aydınlık başlamıştır…

Bir bilge adam çölde öğrencileriyle otururken demiş ki;
“Gece ile gündüzü nasıl …ayırt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır?”
Öğrencilerden biri;”Uzaktaki sürüye bakarım, “demiş, “koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir. ”
Başka bir öğrenci söz almış ve “Hocam” demiş, “İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman, anlarım ki sabah başlamıştır. ”
Bilge adam uzun süre susmuş.
Öğrenciler meraklanmışlar ve “Siz ne düşünüyorsunuz hocam?” diye sormuşlar.
Bilge şöyle demiş;
“Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan ona bacım diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine, ırkına, dinine aldırmadan, kardeşim sayabildiğimde anlarım ki sabah olmuştur, Aydınlık başlamıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“BUGÜN KENDİMİ VE HAYATIMDAKİ HERKESİ , GEÇMİŞTEKİ İNCİNMİŞLİKLERDEN AZAT EDİYORUM. HEP BİRLİKTE YENİ VE PARLAK DENEYİMLERE ÖZGÜRCE ADIM ATMAYI SEÇİYORUM..”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Başkalarının yaşadıklarına bakıp halimize şükretmek onları aşağılamaktır

Başkalarının yaşadıklarına bakıp halimize şükretmek onları aşağılamaktır…hatta… ve hatta yaradanı yok saymaktır.Kibirdir.Herkesin deneyimi ,imtihanı ya da kaderi ayrıdır…..Biz kendi deneyimimize bakıp şükretmeliyiz ..Çünkü o deneyimler bizi biz yapar…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Enerjinizi sorunları çözmeye harcayın, suçluyu bulmaya değil…

Enerjinizi sorunları çözmeye harcayın, suçluyu bulmaya değil…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şu "Yapmam gerekiyor" endişesini kafamızdan uzaklaştırmalıyız.

Kendimizi yarım hissetmeye çok kaptırdık. Kendimizi sürekli yetersiz hissetmemiz de bu yüzden. İyi bir iş, iyi bir aile kurmak, düzenli bir hayat, hepimizin tam olabilmek için kafamızda kurduğumuz illüzyonel kalıptan öte değil. Çünkü  herkes çalışırken mutlu olamaz, herkes evliyken huzuru bulamaz, heleki düzenli hayat bazılarımızı çileden bile çıkarabilir. Herkes birbirinden farklı olabilir. Farklı deneyimlerle hayata farklı bakış açılarıyla bakıyoruz. Şu “Yapmam gerekiyor” endişesini kafamızdan uzaklaştırmalıyız. Hayatımız boyunca “ne olmamız gerekirdi ne olduk?”mantalitesi ile yaşamamız kadar büyük bir zaman kaybı yoktur. Olan şey o anda her ne ise zaten olmakta. Bunun geçmişe dair kaygısı veya geleceğe dair vesvesesini yanımızda yük gibi taşımak bizleri sadece yaşamdan uzaklaştırır. Şimdi bir kaç öneri:
1-Karar almayı öğrenin
Alacağınız karar her ne olursa olsun başkalarına danışmadan yapın.Başkalarınnı sizin hayatınız hakkında karar vermesi kadar saçma bir şey olamaz.Eğer kendi kararlarınızı kendiniz almazsanız onları sizin adınıza başkalarının alacağına tanık olacaksınız hayatınız hepten sarpa saracak.
2-Mutlu olmak sadece sizin elinizde:
Başkalarından mutluluk beklemeyin. Siz mutlu olmak istemiyorsanız sizi kimse mutlu edemez zaten. İnsan isterse güzel bir sözden de mutlu olur, isterse tonla kahkahanın içinde de kedere boğulur. Başkaları sadece mutlulukları paylaşmak içindir.Kendi duygularınızı başkaları yaratmış gibi davranmayın.
3-Onay Beklemeyin:
Başkalarının kararlarının kendi hayatımızda yeri olmadığı gibi onaylarının da bir değeri yoktur.Bizler kendi dünyalarımızın yaratıcılarıyız.O dünyayı bilmeyen birinden onay beklemek veya onay vermediğinde buna üzülmekten vazgeçmeliyiz.
4-Hata yapmaktan korkmayın:
Unutmayın hatalarımız başarılarımızdan daha değerlidir.Hatalarımız bizleri geliştirir, olgunlaştırır ve hayata bakış açımızı belirler.Hata yapmamak için kendimizi yormayalım.Hatalar keçınılmazdır ve onlarsız bir yere varamayız.
5-Cesaretli olun:
Risk alın. Kendinizi 5. kattan aşağı atmayın ama size deli demelerinden korkmayın. Hayattaki en büyük başarılar her zaman delilerin olmuştur.Kalıplarınızdan çizgilerinizden, monotonluklarınızdan kurtulmanın tek yolucesaretli olmak.Hayatınızı değiştirmekten korkmayın bırakın başkaları sizden korksun.
6-Hayır demekten kaçınmayın:
Şu vicdanımıza sıkı sıkıya sarılmayalım.Başkaları mutlu olacak diye kendimize eziyet etmeyelim.Herkes herşeyi unuturUnutmayınki siz “evet” dediklerinizle yaşamak zorunda kalırsınız.
7-Zayıflıklarınızı paylaşmayın:
insanlar zayıf bölgelere yumruk atmaya bayılırlar ve sizin dertlerinizi ağızlarında salya akarak dinlerler.Zayıf yönlerinizi ailenizle paylaşın ve başkalarına karşı ketum olun
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Taşı delmek…

Taşı delen, suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kuyumcu…

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun  eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: “Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen  esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster.Hiç kimseye satmadan sadece  fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar.Bakkal parlak bir boncuğa  benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir,sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği neneye ancak bir beş lira  vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.” En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. “Bu  kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder.”Buna kaç lira istiyorsun?” Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz? ” “Ne istiyorsan veririm.”  Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:”Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.” Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini  anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu  oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler…


Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını  anlatır. Bilge sorar: “Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?” Öğrenci:”Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum,  kafam karmakarışık” diye cevap verir. Bilge hoca çok kısa cevap verir: “Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun  değeri bilenin yanında kıymetlidir.” Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

 

Mesele kuyumcuyu bulmaktadır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Hint masalına göre, kediden korktuğu için devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır…

Bir Hint masalına göre, kediden korktuğu için devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır.
Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.
Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar.
Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür.
Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.
Onu eski haline döndürür. Ve der ki,”Sen cesaretsiz ve korkak birisin.
Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem.”
Ünlü yazar Shakspeare, bu konuda söyle diyor :
“İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Bir kimseyi sevmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz?

“Bir kimseyi sevmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz? Bir ağacı, bir kuşu ya da bakıp gözettiğiniz bir hayvanı sevebilir misiniz? Size hiçbir karşılık vermese, gölgesinden de yararlanamasanız, arkanızdan da gelmese, size bağımlılık duymasa gene de sevebilir misiniz?”
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için bana cesaret…


Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için bana cesaret, Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmem için sabır,Her ikisini birbirinden ayırt etmek için akıl ver..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her günümü tam anlamıyla yaşıyorum. Kendi yolumu kendim açıyorum ve ne kadar mük…emmel oldugumu keşfediyorum. Kendimi seviyor ve begeniyorum…Gecmişimi bırakıyorum ve huzur içindeyim. Güvendeyim, özgürüm

Her günümü tam anlamıyla yaşıyorum. Kendi yolumu kendim açıyorum ve ne kadar mük…emmel oldugumu keşfediyorum. Kendimi seviyor ve begeniyorum…Gecmişimi bırakıyorum ve huzur içindeyim. Güvendeyim, özgürüm.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik… Hülya Erdoğana teşekkürlerimle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Göl olmak…

Hintli bir yaşlı usta, çırağının her şeyden sürekli şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.
“Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “Acı” diye yanıt verdi.
Usta gülümseyerek çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
“Tadı nasıl?”
“Ferahlatıcı” diye yanıt verdi genç çırak.
“Tuzun tadını aldın mı?” diye soran yaşlı adamı, “Hayır” diye yanıtladı çırağı.
Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:
“Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

denizkızı mı ??? balina mı ???

Avustralya’da, bir spor salonunun camında bir reklam; zayıf ve bronz tenli bir kadın, hemen yanında şu yazıyor:

“Bu yaz, denizkızı mı olmak istersiniz, yoksa bir balina mı?

 Afişteki mankenin fiziksel özelliklerinden çok uzak olan orta yaşlı bir kadın, spor salonunun reklamına sesli bir cevap veriyor:

 İlgilenenlere duyurulur,

Balinaları arkadaşları asla yalnız bırakmazlar, yunuslar, deniz aslanları, meraklı insanlar..

Aktif bir cinsel yaşamları vardır, hamile kalır, sevimli bebek balinalar doğururlar.

Denizde yüzer, oynarlar. Polinezya adalarının mercan kayalıkları gibi muhteşem yerleri görme şansına sahiptirler.

Balinalar harika şarkı söylerler, CD’leri bile vardır.

Bazı insanlar dışında, onlara zarar vermek isteyecek tek bir varlık yoktur. Dünyada herkesin sevdiği, koruduğu ve hayran kaldığı şahane hayvanlardır.

Denizkızı?

Öncelikle, denizkızı diye birşey yoktur.

Var olsalardı da kimlik karmaşası sebebiyle psikolog kapılarında sıra oluştururlardı. Balık mısın? İnsan mı?

Cinsel hayatları yoktur. Yanlarına yaklaşan erkekleri öldürüyorlar, nasıl olabilir ki? hem, iyice bir bakın, gerekli donanım nerede??

E, sonuç olarak çocukları da olmaz.

Zaten balık kokan bir kadını kim ister ki?

Sonuç?

Ben balina olmayı tercih ederim.

 Medya sadece zayıf insanların güzel olduğunu savunuyor ama ben çocuklarımla dondurma yemeyi, beni heyecanlandıran adamla güzel bir akşam yemeğinde sohbet etmeyi, arkadaşlarımla çikolata paylaşmayı çok seviyorum.

Zamanla kilo alıyoruz; çünkü, kafamıza o kadar çok bilgi yüklüyoruz ki yer kalmıyor ve bedenimizin diğer bölümlerine yerleşmeye başlıyor. Yani, biz kilolu değiliz, inanılmaz kültürlü, eğitimli ve mutluyuz.

Bugünden itibaren, aynaya bakıp da kalçamı gördüğümde, şunu düşüneceğim:

“Allah’ım ne kadar da akıllıyım!”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kimin hayatını yaşıyorsun sen…

310652_340849052677517_525500100_n[1]

 

Kimin hayatini yasiyorsun sen? Kendininkini mi? Oyle mi? Hep mi? Dursan baksan simdi ne kadar kendin kaldin bu hayatta? Kendinde ne kadar sen varsin? Dursan baksan simdi, kendini ikna ede ede ne kadar yol gittin kendinden? “Olmasi gereken bu” diye, “Hayatin zaten pek fazla numarasi yok” diye? “Zaten daha ne olacakti?” diye… “Burasi iyi, guvenli” diye diye diye diye…

Ne kadar yol gittin kendinden kendine hikayeler anlata anlata? Dusunsene, o hikâyelerle ne kadar cok zaman oyalandin aslinda baskasinin olan hayatlarda?

Oysa bir gun…

Kendine geri yuruyeceksin. Bu yuzden dikkat et de fazla uzaklara gidip geri donus yolunu kaybetmeyesin.

Dikkat et. Bir gun geri donus yolu icin kendine kucuk, beyaz cakil taslari birak mumkunse. Cunku sonra donup geriye baktiginda kendine geri giden yolu hic bulamayabilirsin. Yerini yonunu sasirip, ormanda cokup kalmis bir cocuk gibi etrafinda cogalan seslerden korkabilirsin.

Bir gun, soyluyorum sana, buyuk bir sarsintiyla kendini bir vitrin caminda goreceksin. Insanlar gelip gececek arkandan, hayat arkada akmaya devam edecek. Sen donakalacaksin.

Elinde cantan olacak belki, cantana sasiracaksin. Uzerindeki paltoyu kim yapistirdi sana, bu atkiyi kim sardi boynuna? Bu yuze bu cizgileri hangi kayip zamanlar cizdi? Sen orada miydin o zaman?

“Butun onlar oldu mu?” diye sasip oylece vitrin caminda eskidenki bir halini goreceksin. Kendini ne kadar ozlemis oldugunu dusunup oylece, arkadan insanlar akarken, yollar gecerken arkandan, icinde cekirdegin burularak, bir gun, soyluyorum sana, kendine geri donmekten baska bir caren kalmadigini goreceksin.
“Bedeli neyse ne!” diyeceksin, “Kim uzulurse uzulsun!” diyeceksin “Olacaksa olsun butun ayiplar”. Insan ancak yeniden canlaninca anlar ne kadar cansizlastigini. Yeniden kipirdamaya baslayinca damarin anlarsin o ana kadar kendini uyuttugunu. Yasamaktan baska ne varsa onlari yapiyor oldugunu.
Iste tam o zaman onunde derin, dibi gorunmeyen bir ucurum acilacak. Sen eger o yardan asagi atlamazsan en derin karanliklardan daha karasina gomulecek gibi hissedeceksin kendini.

Artik bu hayat, bu baskasinin olan, yakani pacani biraksin, o ucurumun dibinde en beter cehennem olsa da atlayayim isteyeceksin. Iste boylece, tuhaf bir yanilsamayla, kendinden binlerce hayat mili uzaklasmis olsan da, tuhaftir hakikaten bu yanilsama, bir anda kendine geri doneceksin. Kalbin yeniden sana ait olacak o zaman, ellerin sana geri gelecek ve bu canta, bu palto senin uzerindeki bir saka gibi duracak.

Hic korkma, oldu mu? Cunku hayat, kendini hayattan geri alanin onunde egilir sadece. Gerisi sadece oduldur. Ancak kendi kendine kavusan insan geceleri kopeklerin saldirisina ugramadan uyur.
Yataklarin altindan canavarlar gider bir anda, evler ferahlar, sokaklar kivrila kivrila gidiklar yeryuzunu. Yataklarin altindan canavarlar temizlenir, bir kere daha soyleyeyim.

Sana ne diyecegim biliyor musun? Anladim ben butun o masallarda neden canavarlari olduren bir garibana verdiklerini prensesleri. Cunku ancak korkulari oldurenler hak ediyor o guzel kizlari, kraliyet sofralarini, o sonsuz solenleri. Ancak canavarlari oldurenler ispatliyor insanlara yeniden, korkularin yenilebilecegini.

Onlar iste, insanligin aradiginda bulacagi geri donus yollarindaki, beyaz, parlak, kucuk cakil taslari gibi duruyorlar. Her gun aslinda onlar ve her gece, sana, bana, digerlerine herkesin kendine ait olabilecegini, herkesin sadece kendine ait oldugunu soyluyorlar. Ah! Ne guzel oluyor o zaman. Ne guzel oluyor uyandigin ilk sabah…

(Ece Temelkuran – 2006)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »