Üç”S”yi unutma:
Sevgi-herkese,
Saygı-kendine, başkalarına,
Sorumluluk-tüm hareketlerin için…..!!!!!!
Üç”S”yi unutma:
Sevgi-herkese,
Saygı-kendine, başkalarına,
Sorumluluk-tüm hareketlerin için…..!!!!!!


Merkeze hep kendinizi koyun. Kendinizi sevin, hemde çok sevin ve size haksızlık gibi gelen durumlar karşısında başkaları yerine kendinizi sorgulayın.. yaşadığınız her şeyi sizin seçtiğinizi en derinden kabul edip kendinizi onaylayın ve kendinizi affedin..
DÖNÜP KENDİNİZE BAKIN
SUCLU ARAMAYIN
NEDEN ARAMAYIN
BİZ KENDİMİZLE YÜZLEŞTİĞİMİZDE HAYAT KOLAYLAŞIR..
VE YENİDEN AKIŞA GİRİP DENGELENİR

Artık bir şeyler yapmak zorunda olduğunu anlayan genç kız doğruca babasının arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden hazırladığı bir ekstre verir. Bunu 3 ay boyunca her gün kaynananın yemeklerine azar azar kat der. Fakat az koy ki belli olmasın. 3 ay sonra ölsün.
Yaşlı adam genç kıza kimsenin şüphelenmemesi için bu süre zarfında kaynanasına çok iyi davranmasını da öğütler. Çok iyi yemekler yap ona der. Genç kız artık çok iyi davranmaya başlar kaynanasına. Bir süre sonra kız böyle davranınca kayınvalidesi de değişir ve ona kızı gibi davranmaya başlar. Evde artık barış rüzgârları esmeye başlamıştır.
Bu kez genç kız kendini ağır bir yük altında hissetmeye başlar ve yaptıklarından pişman, baharatçıya yeniden gelir.
Lütfen der. Artık ölmesini istemiyorum. Şu ana kadar verdiklerimi onun kanından temizleyecek bir şey ver bana. Yaşlı adam karşısında oturan Li-Li ye bakar ve gülümser. Sevgili kızım der. Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni daha da güçlendirdin hepsi bu. Gerçek zehirse senin beynindeydi. Sen ona iyi davrandıkça o da dağıldı ve gitti beyninden. Dargınlık sevgiye dönüştü. Böylece gerçek bir anakız oldunuz. Gül veren elde gül kokusu kalır. ..
*Sevgi en güçlü ilaçtır…İnsanların iyileştiren sevgilere ihtiyacı vardır.

İnsanoğlunun dramının en acınası yanı kendi sorunlarının kaynağının dışarıda olduğunu düşünmesidir. Bu nedenledir ki dışımızda kim varsa suçlarız. Geçmişte, çöl halkları günahlarını birer kağıda yazıp bir keçinin üzerine yapıştırır ve keçiyi çölde kendi günahlarını taşıyıp ölmeye gönderirlerdi. Buna, günah keçisi denirdi. Günümüzde başta öğretmenlerimiz, anne babamız, eğitim sistemimiz, patronlarımız ve elbette Tanrı günah keçisidir. Tüm sorunlarımızın kaynağı bizim haricimizdeki bir otoritedir. Böyle düşünmek bizi mutlu bir uyuşmanın içine sürükler. Bu sayede keyifle acı çekmeyi sürdürebiliriz. Bize acı veren her şey iyidir, güzeldir, doğrudur ve bizim hayırımızadır diye algılarken; bizim için yararlı olan her şeyi günah keçisi ve sorunlarımızın kaynağı gibi algılamak ne acınası bir ironidir. Cem Şen


Amerika’nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak!
Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz
sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp
biriktirmeye başlayınca, ABD’li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu
ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları “Bu adamlar ne satın
alırlarsa mutlu olurlar?” la ilgili.
Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan
doğasına.
Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor
salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti,
insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha
yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik ‘Mal edinmenin
mutluluk getirmediğini öğrenen ‘dünyanın en çok satın alan halkı’,
kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık
yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak
aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu
giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı
aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe
bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar
mesut ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga
derslerine ve tatillere harcıyorlar.
YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!
Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel
eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı,
kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük
ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir
grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp
hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor. Hikâye, psikologlara göre
şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere
çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine
bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar. Ebeveynlerinden birini kaybeden
bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu
yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp
eskisi kadar ‘mutsuz’ olması da! Yani para mutluluk getirmiyor
denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan
dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka!
Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los
Angeles lı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp *Happy *(*Mutlu*)
isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor.
New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco’nun
kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen
değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış!
Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda
çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

Hata yaptığımızda şu üç şeyi uygulayalım; Kabullenelim, ders alalım, tekrarlamayalım…

Çalmaya vesile beklerken salonda ki büfede yıllandırdığınız şarabı geciktirmeden açın ve kana kana için. Sakladığınıza değecek biri hiç gelmeyebilir; sizden değerlisi bulunamayabilir.
Çimlerle buluşmak için düzgün havayı beklemeyin. Hep ertelediğiniz pikniğin günü bugün… “Haftaya giderim” dediklerinizi ziyarete gidin acilen. Haftaya orada olmayabilirler. Babanızın elini öpecekseniz, oğlunuzu lunaparka götürecekseniz, aşkınızı ilan edecekseniz;… şimdi yapın!
Ve, ne olur, söylemek için özel bir an beklediğiniz o sihirli sözcükleri hemen söyleyin sevdiğinize. Söylemeye niyetlendiğinizde çok geç olabilir. Daha kaç bahar olacak ki hayatınızda? Yaşamı ertelemeyin, beklediğiniz “o gün” işte “Bugün!”

Yol arkadaşım dediğinde yolun ( kalbin) aydınlık olmalı,senin aydınlığın onun yolunu açmalı. Baktın ışığı sönmeye başladı farkettirmeden aydınlatmalı, Aynı durum senin içinde geçerli olabilmeli. Bu sebeple yol arkadaşlığı ne öğrenilebilir ne de öğretilebilir bir durum. Sadece yaşayıp yaşatılabilir. Tüm yol arkadaşlarıma sevgiyle..
Burcu Erim