Hayatınızı Yoluna Sokmak İçin Bilim Tarafından Onaylanmış 6 Eski İnanış

kadin3-758x505[1]
Dünya düz olmayabilir veya kainatın merkezi de olmayabilir, fakat bu eski zamanlarda yaşayan entelektüellerin her şeyi yanlış bildiği anlamına gelmez. Hatta bilim insanları son yıllarda, antik zamanda yaşamış olan bilgeler tarafından köklenen inanışların ve birçok öğretinin -deneysel olarak kanıtlanmamış da olsa- geçerliliğini kabul ediyor.
İşte bilim dünyasının da onayladığı antik çağlardan kalma 6 inanış ve uygulama;

1-İnsanlara yardım etmek daha sağlıklı bir birey olmanızı sağlar.

Yunan filozofların “Daha iyi bir hayat nasıl yaşanır?”, sorusunun cevabı için bitmek bilmeyen varsayımları olmuştur. Bunun cevabını bulmak için arayışlar içerisine giren antik yunan filozofları, bir toplum içerisinde diğer insanlara yardım etmenin kurulacak bir sevgi ortamı oluşturduğu ve sosyal anlamda ilişkileri arttırdığını savunmuşlardır.
2-Akupunktur vücudunuzun enerjisini dengeler.

Geleneksel bir Çin metodu olan akupunktur, yaşayan her canlıdaki enerjinin eşit derecede yayılmasını sağladığı görüşüne dayanıyor. Bu enerji akışına ister inanın, ister inanmayın Archiver of Internal Medicine‘de yayımlanan bir çalışmaya göre bu eski teknik, kronik vücut ağrılarından yakınan, migreni olan insanların şikayetlerine çözüm niteliğinde. Özellikle ilaç kullanmadan iyileşmek isteyenler, kesinlikle bu yönteme bir şans vermeli.

Not: Reiki şifa enerjisi ya da Access bar da ruhsal ve zihinsel hastalıkların çözümlenmesinde destektir…

3-Sağlıklı bir şekilde büyümek, ileride güçlü bir zihin sağlığına sahip olmak için çevremizdeki destek çok önemli.

Büyüdüğümüzde bize en lazım olan şey sağlıklı bir zihindir. İş hayatımızda, aşk hayatımızda, aile yaşantımızda, arkadaşlarımızla olan ilişkilerimizde, sorunlarla baş edebilmede bizi ileriye götürecek olan şey zihnimizdir. Dolayısıyla, ergenlik çağı özellikle öncesinde güçlü bir karakter inşa edilen bir birey, karşılaştığı sorunların üstesinden gelme ve bireysel anlamda bağımsız olma konusunda sıkıntı çekmeyecektir. Bir bireyin yetişkin olduğunda sağlıklı bir şekilde kendi hayatına devam edebilmesi için huzurlu bir aile ortamında yetişmesi, güven duygusuna sahip olması, sevmeyi çevresindekilerden öğrenmiş olması önemlidir. Evet sevmek bir duygudur. İçgüdüsel olarak bazı durumlarda sevgiyle tepki veririz. Fakat çevresinden sevgi görmeden büyüyen bir kişi, yetişkin olduğunda ve aşk hayatında bocalayabilir. Çünkü sevgisini nasıl göstereceğini bilemez. Çocuklarınıza ne olursa olsun, o güven ortamını sağlayın. Sizin de kolay bir hayatınız olmayabilir ama onlar huzurlu bir ortamda yetişmeyi hak ediyorlar.

4-Değiştiremeyeceğiniz şeyleri kabullenmek çektiğiniz acıyı azaltır.

Bazen kabulleniş kendiniz adına yapacağınız en güzel şeydir. Bu hayatta herkesin kemikleşmiş sorunları vardır. Sizin de var öyle değil mi? Kurtulmak için birçok yol denediniz. Çabaladınız fakat olmuyor. Bir türlü yoluna girmedi hiçbir şey. Gerçekten elinizden gelen her şeyi yaptığınızı düşünüyorsanız, artık dinlenmenin vakti gelmiş demektir. Arkanıza yaslanın ve yükünüzü yere bırakın. Üstünüze düşeni yaptınız. Bazı şeylerin sadece öylece hayatınızda durması gerekiyordur. Bırakın orada dursun ama siz artık kalbinizi yormayın. O kabullenmenin verdiği rahatlığı hissettiğinizde kendinize bunca zaman ne kadar eziyet ettiğinizi fark edeceksiniz.

5- Dengede kalmak ve duyguların esiri olmamak hayatınızı anlamlı kılar.

Duygusal yönden duyarlı olmak elbette kötü bir şey değil. Sadece hayatınızı duygularınızın yönetmesi vereceğiniz kararlarda, hayatınıza giren insanları seçmede size yanlış seçimler yaptırabilir. Hayatınızın kontrolünü elinize almanız için yapmanız gereken dengede kalmaktır. İnsan aslında içinde vahşi bir yaratıkla birlikte yaşar. Onu eğitmek yalnızca sizin elinizdedir. Öfkelendiğinizde ateş, sevdiğinizde akıntıya karışan bir dalga olmak zorunda değilsiniz. Sadece dengede kalmayı deneyin. İç huzurunuzu ancak böyle sağlayabilirsiniz.
6-Fiziksel rahatsızlıklar zihin sağlığıyla doğrudan orantılıdır.

Eski Mısır’da yaşayan insanlara göre mental ve fiziksel hastalıklar aynı anlamı taşıyorlardı. Günümüzdeki insanlar ise mental bir hastalığa sahip insanları ciddiye almama eğilimindeler. Aslında “beyinde bitiyor her şey” saçmalık ve klişe halini almış olsa da, siz öyle düşünmeyin. Ruhunuz da hastalandığında dinlenmek ve kendinize zaman vermek için uzanmak, uyumak istersiniz. Tıpkı grip olduğunuzda yaptığınız gibi. Ruhunuzun da bedeniniz gibi vitamine ihtiyacı vardır. Sizi yoran, ruhunuzu sıkan her neyse bir an önce bunu düzeltmeye çalışın. Bu hayat sizin ve istediğiniz gibi yaşanmayı hak ediyor.
Kaynak:http://filoji.com/hayatinizi-yoluna-sokmak-icin-bilim-tarafindan-onaylanmis-6-eski-inanis/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YAŞADIKLARIMIZ BİZİ BİZE AYNALAR…

2451884-yansima[1]
Ayna ayna söyle bana, neler oluyor iç dünyamda…
Yaşadığımız her olay ve akabinde hissettiğimiz duygu durumu bize aynadır gerçekten. Önemli olan ne yaşadığımız değil, yaşadıklarımızdan ders alıp alamadığımızdır. Farkındalığımızın oluşmasıdır.
Bütün olaylar bize farkındalığımızın artması için gelir öğretir ve gider.
Kendi kitabımızı okuyabilmemiz için iç dünyamızın farkına varmamız gerekir.
———
“Kendi kitabını oku;
bugün, hesap sorucu olarak nefsin sana yeter.” (isra 14)
———
*Her durum bize gerçekte neyi yansıtır?
*Bize nasıl bir mesajı verir. ?
*Ne öğrenmemiz gerektiğini nasıl anlarız?
*Yaşadığımız bizi rahatsız eden durumlardan nasıl kurtuluruz. ?
——
Bazı zamanlar birebir yaşattıklarımızı deneyimlerken, bazen zıddımızla, bazen idda etttiklerimizin ispatıyla, bazen kınadıklarımızın başımıza gelmesiyle ve çoğu zamanda geçmişten getirdiğimiz katılaşmış inançlarımızla ayna olur olaylar ve insanlar bize.

İmtihan der geçeriz ama imtihanın cevabı verilene kadar benzer olaylar ve bizi zorlayan insanlar etrafımızdan gitmezler. Yaşadığımız her olaya bakış açımız her zaman iç dünyamızdan dışa doğru bir bakışla olursa gerçekte olayların bize neyi aynaladığını fark edebiliriz ancak.
——
AYNA OLAYLAR
*Bazen bizim başkalarına yaşattıklarımızı kendimiz birebir yaşarız.
Empati yetimizi geliştirmek ve bize yapılmasından hoşlanmayacağımız şeyleri
başkalarına yaşatmamak için…
*Bazen yaşadıklarımızın zıddını deneyimleleriz başkalarıyla.
Nasıl birisi olmadığımızı görmek ve onların kabalıkları veya zariflikleri karşısında kendinize örnek yada ibret alabilmek adına…
*Bazen başkalarının yaşadıklarıyla ilgili yargıladığımız durumları kendimiz yaşarız. Kınadığımız durumları kendimiz yaşayarak ne kadar zorlandığımızı fark etmek ve başkalarını kınamamayı öğrenebilmek adına…
*Bazen kendimizle ilgili idda ettiğimiz durumların ispatı için yaşadıklarımız vardır. Örneğin; İyi olmaya çalıştıkça kötü insanları çekmemizin nedeni de budur. Kötü olmasaydı senin iyi biri olduğunun ispatı olmayacaktı asla. Kötüler senin iyi olma vasfına değer katarlar. İdareci olma iddamız idare edilecek kişileri bize çeker vb.
*Bazen de inandığımız ve altını çizdiğimiz şeylerin üstünü çizebilmek için olaylar çıkar karşımıza… Bize artık yeter dedirtecek duruma getirene kadar yaşarız bu tür durumları.
Örneğin;
*Kendinin değersiz olduğuna inananlar, kendine değersizlik duygusunu yaşatan olayların içinde bulur kendini. Kendini kullanılmış ve ezik hisseder sürekli. Kurban rolünü oynarlar. Birilerinden kazık yer, en yakınlarının yalanını yakalar. iftiraya uğrar vb.
Kendi değerini farkettiği anda tüm bu zincir kırılır ve yerini daha huzurlu bir yaşam şekline bırakır.
*Sevilmediğine inanan birisi, birileri tarafında terk edilir yada terk eder sürekli.
Kendini sevmeye başlayıp kendine sevilme hakkı verdiği anda kişi aslında sevilmediğini düşünürken hakkınca sevemediğini anlar ve sevmeye başlar. Kaderi değişir.
*Yoksunluk inancı olan birisinin elinde para durmaz.Parayı kullanamaz gereksiz harcar. Bu inancını fark ettiği anda bilinç kendini yeni düşünceye
uyumlar.
—–
Tüm bu yaşadığımız ve bizi rahatsız eden durumlar bizim içsel kodlarımıza aynalık yapar. Hayat bizim yaşattıklarımızı, yargılarımızı, iddialarımızı ve İnançlarımızı birileri aracılığıyla veya bir dize olaylarla karşımıza çıkarıp kendimizi görmemiz için öğrenmemiz gereken şeyleri işaret eder.. Ve hepsi birer mesaj içerir. Kendi kitabımızı okuyabilmemiz ve yeniden
yapılandırabilmemiz için. Mesajı doğru algılayabilirsek çözümleriz. Ama anlayamadıysak bir köşeye (bilinçaltına) atar unuturuz bir süreliğine.
O çözülmeyen mesajlar çözülünceye kadar belli zamanlarda yeniden yeniden karşımıza çıkar. Her bilinç durumu yükseleceğinde yada benzer bir olay yaşandığında mesaj yeniden gelir önümüze ve her seferinde daha da şiddetle
sarsar bizi.
Çözene kadar, artık yeter dedirtmeyen, vazgeçemediğimiz, korktuğumuz, tutunduğumuz dalları elimizden alana kadar ve çözdürene kadar uğraştırır bizi..
Bilincimiz yükseldikçe çözümlemekte kolaylaşır olayları. Önümüze gelen mesajları daha kolay deşifre eder ve öğrenmeye başlarız… Öğrendikten sonra aynı durumların tekrarı söz konusu olmaz.
Kaybettiğimizi sandığımız bütün dallar bize tekrar geri verilir. Ama bu sefer onlar bizim tutunmak zorunda hissettiğimiz dallarımız değil, tutmak istediğimizde kullanacağımız araçlarımız olur.
Fakat bazen öyle katılaşmış çekirdek inançlarımız vardır ki onu yıkmak dağları devirmekten daha zordur. Tüm yaşamımız aslında bu devirilmesi zor gibi olan 0-6 yaş arasında oluşmuş çekirdek inanç etrafında oluşur ve kaderimiz olur. Sanki o inançtan vazgeçersek bütün hayatımız alt üst olacakmış gibi hissederiz. Bildiğimiz kötüyü bilemediğimiz iyiye tercih eder hayatımızı mutsuz ve huzursuz geçirmenin adına da kader deriz.

Kıyamet demek insanın ayağa kalkışı kendini fark edişidir. Kıyamet günü dağlar yerinden oynayacak dediği işte kendi katılaşmış inançlarımızın yerle bir olacağı anlamına gelir.

Gök yarıldığı, yıldızlar dağıl­dığı, denizler kaynaştığı, kabirlerin içi dışa çıktığı zaman, insa­noğlu ne
yaptığını ve ne yapacağını görür.” (İnfitar, 82/1-5)

Hayat okulundan mezun olup kendimize gelebilmemiz için tüm imtihan-larımızın doğru cevaplarını vermemiz gerekiyor. Sınıf atlasak bile alttan ders bıraktıysak hayat asla affetmiyor ve onu tekrar önümüze koyuyor çöz diye…
Rabbim imhihanlarımızı kolaylaştırsın…
Kendimize gelmemiz nasip olsun inş.
Aydanur HIRA 20.10.2015

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evrenden Gelen Sinyaller…

woman-universe-blue-[1]

 

‘Arabanızda frenler tutmuyorsa evren size nerde durmasını bilmiyorsun’ diyor..
Silecekleriniz çalışmıyorsa neyi görmek istemiyorsun? diyor..
‘Telefonunuz arızalıysa iletişim kanallarında sorun var, kime söylemek istiyorsun da söyleyemiyorsun?’ diyor..
‘Arabanızda vuruklar, çarpmalar varsa öfkelisin, kendini ve kızgın olduğun herkesi affet’ diyor..
Evinizde su boruları devamlı patlıyorsa, musluklardan su sızıyorsa yaşamındaki kaçakları gösteriyor.. (Para, sağlık, huzur vs.)
Elektrikle ilgili sorun varsa karanlıktasın, aydınlat kendini diyor..
Veee bedenimiz işte harika makinemiz..
Biz hayatımızdaki kullandığımız araçlar arızalanınca insanlarla ilişkilerimiz bozulunca, yaşamın bize verdiği mesajları hala anlamadıkça…
Yaşam, son çare olarak mükemmel bir makinemiz olan bedenimizle hayatımızdaki sorunları göstermeye çalışıyor..
Ancak hastalanınca duruyoruz.. Bana ne oluyor böyle diyoruz..
Neden hasta olunca farkına varıyoruz? Çünkü yaşamla ilişkimiz bir şekilde kesiliyor..
İşimize gidemiyoruz veya ağrılar içinde dolaşıyoruz hayattan keyif alamıyoruz..
‘Evet yaa, bu işim beni çok strese sokuyordu, sonunda hasta etti beni’ diyorsunuz..
Yaşamın size söylediklerini dinlemek için illa hasta olmayı mı bekliyorsunuz..
Kanser olduğunuz zaman mı en nefret ettiğiniz kişiyi affedeceksiniz..
Öleceğinizi bilirseniz mi yapmak istediğiniz şeyler için kendinize zaman ayıracaksınız, kızmayı, söylenmeyi bırakacaksınız..
Hastalıklar sizin düşüncelerinizle yaşamınızda yaratmış olduğunuz sıkıntıların sonuçları ve bu düşünceler sahip olduğunuz yaşam alanlarınızı güçlü bir şekilde etkiliyor..
Öncelikle şunu da belirtmek isterim, yaşamımızdaki bu nedenleri görmemek için kendimize bahanelerde uydururuz..
Soğuk bir şeyler içtim bu yüzden boğazım ağrıyor..
Acılı yedim bu yüzden midem ağrıyor vs..
Daha önce neden soğuk içtiğinizde veya acı yediğinizde bu ağrılar yoktu..
Kendinize dürüst olun ve yaşamın size verdiği bu ipuçlarını kullanın..
Sonuçta sadece kazançlı çıkarsınız
alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pozitif düşünce için 7 yöntem

resim-20160803151954[1]

Yapılan araştırmalar pozitif düşünen insanların daha huzurlu ve sağlıklı olduklarını söylüyor. Pozitif düşünmek psikolojimize olduğu kadar motivasyonumuza da iyi gelen bir eylem.

Pozitif Çerçeve
Düşüncelerinizi pozitif çerçeveye yerleştirmek için öncelikle uygulamayı anlamamız gerekiyor. Öncelikle tüm düşüncelerinizi içine alan bir pozitif bir çerçeve imajine edin. Her düşüncenizin bu çerçeveden geçerken pozitife döndüğünü hayal edin. Zihninizde bir tür güvenlik çemberi gibi de düşünebilirsiniz. Negatif düşündüğünüz anda bu imajinasyonunuzu hatırlayın ve çerçeveyi devreye koyun.

 

Zihnin merkezine odaklanın.
Gerçek şu ki hepimiz kontrolsüz düşüncenin elindeyiz. Kontrolsüz düşünmek ne demek mi? Şöyle düşünün. Otobüste bir insan durup dururken kendi kendiyle konuşmaya başlıyor. Bir şeylerden bahsediyor ve kızıyor yada gülüyor. Ne hissedersiniz? Deli dersiniz değil mi? Peki biz bütün gün zihnimizde aynı şeyi yapmıyor muyuz?

Özellikle negatif düşünerek zihnimizi ve bedenimizi yormuyor muyuz? Zihnin bir düşünce merkezi vardır. Buraya odaklanmak için meditasyon yapabilirsiniz. Derin nefes terapileri uygulayabilirsiniz. Ya da doğada bir yürüyüş yapın…

Zihnin düşünce merkezine odaklandığınızda zihin tüm düşüncelerden üstün olan şeyi fark edecektir. O ne mi? Tabii ki sizsiniz.

Negatif şeylerden uzaklaşın.
Bazı dostlarım negatif düşünceye engel olamadıklarını söylüyor. Onlara sadece basit üç soru soruyorum.
Ne izliyorsun?
Ne dinliyorsun?
Ne okuyorsun?
Sizde kendinize bu soruları sorun lütfen. İzlediklerimizden etkilenmiyor gibi durabiliriz. Ama bilinçaltımız negatif düşünce ile yüklenmiş oluyor. Negatife odaklanmak zorunda hissediyoruz. Hayatımızda pozitif düşünce için negatif şeylerden uzaklaşmalıyız ve bunu hemen yapmalıyız.

Şükretmek pozitif düşüncenin anahtarıdır.
Pek çok insanın farkında olmadığı şey aslında şükredecek çok şeyimiz olmasıdır. Mesela sağlığımız için şükretmeliyiz. Kafamızın üstünde bir dam olduğu için şükretmeliyiz. Aç yatmak zorunda olmadığımız için şükretmeliyiz. Şükür eylemi pozitif düşüncenin anahtarıdır. Şükrettiğimiz an huzur ve iç barış bizi bulur.

İnsanlara Yardım Edin.
İnanın bir insana yardım etmek size pozitif enerji yükleyecektir. Bunu mutlaka deneyin. Yardıma muhtaç pek çok insan var. Onlara bağışta bulunabilirsiniz. Kan bekleyen pek çok hasta var. Yardımın sınırları o kadar geniş ki sadece ihtiyacı olan insana yardım elinizi uzatmanız yeterli. Pozitif düşünce iyilik ile güçlenen bir enerjidir.

Farkındalık yapın.
Pozitif düşünmek için farkındalık egzersizleri çok önemlidir. Eğer negatif düşüncenin sizin içinizde nasıl ilerlediğini fark ederseniz pozitif düşünceyi seçebilirsiniz. Farkında olun. Ne yapıyorsanız yapın kendinizi yaptığınız işe verin. Yavaş ve keyfini çıkararak yapın ve yeni bir şeye başlamadan önce bir mola verin.

Ters Aynalama Metodu (Pozitif Yansıtma)
Negatif bir düşünce zihinizi sardığında yapmanız gereken aynı cümlenin pozitifini düşünmektir. Mesela “İşimde mutsuzum ve çok geriliyorum” düşüncesi zihninize geldiğinde aynı cümlenin pozitifini üreterek işe başlarız. “İşimde mutluyum ve çok huzurluyum” Bu cümle ile Ters Aynalama veya pozitif yansıtma yaptık. Aynı şekilde bir cümleden çok negatif bir imaj geldiyse zihninize bu şekilde pozitif imajını oluşturmalısınız.
Kaynak: bilgierdemdir.com

Not: Hayatı olduğu gibi alın bazen insan negatife kapılıyorsa ondan da öğreneceği bir şey vardır mutlaka. Önemli olan zamanı gelince negatiften pozitife geçecek motivasyona ve isteğe sahip olmaktır.

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

MÜKEMMEL BİR YAŞAM İÇİN TOLERE EDİLMEYECEK 20 ŞEY

MÜKEMMEL BİR YAŞAM İÇİN TOLERE EDİLMEYECEK 20 ŞEY

1- SİZİ AŞAĞI ÇEKECEK İNSANLARDAN UZAK DURUN: İlişkiler size yardımcı olmalıdır. Sizi incitmemelidir. Sizi mutlu eden insanlarla vakit geçirin.
2- HOŞLANMADIĞINIZ İŞ ÇEVRESİNDEN VE İŞ YERLERİNDEN UZAK DURUN: Bir veya ikinci denemenizde işiniz sizi mutlu etmeyebilir. Vazgeçmeyin. Aramaya devam edin. Eğer kendinizi her saniye mutlu bir şekilde çalışırken buluyorsanız doğru işi bulmuşsunuz demektir. Devam edin. Başarı çok yakınınızda.
3- KENDİ OLUMSUZ BAKIŞ AÇINIZDAN KURTULUN: Kendi zihinsel konuşmalarınız farkına varın. Birçok kez zihninizin sizinle konuştuğunuzu duyarsınız. Kulaklarınızı dört açın. Zihniniz size ne diyor? Eğer zihniniz sizinle olumlu olmayan şekilde konuşmaya başladıysa, hemen kendinize gelin ve zihninizin sizinle olumlu şeyler konuşması için onu yönlendirin.
4- GEREKSİZ İLETİŞİMSİZLİKTEN UZAK DURUN: Hissettiğiniz şeyleri söyleyin ve söylediğiniz şeyleri hissettiğinizden emin olun. Açık konuşun. Sorular sorun. Tam anlayıncaya kadar, konuyu netleştirmekten çekinmeyin.
5- DAĞINIK YAŞAM VE İŞ ALANINDAN UZAK DURUN: Dağınıklığı temizleyin. Kullanmadığınız gereksiz eşyalardan kurtulun. Bu konuda yazılmış David Allen’in kitabı size rehberlik edebilir.
6- KENDİ GECİKMELERİNİZDEN KURTULUN: 30 dakika erken uyanırsanız, gün içerisinde deliler gibi koşturmaya ihtiyaç duymayacaksınız. Bu 30 dakika, sizi yorgunluktan ve gereksiz baş ağrılarından kurtaracaktır.
7-BAŞKALARINA BENZEME BASKISINDAN KURTULUN: Çoğunluk gibi olma baskısı, sizi çoğunluğun içerisinde fark edilmez bir hale düşürebilir. Kalabalığa karışıp kaybolmayın. Bunu kabul etmeyin. Olabileceğiniz tek kişiyi siz var edebilirsiniz.
8- SAĞLIKSIZ BİR BEDENİ KABUL ETMEYİN: Vücudunuz hayatınızdır. Vücudunuzdan vazgeçmeyin. Doğru beslenin, egzersiz yapın ve düzenli aralıklarla doktorunuza başvurun.
9- DEĞİŞİMDEN KORKMAYIN: Hayat değişimin ta kendisidir. Her gün yeni bir gündür. Her günün farklı bir başlangıcı ve sonu vardır. Bunu kabul edin ve farklılığın keyfini sürün.
10- İŞKOLİKLİKTEN KURTULUN: Zamanınızı sürekli çalışarak geçirmeyin. Fırsat buldukça eğlenceye zaman ayırın. Gülümsüyorsanız, doğru şeyi yapıyorsunuzdur.
11- ÜNLÜ İNSANLARIN VE GÜZELLİK REKLAMLARINA TAKILMAYIN:
Güzel bir görünüm gözleri etkiler. Kişilik ise kalbi etkiler. Kendiniz olmakla gurur duyun. Siz zaten güzelsiniz. Pazarlama malzemeleri sizi yetersizmiş gibi hissettirmemeli.
12- UYKUSUZ KALMAMAYA ÖZEN GÖSTERİN: Yorgun bir zihnin üretken olması nadiren görülen bir şeydir.
13- AYNI ŞEYLERİ TEKRAR TEKRAR YAPMAYIN: Siz yaşam tecrübelerinizin toplamısınız. Ne kadar çok tecrübe yaşarsanız, o kadar güçlü bir bakış açınız olur.
14- KİŞİSEL HIRSLARINIZDAN KURTULUN: Azim ve hırs aynı şey değildir. Azim sizi başarıya doğru yöneltirken, hırs ve açgözlülük sizi siz yapan her şeyi elinizden alır. Ayağınıza gelen şans bile, küçük bir hırsla, ayaklarınızın altında ezilmeye mahkumdur.
15- BORÇ YIĞINLARINDAN KURTULUN: Düşlediğiniz hayata henüz ulaşmamışken bile mutlu ve iyi yaşamaya çalışın. Gerek duymadığınız şeyleri satın almaktan vazgeçin ve pazarlama oyunlarına gelmeyin. Büyük düşünün ve birikim yapın. Bütçenizi planlayın.
16- SAHTEKARLIKLA İŞİNİZ OLMASIN: Dürüst bir yaşam, size huzur verir ve geceleri başınızı yastığa rahat bir şekilde bırakmanın değeri paha biçilmezdir. Sahtekarlıkla aynı cümle içinde bile geçmesin isminiz ve bu tür insanlara tahammül etmek zorunda olmadığınızı farkına varın.
17- SADAKATSİZLİKTEN UZAK DURUN: İlişkilerinizi güven çemberinin içinde tutun. İlişkilerinizi, onların kutsal olduğunu düşünerek yaşayın. %100 güven duymadığınız ilişkiler, %100 mücadele etmeye değmeyen, uğruna savaşmaya gerek olmayan ilişkilerdir.
18- GÜVENSİZ EV ORTAMINDA UZAK DURUN: Evinizde kendinizi mutlu ve güvende hissedemiyorsanız, hiçbir yerde mutlu ve güvende hissedemezsiniz kendinizi. Evinizde bulunmaktan gurur duyacağınız bir sevgi ortamı yaratmaya dikkat edin.
Reklam

19- HAZIRLIKSIZ OLMAKTAN VAZGEÇİN: Hayat öngörülemez. Korku duymak veya hazır olmak arasında çok büyük fark vardır. Hayatı korkuyla da karşılayabilirsiniz, ona hazırlıklı olarak da. Her zaman hazırlıklı olun.
20-HAREKETSİZLİĞE PAYDOS: Ya harekete geçip yeni fırsatlar yaratmayı seçersiniz, ya da bunu başkalarının nasıl yaptığına şaşırmakla yetinirsiniz. Oturup düşünmekle, bir şeyleri değiştirmek bugüne dek kimseye nasip olmamıştır. Harekete geçin.
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Huzuru Yakalamak İçin Kişisel Bir Alan Yaratın

su-kiyisindaki-kadin[1]
“Varacağınız yere değil, yola odaklanın. Yolculuğun bittiği yerde değil, yolculuğu yaparken zevk alacaksınız.” Bu sözün sahibi atlet Greg Anderson, bazen hedefler belirleyip hayatımız pahasına bu hedefleri takıntı haline getirdiğimizi hatırlatıyor. Bazen böyle durumlarda huzuru ve sakinliği yakalayacağımız kişisel bir yer bulmak işe yarayabilir.
Hayatınızı bir yolculuk gibi görmeyi deneyin. Genelde eğlenceli, keşiflerle dolu ve keşfedecek daha pek çok yerin olduğu bir yolculuk. Ancak bazen hayatta, her şeyin istendiği ya da planlandığı gibi gitmediği zamanlar olur.

Talihsiz olaylar çoktan gerçekleşmişse ve yapılacak bir şey kalmadıysa da bunları düzeltmek yine bizim elimizde. Bu amaç doğrultusunda, sizleri yazar Pilar Jerico’nun “personal spas” adını verdiği dünyaya davet ediyoruz. Daha fazlası için okumaya devam edin!
Kişisel alanların önemi
Kişisel alana sahip olmak çok önemlidir. Sorunlarınız artmaya ve kontrol edilmez hale gelmeye başladığı zaman onlarla nasıl yaşayacağınızı ve ruh halinizi bozmadan onlarla nasıl savaşacağınızı bilmek durumundasınız.
“Hayatta kalma sanatı; sorunları yok etmeye değil, onlarla yaşamayı öğrenmeye dayalıdır.”
– Barnard M. Baruch

Jerico, bir yazar, iş kadını ve sosyal medya insanı olarak bu konuda çok şey biliyor. Uzun profesyonel kariyeri süresince böyle durumlarla sık karşılaşmış birinin sözleri bu nedenle bizim için çok önemli.
Kişisel alanlar sayesinde, sorunlar büyümek için gerekli birer araç gibi görünebilir. Bu, bu tür çıkmazlara ilgi duyun anlamına gelmiyor ancak bunu içselleştirirseniz, sorunlarınızı çözmek için gereken enerjiyi bulabilir ve hatta bu durumu sizi güçlendirecek bir kuvvet gibi lehinize çevirebilirsiniz.
Pilar Jerico’nun kişisel alanı “personal spa”
Jerico’ya göre, kişisel alan; fiziksel veya duygusal olarak kuvvetinizi yeniden kazanabileceğiniz bir yer. Çatışmalardan sizi kurtararak eğlenceyi bulma arayışına girmek yerine, iç huzuru bulmanızı sağlayacak bir yeri aramak daha iyi. Jerico, 3 unsurun altını çiziyor:
Arkadaşlık
Jerico buna endorfin ürettiği için “arkadaşlık spa”sı adını veriyor. Kişisel alan buluşu, Oxford Üniversitesinden Katerina Johnson’ın yaptığı çalışmayı temel alıyor. Buna göre, endorfin acıyı azaltıyor ve morfinden bile daha çok etkiye sahip.

Sevdiğiniz ve sizi seven insanlarla beraber olmak iyi hissettirir. Bu yüzde zehirli arkadaşlıklar ve ilişkilerin bu alanın dışında kalması gerekiyor. Sizi gerçekten mutlu eden ve sorunlar karşısında arkanızda duran insanlarla vakit geçirmeniz gerekiyor.
İlgi alanı
İkincisi ise ilgi alanlarınıza yönelmek. Spor, el işi, okumak, sanat, film… Bütün bunlar kafanızı boşaltmak ve kaygılarınızdan uzaklaşmak için edinebileceğiniz aktivitelerdir.
Ve unutmayın, sorunlarla yüzleşmenize yardım edebilecek bir öğrenme deyimine sahip olabilirsiniz. İlgi alanları, yeni fikirler geliştirmenize ve olumsuzluklara karşı yeni yaklaşımlar edinmenize yardımcı olur.
Mekanlar
Son olarak, Jerico kendinizi iyi hissettiğiniz yerlerde olmanızı tavsiye ediyor. Doğada, en sevdiğiniz kütüphanede, dini bir alanda veya bir arkadaşınızın evinde mutlu hissediyor olabilirsiniz.

Sizi iyi hissettirecek kişisel bir alanda olmak ilham verici olabilir. Kendi evinizde bile küçük bir gizli yer yapabilirsiniz. Sırf yeri ya da ışıklandırması sayesinde size özel gelen bir yeri sığınağınız ilan edebilirsiniz.
“Gerginlik, olmanız gerektiğini düşündüğünüz kişi. Rahatlık ise olduğunuz.”
Çin Atasözü
Özetle, Jerico kişisel alanları sorunlardan kaçabilmek için kullandığınız bir yer değil, kısa bir mola vermek ve sakinleşmek için durup kendinize odaklandığınız bir yer olarak tanımlıyor. Bira uzaklaşmak sorunları çözmeyi kolaylaştıracaktır. Kısaca, her şey kötüye gidiyor gibi göründüğünde durumu sakinleştirmeye bakın. Sakin olun ve dengeyi yeniden kuracağınız bir yer bulun.

Kaynak: Aklınızı Keşfedin

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsan Psikolojisini Merak Edenlere: Mutluluk Üzerine Yapılmış 10 Psikolojik Araştırma

1)Mutluluk Tüm Vücüdumuzu Kaplıyor

10402521_1079318288744836_3561974261269414097_n[1]

Finlandiyalı araştırmacılar 701 katılımcıdan kızgınlık, korku, iğrenme, mutluluk, üzgünlük ve sürpriz gibi hisleri vücutlarında nerelerinde hissetiklerini boş vücut çizimlerinde boyamalarını istediler ve sonuçlar aşağıdaki gibi çıktı. Sarı duygularımızı en yoğun hissettiğimiz bölgeyi gösterirken, kırmızı daha azı, siyah hissizlik, mavi ve açık mavi ise çok düşük aktiviteyi gösteriyor.

İlginç olan ise insanlar mutlu hissettiğinde tüm vücutlarında aktivite olduğunu belirtmeleri. Belki de mutluluk bizi hayat için harekete geçiren bir şey!

2) Mutluluk genetik kodumuzu değiştiriyor.

Başkalarına yardım ederek mutlu olan insanların, antikor ve antiviral genleri daha etkin çalışıyor. Bu da başkalarına yardım eden insanların daha etkin çalışan bir bağışıklık sistemleri olduğu anlamına gelebilir!

3) Sosyal yardımlaşma insanları zor zamanlarda da mutlu ediyor

Amerika’da 2009 krizinden sonra birçok ailede hem anne hem de baba işsiz kaldı, borçlar arttı ve her haneye daha az para girmeye başladı. Peki aileler bu çöküşle nasıl başa çıktılar? Amerika’da 225 aile ile yapılan bir araştırma gösteriyor ki, zor zamanlarda birbirlerine destekte bulunan mahallelerin mutluluğu (örn. birbirine borç veren, birbirinin çocuklarını kollayan) diğerlerine göre daha yüksek. Yani, sadece finansal kapital değil, sosyal kapital de insanları mutlu ediyor.

4) İçe dönük olsanız da dışa dönük davranın

1923856_1079318278744837_5815825954894365547_n[1]

Amerika, Venezuela, Filipinler, Çin ve Japonya’da yapılan bir araştırmada, içe dönük ve dışa dönük kişilik tipindeki insanlardan bulundukları ortamda 10 dakika boyunca dışa dönük davranmalarını ve sonrasında nasıl hissettiklerini tarif etmeleri istendi. Sonuçlar gösterdi ki katılımcılar sadece 10 dakika boyunca dışa dönük davransalar bile sonrasında ruh durumlarını daha pozitif sözcüklerle tanımlıyorlar.
Amerika, Venezuela, Filipinler, Çin ve Japonya’da yapılan bir araştırmada, içe dönük ve dışa dönük kişilik tipindeki insanlardan bulundukları ortamda 10 dakika boyunca dışa dönük davranmalarını ve sonrasında nasıl hissettiklerini tarif etmeleri istendi. Sonuçlar gösterdi ki katılımcılar sadece 10 dakika boyunca dışa dönük davransalar bile sonrasında ruh durumlarını daha pozitif sözcüklerle tanımlıyorlar.

5)Mutluluk internette de bulaşıcı

Facebook’un milyonlarca kullanıcının duygularını manipüle ettiği için tüm Dünya’da oldukça eleştirilen araştırmasının sonuçları gösteriyor ki, hem mutluluk hem de mutsuzluk online mecrada bulaşıcı. Hatta ve hatta, mutlu etkileşimler mutsuzlardan daha çabuk ve hızlı yayılıyor. Bu, şu anlama geliyor: Facebook sayfanızda mutlu içerikler paylaşan arkadaşlarınız daha çok ise, sizin de mutlu içerik paylaşmanız ve (belki de hissetmeniz) daha olası.

6)Yaş aldıkça sizi mutlu eden şeyler değişiyor

19 ve 79 yaşları arasında 200 kişi ile yapılan bir araştırma gösterdi ki, genç katılımcılar mutluluklarını belirleyici olarak daha çok ‘sıradışı’ aktiviteleri belirtirken, yaşı ilerlemiş katılımcılar günlük aktivitelerden daha mutlu olabildiklerini belirttiler. Bu günlük aktiviteler, başka birinin mutlu yüz ifadesinden mutlu olmak, parkta yürümek ve aileleriyle vakit geçirmek gibi kolayca ulaşılabilecek ve para haramadan yapılabilecek aktivitelerdi.

7)Materyalist insanlar neden mutlu olamıyor

Para insanları mutsuz etmiyor, ancak materyalist bir zihin yapısına sahip olmak, paranız olsun olmasın, sizi mutsuz edecektir. Peki neden materyalist olmak insanları mutsuz ediyor?

Çünkü materyalist insanlar sürekli sahip olmadıkları bir şeyin onları mutlu edeceğine inanıyorlar, ve ellerindekinin değerini bilemiyorlar. Ayrıca son zamanlarda yapılan bir araştırma gösterdi ki, materyalist insanlar daha az şükran duyuyorlar, bu da onların genel olarak hayattan aldıkları tatmini düşürüyor.

Belki de hepimiz elimize kredi kartını alıp, bir sonraki harcamamızı yapmadan önce Epikür‘ün şu sözlerini hatırlamalıyız: “Sahip olamadıklarının acısını çekerek, sahip olduklarını mahvetme. Hatırla ki bugün sahip oldukların, bir zamanlar sahip olmak istediklerindi.”

8) İlişkilerin Gücü

Hepimiz lise yıllarımızı yad ederken unutulmaz arkadaşlıklarımızı hatırlarız. Yapılan bir araştırma gösteriyor ki, çocuk ve ergenler için de okul başarıları değil, okullarında kurdukları sağlam ilişkiler mutluluklarını belirliyor. Çocuğunuzun hem mutlu hem de başarılı olmasını istiyorsanız, akademik yönelim kadar kurduğu sosyal ilişkilere de önem verin.

9)Mutlu olmak için ne tür hedefler koymak gerekir

İnsanlar aslında onları mutlu eden hedefler hakkında yanılıyorlar. Bir psikolojik araştırmada katılımcıların bir kısmından ‘bir başkasını mutlu etmeleri’, diğer bir kısmından ise, ‘bir başkasını güldürmeleri’ istendi. Sonuçlar gösterdi ki, kendilerine daha somut bir hedef atanan grup (bir başkasını güldürme), isteneni yerine getirdikten sonra daha mutluydu.

10)Sıradan anlardan mutluluk duyabilmek

Bir araştırma 135 üniversite öğrencisinden bir zaman kapsülü yaratmalarını istedi. Bu zaman kapsülü, kapalı bir şişenin içine şunları koyarak yaratılıyordu:

Birisiyle yakın bir zamanda yaptıkları kısa bir sohbeti bir kağıt parçasına yazmak
En son katıldıkları sosyal etkinliği yazmak
Yakın zamanda yazdıkları bir ödevin bir parçasının kopyası
En sevdikleri 3 şarkının ismini bir kağıt parçasına yazmak
Araştırmacılar katılımcılara 3 ay sonra bu zaman kapsülünü açarken nasıl hissedeceklerini sorduklarında, katılımcıların çoğu bunu çok da önemsemediklerini belirtmişlerdi. Ancak 3 ay sonra kapsülü açmak için çağırıldıklarında, çoğu bir öncekine göre çok daha pozitif sıfatlarla hislerini tarif ettiler.
Bu araştırma gösteriyor ki, günlük olayların bizi ne kadar mutlu edebileceklerini oldukça azımsıyoruz.

Ve neden şimdiden kendi zaman kapsülümüzü yaratmayalım?

Kaynak: Anneler Kulübü

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sundar Pichai’yi Google CEO’luğuna Kadar Getiren Hamam Böceği Teorisi

hamam-bocegi-teorisi-google[1]

 

Google CEO’su Sundar Pichai, geçmiş yıllarda, hayata, olaylara ve olaylara verdiği tepkiyi gözden geçirmesine sebep olup onu Google CEO’luğuna kadar taşıyan kafa yapısına kavuşmasına sebep olan Hamam Böceği Teorisi’ni şöyle anlatıyor;
Bir gün, sıradan bir restoranda oturuyor ve kahvemi yudumluyordum. Orada oturduğum esnada uçan bir hamam böceği aniden ortaya çıktı ve bir kadının üzerine kondu. Kadın, böceği görür görmez büyük bir panikle çığlık atarak zıplamaya başladı. Bir yandan panik içerisinde zıplarken bir yandan da elleriyle hamam böceğini üzerinden atmaya çabalıyordu.

 

Doğal olarak onun bu halini gören arkadaş grubuna da onunla birlikte paniğe kapılmaya başladı ve onlarda sağa sola sallanmaya başladılar. Bu esnada kadın, hamam böceğinden kurtuldu ve böceği üzerinden savurdu fakat ancak hamam böceği şimdi de gruptaki diğer kadınlardan birinin üzerine konmuştu!
Şimdi de gruptaki diğer kadın için büyük bir panik ve hengame başlamıştı. Ta ki garson ufukta gözükene dek. Hamam böceği diğer kadının da üstünden uçtu ve yardıma gelen garsonun üzerine zıpladı. Ancak garson diğerlerinden farklıydı. Sakince üzerindeki hamam böceğinin davranışlarını takip etmeye başladı.Sonunda hiçbir heyecan emaresi göstermeden hamam böceğini parmaklarıyla tutarak restoranın kapısından dışarı atmayı başardı.

Kahvemi içerken izlediğim bu garip olay aklımda tilkilerin dolaşmasına yol açtı ve başladım düşünmeye. Yaşanan tüm olayın ardından, acaba ufacık ve bilinçsiz bir canlı olan hamam böceği tüm bu çılgınlığın sorumlusu olarak gösterilebilir miydi? Eğer bu doğruysa garson neden diğerleri gibi rahatsız olmamış, sakinliğini korumuştu?
Diğer herkes paniğe kapılıp olayı çözemezken, garson sakinliğini hiçbir şekilde bozmadan olaya sakince yaklaşmıştı. Hayır, problem hamam böceğinde değildi. Problem, insanların hamam böceğinden duydukları rahatsızlığı yönetmekteki başarısızlığındaydı. Problem insanlardaydı. O zaman bunun sadece bu ilginç ve basit olayla sınırlı olmadığını, hayatın her alanında benzer durumların yaşandığını fark ettim.

 

Babamın, patronumun ya da karımın davranışları değil, bu davranışlardan duyduğum rahatsızlıkları kontrol altında tutamıyor olmamın beni rahatsız ettiğini anladım. Trafik sıkışıklığından yaşanan rahatsızlık da aynıydı. Trafik sıkışıklığı aslında beni rahatsız etmek için tek başına yeterli değildi. Ben trafik sıkışıklığının yarattığı rahatsızlık hissiyle baş edemediğim için bu olay canımı sıkıyordu. Aynı trafikte sıkışmış olmalarına rağmen “mutsuz” olmayan insanları başka ne açıklayabilirdi ki?

Problemin kendisinden ziyade benim probleme olan yaklaşımım, problemin hayatımda yarattığı kaosun gerçek sebebiydi. Başımdan geçen bu hikayeden anladım ki hayatta önüme çıkan olaylarda tepki vermeden önce durumu anlamaya çalışmalı, ardından tepki değil, anlamlı bir yanıt verebilmeliyim. O gruptaki kadınlar sadece tepki gösterdi, garson ise anladı ve bir “yanıt” verdi.

http://filoji.com/sundar-pichaiyi-google-ceoluguna-kadar-getiren-hamam-bocegi-teorisi/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aşağıdaki 20 kuralı kendi içinizde sorgulamak algılarınızda yeni kapılar açabilir, sizi doyumlu bir hayata ulaştırabilir…

sosyalmedyavealgıyönetimi[1]

Aşağıdaki 20 kuralı kendi içinizde sorgulamak algılarınızda yeni kapılar açabilir, sizi doyumlu bir hayata ulaştırabilir…

1. Başkalarında nefret ettiğimiz şeyler, kendimizde görmekten kaçtığımız taraarımızdır.

2. Başkalarına güvenemeyen insanların kendileri de güvenilmezdir. Kendi içlerinde güvensizlik yaşayan insanlar, çoğunlukla, diğerlerini inciterek kendilerinin incinmemesini sağlarlar.

3. Diğer insanları etkilemeye ne kadar çok çalışırsanız, o kadar başarısız olursunuz. Kimse zorlanmaktan hoşlanmaz.

4. Ne kadar çok başarısızlığa uğrarsak, başarıya giden yolumuz o kadar açılır.

5. Birşey sizi ne kadar çok korkutuyorsa, onu yapmanız o kadar gerekli olabilir.. Buna tabi ki hayati tehlikesi olan ekstrem sporları ya da kendinizi bir fabrikanın içine hapsetmek gibi birşeyi katmıyoruz… Birisi ile dürüstçe konuşmak, sıradışı bir kri ifade etmek gibi konularda korktuğunuz şeyi yapmak sizde yeni açılımlar oluşturacaktır.

6. Ölümden korkmak, hayattan zevk almamanıza sebep olur. Hayattan zevk almak, cesaretimizle bağlantılıdır.

7. Ne kadar çok öğrenirsek, ne kadar az bildiğimizi daha çok anlarız.

8. İnsanlara zalimce yaklaşanlar, kendilerine de öyle yaklaşıyordur. Diğerlerine karşı gösterdiğimiz tutum, kendimize gösterdiğimiz tutumun işaretidir.

9. Herkesle ve herşeyle ne kadar çok irtibattaysak, yalnız, izole ve depresif hissetme oranımız da o kadar yüksektir.

10. Başarısızlıktan ne kadar çok korkarsak, başarısızlığa uğrama ihtimalimiz o kadar artar.

 

 

11. Birşeyi ne kadar zorlarsak, yapmamız o kadar zorlaşır. Birşeylerin nasıl olacağına karar veren biziz.

12. Birşey ne kadar el altındaysa, onu isteme ve değerini bilme durumunuz o kadar azalır.. İnsanların çoğu el altında olan şeylerin kıymetini bilemezler.

13. Yeni birisi ile tanışmanın en güzel hali, böyle bir buluşmaya ihtiyaç duymama halindeyseniz gerçekleşir. ihtiyaç üzerine kurulu olan ilişkiler, kişileri bir süre sonra boğmaya başlar. en güzel ilişkiler, kişilerin derin duygusal ihtiyaçlarının kendileri tarafından tamamlandığı ilişkilerdir.

14. Kendi defolarınız hakkında ne kadar dürüstesiniz, kişiler sizin o kadar mükemmel olduğunuzu düşünürler…

15. Bir insanı kendinize ne kadar çok yakın tutmak isterseniz, onu o kadar uzağa itersiniz.

16. Bir insanla ne kadar çok tartışırsanız, onu ikna etme ihtimaliniz o kadar düşer. Çünkü, tartışmaların sebebi çoğu zaman duygusaldır; kişinin tartıştığı konu ile ilgili duygusal olarak takıldığı bir durum vardır ve bunu tartışarak yok edeceğini düşünür. Halbuki tartışmak bir nevi boş enerji kaybıdır.

17. Ne kadar çok seçeneğiniz varsa, seçtiğinizden o kadar az haz alır olursunuz. İnsanlara fazla seçenek sunulunca, seçtikleri hakkında bir türlü emin olamazlar ve akılları diğerlerinde kalır.

18. Bir insan, haklı olduğu konusunda ne kadar iddialı ise, haksız olma ihtimali o kadar yüksektir.

19. Kesin olan tek şey, hiçbirşeyin aslında kesin olmadığıdır.

20. Sabit olan tek şey değişimdir!

Kaynak: spritüeller.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Selam olsun,BU DA GEÇER deyip yoluna devam edebilenlere….

new-nature-wallpapers-3[1]

 

SERÇENİN KÜSKÜNLÜĞÜ
Serçe🐤Allah’a küsmüştü. 😞
Günler geçiyordu ve serçe🐤 hiçbir şey söylemiyordu.
İçine kapanmış derin bir hüzne boğulmuştu.
Artık Rabbine bir şey demiyor ve onunla konuşmuyordu!
Melekler merakla Allah’a serçeyi🐤 soruyorlardı ve her defasında Allah, meleklere “o gelecek” diye cevap veriyordu.
“Çünkü onun sesini duyacak tek kulak benim ve onun minik kalbindeki derdini anlayacak olan da tek benim” diyordu.
Bir zaman sonra serçe,🐤 kalbi hüzün, gözü yaşla dolu bir halde bir ağacın dalına kondu. Hiçbir şey söylemiyordu öyle sessiz sessiz bekliyordu.
Allah,serçeye🐤 seslendi.
Söyle bana! Canını sıkan ve kalbini hüzne boğan derdin nedir senin?
Melekler serçe🐤 ne söyleyecek diye ona bakıyordu.
Serçe mahzun biraz da sitemli ses tonuyla;
“Küçük bir yuvam vardı. Yorulduğumda dinlendiğim üşüdüğümde sığındığım. Kimseyi rahatsız etmiyordum ve kocaman Dünya’da ufacık bir yerdi kimsenin yerini dar etmiyordu.Sen onu da bana çok gördün neydi o zamansız fırtına? Esip yıktı yuvamı ve beni yuvasız bıraktı.”
Artık konuşamadı serçe 🐤sözleri boğazında düğümlendi.
Sessizlik Arş-ı rahmanda yankılanıyordu ve melekler başlarını eğmiş Allah’ın vereceği cevabı bekliyordu.
Allah; “ sen, o yuvanda dinlenirken seni avlamak isteyen bir yılan yuvana doğru geliyordu, seni yılandan korumak için fırtınaya emrettim yuvanı yıksın diye böylece sen oradan uzaklaşarak yılandan kurtuldun.
Nice belalar var ki muhabbetimle senden uzaklaştırdım ve sen kuşatıcı muhabbetimi görmüyor geçici belalardan dolayı bana düşman oluyorsun.
Serçenin 🐤gözleri doldu ve hüngür hüngür ağlamaya başladı ve onu çok seven Allah’ın şefkat ve merhametine hayran kaldı. 💓
Utangaç bir sesle:
“Affet Allah’ım “ diyebildi sadece.
Ve gönül sözü Arş-ı İlahi’de yankılandı
“Affet Allahım!”
Başımıza gelen her musibbette,
elbette ki nice hayırlar gizlidir.
Rabbimize isyan etmek yerine,
olanda hayır vardır diyerek rıza göstermek gerekir…
Selam olsun,
HAYIRLISI OLSUN diyebilenlere…
Selam Olsun,
VARDIR BUNDA BİR HAYIR diyebilenlere…
Selam olsun,
BU DA GEÇER deyip yoluna devam edebilenlere….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İYİLEŞTİREN SEVGİLERE İHTİYACI VAR İNSANIN…

2e0b65b1af7dbc5d5b165058af232f75[1]

 

İYİLEŞTİREN SEVGİLERE İHTİYACI VAR İNSANIN
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın,
Özellikle de şimdi, bu yaşlarda….
Seni tüm zaaflarınla, hatalarınla kabul eden,
Tüm korkularınla bilen,
Hesapsızca ve sorgusuz,
Şartsız ve koşulsuz,
Bencilce olmayan?
Benim’den önce senin olan,
Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Düşüncesi bile gülümseten,
Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
Keder değil yaşama sevinci veren,
Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.
Beklentileriyle yormayan, fazla soru sormayan,
Yanında sen gibi sen olduğun,
Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun,
Hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın,
İyi gelen, iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Seni kalıplar içine sıkıştırmayan,
Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran,
En beceriksiz taraflarını,
Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp,
Seni sevmeye daha da sarılan,
İyileştiren,
iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın…
alinti

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

GÜNE GÜZEL BAŞLAYIN!

 

GÜNE GÜZEL BAŞLAYIN!
1- Güneş İçeriye Girsin: Yatmadan önce perdeleri veya panjurları yarım açık duruma getirin Böylece sabahın erken saatlerinden itibaren güneş ışınları odanızı dolduracak, ve bu doğal ışınlar beyninize sinyal göndererek melatonin ve adrenalin hormonlarının salgısını tetikleyecektir Bu sayede alarmınız çalmaya başladığında, fiziksel olarak zaten kalkmaya hazır ve yarı dinç bir halde olacaksınız Tabii ki erken yatarsanız bu süreci çok daha sağlıklı bir hale sokabilirsiniz
2- Alarmı 15 Dakika Erkene Kurun: Saatinizin alarmını, kalkmanız gereken süreden 15 dakika daha erkene kurmanın yararları gerçekten büyüktür Bu sayede hızla yataktan kalkıp, evden çıkmanız için ayırmış olduğunuz minimum süreyi bir telaş içerisinde geçirmek zorunda kalmazsınız Yataktan daha rahat, ve sakin hareketlerle kalkar, güne daha huzurlu bir başlangıç yapabilirsiniz Yatakta uyanık halde geçireceğiniz birkaç fazladan dakika sayesinde, hem fiziksel hem de ruhsal olarak kendinizi yeni başlayan güne daha iyi adapte edeceksiniz
3- Güneşe Ulaşın: Genelde filmlerde gördüğümüz bir sahne vardır Pencere önünde yukarıya doğru gerinerek güneşe ulaşmaya çalışmak…Her ne kadar meşhur bir film klasiği de olsa, bu hareketin yararı çok büyüktür Sadece 15 saniyenizi harcayarak açık pencere önünde kollarınızı yukarıya kaldırarak gerinin Ayak parmaklarınızı ve dirseklerinizi açıp kapayarak vücudunuzdaki kan dolaşımını hızlandırınHem temiz ve taze havayı solumuş olacak, hem de güne fiziksel olarak çok iyi bir başlangıç yapmış olacaksınız
4- Günlük Vitamin Alın: Günlük olarak alacağınız vitaminler gerçekten yararlıdır Vitamin tabletlerinizi, mutfakta duran kahvenin yanına koyarsanız, unutma şansınızı çok aza indirmiş olursunuz
5- Kararları Sabaha Bırakmayın: Gerçekten rahat bir sabah geçirmek istiyorsanız, çok basit kararları bile geceden almalısınız Ne giyeceğiniz, kahvaltıda ne yiyeceğiniz, işe hangi araçla ve hangi yoldan gideceğiniz gibi kararları akşamdan almak, sabah sizi daha stresten uzak yapacaktır Buna ilave olarak, sabah ritüeli takıntınızdan vazgeçin Her sabah kahvaltınızı evde yapmak zorunda değilsiniz, nadiren de olsa yapğacağınız ufak değişiklikler, sıkıcı sabah ritüellerine renk katabilir
6- Kahve Kokusunun Cazibesi: Gerçekten alabileceğiniz en iyi kahveyi satın alın Taze çekirdekli olanlar listenin başında olabilir Zaman ayarlı kahve makinelarından kullanırsanız, sabah ayarlayacağınız saatte nefis bir taze kahve kokusu ile uyanabilirsiniz Kulağa hoş geliyor değil mi? Güçlü kahve kokusu sizi yataktan bir an önce kalkmaya zorlayacak ve kendinize getirecektir Eğer ki gün içerisinde kesinlikle kahve içeceksiniz, bunu yapmanın en iyi zamanı sabah saatleridir
7- Dilinizi Fırçalayın: Ağzımızın gece boyunca yaklaşık 300 bakteriye ev sahipliği yaptığını biliyor musunuz? Sabah oluşan kötü kokudan kurtulmak, güne güzel bir başlangıç yapmak için iyi adımlardan bir tanesidir Dişlerinizi fırçalarken 1 dakikanızı dilinize ayırın ve yavaşça dilinizi fırçalayın İnanın daha iyi hissedeceksiniz
8- Az Miktarda Şeker: Sabahları tüketeceğiniz çok az miktardaki şeker yararlı olabilir Virginya Üniversitesi uzmanlarının yaptığı bir araştırmaya göre, kahvaltıda az miktar şeker alanların hafızalarının, almayanlara oranla daha güçlü olduğu ortaya kondu Miktarı abartmayın, küçük bir çay kaşığı kadar şeker almanız yeterlidir
9- Takvimin Önemi: Mutfağınıza büyük bir takvim koyun Dün geceden, bugün için yazmış olduğunuz aktiviteleri ve yapılacak işleri, kahvenizi yudumlarken okuyun Bu hem sizi -acaba neyi unuttum- stresinden kurtaracak, hem de kapıdan daha rahat ve huzurlu çıkmanızı sağlayacaktır
10- Aşkın Gücü: Sabahları evde bulunan sevdiklerinizi öpün Bu, evin güzel bir köpeği veya şirin kedisi de olabilir Ünlü terapi uzmanlarına göre sevgi ve aşkın paylaşımı sayesinde, stres ve ona bağlı sıkıntılar hafifliyor, zihne sakinlik ve huzur geliyor Böylece güne çok daha iyi başlamış oluyorsunuz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Stres yönetimi için bu 5 adımı uygulayın!

stres-yonetimi-bes-adim[1]

Günümüzün en yaygın sorunlarından stres pek çok soruna yol açıyor. Hayatımızda yapacağımız küçük değişiklikler, alacağımız yeni kararlar, yeni hobiler ya da soruna biraz farklı açıdan yaklaşmak stresle mücadele etmede etkili olabilir.

Stres yönetimi için bu 5 adımı uygulayın!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesinden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, günlük hayatın bir parçası olan stresle başa çıkmada önemli tüyolar verdi.

Bizi aşan, sınırlarımızı zorlayan, çözmekte zorlandığımız, çözemeyeceğimizi düşünmeye başladığımız her şeyin stres kaynağı olduğunu belirten Öztekin, stresle mücadelede 5 önemli adımı şöyle sıraladı:

 

1- Kendinize güvenin:
Çözümsüzlük duygusuna genelde zayıflık, acizlik, yetersizlik gibi duygular da eşlik eder. Artık kendinizi kendi sorunlarını bile çözmekten aciz, zavallı bir kişi olarak görmekten, kendinize ve çevrenize öfke duymaktan vazgeçin. Kendinizi sevin, kendinize değer verin, kendinize güvenin. Her insanın yapabileceği hataları, yanlış kararları, vermek isteyip de veremediğiniz tepkileri düşünüp aşırı şekilde kendinizi suçlayıp cezalandırmaya kalkmayın. Anlık durumlara bakarak kendiniz hakkında genel olumsuz yargılara varmayın. Kendi değerinizi düşürmeyin, diğer insanların da sizi değersizleştirmesine izin vermeyin. Güçlü yönlerinizi, geçmişteki başarılarınızı hatırlayın.

2- Soruna farklı açıdan bakın:
Stres yaratan durumlara farklı açılardan bakarak alternatif olabilecek çözümler düşünün. Mantığınıza uyan, yapabileceğini düşündüğünüz ve uygun gördüğünüz olanını seçin. Örneğin eve gelecek misafiri en iyi şekilde ağırlamak sizin için stres oluşturuyorsa, beraber geçirilecek zamanın keyifli, neşeli, hoş sohbetli bir zaman dilimi olacağı düşünülmeli, bu düşünceyi kuvvetlendirmek için misafirle geçmişte yaşanılan güzel anlar hatırlanmalıdır. Daha farklı bakabilme ve olumlu yönlerini görebilme alışkanlığını iş hayatı, alışveriş, yolculuğa çıkmak gibi stres oluşturabilecek bütün alanlarda edinebilirsiniz.

3- Sağlığınıza dikkat edin:
Fiziksel durumun ruhsal durumu, ruhsal durumun da fiziksel durumu etkilediği gerçeğinden hareket edersek, bedensel olarak sağlıklı kalmamızın, stresle baş etmede bize büyük destek sağladığı unutulmamalıdır. Spor gibi bedensel aktivitelerle beden zinde tutulmaya çalışılmalı, beslenmeye dikkat etmeli, uyku düzenli olmalı, çok fazla kafein ve alkol tüketiminden uzak durulmalıdır.

4- Bir hobi edinin:
Kendinizle ilgili rahatlama alanlarını belirleyin ve bu alanlara hiçbir bahane üretmeden güçlü bir istek ve süreklilik sağlayacak şekilde yönelin. İlgilendiğiniz alan olarak; müzik aleti çalmak, resim, heykel, ahşap işleri, maket eşya yapımı, örgü dikiş gibi el becerisi gerektiren her türlü faaliyetleri seçebilirsiniz. Su sporları, yürüyüş, dağcılık gibi doğa sporları, piknik, fotoğrafçılık, teknik bilgi gerektiren uğraşların yanı sıra geziler, yardım dernekleri gibi kurumlar aracılığı ile yardım ve hayır işlerine yönelme, akraba ziyaretleri, fidan dikmek, meyve sebze yetiştirmek gibi toprakla ilgili faaliyetler sayılabilir. Bunların dışında kendinize özel, uğraşmaktan büyük keyif alabileceğiniz her türlü faaliyeti de ekleyebilirsiniz.

5- Kendinize 5 dakika ayırın:
Çok stresliyim diye düşünerek mevcut durumu pekiştirmekten vazgeçin. Beyninizi boşaltın ve bu adımları uygulayın:Sessiz bir ortamda oturun, derin bir nefes alın ve sadece vücudunun ne hissettiğine odaklanın.Derin nefes alıp vermeye devam edin. Duygularınızda nelerin azalıp çoğaldığını hissetmeye çalışın.Vücudunuza odaklanmayı bırakın, sadece ne yapmak istediğinizi düşünün.Kendinize ayırdığınız 5 dakikada doğal bir rahatlama sağladığınızı göreceksiniz.

Kaynak:indigo dergisi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Rahatça “Hayır” Diyebilmenin 4 Yöntemi

PVS8CZ4H

 

“Başkalarına ‘Evet.’ derken, kendinize ‘Hayır.’ demediğinizden emin olun.” Paulo Coelho
Hayatımız boyunca birileri hep bizden bir şey yapmamızı istedi. Bebekliğimizden itibaren bize hoş gelmeyen durumlarda ağladık; 2 yaşından itibaren ise birisi, ebeveynlerimiz de dahil, bizim özgürlüğümüzü kısıtlamaya kalkıştığında, örneğin, daha yeni yeni yürümeye başlarken arkamızdan “Oraya gitme!” diye seslendiğinde, “Hayırrr!”ı bastık. Ancak büyüdükçe nedense “Hayır.” demek zorlaştı. Bebekliğimizin ve çocukluğumuzun en içten “hayır”ları, zorunlu “evet”lere, “belki”lere ve “Yapmaya çalışacağım.”lara dönüştü. Kimi zaman kendimizin bir şeyleri kaçırma veya ait olmak istediğimiz bir gruba dahil edilmeme korkusuyla zorunlu “Evet.”ler dedik, kimi zaman ise hiç istemediğimiz halde sadece bizden talep ediliyor diye. Arkadaşlarımız, patronumuz, eşimiz, çocuklarımız ve modern zamanlarda iktidarlar, devletler hepsi bizden bir şey talep etti: Koca bir “EVET”i. Bazen biz bu Evet’leri kime, neye, neden verdiğimizi bile bilmedik. Bizden tek beklenenin ‘uyumlu’ bir “Evet.” olduğunu düşünerek “Evet”leri verdik, verdik. Biz bu evetleri etrafa savurdukça da öfkelendik aslında. Çünkü dağıtılan “Evet”ler hep bizden giden birşeylerin yerine kondu: zaman, kendi öz bakımımız, kendi özgür irademiz, ve en öz haliyle  yuttuğumuz “Hayır”larımız. Hayırları esirgedikçe kendimize hayrımız olmadığını farkettik. Öfkelendik, sinirlendik. Ve öfkelenip sinirlendiklerimiz de yine bu “Evet”i en düşünmeden verdiklerimiz oldu. Ancak kendi öfkemizden korktuğumuzdan onlara da dillendiremedik, “Ben istemeden ‘Evet.’ dedim sana.” diye.
Başkalarına Nasıl Hayır Deriz?
Terapi süreçlerinde ortaya çıkan en önemli meselelerden biri, kişilerin istemedikleri durumlar karşısında “Hayır”ı karşılarındakine yöneltememeleri oluyor. Birçok kişi için “Hayır”, öfkeli bir isyanı temsil ediyor. “Hayır dersem çok kaba mı duyulurum?” “Hiç kimseye “Hayır” demem ki…” “Nasıl ‘Hayır’ demeliyim?” Bu zorluklar genelde, kişinin kendi iç sınırlarını bilememeden ve belirleyememesinden kaynaklanıyor. Ayrıca, çoğu zaman içimizden kocaman bir “Hayır” çıkacak ve bebekliğimizin ağlamaları gibi bu kulak tırmalıyıcı, rahatsız edici veya öfkelendirici olacak diye de oldukça korkabiliyoruz.
Psikoterapi süreçlerinin net çerçevesi, öfkenin ve karanlık yanların işlenmesi, kişinin kendi iç sınırlarını belirlemesine ve bunları sakin bir tavır ve kendine ait bir sesle aktarabilmesine zamanla vesile olur.
“Hayır”ınız, bağıran “Evet”ler arasında küçük ve sessiz dursa bile, net bir yanıttır.
Psychology Today’de yine aynı başlıklı yazı ise, kişinin daha rahat “Hayır” diyebilmesi için şu önerileri veriyor:
Her zaman “Evet.” veya “Olur.” diye yanıtlandırdığınız talepleri “Bir düşüneceğim.” diye yanıtlayın.
Bu hem size karşınızdakinin talebine dair düşünme ve daha bilinçli bir karar verme aralığı sunar, hem de karşınızdakinin de talebini düşünmesine, gözden geçirmesine vesile olur.

Net bir “Hayır.” yerine, “Ben bununla kendimi rahat hissetmeyeceğim.” “Tercihim değil.” gibi daha yumuşatılmış bir “Hayır.” diyebilirsiniz.
Tabii, bazı durumlarda, özellikle de karşınızdaki sınırlarınızı zorluyorsa, net bir “Hayır.” demek durumundasınız.
“Hayır.”ınızı söylemeden önce düşünün, karşınızdaki kişiye kızgın mısınız? Kırgın mısınız? Sizin ihtiyaçlarınızı görmediği için üzgün müsünüz?
O anki duygularınızın farkında olmak, belki de karşınızdaki kişiye de neden “Hayır.” dediğinizi paylaşabilmek için bir vesile olur. Örneğin, “Talep ettiğiniz şeyi yapmak istemiyorum çünkü burada benim ürettiğim işi görmezden gelmeniz beni artık kızdırıyor.”
Karşınızdakine “Hayır” demeden önce neden “Hayır” dediğinizi düşünün. Veya “Evet” diyorsanız neden “Evet” dediğinizi.
Düşünmeden hemen yanıt vermeyin. Ancak sizin düşünme süreçlerinize saldıran kişilere net bir “Hayır.” demekten de çekinmeyin. Bazen satış yapan kişiler “Hayır’ı yanıt olarak kabul etmiyorum.” gibisinden hem sizin zihinsel hem de bedensel bütünlüğünüze saldıran bir tavır takınabilirler. Böyle durumlarda eğer onlar sebepsiz bir şekilde size bir şey satmak için uğraşıyorlarsa, siz de onlara hiç sebep vermeden “Hayır” diyebilirsiniz.
“Hayır” diyebildiğiniz, hayırlı günlere,
Uzm. Klnk. Psk. Ayşe Canan Altındaş
Kaynak: pavlovspartner.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DİLİMİZDE Kİ RENK DEĞİŞİKLİKLERİNE BAKARAK ORGANLARIMIZIN SAĞLIĞI HAKKINDA BİLGİ EDİNELİM.

21765086_727217424141216_361679657810370824_n[1]

Kaynak: Luna Akademi…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »