
”Mutlu olduğunuz zamanlarda bütün dünyanın çok daha güzel göründüğünü hiç hisse…ttiniz mi? Oysa sizin bakış açınız dışında gerçekte hiçbir şey değişmemiştir…” …………… (Judi James

”Mutlu olduğunuz zamanlarda bütün dünyanın çok daha güzel göründüğünü hiç hisse…ttiniz mi? Oysa sizin bakış açınız dışında gerçekte hiçbir şey değişmemiştir…” …………… (Judi James

Kendimizi tanimak, mutlu ve huzurlu olabilmemiz icin cok onemlidir.
Kendimizi kesfetmek; icimizdeki iyiyi, kotuyu, canavari, zayifi, durustu, yalanciyi, cimriyi, barbari ve her ne varsa hepsini tanimak, bir bir teshis etmek, sonra da sifalandirabilmek, aslinda bizi guclendirecek ve butunleyecektir.
Bunlari gormezden gelmek ise, surekli bizi disaridaki yansimalariyla oyalayacaktir. Icimizde hangi gizli kimlik daha baskinsa, o iyice ustalasip saklanacak, disaridan bizlere kendini dev aynasinda gosterecektir. Bazen patronumuz, bazen esimiz, bazen komsumuz, kimbilir belki de cocugumuz olarak.
Oysa biz icimizde basibos olan kimliklerimizi tanidikca, onlari anladikca ve ehlilestirdikce kendimize katip gucleniriz.
Sadece disarisini goren gozlerimizle bakip yargiladiklarimiz, acaba bizim icimizdeki o haylaz kimlikler olabilir mi?
Ellerimize birer el feneri alip, icimizin derinliklerine isIk tutmak ve bir bir butun kimliklerimizle tanisip el sIkismak, yolumuzda daha guclu ilerlememize yardimci olacaktir
İki adam rüzgarda dalgalanan bir bayrak için tartışıyorlardı. Birincisi, “Gerçekte hareket eden rüzgardır,” dedi.
İkincisi, “Hayır rüzgar değil bayrak hareket ediyor!” dedi.
Oradan geçmekte olan bir Zen ustası konuşmayı duydu ve onların yanına geldi: “Ne bayrak ne de rüzgar hareket ediyor; hareket eden, sallanan yalnızca zihindir!”

Saray mensuplarından bazıları “Açamayız.” der gibi başlarını sallamışlar. Daha akıllı olan bazıları ise kapıya yanaşmışlar, onu yakından incelemeye başlamışlar. Ancak onlar da bu kapıyı açmaya güçlerinin yetmeyeceğini kabul etmişler. Diğerleri ise “Akıllı insanlar kapıyı açamayacaklarını anladıklarına göre bizim bu kapıyı açma şansımız olamaz!” deyip hiç teşebbüste bulunmamışlar.
Sadece bir vezir kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş, elleriyle yoklamış, açmak için çeşitli yolları denemiş ve en sonunda kapıya kuvvetle yüklendiğinde ağır kapı açılmış. Meğer kapı zaten tam kapalı değilmiş ve açmak için deneme isteği ve yüreklilikle davranma cesaretinden başka bir şey gerekmiyormuş. Kral vezire şöyle seslenmiş: “Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmadan, kendi gücünü devreye soktuğun ve denemeyi göze aldığın için saraydaki görevi sen alacaksın.”
Bir sabah adamın biri beni görmeye geldi. Ve “Sen ermişsin,” dedi.

Buraya iyi bir eş, iyi bir anne-baba, iyi bir çocuk, abi, abla olmak için gelmedik.. Buraya iyi bir çalışan, iyi bir arkadaş, iyi bir sevgili, iyi bir komşu vs…… olmak için de gelmedik.
Buraya sadece KENDİMİZ olmak, olabilmek için geldik. Bunu başardığımızda zaten HER ŞEY olacağız.. Hepimiz sonsuz BİR’liğin içinde, ama kendi zihnimizin içinde dönüp duran, duygularımızın yörüngesine asılı BİR dünyada yaşıyoruz. Yani hepimiz KENDİ dünyamızda yaşıyoruz. Ve o dünyada BİZ’den başka hiçbir şey yok.
Oyunu oynayabilmek için, dilediğimiz gibi görmeyi seçtiğimiz, dilediğimiz gibi roller verdiğimiz, başkaları dediğimiz, zihnimizde yarattığımız insanlar var. Benim dünyamda anne rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda yoldan geçen biri. Benim dünyamda baba rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda iyi bir dost. Benim dünyamda sevgili rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda nefret ettiğin biri. Benim dünyamda kardeş rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda hiç var olmadı, tanımadın bile.
Yani zihinlerimiz de (dünyalarımız da) içi içe geçmiş durumda, ki zaten tek bir ZİHİN var. Yukarıdaki şekilde olduğu gibi, kendi yarattığımız dünyamız, yani zihnimiz, diğer dünyalarla, yani zihinlerle iç içe geçmiş durumda. Kimiyle çok yakın, kimiyle çok uzak.. Bazılarıyla kesişmiyor bile, örn. Amerika’da yaşayan Daniel adlı kişi, benim için hiç varolmadı, çünkü dünyamda yok. Eğer ben zihnimde, yani dünyamda onu yaratırsam, bir şekilde girecek dünyama. Ya da ortak zihine, ortak bilince, BİRLEŞİK ALAN’a ulaşmayı başarırsam varlığını bileceğim.
Ama bu KENDİMi BİLME bilinci şeklinde ortaya çıkacak, çünkü zaten BEN’den başka hiçbir şey olmadığını deneyimleyeceğim. Sonuç olarak şu an yaşadığın, içinde bulunduğun, ama aslında zihninin içinde bulunan dünyada SEN’den başka kimse yok.. Tek bir zihnin, özgür yaratıcısısın sen. Kendi yaratımlarına esir olma, dünyana bir bak, her ne varsa, kim varsa sen yarattın. Seni engelleyenleri de, seni destekleyenleri de, sevdiklerini de, sevmediklerini de.. Ve hepsi, her şey, tüm yaratımların, sadece KENDİN OLABİLMEK içindi. Şimdi bir daha bak zihnine, yani etrafına, dünyana.. Bunu engelleyen her ne varsa şimdi değiştirme vaktidir. Ama oyunu böyle oynamak daha eğlenceli benim için hala diyorsan, sen bilirsin..
Ben de kendi kendime yazıyordum zaten :))
Iyi Haberlerin Muhabiri Olun…
Bu kadar olumsuzluk yeter. Ona ihtiyaciniz yok! Onu ilan edip duyurmaya da ihtiyaciniz yok. Olumsuzluklari birakin artik. Kotu haberleri paylasmanin nesi iyi olabilir? Bunu yaparak ne kazanirsiniz? Belki biraz rahatlama. Ne verirsiniz? Kendisinin de rahatlamaya ihtiyaci olan birisine aci ve kaygi. Dolayisiyla da rahatlama ihtiyacini es gecmis olursunuz.Dunyada zaten yeterince negativite yok mudur? Onu yaymaniza ne gerek vardir o halde? Bu, inkar etmek degildir. Hickimse hicbir seyi inkar etmiyor. Birakin negativitenin orumcek aglarini baskalari yine baskalari icin orsunler; tabii eger illa ki buna mecburlarsa. Fakat siz buna mecbur degilsiniz. Siz degilsiniz. Birakin dunyadaki kotu haberlerin dedikodusunu baskalari yapsin, siz degil.Bunun bir sonunun olmasi gerekiyor.
Artik negativiteyi yaymamanizi istiyorum sizden.
Uzun zaman once size, gazetelerden ve televizyondan uzak durmanizi soylemistim. Negativiteyle yukludur onlar. Gazetelerin sattigi budur. Televizyon programlari ve reklamlar tehlike uyarilari ile doludur. Hastaliktan korkarsiniz, islenen suclardan, savaslardan korkarsiniz ve onlara odaklanmaya devam edersiniz. Zihninizi olumsuzluklardan uzaklastirin. Bu cukurun disina cikin aziz cocuklarim, hastanelerden ya da savas alanlarindan cikin.
Eger patronunuz sizi incitiyorsa, bunu is arkadaslariniza detayli olarak anlatmaniz gerekiyor mu gercekten?
Eger, aslinda ogretmenlik yapmamasi gereken bir ogretmeniniz varsa, surekli bu ogretmen hakkinda konusmaya mecbur musunuz? Bu sikintiya arkadaslarinizi ortak etmeye mecbur musunuz? Belki de hos bir iltifatla ogretmeninizi sasirtabilirsiniz. Bu yaklasiminiz ogretmen icin bir fark yaratir veya yaratmaz. Fakat herhalukarda sizin ruh halinizde bir degisim yapar.
Eger gununuz kotu gittiyse, herkes bunu bilmeye mecbur mudur?
Eger kendinizi ofkeli hissediyorsaniz bunu gostermek zorunda misiniz, neden boyle oldugunuzu anlatmak zorunda misiniz?
Gecmisinizdeki mutsuzluklardan ya da benzer seylerden kac kez bahsedebilirsiniz? Sikintinizi bir kez ifade edin ve meseleyi orada birakin. Onu canli tutmayin. Onu yinelemeyin, bir kez daha ondan bahsetmeyin. Zumrud-u Anka (*) gibi olun ve kullerinizden dogun.
Mazinin disina cikin dedigimde ne kastettigimi dusunuyorsunuz? Kafanizi salliyor ve “Evet, bu dogru. Haydi tum gecmisi arkada birakalim” diyorsunuz. Hemen sonra da bir takim talihsiz haberlerin uzerine atliyor ve gecmis izdiraplarin atesini koruklemis oluyorsunuz. Bir dakika oncesi de mazidir.
Dunyanin vibrasyonunu yukseltmek icin burada bulundugunuzu unutmayin. Bu vibrasyonu en yukseklere cikarin. Mutsuz dusunce cukurlarindan disari cikin. Felaket tellalligi yapmayin. Kotu haberleri nakletmeniz ya da tekrar etmeniz gerekli degildir. Bunu sizin icin yapanlardan yeterince vardir. Bunu yapmalari gerektigini dusunebilir onlar, fakat sizin icin oyle olmadigini bilirsiniz. Size bir Pollyanna olmanizi soylemiyorum Ben. Soyleyecek iyi bir seyleriniz olmadigi zaman dilinizi tutmanizi soyluyorum size. Hayattaki pozisyonunuzu degistirin. Hayattaki misyonunuz izdirap dolu haberleri oradan oraya nakledip herkesi haberdar etmek degildir. Bu tavir, biraz da dedikoducu bir yaklasimi cagristirmaktadir aslinda.
Iyi haberlerin muhabiri olun. Mucizeleri duyurun. Yeryuzundeki insanlarin engin iyiligini duyurun. Insanlarin kurdugu dostluklari duyurun. Kahramanlari haber yapin. Nezaketi haber yapin. Guzel hikayeler anlatin aziz cocuklarim. Dostluktan bahsedin. Karsiliksiz iyiliklerden bahsedin. Yuzunuze bile bakmayanlardan degil, size selam veren yabancilardan bahsedin. Hayallerinizi anlatin. Gokkusagina isaret edin. Konustugunuz insanlarin ufkunu genisletin. Kendi ufkunuzu genisletin.
Hayat; Kimi sevdigin ve kimi incittigindir. Kendin icin neler hissettigindir. Guven, mutluluk, sefkattir. Arkadaslarina destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktir. Hayat; Kiskancligi yenmek, onemsemeyi ogrenmek ve guven gelistirmektir. Ne dedigin ve ne demek istedigindir. Insanlarin sahip olduklarini degil, kendilerini oldugu gibi gormektir. Her seyden onemlisi hayati, baskalarinin hayatini olumlu yonde etkilemek icin kullanmayi secmektir. Iste hayat bu secimden ibarettir. Insanlarin en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir.
Herkesin boynunda asılı görünmez bir levha vardır…
Üzerinde “Bana kendimi önemli hissettir” yazar….
İnsanlarla konuşurken bu mesajı asla unutmayın…
Hayatinizda degisikler yaratmak icin en guzel yol ne biliyor musunuz? Bir kerede bir kucuk pozitif degisiklik yapmayi bir aliskanlik haline getirmek. Buyuk degisikliklere niyet edip onlara takili kalmanin yerine, “bir kucuk pozitif degisiklik” kavrami cok iyi calisiyor.
Bir hayal edin…Eger su anda bir kucuk degisiklik yapar ve bu degisikligi
hayatinizda devam ettirirseniz, o zaman bir kac hafta icinde yeni bir olumlu
degisiklige hazir olabilirsiniz. Bu kucuk olumlu degisiklikleri duzenli ve artan bir sekilde devam ettirirseniz, sene sonuna kadar cok fazla degisikligi basarmis olacaksiniz. Evet, belki kucuk yollarla ama cogunlukla sizi zorlayan ve bir turlu ilk adimi atip hakkinda birseyler yapmaya baslayamadiginiz, zaman icinde ilk heyecaninizi kaybettiginiz buyuk hedefler yerine en azindan bir seyler basarmis olacaksiniz.
Jeff Olson, yazdigi “The Slight Edge” adli kitabinda, hayatta en basarili insanlarin yasamlarinda kucuk, erisilmesi kolay iyilestirmeler yapan ve boylelikle bunlari yapmaya devam eden insanlar oldugu ile ilgili cok ikna edici bir gercek durumu anlatmis.
Ornegin, diyetinizden o tek bir kotu seyi cikartip yerine saglikli bir sey koyarsaniz
gelecek seneye kadar cok daha saglikli olacaksiniz. Kitaplarinizdan, yeteneklerinizi arttirmak ve bilgi dagarciginiza birseyler eklemek icin her gun biraz okursaniz, gelecek seneye kadar konunuzda daha ehil hale gelmis olacaksiniz. Eger her gun kucuk bir spirituel calisma yapmayi aliskanlik haline getirirseniz, gelecek seneye daha ilham dolu ve yaratici olcaksiniz.
Kendinize zaman icinde cogalip artacak bir seyi yapmanin avantajini verin. Her gun kucuk bir sey yapmak cok az caba gerektirir. Bir yil sonra ise fark sasirtici bir sekilde gorunur olacaktir.