketimin durumu ne olacaktı? Bunu da aştım.
Ancak yeni yeni, esas başarının ne olduğunu keşfettim. Kendinle barışık olmak, denemekten korkmamak, düşmekten çekinmemek, gerekirse geri çekilmek, gerekirse yolu değiştirmek.
FİZİKSEL GÖRÜNÜŞ
Güzelliğime çok fazla takılmadılar. Fena bir tip değildim. Ama aile içinde “Güzel kızım, muhteşem kızım” sözlerini bana sarfetmediler. Kendimi geliştirmeme izin verdiler. Güzelliğimi ön plana koymadılar.
İç güzelliğinin ve iç değerlerin her zaman fiziksel güzellikten önemli olduğunu bana aşıladılar.
Kendine yakışanı bulmak, vücut tipine göre giyinmek sonradan edindiğim beceriler.
TERBİYE / DAVRANIŞ
Bana terbiye verdiler. Doğruyu, yanlışı, oturmayı, kalkmayı öğrettiler. Büyüklerime saygıyı, otobüste yer vermeyi, karşıdakini dinlemeyi de.
Dik durmak, biriyle tanıştığında selamlaşmak, el sıkışını güvenli yapmak, bir ortama girdiğinde nasıl davranacağını bilmek hep sonradan gözlemle edindiğim beceriler.
SORUN ÇÖZME BECERİSİ
Sorunlarımı çözmeme izin verdiler. Benim için arkadaş sorunlarımı çözmediler. Tartıştıysam, bir problemim varsa beni dinlediler.
Fazla öğüt vermediler. Çözümü kendim bulmam için izin verdiler.
Haklı bile olsam haklısın demediler. Haksızsam haksızlığımı kabul etmemi beklediler. Sözün kısası kendi sorunumu kendim çözdüm.
BAŞARMA HİSSİ
Bana hiç bir zaman ders çalıştırmadılar. Ben istemedikçe ellerinde kitap tutup, bana sorular sormadılar. Kendi kendime çalıştım.
Başarım, ya da başarısızlığım hep kendi eserim oldu. Başarılı oldukça, akademik başarı hoşuma gitti. Daha küçükken kızıma da söylediğim gibi “Başarılı olmanın en zor yanı, hep başarılı olmaya devam etmek zorunda olmandır.”
SEN DEĞERLİSİN VE ÖZELSİN
Kendimde özel olanı bulmama izin verdiler.
Beni programa boğmadılar. Sinemadan, tiyatroya, baleden, piyanoya koşturmadılar.
Sıkılmama izin verdiler.
Kendi güçlü yanlarımı bulmam için bana alan ve zaman yarattılar. O sıkıcı pazar günleri olmasaydı, belki de “Bir Kelime Bir İşlem” seyretmezdim. Ya da bu kadar çok kitap okuyan bir insan olmazdım.
HEDİYE VERME
Beni hiçbir zaman hediyeye boğmadılar. Evet, hediyeler aldılar.
Ama esas hediyeleri bana verdikleri zamandı. Beraber çıktığımız seyahatler, okul sonrası sohbetlerimiz, anne-kız, baba-kız zamanlarımız.
Benim için hiç bir zaman fazla meşgul değildiler.
ÖRNEK OLMA
Kendileri de öz güvenleri yüksek bireyler olarak bana örnek oldular.
İLETİŞİM
Benimle her zaman iletişim içinde oldular. Arkadaşlarımdan, derslerimden, okulumdan, sosyal hayatımdan hep haberleri oldu. Ama sorgular bir şekilde değil. Gözlemle ve benimle konuşarak.
Kendimi değerli hissetmemi sağladılar.
Bu dönemin çocukları biraz daha şanssız.
Ellerindeki aletlerle çok fazla insana ve çok fazla hayata ulaşabiliyorlar.
Bu insanların ve hayatların sosyal medyadaki mükemmelleştirilmiş görüntüleri kendilerini eksik hissetmelerine sebep olabiliyor.
Kapitalist düzen almaya ve sahip olmaya odaklı. Bu nedenle de sahip olduklarının onları daha değerli kılacağını zannediyorlar.
Biz ne yapabiliriz?
Elimizdeki aletleri biraz bırakıp, öncelikle onların gözünün içine bakalım.
Konuşalım.
En önemlisi dinleyelim.
İnanın çocuklar kendi yollarını kendileri buluyorlar.
Yeter ki dinleyelim ve zaman ayıralım.

Kayna: Bahar Anah mias

Bir kahve içimlik paylaşımlar için

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ANNE; ‘BEN’ OLMAMA YARDIM ET! SEN OLMAMI BEKLEME!

0_7ab41_586daa0a_xl1

Doğduğumuz an annenin dünyasında yaşamaya, nefes almaya başlarız. Varoluşumuz annenin
bakımına bağlıdır. Anne ne zaman yedirir, ne yedirir ve nasıl yedirirse onu öğreniriz. Annenin duygu dünyasının içine doğuyoruz da denebilir. Neye kızar, nasıl sevinir o şekilde öğrenme şablonları oluşur zihnimizde. Bu dünyaya ait ne varsa önce annenin tanımlarıyla bizde tanımlanır. Mutluluk, hüzün, keder, başarı annenin gözündeki gibidir bizdede. Doğum anımızdan okul yıllarımıza kadar neredeyse katıksız algımızı, öğrenmelerimizi annenin dünyasında yaşarız.
Anne bize kendi doğrularını, duygularını dünyasını aktarırken bunu nadiren bilinçli yapar. O da kendi çoğu zaman dünyasını annesinden ve sosyal çevresinden kopyalamıştır. Yaşadı, öğrendi ve aktarmaya başladı. Bu normal süreç tabi. Annemizin korkuları, kaygıları, sevinçleri bize, genetik kodlarımızın üzerine nakış nakış işlenerek ‘Ben’imizi oluştururuz.
Annenin kucağına doğan çocuk tüm varlığını annesine bağlar ve bağlanır. Anne kimi zaman severek kimi zaman da cezalandırarak bizleri kendi yanında tutar. Onun istemediği beğenmediği şeyleri yaparsak duygusal anlamda uzaklaşır, bizi kendi sevgisinin dışına atar ve kendisi gibi olmamızı sağlamaya çalışır.
Annenin kızması, öfkesi, bazen de algısı kendi bedenine ya da duygularına, dünyasına dönük olduğunda bizi sevgisinden mahrum bırakır. Biz şablonumuzu kendiliğimizden işleterek hayatta kalmayı henüz öğrenemediğimizden dünyamız kararır, boşluğa düşeriz.
Anne olgun bir kişiliğe erişmemişse bizi, kendisinin kopyası gibi yetiştirerek kontrol etmeye devam etmek ister. Kendisinin dışındaki bir varoluşla tanışmamışsa korkar çocuğundan ve bu farklı varoluşu men etmek, engellemek için cezalandırmaya başlar. Cezalar bildiğiniz üzere illa fiziksel olmaz. Annenin sevgisini hissedememek çocuk için çok ciddi bir cezadır. Anne küser, konuşmaz, kızar, uzak tutar kendine benzetmek ve kontrol etmek adına.
Eğer kendimiz olmamıza izin verilmeden hayata başlıyorsak bocalarız. Hep annemiz olmaya çalışırız farkında olmadan. Onun gibi arkadaşlarımızla iletişim geliştirmeye çalışırız. Annemizin bizimle, babamızla ve kardeşlerimizle olan ilişkilerini taklit ederiz ilk yıllarımızda.
Bu böyle devam ederken sosyal hayatta annemiz şablonu içimizde bizi ‘Ben’ olmaktan men eder farkında olmadan. Hep hafıza kayıtlarındaki şablon bizim yolumuzu çizmek için bilinç dışından bizi etkiler. Yavaşlatır çünkü zihnimizde direk işlem yapmak yerine gelen bilgileri önce anne şablonumuza yollar, orda işler sonra sosyal çevrenin şartlarına uyarlar tepki açığa çıkartırız. Yani beynimizde çok katmanlı uzun bir işlemle tepkilerimizi açığa çıkarmak zorunda kalırız. Bu da bizi dalgın, yavaş, heyecanlı, başaramayacağım duygusuyla var eder.
Anne çocuğunun kendisi olmasına izin vermeli. Hayatında denemeler yapmalı çocuk, ne yaparsa ne oluyor yaşayarak deneyimlemeli, çıkarımlarda bulunmalı. Beyninde öğrenme becerisini aktive etmeli; düşünmeyi, düşündüklerini eyleme dökme cesaretini ve sonuçların çeşitliliğini yaşamalı. Beyninde çocuk kendi şablonunu oluşturmalı. Bunu yaparken “Annem ne der? Onun istediği gibi olamazsam annem beni sevgisiz bırakır mı?” diye düşünmemeli.
Anne çocuğunun deneyim kazanması için cesaretlendirici olmalı. Anne deneyimlerden elde edilen bilgileri, nasıl işleyeceğini, tasnif ederek duyguları nasıl tanımlayacağına yardım edip, öğretmeli. Yani anne matematikteki gibi toplama, çıkarma, çarpma ve bölmeyi öğretmeli ama her problemi çocuğu için çözmemeli. Çocuğun problemi çözüm yöntemini öğrenmesine fırsat vermeli.
Bir anne “büyük kızımın tüm el işi ödevlerini ve resimlerini ben yaptım” diyordu. “Kızımın yeteneği yok” demeyi de ihmal etmemişti. Anne itiraf ediyordu. Kızımın ödevlerini ben yaptım, kızım bu becerisini geliştiremedi. Ben ona vakit ayırıp “yapabilmeyi öğretmedim, yaptım- verdim-fırsat vermedim- öğrenemedi” diyordu.
Bu çocuk muhtemelen Dünyanın uydusu Ay gibi anneden aydınlanacak, kendisi olamayacak. Ayın üzerinde dünyadaki gibi bir yaşam olmadığı gibi bu çocuk da kendi dünyasında bir yaşam kuramayacak. Dünyasını yeşertip, mevsimlerini yaşayamayacak. Annesinin hayat ışığıyla aydınlanacak düşünmeyi, yaşamayı, yaşatmayı öğrenemeyecek. Ya da iyi ihtimalle anneden şiddetli depremlerle, sellerle kopacak zorluklarla karşılaşıp kendisi olmaya çalışacak, hayatın karşısına çıkaracağı iyi ihtimallere rastlarsa da kendi dünyasını atmosferlendirip, yeşertecek yaşam oluşturacak.
Uzman Psikolojik Danışman
Şenay Çetin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Korku bazı şeyleri sona erdirir. Korku kan akışını, kalp atışlarını, solunumu, düşünceyi, sindirimi her şeyi bozar.

las-voces-del-desierto-libro-recortado1

 

Bir kimse kızdığı zaman, yaşam enerjisi, su ya da kaygan kayalar gibi akmak yerine, her iki tarafa itilir ve keskin uçlu bir hale gelir. Bu, bedenin içine girer ve organlara zarar verir. Kızgınlık aynı, bedende yara açan ve çıkarılması zor bir mızrak gibidir.
*Gücenmenin uçları da sivridir ama onunkilerin uçlarında bir diken vardır, onun için bu insanın içine saplanır ve daha uzun süre orada kalır. Gücenme kızgınlıktan daha zararlıdır çünkü ondan daha uzun sürer.
*Haset, kıskançlık ya da suçluluk endişeden daha karmaşıktır ve düğümler karnında ya da derinin altında olabilir ya da bir başka yerde ki yaşam akışını yavaşlatabilir.
*Üzüntü çok küçük bir bozulmaya neden olur. Ve keder aslında sevgi bağı olan bir çeşit üzüntüdür. Bu, hayatta kalan kişinin ömrü boyunca sürebilir.
*Korku bazı şeyleri sona erdirir. Korku kan akışını, kalp atışlarını, solunumu, düşünceyi, sindirimi her şeyi bozar. Korku ilginç bir duygudur çünkü bu, aslında insansı değildir. Bu duygu çok kısa süreli bir hayatta kalma rolüne hizmet ettiği hayvanlardan alınmıştır. Hiçbir hayvan korku içinde yaşayamaz. İnsanların aslında korku duyacakları hiçbir şey yoktur. Onlar kendilerinin sonsuzluk olduklarını biliyorlardı. Şimdiyse korku gezegenimizi çevreleyen temel bir enerji gücü haline geldi. Korkunun içimizde yol açtığı zarar işte böyledir.
*İnsan yaşamı bir spiraldir, bizler sonsuzluktan geliriz ve daha yüksek bir düzeyde oraya geri dönmeyi umarız. Zaman bir dairedir. Ve bizim ilişkilerimiz de bir dairedir. Bizler Aborijin çocukları olarak, yaşamın ilk yıllarında her bir daireyi, her bir ilişkiyi kapatmanın önemini öğrendik. Eğer bir anlaşmazlık varsa biz bu çözümlenene kadar uyanık kalırız. Biz yarın ya da ileri ki bir tarihte çözüm bulmayı umarak gidip uyumayız. Bu, daireyi uçları kırılabilir bir halde açık bırakmak olur.
*Sen bu dünyaya bir ruhsal farkındalık düzeyinde geldin ve buradan daha GENİŞLEMİŞ bir düzeyde ayrılma fırsatına sahipsin.
Marlo Morga

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatınızdaki İnsanlar Sizin Frekans Eşlerinizdir…

stock-photo-happy-smiling-couple-in-love-over-white-background-292827881

Dünyanızdaki herkesin orada olması için bir neden vardır. Tüm ilişkiler, en zor görünenleri bile, engelleri, yetenekleri ve tek başınıza keşfedemeyeceğiniz yeni yönleri bulmanıza yardım etmesi için ruhunuzun size sunduğu hediyelerdir. Bazı insanlar ilgi alanlarınızı paylaşarak ve yeteneklerinizi onaylayarak özgüveninizi geliştirmenize yardımcı olabilir. Bazıları hayat derslerinizi öğrenmenizde yardımcı olacak katalizörlerdir. Kimileri sizleri yeni fikirlere ve potansiyele ulaştırır. Yine de bazıları da sadece bunun keyfi için sizinle beraberdir çünkü ruhlarınız beraber olmaktan hoşlanıyordur. Sorunlu ilişkiler sizleri sağlıksız duygu alışkanlıklarından kurtarmak için vardır…..

İlişkiler Dönüşüme Giden Yoldur

İlişkiler dönüşümünüzü hızlandırır çünkü kendinizi; hem olumlu yönlerinizi hem de engellerinizi, daha hızlı ve daha net görmenize yardımcı olur…..

Sevginin ve korkunun etkileri ilişkiniz boyunca anında size geri bildirilir, böylece kimin, sizin hayatınıza, daha çok ruh getirip getirmeyeceğini sınamak kolaylaşır. Ve ilişkiler; sorunu olanın sadece siz olduğu, sadece sizin belirli bir potansiyeliniz olduğu fikirlerinden öteye taşıyarak empatinizi geliştirir. Deneyimlediğiniz her şeyin başkaları tarafından da yaşandığını ve bunun tam tersini görürsünüz -ve bu güçlendiricidir…..

Artık dönüşüm içindesiniz. Bu da enerjiden ibaret titreşen bir varlık olduğunuzun ve hepimizin birbirimizin içine işleyen farkındalık alanları bulunduğunu bilebilecek durumda olduğunuz anlamına gelir. Şu an siz artık gerçekten nasıl her şeyi paylaştığımızı, bir diğerimiz hakkında bilgimiz olduğunu, bir başkasının varoluşunu desteklediğimizi, birbirimize bağlı olarak evrimleştiğimizi, asla yalnız olmadığımızı anlayabiliriz. Karmaşık gibi görünse de, birbirimizle olan ilişkimizin ne kadar zarif bir sadelikte olduğunu hissedebilirsiniz: özünde, hepimizin içsel frekansı birbiri ile tek bir içsel frekansta birleşir. Hepimiz sevginin evrensel titreşiminde titreşiriz.

Hayatınızdaki İnsanlar Sizin Frekans Eşlerinizdir

Duygusal olarak üzücü de olsa, mükemmel bir uyumla geçiyor da olsa ilişkilerinizde karşınızdaki insanın sizinkine benzer bir frekans kalıbı bulunur. Dünyanızda bulunan insanlar sizin frekans eşlerinizdir. Hayatınıza biri girer ve içsel algılayıcınız onu fark ederse, ortak bir kişisel titreşimi paylaşıyorsunuz demektir. Onlar sizin dünyanızda ortaya çıkıyorsa, siz de onların dünyasında ortaya çıkarsınız. Tabii ki sizinle aynı değiller ama benzer frekansları paylaşırsınız. Bir kere biraraya geldiğinizde kişisel alanlarınız birleşir ve bir ilişki alanı var olur. Bu ilişki alanı, enerji, eski tecrübelerden edinilmiş bilgiler gibi ortak kaynakları size sunarak bir çift olarak yaşayacağınız deneyimleri besler ve yeni yeteneklere ulaşmanızı sağlar. Bunun sayesinde diğer kişinin bildiklerini bilmek mümkündür. İlginç bir şekilde, fazlaca uyumsuz titreşim tarzlarına ve çok az ortak noktaya sahip insanlar birbirlerinin gerçekliğinde yer almaz.

İstediğimizi değil, benzerimizi kendimize çekeriz. “James Lane Allen”
İlişkiler hep ortaklaşa yaratılır ve yok edilir…..

Ruhunuzun birine bağlanmaya ihtiyacı yok ise, ne kadar olumlama yaparsanız yapın bu gerçekleşmez….

Bir sevgili, öğretmen ya da arkadaşa şiddetli bir çekim duyuyor ya da ondan etkileniyorsanız, bunun nedeni, ikinizin de gerçekten tıkanmaları temizlemek ve benzerlikleri doğrulamak istediğinizdendir……

Hayatınızda sorunlu insanlar olması yüzünden cezalandırılmıyor, kendinizi seri bir şekilde dönüştürme fırsatını yakalıyorsunuz..

İlişkileriniz Değişip Bittiğinde..

İki benzer şekilde titreşen kişisel alan birleşip bir ilişki yarattığı gibi, ilişkiler değişir ve birinin kişisel alanındaki titreşimi değiştiğinde de sıklıkla biter. Eğer alanınızın titreşimi, bir ruhsal çöküntü durumunun sonrasında olabileceği gibi değişirse, benzer bir çöküş yaşamamış bazı belirli kişiler artık alanınızda barınamaz ve büyük ihtimalle yok olurlar. “çok sıkıcılar” ya da “bir sebepten artık beni sevmiyorlar” gibi yorumlarla bu durumu söze dökeriz. arkadaşlıklar biter ve bambaşka bir yerden yenileri doğar.
İlişkiler eşlerin titreşim ayrılığından ötürü değişir ya da sona erer -çünkü ruhlar başka aşamalara geçerler. Bitmiş bir ilişkinin ardından üzülmeye gerek yoktur çünkü birbirinizi geliştiremediğiniz bir ilişkinin iki tarafa da yararı yoktur….

“Frekans-İnsan Titreşimlerinin Etkisi ve Anlamı”
Penney Peirce

Kaynak: Betül Arım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın. Yaş, kilo, boy…

15390909_1233542623407371_3612480497824094526_n1

ABD’li ünlü komedyon George Carlin’in ilginç önerileri var:
1. Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın. Yaş, kilo, boy…
2. Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun. Suratsız negatif insanlara
yaklaşmayın.
3. Öğrenmeyi sürdürün. El işleri, bilgisayar, bahçecilik. Beyniniz
atıl kalmasın. Atıl kafa iblisin tezgahıdır. İblisin adı da,
Alzheimer’dir.
4. Küçük şeylerden zevk almaya bakın.
5. Sık sık, uzun uzun ve var gücünüzle gülün.
6. Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.
7. Çevrenizi sevdiklerinizle doldurun. Aileniz, kedi, köpek, kuş,
balık, müzik, bitkiler… Ne olursa. Eviniz, sığınağınız olsun! Tadını
çıkarın!…
8. Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse, üstüne titreyin. Bozuksa,
düzeltin. Siz kendiniz düzeltemiyorsanız, yardım isteyin.
9. Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, ülkenizi ve
yabancı ülkeleri dolaşın. Ama sakın suçluluk ve pişmanlık duygusuna
kapılmayın.
10. Sevdiğiniz insanlara, onları sevdiğinizi söyleyin. Her fırsatta
sevdiğinizi hissettirin.
11. Hiç unutmayın ki yaşam, aldığınız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zekanızı bu 10 Hobiyle Geliştirin!

zeka-icin-enstruman-calin

1.Müzik Enstrümanı Çalmak

Müzik dinlemenin ve müzik aleti çalmanın insanda hafıza kapasitesini arttırdığı görülmüştür. Müzik aleti çalmak zaman ve çaba gerektirir. Aynı zamanda sabrı ve azmi öğrenirsiniz. Yüksek konsantrasyona sahip olursunuz.

kitap-okumak

2.Bol Bol Kitap Okumak

Kurgu, biyografi, antoloji gibi farklı konularda çok çok okumak zeka seviyenizi arttırmaya yardımcı oluyor. Pek çok konuda bilgi sahibi olurken aynı zamanda stresten uzaklaşıyorsunuz. Ve farklı duygular yaşıyorsunuz. Tüm bunlar insanın kendini daha iyi hissetmesini sağlıyor.

duzenli-olarak-meditasyon yapın

4.Düzenli Olarak Meditasyon Yapmak

Meditasyonun insanın hayatındaki önemi tartışılmaz. Meditasyon insanın kendine odaklanmasına ve gerçek kimliğini öğrenmesine yardımcı olur. Stres seviyesini düşürür ve küçük endişelerden kurtulmanızı sağlar. Zihin düşünmek için ve yeni şeyler için berrak bir hal alır. Ve daha etkili çalışır.

beyni-calistiracak-aktiveteler

5.Beyni Çalıştıracak Aktiviteler Yapmak

Vücudunuz çalıştıkça daha sağlıklı ve daha gösterişli duruyorsa, beynin de isteği tam bu yönde. Çalışıp, şekillenmek istiyor. Sudoku, puzzle, bulmacalar ve çeşitli oyunlarla beyninizi zinde tutup, çalıştırabilirsiniz.

egzersiz

6.Egzersiz Yapmak

Vücudumuzdaki kasların gelişimi için çalışmamız gerekir. Sonuçta beyinde vücudumuzda bulunan bir kas. Düzenli yapılan egzersiz vücut kadar beyninizin gelişimini de etkiler. Gerilimi az ve kaliteli uyumanızı sağlar. Ayrıca kan dolaşımının artması beyin fonksiyonlarına iyi gelir.

Bu bilgimiz de dikkatinizi çekebilir:  İngilizcenizi Geliştirmenizde İşinize Yarayacak 5 Güzel Site

zeka-icin-yeni-bir-dil-ogrenin

7.Yeni Bir Dil Öğrenmek

Yeni bir dil öğrenmek zor olabilir ama birçok avantajı vardır. Yeni kelimeleri yeni bir gramer öğrenmek zekayı arttırır ve beyin sağlığına olumlu etki eder. Ayrıca sözel-dilsel zeka düzeyi yüksek olan insanların, planlama, problem çözme, karar verme yetilerinin gelişmiş olduğu kanıtlanmıştır.

duygular-zeka

8.Duyguları Yazıya Dökmek

Yazmak, genel zeka düzeyi arttırma da dahil olmak üzere daha birçok faydası vardır. Öncelikle dili kullanma yeteneğini geliştirir. Aynı zamanda odaklanma, yaratıcılık, hayal gücü, anlama ve yorumlama gibi becerileri de geliştirdiği kanıtlanmıştır. Yazarların zeka seviyelerinin çok yüksek olduğu kabul edilir.

seyehat

9.Seyahat Etmek

Seyahat etmek Facebook’ a arkadaşlar görsün diye eklenilen fotoğraflardan çok öte birşey. Seyahat insanlara yeni şeyler öğrenmek için fırsatlar verir. Farklı yemekler, farklı insanlar ve kültürler tanımak zekayı üst düzeyde etkiler.

farkli-yemek

Farklı Yemek Çeşitleri Denemek

Yemek pişirmeyi basit birşey sanmayın. Özellikle yaratıcılık seviyesi yüksek olan aşçıların yemeklerini denemek inanılmaz bir deneyim olabilir. Kaliteli kararlar almak, yeni şeyler denemek, bazen risk almak hassas hesaplama yapmanızı ve hızlı düşünmenizi sağlar. Bu da zekanızı besler.

10.Aktif Spora Katılmak

Düzenli aktif sporlara katılmak sadece vücudunuzu değil beyninizi de etkiler. Beyni esnek hale getirir ve beyin sağlığını geliştirir. Spor karşılaşmalarını, spor aktivitelerini izlemek bile beyin fonksiyonlarını etkiler. Spor, koordinasyonu, yeteneği ve güveni artırır. Eğer katılamıyorsanız bile izlemek faydalı olabilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Dokunmak İyileştirir…

 

1995 yılında Massachusetts Tıp Merkezinde Kyrie ve Brielle adlı iki kız bebek normal sürelerinden 12 hafta önce prematüre olarak doğdular.
Doğum sonrası kız bebekler kuvöze alındılar. İlk başta bebeklerin ikiside sağlıklıydılar. Daha sonra birisi zayıflamaya nefes almakta zorlanmaya ve hızla kilo kaybetmeye başladı. Doktorlar ve hemşireler bildikleri her şeyi denediler. Fakat nafileydi bebek yavaş yavaş ölüme gidiyordu.
Hemşirelerden birisi Avrupa görmüştü. Amerika’ da hiç kullanılmayan ancak Avrupa’ da bazen kullanılan bir tedavi şeklini bebeklerin babasının da onayını alarak uyguladı. İki bebeği de aynı kuvöze koydu. Güçlü olan bebek elini zayıf olan bebeğin sırtına koyup kucakladı ve ikinci bebeğin hayati fonksiyonları normale döndü ve ölümden kurtuldu.
Bunun üzerine tıpta prematüre doğan kardeşleri aynı yatağa koymak en etkili tedavi yöntemlerinden birisi oldu.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bazen gerçek olduğunu düşündüğünüz bir şeye öyle sıkı tutunursunuz ki, gerçek kapınıza geldiğinde, onu içeri almazsınız.”

buda_commission_by_airold-d4ldccl1

 

Buddha,yeni öğrencilerine, bir oğlu olan dul babayı anlatırdı. Adam bir iş seyahatindeyken, hırsızlar evine girmiş, evi yakmış ve oğlunu kaçırmış. Baba eve döndüğünde, evinin kül olduğunu ve oğlunun da yanıp ondan geriye yalnızca küllerinin kaldığını düşünmüş.

Kalbi kırılan baba, külleri toplamış ve yanından hiç ayırmadığı çok güzel bir kavanoza koymuş.
Biraz zaman geçmiş, oğlu hırsızların elinden kaçmış ve eve, babasına koşmuş. Gece geç saatte eve gelen çocuk, kapıyı çalmış.

Baba, derin uykusundan uyanmış ve seslenmiş, “Kim o? ” Oğlu yanıtlamış, “Benim, baba, oğlun.” Acıyla öfkelenen baba, kötü kalpli bir çocuğun ona numara yaptığını düşünerek, oğlunu kapıdan kovmuş. Oğlu kendini anlatmaya çalışmış, ama baba dinlememiş. Sonunda çocuk bir daha dönmemek üzere oradan ayrılmış.
Bu öyküden sonra, Buddha yeni öğrencilerine şöyle derdi: “Bazen gerçek olduğunu düşündüğünüz bir şeye öyle sıkı tutunursunuz ki, gerçek kapınıza geldiğinde, onu içeri almazsınız.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

50 Yaş Manifestosu

xxxlarge_img_4406_r1

50 yaşındayım. Bu yaşa iki evlilik ve iki tane yakışıklı sığdırdım. Gönlüm bir de kız isterdi, ama olmadı. Bugün hayatıma baktığımda mutlu bir adam görüyorum. Kalp kırıklıklarım var, ama bu bir şeyleri denediğimi gösterir, değil mi? Bu okuduklarınızın bazılarını geçmişte ben de uygulamadım. Bunu şu ana kadar yaşadığım, okuduğum, izlediğim şeylerin bir özeti olarak düşünün. Siz de kendi manifestonuzu yazın ve arada bir okuyun, okuduğunuzu uygulayın. Keyifle kalın…
1. İlk iş “Hayır” demeyi bileceksin. Bilmiyorsan öğren.
2. Sevmediğin hiç kimse ile ve sevmediğin hiçbir ortamda olma.
3. Birlikte olduğun kişiyi sadece güzel ve yakışıklı diye seçme. Egonu ilk terbiye etmen gereken yer budur.
4. Nefes almak kadar çok istediğin her şey gerçekleşecektir. Gerçekten iste.
5. Kendini sevmekten asla vazgeçme. Sana kendini kötü hissettiren insanlardan uzak dur.
6. Arkadaşlarınla asla para ilişkisi kurma. Borç isteme, verme.
7. Hayal kur. Hiç sınır tanıma…
8. Mutlaka yabancı bir dil öğren. Mümkünse sekiz dil konuş. Hayatının ne kadar renklendiğine şaşıracaksın.
9. Sevdiklerine zaman ayır. Yaşamın gerçek tadı bu.
10. Kendin ol. Seni kendin olduğun için kabullenecek insanları dost seç.
11. Öfke, nefret gibi olumsuz duygulardan arın. Her zaman seçim yapanın sen olduğunu unutma.

13. Mutlaka spor yap ve mutlaka bir hobin olsun. Ve bu konuda uzman ol.
14. Kimseyi inançları ve doğduğu yerle ilgili sınıflandırma. Unutma, sadece iyi insan ve kötü insan vardır.
15. Kitap oku. Tanımadığın insanlarla tanışır ve hiç gitmediğin yerlerde dolaşırsın.
16. Evlilik zor bir kurum. Arkadaş olamayacağın biri ile sırf güzel/yakışıklı ya da durumu iyi diye evlenme. Evliliğin ömür boyu süren bir bağlılık olduğunu unutma.
17. Sırtını dayayabileceğin, gözü kapalı uçurumun kenarında yürüyebileceğin insanla evlen.

18. Sevginden ve sevgisinden emin olmadığın, içinde küçücük de olsa şüphe duyduğun birinden çocuk yapma.
19. Sevdiğin işi yapmak harika olmalı, ama para kazanman gerektiğini unutma.
20. Fırsat buldukça seyahat et. Farklı kültürleri gözlemle. Seyahat etmek otel konforu yaşamak değildir. Dışarı çık.
21. Müzik dinle. Dans et. Dans etmemek hiç de havalı değil.
22. Sahip olduğun şeylerin sana sahip olmasına izin verme.
23. Yaşama sevincini yitirme. Hayat sıkılmak için çok kısa.
24. Ölümü hiç düşünme ve bundan korkma. Hayatı da erteleme!
25. Beyaz ya da pembe yalan söyleme. Yalan söylemek durumunda kaldığın bir ilişkide olma.
26. Hayatta bir duruşun olsun. Olaylara ya da kişilere göre eğilip bükülme.
27. İçindeki çocuğu büyütme. Yaş sayıdan ibarettir. “Yapamazsın” dedikleri hiçbir şeye aldırma.
28. Zorla hiçbir şey yapma. Ne yapıyorsan ona bir şeyler kat, sanki daha önce kimse yapmamış gibi. Yaşamak sanattır, unutma.
29. Nefes aldığın sürece umut vardır.
30. Bilgi/deneyim, başarısızlıkların sonucudur. Denemekten vazgeçme…
31. Hiçbir şeyin bağımlısı olma.
32. Kıskançlık duygunu sevginle yen. Sevdiğini özgür bırak.

33. İnsan detoksu yap. Enerjini çalan insanlardan uzak dur.
34. Özür dilemeyi bil.
35. Affetmeyi öğren. Kendin dahil…
36. Hatalarını kabullen.
37. İşkolik olma, ama işini en iyi şekilde yap. Sevdiklerine zaman ayır ve iş yüzünden çocuklarının gösterisini kaçırma. Fotoğraf ve video çekmek yerine, anı izle.
38. Zamanı satın alamazsın, ama anın keyfini çıkartabilirsin.
39. Hayatın değerini cenazelerde öğrenme.
40. Canlıların kardeşliğine inan.
41. Tek bir hayatın olduğunu bil.
42. Gülümse ve nazik ol.
43. Matematik, müzik ve resim dersi arasında bir fark yoktur. Belki dünyayı daha güzel yapacak olan bir kemancı, bir piyanist, bir ressam ya da bir şairdir…
44. Alçakgönüllü ol, ama kimsenin seni küçümsemesine izin verme.
45. Doğa ile uyum içinde yaşamayı öğren. Onu zorlarsan, sen zararlı çıkarsın.
46. Sevdiğin insanı aldatma!
47. Çocuklarına, onların sahibiymiş gibi davranma. Onların senden farklı bireyler olduğunu kabul et ve saygı duy.
48. Dinlemeyi öğren. Konuşmaktan daha çok işe yarar.
49. Önyargılarından arın ve kimseyi yargılama. Kimin neyi, neden seçtiğini bilemezsin!
50. Sevgi en güzel cevaptır.
Fark ettiyseniz, 12’nci maddeyi özellikle boş bıraktım. Siz de kendi manifestonuzu 12’nci madde olarak yazın ve hedefi 12’den vurun, dönüşümü yaşayın…

Yazı: Levent Doğurga / Akça Makina CEO’su

Yazı Q Dergisinden alınmıştır…ql.com.tr?/articles/50-yas-manifestosu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 12 Comments »

Yeniden Başla Kadın…

15622619_10155473856809240_3833335364731833939_n1

Yeniden Başla Kadın…

Kendini Yorgun Hissetsen Bile

Başarı Senden Kaçsa Bile

Bir Hata Sana Zarar Verse Bile

Hatta İhanet Sana Acı Verse Bile

Bir Hayal Yok Olsa Bile

Gözyaşları gözlerini yaksa bile

Kimse gayretini farketmese bile

Nankörlük ödülün olsa bile

Anlayışsızlık seni gülmekten alıkoysa bile

Ve hatta HERŞEY

HİÇBİR ŞEY OLSA bile, VAZGEÇME

YENİDEN BAŞLA…

 

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Öğrenmeyi ve Hatırlamayı Kolaylaştıran Yöntem: Feynman Tekniği

feynman-teknigi1

 

“Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir” – Einstein

İki tip bilgi vardır. Bir şeyin adını bilmeye yönelik olan bilgi ve o şeyi bilmeyi temel alan bilgi. Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynman aralarındaki farkı şu çarpıcı anekdotta anlatır:
“Şu kuşu görüyor musun? Bu bir kahverengi gerdanlı ardıç kuşu, ona Almanya’da halzenfugel ve Çin’de ise chung ling deniyor. Ona verilen tüm bu adları bilsen bile yine de bu kuş hakkında hiçbir şey bilmiyor olursun. Bildiğin sadece insanlar hakkında bir şey olur, yani kuşa ne ad verdikleri. Şimdi bu kuş ötüyor, yavrularına uçmayı öğretiyor ve yazın ülkenin bir ucundan diğer ucuna kilometrelerce uçuyor ve kimse yolunu nasıl bulduğunu bilmiyor.”
Buradan da anlayabileceğiniz gibi bir şeyin adını/tanımını bilmek onu anladığınız anlamına gelmez hiçbir zaman. Bir fikri gerçekten anlıyor musunuz yoksa bu fikrin tanımını biliyorsunuz, bunu sınamanın bir yolu var. Buna Feynman Tekniği deniyor.
Sizler de Feynman Tekniğini,
1. Gerçekten anlamadığınız konuları/fikirleri anlamak için
2. Anladığınız fakat sınavlarda unuttuğunuz konuları/fikirleri hatırlamak için
3. Sınav öncesi etkili bir çalışma yöntemi olarak kullanabilirsiniz. Bu yöntemi kullanarak bir fikri uzun yıllar hatırınızdan çıkmayacak şekilde, kısa sürede derinlemesine kavrayabileceksiniz.
Feynman Tekniğine şimdi bir göz atalım:
1. Adım: Konuyu Belirleyin
Boş bir kağıt alın. Öğrenmek istediğiniz konunun başlığını kağıdın en üstüne yazın.
2. Adım: Konuyu Bilmeyen Birine Anlatır gibi Anlatın
Kağıdın geri kalanına konuyu hiç bilmeyen birine anlatıyormuşçasına, mümkün olduğunca karmaşık ifadeler kullanmaktan kaçınarak öğrendiklerinizi yazın. Bir çocuğun bile anlayabileceği kadar basit bir dil kullandığınızda kendinizi de konuyu daha derin bir seviyede anlamaya ve konular arasındaki ilişki ve bağlantıları basitleştirmeye zorlamış olursunuz. Aynı zamanda yazdığınızı sesli olarak tekrar etmek çok daha etkili olacaktır.
3. Adım: Takıldığınız Noktada, Kaynağa Geri Dönün
2. adımda hatırlamakta ya da anlatmakta zorlandığınız yerler olduğunu fark ettiğinizde konu hakkında çalıştığınız kaynaklara geri dönün. Öğrendiklerinizi kağıda aktarabilecek hâle gelinceye kadar tekrar tekrar okuyun ve çalışın. Sözgelimi biyolojiden yazılınız var ve evrimi basit cümlelerle açıklamakta zorlanıyorsunuz. Biyoloji kitabınızı açın ve evrimle ilgili kısmı yeniden okuyun. Şimdi kitabı kapatın ve yeni bir boş kağıt alarak öğrenmiş olduklarınızı yazın. Bu aşamayı sorunsuzca hâlletiyseniz, asıl çalışma kağıdınıza dönerek çalışmaya devam edebilirsiniz.
4. Adım: Basitleştirin ve Benzerlikler Kurun
Artık kağıda döktüklerimizi gözden geçirebiliriz. Einstein’ın “Bir şeyi 6 yaşında bir çocuğa anlatamıyorsanız, siz de anlamamışsınız demektir” sözünden de anlayabileceğimiz gibi karmaşık bir jargon kullanıp kafa karıştırıcı açıklamalar yapmak yerine, dilimizi basitleştirmek ve benzerlikler kurmak anlamayı kolaylaştıracaktır. Opsiyonel olarak: 6 yaşında birini bulup, öğrendiklerinizi ona anlatmayı deneyin. Sorunsuz bir şekilde anlıyorsa, siz de gerçekten anlamışsınız demektir.
Bu harika yöntem yalnızca öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda farklı düşünme şekillerine pencere açarak fikirleri baştan aşağı yeniden inşa etmemizi sağlıyor. Fikir ve konuları daha derinden anlamamızı kolaylaştırıyor. Hepsinden önemlisi, sorunlara bu şekilde yaklaşarak, ne konuştukları hakkında en küçük bir fikri bile olmayanları anlamamızı sağlıyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

2017 için adınızın 3. Harfiyle başlayan olumlu bir sözcük yazın. Yalnızca bir sözcük.

my_rain_by_dolcecaramella-d6x7w2r1

 

Hoşuma gitti, ben de yapıyorum.
2017 için adınızın 3. Harfiyle başlayan olumlu bir sözcük yazın. Yalnızca bir sözcük.
Benimki : Empat
Kelimelerinizi seçin!
Kelimelerimiz dünyamızı yaratır.

Ortaya Karışık, Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 8 Comments »