Güzel insanlar biriktirin hayatınızda!

20767716_10212178566213701_8083352979128176785_n[1]

Güzel insanlar biriktirin hayatınızda!

Bencil olmayan, kırmayan, özür dilemesini bilen…

Hoşgörülü insanlar alın hayatınıza

Sizi olduğunuz gibi kabul eden…

İyi dostlar biriktirin

Aramızda kalsın demeye gerek olmasın

Ömre ömür katan insanları tutun yanınızda

Çünkü hayat vakit kaybedilmeyecek kadar kısa…

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister.

mihrimah-sultan-kimdir[1]

 

Mihrimah Sultan

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister.
Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca’da “Güneş ve Ay” anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan’dır.
Padişah kızını Rüstem Paşa’ya verir.

Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır!
Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır.
Üsküdar’a, Saray’ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii’nin temelini atar ve 1548’de bitirir.
Camiyi yaparken, eserine sanki “etekleri yerleri süpüren bir kadının” dış çizgilerini verir.
Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı’da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul’un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan’a.
Cami küçücüktür.

Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır.
İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan’ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana.
İşte, aşka adanmış iki eser.
Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar’daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin ve 21 Mart’ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin.
Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür.
Göreceğiniz manzaraysa şudur;
Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar’daki camiinin ardından ay doğar!
Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay.
Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır…
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Mevlana ve Şems’ten Yüreğinizin Derinliklerine İşleyecek 20 Özlü söz

126342016115851[1]
Tüm dünyaca tanınan,  asıl adı Muhammed Celaleddin, ancak ‘efendimiz’ anlamına gelen Mevlana adı ile tanıdığımız şair, düşünce adamı ve mutasavvıf…Onu en güzel Atatürk’ün Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler anlatıyor sanırım: “Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz. Mevlana, düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren ve çağları aşan büyük bir yenilikçidir.”…İşte bu büyük insanın ve onun yoldaşı Şems-i Tebrizi’nin en güzel sözleri…
1. “Dört şey azizdir. Fakirlerin yüküne tahammül eden zengin, kanaat edip haline razı olan fakir, yaptıklarının ayıbından korkan günahkar, günahlardan sakınan alim.”
2. “Kör cehalet çirkefleştirir insanları! Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek bir cevabım var, lakin bir lafa bakarım laf mı diye. Bir de söyleyene bakarım adam mı diye…”
3. “Bir gül kadar güzel ol, ama dikeni kadar zalim olma. Birine öyle bir söz söyle ki ya yaşat ya da öldür, ama asla yaralı bırakma!”
4. “Kısmet etmiş ise Mevla: El getirir, yel getirir, sel getirir…Kısmet etmez ise Mevla: El götürür, yel götürür, sel götürür…”
5. “Nasibinde varsa aIırsın karıncadan biIe ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne seriIse sana ters.”
6. “Anladım ki insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar…”
7. “Kalp midir insana sev diyen, yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?”
8. “Kadın bilmeyene nefs, bilene nefestir.”
9. “Eğer Allah seni bana yazmışsa, benden kaçışın yok. Lakin kader seni benden almışsa, ağlamaya lüzum yok.”
10. “Ey insan! Kaf dağı kadar yüksek olsan da kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma! Her şeyin bir hesabı var, üzdüğün kadar üzülürsün!”
11. Mevlana’nın yedi öğüdü:
Mevlana’nın yedi öğüdü:
1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
6. Hoşgörülükte deniz gibi ol.
7. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
12. “Cebi zengin fakat ruhu fakir olan insanın hali çok rezil! Çünkü o her şeyin fiyatını bilir, değerini değil.”
13. “Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin?”
14. “İlim üç şeydir: Zikreden dil, şükreden kalp, sabreden beden.”
15. “Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzunun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!”
16. “Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için…Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için…Bazen ağlamak gerekir, açılmak için…Bazen anmak gerekir, anılmak için…Bazen de susmak gerekir, duymak için. “
17. Hz. Mevlana buyuruyor…
Hz. Mevlana buyuruyor…
Allah der ki: “Kimi benden çok seversen, onu senden alırım.” ve ekler, “Onsuz yaşayamam deme, seni onsuz da yaşatırım.” ve mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur, aklın şaşar, dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur, öyle garip bir dünya…Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın. En garibi de budur ya. Öldüm der durur, yine de yaşarsın…
18. “Hayatta olabileceğiniz en güzel yer, bir duanın içinde yer almaktır.”
19. “Sen de bilirsin ki elde ettiğin şey, yaptığının karşılığıdır. Yoksa adil olan Allah’ın takdiri, insana yaptığına uygun olmayan cezayı nasıl olur da verir? Suçu kendinde bul! Çünkü o tohumu sen kendin ektin.”
20. “Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, ‘ne yapalım, kaderimiz böyle’ deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

50 Yaş Üzerine Enfes Bir Yazı…

nocanvas_50-yasindan-sonra-seksle-ilgili-gercekler[1]

 

Sevginin tüm yaşamın anlamı olduğunu, insanı üzmenin günahla eşdeğer olduğunu, yaşamın çok değerli olduğunu anlaşıldığı yaş.
İlk yirmi yılı hiç bir şey anlamadan aileye topluma kendini kanıtlamakla,
İkinci yirmi yılı iş güç çoluk çocuk aile içi çatışmalarını idare etmekle,
On yılı ise artık olgunlaşmak ve sevginin; salt sevginin değerli olduğunu anlamakla geçer.
Elli yaşındaki insan artık önünde tüm gücüyle yararlı olabileceği en çok on beş ya da yirmi yılı olduğunu çok iyi bilir.
Ve arkasını dönüp baktığında geçen elli yılın hızından ödü kopar.
Önünde kalan yirmi yılında bu hızla geçeceğini çok iyi bildiğinden sevginin önemini anlar.
Mutlu olmanın, mutluluk vermenin yaşamın gerçek yüzü olduğunu; gerisinin hikaye olduğunun farkına varır.
Ve yaşamında sevgiden başkasına yer vermez.
Kısacası elli yaşında olmak; mutluluğa açılan kapının keşfedilmesidir.
(Ekşi Sözlükten)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

POZİTİF ENERJİ YAYMANIN 11 SIRRI

534905_10151759533229106_697609443_n[1]
1- Gülümseyin: Gülmek sizi ve çevrenizdekileri pozitif bir moda sokar. Kötü hissediyor bile olsanız 30 saniyeliğine de olsa gülümsemeyi deneyin ve yaratacağı farkı görün.
2- İltifatlarınız samimi olsun: İltifat ve komplimanlarınızda içten olun, abartıya kaçmayın. Kişinin görünümü ya da herkesçe bilinen özellikleri yerine pek bilinmeyen yönlerini öğrenin. Mesela soul müziğe olan ilgisini… Ve iltifat edecekseniz bunun hakkında güzel şeyler söyleyerek takdirinizi sunun.
3- Sarılın: Sarılmak da gülmek gibi basit ama etkisi büyük sihirli davranışlardandır. Yakınlık ve samimiyet derecesine göre sarılmaktan, kucaklaşmaktan çekinmeyin.
4- Cesaretlendirin: Dünyada cesaret kırıcı yeterince şey var zaten. Haberler, gazeteler, konu-komşu, eş-dost kötü haberler verip durmuyorlar mı? Yüksek potansiyeli olan çok kişi, sırf cesaret kırıcı şeylerden dolayı başarısızlığa uğramakta. Bu nedenle çevrenizdeki kişilere destek olun, cesaretlerini kırmayın, hayallerine saygı duyun.
5- Pozitif duygular geliştirin: Duygular bulaşıcıdır. Pozitif düşünceyi bulaştırmak için de pozitif ve iyimser yaklaşım geliştirin. Gülümsemek yanında yaşama değer verin, olumlu hatıralarınızı hatırlayın, gündeminizde onlar olsun. Böylece pozitif duygu ve düşünceye doğru sıçrayış gerçekleştirirsiniz.
6- Hızlı ve pratik çözümler getirin: Bazen karşınızdaki kişinin cesarete değil de pratik çözüm yollarına ihtiyacı vardır. Bir kağıt mendil, bir bardak su ya da serinlemek için bir yelpaze olabilir ihtiyacı… Belki de arabadan inerken dengesini yitirmemek için elinizi tutmak istiyor. Bu tür pratik yardımlarda uyanık ve istekli olun.
7- Dinleyin: Bazen yardım falan değildir karşınızdaki kişinin istediği… Sadece konuşmaya ve birilerinin kendisini dinlemesine ihtiyacı vardır. Bu tür durumlarda yargılamadan ve sorgulamadan sadece dinleyin.
8- Perspektifinizi paylaşın: Bazen pireyi deve yaparız. Bazen de ciddi konuları hafife alırız. Karşınızdaki kişinin bu hataya düştüğünü görürseniz kendi görüşünüzü paylaşın. Böylece muhatabınızın kendisini çok üzen durumun aslında gülüp geçilecek bir şey olduğunu görmesini sağlarsınız.
9- Bunalım şarkılar dinlemeyin: Dinlediğimiz müzik ruhsal durumumuz üzerinde son derece etkilidir. Sizi depresifleştiren, bol acılı, bunalım şarkılar yerine canlandıran, mutlu eden şarkılar tercih edin. Bu şarkıları çevrenizle de paylaşın.
10- Küçük nezaket kurallarını es geçmeyin: Kapıdan içeri girerken önceliği yanınızdaki kişiye verin, çerez, bisküvi gibi şeyler yiyorsanız ikram edin, otobüste yaşlı ya da ihtiyaç halinde olanlara yer verin, kapıdan geçtikten sonra hemen ardınızda birinin olduğunu fark ederseniz kapıyı tutun (hızla içeri dalıp kapının yüzüne kapanmasını önleyin). Bunlar küçük ama ince şeylerdir; dikkat ettiğiniz takdirde nezaketinizle muhatabınızı memnun etmekle kalmaz, büyülersiniz.
11- Pozitifi başkalarına bulaştırın: Bir arkadaşınız size pozitif bir şey söyledi ya da böyle bir eylemde bulunduysa size geçen bu pozitif ruh halini siz de başkalarına bulaştırın. Güzel bir şey söyleyin, bir jest yapın ki pozitif zincir hızla büyüsün çevrenizde
___ ALINTI __

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu 5 Basit Alıştırma Sizi Daha Zeki Yapacak!

beyin[1]

 

Bazı kişilerin nasılda çabucak yaratıcı fikirler bulabildiğini veya nasıl çevrelerinde gelişen olaylara hızlıca tepki vererek karşılaştıkları problemlere farklı ve yaratıcı çözümler üretebildiklerini merak ettiniz mi? Kimileri yaratıcı olmanın doğuştan gelen bir yetenek olduğunu söylesede, zihinsel kapasitesini geliştimeyi hedefleyen hemen herkes biraz çabayla yaratıcı düşünme şekline sahip olabilir. Peki ama bu olay nasıl olacak?
Beyninizi Olağan Dışı Bir Şekilde Çalıştırmalısınız
Yapılan bilimsel araştırmalar beyindeki hipokampüs bölümünde nörogenezin (yeni nöronların büyümesi) oluşabileceğini göstermektedir. Bir başka deyişle, aklımızı düzenli olarak farklı şekillerde harekete geçmeye zorlarsak, beynimizi inşa eden nöronları hızlandırabilir ve hatta süreç içinde yeni beyin nöronlar oluşturabiliriz, böylece düşüncelerimiz daha hızlı ve akıcı bir hal alır. Nöral ağımızın genişlemesi ve hızlanması sonucu ise doğal olarak daha zeki ve yaratıcı oluruz.

 

Standart beyin egzersizleri de beynin uyarılmasına yardımcı olabilir, ancak buradaki önemli nokta beyni her zaman olduğundan farklı bir şekilde çalışmaya zorlamaktır. Aşağıda sıraladığımız 5 basit beyin egzersizi nöral ağınızı farklı bir şekilde hareket etmeye zorlayarak zihin gelişiminizi farkedilebilir bir şekilde hızladıracaktır. Beyninizin her zamankinden farklı düşünmesini sağlamak için bu basit ancak etkili egzersizleri gün içerisinde düzenli olarak tekrar edin;
1. Sabahlarınızı Farklılaştırın
Bir çoğumuz için garip bir yol gibi görünebilir ancak basitçe günlük rutininizi farklı şekillerde uygulayarak beynimizi garip ve farklı bir şekilde çalışmaya zorlayabiliriz. Beyin aktiviteleri açısından günü önemli saatleri olan sabah vaktini daima aynı şekilde geçirmek beyin korteksimizin geniş bölgelerindeki aktivitenin azalmasına sebep olur. Üstelik sabah vakti yapmanız gereken değişikliklerin hiçte öyle büyük şeyler olmasına gerek yok.

 

Basitçe, kalktıktan sonra 1 dakika şınav çekin ya da kahvaltı sırasında her sabah izlediğiniz program yerine normalde hiç izlemeyeceğiniz bir programı izlemeye zorlayın. Ya da daha da öteye gidin ve o sabah radyo dinleyin. Normalde üstlenmeyeceğiniz bir görevi üstlenin, mesela normalde siz yapmıyorsanız, evin perdelerini siz açın. Bu ufacık farklılıklar daha siz onları gerçekleştirirken bile size kendinizi garip hissettireceklerdir.
2. Dişlerinizi Ters Elinizle Fırçalayın
Normalde kullanmadığımız elimizle aktiviteler yapmak beynin zıt tarafını uyarır ve beynin el koordinasyonu ile ilgili kısmında hızlı bir genişlemeye neden olur. Hakim olmayan elimizi kullanmanın sonucu olarak, düşünce süreçlerimizde daha hızlı ve daha yaratıcı olmamıza yol açan beynin sağ hemisferik kısmına erişim artar. Bu egzersizi yaparken, macun tüpünü baskın olmayan ters elinizi kullanarak açmayıda unutmayın. Aynı şekilde diş macununu kapatırken yine aynı şekilde ters elinizi kullanmalısınız.

 

3. Marketteki Ürünleri Tarayın
Marketteyken ya da kalabalık olan herhangi bir alış veriş merkezinde bir çoğumuz ihtiyacımız dışındaki dükkanları ve ürünleri görmezden geliriz. Kendiniz markette bir hayal edin gerçektende normalde ilgilenmediğiniz ürünler hakkında hiç bir fikriniz yok değil mi? Eğer beyninizi aktif tutmak istiyorsanız bu durumu değiştirmelisiniz çünkü etrafınızı gerçekten incelememek beyninizin yeni nöronlar yaratmasına mani olmaktadır.

Bir daha ki sefere markette iken farklı bir koridor ziyaret edin ve asla almayacağınız ürünlerle dolu bir rafı en üstten en alt seviyeye kadar aşağıdan yukarıya inceleyin. Malzemelerden bir kaçını elinize alın, etiketlerini okuyun ve gerçekten üzerine düşünün. Buradaki amaç daha dikkatli olmaktır ve bunu yaparak hayatınızdaki bir başka rutini parçalayıp beyninizi yeni bir şey deneyimlemeye ya da normalde yapmayı düşünmediğiniz bir şeye zorlamaktasınız.
4. Farklı Okuyun
Hemen hepimiz öyle ya da böyle bir şeyler okuruz. Ancak bu okuma işlemini farklı bir şekle bürümek zihninizi tahmin edemeyeceğiniz derecede geliştirebilir. Örneğin okuduğumuz şeyi yüksek sesle okumak veya başkasının okuduğunu dinlemek, beynimizi sessizce okumaktan çok daha farklı bir şekilde harekete geçirir. Ayrıca okuduğunuz şeyi sesli olarak dile getirmek ya da bir başkasını sesli bir biçimde dinlemek sadece nöronları teşvik etmeye yardımcı olmaz aynı zamanda tamamen farklı bir kitap okuma tecrübesi deneyimlemenizi sağlar.

5. Size Farklı Gelen Yiyecekler Tadın
Gıdalar ve kokular burunlarımız ile beynimizin duygusal merkezi arasında bağlantı kurmasına neden olur. Dolayısıyla tat ve koku reseptörlerinizi şaşırtmak beyninizi farklılığa uğratmak için mükemmel bir yoldur. Bunun için mutlaka egzotik ve pahalı yemekler tatmanıza gerek yok. Daha önce tercih etmediğiniz bir sos ile yemeğinizi yiyin. Kesinlikle tadına bakmam dediğiniz herhangi bir yiyeceğin tadına bakın, hep şeftalili meyve suyu içiyorsanız, bir daha ki sefere vişneyi deneyin!

Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HER ANI YAŞAYIN. HER ANI SEVİN. HER ANIN TADINI ÇIKARIN.

01shutterstock_1144325321[1]

 

Anı yaşamak ile ilgili..
Bir adam ölür … Öldüğünü fark ettiğinde, Tanrı’nın elinde bir çanta ile kendisine yaklaştığını farkeder. Tanrı ile adam arasında şöyle bir konuşma geçer.
Tanrı: Haydi oğlum gitme zamanı.
Adam: Bu kadar mı erken? Bir sürü planım vardı…
Tanrı: Üzgünüm ama gitme zamanı.
Adam: O çantada ne var?
Tanrı: Sahip oldukların!
Adam: Sahip olduklarım mı? Yani eşyalarım mı? Elbiselerim… Param…
Tanrı: Onlar asla sana ait değildi, onlar dünyaya aitti.
Adam: Anılarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar zamana ait.
Adam: Yeteneklerim mi?
Tanrı: Hayır. Onlar koşullara ait
Adam: Arkadaşlarım ve ailem mi?
Tanrı: Hayır oğlum. Onlar yürüdüğün yola ait. Adam: Karım ve çocuklarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar kalbine ait.
Adam: O zaman bedenim olmalı?
Tanrı: Hayır hayır. O toprağa ait.
Adam: O zaman kesinlikle ruhum olmalı!
Tanrı: Üzücü bir hata yapıyorsun oğlum. Ruhun bana ait.
Adam gözlerinde yaşlar ve kalbinde korkuyla çantayı Tanrı’nın elinden alıp açtı… BOŞTU! Kalbi kırık, göz yaşları yanaklarından akarak Tanrı’ya sordu…
Adam: Hiçbir şeye sahip değil miyim?
Tanrı: Doğru. Asla bir şeye sahip değildin. Adam: O halde, benim olan ne vardı?
Tanrı: ANLAR. Yaşadığın anlar senindi. Hayat sadece bir andır.
HER ANI YAŞAYIN. HER ANI SEVİN. HER ANIN TADINI ÇIKARIN.
“İyi insanlar cennete gider demek doğru değildir, iyi insanlar nereye giderse orası cennet olur!”
Osho/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ŞAMAN “ KORKAK OLMAK YAŞAMI DEĞİŞTİRMEZ ELİNİZ YANSA DA BAZI ACILAR YAŞAMALISINIZ “ DER.

Kam-Şaman[1]

 

ŞAMAN “ KORKAK OLMAK YAŞAMI DEĞİŞTİRMEZ ELİNİZ YANSA DA BAZI ACILAR YAŞAMALISINIZ “ DER.

Değerli Dostlarım…
Daha önceki yazılarımda Şaman hakkında geçen konularda Şaman’ın bir Din Adamı olmadığını özellikle vurgulayarak yazmıştım. Bir takım gruplar çeşitli kaynaklardan,
elde ettikleri bilgiler, ışığı altında, bunu temiz bir yürekle söylediklerini biliyorum.
Ancak; bu bilgi çok yanlış. Aynı “ ŞAMANİZM “ diye bir din olmadığı gibi, Şaman’lar da direk olarak din adamı değillerdir.
Şamanlar yazdığım diğer, yazılar da olduğu gibi, Mu Çocukları olarak Orta Asya ve başka kıtlara , Mu kıtasından ve Atlantis’ten koloni kurmak için ya da göç edenler ile birlikte çıktılar. Bu koloni ya da göç nedeni ile yola çıkanların arasında kesinlikle Tek tanrı inancında olan, MU insanı da vardı.

 

 

Peki, Şamanlar kim oluyordu?
MU KITASINDA kim nasıl eğitim veriyordu, ya da vermişti? Mu Kıtasından çıkan din adamları, nerede yetişmişlerdi?
Mu kıtası ile ilgili daha sonra 14.000 yıldan çok daha eskiler olarak vereceğim bilgiler içinde daha iyi anlayacaksınız. Ama daha önceki yazılarım da( Türklerin Kadim Tarihi ) bir parça açtığım ANA KÖK IRK da bahsettiğim gibi Eterik bir ırk Dünya’ya geldiği, artık çokta inkar edilen bir bilgi değil.

İlk Şamanlar, bazı özelliklerine sahip,Mu insanları arasından çok ufak yaşta“ TANRI YASASI OĞULLARI (bir’in oğulları)  RAHİPLERİ “ tarafından, seçildi. Bu çocuklar kadim ırkın ilkleri yani Eterik insanlar ile temasa geçtiler. Ufak yaştan itibaren toplumdan uzak olarak yaşadıkları yerde bu Astral ya da “ ETERİK “  insanlar tarafından yetiştirildiler.

 

Tüm bilgileri özel kodlamalar ile genlerine yazıldı. Daha sonra bu ilk rahipler Naacal tabletlerinde de yazdığı şekli ile, Mu kıtasında “ Bilgelik Okulları”  kurdular.
Bundan sonra ilk eğitilen bu Şamanlar, seçtikleri, özellikler taşıyan bu çocukları, toplumdan uzak bir yerde, kurulan “ Bilgelik Okulları”  çok ufak yaştan beri eğiterek Şaman yaptılar.Ve ilk şamanlardan itibaren bu bilgiler ile günümüze kadar genetik olarak gelmeye devam ettiler. Halen de babadan oğla geçen bir sistem içinde bu günlere gelmeye davet ediyorlar. Kısacası “ SONRADAN ŞAMAN OLUNMAZ ” . Olsa, olsa Gerçek bir şamanın kabul etti ise

“ ÖĞRETİCİSİ  ” olabilir.

 

PEKİ ŞAMANLAR NEDEN DİNİ TÖRENLERE DE BAZEN YA DA BAZI YERLERDE, ÖNDERLİK ETTİLER?  Ancak; Bu her Oba da olan bir konu değil. Şaman yaşadığı oba da ya da toplum da eğer bir din adamı yoksa, o zaman “ YARATAN ALLAH’A ”  herkesten daha yakın olduğu toplumca kabul edildiği  “ VE DİNSEL BİLGİLERİ “  olduğu için yönetir. Buna örnek vermek gerekirse İmam olmayan Köy de Dini bilgi ve vecibeleri iyi olan kişi İmam gelene kadar, köyde, imam vazifesini görür.
Kısacası Şaman “ BİLGE ADAM “ dır . Onun asıl görevi, karşı olduğu, büyüleri bozmak, yok etmek, hastalara bakmak, onlara yol göstermektir. Kendi yetiştirdiği “ ANA KADINLAR “  ile şifa vermek, semboller ile birlikte tılsımlar yapmak( tılsım asla büyü değildir ) , Şaman dini inançlar üzerinden hiçbir iş yapmaz,  Ruhlar ile konuşmaktır.
Astral ulaşımlar yapmak kadim bilgileri taşımak ve kadimler ile sürekli irtibat halinde, ( “ Kontrolü Şamanlara Verilmiş Pozitif Enerjinin “ )olmaktır.
Dünya da çoğalmasını sağlamak, pozitif insanları ( IŞIK İNSANLARI ) bir araya getirerek, Dünya’da ki negatiflerin bozmaya çalıştıkları dengeyi korumak onun başlıca görevlerinden biridir. Ve Unutulmamalıdır ki “ GERÇEK ŞAMANLAR BİNLERCE YILLIK EMANETLERİN SAHİPLERİDİR “. Yüksek enerjilerini o emanet ile kullanırlar.
Şaman hakkında vermiş olduğum bu bilgilerden sonra, bir Şaman’ın yaşamında olmazsa olmazları sizlere yazarak paylaşmaya çalışacağım.

 

ŞAMANIN YOLU NASIL BİR YOLDUR, GÜNE NASIL BAŞLAR

Her sabah gün doğmadan çok önce etrafında ki en yüksek tepeye çıkara ateşini yakan Şaman ve öğrencileri, doğacak yeni günü, var oldukları dünyada canlı cansız her şeyi yarattığına inandığı ve tek olduğunu kabul ettiği tanrıya yakarış ritüellerini yaktıkları ateşin etrafında yapar.
Bu yalvarış esnasından ŞAMAN çalan davul ve zil sesi ile sallanarak trans içinde olur.
Bu Trans içinde özellikle kartal olarak daha da yükselerek Yaratan Allah’a  daha yakın olmaya çalışır.
Şamanın yardımcıları ( Öğreticiler ) yapılan rütiel’in gereği olarak ateşin etrafında girdikleri trans hali ile ritme uyarak kadim şarkılarını söylerler.
Sabahın ilk ışıkları, “ Doğudan yükselen Güneş “ ile birlikte Dünya’ya vardığın da, o zamana kadar sönmüş ateşin karşısında oturan Şaman ayağa kalkar. Öğrenciler bu hareket üzerine şamanın arkasından toplanır.
Şaman ışığın getirdiği aydınlık ve Dünyayı ısıtan ilk sıcak teması yakaladığın da, o çoktan iki elini avuçları yukarı gelecek şekilde kaldırarak Yaratan Tanrı ya yüksek sesle “ Kendilerine yeni bir gün bağışladığı için “ teşekkür ederek minnetini sunar.

 

Bu nedenle, Şamanın yolundan, gitmek isteyen, kim olursa olsun, Şamanın güne başlama öğüdü olan  “ HER SABAH GÜNÜ YÜREĞİNİZDEKİ SEVGİ İLE SELAMLAYIN.” Sözlerini aklından hiçbir şekilde çıkartmamalıdır.

Her ne kadar aksi, çabuk sinirlenen ve çok detaycı, her şeyi merak eden ve sorgulayan, bir kişiliğe sahip olsa da, Şaman kalbi tertemiz pozitif bir enerjinin esiridir.
Şaman sevgi ile beslenir ve sevgi ile öğretir. Bir öğretmen olarak sert ama öğrencilerini seven yapısı, onun kişiliğinin parçasıdır. Yorgun ve gergin sinirli olmasının en büyük nedeni herkes den az uyuması herkesten fazla çalışması ve kendi için çok beklentileri olmamasından kaynaklanır.
Şamanın etrafına çok fazla Negatif insan gelir. Bunu sebebi aynı mıknatıs gibi düşünürsen daha iyi anlarsınız. Olaylar onu üzse de çabuk atlatır ve yoluna devam eder.

Bunu Şaman insan, kalbinden nefes aldığı için, olaylara kısa bir sürede çok basit yollar ile çözüm bularak, kendi su yoluna o olayı koyar. Şaman her zaman çevresin de ki insanlara var olan Pozitif enerji yollar. Şaman inancı basit bir kavramla ortadadır. Şaman, sevginin bir zerresinin bile TOHUM olduğunu bilir ve en negatif bir insanın kalbine bile üşenmeden bıkmadan her gördüğünde o sevgi tohumunu koyar.
Ve Şaman  şöyle der;
“ SEVGİ BİR TOHUMDUR, TUTTUĞU AN ORMANA DÖNER “

Bu nedenle siz eğer Şamanın yolundan gitmek isterseniz kalbinizden nefes almayı ve kalbinizi dinlemeyi çok iyi öğrenmelisiniz.

 

Bunu yapmak için meditasyon yapmayı öğrenmelisiniz. Bu sakinleştirici yol ile yaşadığınız Dünyayı ve çevrenizi huzur ağı ile örmelisiniz.
Her sabah günü selamladıktan sonra ellerinizi kalbinizin üstüne koyarak nefes alıp verip kalbinizi hissedin, bu şekilde enerji kanallarınız açılacak ve çevreden ne kadar pozitif enerji varsa siz e gelecek, sakinleşeceksiniz içinizi sevgi huzur mutluluk kaplayacaktır.
Şaman en çok kendi ile yüzleşir. Düşünme zamanlarında kendini eleştirerek yaptığı hataları inceler. Sonuçlar çıkartır. Buna göre yaşamında ki hareketlerini ayarlar. Çok fazla topluma yakın olarak yaşamasa da yanına gelenlerin çokluğu bunu ona yapmaya mecbur bırakmıştır.

Unutmayın kadim deneyim ve bilgiler ile donanmış bu” BİLGE ADAM “ da dünya da etten kemikten olarak doğmuş yaratanın yarattığıdır. Tek farkı Yine Yaratan Tanrı, tarafından doğuşunda ona verilmiş, görevleri taşımasıdır. Bu bağlamda baktığınız da Şaman’ın günlük yaşam içinde bu yüzleşmesinden dolayı, çok şaka yaptığını çocukları çok sevdiğini, eğlence tarafının da olduğunu görürsünüz.
Bu şekilde davranarak da kötü enerjinin yani negatif enerjinin çevresinden uzaklaştırmasını onu ve etrafında ki insanları negatif enerjiden korumaya çalışmasıdır. Bu demek değildir ki Şaman ciddiyetten uzak bir adamdır aksine çok ciddi ama eğlenceli tarafı da olan biridir

 

KISA ,KISA ÖZETLERSEK ŞAMANIN YOLUNDA GİTMENİZ İÇİN

Tüm negatif ne varsa hayatınızdan çıkartmalısınız.
Sağlıklı olmak için dikkat etmelisiniz çünkü emanet bir beden taşımaktasınız.
Her zaman aynaya bakarak kendiniz ile yüzleşmelisiniz.
Mücadele etmeyi bırakmamalısınız ve yenilgi kaybetmeyi kabul etmemelisiniz
Kendinizi çok fazla ciddiye alarak ruhunuzun üstünden baskı kurmamalısınız.
Stres, ile hareket ederek daha  sonra pişman olabileceğimiz tarzda davranmadan yaşamayı öğrenmelisiniz.
Duygulara sahip olmayı normal ve hislerinizi kabul etmeyi öğrenmelisiniz
Sevdiğiniz kim olursa olsun denginiz ya da konumunuz ile alakası olmasa bile nerede, ne şekilde, ne konumda, olursa olsun, onu sevmelisiniz, nerede biterse, bitsin, o sevgiyi, yaşamayı, bilmelisiniz.

ŞAMAN “ KORKAK OLMAK YAŞAMI DEĞİŞTİRMEZ ELİNİZ YANSA DA BAZI ACILAR YAŞAMALISINIZ “ DER.

 

Enerjiyi kendinize, başkalarına ve dünyaya bir yollarken çabuk karar vermeyin, hata yapmak burada başlar buna dikkat ediniz
Enerji canlıdır..Duygulu anlarda ki halinizden çıkan enerji yakınlarınız da ki tüm canlılara bulaşır. Buna dikkat etmelisiniz.
Her daim pozitif enerjinizi yükselterek etrafınızı saran koruyucu bir ışık çemberi yaratın. Aynı bedeniniz de nasıl Aura’nız varsa koruyu şeffaf bir enerji ile kendinizi ö şekilde sarın..Bunu yapmanın yolu iyi meditasyon.Meditasyon size bu kalkanı sağlayacaktır.
Duyguları sorunlu olan insanlara fayda veremeyecekseniz siz Şaman değilsiniz uzak durun. Sorunlu olan ve sizin duyguları tetikleyen biriyle karşılaştıysanız, sevdiğiniz birini düşünün ve onu bu kişinin yerine koyarak bir şekilde oradan uzaklaşın. Dediğim gibi siz Şaman değilsiniz. SEVGİ DOLU SÖZLER İLE ORADAN UZAKLAŞIN.
Sözler… Kesinlikle sözlerinize Dikkat Edin. Düşünceleriniz ve duygularınız ile ağzınızdan çıkan kelimeler ile canlanacaktır. Dünya’yı Değiştirmeniz mümkün değil o nedenle oradan uzaklaşın. HER ZAMAN IŞIGIN içinde olun. Asla ışıktan bir an için bile uzaklaşmayın.
Böyle negatif ortamda kalırsanız, en yakın suya koşun. Dereye göl veya denize giderek arının. Bunlar yakın değilse duş alın. Yağmur yağdığında ıslanın ne kadar size yapışmış, negatif enerji varsa uçup gittiğini fark edeceksiniz. Sudan alacağınız şifa mucizedir.

Kendinize iyi bir insan olmadığınızı şanslı olmadığınızı, size yazılan bir yazı olduğunu bunun adının “ KADER “  olduğunu ve dünyaya başarısız ve acı çekmek için geldiğiniz söyleyerek bu konuları kendinize çivileyerek asalağınız yapmayın.
Bu dünyada tek olmadığınız kabul edin.. Egolar kontrol altına alınmalı. Çevrenizde Yaratan Tanrı tarafından yaratılmış başka insanlar olduğunu onun da üstünlüklerini görün.

 

VE EN ÖNEMLİSİ..
DOĞA İLE İRTİBATINIZ ÇOK SIKI BİR BAĞINIZ OLMALI. Yaşamınızda size eşlik edecek hayvanınız bulun. Çünkü sizi o soranlara anlatacak. Onu sevin. Unutmayın
Bizler doğanın birer parçasıyız. Stresli bir yaşam seçerseniz doğanın temel unsurlarından, TOPRAK, HAVA, SU VE ATEŞ İLE OLAN BESLENMEMİZ SON BULUR VE YAŞAM SİZİ HASTA EDER. Çok ciddi hastalıklar ilke yüz yüze kalabilirsiniz.
Çünkü en büyük şifacı DOĞADIR

Bir daha ki konuda buluşmak üzere sevgiler
Bilge Şaman …

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

YAŞAMINDA ZENGİNLİK İSTİYORSAN RUHSAL ENERJİNİ YÜKSELT; PARA ENERJİ DEĞİŞ-TOKUŞ SİMGESİDİR…

yoga
Bugüne dek tanıştığım/çalıştığım/danışmanlık yaptığım zengin insanlarda gözlemlediğim en önemli olgu, onların -tüm olumsuzluklara rağmen- neşelerini bozmamaları, günlük rutinlerini sürdürmeleri, gülümsemeye devam etmeleri oldu.
Bu da bana bolluğun aslında sahip olduğumuz enerjinin bir yansıması olduğunu gösterdi.
Çok zengin bir iş insanı ile çalışmadaydık bir gün.. Oldukça neşeliydik her ikimiz de.. Danışanıma ansızın bir telefon geldi.. Kapatırken son sözü “Tamam yarın teslim oluyorum!” oldu. Çok geçmeden seansımızı bitirdik ve giderken bana “Uzunca bir süre görüşemeyeceğimizi zira uzunca bir mahkeme sürecinin sonuda aleyhinde verilen kararla hapse gireceğini ve tüm mal varlığına el konulduğunu özetledi.
Danışanımın buna rağmen son derece keyifli şekilde bir şekilde yanımdan ayrılması, ayrılırken de “Üzülecek bir şey yok. Hayat devam ediyor.” demesi dikkatimi çekti.. Bir kişisel gelişimci ve her şeyi tevekkülle kabul eden biri olarak bu üslup beni çok etkiledi.
Aradan geçen zaman içinde danışanım, cezasını çektikten sonra yaşama sıfırdan başladı ve internet üzerinden yürüttüğü mütevazı işlerle uğraşmaya başladı. Yavaş yavaş işlerini ilerletti. Zamanla iyi paralar kazanmaya başladı.. Önce borçlarını kapattı, ardından artıya geçti, işlerini büyüttü. Kısaca özetlediğim bu bir kaç yıllık süreçte danışanım neşesinden hiç eksiltmedi. Yaşamına her zamanki tevazu ve vakarla devam etti. Sonuç; eskisinden daha fazla zengin oldu ve Türkiye’nin sayılı iş insanları arasına girmeyi başardı.
Buradan çıkarılacak en büyük dersler şunlardır:
1-İnsan -büyüklüğü ne olursa olsun- karşılaştığı olumsuzlukları tevekkülle karşılamalı. Unutmamalı ki yaşamda her sorun bir ders verir ve hediyesiyle birlikte gelir. Bilgece sorunlarınızla yüzleşmediğiniz sürece sorunlarınızın (korkularınızın) içine girip ilahi hediyeyi alamazsınız.
2-Her sorun insana bir ders vermek için gelir. Unutmamalı ki yaşam okulunda önce sınava girer ardından derslerinizi çıkarırsınız. Sınavlarsa acı ve mutsuzluk veren her şeydir. Herhangi bir olumsuzlukla karşılaştığınızda bunun bir sınav olduğunu hatırlayın ve kendinize şu soruyu sorun ve cevabını almaya niyet edin “Bu sınavdan almam gereken ders nedir?” Cevap mutlaka gelecektir. Dersinizi aldığınız an yaşadığınız sorun size bir hediye verecektir.
3-Her zaman bolluk bilinciyle yaşayın. Bir kitapta okumuştum ’10 koyun otlatabilecek bir çobana 100 koyun verirseniz koyunların sayısı 10’a düşecektir. 100 koyun otlatabilecek çobana 10 koyun verirseniz koyunların sayısı kısa sürede 100’e çıkacaktır.’
4-Her şey yeri ve zamanı geldiğinde gerçekleşir. Niyet, evrenin enerjisini harekete geçiren yaşamdaki en büyük güçtür. Dolayısıyla beklenti, insanın en büyük düşmanıdır. Israrla beklediğiniz telefonun, beklediğiniz an çaldığını duydunuz mu , ne zaman telefon beklediğinizi unutursunuz, telefonunuz o ‘an’ çalar.a)İsteğimizin olmasına niyet edelim b)”Bundan daha iyi ne olabilir “diyelim.c) “Hayırlısı ne ise o olsun ” u da eklemeyi unutmayalım ,çünkü bazı isteklerimizin olduktan sonra bizi mutlu etmediğini deneyimlemişizdir .
5-Çok sevdiğim bir sözdür: “İnsan, çoğu zaman öndeki ağaca öylesine odaklanır ki arkadaki ormanı gözden kaçırır!” Evet, egosuyla hareket eden insan bunu yapar. Siz niyet ettiniz, evrenin dinamiklerini harekete geçirdiniz. Siz sadece sorununuzun NE olduğunu beyan edin, NASIL kısmına takılmayın. Tek bir olasılığa odaklanmayın.Ruhsal yolculuğunuza tevekkülle teslim olun
6-Şu çok önemli: Para enerji değiş tokuş simgesidir ve maddi durumunuz sizin ruhsal enerjinizi yansıtır. Yaşamınızda bolluk istiyorsanız -her şeye rağmen- sevinç içinde olun. Sonuca odaklanmayın, neden olun. “Geçmiş geçmişte kaldı.” diyerek suçluluklarınızı bir kenara bırakın ve ‘şimdi’ye odaklanın. Unutmayın ki gelecek şimdi şu an başlar. Şimdiye kadar sevinç içinde yaşarsanız kendinize mükemmel bir gelecek yaratır, dolayısıyla mükemmel bir geçmiş bırakırsınız. İşe önce kendinizden başlayın. Ne olursa olsun kendinizi sevin, değer verin. Kendinizi sevmek ruhsal enerjinizi yükseltir, auranızı bolluk-berekete uyumlu hale getirir, her zaman kendinize, size sevinç veren kişileri, durumları ve olayları çekersiniz.
Sevinç içinde olmak bir yüksek frekanslı bir haldir. Ruh neşedir. Bu hal içinde olduğunuz takdirde , sezgi kanallarınızı temizler, ilhama açık bir varlık haline gelirsiniz.
Kendini çok seven değer veren bir insan -düşmanı dahil- herkesi sever. Bu, bir bilgeliktir, erdemdir. Kendini seven bir insan kendini asla yargılamaz, suçluluk hissetmez, sadece OLUR.. Siz de sadece OLUN. İyi ya da kötü değil, doğru ya da yanlış değil sadece OLUN. Neyseniz o OLUN.
Herkes gerçeği bulmak için yaşam okulunda kendince dersler, yöntemler ve üslup belirler. Bunlar sosyal kimliğimizi ve karakterimizioluşturur. Kendi olmayı başarabilen bir insan bunu farkındadır ve herkesi olduğu gibi kabul etmeye başlar. Bu, kişide yüksek bir ÖZGÜVEN oluşturur.
7-Kendinizi ve insanları sevdiğiniz gibi işinizi de sevin. Sevmediğiniz bir işte çalışmak bir esarettir ve ruhsal enerjinizi düşürür. İşinizi sevmiyorsanız, seveceğiniz bir iş bulun kendinize. İşiniz sizin aynanızdır. Onu ne kadar severseniz o kadar kendinizi ortaya koyar ve yaratıcı olur.
8-Risk alın! Herkes GERÇEĞİ aramak için yaşam serüvenine katılır. Gerçeğe ulaşmak için ruhumuz bizi, daha önce deneyimlemediğimiz gizemlere, serüvenlere sürükler. Ego, bilinmeyenden korkar ve sizi yaşamınızla ilgili önemli vizyonlar belirlemenizden alıkoyar. Oysa ki insan üniversitede bir hocamın da dediği gibi risk almadan büyük vizyonlar geliştiremez. Ekonomiyle içli dışlı olanlar bunu çok iyi bilir. Belki şu sözü duymuşsunuzdur: “Kendini boşluğa bırakmadan kanatlarının genişliğini bilemezsin.”
9-Son olarak… Tüm bu saydığımız meziyetleri geliştirmek istiyorsanız bir çocuğu örnek alın, yaşamı onların gözlerinden görün.. Çocuklar, dünyanın en erdemli ve bilge varlıklarıdır. Kollektif bilinç onların kafasını henüz karıştırmamıştır. Yükselmiş bir üstadın da söylediği gibi “Belki de insanlığın temellerindeki tek hata çocukların büyümesidir.”
Çocuklar, yaşam okulunun en büyük öğretmenleridir. Ben oğluma birey olması konusunda rehberlik yaparken o bana ebeveyn olmayı öğretir.. Onlara saygı duyduğumuz sürece onlar bize çok şey öğretir. Çocukların bize öğrettiği en önemli şey belki de bolluk-bereket bilincidir. Dikkat edin onlar istedikleri her şeye bir şekilde sahip olur. Onlar her zaman şimdidedir, buradadır. Onlar büyük bilgeler ve liderlerdir. Lider olmak istiyorsanız çocuklara iyi bakın ve ömrünüz boyunca her gün biraz daha karanlığa ittiğiniz çocuğu artık gün yüzüne çıkarın ve onu çok sevin!
Uzun lafın kısası… ZENGİNLİK ASLINDA MANEVİ BİR YOLCULUKTUR. Benliğinizi oluşturan parçalardan birinden yoksunsanız YOKSULSUNUZ demektir. Bir bütün olun ve ZENGİN olun.
Doyum içinde yaşayın. ZENGİN HER ŞEYE SAHİP OLAN DEĞİL EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYANDIR.
İşte bir zenginin hikayesinin bana düşündürdükleri…
Yaşamınız huzur ve mutlulukla BOLLUK-BEREKET içinde geçsin.. Sevgi ve ışıkla
Alıntı …

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Sen soğanları doğra salatayı ben yaparım…

20292930_1272144099578511_36284697417269133_n[1]

 

Sen soğanları doğra salatayı ben yaparım…
Hastalıkta sağlıkta yanında olacağına söz veriyorsun ama bir gün o hastalanıyor ve sen toplantıda olduğun için yanına gidemiyorsun. Akşam televizyonda bir filme denk gelip kanepede yanına kıvrılmak geliyor içinden ama sabah yedide kalkman lazım. Sabah mırıl mırıl sarılıp biraz daha uyumak istiyorsun ama dokuzda işte olmalısın. Öyle birkaç kez gecikirsen atılırsın. O zaman ev kirasını, kredi taksitini ödeyemezsin, buzdolabına mama koyamazsın ve artık birbirinizi sevmemeye başlarsınız.
Bir insanı sevip birlikte bir hayat kuruyorsun ama onu günde sadece üç saat görebiliyorsun. Çocuğun oluyor, hasta oluyor, elini alnına koyup “geçti bak yok bir şey” diyemiyorsun. Ona mutlulukla hatırlayacağı çocukluk anıları bırakamıyorsun. Onun nasıl güzel güldüğünü, nasıl güzel oynadığını, senin adını ilk nasıl söylediğini göremiyorsun. Fırtınalı bir okul çıkışında sürpriz yapıp elinden tutamıyorsun.Bütün günün hastalıkta sağlıkta yanlarında olacağına yemin ettiğin ailenle değil, başkalarının yanında geçiyor.
Hayatımızı sevdiğimiz insanlarla geçiremeyeceksek niye yaşıyoruz? Onlara sarılmak için akşam olmasını bekleyeceksek, akşam sarılmaya çalışırken sadece hayatımızın çözülmesi gereken sorunlarını konuşacaksak, ortak hayatımız sadece problem çözmek haline gelecekse ve biz bu yüzden birbirimizden bıkacaksak niye aile kuruyoruz?
Birlikte yemek yapamadığımız, misler gibi sofralar hazırlayamadığımız, “Sen soğanları doğra, salatayı ben yaparım” demediğimiz insana karı, koca ya da sevgili diyebilir miyiz? Bunu yapamıyorsak, yaşadığımız hayata hayat diyebilir miyiz?
İnsanın bir ailesi yoksa hiçbir şeyi yoktur. Ailenin tanımı da kadın-erkek-çocuk-kardeşler değildir. Dostlar da ailedir. “Haberleşelim” diye kapatılan telefonun ucundaki sesler, bir kahve bile içemediğimiz, alelacele bir araya gelip dağıldığımız, başımıza bir hal gelince aklımızdan, karnımızdan konuştuğumuz insanlar da ailemizdir.
Geçip giden her an bir anı ve mutlu anılar biriktirerek yaşamaktan daha önemli bir şey yok. Her şeyi, herkesi yitirdikten sonra o anlar kalıyor. Geçip giden koca bir hayatın tek tesellisi parmaklarınla toplayabildiğin hatıralar, hepsi o kadar. Güzel anıların yoksa dünyanın tapusu üzerine olsa ne olur ki?
Ne bütün gün ısıtıp içinde oturamadığımız evlere, ne üzerinde oturup eskitemediğimiz koltuklara sahip olmanın bir anlamı var. Özleyecek bir kokun, kolun kanadın kırıldığında bütün yükünü bırakacağın bir kucağın olmadıktan sonra parayla aldıklarını ne yapacaksın?
Bir gün her şeyini bir anda yitirebilirsin ve geriye sığınacağın anların kalır. Biriktirebildiysen şanslısındır.

Nejat iŞLER SAYFASINDAN ALINMIŞTIR

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HİÇBİR ŞEY OLDUĞU GİBİ KALMAZ ”BU DA GEÇER YA HU..!”

1e9f9a2d07ed8a89c3ce2ff181b63438_1262805602[1]

 

Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz.
Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.
Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş yola koyulur, birkaç köylüye daha rastlar. Onların anlattıklarından, Şakir’in bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında bir başka çiftlik sahibidir. Derviş, Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır… Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, Böyle zengin olduğun için hep şükret der. Şakir ise şöyle cevap verir: Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir. Bu da geçer…
Derviş, Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra, Derviş’in yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir’den söz eder. Haa o Şakir mi? der köylüler, O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor. Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felâketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak, selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır. Şakir, bu kez Derviş son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır… Derviş, vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme… Unutma, bu da geçer…
Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir, Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır:Bu da geçer…
Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer” Derviş, “Ölümün nesi geçecek? “diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…
O aralar ülkenin sultanı Mahmut, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın… Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “BU DA GEÇER YA HU” yazmaktadır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sizi Daha Mutlu Kılacak 12 Özellik…

kadinlarin_hafizasi_daha_guclu13722410550_h1042888[1]

 

1. Dinleyebilme becerisi.

Dinleyerek ancak başkalarının hayatları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Üstelik dinlemek birçok arkadaş edinmenizi sağlar. Çünkü insanlar kendilerini anlatmayı ve hayatlarından bahsetmeyi severler. İyi bir dinleyiciyseniz, sizi kendilerine yakın göreceklerdir.

2. Çok yönlü bakış açısına sahip olmak.

Bu okullarda öğretilen bir özellik değildir. Yaklaşımlarınız ve bir konuya bakış açınızın politik olması doğru kararları ve tavsiyeleri verebilmenizi sağlar.
3. Kendine güvenmek.

 

Doğanızda olmayan bir özellik olmayabilir fakat kendine güveniyormuş gibi davranmak ve örneğin işe bile öyle gitmek, bir süre sonra gerçekten öyle hissetmenize yardımcı olacaktır.
4. İyi odaklanabilmek.

Bugünün teknolojisiyle artık yaptığımız bir işe odaklanmak çok zor hal gelebiliyor. Telefonumuza gelen bildirimler bizi çok önemli bir işimiz olsa da mutlaka telefona bakmamıza zorluyor. Hatta öyle ki, bazı ülkelerde partilerde veya iş yemeklerinde telefonlar bir yığın halinde masanın ortasına bırakılıyor. Kim dayanamaz ve telefona bakarsa btün hesabı o ödüyor. İnsanlar böyleçözümler üreterek bulundukları anda kalmaya çalışıyorlar. İyi odaklanabilmek mutlu insanların sahip olduğu önemli bir özellik.

5. Sorunları pratik bir şekilde çözebilmek.

Pratik çözümler her sorunu kolayca atlamanıza yardımcı olur. İş başvurularında dahi bu özelliğin karşı tarafta bulunmasına önem verirler. Eğer böyle bir özelliğe sahipseniz çevreniz tarafında aranan ve güvenilen bir kimse olmanız çok olasıdır. Bu size mutlu hissettirecektir.
6. Doğal ve samimi olmak.

Bazı insanlar öz güvenli görünmek için ciddi ve soğuk davranırlar. Fakat böyle insanlar diğer insanlar üzerinde sevimsiz bir intiba bırakır. İçinden geldiği gibi davranan samimi ve sıcak insanlar daha kolay arkadaş edinirler ve iş görüşmelerinde karşı tarafta iyi bir intiba oluştururlar. Kendinizi rahat bırakın ve hayatın tadına varın.
7. Zor durumların üstesinden kolayca gelebilmek ve stresle başa çıkabilmek.

10 yılınızı verdiğiniz işinizi kaybettiğinizi düşünün. Dünyanın başınıza yıkılışını mı seyredersiniz yoksa yeni fırsatlar yakalamak için uğraşır mısınız? Herkes böyle zor zamanlar yaşar. Hayat her zaman istediğimiz yönde akmaz. Bunlarla barışmalı ve kendinizi toparlamalısınız. Hayat böyle bir şey ve her zaman zor durumlar olacak. Mutlaka pozitif olmaya kendinizi şartlayın. Negatif düşüncelerle moralinizi bozmayın.
8. Hızlı karar vermek.

Kişisel gelişim üzerinde yazılan makalelerde sürekli vurgulanan şeyler vardır. Bunlardan biri de hızlı karar verenlerin kazanan olduğu, yavaş karar verenlerin ise kaybettiğidir. Eğer karar vermeniz günler hatta haftalar alıyorsa, hızlı karar verenlerin gerisinde olmanıza şaşırmayın.
9. Öğrenmeye istekli olmak.

Hiçbir şey öğrenmeseydiniz bu günlere gelebilir miydiniz? Sadece okumak veya izlemek değil, yaşadığımız tecrübeler ve olaylar dahi bize birçok şey öğretir. Ama eğer yaşadığınız olaylardan ders çıkarmayı bilmiyorsanız kendinize bir şeyler katamazsınız. Genç ve mutlu kalmak için öğrenmekten vazgeçmeyin. Okuyun, araştırın. Her gün yeni bir bilgi öğrenmeye kendinizi alıştırın.
10. Verimli iletişimler kurmak.

İletişim kurma becerisi size iş hayatında, arkadaş ilişkilerinizde hatta aile ilişkilerinizde bile yardımcı olur. Ne kadar etkileyici konuştuğunuz ve ne kadar etkili bir kaleme sahip olduğunuz kendinizi temsil ettiğiniz alanlarda büyük bir öneme sahiptir. Tabii ki konuşmak kadar iyi bir dinleyici olmak da büyük bir artıdır.
11. İkna etme kabiliyetine sahip olmak.

Bu özelliğe sahip olmak için doğuştan gelen yeteneklere sahip olmanıza gerek yok. Aksine bu herkesin geliştirebileceği bir özellik. Politikacıları düşünün. Bu kişiler konuşma sanatı ve ikna etme becerisi kazanmak için eğitim almış insanlardan oluşurlar. Hayattaki rolünüz ne olursa olsun, eğer ikna etme konusunda uzmansanız iletişim kurarak halledebileceğiniz işleri başarmak sizin için daha kolay olacaktır.
12. Yenilikçi ve yaratıcı olmak.

Bill Gates, Elon Musk gibi dünyanın en başarılı insanları ve daha niceleri genç yaşlardan itibaren kendi alanlarında en iyileriydiler. Çünkü hayal güçleri sınırsızdı ve yenilikçilerdi. Bu özellikler onlara rakiplerinden üstün olma önceliğini verdi. Siz de aynını yapabilirsiniz. İhtiyacınız olan tek şey sınırlarınızı kaldırmak ve daha farklı düşünebilmek.

kaynak: filoji

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kadınların bilmesi gereken 25 şey,

Women-holding-hands[1]
1. Unutma, sen değerlisin.
Çalışsan da çalışmasan da…
Ünlü olsan da olmasan da…
O erkek seni istese de istemese de…
Sen sen olduğun için bi’tanesin.
2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın.
Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik,
biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his…
Sen şahanesin..
3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye,
saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.
4. Kendine güvenin en büyük silahındır
ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.
5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın,
sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana,
tartışmana gerek yok.
Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin.
6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin.
Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle
adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.
7. Evlilik hiçbir şeyin kesin çözümü değildir
sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir.
Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.
8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.
9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin.
Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir.
Buna asla izin verme.
10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan;
herkes sana öyle davranır.
Asla ama asla kendini küçümseme.
11. Evde oturup derdine yanma.
Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama.
Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama!
12. Eski sevgili adı üstünde ‘eski’dir…
Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.
13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin.
Kimse son değil, bunu bileceksin.
14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin.
Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma!
15. Sevgilini çok sevmelisin.
Öyle herkese ‘sevgili’ dememelisin.
Fakat çok sevmen demek,
kendini ayaklar altına alman demek değildir.
Bir kadın gerekirse, severken de gidebilir değil mi?
16. Her şeyin şık olsun.
Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin… Kadınlık şıklık demektir.
17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç!
Onlar sen olamaz, sen de onlar…
Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir.
18. Kız arkadaşların önemlidir,
en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin.
Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin.
Sadece kötü gününde değil, başarında,
mutluluğunda da yanında olan,
yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin.
19. Erkekler çocuktur. Nokta!
Çocuğunu hem sevecek hem kızacak,
icap ederse küsecek, cezasını vereceksin.!
20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin.
Aramazsa aramasın be!
21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın
vizesini keseceksin.
22. Sen renklisin, sen beceriklisin,
sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın,
sen sonsun…
Mecbursun, bunu fark edeceksin!
23. Her şey bir karar vermene bakar.
Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.
24. Yapamayacağın şey yok.
Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok!
Şu an silkelenip kendine geleceksin!
25. Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum,
SEN ÖZELSİN,
SEN BİR TANESİN,
ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN…
*alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ruhsal enerji merkezleri ve çakralar

Cakra1[1]

 

Varlığımızın bilincini keşif için çıktığımız ruhsal yolculuk, bütün yolculuklar gibi; kimi zaman keyifli, kimi zaman ilginç kimi zaman da zorlu geçecek. Kısaca olması gerektiği gibi…

Ruhsal coğrafyanıza yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?
Yeni yerler görmenin büyüsü, farklı deneyimler yaşamanın heyecanı ve kendinizi bu ödüllendirmeyle şımartmanızdan duyduğunuz mutluluk… Zaten tüm bunlar seyahatlerin çıkılma amacı ve kaçınılmaz sonu değil midir? Kabul edin; yaptığınız hiçbir yolculuğun dönüşünde yine aynı kişi olarak kalmazsınız.
Sabıra Sabır Elde Var Mutluluk
İnsan neden var olduğunu, nasıl var olduğundan daha fazla sorgular. Oysaki nasıl kısmı , insana yaşamı boyunca kılavuzluk eder. Varlık mahiyetini kavramak istedikçe, öğrenip geliştirdikçe ancak o zaman neden kısmına verecek oldukça fazla cevap bulabilir. Aslında tam da bu nokta için tüm çabamız: İnsanlığa bu bilinci kazandırabilmek… Böylelikle hayat, insanların kendi içlerinde ve dışlarında daha yaşanır hale gelecek.

Bu yazımda da sizin bilinmeyenlerinizi ya da bildiğiniz halde gündelik yaşam karmaşalarının arasında dikkatinizden kaçan bilgileri hayatınıza aktarmaya devam edeceğim.

Ruhsal enerjiler ve çakralar
Etrafınızı saran enerji kıyafetimizden geçen yazımda bahsetmiştim. Peki, bu kozmik giysimizin düğmelerini merek ediyor musunuz? Vücudumuzda 7 önemli çakra bulunur. Her bedende titreşim frekansları farklılık gösterir. Erkekte sağa doğru olan enerji merkezinin dönüşü, kadında sol tarafa doğrudur. Bu merkezler tıpkı birer anten gibi davranarak bizim çevremizle, doğayla ve evrenle bağlantımızı sağlar.
Yaratılmış en ayrıcalıklı canlı insandır. Çünkü içinde muazzam şifreler barındırır.
1. Çakra (Kök Enerji Merkezi)
Yeri: Makat ile cinsel organlar arasında bulunur.
Rengi: Parlak kırmızı tonlarıdır.
Taşı: Kırmızı lal ya da mercan.
Etki Alanı: Koku alma duyusu, omurga yapımız, prostat, diş tırnak gibi sert dokularımız ve kan yapımız.
Görevi: Vücudun ısı potansiyelini düzenler. Yaşam gücü ve bağlılık dengelerini kurmaya yardımcı olur.
Düzensiz Çalışması Durumundaki Rahatsızlıklar: Kısırlık, şişmanlık, kabızlık, mutsuz ve umutsuz bir manevi hayat. Ayrıca halsizlik ve yorgunluk görülür.
Koruma ve Faydalanma Yolları: Güneşin batışını ya da doğuşunu seyredin. Giysi, takı ve aksesuarlarınızda kırmızı tonlara daha çok yer verin.
Kokusu: Karanfil ya da sedir.
2. Çakra (Hara Enerji Merkezi)
Yeri: Kuyruk sokumu ve göbeğin altındaki bölgede bulunur.
Rengi: Turuncu tonlarıdır.
Taşı: Akik ve aytaşı.
Etki Alanı: Tat alma duyusu, anne sütü, böbrek üstü bezleri, adet akıntısı ve organik sıvılar.
Görevi: Kadın ve erkeğin üreme merkezleri bu bölgededir. İletişim kurma, tatmin genel ifade ile fiziksel, ruhsal, zihinsel olarak haz alıp vermeyi sağlar.
Düzensiz Çalışması Durumundaki Rahatsızlıklar: Böbrek ve mesane yolu rahatsızlıkları, psikolojik ve bedensel tatminsizlik bunun yanı sıra bağışıklık sisteminde zayıflık görülür.
Koruma ve Faydalanma Yolları: Turuncu lamba ışığında her gün 10 dakika dinlenin, dolunayı izleyin, su kenarlarında yürüyüşler yapın, turuncu renkte sebze ve meyve tüketin.
Kokusu: Sandal ağacı veya ylang ylang.
3. Çakra (Karın Enerji Merkezi)
Yeri: Göbeğin yaklaşık iki parmak altında bulunur.
Rengi: Sarı tonlarıdır.
Taşı: Topaz ve amper.
Etki Alanı: Görme duyusu, sindirim sistemi ve sinir sistemini kapsar.
Görevi: Yağ, protein, karbonhidrat sindiriminde yardımcı olur, vücuttaki şeker ve insülin dengesini ayarlar ayrıca insanlarla olan ilişkilerin kontrolünü sağlar, heyecan, kızgınlık, korku, sevgi gibi titreşimleri düzenler.
Düzensiz Çalışması Durumundaki Rahatsızlıklar: Stres ve beraberinde duygusal problemler yaşanmasına sebep olur. Azim, hırs, özgürlük, ego gibi manevi unsurlarda denge sorunları görülür.
Koruma ve Faydalanma Yolları: Güneş ışığını seyredin. Altın, çinko gibi metalleri üzerinizde bulundurun. Kıyafetlerinizde sarı renge ağırlık verin. Sarı renk çiçekler yetiştirip belirli sürelerde seyredin. Sarı renk besinleri özellikle tüketin.
Kokusu: Biberiye ya da lavanta.
4. Çakra (Kalp Enerji Merkezi)
Fiziki enerjileri ruhsal enerjilere nasıl dönüştürür?
Yeri: Göğüs boşluğunda, kalbin tam hizasında bulunur.
Rengi: Yeşil tonlarıdır.
Taşı: Kuvars, yeşil akik veya zümrüt.
Etki Alanı: Dokunma duyusu, kalp, solunum ve dolaşım sistemleri ile mide sinirlerini kapsar.
Görevi: Bağışıklık hücrelerinin üretildiği timüs bezi bu bölgede olduğundan dolayı, vücudun kan ve lenf sistemini içine alarak bağışıklık sistemini güçlendirir. Fiziki enerjileri ruhsal enerjilere dönüştürür. Hayata bağlılık enerjisini arttırır. Bu bölgedeki enerji saflığı, kişinin hem kendisine hem de çevresine şifa verebilme yeteneğini geliştirebilir.
Düzensiz Çalışması Durumundaki Rahatsızlıklar: Deri ve dokunma duyusu ile bağlantılı olduğundan dolayı cilt hastalıklarına yol açabilir. Buradaki herhangi bir enerji dengesizliği genel beden sağlığı için olumsuz etki eder.
Koruma ve Faydalanma Yolları: Kaldığınız ortamda yeşil bitki bulundurun. Yeşil renkle aydınlatılmış alanda 5–10 dakika boyunca dinlenin. Kır gezintilerine çıkın. Yeşil renk ile meditasyon yapın.
Kokusu: Gül yağı.
5. Çakra (Boğaz Enerji Merkezi)
Yeri: Boyunla boğaz arasındaki çukurda, boyun omurunun hizasındadır.
Rengi: Mavi tonlarıdır.
Taşı: Akuamarin ve turkuaz.
Etki Alanı: İşitme duyusu, boğaz, boyun, sesler, broşlar, troit ve paratroit bezleri, yemek ve soluk boruları ile ayrıca kollarımızı kapsar.
Görevi: Hücrelerin kalsiyum dengelerini ayarlar. Kişisel ihtiyaçlar ile ilgili sorumluluk alabilmeyi sağlar. Ruhi ve genetik dengemizi kurar.
Düzensiz Çalışması Durumundaki Rahatsızlıklar: Konuşma yeteneğimizin merkezi konumunda olduğu için kulak, ağız ve seslerdeki herhangi bir sorun iletişim eksikliğine neden olur. Duygu ve düşünceler topluluk içerisinde rahat ifade edilemez. Konuşurken kekelemekte yine bu merkezdeki bir problemden kaynaklanır.
Koruma ve Faydalanma Yolları: Gündüz gökyüzünü seyredin. Mavi renk giysiler giyin. Mavi taşlardan takı ya da aksesuarlar kullanın. Mavi ışık ile aydınlatılmış ortamda 10 dakika dinlenin.
Kokusu: Ada çayı ya da okaliptüs.
3. Göz çakrasının düzensiz çalışması ruhsal hastalıklara sebep olur.
6. Çakra (Üçüncü Göz Enerji Merkezi)
Yeri: Alnın ortasında, burun köprüsü üzerindedir.
Rengi: Lacivert tonlarıdır.
Taşı: Mavi safir ya da sodalit.
Etki Alanı: Algılama duyusu başta olmak üzere, sinüsler, beyin, beyincik ve sinir merkezini kapsar.
Görevi: Hipofiz bezinin etkisi ile diğer organlarla bağlantıyı sağlayan sistemi düzenler. Hafızayı güçlendirir, yaratıcı fikirlerin oluşmasında etkilidir. Sezgi gücünü arttırır. Anlama yeteneğine derin boyutlar kazandırır.
Düzensiz Çalışması Durumundaki Rahatsızlıklar: Başta depresyon gibi ruhsal hastalıklara neden olur. Zihin fonksiyonlarının düzensiz çalışmasından dolayı unutkanlık artabilir. Stres, bıkkınlık, gerçeği idrak etme zorlukları yaşanabilir. Bu çakranın tıkanması ya da ters yönde dönmeye başlaması, bireyin olumsuz fikirler üretmesine neden olur.
Koruma ve Faydalanma Yolları: Gece gökyüzünü seyredin. Bulunduğunuz ortamda özellikle iş yerinizde lacivert tonlarında objeler bulundurun. Yine bu renkte giysi giyin veya giyim aksesuarlarınızda kullanın.
Kokusu: Nane ya da yasemin.
7. Çakra (Taç Enerji Merkezi)
Yeri: Başın tam tepesinde yer alır.
Rengi: Beyaz veya mor tonlarıdır.
Taşı: Ametist ve kaya kristali.
Etki Alanı: Özellikle epifiz bezi yardımı ile başta tüm zihin faaliyetleri ile fizik ve duygu bütünlüğünü kapsar. Henüz daha nelere etki ettiği tam olarak bilinmemektedir. Titreşimi en yüksek çakradır.
Görevi: Evrensel alandan gelen kozmik enerjiyi çekip diğer enerji merkezlerinden geçerek, kök enerji merkezine ulaşır ve bedendeki tüm olumsuzlukları ortadan kaldırabilir. Bu merkez sayesinde kozmik çevre ile iletişim kurarız. Manevi hislerimizi geliştirip, varlığımıza bir mana yükleyebiliriz.
Düzensiz Çalışması Durumundaki Rahatsızlar: Bu merkez sağlıksız ise, tüm çakralar düzensiz çalışır. Kişi duygusuz, amaçsız hissiyatlar besler. Çeşitli hastalıklara yakalanabilir. Hatta insan kendi varlığını sonlandıracak olumsuz duygu ve davranışlara sürüklenebilir.
Koruma ve Faydalanma Yolları: Yaşam alanlarınızda beyaz renge daha çok yer açın. Sessizliği dinleyin. Beyaz çiçekler yetiştirin. Takı ve kıyafetlerinizde beyaz rengi bolca kullanın. Ayrıca mor renkli gıdalar tüketin ve mor ışıkta dinlenin. Tabiatı seyretmekte bu enerji merkezini güçlendirmek için oldukça faydalıdır.
Kokusu: Lotus ya da reyhan.
Çakraları teşhis metotları neler?
Enerji merkezlerimizdeki tıkanıklıkları gidermek ya da ters işleyişleri ortadan kaldırıp, enerjiyi düzenli ve verimli kullanabilmek aslında oldukça kolaydır. Bedendeki enerji dağılımı ve bunların evrenle alışverişini dengeleyecek kişi yine sizsiniz. Hiçbir yan etkisi bulunmamakla birlikten güzel yanı ise buna inansanız da inanmasanız da öneri ve metotları uyguladıkça fayda görüp, içinizde ve dışınızda bir şeylerin eskisinden farklı olduğunu hissedeceksiniz.

Her gün sayısız iş ve işlem yapan elleriniz mucizevi bir dedektördür, desem şaşırır mıydınız? Avuç içlerinizi enerji merkezlerinizin üzerine tuttuğunuzda hem elinizin iç kısmında hem de tutulan çakranın etrafında yayılan titreşimleri hissedeceksiniz. Nasıl mı? Elinizi 15cm. civarı bedeninize yakın tutarak ve çalışacağınız çakra üzerine geldiğinizde onu temsil eden rengi düşünüp, halkalar oluşturarak döndüğünü imgeleyerek… Enerji merkezlerinizin faaliyet raporunu düzenli olarak isteyin ki, yaşamdan daha fazla verim alın.
Olumsuz enerjilerden korunma metodu olarak da ellerinizi kenetleyebilirsiniz. Böylece enerji akışını kesip bloke eder ve bundan etkilenmemiş olursunuz.
Bir diğer metot da sarkaçlı saat kullanılarak uygulanan metottur. Beyaz kuvars kristalinden yapılmış sarkaç, elektromanyetik alanlara karşı daha hassas olduğundan özellikle yeni başlayanlar için faydalı bir tekniktir. Sarkacı, öndeki ya da sırttaki enerji merkezlerinin yaklaşık 15cm. kadar üzerinde sabit tutun ve zihninizi tamamen boşaltın. Odaklanın, enerjiniz bırakın sarkaca doğru aksın. Buna inanarak ve isteyerek yapmayı en azından deneyin. Bir süre sonra sarkaç sallanmaya başlayacaktır. Dönüş yönüne göre de merkezin açık ya da kapalı olduğunu öğreneceksiniz.
Kristaller konusuna gelince…
Asıl maddesi toprak olan cam kristallerle, tıpkı sarkaçlarda kullanılan teknik kullanılarak enerji merkezleri uyarılabilir. Özellikle sivri uçlarından yayılan enerji, kapalı olan merkezleri açmakta en güvenilir metottur. Bu konuya ilerleyen zamanlarda daha kapsamlı olarak yer vereceğim şimdilik bu kadar değinmemiz yeterli.
Görüldüğü gibi sadece deriyle ambalajlanmış bir bedenden ibaret değiliz. O ışıl ışıl bakan gözleriniz, aşık olduğunda bir şelale gibi coşup kabaran yüreğiniz, bir yerden bir yere her defasında anlamsız bir telaşla sürüklediğiniz ayaklarınız, ısrarla kendinizin ve çevrenizin sesini duymamak için tıkadığınız kulaklarınız yalnızca olması gerektiği için mi var? Peki, ne için var? Nelere cevap için, neyi sorgulamak için, ne kadar anlamak için var?

Her sabah uyandığınızda; “kahretsin, yine her şey aynı” diyerek değil, hala sahip olduklarınıza ve olmadıklarınıza ulaşabilmek için de gereken ruh, zihin ve beden bütünlüğünüzün tümünün yerinde olduğuna şükran duyarak güne başlayın.
Korkmayın bu polyannacılık değil. Bildiğim kadarıyla ben de bir sevgi kelebeği değilim. Ancak hep gerçekçi düşünerek bir süre sonra mantığın hep hayal gücünü daralttığını ve bir yerden sonra zihnimi sınırladığını gördüm. İşte bu yüzden diyorum ki; sahip olamadığınız şeyleri elde etmek için daha önce yapmadığınız şeyleri deneyimleyin.
Nasıl ki Evren, görünenin ötesinde yüzyıllardır bir gizemse hala, bizler de O’nun bir parçasıysak eğer, formülümüz bu kadar kolay, anlaşılır ve tanımlanmış olmamalı. Çevrenizden değil, kendinizden başlayın denklem oluşturmaya… Denklemlerinizi çözümledikçe, her biri mucizevi yöntemleriniz olacak her tıkanmışlığınızda… Ancak adım adım, derin nefesler alarak, her acaba nızda durup dinlenerek ve her keşfettiğinizin heyecanını özümseyerek ilerleyin.
Gerçekçi olmak gerekirse aslında sabırsız varlıklarız.
Çoğu kez şimdi değilse ne zaman? diye direttiğimiz olur. Bu hoşnutsuzluk enerjisinden tamamen sıyrılmamız oldukça güç. Ancak en aza indirgeyebiliriz. Evren maddi ve manevi hazineleri bize sunmak için hep doğru zamanı bekler. Kendi iç disiplinini oluşturamamış bir insanın her istediğini gözü kapalı elde ettiğini bir düşünsenize… Bu hem birey için sağlıksız hem de toplum için büyük bir adaletsizlik olurdu. İşte bu yüzden biraz daha denge, biraz daha düzen ve sabır diyoruz. Beyin hazır değilse gözler görmez, ruh hissetmez. Varlık bilincinizin oluşumu zamanla boyut kazanır. Bu oluşuma da sabır ekleyerek destek vermelisiniz.
Fiziksel ve ruhsal bütünlüğünüzü bir sonraki yolculukta da aramızda görmek, beni ve Evren’i inanın mutlu edecektir.
Kaynaklar:
*Prof. Dr. Ahmet Maranki-Elmas Maranki (2008) Kozmik Bilim ve Bilinçle: Yaşam Enerjisi, Mozaik Yayınları, 78.Basım, İstanbul
*Aykut Oğut (2009) Evrenden Torpilim Var, Dharma Yayınları, İstanbul
*Sanaya Roman (1995) Ruhsal Büyüme, Akaşa Yayınları (Çevirmen: Jale Gizer Gürsoy)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor duruma düşürmeyiz.

images[4]

 

Evvel zaman içinde Memleketin birinde 90 yaşlarında fakat çok dinç ve genç görünümlü bir adam yaşarmış?
Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış.

“bu gençliğin sırrı nedir” diye.
İhtiyar delikanlı güler geçermiş her soruldukça bu soruya.

Ama sorular sık ve soranlar çoğalınca cevap vermek vacip olmuş sanki.
Düşünmüş nasıl anlatırım bu sırrımı kolayca
herkese. Sonra karar vermiş tüm meraklıları yemeğe davet etmeye evine.
“Bu davette size sırrımı açıklayacağım” demiş.

Herkes merakla davete gelmiş.Yemekler yenilmiş, içilmiş, sohbetler edilmiş vakit iyice gecikmiş.

Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiş.

Herkes konu ne zaman açılacak diye merak ederken adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiş.

“Hatun , şu kilerden bir karpuz getirirmisin bize sana zahmet!..”

Hanım hemen doğrulmuş kilere giderek kaş ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiş.

Adamcağız şöyle eliyle bir vurmuş tık tık diye sonra da :

” Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, başka
getirir misin bir zahmet” demiş.

Hanım onu götürmüş bir tane daha getirmiş. Adam onu da bir yoklamış yine beğenmemiş.

“Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış başka bir tane getirir misin” demiş.
Başka istemiş?. Bu böylece dört sefer daha tekrarlanmış .

Dedemiz beşincide karpuzu beğenmiş ve karpuz kesilmiş, misafirlere ikram edilmiş?. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuş.

“Eeeee?. Arkadaşlar işte benim gençliğimin sırrı burada anladınız mı??” Herkes birbirinin yüzüne bakmış.Kimse bişey anlamamış..

“Aman dede demişler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!”
Dedecik gülmüş.
“Efendiler” demiş
“O gördüğünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de başka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere bile (aman be adam, delimisin nesin şu tek karpuzu ne
taşıtttırıyorsun bana defalarca.) demedi. Beni sizin önünüzde mahcup duruma düşürmedi. İşte bütün bu gençliğimi hanımıma borçluyum.”

“Biz birbirimizi hiç başkalarının önünde zor
duruma düşürmeyiz. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya yansıtmayız. Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız.”
demiş.

Hayatınız seçtiğiniz kadındır..

Zevkli bir kadına rastlarsanız,ZEVKİNİZ,

bilgili bir kadına rastlarsanız BİLGİNİZ,

zeki bir kadına rastlarsanız ZEKANIZ gelişir.

Hayat kat kattır.

Babil’in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.

Ve bugün durduğunuz teras , seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır.

Hayatınız seçtiğiniz kadındır.

OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !

CAN YÜCEL

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »