12 Kızılderili Sözü…

15822708_1349033068461309_4014605646390624268_n1

 

 

1-Cevap vermemek de bir cevaptır ve ustaca bir cevaptır. (Hopi Kabilesi)
2-Soru sorma, gözle, dinle, bekle! Cevap sana kendiliğinden gelecektir. (Pueblo Kabilesi)
3-Dur, dinle! Hep konuşursan hiç bir şey duyamazsın…
4-Sadece gerçekleşmesini arzu ettiğin şeyleri istemek için dua etme, çünkü insan kendisi için en iyinin hangisi olduğunu bildiğini iddia edemez. (Sioux Kabilesi)
5-Kaybetmeyi ahlaksız bir teklife tercih et! İlkinin acısı bir an, diğerinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
6-Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.
7-Bizim halkımız ile beyaz halk arasındaki en büyük fark tevazudadır. Bizim insanımız ne kadar yükselirse yükselsin, ne kadar ileriye giderse gitsin, bilir ki Yaratıcı’nın ve kainatın önünde bir zerredir. (Athabascan Kabilesi)
8-Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.
9-Her şey bir halka gibi hareket eder. Hareketlerimiz de döner dolaşır, bize geri gelir.
10-İçinde bir iyi, bir de kötü köpek kavga eder; hangisini daha çok beslersen o kazanır.
11-Doğru insan, zor ve tehlikeli hizmetler için seçilmeyi şeref, herhangi bir ödül istemeyi de utanç sebebi kabul eder. (Sioux kabilesi)
12- Her sabah uyandığında; günün ışığı için, yaşadığın ve gücün yerinde olduğu için, karnını doyurduğun için şükret; eğer şükretmek için ortada bir sebep göremiyorsan hata kendinde demektir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZENGİNLİK VE MUTLULUĞUN BEŞ ANAHTARI

mutluluk-41

 

İnsan çevrenin değil, çevre insanın yaratışıdır.”-Benjamin Disraeli
ARTIK yaşamınızın mutlak sorumluluğunu yüklenebilmek için gerekli kaynaklara sahipsiniz. İç temsilinizi şekillendirme, başarı ve gücü sağlayacak durumları elde etme yeteneğine sahipsiniz. Fakat yeteneğe sahip olmakla, yeteneği kullanmak her zaman aynı anlama gelmez. Kişileri belirli zamanlarda tekrar beceriksiz duruma sokan kesin deneyimler vardır. Yollardaki virajlar, nehirlerdeki girdaplar, zaman zaman bizi tekrar tuzağa düşürür. Kişilerin tüm yapabileceklerine tutarlı bir şekilde engel olan deneyimler vardır. Bu bölümde size; tehlikelerin nerede olduğunu gösterecek bir harita ve tehlikeden kurtulmak için gerekli olan bilgiyi vermek istiyorum.
Ben bunlara zenginlik ve mutluluğun beş anahtarı adını verdim. Şimdi sahip olduğunuz tüm yetenekleri kullanmak ve olabileceklerinizin hepsini olmak istiyorsanız; bu anahtarları anlamak zorundasınız. Kararlıysanız ve anahtarlan uyumlu bir şekilde kullanabilirseniz, yaşamınız sürekli başarılarla dolu olacaktır.
Kısa bir süre önce Boston’daydım. Bir akşam seminerinden sonra, gece yansı Copley Meydanı’nda dolaşıyordum. Eski Amerikan evlerinden gökdelenlere kadar çeşitli yapılardaki binaları incelerken, bir adamın yalpalayarak bana doğru geldiğini fark ettim. Haftalardır sokakta uyumuş gibi görünüyordu. Sanki aylardır tıraş olmamıştı ve etrafa alkol kokuları yayıyordu.
Adamın benden para isteyeceğini anladım. Haklı olarak, “Öyle düşündüğünüz için adamı kendinize doğru çektiniz”, diyeceksiniz. Her neyse adam yaklaştı ve “Bayım, bir çeyrek dolar borç verir misin?” dedi. Önce adamın davranışını ödüllendirmeyi isteyip istemediğimi düşündüm. Sonra onu üzmemeye karar verdim. Benim için bir çeyrek dolar eksik ya da fazla olmuş fark etmezdi. Sonunda ona bir ders verme girişiminde bulunmaya karar verdim. “Bir çeyrek mi?”, “Yani bütün istediğin sadece bir çeyrek dolar mı?” dedim. “Evet, sadece bir çeyrek” diye cevap verdi. Ben de cebimden bir çeyrek dolar çıkardım ve “Hayat sana istediğin her miktardaki parayı verecektir” dedim. Şaşırmış bir ifadeyle suratıma baktı ve sonra uzaklaştı.
Adamın uzaklaşışını izlerken, başarılı olanlarla başarısızlar arasındaki farkları düşünmeye başladım. Onunla benim aramda ne gibi farklar vardı? Niçin benim yaşamım neşe dolu ve istediğimi istediğim zaman yapabiliyorum, istediğim yere istediğim zaman gidebiliyorum, istediğim kişiyle istediğim kadar beraber olabiliyorum? O, belki altmış yaşında ve sokaklarda çeyrek dolar dilenerek yaşıyor. Tanrı bana “Robbins, sen çok iyisin. Öyleyse hayal ettiğin yaşamı yaşayacaksın” mı dedi? Sanmıyorum. Birileri bana çok büyük kaynaklar ya da üstünlükler mi hediye etti? Sanmıyorum. Bir zamanlar ben de aşağı yukarı onunki kadar kötü durumdaydım; ama, ben onun kadar çok içmedim ve sokaklarda uyumadım.
Sanırım farkın bir kısmı bu adama verdiğim cevapta var. Yani ne isterseniz, yaşam size verecektir. Bir çeyrek dolar isterseniz, yaşam size o kadarını verecektir. Yaşam sevinci ve başarı isterseniz, yaşam size onu verecektir. Şimdiye kadar yaptığım çalışmalar bana; durum ve davranışlarımızı değiştirebilirsek, her şeyi değiştirebileceğimizi öğretti. Yaşamdan ne isteyebileceğinizi ve onu elde ettiğinizden nasıl emin olabileceğinizi öğre-nebilirsiniz. Daha sonraki aylarda sokakta rastladığım insanlara hep yaşamlarını ve bu duruma nasıl ulaştıklarını sordum. Yaşamda benzer güçlüklerle uğraşmak zorunda olduğumuzu farketmeye başladım. Fark onlarla başa çıkma yordamlarındaydı.
“Kullandığınız kelimeler, nasıl yaşayacağınızı belirlerler.- Yunan Atasözü
Başarıya giden yolda trafik işareti olarak kullanılabilecek beş ilkeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Bunlar sihirli ya da çok karmaşık ilkeler değildir, fakat bu ilkelere mutlaka uyulması gerekir. Onların kullanımında ustalaşırsanız, yapabileceğiniz işler üzerindeki sınır kalkacaktır. Onları kullanmazsanız, atlayabileceğiniz yüksekliğe çoktan sınır koymuşsunuz demektir. Olumlu olmak ve pozitif düşünmek başlangıçtır; fakat cevabın tümü değildir. Disiplinsiz olumluluk, sulanmanın başlangıcıdır. Disiplinli olumluluk ise harikalar yaratır. Zenginlik ve mutluluğu sağlamanın anahtarları aşağıda açıklanmıştır.
ENGELLERLE NASIL BAŞA ÇIKILACAĞINI ÖĞRENMELİSİNİZ.
Olabileceklerinizin hepsini olmak, yapabileceklerinizin hepsini yapmak, işitebileceklerinizin hepsini işitmek, görebileceklerinizin hepsini görmek istiyorsanız engellerle nasıl başa çıkılması gerektiğini öğrenmek zorundasınız. Engeller her an hayallerinizi yıkabilir. Engeller pozitif tutumları negatife, güçlü durumları aciz duruma sokabilir. Negatif tutumun yaptığı en kötü şey, kişisel disiplini yok etmesidir. Kişisel disiplin kaybolduğunda, istediğiniz sonuçlar da kaybolur.
Bu nedenle uzun dönemli başarıyı garantilemek için engellerinizi nasıl disipline edeceğinizi öğrenmelisiniz. İzninizle size bazı şeyler anlatmak istiyorum. Başarının anahtarı yoğun engellemedir. Büyük başarıları incelerseniz, hemen hemen hepsinin başarıya giden yolda yoğun engellemelerle karşılaştığını göre-ceksiniz. Size bunun tersini her kim söylerse, bilin ki o, başarmanın ne demek olduğunu bilmiyordur. İki tür insan vardır. Engellemelerle başa çıkanlar ve engellemelerle başa çıkmak isteyenler.
Federal Express adında küçük bir taşıma şirketi vardı. Şirketin kurucusu Fred Smith sayılamayacak kadar engellemeyle karşılaşmasına rağmen, şirketini milyarlarca dolarlık bir şirket haline getirmeyi başardı. Sahip olduğu tüm parasıyla şirketi kurduğu zaman yaklaşık olarak sadece 150 paket taşımayı plan-lıyordu. 0, onaltı paket taşıdığında aynı sektördeki diğer şirketlerden beşi birer işçisini işten çıkardı. Bu andan itibaren işler kötü gitmeye başladı. İşçiler çeklerini kendilerine en uygun gelen ilk yerde hemen bozdurmaya çalışıyorlardı; çünkü çekleri karşılayacak kadar nakit para yoktu. Birçok kez planları bozulma sürecine girdi ve bazen işini sürdürebilmesi için mutlaka belirli bir miktarda satış yapmak zorunda kalıyordu. Bu şirket şimdi milyarlarca Dolarlık cirosu olan bir şirkettir. Bunun bir tek nedeni vardır, o da Fred Smith’in engelleme üstüne engellemeyle başa çıkma yeteneğine sahip olmasıdır.
Engellemelerle başa çıkabilen insanlar ödüllendirilirler. Eğer iflas etmişseniz, muhtemelen bunun nedeni çok fazla engellemeyle başa çıkamamanız yüzündendir. “İflas ettim, çünkü çok fazla engellemeyle karşılaştım” derseniz geri adım attınız demektir. Daha çok engellemeyle başa çıksaydınız, zengin olurdunuz. Parasal açıdan iyi durumda olanlarla olmayanlar arasındaki en önemli fark, engellemelerle başa çıkma yöntemlerinden kaynaklanır. Fakirlerin çok fazla engellemeye sahip olmadıklarını söyleyecek kadar katı yürekli değilim. Sadece zengin olmanın yolunun başarıya ulaşıncaya kadar engellemelerin üstüne gitmekten geçtiğini anlatmaya çalışıyorum. Genellikle insanlar zenginlerin problemlerinin olmadığını sanırlar. Biraz daha dikkat etseler, zenginlerin daha çok problemlerinin olduğunu görecekler. Onlar sadece yeni stratejiler ve alternatifler yaratarak, bu problemlerle nasıl başa çıkılabileceğini biliyorlar. Zengin olmak sadece çok paraya sahip olmak demek değildir. Zengin bir ilişki daha çok problem ve daha çok zorluk demektir. Herhangi bir problemle karşılaşmak istemiyorsanız, böyle bir ilişkiye girmeyiniz. İşte, ilişkide, yaşamda, büyük başarıya giden her yolda çok fazla engelleme vardır.
En Uygun Performans Teknikleri’nin bize en büyük hediyesi, etkin bir şekilde engellemeyle nasıl başa çıkılacağını öğretmesidir. Sizi engelleyen herhangi bir şeyi ele alınız ve bununla ilgili olarak sizi heyecanlandıracak bir program yapınız. SDP gibi araçlar sadece olumlu düşünme değildir. Olumlu düşünmedeki sorun, o ana kadar üzerinde düşünülen konuda eyleme geçmek için genellikle geç kalınmasıdır.
SDP size, gerilimleri fırsata dönüştürecek bir yol sunmaktadır. Sizi çöküntüye uğratan herhangi bir imajın nasıl silineceğini ya da nasıl çoşku sağlayacak bir imaja dönüştürüleceğini öğrenmiş bulunuyorsunuz. Bunu yapmak zor bir iş değildir. Nasıl yapılacağını zaten öğrenmiş durumdasınız.
Gerilimle başa çıkmanın iki yolu vardır: Birincisi küçük şeylere iltifat etmemektir. İkincisi ise her şey küçüktür.
Tüm başarılı insanlar, başarının engellemenin öbür tarafında filiz verdiğini bilirler. Maalesef, bazı insanlar öbür tarafa geçmezler. Amaçlarını gerçekleştiremeyenler, engellemeler karşısında yılanlardır. Onlar istediklerine ulaşabilmeleri için atmaları gereken adımlara, engellemelerin engel olmasına izin verirler. Bu yolda engellemeleri yararak ilerleyeceksiniz. Her geri adım bir başarısızlık değil, sizi amacınıza götürecek yolda daha fazla bilgi veren bir geri beslemedir. Böylece daha ileriye gitmek için gerekli bilgileri sağlamış olacaksınız. Bu deneyimi yaşamamış başarılı bir insan bulabileceğinizden şüpheliyim.
REDDEDİLMEYLE NASIL BAŞA ÇIKILACAĞINI ÖĞRENMELİSİNİZ.
Bu ilke ikinci anahtarımızdır. Seminerlerimde bu anahtarı söylediğimde, odadaki fizyolojinin değiştiğini hissedebiliyorum. Dilde insanı “hayır” kelimesinden daha çok inciten başka bir kelime var mıdır? Bir satış elemanıysanız; 100 bin dolarlık satış yapmakla, 25 bin dolarlık satış yapmak arasındaki fark nedir? Aradaki temel fark, sizi eyleme geçmekten alıkoyan korkuyu yenmek için reddedilmeyle nasıl başa çıkılacağını öğrenmektir. En iyi satıcılar, en çok reddedilenlerdir. Onlar hayır kelimesini , evet kelimesini duyabilmek için bir dürtü olarak kullanırlar.
Bizim kültürümüzde insanların karşılaştığı en büyük zorluk, hayır kelimesiyle nasıl başa çıkılacağını bilmemektir. Daha önce sorduğum soruyu hatırlayın. Başarısızlığa uğramayacağınızı bilseydiniz ne yapardınız? Bu soruyu şimdi düşünün. Başarısız olmayacağınızı bilmek, sizin davranışlarınızı değiştirmeyecek midir? Bu da sizin istediğiniz şekilde davranmanıza neden olmaz mı? Öyleyse sizi bundan alıkoyan nedir? Hayır kelimesidir. Başarılı olmak için reddedilmenin üstesinden nasıl gelineceğini bilmek zorundasınız. Reddedilmeyi bütünüyle yok etmenin yollarını öğrenin.
Bir zamanlar bir yüksek atlayıcıyla birlikte çalışmıştım. Olimpiyatlarda yanşan bir atlet olmasına rağmen, artık en iyi derecesinin üzerine çıkamayacağına inanıyordu. Onu atlayış yaparken seyrettiğimde, bu sorununu hemen kavradım. Çıtayı düşürdüğü zaman, bütün duygularının alt üst olduğundan emindim. Çıtanın her düşüşü, durumu biraz daha kötüleştiriyordu. Hemen yanıma çağırdım ve benimle çalışmak istiyorsa, aynı şeyi bir daha asla tekrar etmemesini söyledim. Her şeyi bir başarısızlık olarak görüyordu. Atlayış yapmadan önce beynine ne kadar başarısızlık mesajı varsa gönderiyordu. Her atlayışında, kendisine başarı getirecek becerikli durumun yerine başarısızlıkla daha çok ilgileniyordu.
Ona çıtayı tekrar düşürürse, kendi kendisine şaşırmasını söyledim. Ahlayıp puhlamak bir diğer başarısızlığı getirecektir. O kendisini tekrar becerikli duruma sokmalı ve ikinci denemesini bu durumdayken yapmalıdır. İlk üç atlayışındaki derecesi son iki yılda yaptığı derecelerden daha iyi olmuştu. O da çok büyük bir değişiklik değildi. Elde ettiği dereceler arasındaki fark sadece yüzde %10 idi. Farklılık yükseklikte değil, performansta idi. Bu şekildeki küçük değişiklikler, yaşamınızın kalitesini büyük oranda artırabilir.
Rambo ismini hiç duydunuz mu? Sylvester Stallone? Artistlik bürosuna başvurduğunda “Hey! Sen bizim tam aradığımız insansın. Hemen gel, sana bir filmde rol verelim” mi dediler sanıyorsunuz. Hayır, Sylvester Stallone başarıya ulaşıncaya kadar red üstüne red cevaplarına dayanma gücü gösterdi. O işe başladığında binden fazla red cevabıyla karşılaştı. O New York’ta bulabildiği tüm artistlik bürolarına başvurdu ve hepsinden hayır cevabı aldı. Fakat o; zorlamaya, denemeye devam etti ve sonunda “Rocky” filmini yaptı. O, bin kez hayır cevabı almasına rağmen, binbirinci kapıyı çalma cesaretini göstermişti.
Siz ne kadar hayır cevabına dayanabilirsiniz? Size çekici gelen birisiyle kaç kez konuşmak istediniz ve sonra hayır kelimesini duymaktan korktuğunuz için vazgeçtiniz. Kaçınız, reddedilme korkusuyla yapmak istediğiniz şeyleri yapmaktan vazgeçtiniz? Bunun ne kadar büyük bir delilik olduğunu düşününüz. Hayır kelimesi yüzünden kendinizi nasıl sınırladığınızı düşünün. Kelimenin kendisinin herhangi bir gücü yoktur. Derinizi yüzemez, gücünüzü elinizden alamaz. Onun gücü, sizin onu temsil ediş şeklinizden, yarattığınız sınırlamalardan gelmektedir. Sınırlı düşünceler de sınırlı yaşamları yaratır.
Bu nedenle beyninizi kullanmayı öğrendiğinizde, reddedilmeyle nasıl başa çıkılabileceğini de öğrenebilirsiniz. Hatta, hayır kelimesini kendiniz için bir güven kaynağı şekline dönüştürebilirsiniz. Her reddedilmeyi yararlanılması gereken bir fırsata dönüştürebilirsiniz. Telefonla satış yapıyorsanız; telefona uzanmak, reddedilme korkusu yerine sizde bir çoşku yaratmalıdır. Başarının, engellemenin öbür tarafında yattığını hatırlayınız.
Engellemeyle karşılaşmayan gerçek bir başarı yoktur. Ne kadar çok reddedilirseniz; o kadar çok iyi, o kadar bilgili ve istediğiniz sonuca o kadar çok yakın olursunuz. Bundan sonra sizi reddeden kişiyi kucaklamalısınız. Bu onun fizyolojisini değiştirecektir. Hayırları kucaklamaya dönüştürün. Reddedilmeyle başa çıkmayı öğrenirseniz; istediğiniz her şeyi öğrenebilirsiniz.
PARASIZLIĞIN BASKISIYLA BAŞA ÇIKMAYI ÖĞRENMELİSİNİZ.
İşte mutluluk ve zenginliğin üçüncü ilkesi. Mecburi yön, sadece finansal (parasal) baskı değildir, hiç paraya sahip olmamaktır. Birçok kimseyi tahrip eden çok çeşitli finansal baskılar vardır. Onlar aç gözlülük, haset, hile ve paranoya yaratabilir. Onlar, duyarlılığınızı ve arkadaşlarınızı çalabilir. Dikkat edin, yapabilirler diyorum, yaparlar demiyorum. Finansal baskıyla başa çıkmak demek; nasıl kazanılacağını, nasıl verileceğini ve nasıl tasarruf edileceğini bilmek demektir.
Para kazanmaya başladığımda azar işitmeye başladım. Arkadaşlarım beni yadırgadılar. “Paranın içinde boğuluyorsun. Senin problemin nedir?” diye sormaya başladılar. Ben de “Para içinde boğulmuyorum, sadece biraz param var” şeklinde cevaplar vermeye başladım. Onlar olaya benim gibi bakmıyorlardı. Şu ya da bu şekilde farklı bir finansal duruma sahip olduğum için, beni farklı bir insan olarak algılamaya başladılar. Bazıları bana çok darıldı. Yeterli paraya sahip olmamak, finansal baskının bir başka türüdür. Muhtemelen bu baskıyı çoğu insan gibi siz de her gün hissediyorsunuz. Paranızın çok ya da az olması sonucu değiştirmez. Mutlaka finansal baskıyla uğraşmak zorundasınız.
Felsefelerimizin; yaşamımızdaki tüm eylemleri yönlendirdiğini, nasıl davranacağımıza ilişkin iç temsillerimize rehberlik ettiğini unutmayın. Onlar bize nasıl davranacağımızı gösteren modellerdir. George S. Clayson, “Babiî’in En Zengin Adamı” isimli kitabında bize finansal baskıyla nasıl başa çıkılacağına ilişkin muhteşem bir model sunmaktadır. Bu kitabı daha önce okumuş muydunuz? Okumuşsanız, tekrar okuyun. Okumadıysanız, hemen şimdi satın alın ve okumaya başlayın. Bu kitap sizi bütünüyle zengin, mutlu ve heyecanlı yapacaktır. Benim bu kitaptan öğrendiğim en önemli şey, tüm kazancımızın %10’unu vermek gerektiğidir. Doğru fakat niçin? Bir nedeni, aldığınızı geri vermektir. Diğer nedeni de kendiniz ve diğerleri için bir değer yaratmaktır. En önemlisi dünyaya ve bilinçaltınıza, gerekenden fazlasına sahip olduğunuzu söylemektir. O eğitim için çok güçlü bir inançtır. Yeterinden fazlasına sahipsiniz demek, hem siz hem de diğerleri istediklerine sahip olabilirler demektir. Bu düşünceye sahip olursanız, onu gerçekleştirebilirsiniz.
Ne zaman %10’u vermeye başlayacaksınız? Zengin ve ünlü olduğunuzda mı? Hayır. Bir işe başladığınız zaman vermeye başlamalısınız. Çünkü verdiğiniz sizin tohumunuzdur. Onu yememelisiniz, onunla yatırım yapmalısınız ve en iyi yatırım şekli de başkaları için değer yaratması amacıyla vermektir. Bunun bir yolunu bulmakta güçlük çekmeyeceksiniz. Gerekenler çevrenizde vardır. Böyle yapmanın en değerli yönlerinden birisi de bu eylemin kendinize ilişkin hislerinizi değiştirmesidir. İhtiyacı olanları bulmak ve onların ihtiyaçlarını karşılamak kim olduğunuza ilişkin hislerinizi değiştirecektir. Bu tür hisler ya da durumlar, sizin daha saygın bir tutumla yaşamanızı sağlayacaktır.

Önceki gün Kalifoniya’ya, mezun olduğum yüksek okula gitme şansım oldu. Benim öğretmenler için düzenlediğim bir program var ve bu program hakkında yaşamımı etkileyen öğretmenlerime bilgi vermek istedim. Okula gittiğimde kendimi nasıl ifade edeceğimi bana öğreten konuşma programının, finansal kaynak yetersizliği ve yöneticilerin yeteri kadar önem vermemeleri yüzünden kaldırıldığını öğrendim. Vakit geçirmeksizin programın tekrar başlaması için finansal kaynağı ben sağladım. Böylece bana daha önce verilenlerin bir kısmını geri vermiş oldum. Bunu zengin bir vatandaş olduğum için yapmadım. Borçlu olduğum için yaptım. Bir şeyler borçlu olduğunuzu bildiğinizde, onu geri ödeyebilmek güzel bir şey değil midir? İşte paraya sahip olmanın gerçek nedeni budur. Hepimizin pozitif borçları vardır. Paraya sahip olmanın en iyi nedeni; bu borçlan ödeyebilmektir.
Çocukluğumda ailem bize bakabilmek için çok çalışıyordu. Birçok nedenlerden ötürü parasal yönden çok kötü bir durumdaydık. Parasız kaldığımız bir Şükran Günü’nü hatırlıyorum. Birisi bizim kapının önüne hindi ve birçok yiyecekle birlikte gelinceye kadar her şey çok kötü görünüyordu. Yiyecekleri getiren adam,” Bunlan sizin bir şey istemeyeceğinizi bilen, sizi seven ve sizin çok iyi bir Şükran Günü geçirmenizi isteyen biri gönderdi” dedi. O günü hiç unutmam. Bu nedenle her Şükran Günü o adamın bize yaptığını yaparım. Bir haftalık ihtiyacı karşılayacak kadar yiyecek alır ve gerçekten ihtiyacı olan bir aileye götürürüm. Yiyecekleri bir işçi ya da görevli olarak götürürüm. Kesinlikle bu hediyeyi benim aldığımı söylemem. Sadece şöyle bir not bırakırım: “Bu, sizinle ilgilenen birisinden gelmektedir. Umarım bir gün sizin de durumunuz yeteri kadar iyi olur ve siz de gerçekten ihtiyacı olanlara yardım edersiniz.”
Şükran Günü artık benim için yılın en aydınlık günlerinden birisi olmuştu. Kendileriyle ilgilenen birisi olduğunu öğrenen insanların yüzündeki değişmeleri görmek, yani bir fark yaratmak, hayatın kendisidir. Bir yıl Harlem’de hindi dağıtmak istedim; fakat hiçbir aracımız yoktu ve her yer de kapalı idi. Arka-daşlarım “Bu yıl bu işi unutalım” dediler. Ben “Hayır. Bu işi yapmaya kararlıyım” dedim. Hiçbir araca sahip olmadan bu işi nasıl yapacağımı sordular. Ben de,” Caddelerde çok sayıda araç var. Bizim işimizi görecek bir araç mutlaka bulunur” cevabını verdim. Size New York’da yapmanızı öneremeyeceğim bir yöntemle, bayrak sallayarak araçlara durmaları için işaret etmeye başladım. Sürücülerin çoğunluğu, Şükran Günü olmasına rağmen, bizim kötü niyetli olduğumuzu sandılar.
Bu nedenle trafik ışıklarına gittim ve araçların camlarına vurarak bizi Harlem’e götürürlerse 100 dolar vereceğimi söylemeye başladım. Bu da bir işe yaramadı ve bu nedenle mesajımda küçük bir değişiklik yaptım. Bir saatlik bir yiyecek yükleme ve taşıma işine ilave, yarım saatlik bir sürede, fakir bir mahallede dağıtım yapmak istediğimizi söylemeye başladım. Bu mesaj, bizi amacımıza biraz daha yaklaştırdı.
Bizim ihtiyacımızı görecek kadar büyük ve güzel bir araçla dağıtımı yapmaya karar vermiştim. Şarap taşıyan çok güzel bir araç geldi ve arkadaşlarım aracı ışıklarda yakaladılar. Cama vurarak bizi istediğimiz yere götürürse 100 dolar vermeyi teklif ettim. Sürücü, “Bana bir şey ödemek zorunda değilsiniz. Sizi gö-türmekten mutluluk duyarım” dedi. Bu bizim baş vurduğumuz onuncu kişiydi. Üzerinde Kurtuluş Ordusu (bir tür yardım derneği) yazan şapkasını giydi. İsminin Yüzbaşı John Rondon olduğunu ve bizim gerçekten ihtiyacı olan insanlara yiyecek götüreceğimizden emin olmak istediğini söyledi.
Böylece sadece Harlem’de değil, aynı zamanda ülkenin en bakımsız bölgesi olan South Bronx’de de yiyecek dağıtımı yaptık. Boş bölgeleri geçtik ve harabeye dönmüş evlerin arasından geçerek South Bronx’de alış veriş yapabileceğimiz bir yer bulduk. Aldığımız yiyecekleri; gecekonduda oturanlara, sokakta yaşayanlara, sefil bir hayatı olanlara dağıttık.
Bu kişilerin yaşamlarını hangi oranda değiştirdik bilemiyorum, ama Yüzbaşı Rondon’a göre, onların insanlara ilgi gösterme konusundaki inançları değişti. Kendinizden verdiğiniz zaman elde ettiklerinizi, parayla satın alamazsınız. Hiçbir planlama % 10 verdiğinizde elde edeceklerinizi size sağlayamaz. O, size paranın ne yapabileceğini ve ne yapamayacağını öğretecektir. Bu ikisi de öğrenebileceğiniz en değerli derslerdendir. Ben bunlardan en iyi şeklin, fakir kimselere yardım etmek olduğunu düşünüyordum. Sonra bunun tersinin doğru olabileceğini fark ettim. Fakir kişilere yardım etmenin en iyi yolu; diğer olanakların modeli olmak, onların diğer mümkün seçimler kümesini bilmelerini sağlamak ve kendi kendilerine yeterli olacak şekilde kaynaklarını geliştirmelerine yardımcı olmaktır.
Gelirinizin % 10’unu verdikten sonra, diğer % 10’uyla borçlarınızı azaltın ve diğer %10’uyla sermayenizi artırın. Sahip olduklarınızın % 70’iyle yaşamalısınız. Biz insanların çoğunun kapitalist olmadığı, kapitalist bir toplumda yaşıyoruz. Kısaca, onlar isteklerine uygun bir yaşam tarzına sahip değildir. Atalarımızın yaratmak için çarpıştıkları, etrafı fırsatlarla çevrili bu sistemin üstünlüklerinden yararlanamadıktan sonra, niçin kapitalist bir toplumda yaşıyoruz? Para biriktirmeyi ve onu bir sermaye olarak kullanmayı öğrenin. Kazancınızı harcıyorsanız, asla sermayeniz olmaz; ihtiyacınız olan kaynaklara sahip olamazsınız. Şu anda Kaliforniya’da yıllık ortalama gelirin 25.000 dolar olduğu söylenmektedir. Ortalama tüketim miktarı ise 30.000 dolardır. Aradaki farka finansal baskı denilmektedir. Herhalde bu kalabalığın içinde olmak istemezsiniz.
Para da başka şeyler gibidir. Onu kendi lehinize de kullanabilirsiniz, aleyhinize çalışmasına da izin verebilirsiniz. Zihninizdeki diğer şeylerle nasıl ilgileniyorsanız; parayla da aynı şekilde ilgilenmelisiniz. Bu ilgi, aynı amaçla özenli bir şekilde gösterilmelidir. Kazanmayı, tasarruf etmeyi ve vermeyi öğrenin. Bunu başarabilirseniz, finansal baskılarla nasıl başa çıkılacağını da öğrenmiş olursunuz. Böylece, size mutsuzluk getirecek olan negatif durum yaratan dürtüler için ortam yaratılmayacaktır. Aynı zamanda benzer faydaları çevrenizdeki kişiler için de yaratmış olursunuz.
Bu üç anahtarı kullanmada ustalaştığınızda; yaşamınızda bir hayli başarılı deneyimler edinmeye başlayacaksınız. Engelleme, reddedilme ve finansal baskıyla başa çıkabilirseniz; yapamayacağınız hiçbir şey yoktur. Tina Turner’ı hiç seyrettiniz mi? O her üç baskının da yoğun olarak etkisinde kalmasına rağmen onlar la başa çıkmasını bildi. Yıldız olduktan sonra evliliğini, parasını kaybetti ve sekiz yıl adi otellerin localarında ve ucuz gece kulüplerinde gösteri yaptı. Plak yapmak için az para önerenleri reddetti. Çalışmayı, hayır demeyi, borcunu ödemeyi, evini geçindirmeyi sürdürdü. Sonuçta yine eğlence dünyasının en üstündeki yerini tekrar aldı.
RAHATLIKLA NASIL BAŞA ÇIKILACAĞINI ÖĞRENMELİSİNİZ.
Dördüncü hedefimiz, anahtarımız budur. Başarının doruğuna çıkan ve sonra birdenbire ortadan kaybolan meşhur insanlar görmüşsünüzdür. Onlar rahatlığa alışmaya başlamışlar ve kendilerini doruğa çıkaran şeyi, ilk planda kaybetmişlerdir.
“Doruğa ulaşsanız bile, hâlâ ulaşılması gereken tüm gelecek önünüzde durmaktadır.”
— Lao, Tsu, Tao Teb King
Rahatlık bir vücudun sahip olabileceği en tahrip edici duygudur. Bir kişi çok fazla rahatlığa ulaşınca ne olur? Büyüme, çalışma, katma değer yaratma durur. Çok fazla rahatlık istemeyin. Kendinizi gerçekten rahat hissediyorsanız, büyümeniz duracaktır. Bob Dylan ” Meşgul doğmayan, ölümle meşgul olmak için doğmuştur” demiştir. Ya yukarı çıkarsınız, ya da aşağıya inersiniz. Mc Donald’s’ın kurucusu olan Ray Kroc, “Uzun süre başarılı olmak için sizden tek bir tavsiye istense, cevabınız ne olurdu?” sorusuna, “Yeşilken büyürsün, olgunlaşınca çürürsün.” cevabını vermişti. Yeşil kaldıkça büyüyebilirsiniz. Her-hangi bir deneyimi büyümek için bir araç olarak da görebilirsiniz, çürümeye davetiye çıkarmak şeklinde de görebilirsiniz. Emekliliği daha zengin bir yaşamın başlangıcı olarak da, çalışma hayatının sonu olarak da görebilirsiniz. Başarıyı; daha yükseğe ulaşmak için sıçrama tahtası olarak da yan gelip yatılacak yer olarak da görebilirsiniz. Yatılacak yer olarak görürseniz, uzun süre orada kalamazsınız.
Rahatlığın bir çeşidi de karşılaştırmadan kaynaklanır. “Tanıdığım kişilere göre başarılı olduğumdan, başarılı olduğumu düşünüyorum” demek, yapabileceğiniz en büyük hatadır. O, sizin arkadaşlarınızın başarısız olduğu anlamına gelebilir. Kendinizi arkadaşlarınızın ne yaptığına göre değil, amaçlarınızla değerlendirmeyi öğrenin. Niçin? Çünkü, sizi değerlendirecek daima birileri olacaktır.
Bunu çocukken yapmadınız mı? “Johnny böyle yaptı, niçin ben de öyle yapmayayım” demediniz mi? Muhtemelen anneniz de “Güzel, fakat Johnny’nin ne yaptığı beni ilgilendirmez” der ve haklıdır. Siz Johnny, Mary ya da diğerlerinin ne yaptığıyla ilgilenmemelisiniz. Neleri yapmaya muktedir olduğunuzla ilgi-lenmelisiniz. Ne yarattığınızla ve ne yapmak istediğinizle ilgilenin. Yapmak istediklerinize yardımcı olacak dinamik, katılımcı, yapıcı amaçlarınızla ilgilenin. Başkalarının ne yaptığıyla değil. Sizden daha fazlasına sahip olan daima birileri olacaktır. Sizden daha azma sahip olan birileri de olacaktır. Bunların hiç biri so-run değildir. Kendinizi, kendi amaçlarınızdan başka bir şeyle yargılamayın.
“Küçük şeyler, küçük zihinleri etkiler.”- Benjamin Disraeli
Şimdi de rahatlıktan kaçınmanın bir başka yolunu anlatmak istiyorum. Kahve seminerlerinden uzak durun. Neden bahsettiğimi biliyorsunuz. Buralarda herkes başkasının çalışma alışkanlıklarından, seks yaşamından, finansal durumundan söz eder ve bunların dışında her şeyin hatasız olduğu kabul edilir. Kahve seminerleri intihar etmeye benzer. Kahve seminerleri dikkatinizi, yaşam deneyiminizi artırmak için neler yapabileceğinizin yerine, başkalarının özel yaşamlarında neler yaptığına çekerek beyninizi zehirlerler. Bu seminerlere tiryaki olmak çok kolaydır. Fakat kendilerini sadece sıkıntıdan kurtarmak isteyen bu insanların, kendi yaşamlarında istediklerini üretme yeteneklerini kaybettiklerini unutmayın.
Hint felsefesinde sık sık kullanılan,” Yuvarlanan Fırtına ” diye bir deyim vardır ve filozof sadece ” İyi niyetle konuşun” der. İleriye sürdüğümüz şeylerin arkamızdan geldiğini unutmayın. Bunun için benim mücadelem, sizi hayatın pisliklerinden uzak tutmaktır. Küçüklerin içinde büyük olmayın. Rahat ve vasat bir insan olmak istiyorsanız, zamanınızı kim kiminle yatıyor dedikodularıyla geçirebilirsiniz. Bir fark yaratmak istiyorsanız; kendinizle mücadele edin, kendinizi sınayın ve size özgü bir yaşam oluşturun.
DAİMA ALMAYI BEKLEDİĞİNİZDEN DAHA FAZLASINI VERİN:
Bu prensip, son anahtarımızdır. En önemli anahtar budur. Çünkü bu anahtar, size eninde sonunda gerçek mutluluğu getirecektir.
Bir gece seminerimden arabayla eve dönerken yorgunluktan uyuyor durumdaydım. Arabanın sarsıntısıyla kendime geldim. Yarı uyanık halimle hayata neyin anlam kazandırdığını düşünmeye başladım. Birdenbire, “Yaşamın sırrı vermektedir” şeklinde bir sonuca ulaştım.
Yaşamınızın yolunda gitmesini istiyorsanız; nasıl verileceğini öğrenmekle işe başlamalısınız. Birçok kimse yaşama vermeyi düşünmeden, nasıl alacağını düşünerek başlar. Almak sorun değildir. Almak okyanusa benzer, fakat hareket halindeki süreci başlatabilmek için verdiğinizden emin olmak zorundasınız. Yaşamdaki problem, insanların önce istemesidir. Bir çift bana geldi ve adam eşinin kendisine iyi bakmadığını ve eşi de kocasının yeteri kadar çekici bulmadığı için, kendisine bakmadığını söyledi. Her ikisi de ilk hareketi diğerinden bekliyordu. İlk hareketi siz yapın.
Bu ne tür bir ilişkidir? Ne kadar sürer? Herhangi bir ilişkideki anahtar, önce vermek zorunda olmanız ve verme işlevini sürdürmenizdir. Duraklamayın ve almayı beklemeyin. Sonucu hesaplamaya başlarsanız oyun biter. “Ben ona verdim. Şimdi verme sırası onun” dediğiniz an oyun bitmiştir. O, gitmiştir. Sonucu dünyaya tekrar geldiğinizde alabilirsiniz; çünkü sonuç levhası artık şimdiki gibi çalışmayacaktır. Siz ağaç dikmeye istekli olmak zorundasınız. Sonuç da onun büyümesidir.
Toprağa gidip “Bana biraz meyve, bir ağaç ver” derseniz; toprak ne der? “Özür dilerim efendim. Siz galiba biraz şaşırmışsınız. Burada yeni olmalısınız. Oyun o şekilde oynanmaz” diye cevap verir. Sonra size tohumun nasıl ekileceğini açıklayacaktır. Ona bakmalısınız. Sulamalı ve toprağı işlemelisiniz. Gübrele melisiniz. Korumalı ve büyütmelisiniz. Tüm bunları yaptıktan bir süre sonra ürünü ya da meyveyi alabilirsiniz. Topraktan sonsuza kadar isteyebilirsiniz; fakat bu olayları değiştiremezsiniz. Meyve için vermek, büyütmek, toprağı işlemek zorundasınız. Yaşam da aynı şekildedir.
Çok para kazanabilirsiniz. Çok büyük bir işletmeyi ya da bölgeyi yönetebilirsiniz. Sadece kendiniz için çalışıyorsanız, siz gerçekte başarılı değilsinizdir. Gerçekten güçlü değilsinizdir. Gerçek zenginliğe sahip değilsinizdir. Kendinizi başarı dağının en tepesine koyarsanız; muhtemelen oradan düşeceksiniz demektir.
Başarı hakkındaki en büyük yanılgıyı öğrenmek ister misiniz? O tırmanılması gereken bir zirveye, sahip olunması gereken bir şeye ya da ulaşılması gereken durağan bir sonuca benzer. Başarmak ve tüm sonuçlarınıza ulaşmak istiyorsanız; başarıyı bir süreç, bir yaşam biçimi, zihnin bir alışkanlığı, yaşamın bir stratejisi olarak düşünmek zorundasınız. Bu bölüm bunlarla ilgilidir. Nelere sahip olduğunuzu ve yolunuzda hangi tehlikelerin olduğunu bilmelisiniz. Gerçek zenginlik ve mutluluğa erişmek istiyorsanız; gücünüzü, sorumlu ve sevecen bir şekilde kullanma yeteneğiniz olmalıdır.
BÖLÜM: 19 -SINIRSIZ GÜÇ-Anthony Robbins

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

3 SÜPER YÖNTEMLE RUHUNUZU TAMİR EDİN.

520731

 

Ruhumuzla ilgili olaylarda konu her zaman döner dolaşır, bize dayanır. Sorunu çözebilmemiz ise ruhumuzu ne kadar iyi tanıdığımız ve onu ne kadar iyi motive ettiğimize bağlıdır.
Ruhumuz iyi bakılıp özen gösterildikçe büyüyerek pırıl pırıl parlar, etrafına ışık saçar. Ancak ihmal edildiğinde bize yabancılaşıp kuruyan nadide bir çiçek, nazlı bir bebek gibidir.
İlk kez tanışıp kucağımıza aldığımız bir bebek ağlamaya başladığında, onu nasıl susturacağımızı bilemez, bunun için aklımıza gelen her yolu denemek zorunda kalırız. Oysa kucağımızdaki, her gün gördüğümüz ve üzerinde kafa yorup vakit ayırdığımız bir bebek ise işimiz kesinlikle daha kolaydır. Çünkü ortada olağanüstü bir durum yoksa huyuna suyuna aşina olduğumuz bu bebeğin nasıl hoş tutulacağını ve nelerden mutlu olduğunu gayet iyi bildiğimizden, bunları uygular, bebeğin ağlayarak hem kendini hem de bizi üzmesini önlemiş oluruz.
Sorunlarınızla Tanışma Zamanı
Kendini irdelemek, aksayan taraflarına karar vermek ve bunları özgürce kendinle paylaşabilmek cesaret işidir. Ama bu yapılabilmişse başarı kaçınılmazdır. Zaman zaman kendimizi yeteri kadar irdelemediğimize veya adil olmadığımıza dair şüphelerimiz olabilir. Ancak özenle üzerinde durmaya çalıştığımız gibi, şayet birkaç adet küçük aksaklık tespit ettiysek bile, hedefimiz aştığımız yolu azımsamak yerine, ileriye doğru devam etmek olmalı. Şimdi gelin tüm hayatımızda bizimle beraber olan bu narin dostumuza yardımcı olalım ve onun aksadığına inandığımız yönlerini nasıl tamir edebileceğimize şöyle bir bakalım.
Bunun için;
1- Ruhumuzla düzenli olarak, günlük on beş dakikalık buluşmalar gerçekleştirelim. Bunu onu daima yakından tanımak, değişimlerinden haberdar olmak ve yabancılaşmamak adına yapalım. On beş dakikamızı, ruhumuzun motivasyona ihtiyacı olduğu durumlarda başka hiçbir şey düşünmeden, sadece onu mutlu etmeye ayırmak sakınca doğurmayacaktır.
2- Motivasyonumuzun tam olduğuna inandığımız zamanlarda ise, bu süreyi engellerimize çözüm stratejileri üretmek için kullanmak akıllıca bir yaklaşımdır. Öncelikle yapmamız gereken, kararlı olmak, olayların üzerine gitmekten korkmayıp bize engel teşkil ettiğini düşündüğümüz şeyleri oturup somut bir şekilde kağıda dökerek bunlarla ilgili çözüm yollarını düşünmek olacak. Kendimize göre bir önem sıralaması yapmak işimizi kolaylaştıracak.
Bu aşamada önerilerim şunlar:
. Sorunlarımızı çözmek üzere sıralamaları yaparken kolaydan zora doğru gidelim.

. İlerleyen aşamalarda bazı sorunların birkaç denemede çözülemediğini de görebiliriz. Böyle engellerimiz olduğunda ise kendimizi incitmeden, bir başka soruna geçip diğerini farklı bir zamana bırakalım. Merak etmeyelim ve konuya kafamızı verdiğimiz sürece sorunun, çözüm önerisinin gelip bizi bulacağına olan inancımızı kaybetmeyelim. Cevap bize bir şekilde, bir olay veya bir örnekle ama mutlaka ulaşacaktır.
. Çözdüğümüz sorunların üzerini keyifle çizerek kendimizi kutlamayı ve ufak da olsa bir ödülle memnun etmeyi unutmayalım.
3- Ruhumuzu tamir aşamasında bize olumlu etkide bulunacak ve dikkat etmemiz gereken önemli unsurlardan biri de, içinde bulunmak durumunda olduğumuz ortamları (iş, okul, aile) ve bu ortamları oluşturan insanlarla olan ilişkilerimizi iyi incelemektir. İletişimde bulunduğumuz insanlar arasında bize olumsuz yönde etkide bulunduklarına inandığımız kişiler varsa, bunları tespit etmek ve onlarla olan iletişim aşamalarımızı yeniden gözden geçirmek sürecin tamamlanmasında yararımıza olacaktır.
Ruhunuz Size Aittir,
Ona En İyi Siz Bakarsınız
Aslına bakarsanız, bu süreç içerisinde bir süre olumsuz elektrik aldığımız insanlardan uzak durmak enerjimizin olumsuz yönde etkilenmesini önler ve tamir sürecimizin hızının artmasını sağlar. Ancak toplum içerisinde yaşadığımızdan ve iletişimimiz devam edeceğinden, bu, kolay uygulanabilecek bir kural değildir. Öte yandan, her ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, bize bu tür olumsuz duyguları bilmeden ve istemeden maalesef en yakınlarımız bile yaşatabilir. Burada önerim, hiç olmazsa tamir sürecinde onların vücut dillerini okumayı bir kenara bırakarak, bize olumsuz şeyler söylediklerini düşündüğümüz anlarda bile onları gülümseyerek karşılamaya özen göstermektir.
Yapılan konuşma bizi eleştiren, tek taraflı bir konuşma şeklinde devam etse dahi onları dinleyip söyledikleri arasındaki olumsuzlukları ayıklamak bizim yararımızadır. Durum her birimize ve olaylara göre farklılık gösterdiğinden, değişken durumlara göre yolumuzu kendimiz bulmamız gerekecektir. Bu yüzden olumsuzluk verebilecek ve ruhumuzu acıtabilecek olgulardan eleştiriyi örnek olarak vermeyi uygun gördüm.
Gördüğünüz gibi, yine biz yaptık, biz inceledik, biz karar aldık. Çünkü ruhumuzla ilgili olaylarda konu her zaman döner dolaşır, bize dayanır. Sorunu çözebilmemiz ise ruhumuzu ne kadar iyi tanıdığımız ve onu ne kadar iyi motive ettiğimize bağlıdır. Lütfen ruhumuzun bize ait olduğunu, hassas yapısını ve onu en fazla yine bizim mutlu veya mutsuz edebileceğimizi unutmayalım.
Sorunlarımızı çözmek üzere sıralamaları yaparken kolaydan zora doğru gidelim.
Yazar: Patricia Muradi
Ya bir de bişey dicem bolbol dua edin, bi de ibadet edin
ruhu tamir etmeye birebir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BİR İNSANI GERÇEKTEN TANIYACAĞINIZ 25 AN…

images10

 

 

Kendisini nasıl tanıtmaya çalışırsa çalışsın, vitrini ne kadar güzelleştirirse güzelleştirsin. Bir insana dair gerçek notunuzu işte en iyi böyle anlarda verirsiniz.
1. Sarhoşken nasıl?
Bazı insanların sarhoşluğu çekilmez olur. Sevilen insansa, tamam yine çekilir. Ama bir lokma bir şey içti mi, içindeki bütün kompleksler, iblisler bir bir dökülen insanların asıl ayıkken bir meselesi var demektir.
2. Hangi küfür?
Argo da, küfür de hayatta yerini bulduğunda güzel ifade araçlarıdır. Fakat birine küfrederken hangi sıfatın, tamlamanın, eylem vaadinin seçildiği o insana dair işaretler taşır. Zaten birin öfkelendiği an başlı başına önemli bir veridir.
3. Bana bir çay getir
istediği kadar iyi, nazik, yüce gönüllü görünsün. Bir insanın, kendisinin eşiti görmeyerek aşağıladığı meslek gruplarının bulunması bütün bu imajı yerle bir eder. Garsonlarla, apartman görevlisiyle nasıl konuşuyor? Emir kipi mi, tamam.
4. İçindeki ırkçı
Her şey normaldir, bir sürü konuda kafa denginiz gibidir. Ama sonra öyle bir laf eder ki donar kalırsınız. Etnik, dinsel, cinsel her tür ayrımcı beyan da, espri de, o insanı gerçekten tanımanız için malzeme verir. Örneğin ‘Pis Çingene’ diyen biriyle iki çift laf edecek mideniz var mı?.
5. Mızıkçılık sıkar
Monopoli de olur, okey, tavla ya da poker de… ışin içine kazanma-kaybetme ikilisi girdiğinde anında değişen, mızıklanıp çirkefe yatanlanlar vardır. ‘Yahu şurada oyun oynuyoruz’ diyemezsiniz, onun için hayatın merkezidir.
6. Aynı ev laboratuvarı
Üniversitedeki ev arkadaşı da olsa, hayat arkadaşı da sınırları belli alanda birden fazla kişi zorlu bir sınavdır. ınsan daha 10’lu yaşlarında ailesiyle bile aynı eve sığışamazken karakterin oturduğu yetişkinlik dönemi hayli zordur. Koridorda ters dönmüş terlikten yanan ampulü değiştirmemeye uzanan bir dünya dert tasa…
7. Ailesinin yanında
Siz onu işyerinde, okulda ya da duygusal ortamlarda tanıyıp sevmiş olabilirsiniz. Ama insan en çok doğumdan beri tanıyanların yanında kendisi olur, özüne döner. Esprileri, oturup kalkması, birbirlerine hitapları derken onu ailesinin evinde bırakıp dışarı yalnız çıkmanız olası!
8. Ya onu ben alacaktım!
Tabakta son kalmış patates kızartması, kalamar, kurabiye, her ne ise… Bazı insanların sonsuz nezaketi masada kimsenin yiyememesine neden olur, o ayrı. Ama son mu, başka biri var mı, yok mu diye düşünmeden atlayanlar, siz de pek iyi bir görüntü vermiyorsunuz.
9. ‘Haberler’den al haberi
Gündemin en civcivli anlarından birinde birlikte ana haber bültenini izlemeyi deneyin. Toplumsal olaylara, çatışmalara, öğrenci protestolarına falan verdiği tepkileri inceleyin. ‘Sallandıracaksın üç tanesi Taksim’de’ kıvamındaysa tepkileri, geçmiş olsun.
10. Borç-harç işleri
Öyle gerekmiştir, borç para istemişsinizdir. Ya da bir eşyasını ödünç alıp alamayacağınızı sormuşsunuzdur. Çok açık bir şekilde bu tekliflere yanaşmaması ayrı, bir de çocukça bahaneler bulması… Kaçınız.
11. Sahada değişenler
Maça gitmekle maç yapmak arasında akrabalık olsa da, sonuçlar farklı. Hayatı boyunca hiçbir alanda ‘hırs’ sahibi olmamış birinin maçı kazanmak için her türlü çamur hareketi yapması olasıdır. Sert girer, çelme takar, durmadan itiraz eder. ‘Karıncayı incitmeyen’ bu adam bir de bakmışsınız yenilen golden sonra kaleciye dümdüz gidiyor.
12. ‘Gerzek ya…’
Başlarından ne geçerse geçsin, bir insanın eski sevgilisinden, eşinden, eski arkadaşlarından söz ederken seçtiği sıfatlar, ne kadar düzgün biri olduğunun işaretidir. Böyle anında ‘satışlar’, bir gün sizin de başka masalara böyle malzeme olacağınız anlamına gelir.
13. Tatilin zehir olma riski
Sürekli güneşlenenlerden olabilir ya da denizden hiç çıkmayanlardan. ıki dakika susmuyordur belki ya da ağzını bıçaklar açmıyordur. Hesap saati geldiğinde cüzdanın üstüne yatanlardan mı, her şeyi ödeyip sizi kendisine bağımlı hale getirmek isteyenlerden mi? Tatil ,yoğunlaştırılıp dar zamana sığdırılmış bir hayat simülasyonudur, insanın hası iki günde belli olur.
14. Cinsi münasebet
Fazla ayrıntıya gerek yok, bir insanı tanımanın en iyi yollarından biri de budur. O aşamaya gelene kadar yapılan numaralar, sonrasındaki hal ve gidişat da öyle…
15. Trafik canavarı
Arkadaşınız direksiyon başında bir canavara mı dönüşüyor? Yayalara, bisikletlilere, motorlulara katiyen yol hakkı tanımıyor mu? Kadın sürücülere en ufak bir hatalarında saydırmaya mı başlıyor? Müsait bir yerde inebilirsiniz.
16. Cenaze ortamları
Herkesin üzüntü eşiği de, inanç dünyasının sınırları da, acıyı yaşama biçimi de farklı. Ama bazı durumlar bu tür farkları kılıç gibi gözünüzün ortasına sokar. Sizin için önemli birini kaybetmişken, yan tarafta başkasıyla kikirdeyen arkadaş ilişkileri gözden geçirmeye neden olabilir.
17. ‘Vatanı kurtarma’ faaliyetleri
Kimi zaman yemek masasında, kimi zaman günlük muhabbet içinde birden konu siyasete gelir. Birinin ‘vatanı kurtarma’ formülü, o insanan hayatta durduğu yere dair en temel işaretleri verir.
18. Stadyumda dönüşenler
Stadyum ambiyansı değerli verilerle doludur. Maça birlikte gittiğiniz ‘mülayim’ arkadaşınızın ilk düdükle galiz küfürler savurmaya başlamasına, her durumda soğukkanlılığını ve nesnelliği korumakla meşhur bir kişinin “Hoca versene penaltıyı”, “Ne ofsaytı be…” gibi çıkışlar yapmasına tanık olmak işten bile değildir. Formayı çıkarıp sahaya dalma girişimlerine girmeyelim bile

19. Aşk üçgeni
Olur ya, iki arkadaşın gönlü aynı insana kayar. Aşk meşk işlerinde ‘Önden siz buyrun’ gibi bir teklif de olmaz tabii, ama ‘çirkinleşmek’ de şart değil. Zaten böyle durumlarda âşık olunan şahıs durumu anlayıp anında ortadan tüyer. Aklı varsa tabii…
20. Parayla ilişki
Cebindeki akrep meselesi ayrı, ortak hesap ödeme anları çok belirleyicidir. Onun dışında birin parayla kurduğu ilişki, yeni satın aldığı bir şeyi size tarif edişi önemli parametrelerdir.
21. Terfi testi
Bir insan en iyi eline güç geçtiğinde tanınır. O kadar acayip bir güç olmasına bile gerek yok. ışyerinde terfi aldığı günün ertesi gün iş arkadaşlarına tavrı değişen biri mi? Verdik notunu…
22. Kavgada denmez
Günlük hayatta her şey şahane, güllük gülistanlık. Ancak buzdağının görünmeyen yüzü de böyle mi? Tartışırken nasıl, kavga ederken neye dönüşüyor? ‘Matrix Reloaded’ın efsanevi repliği ‘Bir insanı kavga etmeden, tam anlamıyla tanıyamazsın’ sözü o an akıllara geliveriyor.
23. Ofis partisinde
Gün boyu arkasından çan çan konuştuğu müdürünün eteğinde mi dolanıyor, yiyecek-içecek bedava diye kendini mi kaybediyor, herkes bir şekilde eğlenirken üstten üstten bakıp bir kenara mı çekiliyor? Formal iş ilişkisinde su yüzüne çıkmayanlar aynı ortamda ipler biraz gevşetilince yüzmeye başlar.
24. Toplantı ritüelleri
Ağzınızdan laf alanı da, lafı ağzınıza tıkayanı da çekilmez. ışyerinde esprinin dozunu ayarlayamamak, düğmesine basılmış gibi kalem çevirip arada düşürmek, sinir bozucu bir tikle ayağını sallamak ve tabii bütün işi o yaparmış gibi görünmek… Bunlar etrafı geren hareketler.
25. Sosyal medya ortamları
Facebook’ta, Twitter’da kimi takip ediyor? Hangi olaylara ne tip yorumlar yapıyor? Kimleri, hangi durumları ‘beğeniyor’? Yazı dili, imlası nasıl? Bir insanı şıppadanak tanımanın en garantili yolu bu
olabilir!
*  ALINTI

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her Şey Sende Gizli…

her-sey-sende-gizli1

 

 

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerin uzağı gördüğü  kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
nefret  ettiklerin kadar kötü.
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin…
Yaşadıklarını kâr sayma
yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar
yaşarsan
yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün…
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar
sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar  sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin…

İşte budur
hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar
yaşarsın
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutursun…
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
bebek ağladığı kadar bebektir
ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

SEVDİĞİN
KADAR
SEVİLİRSİN…

Can Yücel

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

”İki Dirhem Bir Çekirdek” Sözünün Anlamı Nerden Geliyor

15894794_1295369837197222_7482086567264024666_n1

Keçiboynuzunun ,Yunanca adı keration ,İngilizcede carob,Arapçada kırrıt tır.
Keçiboynuzunun tohumu yıllarca elmas ölçmek için kullanılmış.
Elmaslar,keçiboynuzu tohumları ile tartılıp satılırmış.
Bu nedenle keçiboynuzu ,kırat veya karat dediğimiz ölçü birimine isim babalığı yapmış.
Prof Dr.Aydın Akkaya açıklamasına göre;
Keçiboynuzu çekirdeği doğada ağırlığı değişemeyen bir tohumdur.
Tohumlu bitkilerden yalnız keçiboynuzu uzun süre suda bekletildikten sonra filiz verebilir.Bu ,hem çok kuruduğu ve meyvasından çıktıktan sonra son ve sabit ağırlığını aldığı için hemde içine su alması ihtimalinin
çok az ve çok uzun süreye bağlı olduğu içindir.
Bu sebeple Araplar,Selçuklular,Osmanlılar dönemlerinde ağırlık ölçüsü olarak kullanılmıştır.
Dört tanesi bir dirhem eder.
Dirhem 3 gr. ağırlığa eş kabul edilir.
Satıcı , iki dirhemlik bir şey satarken (sekiz çekirdek) deyip,buda benim ikramım olsun derse,müşterinin saygın ve itibarlı olduğunu gösterirmiş.

Çok şık ve gösterişli giyinen kişilere ‘’iki dirhem bir çekirdek ‘’ denmesinin kökü buymuş

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaş Aldıkça Güzel Ve Dinç Olmak İçin…

2434-filizoskay-hayat-herseye-ragmen-cok-guzel-3842-950px1

 

Mutlaka aşk yaşayın
Hayat dolu olun
Tembel olmayın
Bir hobiniz olsun
Evinizin önünde küçük bir bahçeniz varsa onu ekip toprağa dokunun
Hiç negatif düşünmeyin, her şeye olumlu ve güzel bakın
Neşe saçın, güler yüzlü olun
Güzel ve temiz kıyafetler giyin
İnsanlarla sohbet edin
Spor yapın
Uykunuza dikkat edin, sekiz saat uyumaya özen gösterin
Yemeklerinizi kendiniz yapın, sofranızı severek kurun
Yazları mutlaka kış için hazırlık yapın
Az ekmek, çok sebze yiyin
Çok su için
Kendi kararlarınızı yaşayın
Gençlerle arkadaş olun
Hoşgörülü olun

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BÜTÜN SERVETİNİ VERİRMİSİN ?

15781206_1274203422670367_8360803029822072740_n1
Bir gün Avrupanın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo belliki oldukça pahalıdır.
Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm parası ile o mağazaya gider. İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve ” Abimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum tüm paramda bu kadar ” der. Ressam bir süre düşündükten sonra resmi paketler ve çocuğa resmi satar.
Çocuk teşekkür eder ve paketini alıp çıkar…
Mağazada ressamın arkadaşlarıda vardır ve şaşkın bir şekilde sorarlar…
” Sen ne yaptın o resmin değeri milyonlar ederdi neden bu kadar cüzi bir rakama sattın ? ”
Ressam cevap verir..
– Evet ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim Ancak TÜM SERVETİNİ bu resme verecek kadar kaç kişi bulabilirdim …

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kan akıtmak kolay, acıtmak kolay, Acıyan yarayı saran olmak zor.

472231-3-4-455e21

 

Yıkmak, herkesin işi olabilir; yapmak yalnız gücü ve aklı olanların işidir.”
Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay, Az ve öz konuşup susan olmak zor.
Akıl vermek kolay, iş bozmak kolay,Bozuğu onaran insan olmak zor.
Niyet etmek kolay, başlamak kolay, Bir işi bitiren insan olmak zor.
Almak kolay, benlik, bencillik kolay,Alan insan değil, veren olmak zor.
Merak kolay, olay seyretmek kolay, Bakan insan değil, gören olmak zor.
Kazanç kolay, servet, zenginlik kolay, Vicdanlı, namuslu patron olmak zor.
Açları kandırmak, azdırmak kolay,Açları doyuran insan olmak zor.
Yemin etmek kolay, söz vermek kolay, Verdiği sözünde duran olmak zor.
Seçilmek, yükselmek, baş olmak kolay, Sahtekar baskıyı kıran olmak zor.
Hile, yalan, riya, kalleşlik kolay,Doğru olmak, içten insan olmak zor.
Kan akıtmak kolay, acıtmak kolay, Acıyan yarayı saran olmak zor.
Nefse   uymak kolay, hırslanmak kolay,Nefsini, hırsını yenen olmak zor.
Yuva kurmak, evlenmek kolay, Yuvada huzura eren olmak zor .
Yaşam  kolay, doğmak, yaşlanmak kolay,İnsanca yaşlanmak, insan olmak zor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cok keyifli bir yazi…

images3

 

 

Cok keyifli bir yazi…
Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın.
Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burda mi” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın.
Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın.
Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bi dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bi yanin acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter.
Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek.
Bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku. Onu bulduğunda kimseyle paylaşma. O hikaye senin. Beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. Başucunda dursun. Belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. Seni daha iyi tanıma imkanı olur.
Salaş bir restaurant edin. Patronundan garsonuna kadar tanı. Kafan mı bozuk, mekan dolu mu, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. Bir masan olsun hep oturduğun. Bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. Bir gün belki kapanır ya da yıkılır. Ama sen önünden her geçtiğinde “burda eskiden hep bi yerim vardı” dersin.
Bir hobin olsun. Kaçmak için. Hiçbir şey düşünmediğin. Dünyadan uzaklaşabildiğin. Onunla övün. En iyi yaptığın şey olsun. Insanlar şaşırsın. Senin icin çocuk oyuncağı olsun.
Bir şey iste. İmkansız olsun. Peşinden koş. Yorul. Defalarca vazgeç. Defalarca dene. Susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. Uykuların kaçsın. Düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. Her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. Bağrına taş bas gerekirse. Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de. Bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir.
Vakit ayırdığın bir ailen olsun. Yarın kaybettiğinde keşke daha çok zaman ayırsaydım demeyeceğin. Pişmanlık kötüdür. Bir daha geri getirmeye gücünün yetmedikleri içinse, iskence. Kıymetini bil. Yarin ne olacağı belli degil. Kalp krizi dediğin bir kaç saniye. Kalp kırma.
Sınırların olsun aşılamayacak. Duvarların olsun yıkılamayacak. Herkes bilsin. Ona göre davransın.
Bir alanın olsun metre karesi dert değil. Kapısını kapattığında gercek sen olabildiğin. Dört duvardan birininin dibine çöküp ağlayabildiğin. Güçsüzlüğünü yaşayabildiğin. Sonra daha güçlü kalkabildiğin. Kaldığın yerden devam edebildiğin. İnsan en Çok kendini özlüyor çünkü.
Bir sevdiğin olsun tabi. Belki hayallerindeki gibi olmaz koşullar ama bir şeyleri birlikte var etmenin tadı bi başka. Para amaç değil araç olsun mutluluğuna. Olmadığı zaman da elindekini cömertçe paylaşabil. En çok onla gül. Saatlerce muhabbet edebil. Birbirinize ulaşamadığınızda, “başka biriyle mi acaba” diye değil “başına bir şey mi geldi” diye endişelen. İlişkini başkalarıyla kıyaslama. Biri sevdiğini çok söyler, biri daha çok gösterir. Sen de biri eksikse bu seni daha az seviyor demek değildir.Telefon karıştırmakla ömür geçmez. Bir insan bir şey yapmak isterse yapar. Kalbin temizse, sen araştırmadan da karşına çıkar korkma. Sonuna kadar güven. Bir gün kırılırsa kalp yenisini inşa eder.
VE
Kalbini temiz tut. Çevreni de. Unutma yaptığın her iyilik bir gün sana geri döner….DÖNERSE SENİNDİR..DÖNMEZSE DE DÖNMESİN…!!
alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

2017 ‘de Yaşam Kalitenizi Arttırmak İçin Bunları Mutlaka Yapınız…

kardan-adam-ve-noel-baba1

 

ÇOĞALTINIZ;
Sevgiyi
İyi hissettiren müzikler dinlemeyi
İçtiğiniz su miktarını,…
Çocuklarla geçirdiğiniz vakti,
Teşekkür etmeyi,
Selam vermeyi,
Özür dilemeyi,
Mazur görmeyi,
Sabırlı olmayı
Gülümsemeyi
Kahkaha atmayı
Komik filmler izlemeyi
Çevrenizi yeşillendirmeyi
Hayvanlara dokunmayı
Şükretmeyi
Hayal kurmayı
Doğayla daha çok iç içe olmayı
Kitap okumayı
Paylaşmayı
AZALTINIZ;
Yediğiniz yemeği,
Yemeğin tuzunu,
Çayın şekerini,
Kullandığınız eşyaları,
Boş yere geçen vaktinizi,
Gözyaşlarını,
Kıyafetlerinizi,
Kuruntularınızı,
Bilgisayar başında harcadığınız vakti,
Telefonla uğraştığınız süreyi,
Televizyon izlemeyi
BIRAKINIZ;
Sigarayı,
Asitli içecekleri
Şikayet etmeyi
Huzurunuzu kaçıran insanları
Korkularınızı
Endişelerinizi
Geçmiş pişmanlıklarınızı
İnsanları yargılamayı….
VE…
VAZGEÇMEYİNİZ….
Daima ANI yaşamaktan UMUT etmekten ve SEVmekten..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bakış Değiştiğinde Akış da Değişir. (Nasıl? :)

14334336_317591438606042_1252533156389584896_n1
1. Biri sahneye çıkar, tutkuyla sunumunu yapar ve çok güzel bir performans sergiler, izleyiciler hayran bir şekilde onu dinler ve içtenlikle alkışlar. Başka biri sahneye çıkar, bir an evvel işim bitse de, gitsem diye aklından geçer. İzleyiciler de söyledikleri bitse de bir sonraki gelse diye düşünmeye başlar.
Diyelim bir çocuğunuz var, onu izliyorsunuz ve içinizden, şimdi, önündeki su birikintisine basıp üstünü başını kirletecek diye geçiriyorsunuz ve tam da aklınızdan geçtiği gibi oluyor. Gözlemci gözlemlediğini etkiler.
Gözlemcinin etkisi atom altı deneylerde araştırılıyor. Fotonlar (atomaltı parçacıkları) tek tek tespit edilmeye çalışılıyor; foton nasıl oluyor da bazen dalga bazen parçacık şeklinde hareket ediyor, onu gözlemlemeye başlıyorlar. Atomaltı düzeyde gerçekleşenin, onu gözlemleyenin niyeti doğrultusunda oluştuğu görülüyor. Eğer gözlem altındaysa, foton parçacık gibi davranıyor; eğer onu gözlemleyen bir şey yoksa bir dalga gibi davranıyor. Bu durumun, maddenin temel yapı taşını oluşturan diğer elektronlar, atom çekirdeğinin proton ve nötron gibi diğer alt parçacıkları için de geçerli olduğu deneylerle kanıtlanıyor.
İnsan da atomdan meydana geldiği için duygu ve düşünceleri ile olasılıkları etkiler. Şu an yaşadıklarımız da bilincimiz ve bilinçaltımızın açığa çıkışıdır.
Hayat da bizim bakışımıza göre şekillenmektedir.
2. Bir film izliyorsunuz. O kadar etkilendiniz ki, filmdeki kahraman ağlıyor ve sizin de gözleriniz doluyor. Sanki o duyguyu siz yaşıyorsunuz. Bu esnada ayna nöronlar devreye giriyor. Beynimizin arka üst kısmında bulunan bu nöronlar bir bakıma ayna gibi karşıdaki hareketi kopyalar. Karşısındaki tarafından yapılan hareketi gören kişinin her defasında o hareketle ateşlenen nöronları premotor korteksinde aktive olmaktadır. Beş duyu organımızla algıladığımız duyumlar, elektriksel sinyallere dönüşerek beyne yani nöronlara aktarılır.
Ayna nöronlar devreye girdiği için esneyen birini görünce esneme, gülen birini görünce gülme olasılığınız yüksektir. Mutlu yüzlere bakan insanların, gülerken harekete geçen kaslarının, kızgın yüzlere bakanların ise kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700 milisaniye içinde hareketlendiği tespit edilmiş.
Karşınızdakine kızgınlıkla bağırıyorsunuz, o da kaçıyor yada asi davranışlara giriyor. Bir diğer seçenek, olayı sakince analiz edip, çözüm yolunu araştırıyorsunuz.
Karşınızdakini bakışınızla, duruşunuzla etkileme gücüne sahipsiniz. Bakışınızı değiştirip, akışı da bu şekilde değiştirebilirsiniz.
3. Sürekli kaybetme ve aldatılma korkuları yaşayan kişilerin korktuklarının başına geldiğini fark etmişsinizdir. Diğer tarafta bolluk bereket içerisinde yaşayan, kazandıkça kazanan insanları görürsünüz. Hangi enerjide kalırsanız ona uygun durumlarla karşılaşırsınız.
Her şeyin kendine özel bir titreşime sahip olduğu bilimsel olarak da kanıtlandı. Hangi titreşim frekansındaysak ona göre kişileri ve olayları hayatımıza çekiyoruz.
Neyi hayatımıza çekmek istiyorsak uyduların frekans ayarı gibi görmek istediğimize uygun bir duruma geçmemiz gerekiyor.
Duygu, düşünce ve inançlarınızı değiştirdiğinizde frekansınız değişeceğinden farklı olay ve kişilerle rezonansa girmeye başlarsınız. Düşündüğünüz, hissettiğiniz, inandığınız her şey bir rezonans alanı oluşturur.
4. İki kişi var, ikisi de iflas ediyor. Biri sürekli kendisine acıma duygusunda ve kurban psikolojinde (şartlar böyleydi, şöyleydi diye etrafına dert yanıyor.) Diğeri, hata gibi görünse de dersimi aldım diyerek yoluna devam ediyor ve bu sefer öğrendikleriyle yeniden deneyebiliyor. Biri yenilgi derken, diğeri öğrendim diyor.
İkisini birbirinden ayıran bakış açıları.
Bizim nasıl hissettiğimizi ve ne yaptığımızı belirleyen, başımıza gelen olaylardan ziyade, hayatı nasıl değerlendirdiğimiz ve yorumladığımızdır. Bir olaya verdiğimiz anlam, kararlarımızı ve eylemlerimizi etkilerken, düşüncelerimiz ve yaptığımız seçimler kaderimizi oluşturacaktır.
5. Birisine kızdığınız bir anı düşünün. Kızgınlık duygusunun, konuşmanızı, hareketlerinizi, hislerinizi ve o anki yaşadıklarınızı nasıl etkilediğini fark edin. Bunu gerçekten anladığınızda sizi etkileyenin karşınızdaki değil sizin düşünce ve hisleriniz olduğunun ayırdına varırsınız. Kendinizden başka kimseyi değiştiremeyeceğinizi anladığınızda iç huzurunuzu ele alırsanız.
Hayata bakışınızı sorularımız ve odağımız belirler.
Bir sorunla karşılaştığımızda neden bu oldu diye mi soruyorsunuz yoksa bunun etkisini nasıl daha iyi bir hale getirebilirim diye mi soruyorsunuz? Sorduğunuz sorular odağınızı ve hislerinizi etkiler. İyi hissettiğinizde enerjiniz ve hayata bakışınız değişir. Hayattaki diğer olasılıkları görmeye başlarsınız.
6. Zaman zaman başkalarını yargılayıp, kızdığınız olmuştur. Ne ayıp, şuna bak, neler yapıyor demişsinizdir. Bilemezsiniz, hayatında ne gibi zorluklarla karşılaşmıştır ve bu yollara girmiştir. Evlilik dışı bir ilişkiyi kınayan birinin, hiç beklemediği bir anda öyle bir ilişki içinde kendini bulduğu çok görülen bir vakadır.
Karşımızdaki kişinin içinde bulunduğu durum, tamamen ona özeldir; yaşadıkları onun kendinden kendine imtihanıdır. Biz onu kınayıp, yargıladığımızda, mıknatıs gibi onun enerjisini kendimize çekmeye başlarız ve benzer durumlara maruz kalırız.
7. İki çalışan var. Bu çalışanlardan birine, patron oldukça saygılı davranıyor, diğerine bağırıp çağırıyor. Neden diye bakıp kişileri analiz ettiğimizde biri son derece kendisine güvenen, işini iyi yapan ve çevresine bu enerjiyi yayan biri. Diğeri tedirgin, acaba yapabilir miyim, olur mu kaygısında çalışıyor.
Biz bir şey düşündüğümüzde beyinde bazı hücre gurupları elektriklenir ve bu enerjiyi yaymaya başlarız. Çevremize söylediklerimizle, kullandığımız beden dilimizle bunu hissettiririz. Her düşüncemizle ve tekrarla bilinçaltımıza da bunu yükleriz. Bilinçaltı bunu gerçek olarak algıladığı için siz de öyle olmaya başlarsınız.
8. Bilinçaltı düzeyde yaptığım çalışmalarda kişinin kendisini dışarıdan gözlemlemesini sağlarım. Bu şekilde kişi kendi duygu, düşünce ve inançlarının olaylara etkisini fark eder. Bundan sonrası için kendisine sevebileceği yeni düşünce ve inançlar yükleriz.
İlişki sorunları yaşayan bir kişiyle yaptığımız çalışmada; kişi ilgiyi, sevgiyi hep dışarıdan beklemiş olduğunu ve kendisini yeterince sevmemiş olduğunu fark etti. Bundan sonrası için, kendisini sevmeye yönelik yaptığı çalışmalarla dışarıya verdiği enerjiyi de değiştirmeyi başardı.
Geçmişte yaşadıklarımızı dışarıdan tarafsız bir gözlemci olarak izleme imkanımız olduğunda olaya ve kendimize daha farklı bir açıdan bakabiliriz.
Bir olay bizim başımıza geldiyse bunun nedenini sorgularken önce kendimize bakıp, tarafsız bir şekilde değerlendirmemiz gerekir. Kendimizi değiştirmek istiyorsak öncelikle farkında olmamız önemli. Bir kişi kendisini taraf tutmadan gözlemlerse neyi neden yaptığının ve yaşadıklarının farkında olur ve dünyasını değiştirebilir

kaynak: Gonca Kubatla Hayata Farklı Bak…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KIRK GÜNLÜK BEREKET PLANINI UYGULAYARAK BOLLUK BEREKETİNİZİ ARTIRIN

nar-bahcesi_800x6001

 

 

Şimdi bu adam pişirip pişirip eski pilavları getiriyor önümüze diyen dostlar için şöyle diyeyim, bugün öyle denk geldi. Doğrusu amacım bu değildi. Ama blog istatistiklerine bakıyorum, açık ara (hala) “40 günlük bereket planı” girişi önde. Ben de Mucize Kursu’ndan sonra ikinci 40 günü okuyorum şu anda, ayrıca yorum yapan arkadaşlardan “ne yapabilirim, kendimi nasıl geliştirebilirim” diyenler de olunca ben de dedim “40 günlük bereket planı”nı yeniden gündeme getirmenin zamanıdır.
40 günlük bereket planı bolluk bereketle ilgili bilinçaltımızdaki kalıpları temizlemek, dönüştürmek için çok çok faydalı bir çalışma. John Randolph Price tarafından yazılmış olan “The Abundance Book”  ”Bolluk Kitabı”adlı kitapta anlatılan bir teknik.
Uygulaması, çalışması da son derece kolay. Birinci paragraftaki nokta nokta boşluk olan alan tarih alanı. Planı 40 gün boyunca uygulayacaksınız, başlangıç gününden itibaren her gün boşluk olan kısımda o günün tarihi telaffuz etmek gerekiyor. Hergün önce baştaki 6 paragrafı, sonra 1. maddeden itibaren her gün sırası gelen maddeyi 4 kere tekrarlayarak okuyacaksınız. 10 maddeyi 10 günde tamamladıktan sonra baştan başlayıp 40 günü tamamlayacaksınız. Ama bana kalsa bunu bir kaç defa yapmakta fayda var. Bu kez benim niyetim 3 kere tekrarlamak yani 120 gün. Bakalım hayırlısı…
Bereket deyince aklımıza sadece para geliyor; oysa bereket yaşamın tüm alanlarında (aşkta bolluk, parada bolluk, başarıda bolluk, huzurda bolluk, gerisini siz söyleyin) özümüzle tam uyumlu, bolluk bereket içinde bir yaşama kavuşabilmek. Okurken yüksek sesle ve hissederek; içinizde, tüm hücrelerinizde yankılanmasını sağlamakta fayda var. Birinci uzun paragrafı okuduktan sonra biraz, 1 dakika kadar gözlerinizi kapatın ve okuduklarınızı içselleştirmeye çalışın. O günkü maddeyi 4 kez okuduktan sonra da aynı şeyi yapmanızı tavsiye ederim. (Hatta orijinal metinde hergün bunu okuyup 15 dakika meditasyon yapıp okuduklarınızı içselleştirin diyor, ben bunu şimdi araştırırken öğrendim ne yazık ki ama bundan sonra o şekilde yapabilirim diye düşünüyorum)
Ben yine de örnek vereyim ki sistemi iyice açıklamış olayım:
gün
Önce 1 kere başlangıç bölümü (biraz dur, içselleştir) sonra 4 kere 1. madde (yine biraz dur, içselleştir)
gün
Önce 1 kere başlangıç bölümü sonra 4 kere 2. madde
gün
Önce 1 kere başlangıç bölümü sonra 4 kere 3. madde
şeklinde devam edecek.
günden itibaren başa dönüp yine 1. maddeden başlayarak toplam 40 günde, 10 maddeyi 4 kere 4’er defa okumuş olacaksınız.

40 GÜNLÜK BEREKET PLANI

Hergün okunacak metin:
Bugün, (gün) (ay) (yıl). Paranın kaynağım ve desteğim olduğuna inanmayı bırakıyorum. Artık yaşamımdaki tek otoritenin ve yaratıcı gücün içimdeki KAYNAK olduğunu onaylıyor ve kabul ediyorum.
Şu anda koşulsuz ve sınırsız bolluk ve berekete inanıyor, böylelikle ihtiyaçlarımın gerçek kaynağı ile aramdaki bağı güçlendiriyorum.
Her birimizin yaşayan, bedenlenmiş Ruhsal Varlıklar olduğumuzu ve mükemmel gerçeği yaratıyor olduğumuzu kabul ediyor ve bu gerçeği hatırlayarak kendi gücümü onaylıyorum.

Ölümlü illüzyonun, bizlerin büyümesi ve gelişmesi için yaratılmış olduğunu görüyor ve bu farkındalıkla kendi gücümü ve içimdeki sınırsız bolluk ve bereket enerjisini onaylıyorum.
Bugün insanlığımı onurlandırıyor, bir insan olmanın getirdiği tüm güzellikleri ve neşeyi kabul ediyorum.
Ben Tanrı’nın beni yarattığı gibi; bedenlenmiş Mükemmel bir Ruhsal Varlığım. Özüm, kaynağım ve desteğim Tanrı’nın uzantısı olan içimdeki Yaratıcı Güç, içimdeki MASTER.
Bunu biliyor, kabul ediyor ve onaylıyorum.
Hergün sıra ile okunacak maddeler:
Tanrı sınırsız. Bol. O evrensel, her yerde ve her zaman varolan sınırsız ve zengin madde. Bu sürekli var olan ve veren sınırsız bereket kaynağı “Ben” olarak bireyselleştirilmiş, biçimlendirilmiş. Benim gerçeğim bu.
Zihnimi ve kalbimi, içimdeki evrensel bilinç “Ben Bilinci”nin tüm iyiliklerin ve güzelliklerin tek kaynağı ve maddesi olduğunun farkına varmak, anlamak ve bilmek için tamamen açıyorum.
İçimdeki varlığın bol bereket enerjim olduğunun farkındayım. Sınırsız bereket zihninin sürekli akışının farkındayım. Farkındalığım bu bilinç sayesinde gerçeğin ışığı ile dolu.
Tanrısal varlığımın, içimdeki master’ın tek kaynağım olduğunun farkındalığı içerisinde zihnime ve doğal duygularıma yüksek bilincin maddesini akıtıyorum. Bu madde benim kaynağım. İçimdeki Tanrısal Varlığa; Master’a olan farkındalığım benim gerçek kaynağım.
Para benim kaynağım değil. Hiç kimse, yer ve durum benim kaynağım değil. İçimdeki sürekli evrensel zihnin sürekli varedici hareketine olan farkındalığım, anlayışım ve bilgim benim gerçek kaynağım. Bu gerçeğe olan farkındalığım sınırsız, böylece kaynağım sınırsız.
İçimdeki kaynak, ihtiyaçlarıma ve arzularıma göre sürekli ve devamlı olarak şekilleniyor ve yeni tecrübeler yaratıyor. Ve hareket halindeki kaynak kanunlarına göre herhangi bir ihtiyacım ve karşılanmamış bir arzum olması mümkün değil.
Evrensel Bilinç olan “Ben Bilinci”gerçek doğası olan ‘bereketi’ sürekli olarak ifade ediyor. Bu onun sorumluluğu, benim değil. Benim tek sorumluluğum bu gerçeğin farkında olmak. Bu yüzden kendimi tamamen rahat bırakmaya ve Tanrı’nın yaşamımdaki ve tüm ilişkilerimdeki tatminkar bereket enerjisi olarak oluşmasına izin vermeye kesinlikle kararlıyım.
İçimdeki yüksek bilincin, sınırsız kaynağım olduğuna dair farkındalığım, yılları geri getirmeye, yaşamımdaki herşeyi yenilemeye ve beni bol bereket enerjisinin yüksek yoluna yükseltmeye yeterli. Yüksek bilincime olan bu farkındalık, anlayış ve bilgi yaşamımda arzulayabileceğim gözle görülen tüm şekil ve tecrübelerde varoluyor.
İçimdeki Tanrısal varlığımın tamamıyla tatmin edici oluşunun farkında olduğumda, tamamen tatminkarım. Bu gerçeğin şu anda farkındayım. Yaşamın sırrını buldum ve evrensel bereket enerjisinin yaşamımda ebediyen varolduğu bilinci ile rahatlıyorum. Tek yapmam gereken evrensel bilincime, bana kolayca, rahatça, hiçbir şeye ihtiyacı olmadan akan yaratıcı enerjinin akışının, radyasyonunun farkında olmak. Şu an farkındayım. Şu an akıştayım.
Zihnimi ve düşüncelerimi “bu dünya”dan uzaklaştırıyorum ve tüm dikkatimi yaşamımdaki bolluğun tek yaratıcısı olan içimdeki Tanrı’ya yönlendiriyorum. İçsel varlığımın finansal ilişkilerimdeki tek akış olduğunun ve gözle görülen herşeyin tek maddesi olduğunu görüyor ve kabul ediyorum. Yaşam kaderimi içimdeki bereket kanunlarının akışına teslim ediyorum.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GÜNE MORALLE BAŞLAMANIN YOLLARI…

415242_129567547287768202730_original1

 

Güne nasıl başlarsanız bütün gününüz öyle geçecektir. o yüzden günü moralle başlamak çok önemlidir. Bir çok insan homur homur yataktan kalkara ve bütün gün de o homurtularıyla kendisini olduğu kadar çevresini de rahatsız eder..  Yatakta gözünüzü açtığınız andan itibaren günü yapılandırmak sizin elinizde. Mutlu, başarılı, insan ilişkilerinde doyurucu bir güne merhaba demek için bazı yöntemleri yaşama geçirmeniz gerekiyor. İşte mutlu bir gün için size bazı önemli “sır”lar..
1- Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin..
2- Her gün kendiniz için olumlu onaylamalarla uyanmayı alışkanlık haline getirmeye gayret gösterin. Örneğin şöyle söyleyebilirsiniz: “Bugünüm aydın olsun. Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum.”
3- Pencerenin önüne gelin ve dışarıya ( doğaya  bakarak ) nefes alıp vermeye başlayın. Bu “Nefes egzersizleri”ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin..  Bunu birkaç kez tekrarlayın..
Mutluluk, mutlu olmayı istemekle başlar.
4- Sabahleyin eğer kendinizi çok ağır ve hareket edemeyecek kadar yorgun hissediyorsanız mutlaka egzersizle başlayın güne. Ya da enerjinizi sağlamak için  bol vitaminli bir kahvaltı hazırlayın. Güne enerjik başlarsanız bütün gün öyle geçer. Bunu için şu sözü aklınızdan geçirin : “Hiç kimse içindeki coşkuyu kaybetmiş bir insan kadar yaşlı olamaz!”
5- Beş veya on dakika denizi ya da yeşil bir alanı seyredin.  Bu ortamda varlığınızı fark edin. Sahip olduklarınız için evrene (örneğin sevdiğiniz işte çalıştığınız için ya da sağlıklı olduğunuzdan dolayı) teşekkür edin..
6- Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla… Onlarla aranızdaki bağ günü mutlu geçirmeniz için size enerji sağlayacaktır. Örneğin işe giderken yolunuzun kenarındaki çiçekleri mutlaka “görün”. Varlıklarından dolayı mutlu olduğunuzu düşünün. Çiçeklerle kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar.
7- Her gün birisi ya da bir şey için, iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. (Örneğin “Seni seviyorum” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın) Ancak asla “Ben yaptım”, “ben gittim”, “ben hallettim” gibi sözleri kullanmayın..
8- Sabahleyin evde ve işte karşılaştığınız insanlara gülümsemeye çalışın. Bu sizin için zorsa kendinizi zorlayın. Çünkü bedenin de buna ihtiyacı var. Gülümsediğiniz zaman kendinizi daha iyi hissedeceğinizi biliyor musunuz? (ancak gülümsemenize canlılık katın, gözlerinizle de gülümsemeye çalışın) Bunun aksine kaşlarınızı çattığınız zaman da  olumsuz duygularla örülü  bir çemberin bedeninizi saracağını….
9- Miş gibi oyununu oynayın ve “Bugün mutluyum” deyin. Mutluymuş gibi davranırsanız mutlu olmanızı sağlayacak ruhsal durumu davet eder ve bunun sonunda gerçekten mutlu olursunuz.
10- Okuduğunuz gazeteyi düşünün. Olumsuz haberlere içiniz kararmıyor mu? Sabah ilk karşılaştığınız insanlara yönelik olarak  kendinizle ilgili “olumlu haberler ” yayınlayın! Unutmayın,  işyerinizde ve çevrenizdeki insanlar bu “haberlere” göre sizin hakkınızda fikir sahibi olacaktır. Örneğin “Bugün kendimi harika hissediyorum” deyin. Her firsatta bunu tekrarlayın. Kendinizi gerçekten iyi hissetmeye başladığınızı göreceksiniz.
11- O günün kötü geçeceğine dair bir düşünce zihninizde belirdiyse bunu derhal uzaklaştırın düşüncelerinizden. Örneğin “İşe gidiyorum yine, müdürümün o berbat yüzünü göreceğim yine” diye düşünmek yerine,  “İyi ki bir işim var, sorunlarımı paylaşacağım bir iş arkadaşına sahibim” diye düşünün. (Uzmanlar, bu tür olumlu sözlerin yolda yürürken ya da gün boyunca dönem dönem tekrarlanmasını öneriyorlar.)
12- İşinizde veya çevrenizdeki insanlara daha farklı bakmayı deneyin. Örneğin insanlara “değer katma”yı düşündünüz mü? “Yardımcılarımın değerine değer katmak için ne yapabilirim?” diye kafa yorun. Onların daha verimli olmalarını sağlamak için ne yapabileceğinizi düşünün. Unutmayın bir insanın iyi yanını ortaya çıkarmak için önce onun en iyi yanını hayalinizde canlandırmaya çalışın,

13- Eğer zorlu bir günü başlayacaksanız (Önemli toplantı, sınav veya konuk ağırlama gibi) hayal gücünüzü devreye sokun. İmgelemeniz,  bedeninizin davranışlarını inanılmaz ölçüde belirler. Kendinizi zihninizin gözüyle resmedin. Örneğin o gün, nasıl olmak ve nasıl görünmek istiyorsanız öyle.. “Güçlü, güvenli ve dinlenmiş vs”.. Bu olumlu imgenizin nasıl eksiksiz gerçekleştiğine siz bile inanamayacaksınız. Eğer günlük  işleri iyi gidiyormuş gibi zihnimizde canlandırırsak işler inanın ki iyi gidecektir!
14- Kendinizi sevmiyorsanız o gününüz iyi geçmeyecektir. Kendinizden nefret etmekten vazgeçin. Kendinizi küçük görmeyi bırakın. Kollarınız kendinize dolayıp, ” Herşeyin güzel,. saçlarını dökülüyor olabilir, ama sahip olduğum tek şey sensin” deyin. İnsan zayıf yanlarıyla da insandır. Güçsüzlüklerinizle barış yaptığınız zaman her şey daha kolaylaşacaktır.
* Yonca ÇELİ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ENERJİNİZİ TÜKETEN SEYLER:

7217063488_2c2333b292_z1

 

•Kendinize vermiş olduğunuz fakat bir türlü tutamadığınız sözler
•Kullanmadığınız halde evinizde, işyerinizde bulundurduğunuz her türlü materyal.
•Görüşmek istemediğiniz halde “ayıp” olur düşüncesinden ötürü iletişim halinde olduğunuz herkes.
•Geçmişinizde affedemediğiniz, hala zihninizde kavga halinde olduğunuz aile fertleri ve kişiler.
•Evinizde sizi bekleyen fakat bir türlü vaktiniz olmadığı için yapamadığınızı ifade ettiğiniz birikmiş tadilat veya işler.
•İstemeyerek giriştiğiniz her türlü proje.
•Sevmediğiniz fakat “kim sevdiği işi yapıyor ki?” dediğiniz işiniz
.•Her türlü dağınıklık.
•”Yarın yaparım” diyerek ertelediğiniz, her yeni hayaliniz.
•Canınızı sıktığı halde görüşmeye devam ettiğiniz herkes.
•Her yıl ertelemeye yöneldiğiniz ya da bir görev misali gittiğiniz tatiliniz.
•Yapamadığınızı, başaramadığınızı düşündüğünüz her şey. (hayallerinizdeki işiniz, hayallerinizdeki eşiniz, hayallerinizde yaşamak istediğiniz yer…)
• “Hayır” diyemediğiniz, iyi niyetli olduğunuz için yaptığınızı sandığınız her şey.
•Mutsuzluğunuzdan kaynaklı gösteremediğiniz performans.
•Tutamadığınız her türlü söz.
• “Keşke” diyerek hayıflandığınız her şey.
•Vermek istediğiniz ama bir türlü veremediğiniz cevaplar.
•Sağlığınızla ilgili aldığınız ama bir türlü uygulayamadığınız kararlarınız. ( spora gitmek…)
•Vermek istediğiniz kilolarınız.
•Cevaplamadığınız mailler.
•Tamamlanmamış, ötelediğiniz, ertelediğiniz, sizi yiyip bitiren her şey!”
•Kendinize vermiş olduğunuz fakat bir türlü tutamadığınız sözler
•Kullanmadığınız halde evinizde, işyerinizde bulundurduğunuz her türlü materyal.

•Görüşmek istemediğiniz halde “ayıp” olur düşüncesinden ötürü iletişim halinde olduğunuz herkes.

•Geçmişinizde affedemediğiniz, hala zihninizde kavga halinde olduğunuz aile fertleri ve kişiler.

•Evinizde sizi bekleyen fakat bir türlü vaktiniz olmadığı için yapamadığınızı ifade ettiğiniz birikmiş tadilat veya işler.
•İstemeyerek giriştiğiniz her türlü proje.

•Sevmediğiniz fakat “kim sevdiği işi yapıyor ki?” dediğiniz işiniz
.•Her türlü dağınıklık.

•”Yarın yaparım” diyerek ertelediğiniz, her yeni hayaliniz.

•Canınızı sıktığı halde görüşmeye devam ettiğiniz herkes.

•Her yıl ertelemeye yöneldiğiniz ya da bir görev misali gittiğiniz tatiliniz.

•Yapamadığınızı, başaramadığınızı düşündüğünüz her şey. (hayallerinizdeki işiniz, hayallerinizdeki eşiniz, hayallerinizde yaşamak istediğiniz yer…)

• “Hayır” diyemediğiniz, iyi niyetli olduğunuz için yaptığınızı sandığınız her şey.

•Mutsuzluğunuzdan kaynaklı gösteremediğiniz performans.

•Tutamadığınız her türlü söz.

• “Keşke” diyerek hayıflandığınız her şey.

•Vermek istediğiniz ama bir türlü veremediğiniz cevaplar.

•Sağlığınızla ilgili aldığınız ama bir türlü uygulayamadığınız kararlarınız. ( spora gitmek…)

•Vermek istediğiniz kilolarınız.

•Cevaplamadığınız mailler.

•Tamamlanmamış, ötelediğiniz, ertelediğiniz, sizi yiyip bitiren her şey!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »