‘Uzayda yenilen ilk yiyecek nedir?

aamabco1

 

 

Kim Milyoner Olmak İster’in 649. bölümünde sorulan ‘Uzayda yenilen ilk yiyecek nedir?’ sorusu sosyal medyanın gündemine oturdu.

© Uzayda yenilen ilk yiyecek nedir? Uzayda yenilen ilk yiyecek nedir?
Soru : 1962 Yılında Astronot John Gleen’in Yediği Hangi Yiyecek Uzayda Astronotlar Tarafından Yenilen İlk Yiyecek Olmuştur?
A : Haşlanmış Patates
B : Elma Püresi
C : Dana Biftek

D : Fıstık Ezmesi
Cevap : B
Yaşayan tarih John GLENN
John Glenn, 1921 yılının 18 Temmuz günü Cambridge Ohio’da dünyaya gelmiştir. Yıllar sonra kaleme aldığı anılarında çocukluğunu “Hiçbir çocuğun, benim çocukluğumdaki kadar güzel bir çocukluk dönemi yaşadığını sanmıyorum” şeklinde tanımlamıştır. JohnGlenn, babasının seyahati çok sevdiğini, ailesi ve öğretmenlerinin küçük yaşlardan itibaren onu bilim ve uçmaya  teşvik ettiğini, aynı zamanda iyi bir vatansever olarak yetiştirildiğini söylemiştir. Kendisi Annie Margaret Castor ile evli olup, 2 çocuk ve 2 torun sahibidir.
1942 yılında Deniz Havacılık Programı’na girmiş ve bu programdan mezun olmuştur. Deniz Kuvvetlerinde ileri düzeyde eğitim programına devam ederek, 1943 yılında Deniz Kuvvetlerine katılmış, F-4U savaşçıları ile Marchall adalarında deniz uçağında bir yıl geçirmiştir. Kore Savaşı’ndan sonra  Glenn Naval Air Test Merkezi’ne katıldı ve daha sonra uzman olarak Donanma Hava Test Merkezi personeli arasında yerini aldı. Burada FJ3, F7U Cutlass ve F8U dahil olmak üzere, deniz uçakları için test pilotu olarak görev yaptı. Aynı dönemde Glenn’in en önemli başarılarından biri; 3 saat ve 23 dakika içinde, Los Angeles’tan New York’a uçarak 1957 yılında hız rekoru kırmasıdır.
“Proje Bullet” içinde ülkenin en iyi test pilotlarından biri olarak yer alan Glenn, bu durum sayesinde gelişmekte olan uzay araştırmaları programına katılımı için öne çıkan bir isim olmaya hak kazandı. Kazandığı deneyimleri ve elde ettiği başarıları, 1958 yılında oluşmakta olan astronot ekibi için Glenn’in uygun aday olmasını sağladı. Daha sonra Ulusal Havacılık Danışma Kurulu’nun uzay programına ve “G kuvvetleri” testlerine katıldı. NASA’nın yörünge dışı görev çağrısına ise hiç tereddüt etmeden gönüllü olarak başvurdu. Glenn, 1959 yılında NASA tarafından seçilen ilk 7 astronottan biridir. En nihayetinde 20 Şubat 1962’de Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk insanlı görev uçuşu Friendship (Dostluk) görevinde Atlas Roketi’nde pilot olarak yer aldı.
John Glenn , Dünya Yörüngesine oturan ilk Amerikalıdır aynı zamanda Friendship Uzay Uçuşu’na toplamda 3 kez katılmıştır. Kendisi, Mercury-6 (20 Şubat 1962) ve STS-95 (29 Ekim 7 Kasım 1998) görevlerinde de bulunmuş ve uzayda toplam 218 saatin üzerinde kalmıştır. Tarihler 16 Ocak 1964’ü gösterdiğinde Manned Spacecraft Center’dan (İnsanlı Uzay Merkezi) istifa etti. 1964 yılında albay rütbesine terfi etti, akabinde 1965 yılında Deniz Piyadeliğinden emekli oldu. Emekliliğinden sonra da 1965–1974 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’nda yer aldı. Glenn, senatodan emekli olacağını 20 Şubat 1997’de açıkladı. Bu tarihten bir yıl sonra, bu kez NASA kendisini uzay mekiği Discovery için mürettebat üyesi olmaya ve uzay programına tekrar katılmaya davet etti. Glenn daveti memnuniyetle kabul etti ve 29 Ekim 1998’de gerçekleştirilen uçuş ile bu kez de “uzaya giden en yaşlı insan” olarak bir kez daha tarihe geçti. Başarılı geçen uçuş sonrasında 1999’da Senato’dan emekli oldu.
John Glenn, hayatı boyunca denizcilik, pilotluk, astronotluk, kurumsal yöneticilik, senatörlük gibi bir çok görevde başarı ile yer aldı. Bununla da yetinmedi eşi ile birlikte Ohio Universitesi’nde John Glenn Enstitüsü’nü kurdu. Hemen belirtelim, bu programın kamu hizmetlerinin kalitesini arttırmak, gençlerin devlet görevlerinde yer almalarını teşvik etmek gibi amaçları vardır. Ayrıca Glenn’ler halen mezun oldukları Muskingum Koleji’nin mütevelli heyetinde yer almaya devam etmektedirler.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Herkes kendi tercih ettiği şekilde yaşar Ama siz yine de bu hayat derslerine bir göz atın…

summer-karly-swing1

 

 

Herkes kendi tercih ettiği şekilde yaşar Ama siz yine de bu hayat derslerine bir göz atın Belki de kötü giden hayatınızı iyiye çevirebilecek bir ipucu vardır
* İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma
* Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun
* İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün
* Seni takmayanı sen de takma, konuşmayanla asla konuşma
* Güvenmediğin biriyle asla flört etme
* Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme
* İnsanlara doğru değer ver, haketmeyenleri sil
* Kimseye yalvarma
* Asla dönüp de arkana bakma
* Sır tutmasını bil
* Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgini satma
* Hakettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme, sorun sen değilsin
* Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut
* Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz,
iki damla gözyaşı için asla yumuşama
* Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et
* Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma
* Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme
* Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme
* Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle
* Kendini öven insanlardan kaç
* Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma
* Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma
* Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme
* Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar

* Gözyaşlarının değerini bil Onları haketmeyenler için harcama
* Sana bahşedilen zekayı kullanmayarak Allah’a hakaret etme!
* Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma
* Kendini sev
* Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma
* Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma
* Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma
* İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil
* Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme
* Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme
* İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma
* Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sonsuz gibi görünen bir yolda yürüyen bir gezgin hakkında eski bir hikaye vardır.

15965917_1799349753648371_5665370402145721783_n1

AFFETMEK Mİ? 😦
Gezginin Hikayesi
Sonsuz gibi görünen bir yolda yürüyen bir gezgin hakkında eski bir hikaye vardır.
Bu gezgin, sırtına her türlü yükü yüklemiş. Sırtında ağır bir kum torbası, göğsünde içi dolu bir su kabı taşıyormuş. Sağ elinde garip şekilli bir taş, sol elinde iri bir kaya parçası varmış. Boynunda kötü bir ipe bağlanmış, eski bir değirmen taşı asılıymış. Ayak bileklerine bağlanmış ağır paslı zincirleri tozlu kumda sürüklemekteymiş. Başının üstündeki yarısı çürümüş bir kabağı yürürken dengelemeye çalışmakta, kötü talihinden ve kendisine eziyet veren elbiselerinden şikayet etmekte ve oflaya puflaya adım adım yürümekteymiş.
Tam öğle sıcağında yolda bir çiftçi ile karşılaşmış. Çiftçi ona;
– Hey yorgun gezgin, elindeki bu taşı ve kayayı niçin taşıyorsun? diye sormuş.
– Onları taşımak budalalık, diye cevap vermiş gezgin. Fakat şimdiye kadar bunları taşımanın budalalık olduğuna dikkat etmemiştim. Sonra taşı ve kayayı yolun kenarına atmış, kendini hafiflemiş hissetmiş.
Biraz daha gittikten sonra gezgin başka bir çiftçi ile karşılaşmış.Çiftçi ona sormuş;
– Ey yorgun gezgin, niçin başının üstünde bu yarısı çürümüş kabağı taşıyorsun ve niçin ayak bileğine bağladığın şu paslanmış ağır zincirleri sürüklüyorsun? Gezgin;
– Bunları bana gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim. Kendime nasıl eziyet ettiğimin farkına değilim, deyip zincirleri çıkartmış ve kabağı yolun kenarındaki bir hendeğe atmış.
Yeniden kendini daha da hafiflemiş hissetmiş. Fakat yürüdükçe yine ıstırap çekmeye başladığını fark etmiş.
Tarladan geçen üçüncü bir çiftçi gezgini gözlemlemekteymiş ve ona seslenmiş;
– Ey iyi adam, sen sırtında çok ağır bir kum torbası taşıyorsun fakat biraz ileride istemediğin kadar kum var ve taşıdığın şu büyük su kabı ile çölü geçmeyi mi düşünüyorsun? Gittiğin yolun kenarında, biraz sonra göreceksin, çok temiz suları olan bir dere var ve bu dere yol boyunca akmaya devam etmektedir.
Bunu işitince gezgin, su kabını açmış ve kabın içindeki tatsız suyu yola dökmüş. Yoldaki bir çukura da kum çuvalındaki kumları boşaltmış.
Orada sessizce durmuş ve batan güneşe bakmış. Güneş ona son ışıklarını gönderiyormuş.
Gezgin kendine bakmış ve boynuna asılmış olan değirmen taşını görmüş; – Demek benim öne doğru eğik durmama sen sebep oluyorsun, demiş. İpi çözmüş ve değirmen taşını nehrin içine mümkün olduğu kadar uzağa atmış.
Yüklerinden kurtulmuş olarak akşamın serinliğinde kalacağı eve doğru yürümeye başlamış.
Peki siz?
Bir kum torbası taşıyor musunuz veya eski bir değirmen taşı ya da paslı ağır zincirler ve yarısı çürümüş su kabağı? Tüm bunları sırtınızda taşımaya devam ediyor musunuz?
Şimdi karar sizin. Ya onları atarsınız ve yolunuza devam edersiniz ya da tam tersi..
Yaşamınızda hiç bağışlamadığınız insan var mı?
Size geçmişten kurtulmanızı öneririm. Onlar sizi bağışlamasa bile siz onları bağışlayın…
Ergin BEŞİKÇİOĞLU

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Size UYGUN Olumlama Cümleleri NASIL OLusturursunuz?

1385077_445600242208404_309626973_n1
Söz büyüdür. Bu nedenle kullandığınız her sözcüğün niyetinizle, varmak istediğiniz noktayla ilgili olmasına özen gösterin. Ağzımızdan çıkan en küçük bir söz bile tüm vücudumuza, tüm evrene yaydığımız bir emirdir. Dolayısıyla odaklandığımız düşünceler ve sıkça ağzımızdan çıkan sözler bir süre sonra bizim gerçekliğimiz olmaya başlar.
Bugüne kadar kim bilir size neler söylendi? Sadece öyle söylendi diye hiç denemeden, farkında bile olmadan kabul ettiğiniz kim bilir neler var? Ancak bunların artık önemi yok. Önemli olan nasıl bir “siz” yaratmak istediğiniz. Hayal ettiğiniz yeni sizi yaratırken, kelimelerin, hedefinize uygun olumlama cümlelerinin gücünü unutmayın. Bu cümleleri boş kaldığınızda, araba kullanırken, uykuya dalmadan önce, sabah kalkar kalkmaz aynaya bakarak sık sık yüksek sesle tekrar edin. Ödev verilmiş bir ilkokul çocuğu gibi sayfalar dolusu yazın. Yazı evrenle yaptığınız bir sözleşmedir.
Sitedeki olumlama cümleleri her gün artacağından, her seferinde karşınıza yepyeni cümleler gelecek. Bu cümlelerden faydalanabilirsiniz. Ancak kendi olumlama cümlelerinizi yazmak isterseniz dikkat etmeniz gereken birkaç nokta var:
1. Olumlama cümleniz olumlu olsun! Yani Hasta olmak istemiyorum yerine Sağlıklıyım gibi tamamen olumlu kelimelerden seçilmiş kalıplar kullanın.
2. İstiyorum ifadesinden kaçının. Mutlu bir hayat istiyorum demek yerine Mutlu bir hayata sahibim deyin. Evren onaylayandır. İstiyorum dedikçe istemekle kalırsınız. Sahibim dediğinizde tüm hücreleriniz o andan itibaren mutlu bir hayata sahip olduğu komutunu alır ve size bunu yaşatmaya başlar.
3. Cümleler hedefinizi net içersin. Zayıflıyorum gibi sonunun nereye gittiği belli olmayan cümleler kullanmayın. Eğer muhakkak zayıflamakla ilgili bir cümle kurmak istiyorsanız, varmak istediğiniz hedef kiloyu da içine koyarak 55 kilodayım, hatta 55 kiloda olduğum için şükürler olsun deyin.
4. Belirsiz ifadelerden kaçının. Kurduğunuz cümle herkes tarafından anlaşılabilecek basitlikte olsun.
5. Cümlelerinizi gelecek zaman yerine şimdiki zaman veya geniş zaman kipinde kurun. Çok mutlu olacağım demek yerine Çok mutluyum deyin. Gelecek zaman kipi yaşamak istediğiniz durumu her zaman daha ileri bir zamana öteler. Böylece hiçbir zaman o durumun içinde olamazsınız.
6. Olumlamalarınız başka insanlar hakkında değil kendiniz hakkında olsun. Bana saygı göstersin demek yerine, saygı görmeyi hak ediyorum deyin.
7. Cümlelerinizi yumuşatabilirsiniz. Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum şeklinde ilk başta ikna olmakta zorluk çektiğiniz cümleleri kendimi olduğum gibi kabul etmeye niyet ediyorum/ hazırım/ başlıyorum, kendimi olduğum gibi kabul etmeyi öğreniyorum şeklinde yumuşatın. Zamanla bu cümleleri kabul ediyorum şeklinde değiştirirsiniz.
Japon Dr. Masaru Emoto suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne seriyor. Vücudumuzun 4’te 3’ünün su olduğunu düşünürseniz, ağzınızdan çıkan her sözle önce kendinize sonra çevrenize neler yaptığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.
Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız mutlaka kullandığınız cümleleri de değiştirin ve olumlama cümlelerini bol bol kullanarak ruh halinizi daha olumluya çekin.
Olumsuz cümleleri şimdiki zaman kipinde değil, geçmiş zaman kipinde söyleyin: İlişkilerim kısa sürüyor yerine Bugüne kadar ilişkilerim hep kısa sürdü deyin. Böylece kendinizi bütün yeni ihtimallere açarsınız.
Olumlama cümlelerini kullanırken, aynı zamanda harekete de geçin: Artık her gün “zenginim” diyorum, yakında zengin olurum. Bu yanılgıya düşmeyin. Sadece zihininizi yeniden programlamanız yetmez. Hedeflediğiniz duruma doğru adım da atmalısınız. Bir aksiyon planı oluşturmalı ve harekete geçmelisiniz.

alintidir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vücudumuzdaki Su Oranları…

16114344_605268033002823_7814827049666954892_n1

Ne kadar su var

Kalbin % 73 ü

Akciğer %83 i

Deri %64 ü

Kas %79 u

Böbrek %79 u

Kemikler %31 i

Kan %92

Beyin %73

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUCİZE BEKLEMEYİN, MUCİZE OLUN!

mucize-foto1

 

 

Hepimizin hayatında zor dönemler oluyor ve hepimiz de bunları bir biçimde atlatıyoruz. Ancak aramzıdan bazıları bu dönemleri çok daha hızlı ve kolay atlatıyor. Peki bunun sırrı ne? Sırrı bakış açısı ve tutumda yatıyor. İşte, işler zora girdiğinde hatırlamanız gereken 13 faydalı şey… (Wright State Üniversitesi’nden, İletişim Doktoru Profesör Carol Morgan’a şükranlarımla…)
1. Olanı olduğu gibi kabul et.
Buda’nın bize söylediği gibi: “Acı çekmenin sebebi ‘olmakta olan’a direncindir.” Bunun anlamını bir düşünün: Acı çekmemizin sebebi olan bitene direnmemizden başka bir şey değil. İçinde bulunduğunuz durumda sizi rahatsız eden olayla ilgili bir şeyler yapabiliyorsanız hemen harekete geçin ve durumu değiştirin! Ama eğer değiştiremiyorsanız yapabileceğiniz 2 şey var: (1) Ya durumu olduğu gibi kabul edip negatif duygu ve düşünceleri bırakacaksınız (2) ya da obsesif biçimde duruma kafayı takıp sefil olacaksınız.
2. Problem, sadece siz onun problem olduğunu düşünüyorsanız problemdir.
Çoğu zaman en acımasız ve kötü düşmanımız yine kendimiziz. Mutluluk dediğinz şey gerçekten tamamen bakış açımıza bağlı. Eğer bir şeyin problem olduğunu düşünüyorsanız duygu ve düşünceleriniz olumsuz olacaktır. Ama eğer bunun sizin bir şeyler öğrenebileceğiniz, sizi büyütecek bir şey olduğunu görebilirseniz, bu artık problem olmaktan çıkar.
3. Bir şeylerin değişmesini istiyorsanız, kendinizi değiştirmekle başlamalısınız.
Dışarıda olan biten her şey (HER ŞEY) iç dünyanızın bir yansımasıdır. Stres dolu kaotik yaşamları olan insanlara bakın, bunun en büyük sebebi iç dünyalarında da kaotik ve karmaşık hissetmeleridir. Sıklıkla düşündüğümüz şey içinde bulunduğumuz koşulları değiştirdiğimizde hissettiklerimizin de değişeceği yönündedir. Doğru olan bu düşüncenin tam tersi aslında: Duygu ve düşüncelerimizi değiştirdiğimiz anda, içinde bulunduğumuz koşullar kendiliğinden değişiverir.
4. Başarısızlık diye bir şey yoktur – Sadece kendimize “öğrenme fırsatı” yaratan deneyimler vardır.
“Başarısızlık kelimesini sözlüğünüzden silin. Önemli şeyler başarmış bütün büyük isimlerin tamamı, defalarca “başarısız” olmuşlardır. Thomas Edison ampulü bir türlü yakamadığında şöyle demiş: “Elektirik ampulünü icat etme konusunda başarısız olmadım; sadece onu yakmadan evvel işe yaramayan yüzlerce yol buldum”. Sözüm ona “başarısızlık” denilen şeyleri alın ve onlardan öğrenecek şeyleri bulun. Bir dahaki sefere nasıl daha iyi yapacağınızı öğrenin.
5. İstediğiniz bir şeye sahip olamıyorsanız bunun tek sebebi çok daha iyi bir şeye sahip olmak üzere olmanızdır.
Biliyorum bazen buna inanmak zor olabiliyor ama bu doğru. Hayatınızı şöyle bir gözden geçirin; olmasını istediğiniz iyi bir şeyin gerçekleşmemesinin çok daha iyi sonuçlar getirdiğine dair sayısız örnek göreceksiniz. Belki de o çok istediğiniz ama giremediğiniz iş, sonradan gelen rahat zamanlı işte olduğu gibi ailenizle daha fazla vkit geçirmenize izin vermeyecekti. Şuna derinden inanın: Her şey olması gerektiği zamanda olması gerektiği gibi oluyor.
6. İçinde bulunduğunuz anı kabul edin ve onurlandırın. Bu an bir daha asla gelmeyebilir.
Her anın içinde çok değerli bir şey vardır. Onu kaybetmeyin. O anda kötü gibi görünen bir şey bile hayatınız için son derece kıymetli bir hazine olabilir: her anı “değerlendirin”.
7. Arzularınızı sevgiyle bırakın.
Birçok insan “aklına takılan” şeylerle yaşıyor. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Gerçekten arzuladığınız şeylere bağlanırsanız, o şeyler gerçekleşmediğinde duygularınız olumsuza döner ve bu tüm hayatınızı etkiler. Bir şeyi istemek iyidir, ama bunu kafaya takmak yerine, istediğiniz şey olsa da olmasa da mutlu olduğunuzu bilmek (mutluluğunuzun o çok istediğiniz şeye bağlı olmadığının farkında kalmak) sizi özgürleştirir ve duygu durumunuz mutlu ya da nötr kalır.
8. Korkularınızı anlayın ve onlara minnet duyun.
Korku muhteşem bir öğretmendir. Ve yendiğiniz her korku sizi muzaffer kılar. Korktuğunuz şey ne olursa olsun (Toplum önünde konuşmak, yüksekli, kedi vb) bilin ki; korkunuzu yenmek için yapmanız gereken şey ısrarla korkunuzun üstüne gitmek ve bu konuda pratik yapmak. Korku bir ilüzyondur ve korkup korkmamak bir seçimdir.
9. Keyif almak için kendinize izin verin.
Birçok insan eğlenmek, rahat hissetmek ve keyif almak konusunda kendilerine izin vermeyecek kadar “problem”lerine ve içlerindeki karmaşaya odaklanmış durumda yaşıyor. Öyle ki o sırunlar olmadan kendilerinin kim olduğunu bile tanımlayamaz durumdalar. Siz mutlu olmak için kendinize izin verin! Çok kısa anlar için bile olsa; olan bitenin zorluğuna değil içinde bulunduğunuz anda ki mutluluk verici olaylara odaklanın.
10. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.
Hayatın bir yarış olduğu öğretiliyor bize: Başarı, kazandığınız para, güzellik, sahip olduklarınız… İlla kıyaslama yapacaksınız, sizden daha azına sahip olanlarla, sizden daha başarısız olanlarla, sizden daha az güzel görünenlerle kıyaslayın kenidinizi ve sahip olduğunuz her şeyle ilgili şükredin. Yine de en iyisi sadece ve sadece kendinizle “yarış”tığınızı fark edin. İçinde bulunduğunuz durumdan daha iyi bir durumda nasıl olacağınıza odaklanın, sizden daha iyi olanlara değil.
11. Kurban değilsiniz, kurban rolü oynamayı bırakın ve kendi yolunuzdan çekilin.
“Kurban” olduğunuzu düşünüyorsanız, bilin ki; sadece kendi düşünce, söz ve hareketlerinizin kurbanısınız. Hiç kimse “size bir şey yapmıyor”. Kendi tecrübenizi kendiniz yaratıyorsunuz (Bkz Madde 1, 2 ve 3). Sorumluluğunuzu üstlenin ve zor durumlardan çıkabileceğinizi BİLİN. Sadece düşünce biçiminizi değiştirmek ve aksiyon geçmek yeterli. “Kurban” psikolojisini bir kenara bırakın ve zafere oynayın!
12. Her şey değişebilir ve değişir de!
“Bu da geçer” ne harika bir cümle, değil mi? Kötü bir duruma düştüğümüzde, o durumdan çıkamayacağımızdan korkarız. Asla değişmeyecektir, hep böyle üzüntü içinde kalacağızdır. Ama ne olur? “O da geçer”… Hep geçmedi mi? Neler atlattınız bir düşünsenize! Hepimizin bir gün öleceği gerçeğini bir tarafa bırakırsak hiçbir şey kalıcı değildir… HİÇBİR ŞEY! Bu yüzden de eski “her şey aynı kalacak” düşünce alışkanlığınızdan hemen kurtulun. Bunun için tek yapmanız gereken bir şekilde harekete geçmek, çünkü işler kendi kendine istediğiniz yönde değişmez; sizin bir şeyler yapmanız gerekir.

13. Her şey mümkündür… HER ŞEY !
Mucize dediğimiz şey her gün herkese olur. Terminal hastalıklardan kurtulup sağlığına kavuşanlardan, en ümitsiz anda ruh eşini bulup mutlu mesut yaşayanlara, dibe vurmuş işlerini düze çıkarıp muazzam servet elde edenlere kadar sayısız mucizeye şahit oldum… Siz de olmuşsunuzdur. Hayatınızdaki mucizeleri fark etmeye niyet edin… Her sabah! İşte o noktada yenilmez olursunuz.
* Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HEPİMİZİN İHTİYACI OLAN BU 10 SİHİRLİ CÜMLEYİ KULLANMAYI ÖĞRENİN..

index_r15_c31

 

 

Eğer hissettiğiniz gibi olduğunuza inanıyorsanız, hayatınız gerçekten de düşüncelerinizden ve duygularınızdan filizlenir. Olumlamalar veya olumlu cümlelerin tekrar tekrar söylenmesi ruh halinizi çok daha yüksek seviyelere çıkarabilir. Düşüncelerimizi kelimelere dökerek ve daha sonra da niyete çevirerek istediğimiz şeylerin gerçek olmasını destekleyebiliriz. Olumlamalar kendini geliştirmenin kanıtlanmış bir yöntemidir çünkü beynimizin yeni bir şekilde çalışmasını sağlarlar ve insanların hayatını değiştirebilirler. Bilimsel kanıtlar da kendinle pozitif konuşmanın beyinde değişiklikler yarattığını doğrulamaktadır. Aşağıdaki 10 güçlü olumlama hayatınızı değiştirebilir:
1- Büyük Şeyler Başarabilirim
En ilham verici olumlamalardan biri günlük olarak kendinize hayatınızda büyük şeyler başarabileceğinizi söylemektir. Tüm vizyonunuza ve hayallerinize odaklanın ve daha sonra bu vizyona duyguları ekleyin. Kendinize söyleyerek ve büyük şeyler başarabileceğinize inanarak bu durumu gerçeğe dönüştürebilirsiniz.
2- Bugün Enerji ve Neşeyle Doluyum
Neşe sizin içinizden gelir, dışarıdan değil. Ayrıca uyanır uyanmaz başlar. Dolayısıyla sabah kalktığınızda bu olumlamayı tekrarlamayı alışkanlık haline getirin.
3- Kendimi Olduğum Gibi Kabul Ediyor ve Seviyorum
Kendini sevmek, sevmenin en saf ve yüksek şeklidir. Kendinizi sevdiğinizde otomatik olarak kendinizi kabullenmeye ve kendinize saygı duymaya başlarsınız. Eğer yaptığınız şeylere özgüven duyar ve bunlardan gururlanırsanız kendinizde yeni bir ışık göreceksiniz. Böylece daha büyük ve güzel şeyler yapmak için cesaretiniz olur ve ilham alırsınız.
4- Vücudum Sağlıklı, Zihnim Parlak ve Ruhum Sakin
Sağlıklı bir vücut sağlıklı bir zihin ve ruhla başlar. Bunlardan herhangi biri olumsuz duygulardan zarar görürse, diğerleri de etkilenir. Hastalığın ve sağlığın bir numaralı kaynağı sizsiniz. Dünyadaki tüm sorunlara bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde size gelmeleri için verdiğiniz izni geri alabilirsiniz Hastalıklarınızı ve kusurlarınızı fethedebilir, her gün yenmeye devam edebilirsiniz.
5- Her Şeyi Yapabileceğime İnanıyorum
Bunu her gün kendinize söylemeniz gerekir. Çünkü hevesli kalmanız için çok önemli bir cümledir. Bunu söyleyerek her şeyi yapabilme, başarabilme yetisine sahip olursunuz
6- Şu An Olan Her Şey Benim Nihai İyiliğim İçin Oluyor
Kurbanlar, kazalar, tesadüfler yoktur. Siz ve çevrenizdekiler parçası olduğunuz şeyleri çekersiniz. Her şeyin gerçekleşmek için bir nedeni olduğuna ve mükemmel bir senkronizasyonla aktığına inanın. Gerçekleşen ve gerçekleşecek her şeyle barış içinde olun. Böylece korkularınız eriyip gider.
7- Hayatımın Mimarı Benim, Temelini Ben Attım ve İçindekileri Ben Seçtim
Her gün uyandığınızda kendinize bu cümleyi söyleyin. Her yeni gün yeni bir başlangıç sunar ve etrafınızdakiler üzerinde bir etki bırakır. Bu günü istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz çünkü hayatınızın mimarı sizsiniz. Eğer gününüze olumlu bir düşünceyle başlarsanız gününüzü mükemmele dönüştürebilirsiniz.
8- Geçmişte Bana Zarar Verenleri Affettim ve Onlardan Sakince Uzaklaştım
Bu yapılanları unuttuğunuz anlamına gelmez ancak yaptıklarıyla ve aldığınız derslerle barışık halde olabilirsiniz. Affetme gücünüz hayatınıza devam etmenizi sağlar ve herhangi bir tecrübeye tepkiniz diğerlerinin sizin hakkında ne düşündüğünden bağımsızdır. 1000 kişiyi affetseniz ve hiçbiri sizi affetmese bile, onların aynı noktaya gelene kadar sahip olamayacağını bildiğiniz bir barış ve özgürlük hissi tadarsınız. Onları affetmek ayrıca size nasıl tepki verdiklerini de anında değiştirir.

9- Zorlukları Başetme Yeteneğim Sınırsızdır, Başarma Potansiyelim Sonsuzdur
Basitçe şöyle söylenebilir: Kendinize koyduklarınız dışında hiçbir limitiniz yoktur. Nasıl bir hayat istiyorsunuz? Sizi durduran ne? Kendinize hangi engelleri zorluyorsunuz? Bu olumlama bütün sınırları fark etmenizi sağlar.
10- Bugün Eski Alışkanlıklarımı Bırakıyorum ve Yeni, Daha Olumlu Alışkanlıklar Ediniyorum
Zor zamanların hayatın geçici dönemleri olduğunu fark edin. Eski alışkanlıklarınızı bıraktıkça bunlar da geçecektir. İçinizde bulunan yaratıcı enerjiyle her şeye uyum gösterebilen bir varlık olmanız sizi sürekli yeni ve parlak fikirlere doğru götürüyor.
Sağlıkla Kalın
kaynak: facebook sağlıkla kal sayfası
Fatoş Pabuççu Tuncay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Başparmağınızla yüzük parmağınızı birkaç saniyeliğine böyle esnetin. Sebebini ise çok seveceksiniz!!!

 


İnsan beyinde en büyük bölüm elimizi ve parmaklarımızı kontrol eden kısımdır. Parmaklarımızda da büyük miktarda sinir uçları bulunmaktadır ve bir teoriye göre belirli bir şekilde bu noktalara basıldığında, vücuda enerji dolaşımına izin veren kanalları bağlamamıza yardımcı oluyor. Bu nedenle elimizin bazı yerlerini kullanarak uyum ve sevincin tadını çıkarabiliriz.

1. Şifa için Gyan Mudra (Bilgi Mudrası)

Nasıl yapılır:

Bir lotus duruşunda oturun ve ellerinizi dizinize koyun, sonra baş parmağınızın ucu ile parmak ucuna dokunun ve kalan üç parmağınızı serbest bırakın.

Faydaları:

  • Konsantrasyonu güçlendirir
  • Rahatlamanıza yardım eder
  • Uykusuzluğun tedavisi
  • Depresyonu giderir

2. Vaya Mudra (Hava Mudrası)

Nasıl yapılır:

İşaret parmağınızı avucunuza doğru katlayın ve baş parmağınızla bastırın. Diğer parmaklarınızı ise uzatın.
Faydaları:

  • aşırı gazı ortadan kaldırır
  • Havayla ilişkili sorunlar, örneğin gaz, gaz değişimi, artrit vb.

3. Şifa için Prithvi Mudra (Toprak Mudrası)

Nasıl yapılır:

Yüzük parmağınızın başparmağının ucuna dokunun ve birbirine dik olarak bastırın. Diğer parmaklarınızı ise dik uzatın.
Faydaları:

  • Vücudunuzdaki toprak öğesini dengeler
  • Kan dolaşımını geliştirir
  • Sindirimi iyileştirir

4. Agni Mudra (Ateş Mudrası):

Nasıl yapılır:
Yüzük parmağını avuca doğru kapatın ve baş parmağınızla bu parmağın ikinci boğumuna bastırın. Diğer parmaklarınızı ise dik uzatın.
Faydaları:

  • Kolesterolü düşürür
  • Yağı azaltır
  • Metabolizmayı hızlandırır

5. Jal Mudra (Varuna Mudra / Su Mudrası)

Baş parmağınızla küçük parmak ucunuza bastırmadan dokunun ve parmakların geri kalan kısmını resimde gösterildiği gibi düz tutun

Faydaları:

  • Vücut ağrılarını azaltır
  • Dolaşımı güçlendirir
  • Ağız kuruluğunu azaltır

6. Shunya Mudra (Boşluk Mudrası)

Nasıl yapılır:

Orta parmağınızın ilk boğumuna başparmak ile bastırılmalıdır.

Faydaları:

  • Baş dönmesini azaltır
  • Kulak, burun ve dil problemiyle baş ederler

7. Prana Şifa (Hayat Çamuru Çubuğu Mudrası)

Nasıl yapılır:

Küçük parmağınızı ve yüzük parmağınızı bükün, ardından bu iki parmağın ucuyla başparmağınızın ucunu birleştirin.

Faydaları:

  • Vücudunuza enerji verir
  • Bağışıklık sisteminizi güçlendirir
  • Göz problemlerini iyileştirir
  • kaynak: su perileri
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KÜÇÜK BİR GEZEGENDE NASIL BÜYÜK YAŞAMALI

little child stand round floral planet

 

Açık olun. Her şeye açık olun. Her ne vuku bulursa, ona açık olun.

2. Bir şeylere tutunmaya çalışmayın. Bırakın giden gitsin, gelen gelsin.

3. Kalbinizde kalın. Her ne olursa olsun gerçek hislerinize sadık kalın.

4. Hayatımızdaki insanlar değişecek. Bunun olmasına izin verin ve sürece güvenin. Amaçlarına hizmet etmiş ve artık derinleşip gelişmeyen ilişkilere tutunmak zorunda değiliz.

5. Evinizi, yaşadığınız yeri değiştirmekten korkmayın. Eğer hislerimize karşı gerçekten açıksak, doğru yerlere yönlendirileceğiz.

6. Yapmakta olduğunuz ya da eğitimini aldığınız işlere saplanıp kalmayın. Kendinize gerçekten ne yapmak istediğinizi sorun. Sizi hangi iş gerçekten mutlu ederdi?

7. Hayatta sevinci arayın. Her ne pahasına olursa olsun. Sizi mutlu eden şeyi bulun ve onu yapın. Her gün. Her zaman.

8. Düzenli bir biçimde kendinize sessiz kalacağınız bir zaman ayırın ve DİNLEMEYİ öğrenin. Hislerinizi dinleyin, sizi neyin mutlu ettiğine kulak verin, sezginizin size söylemeye çalıştığı şeyi dinleyin.

9. SEVMEYE cüret edin! Her nerede bulunuyorsanız bulunun, kiminle birlikte bulunuyorsanız bulunun, her ne yapıyor olursanız olun sevecen bir varlık olun. Kalbinizi açın ve onu açık tutun. Bu sahip olduğumuz en büyük korumadır.

10. Mümkün olduğunca çok yükümlülüğünüzü tamamlayıp bitirin. Buna dünyevi yükümlülükler, ailevi yükümlülükler, mali yükümlülükler, spiritüel yükümlülükler dahildir. Bitirdiğimiz her yükümlülük bizi özgürleştirir.

11. Kişisel olarak artık gereksinim duymadığınız her şeyi bırakın ya da başkasına verin. Dolaplarınızı, kitaplarınızı, malınızı – mülkünüzü, ilişkilerinizi, taahhütlerinizi, sorumluluklarınızı gözden geçirin ve Öz Benliğiniz ile uyum içinde olmayan her şeyden kurtulun. Bunu ölçüp tartmanın bir yolu da, bir şeyin size bir hafiflik ve sevinç mi, yoksa sıkıntılı bir ağırlık mı verdiğini hissetmektir. Bırakmak harika bir duygu verir ve Yeninin yaşamınıza girebilmesi için boşluk yaratır.

12. Dürüst olun. Kastettiğiniz şeyi söyleyin ve söylediğiniz şeyi kastedin.

13. Birbirinize saygı gösterin. Hepimiz muhteşem kozmik varlıklarız. Her birimiz. Sadece, bazılarımız muhteşem kozmik varlıklarımızı çok iyi tebdili – kıyafetlerle gizliyoruz. Kendimize ve birbirimize dürüstlük, saygı ve sevgi ile davranalım. Bu yapabileceğimiz en kökten dönüşüm geçiren şeylerden biridir.

14. Kendimizi tümüyle sevip kabullenmemizin zamanı gelmiştir. Gelin, tüm kendimizden kuşkularımızı, öz saygısından yoksunluğumuzu, kendimizi aşağılayıp yargılamalarımızı bir kerede ve tümüyle bırakalım. İyi, cesur, sevecen nazik ve akıllı varlıklar oluşumuza saygı gösterelim.

15. Güçlü olmaktan korkmayın: Hepimiz güçlüyüz. Hepimiz müthiş yeteneklere sahip son derece muktedir varlıklarız. Hepimizin içinde derin sevgi ve iyilik hazineleri var. Artık gücümüzden korkmamız gerekmiyor. Güçlü olmamız gerekiyor. Açık, berrak olmamız gerekiyor. Ve kendimize ve yeteneklerimize güvenmemiz gerekiyor.

16. Bilinmeyene atlamaktan korkmayın. Orada ne bulunduğu konusunda bir ipucuna sahip olmamamıza rağmen. Doğru, yeni bir yere ulaşmamızın tek yolu, önümüzde ne bulunduğunu göremediğimizde bile, ilerlemeye devam etmektir.

17. Bağışlama özgürlüğün anahtarıdır. Biraz zaman ayırıp, hayatınızdan geçmiş herkesi bağışlayın. Tüm geçmiş deneyimlerinizi bağışlayın. Kendinizi bağışlayın. Hepsini kendi benzersiz yolculuğunuzun, size tam da gelişmek, dönüşüm geçirmek ve özgürleşmek için ihtiyacınız olan şeyi veren bir parçası olarak görün.

18. Her şey için şükran duyun. Kimseniz o olduğunuz için şükran duyun. Yaşamınızın tüm unsurları için şükran duyun. Tüm deneyimleriniz, ilişkileriniz, çevrenizdeki her türlü güzellik için şükran duyun. Karşılaştığınız her iyi davranış, yaşadığınız her sevgi anı, her türlü beslenişiniz için, doğanın verdiği ilham için şükran duyun. Her an, en karanlık anlarımızda bile şükran duyacak o kadar çok şeye sahibiz ki.

19. Her nerede yapabiliyorsanız, orada güzellik yaratın. Her Sevgi ifadesi gibi, güzel olan her şey tüm gezegenin rezonansını yükseltir.

* Küçük Bir Gezegende Nasıl Büyük Yaşamalı kitabından alıntı.
* Yazarı: Solara

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayat kurtaran ritüellere bir yenisi daha ekleniyor :) NEGATİF ENERJİDEN KORUNMA RİTÜELİ

pozitif-enerji1

 

Hayat kurtaran ritüellere bir yenisi daha ekleniyor :). Gün içerisinde hepimiz oradan oraya koşturup duruyoruz. Bedenimiz sabit kalsa da zihnimizde sürekli bir şeyler var. Onun sıkıntısı, bunun derdi, şunun bilmem nesi derken kendimizi çoğunlukla unutuyoruz. Kendimizi unuttuğumuz yetmiyormuş gibi yaşadıklarımızın, dinlediklerimizin, gördüklerimizin de enerjilerini üzerimize alıyoruz ve bizi ele geçirmelerine farkında olmadan izin veriyoruz.
İşle ilgili bir durum yaşanıyor enerjimiz düşüyor. Sevdiğimiz bir arkadaşımızın sıkıntısını dinliyoruz enerjimiz düşüyor. Yeri geliyor fesat, kötü niyetli insanlarla aynı ortamda bulunuyoruz enerjimiz düşüyor… Ve bu düşüklük bizi öyle etkiliyor ki hayatımızın standartı aynı düşüklük enerjisinde dibi görüyor. Sonra da ah bize nazar değdi oluyor! Aslında nazar filan değmiyor. Buna biz izin veriyoruz. Peki bu nazar gibi görünen negatif enerjilerden nasıl kurtulabiliriz? –Kendimizi kapatarak!
NEGATİF ENERJİDEN KORUNMA RİTÜELİ
Her gün evden çıkmadan önce ( her nereye gidiyorsanız fark etmez ) kendinize şunu söyleyin; ‘’ Kendimi ve enerjimi korumaya alıyorum. Benim izinim olmadan hiç kime, hiçbir olay enerjimi düşüremez ve etkileyemez. Gün boyu en yüksek enerjide kalmayı seçiyorum. ‘’
Bu cümleyi sesli olarak iki kez söylediğiniz zaman vücudunuzdaki enerji değişimini hissedeceksiniz.
Diyelim ki buna rağmen bir olay-kişi sizi çok etkiledi. Bunun farkına vardığımız an hemen şu cümleyi söyleyin ( yalnız değilseniz sesli olarak söylemeyin. İçinizden geçirseniz de yeterli olur. Malum bazı kesim bize deli gözüyle bakıyor:) ) : ‘’ Bu durumda enerjimin düştüğünün farkındayım. Bir başkasının enerjisi beni etkileyemez. Ne olursa olsun pozitif enerjide kalmayı seçiyorum. ‘’
Akşam eve girdiğiniz zaman : ‘’ Gün içinde farkında olduğum ve olamadığım tüm olumsuz enerjiler geride kaldı. Beni ve bulunduğum alanı (evimi) hiçbir şekilde etkileyemez. Kendi pozitif enerjimle, diğer(negatif) enerjiler arasındaki bağları yok ediyorum.  ‘’
Bu çalışmayı içselleştirip günlük hayatınıza monte ettiğiniz zaman inanılmaz faydasını göreceksiniz. Unutmayın ki kelimelerin büyülü bir etkisi vardır.
Can Perimcek

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Renklerin Anlamları ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri

 

Yalnızlığı, üzüntüyü, depresyonu, bilgeliği, güveni ve sadakati simgeler. Psikologların hasta görüşmelerinde mavi renkli giysiler asla giymemelidirler. İş görüşmelerine mavi giyerek gitmek kararlılığı ve bağlılığı ifade eder. İş görüşmelerine giden kişilerin kostümlerinde mavi rengi tercih etmeleri işe kabul edilmelerini sağlayabilir.

2.) Yeşil

Pek çok kavramla ilişkili olarak karşımıza çıkar, bunların içinde en güçlüsü ve evrensel olanı doğadır. Buna bağlı olarak ayrıca yaşamı, gençliği, yenilenmeyi, ümitleri ve dinçliği simgeler. Yeşil, gözler için en rahat renktir ve görme gücünü arttırır. Sakinleştiricidir ve sinir sistemi üzerinde doğal bir etki yapar. Yeşil aynı zamanda hastanelerde de tercih bir renktir. Çünkü hastaların rahatlamasını sağlar.

3.) Sarı

Parlak limon sarısı gözü en çok yoran renktir. Aynı zamanda sarı renk metabolizmayı hızlandırır. Odanızı parlak sarıya boyarsanız bebeklerin ağlamasına ve erişkinlerin sinirlenmelerine yol açarsınız. Ayrıca sarı sayfalı not defteri ve bilgisayar ekranında sarı renkli arka fon pek iyi bir fikir degildir. Beyninizi ve gözlerinizi yorar.

4.) Kırmızı

Kırmızı, hakimiyet kuran bir renktir. Kırmızı rengi tercih edenlerin kişilik analizlerinde, bu kişilerin güç ve iktidara düşkün oldukları görülür. Bu kişiler aktif, atılgan, girişken olup kazanmayı ve elde etmeyi sever. Belirleyici ve yönlendiricidir. Arzuludur, iştahlıdır, hırslıdır. Duygularını anlatırken tepkiseldir. Liderlik ve önderlik özellikleri toplumca hemen fark edilir.

5.) Beyaz

Saflığı, temizliği ve masumiyeti simgeler. Pek çok kültürde gelinler beyaz giyer. Ayrıca temizliği simgeler. Bu yüzden doktorlar, hemşireler ve laboratuvar teknisyenleri steril görünmek icin beyaz giyerler. Beyaz rengi seven insanlar genellikle, temizliği, aydınlığı ve düşünmeyi seven, hayal dünyası geniş, soğukkanlı ve uzlaşmacı kişilerdir.

6.) Siyah

Tartışmalı bir renktir. Bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötülük ile düşünülürken, diğer taraftan sadakat, sebat, dayanıklılık, ihtiyat, bilgelik ve güvenilirlik ile ilişkilendirilir. Bir tarafta yönetim ve güç anlamına gelirken diğer taraftan acı, keder ve yas anlamına gelir. Siyah rengi seven insanlar genellikle özgüveni yüksek, azimli ve kararlı kimselerdir. Kendi kararlarını kendileri vermek isterler.

7.) Kahverengi

Toprağın ve ahşabın rengidir. Sağlam ve güvenilir bir his verir. Kahverengi doğal, rahat ve açık bir atmosfer yaratmayı sağlar. Durağanlık, güçlülük, olgunluk ve güvenilirlik mesajları iletir. Kahverengiyi seven insanların tenleri genellikle hassas ve duyarlıdır. Duygusal yönleri ağır basar. Kendilerini güvende hissedecekleri tanıdık ortamlara ihtiyaç duyarlar.

8.) Turuncu

Turuncu dışa dönük, heyecan ve mutluluk verici, dinamik, dikkat çekici, çarpıcı ve iç açıcı bir renktir. Kırmızıdan sonraki en sıcak renk olan turuncu gösterişin ve şatafatın rengidir, fakat kırmızı kadar rahatsız edici değildir. Turuncu renk metabolizmayı hızlandırır. Canlılık, cesaret ve güven verir. Zihni harekete geçirir.Turuncu rengi seven insanlar genellikle dışa dönük, hareketli, neşeli ve sosyal ilişkileri kuvvetlidir.

9.) Gri

Siyah ve beyaz renklerin değişik oranlarda karıştırılması elde edilen bir renk olan gri, gözün en rahat algıladığı renklerden biridir. Alçak gönüllülüğü ifade eden, uzlaştırıcı ve denge unsuru olan bir renktir. Ciddiyet ve hareketsiziliği çağrıştırır. Diplomatik ve ağır ortamlarda denge unsuru ve uzlaştırıcı olarak kullanılabilir. Kullanıldığı ortamlarda bunaltıcı bir havaya neden olabileceği için fazla tercih edilmeyen bir renktir.

 

10.) Mor

Asaletin rengidir. Lüks hayat, zenginlik ve zarafeti simgeler. Aynı zamanda romantizmin, duygusallığın ve tutkunun rengidir. Beyinsel faaliyetleri ve sanatsal düşünceyi arttıran mor, özellikle sanatçıların çalışma ortamları için uygun olabilir.

Kaynak: Nörolog Mehmet Yavuz, renklerinanlamlari.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eskiden Okullar da Dersmiş…

img_8682

Ayakta bir şeyler yiyip içilmez.

Eller pantalonun cebine sokulmaz.

Başkasının kusurlarıyla alay edilmez.

Emanetler fazla geciktirilmez.

Pazarlık yapılan mal fazla kötülenmez.

Telefon eden, önce kendini tanıtır.

Kalabalıkta çiklet çiğnenmez.

Hiç bir yere ağızda sigarayla girilmez.

Sokak ortasında durarak konuşulmaz.

Kusur yüze karşı açık açık söylenmez

Alay ve kötüleme ima ile bile yapılmaz.

Yerlere tükürülmez ve çevre kirletilmez

Bencillik, ancak çocuklarda ayıplanmaz

Aksırırken el veya mendille ağız kapanır.

Toplu yerlerde yüksek sesle konuşulmaz.

Uzun zaman kalan misafire bir oda ayrılır.

Yemek davetinde yemekler geciktirilmez.

Sıra olan yerlerde sıraya geçilir, sıra bozulmaz.

Başkasının yanında ayakları uzatarak oturulmaz.

Bir konuyu reddederken ciddi ve terbiyeli olunur.

Başkasının lafı kesilmez, devamlı da konuşulmaz.

Erkeği olmayan eve, erkeğin ziyareti hoş karşılanmaz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KIRKLI YAŞLARDAN SONRAKİ FARKINDALIKLARIM *

16194922_589149711295526_2151746852320131659_n1
Bazı şeyler için artık sabrım yok;
ukala biri haline geldiğim için değil,
aksine hayatımda artık beni mutsuz eden
ya da üzen şeyler ile
vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim
bir noktaya ulaştığım için…
Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere
ve hangi türden olursa olsun
talep ve beklentilere artık sabrım yok.
Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye
ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim.
Artık yalan söyleyen,ve beni yönetmek isteyen insanlara
bir tek dakika bile harcamak istemiyorum.
Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum.
Çok bilmişlige ve akademik ukalalığa tahammülüm yok.
Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum.
Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan,nefret ediyorum.
Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan.bir dünyaya inanıyorum,
bu nedenle katı ve toleransı olmayan insanlardan kaçınıyorum.
Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum.
Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum.
Abartılar beni sıkıyor.Ve her şeyin de üzerinde,
Sabrımı hak etmeyen hiç kimseye Sabrım yok..

MERYL STREEP

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatta herkes bir şekilde mucize istiyor.

mucize%20kapi1

 

Hayatta herkes bir şekilde mucize istiyor. Danışanlarımdan duyduğum cümleler;

Artık bir mucize istiyorum!
Öyle bir şey olsun ki hayatım değişsin…
Mucizeyi istiyorum ama olmuyor…
Tam olacakken olmadı, çok şanssızım.
Ve buna benzer yüzlercesi… İyi hoş mucizeyi istiyorsun da senin farkın ne? Yüzlerce, binlerce, milyonlarca isteyen insandan farkın ne? Ne kadar inanıyorsun? Ne denli istiyorsun? Bunun için ne yapıyorsun? Öyle bir hale gelmişiz ki, sihirli bir el bize dokunsun ve hayatımız değişsin istiyoruz. Tembelliği fazlasıyla içselleştirmişiz. Biz hiçbir şey yapmayalım istiyoruz. Gerekirse parasını verelim ama biz bir şey yapmayalım. Eminim ki ‘mucize’ hapı çıksa ve deseler ki bunu içen herkes mutlu olacak ve istediği her şey gerçekleşecek! ne olur sizce??  Evet, ilaç sektöründe büyük bir patlama olur:)

Gerçi böyle bir hapın çıkmasına gerek yok. Onun yerine zaten meleklerden yardım istiyorsunuz, meditasyonlar yapıyorsunuz, kuantum muantum derken elinizde yine acı yaşanmışlıklar kalıyor değil mi? Sonra da dönüp, e ben meleklerden yardım istedim olmadı! Meditasyon yaptım olmadı, hissedemedim, yapamadım falan filan… Üzgünüm ama bir şeyi yaparken gerçekten ne için yaptığınızı bilmiyorsanız ve kendi duygularınızın, his durumlarınızın farkında değilseniz isterseniz 20 saat kesintisiz yardım isteyin meleklerden yine olmayacak yine olmayacak. Yanlış anlaşılmasın ben asla bu çalışmaları kötülemiyorum, aksine benimde severek inanarak yaptığım çalışmalar bunlar. Benim anlatmak istediğim sadece ‘istemek’ le olmuyor bu işler. Sonra suçu meleklere, meditasyona, kuantuma, evrene atmayın.
Birebir koçluk yaptığım danışanlarımda da aynı durumu gözlemliyorum. İki kişinin durumuna gelin birlikte bakalım. A kişisi ile uzun dönemdir çalışıyoruz ve önümüze bir hedef koyuyoruz. B kişisi ile çok kısa dönemdir çalışıyoruz ve yine aynı hedefi önümüze koyuyoruz. A kişisi bakıldığı zaman daha fazla yol alması gerekirsen B kişisi on gün içerisinde hedefe ulaşıyor ve ikinci hedefini belirliyor. A kişisi ise hala yerinde sayıyor.  Fark ne sizce? İkisiyle de aynı seansı yapıyoruz. İkisiyle de aynı hedefi belirliyoruz ama B kişisi daha kısa sürede ulaşıyor hedefine. Sebebi ise çok basit. Sade ve sadece ‘inanıyor’ ve hedefe, sonuca odaklanıyor.  A kişisi ise istiyor fakat bilinçaltında olmayacağına dair kodlar var. İnancı zayıf. Kendine hak olarak görmüyor belirlediği hedefi.
NE YAPMALIYIZ? MUCİZELERİ HAYATIMIZA NASIL ÇEKECEĞİZ?
Öncelikle yeni bir şeye niyet ederken ve bunun için bir adım atmaya hazırlanırken geride kalan adımlarımızın sağlam olması gerekiyor. Geride kalan adımlarımız derken? Geçmiş yaşanmışlıklarımız, geçmiş deneyimlerimiz. Her ne olduysa oldu. Artık bunların yükünden kurtulmamız gerekiyor. Kurtulmaktan kasıt geçmişinizi yok sayın onları hiç yaşanmamış gibi düşünün demek değil. Çoğu kişi burada büyük bir hata yapıyor. Tam tersi ne yaşandıysa yaşandı ve bunlarla el ele vererek yolunuza sevgi ile devam etmeniz gerekiyor. Yaşadığınız olayların bir türlü etkisinden çıkamıyorsanız Regresyon çalışması yaptırmanızı öneriyorum. Bunu yapmadığınız zaman bilinciniz, odağınız, enerjiniz her daim o olayın etkisinde olacak ve sağlıklı bir şekilde ilerleyemeyeceksiniz. Bu tıpkı ana haber bültenlerini sunan sunuculara benzemektedir. Düşünsenize haberler başlıyor ve bir ton felaket haber gösteriliyor. Kadın cinayetleri, çocuk tacizleri, yangınlar, depremler, iflaslar, trafik kazaları… Sonra haberler bitiyor ve sunucumuz bize gülümseyerek ‘’ Yarın tekrardan bilmem şu saatte görüşmek üzere HOŞÇAKALIN-SEVGİYLE KALIN-ESEN KALIN- İYİ AKŞAMLAR- İYİ GECELER ‘’ diyor. İroniye bakar mısınız! Sen onlarca olumsuzlukları ver ver ver sonra da gülümseyerek ‘iyi’ dileklerde bulun. Mümkün mü böyle bir şey? Tabii ki asla! Beynimiz her an kayıt durumunda. İzlediği dinlediği her şeyi kaydediyor ve ona uygun inançlar oluşturup hayatımızı şekillendiriyor.
OLUMSUZ ENERJİLERDEN UZAKLAŞIN !
Sizi olumsuz etkileyen, aşağı çeken ne varsa kaçarak uzaklaşın o’ndan! Mesela yeni bir karar aldınız diyelim ve heyecandan uçuyorsunuz. Sonra bunu ailenizden ya da arkadaşlarınızdan birisine anlattınız. Bu kararınız anlattığınız kişiye pek mantıklı gelmeyebilir. Hayal ürünü olarak görebilir. Ve size kendi kısıtlayıcı, olumsuz tüm cümlelerini aktaracaktır. Haliyle karşı tarafın enerjisi sizi fazlasıyla etkileyecek ve belki de sizi bu kararınızdan vazgeçirecektir. Ee ne oldu şimdi? Başlamadan bitti. Sonra kendinizle baş başa kaldığınız zaman o sizi heyecanlandıran düşünceniz aklınıza gelecek ve mutsuz olacaksınız. Oysa ne de güzel bir giriş yapmıştınız.
Evren her zaman onaylayandır unutmayın. Enerji yasalarında benzer enerjiler birbirini çeker. Bir şeye niyet ettiğiniz zaman onu destekleyici enerjiler üretip devamlılığını sağlamanız gerekiyor. Bir yandan isterken diğer yandan olmayacağına dair şüpheci cümleler kullanırsanız sonuç olarak olmayacaktır. Çünkü cümlelerimiz inançlarımızı temsil etmektedir. Hani çok yaygın bir cümle vardır ya, ‘’ ben biliyordum başıma bunların geleceğini ‘’ diye. Ve bu cümleyi her zaman olumsuz olaylar için kullanırlar. Çünkü bilinç öyle işliyor ve ona inanıyor. Haliyle evren de bilincini, inancını destekleyen gerçekler yaratıyor. Yani onaylıyor.

10 GÜNLÜK UYGULAMA !
Lütfen sade ve sadece on gün boyunca bunları uygulayın ve enerjinizdeki değişimleri gözlemleyin. Kendinizi daha huzurlu, daha dingin, daha rahatlamış hissedeceksiniz.
Olumsuz hiçbir şey düşünmeyin. Sadece mutluluğa odaklanın.
Haberleri izlemeyin.
Duygu durumunuzu düşürecek sizi melankoliye itecek hiçbir şarkıyı dinlemeyin. Tam tersi ruhunuzu kıpır kıpır yapacak, sizde enerji patlaması yaratacak hareketli şarkılar dinleyin. Ve hatta alarm müziğinizi değiştirerek güne öyle başlayın! Aynı şekilde dram filmleri izlemeyin. Enerjinizi düşürecek tarz filmlerden uzak durun. Ve her gün 1 tane komedi filmi izleyin.
Sürekli görüştüğünüz iletişimde olduğunuz insanların listesini çıkarın. Aile arkadaş…. Ve bu kişilerin karşısına sizde uyandırdığı hissi yazın. Mesela yakın bir dostunuzu yazın ve onunla ilgili aklınıza gelen ilk şeyi yazın. ( İnatçı, hırslı, neşeli, melankolik vb.. ) Üzerinde düşünmeyin. Sonra bu listedeki kişilerden size olumsuz enerji geldiğini hissettiğiniz isimleri işaretleyin. Ve bu on gün boyunca bu kişilerle çok fazla iletişime geçmeyin. Ailenizi yok sayın filan demiyorum. Sadece size yansıttıkları enerjilerin farkına varmanız için söylüyorum. Buradaki amaç enerjimizi düşüren kişilerin farkına varıp onların etkisi altına girmeden devam etmek.  Size olumlu destekleyici enerji veren insanları ayırın ve onlarla daha çok vakit geçirin. Hayallerinizden bahsedin mesela. Saatlerce konuşun. Sizi destekleyecek arkadaşlarınız yoksa eğer evrenden bunu dilemeniz yeterli!
Her gün tek başınıza 1 saat dışarıya çıkın ve yürüyüş yapın. Ya da size iyi gelecek olan başka bir şeyi yapın. Ne olursa olsun bu bir saat boyunca sadece yalnız olun.
Her gün kendiniz için yeni bir şey düşünün.
Her gün hiç tanımadığınız birisine bir iyilik yapın.
Her gün dileklerinizi yeni sayfalara yazın ve on gün sonunda bu kâğıtları yakıp toprağa gömün.
Her gün aynanın karşısına geçin ve on dakika boyunca kendinizi sevin. Kendinizle gurur duyun.
Bunları eksiksiz yaptığınız zaman enerjinizdeki değişime inanamayacaksınız! Eksiksiz diyorum çünkü yeniliği isteyen çoğu insan kendine değer vermediği için yarıda bırakıyor ve günlük koşturmaca içerisinde mutlu yarınları her zaman erteliyor. Kendinize inanıp değer vermeye başladığınız zaman hayatınız mucizeler balosuna dönüşüyor inanın!
Can Perimcek

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KALBİMİZLE DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLİRİZ – ”REZONANS KANUNU”

rezonans-kanunu1

 

 

Eğer şu ana kadar isteklerimiz gerçekleşmediyse, en şiddetli arzularımıza ulaşamadıysa; eğer hayatımıza hiç istemediğimiz şeyler girdiyse, eğer mutsuzsak veya yenilgiye uğradıysak, bütün bunların sebebini Rezonans Kanununda bulabiliriz “
Pierre Franckh, bu kitabında Rezonans Kanununu kavrayıp onu nasıl kullanacağımızı anlamaya başladığımız anda, hayatımızdaki her şeyin mümkün olabileceğini anlatıyor Yazar, hayatımızı kalbimizle değiştirebileceğimizin de altını çiziyor
Düşünce gücümüzle maddeye etki edebilir miyiz?
Kim olmayı istiyorsun?
İsteklerimizi hangi yolla yayıyoruz?
ideal partneri yaşamımıza çekmemizi sağlayan en uygun rezonans alanını nasıl oluştururuz?
Rezonans alanın yazılı ve görsel izlenimlere nasıl tepki verir?
Eğer istediğimiz sonuçları elde etmeye çalışıyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız Çünkü hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur ve biz isteklerimizi yönetebiliriz
İmkansız, sadece bizim imkansız olduğunu düşündüğümüz şeydir
Belki de şu anda imkansız olduğunu düşündüğün şey, işte bu sınırsız olanakların imkansız olmadığı fikridir Öyleyse bu senin şahsi kanaatindir Bunun doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü bir tarafı yok Bu senin, kendi kanaatindir ve yaşamın da bu doğrultu da ilerleyip gelişecektir
Ama ya hayat görüşün ve inandıkların yanlış bilgi ve olgulara dayanıyorsa?
En yeni bilimsel araştırmalar, duygu, düşünce ve inançlarımız sayesinde olduğumuzu, hiçbir şüpheye yer bırakmazsızın ispatlıyor Zira duygularımızla desteklenmiş ve kaydedilmiş inançlarımız muazzam bir rezonans alanı oluşturuyor Ve bu rezonans alanındaki titreşimlerle uyum içinde olan her şey, evet dünya üzerindeki her şey, bu titreşime ayak uydurmak durumunda kalıyor
Demek ki asıl soru şu: Sen şu anda hangi rezonans alanını oluşturuyorsun? Ve bu soruyla kendimizi konunun tam ortasında buluyoruz
Rezonans Nedir?
Resonantia = Akis
Rezonans = Eko, yankı, titreşim
Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır Bu, madde içinde böyledir Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir
Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir
Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur
Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor:
BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER
Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir
Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki Ama içimizdeki “negatif titreşim enerjisi” olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir
İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir
İsteklerimizi Hangi Yolla Yayıyoruz?
“Ön yargıları yıkma, atomu parçalamaktan daha zordur” Albert Einstein
Kalp, ezelden beri sevginin en kuvvetli sembolü ve duygularımızın merkezi olarak kabul edilirdi Ama sonra tıp ve modern bilim ortaya çıktı ve bize, kalbin sadece vücudumuzda kanın dolaşımını sağlayan bir pompa olduğunu yutturmaya çalıştı Biz “normal insanlar” ise, elimizde halihazırda bunun aksini kanıtlayacak herhangi bir delilimiz olmamasına rağmen, kalbimizin duygularımızın merkezi olduğu inancımızı asla kaybetmedik 1993 yılında duyguların insan vücudu üzerindeki hakimiyeti hakkında bir araştırma yapılmak istenmiş ve bunun için duygularımızın oluşumundan sorumlu olduğu düşünülen bölgeye, yani kalbimize odaklanılmış Oldukça çabuk, daha araştırmaların başında herkesi hayrete düşüren bir şey tespit edildi ve bu buluşun neden daha önce yapılmadığının şaşkınlığı yaşandı Bu nefes kesici buluş; kalbin muazzam büyük bir enerji alanıyla çevrili oluşuydu Burada bahsedilen alanının çapı yaklaşık iki buçuk metredir
Bir düşünün, kalbimiz beynimizin oluşturduğundan çok daha büyük bir enerji alanı oluşturuyor Bilim şimdiye kadar beynin, sahip olduğu elektromanyetik nabızlarla en büyük yayın alanına sahip olduğunu varsayıyordu Ama şimdi bundan çok daha büyük bir enerji alanı bulundu, insan vücudundan dışarı uzanacak kadar kuvvetli bir enerji Böylece ilk şaşkınlık atılmasıyla birlikte, akıllara kalbimizin etrafındaki bu enerji alanın nasıl bir görevi olduğu sorusu geldi Geldiğimiz noktada ulaştığımız bilgiler şaşırtıcı olduğu kadar önemlidir de
Kalbimiz tarafından oluşturulan elektromanyetik alan vücudumuzdaki organlarla iletişim halindedir Hatta beyin ve kalbin arasında bir bağlantının bulunduğu ve bu bağlantıyla kalbin beyne hangi hormonları, endorfini ya da diğer kimyasalları salgılaması gerektiğini bildirdiği kanıtlanabildi
Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, aktiviteleri için gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor
Hepsi bu kadar da değil! bilim adamları araştırmalarında kalbimizden yayılan bu elektromanyetik alanın sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığını ve gücünü diğer önemli bir kaynaktan, kanaatlerimizden; yani derin bir inançla bağlandığımız ve hayatımıza doğrultusunda yön verdiğimiz düşüncelerimizden aldığını buldular Bütün duygu ve düşüncelerimiz kalbimizin enerjisinde bilgi olarak bulunmakta ve vücudumuzdan yayılan en kuvvetli sinyal olarak sadece beynimize ve organlarımıza değil, aynı zamanda dünyanın derinliklerine doğru taşınmaktadır Bu ezeli gerçeğin yansımalarını “kendini derin bir inançla savunmak” “bir şeyi kalpten istemek” ve tabii “kalbinin sesini dinlemek” gibi bazı deyimlerimizde görmek mümkündür
Kalbimiz, inanç ve duygularımızı elektromanyetik titreşimlere ve dalgalara dönüştüren bir tür aracı olarak hizmet eder Ve bu elektromanyetik dalgalar vücudumuzla sınırlı kalmaz, bütün çevremize uzanır, bizi kuşatan her şeyle iletişim halindedir Kalbimiz, bütün inançlarımızı, geleceğe yönelik düşlerimizi ve duygularımızı başka bir dile, titreşimlerin ve dalgaların kodlanmış diline çevirir ve bunları evrene gönderir
İnançlarımız kalbimizin yaydığı elektromanyetik dalgalar sayesinde fiziksel dünyayla etki alışverişinde bulunur Yayılan bu enerjinin ne denli büyük olduğunu HeartMath Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalar gözler önüne seriyor:
Kalbin elektrik akımı (EKG), beyinde oluşan elektrik akımından (EEG) altmış kez daha kuvvetlidir
Kalbin manyetik alanı ise beyninkinden beş bin kez daha kuvvetlidir
Demek ki kalbimizle, beynimizle yaydığımızdan çok daha fazla enerji yayıyoruz Peki bunu bilmek, bizim için neden bu kadar önemli? Çok basit, çünkü bu sayede, bazı dileklerimiz hemen gerçekleşirken, bazılarının gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen neden bir türlü tezahür etmediğini anlıyoruz
İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan olumlama (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle, genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı dünyaya yayar Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir
İnançlarımızı duygularımızla desteklediğimiz zaman yaydığımız enerji çok daha büyük olur Ama üzgün, depresif ya da bitkinsek, istediğimiz şeyi dileyebiliriz, bu durumda kalbimizden yaydığımız hüzünlü duygular, mantığımızdan gelen isteklerden her zaman daha güçlü olacaktır Peygamberle, günümüzün ve geçmişin dünyaca ünlü alimleri ve bilgeleri ısrarla “Kalp gözüyle görmeyi” öğrenmemizi söylerler
Kalbimizle Dünyayı Değiştirebiliriz
Tüm bu anlatılanlar, sahip olduğumuz inançların evrene yollandığı ve Rezonans Kanununun esaslarına göre evrende kendileriyle aynı titreşimdeki enerjileri aradığı anlamına gelir
Benzerler birbirini çeker Bizim enerjimizle rezonans içinde olan her şey hayatımızda tahakkuk edecektir Sözün özü; inandığımız her şey yaşamımızda gerçekleşecektir
Bu nedenle, isterken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar:
Ne dilersen dile, bunu mantık seviyesinden kalp seviyesine taşı,
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için, bunun mümkün olduğuna kesinlikle inanmalıyız
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için önce kendimizi mutlu bir ruh haline sokmalıyız
Öncelikle bilincimizi hedefimize yönlendirmeliyiz ki, hayatımızda gerçekleştirmek istediğimiz şeylerle etkileşime geçebilelim Hayatımızda sadece derinden inandığımız şeyler gerçekleşebilir Bu en başta kendi hakkımızdaki düşüncemiz için geçerlidir Kendimizle ilgili görüşlerimiz yaşayacaklarımızı belirler Tabii ki bu, bir şeyleri harekete geçirebilmek için gerekli olan güç ve kudrete sahip olabilmek için, bu kudretin bize dışarıdan verilmediğini, içimizden husule geldiğini anlamamız gerektiği anlamına da geliyor Demek ki dış dünya, her zaman bizim iç alemimizi yansıtır
İnançlarımız Dış Alemimizi Değiştirmeyi Nasıl Başarıyor?
Son yıllarda modern bilimin tespitlerinde köklü değişiklikler oldu Değişim 1995 yılında Rus Bilim Akademisi’nde Vladimir Poponin ve Peter Gariaev yönetimindeki araştırmalarla başladı Bu iki bilim adamının deneylerinin sonuçları o kadar hayret vericiydi ki, bu deneyler Amerika’da tekrar edildi ve sonuçta orada kamuoyuna duyuruldu
Vladimir Poponin ve Peter Gariaev, “foton” adı verilen ışık parçacıkları vasıtasıyla DNA’nın tutumunu incelemek istiyorlardı Bu test serisinde vakum oluşturmak için bir borunun içindeki tüm havayı aldılar Artık vakumda bile kesin bir hiçlik olmadığı biliniyor Her mekanda özel aletlerle oldukça isabetli ölçülebilen fotonlar (ışık enerjisi) kalıyor Böylece fotonlar borunun vakumunda oldukça düzensiz bir şekilde dağıldı
Bir sonraki adımda boruya insan DNA’sı verildi Ve o anda çok şaşırtıcı birşey oldu Parçacıklar DNA’nın varlığında daha farklı sıralandı DNA, fotonlara direkt olarak etki ediyordu Sanki görünmez bir güçle, fotonları, boruda düzenli bir şekilde sıralamıştı Artık bu deneyde kesinleşen şey şuydu; İnsanın DNA’sı, fiziksel dünyaya direkt etki ediyor
Klasik fizikte, daha önce böyle bir şey gözlemlenmemişti Dahası, klasik fiziğin alışılagelmiş mantığında, böyle bir şeye yer yoktu Yani fotonlar insanların açıklayamadığı bir tutum sergiliyordu Aslında bu yeteri kadar heyecan vericiydi, ama daha sonra olanlar tartışmasız bir devrim niteliğindeydi…Bilim adamları, DNA’yı borudan aldıkları zaman, fotonların düzenli sıralarını bozup dağınık hallerine geri döneceklerini düşünmüştü Ama beklenenin tam tersi oldu! Fotonlar sanki DNA hala oradaymış gibi düzenli sıralarında kaldı
Araştırmacılar deneyleri defalarca tekrarladılar, varılan sonuç aynıydı; fiziksel olarak ayrılsalar bile DNA ve fotonlar arasında hala bir bağ vardı Görünüşe göre, kuantum fiziğinin “kuantum alanı” dediği bir alan aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıydılar Boşluk olarak tabir ettiğimiz şey aslında hiç de “boş” değildir, bilakis içinde milyarlarca verilerin dalgalar aracılığı ile hareket ettiği ve yayıldığı bir alandır
Bu deney Rezonans Kanununu anlayabilmemiz için oldukça aydınlatıcı olmuştur Ayrıca bu enerji alanını ayrıcalıklı kılan ise; tanıdığımız hiçbir enerji türüne benzememesidir
Sıkı dokunmuş bir ağ gibi işlediği görülen enerji yüklü bu alan, iç ve dış alemimiz arasında bir nevi köprü görevi görür
Tıpkı ses dalgalarının, havayı taşıyıcı olarak kullandığı gibi, yaydığımız inanç ve düşünce gücü de dünyaya taşınabilmek için bir aracıya ihtiyaç duyar Burada, kuantum alanı devreye girerek, bu aracılık görevini üslenir
Bu enerji alanı, farkında olsak da olmasak da her şeyle ve herkesle bağlantı içinde olmamızı mümkün kılar
Bu esnada “alıcının” bizden ne kadar uzaklıkta olduğunun hiçbir rolü yoktur Bu alıcı yan komşumuz da olabilir, dünyanın öbür ucunda bulunan bir kişi de olabilir Oluşturulan ve yayılan rezonans alanı, her zaman doğru kişiye ulaşır Böylece istediğimiz hedefimizle aramızda, enerji yoluyla kesin ve aktif bir bağlantı kurabileceksek eğer, neden en büyük arzularımızın gerçekleşmesi için daha fazla bekleyelim ki?

Kuantum alanı sayesinde herşeyle ve herkesle hemen bağlantıya geçebiliriz Tek yapmamız gereken şey bunun için bir adım atmaktır;
Rezonans Kanunu, her zaman “evet” der
İnançlarını her zaman doğru çıkarır
Sana karşı gelmez
Mesela, hayatının önemsiz olduğuna ve hiçbir anlam taşımadığına mı inanıyorsun, bu inancın, onaylanacaktır
Gerçek, büyük bir aşkı hak ettiğine mi inanıyorsun, para, manevi ve maddi zenginliği hak ettiğine; hayatının derin, her şeyi kuşatan bir anlamı olduğuna mı inanıyorsun, bu inancın yaşamında gerçekleşecektir
Neye inandığın enerjinin umurunda değildir, inancın yüksek ahlaki değerler taşıyabilir ya da çok kötü bir şey olabilir sana fayda sağlayabilir ya da hayatını zorlaştırabilir, enerji işin ahlaki kısmıyla ilgilenmez ve yargılamaz
Enerji daima senin yaydığın içtekiler doğrultusunda çalışır
İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış dünyada da karşımıza çıkacaktır
Dünyada karşılaştığımız her şeyin bir kaynağı vardır ve bu kaynak düşüncelerimizdedir Eğer istediğimiz sonuçlara ulaşmak istiyorsak, düşüncelerimizi kontrol etmeye başlamalıyız, çünkü düşündüğümüz her şey bir rezonans alanı oluşturur
Uzun süreli ve sık olarak düşündüğümüz, hissettiğimiz ve söylediğimiz her şey rezonans alanımızı yoğunlaştırır Bu yüzden kaybetmek hakkında her düşünce kaybetmek, kazanmak hakkındaki her inanç da kazanma ihtimalini kuvvetlendirir Bu yüzden dış dünyada değiştirmek istediğimiz her şeyi düşünce gücümüzle değiştirebiliriz
İçindeki yaratıcılığı hatırla ve onu bilinçli olarak kendi iyiliğin için ve diğer insanların iyiliği için kullan!
Arzularımız gerçekleşmek üzere bizi nasıl bulur?
Artık aydınlık getirmemiz gereken tek nokta, bizimle etkileşime geçen enerjinin, bizi nasıl bulacağı konusudur Sonuçta evrende milyarlarca DNA var ve bunların her biri enerji alışverişinde bulunuyor Peki, evren arzularımızı, daha doğrusu arzulananı yolunu şaşırmadan bize nasıl iletir?
Bir yandan sürekli “yayındayız” Rezonans alanımızı durmaksızın pozitif ve negatif düşüncelerimizle programlıyoruz İstek ve amaçlarımızı koruduğumuz sürece, korku ve endişelerimiz içinde aynı şey geçerli, rezonans alanımız bizimle aynı titreşimde olanları bize çeker Diğer yandan ise hepimiz “kod” olarak adlandırdığımız genetik bir isme sahibiz Kriminal teknik ve babalık testi ile ilintili olarak bu kavramı daha önce duymuşsunuzdur Her bir hücrenin DNA’sı da, aynı parmak izi gibi, eşsizdir DNA, başkalarıyla karıştırılması mümkün olmayan genetik bir parmak izi bırakır İşte bu enerji içinde geçerlidir DNA’mızın enerji parmak izi , açık ve net bir adres bırakır Titreşim o kadar belirgindir ki, her zaman bizim için en uygun çözümü bulur
Düşünce Gücümüzle Yeni Bir Gelecek Oluşturabilir Miyiz?
Zaman hiç de göründüğü gibi değildir Sadece bir yöne doğru hareket etmez ve gelecek, geçmişle aynı zamanda mevcuttur Albert Einstein
Düşünce gücümüz sayesinde geleceğimizi etkileyebilir miyiz? Kesinlikle evet! Bunu yapabiliriz, hem de tahmin ettiğimizden daha fazla Kuantum fizikçilerinin nefes kesici buluşları hayatımızı her an tamamen değiştirebileceğimizi ve istediğimiz her şeyi değiştirebileceğimizi, bize bir kez daha gösterdi
Bildiğimiz gibi düşünce gücümüzle enerji yaymaktayız Tabii ki sadece biz değil, diğer bütün insanlarda aynı şekilde enerji gücü yaymakta Aynı titreşimdeki enerjiler birbirlerini çektikleri için tıpkı bizim diğer insanları ve olayları kendimize çektiğimiz gibi başka insan ve olayların da bizi çekiyor olması doğaldır Buradaki tek koşul, iki enerjinin birbiriyle uyumlu olması yani titreşimlerinin birbirine yakın olmasıdır
Bu arada kuantum fiziği, kuantum dalgası denilen şeyin, örneğin; düşünce ve inançlarımızın, sadece fiziksel olarak yayılmakla kalmayıp zaman içine de yayıldığını bulmuştur Yani inançlarımız sadece yer değil, zaman da değiştiriyorlar (zaman dalgaları) Demek ki “normal kuantum dalgası” diye adlandırdığımız, geçmişten geleceğe giden kuantum dalagaları var Bunun dışında, bir de “birleşik karmaşık dalgalar” olarak adlandırdığımız gelecekten geçmişe yayılan dalgalar vardır! Hayret verici değil mi? Ama gerçek Geleceğe yayılan dalgalar “teklif dalgası”, geçmişe geri dönen dalgalar ise “eko dalgası” olarak adlandırılır
Eğer bu iki dalga karşılaşırsa, yani gelecekten gelen bir eko dalgası, bizim yolladığımız bir teklif dalgasına rastlarsa, bu durumda dalgalar birbirlerini modüle ederler ve ikisinin ortak ürünü olarak ortaya “olay ihtimali” dediğimiz şey çıkar Kuantum fiziğine göre “bir olayın gerçekleşmesi ihtimali, geçmişten gelen teklif dalgası ile gelecekten gelen uygun bir eko dalgasının buluşması sonucu ortaya çıkar” Bu şu anlama gelir : “Sadece geçmiş geleceği değil, aynı zamanda gelecek de geçmişi etkiler”
Aklımız bunu idrak etmekte biraz zorlanabilir, çünkü şimdiye kadar hep zamanın geçmişten geleceğe, doğrusal bir biçimde ilerlediğini düşünmüştük Şimdiyse bunun tam tersinin de mümkün olması aklımız için şaşırtıcı Demek ki : Gelecek dışarıda bir yerlerde, çoktan beri mevcut Aksi halde geçmişe, yani bizim şimdiki zamanımıza, dalgalar yollaması mümkün olmazdı Senin geleceğin de şu an, şu saniye mevcut Ama yine de geleceğinin akışı önceden belirlenmemiş, zira geleceğin çeşitli mahiyetlerini seçme imkanına sahibiz
Tabii ki bilincimiz, sadece bir tek zaman algılıyor Farklı bir şey tanımıyoruz Bu şaşılacak bir şey değil, sonuçta duyularımız çok sınırlıBütün ışık yelpazesinin sadece % 8?ini algılayabiliyoruz Geri kalan % 92?lik gerçeği, aynı şekilde bizi çevrelemesine rağmen algılayamıyoruz Aslında var olduğu halde tamamen yok sayıyoruz
Ama yine de etrafımızda hiç tanımadığımız diğer enerji titreşim, dalga ve bilgilerle çevrili
Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir Sokrates
Teklif dalgamız tüm geleceğimizi dolaşır İster bir saniye sonrası, ister bir ya da on yıl sonraki olaylar olsun, tüm olasılıklar tek tek kontrol edilir Bu aşamada kuantum fiziği şu fenomeni keşfetmiştir: Gelecekteki olay, zaman açısından ne kadar yakındaysa, rezonans da o kadar nettir Bu şu anlama gelir; “Gelecekte gözlediğim bir olay zaman açısından bana ne kadar yakınsa, o olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kararı o kadar kesindir”
Yakın gelecekteki bütün olayları, bugünkü bilincimiz belirler
İşte bu noktadan sonra “istemek” konusuna varıyoruz Zira istemek birçok ihtimalden birini yaşamımıza çekmekten başka bir şey değildir
Bir şey istediğimizde, bu doğrultuda bir teklif dalgası yolluyoruz
Bu dalga, bir eko dalgasıyla irtibata geçiyor
Bir gerçekleşme ihtimali meydana getirebilirsek istediğimizin gerçekleşmesi için en uygun şartları sağlamış oluyoruz
İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış alemde de karşımıza çıkacaktır
Zira dış dünya her zaman iç alemimizi yansıtır
Ancak bilincimizi hedefe yönlendirirsek yaşamımızda sahip olmak istediğimiz şeylerle etkileşime geçebiliriz
Eğer istediğimiz sonuçlara istiyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız, zira hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur
* Rezonans Kanunu-Pierre Franckh

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »