Dedikodu yaptığımızda karşıdaki insana verdiğimiz zararları düşünmeliyiz…

 

DEDİKODU:

Bilge, karşısında duran iki adamı ilgiyle süzerek, “Sorun nedir?” diy…e sormuş.

Adamlardan biri diğerine işaret ederek,”O, yaptığı dedikodularla sadece benim şöhretimi mahvetmekle kalmadı, bu köydeki pek çok insanın da canını yaktı!” demiş.

Öteki hemen atılmış: “Üzgünüm… Böyle olsun istememiştim. Tüm söylediklerimi geri alıyorum.”

“Yaa… bunun gerçekten her şeyi düzelteceğini mi sanıyorsun?” diye söze katılmış bilge,
“Yarın köy meydanına kuş tüyü yastığınla gel.”

“Nasıl yani?…”

“Dediğimi yaparsan anlayacaksın.”

Ertesi gün köy meydanında buluşmuşlar. Bilge, adamın eline bir makas vermiş ve yastığı kesip içindeki tüyleri boşaltmasını söylemiş. Yastıktan boşalan tüyler rüzgârla birlikte etrafa savrulunca, “Şimdi,” demiş bilge,

“Bunlarınhepsini toplayıp bana getir.”

Adam saşkınlıkla, “Ama bu mümkün değil!” diye cevap vermiş.
“Baksanıza, duvarların ardındaki bahçelere kadar savruldular. Öyle geniş bir alana yayıldılar ki, bunların hepsini toplamak imkânsız…”

“Tıpkı başkalarının hakkında sarf ettiğin sözler gibi” demiş bilge,
“Yaptığın dedikoduların nerelere, ne kadar uzak mesafelere kadar gittiğini ve nelere sebep olduğunu bilebilir misin?..”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Biz olmakla ilgili bir öykü…

 

Bir gün yoksul ve yalnız bir köye elinde torbası ile bir yabancı gelir. Gelen yabancıdan korkan köy halkı evlerine kapanır. Yabancı köy halkına kendisinden kimsenin korkmamasını,  sadece bir gezgin olduğunu, gece için yatacak bir yer istediğini bunun karşılığında malzeme verdikleri taktirde onlara yemek yapabileceğini  söyler. Köy halkı yabancıdan çok korkmuştur,  çok da yoksul oldukları için fazla yiyecekleri yoktur ve hiçbiri yemeklerini yabancı ile paylaşmak  istememektedir. Ona paylaşacak birşeyleri olmadığını ve kimsenin onu misafir etmek istemediğini  söylerler. Yabancı “olsun” der. “Siz beni istemeseniz de ben bu gece burada kalmak zorundayım. Gece karanlıkta yola devam etmem çok zor. Kendim için bir çorba yapacağım isterseniz sizde benimle çorbayı paylaşabilirsiniz.”

Yabancı köyün ortasında bir ateş yakar, kuyudan su çeker ve içine çantasından çıkardığı taşı atar. Bunları yaparken bir yandan da kendi kendine konuşmaya başlar. “Nefis bir çorba bu, harika olacak keşke bir parça kabakta olsaydı.” Bu arada bütün köy halkı gizli evlerinin penceresinden gizlice yabancının çorba yapışını merakla seyretmektedir. Köydekilerden biri evinden küçük bir kabağı korka korka yabancıya getirir.Yabancı kabağı alır ve çorbanın içine koyar. Tekrar kendi kendine konuşmaya başlar. “Harika bir taş çorbası bu, kabakla çok daha leziz oldu keşke biraz da havuç olsa.” Köylüler yavaş yavaş evlerinden çıkarak kendilerine sakladıkları  sebzelerden ufak parçalar getirmeye başlarlar. Yabancı bütün sebzeleri alır ve kaynattığı taş çorbasının içine doğrar. Bir yanda çorbanın harika olduğunu söylemeye devam eder. Sonunda çorba pişer ve yabancı tüm köylülere evlerinden tabak getirmelerini söyler ve hep birlikte çorbayı içerler. Çorba çok güzel olmuştur. Herkes şaşkındır. Ortada hiç bir şey yokken bir anda bir taş sayesinde nefis bir çorba yapılmış ve aç olan herkes doymuş, uzun zamandır biraraya gelmeyen  insanlar ateşin etrafında konuşmaya başlamıştır.Köylüler bu güzel günü yeniden yaşamak için yabancıdan elindeki sihirli taşı satmasını ister. Yabancı taşı asla satmayacağını belirtir ve ertesi gün köyden ayrılır. Dönüş yolunda çocuklar yabancıyı beklemektedir. Yabancı çantasından taşı çıkarır ve en genç olanına taşı verir. “Sihir taşta değil. Bu sıradan bir taş köye girerken yolda bulup heybeme atmıştım. Asıl sihir köylülerde, mucizeyi onlar  gerçekleştirdi. Sende artık yeni bir mucize gerçekleştirebilirsin ” der.

Hikaye : Bir Portekiz halk masalından “stone soup” alınmıştır.

aysegul gungor

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ey mutluluk, ”Elma dersem çık, armut dersem çıkma!..”

 Mutluluk nedir sahi !… kanat takıp uçmak mı uçsuz bucaksız göklerde, balık olup dalmak mı ummanlara;  ya da Evliya Çelebi gibi seyyah olmak mı dersiniz !…
açlıktan kıvrananlar için bir lokma ekmek, bir yudum su;  hastanede yatan, acı çeken hasta için bir ilâç meselâ…  ya da yolunu şaşırmışın tekrar yola kavuşması belki de…
bir bülbülün gülü sevmesi…  ya da, âşığın sevgilisinin gözüne düşmesi…

sahi nedir mutluluk?  …kimine göre para  …kimine göre sağlık  …kimine göre aşk  yoksa bunların toplamı mıdır?  mevsimlerin güneşe kavuşması…  ağaçların tomurcuğa durması…  bilinmezliklerde aranan duygu mu!..

hangimiz mutluluğu aramadık;  ya da mutluluğu özlemedik ki !..  mutluluk kim, ya da ne tarafından bize verilir de,  hep mutluluğu çağırır;  ve onu bulamadığımızdan yakınırız.
mutluluk dediğimiz şey,  bu kadar gizemli, ulaşılması zor;  ve, yakalayanda ömür boyu süren;  ya da hiç karşılaşılmayan bir olgu mu!..

mutluluk için acaba ne yapıyoruz;  neden onu arayıştayız habire?  onu,   illâ isteriz, isteriz de;  gözümüzün içine bakan mutluluğu görmemekte de inat ederiz.
yanımızdan geçer de ıskalarız her sefer, Dönüp yine ağlarız.  ey mutluluk,  ”Elma dersem çık, armut dersem çıkma!..”   diye oynanan körebe gibi  değil!… değil !…
mutluluk yanıbaşımızda bizle yürür aslında,  bardağın boşunu görmek maharet değil;  dolusunu görmek  yakalatır ancak bize onu…  polyanacılık değil söylediklerim,
elimizdekilerden mutluluk çıkarmak asıl iş…  hata bulmak kusur aramak kolay,  –dünyanın en mükemmel şeyinde bile kusur bulunur;  ve mutsuzluk çıkarılır–
önemli olan,  o şeylerin güzel yönünü görmekte.

mutluluk kıyas istemez,  ve hiçbir şeyle karşılaştırılamaz;  çünkü, insanların beklentileri farklıdır.  düşünsenize…  dünyanın peşinden koştuğu ve ikonlaştırdığı aktrislerle kocaları, geçinemeyip ayrılıyorlar.  hani mükemmel güzeldiler!…  onunla bile mutluluk yaşanmıyorsa,  mutluluk tipte, rahatlıkta, çok parada ve çok şöhrette değil;
mutluluk yürektedir.  Siz,ona seslenin yeter ki !…  hemen yanınızda bitmek için koşa koşa gelir.

hayata bakış farkıdır mutluluk… nesnede, tipte, ya da olguda değildir hiçbir zaman…  Siz seslenin, o sizi bulur mutlaka…

hadi, size bir hikâye …  Baba ve iki küçük çocuğu ormanda gezintiye çıkmışlar.  Bir süre yürüdükten sonra çocuklardan biri:  “Baba, çok yoruldum, beni kucağına alır mısın?” deyince,  babası, yürümeyi sürdürerek:  Üzgünüm, seni kucağıma alamam;ben de çok yorgunum.” demiş.  Aldığı yanıttan hiç hoşlanmayan çocuk, ağlamaya başlamış.
Babası, tek sözcük söylemeden durmuş ve ağaçtan bir dal kesmiş;  dalı bıçakla düzelterek oğluna vermiş ve:  “Al oğlum,sana güzel bir at işte!.” demiş.  Gözleri mutluluktan ışıldayan çocuk,  büyük bir coşkuyla sıçrayarak ata binmiş  ve ”deh !..”diyerek,büyük bir mutlulukla evine gitmiş.
Baba,  kendilerini şaşkınlıkla izleyen kızına dönerek:  “İşte yaşam budur kızım.  Kimi zaman sen de ruhsal ya da bedensel açıdan yorgun olduğunu duyumsayabilirsin.
İşte o zaman sen de kendine ağaç dalından bir at bul ve mutluluk içinde sürdür yolunda ilerlemeni…
Sonra da, neyi anlatmak istediğini açıklamış…
“Bu at bir arkadaş, bir şarkı, bir şiir, bir çiçek, belki de bir çocuğun gülümsemesi olabilir. Çevresine bakınıp böyle bir atı arayan herkes onu bulabilir
Demem odur ki;
Yaşamın ne denli zor olduğunu düşünürsen, senin için yaşam o denli zorlaşır;ama, yaşamını kolaylaştıracak şeyi bulduğun an, mutluluğu da bulursun…”

Hayatı zorlaştıran da…   kolaylaştıran da…  mutluluğu yakalayan da…  öteleyen de bizleriz.  tercih sizin…

Aware kelimelere teşekkürlerimle…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendimize sormamız gerekenler…

 

Bazı sorular vardır, kendimize sormaya bir türlü cesaret edemeyiz. Ancak onları sorduğumuzda, içimizde bir şeylerin değişmeye başladığını hissederiz. . Bu soruların doğru veya yanlış yanıtları bulunmamaktadır. Sadece kendimize yönelik bir farkındalık kazandırmak ve bizleri kendimiz hakkında biraz daha düşündürmek amacıyla hazırlanmıştır. İşte kendinize sormanız gereken 51 soru.
Bizden sorması
1.Tam olarak ne istiyorsunuz? İstediğinize ulaştığınızı nasıl bileceksiniz?
2.Kim ya da ne olmak istiyorsunuz?
3.Neye sahip olmak istiyorsunz? Gerçekten neye sahipsiniz?
4.Kendinizle ve başkalarıyla ilgili neyi kontrol edebilir ya da edemezsiniz?
5.Güçlü yanlarınız nelerdir?
6.Geliştirilmesi gereken yanlarınız nelerdir?
7.Hayatta değer verdiğiniz en önemli 5 şey nedir?
8.Yaptığınız işi seviyor musunuz? (Bugün milli piyangodan size büyük ikramiye çıksaydı, yaptığınız işe yine de devam eder miydiniz?).
9.10 yıl sonra bugün yaptıklarınızın ya da yapmadıklarınızın hangileri önemli olacak?
10.Şu an her istediğinizi yapabilecek imkanınız olsaydı, yine de bugün yaptıklarınıza devam eder miydiniz?
11.Ölmeden önce yapacağınız tek bir şey olsaydı, bu ne olurdu? Bunu neden şimdi yapmıyorsunuz?
12.En büyük korkunuz nedir?
13.Yaşamdaki en büyük amacınız nedir?
14.Bu amacınıza ulaşmak için kendinizde hangi becerileri geliştirmeniz gerekiyor?
15.Yaşamda belirlediğiniz hedef-ler için atmanız gereken “ilk adım-lar” ne(ler)dir?
16.Yaşamdaki göreviniz-misyonunuz nedir? Ne için yaşıyorsunuz?
17.Sizin için başarının tanımı nedir? Başarılı olduğunuzu nasıl anlarsınız?
18.Kendinizi değerli hissetmeniz için neye ihtiyacınız var?
19.Sizi sınırlayan en büyük kısıtınız nedir?
20.Yaşamda genellikle neye ya da kime öfkelenirsiniz? Neden?
21.Yaşamda sizi güçlü hissettiren şey-ler ne(ler)dir?
22.Bugün hayatınızdan ne eksilse yaşamınızın anlamsız olduğunu düşünürdünüz?
23.Dünyaya yeniden gelseniz, neyi farklı yapardınız?
24.Kendinizde değiştirmek istediğiniz en öncelikli şey nedir?
25.Kendinizde beğendiğiniz ve beğenmediğiniz en önemli üç özelliğiniz nedir?
26.Sizce mutluluk nedir? Mutlu olmak en çok ihtiyaç duyduğunuz şey nedir?
27.Şu anda yaşamınızda sizi mutlu eden en önemli şey nedir?
28.Yaşamınızda sizi en çok heyecanlandıran şey nedir?
29.Şu an yaşamınızda en çok keyif aldığınız şey nedir?
30.Yaşamınızda ne derecede minnettarlık duyarsınız?
31.Bugün kendinizle ilgili farklı olarak ne öğrendiniz?
32.Kim-ler-i seviyorsunuz. Onları neden seviyor ya da onlardaki neyi seviyorsunuz?
33.Yaşamınızdaki öncelikleriniz nelerdir? Neden?
34.Hayatınızdaki prensipleriniz ve ilkeleriniz nelerdir?
35.Kendinizi yaşamda nelerin bir parçası olarak görüyorsunuz?
36.Kendinizi hangi koşullarda güvende hissedersiniz?
37.En çok neye gülersiniz?
38.En çok neye üzülürsünüz?
39.Hayatta en çok kime ya da neye güvenirsiniz? Neden?
40.Dünyada ölmeden önce gitmek istediğiniz yer-ler neresidir? Neden?
41.Tarihte en sevdiğiniz lider veya kahraman kimdir? Neden?
42.En çok bırakmayı istediğiniz alışkanlığınız hangisidir?
43.Kendinizde olmayan ama görmek istediğiniz kişisel özellik-ler ne(ler)dir?
44.Severek izlediğiniz ve en beğendiğiniz film hangisidir? Neden?
45.Sizi motive eden en önemli şey nedir?
46.Sizin motivasyonunuzu bitiren en önemli şey nedir?
47.Ölüm sizce neyi ifade ediyor?
48.Sizce yaşamın anlamı nedir?
49.Tam olarak siz kimsiniz?
50.Mutlu musunuz?
51.Kendinize sorulmasını en çok istediğiniz soru nedir
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Madem kullanmayacaksın ne farkederki…

Cimri bir adam, tüm mal varlığından emin olmak için her şeyini satar ve altına çevirir.

Altınları yer altına gömüp ara sıra kontrol eder.

Bir gün bir işçisi onu ararken cimriyi altınları gömdüğü yeri keşfeder.
…
Gece vakti altınların olduğu yere gidip, tüm altınları çalar.

Cimri altınların gömülü olduğu yere geldiğinde tüm altınlarının çalındığını anlar.

Ağlaya ağlaya kendini perişan eder bir vaziyette iken; bir komşusuna durumu anlatır.

Komşusu ona şöyle der:

“Kendini üzme artık, bir taş alıp aynı çukura koy ve o taşın altınların olduğunu düşün.

Çünkü kullanmayı hiç düşünmediğine göre taş da aynı işi görecektir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Düşüncemizin bizi nasıl yönlendirdiğine dair bir öykü…

Bir Çinli, baltasını kaybetmişti.

Onu, komşusunun oğlunun çaldığını sanıyordu.

Bunda da yanılmadığına inanıyordu.

Çünkü onun yürüyüşü, bir balta hırsızının yürüyüşüne benziyordu.

Yüzü, bir balta hırsızının yüzü gibiydi.

Konuşması da bir balta hırsızının konuşmasından farksızdı.

Onun, bir balta hırsızına benzemeyen hiçbir yanı yoktu.

Fakat bir gün adam, baltasını bahçesinin uzak bir köşesindeki bir hendeğin içinde buldu.

Ertesi gün komşusunun oğluna baktı.

Yürüyüşü, hiç de bir balta hırsızının yürüyüşü gibi değildi.

Yüzü de bir balta hırsızının yüzüne benzemiyordu.

Konuşmasının ise, bir balta hırsızının konuşmasıyla en küçük bir benzerliği bile yoktu.

Onun, bir balta hırsızına benzeyen hiçbir yanı yoktu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gözyaşı olup yağan yağmura karışasım var…

 

Evet, bugün çağırmayın beni ne olur…   Bugün biraz kendimle başbaşa kalasım var.  Başımı göğsüme yaslayıp saçlarımı okşayasım,  Kendime sımsıkı sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlayasım var…   Bugün ilgilenmeyin benimle ne olur.  Bugün herkesin içinde yapayalnız kalasım var…   Bugün gözgöze gelip, alıp gitmeyin beni ne olur.  Bana bakan gözlerinizi hissederken başımı hep önüme eğesim,  Elimi omzuma …atıp kendimi sakin bir yere kaçırasım var…   Bugün ayıplamayın beni ne olur.  Bugün kalender gözükmeyip kendimle dertleşesim,  Bütün anlatmak istediklerimi sonuna kadar sabırla dinleyesim var…   Bugün hiç bir şey sormayın bana ne olur.  Bugün tüm sesli sözcüklerime izin verip, suskunluğumla kalasım;  Boş boş duvarlara bakıp uzaklara dalıp gidesim, hüzün denizimde boğulasım var…   Velhasıl ;   Bugün önce siyahlara bürünüp yağmurda ıslanasım,   Gözyaşı olup yağan yağmura karışasım,   Yağmurdan sonra gökkuşağı gibi tekrar doğasım var
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bakın bakalım size neler vermiş Tanrı…

Zamanın Birinde Yaşayan Mutsuz Bir Adam Varmış…

Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada bir oğlan çocuğu yaşarmış.  İyi de yaşarmış. Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş.. Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlara bayılırmış… Bir gün Tanrı’ya “Büyüdüğüm zaman neler istediğimi buldum, uzun uzun düşünüp” demiş… “Neler”… demiş Tanrı… “Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun. Arka kapıda iki St. Bernard köpeği… Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde… Uzun, çok güzel ve çok müşfik bir kadınla evlenmek isterim.
Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar söyleyen…” “Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim. Büyüdüklerinde birisi büyük bir bilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü de milli santrafor olsun.” “Ben bir seyyah olayım… Okyanuslara yelken açayım, dağların zirvelerine tırmanayım, insanları kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım, yollarda…” “Ne güzel bir hayal bu” demiş, Tanrı… “Mutlu olmanı dilerim…”

Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş. Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz olmuş. Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabii… Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtan bir şirket kurmuş. Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok müşfik. Ama uzun değil kısaymış. Saçları siyahmış ama, gözleri mavi değil, ela imiş. Gitar çalamaz, şarkı söyleyemezmiş ama, harika yemek pişirir, olağanüstü güzel kuş resimleri yaparmış. İşi dolayısı ile kent dışında bir villada değil, kentte bir apartmanın teras katında oturmak zorunda kalmış, ama evinin deniz manzarası gene harikaymış. İki St.Bernard besleyecek bahçesi yokmuş ama, evinde harika tüylü bir Ankara kedisi varmış. Üç kızı olmuş. En küçükleri tekerlekli sandalyede yaşamak zorundaymış, ama en güzelleriymiş. Üç kız da babalarını çok severlermiş. Onunla futbol oynayamazlarmış ama birlıkte denize, parklara giderlermiş. Uçurtma uçurdukları da olurmuş, bazen. En küçükleri hariç tabii. O gölgede bir ağacın altında oturur, gitarı ile şarkılar söylermiş. İyi para kazanmış ama öyle kırmızı bir Ferrarisi olmamış.

Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına koşmuş… “Ben” demiş “Hiç mutlu değilim…” “Neden”… demiş, arkadaşı… “Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü, gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla evlenmek isterdim. Oysa karım uzun değil, ela gözlü, gitar da çalamıyor.” “Karın çok güzel” demiş, arkadaşı… “Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor üstelik.”

Adam dinlememiş bile onu…

Bir gün karısına “Hiç mutlu değilim” diye dökmüş içini… “Neden” demiş, karısı… “Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim, oysa 47. katta bir apartman dairesine tıkıldım. İki St. Bernard’ın yaşayacağı bir bahçem olsun isterdim, hani nerede…” “Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz” demiş, karısı… “Oturduğumuz yerden okyanus görünüyor. Gülüyor, eğleniyor, birbirimizi seviyoruz. Kedimizi okşuyor, güzel kuşların resimlerini yapıyoruz… Üç de harika çocuğumuz var.”

Adam dinlemiyormuş bile…

Ruh doktoruna koşmuş bir gün… “Ben mutlu değilim” diye… “Niye” demiş, doktor… “Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak, dağlara tırmanmak, insanları kurtarmak isterdim. Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim var şimdi…” Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor” demiş, doktor… Adam dinlememiş bile. Doktor da ona 100 $ vizite yazıp yollamış.

Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda. Bir beyaz hastane odasında, etrafı beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatıyormuş. Vücuduna bağlı teller hastaneye kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş. Bir gece adam hastane odasında Tanrı ile yalnız kaldığında  “Tanrım” demiş…  “Hatırlar mısın, çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım.”  “Hatırladım” demiş, Tanrı… “Güzel bir hayaldi.” “Peki, niye onların hiç birini vermedin bana” demiş, adam…  “Verebilirdim” demiş, Tanrı… “Ama sana istemediğin şeyleri vererek bir sürpriz yapmak istedim.” “Bak neler verdim sana…” Bir güzel, sevecen eş, iyi bir iş, yaşanacak güzel bir ev. Üç tatlı kız evlat…
Bir araya getirdiğim en güzel yaşam paketlerinden biriydi bu.” “Evet” demiş, adam… “Ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım.” “Ben de senin, benim gerçekten istediğimi vereceğini sandım” demiş, Tanrı… “Sen ne istedin ki” demiş, adam hayretle… Tanrı’nın da bazı şeyler isteyeceğini hiç düşünmemişmiş hayatında.
“Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim” demiş, Tanrı…

Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş. Sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiş. Yıllar önce kurduğu hayalin yerine  “Keşke bunu hayal etseydim” dediği bir hayal… Bu defaki hayalinde, zaten sahip olduğu şeyler varmış hep. Adam kısa zamanda iyileşmiş, 47. kattaki dairesinde çok mutlu yaşamış. Kızların şen şakrak sesleri, eşinin derin ela gözleri ve harika kuş resimleri arasında mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün… Geceleri de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar üzerinde oynaşmasına bakar, gülümsermiş… Sınır tanımadan büyük düşünmek…Hayal gücünü sonuna kadar zorlamak… Ama elde ettikleriyle de mutlu olmayı bilebilmek… Tanrı’nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı…

Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her durumda elimden gelenin en iyisini yapacağım…

http://youtu.be/IGMW6YWjMxw

Videoda Wangari Maathai bir masal anlatıcısı. Eski bir Afrika masalı anlatıyor, kendini anlatmak için. Büyük bir orman yangınını söndürmek için küçücük gagasıyla su taşıyan bir sinek kuşunun hikayesini anlatıyor:

“Karşı karşıya olduğumuz sorunlarla sürekli bir şekilde bombardıman altında olduğumuz için kendimizi tamamen bunalmış hissettiğimizde, sinek kuşunun hikayesini hatırlarım. Dev bir ormanda büyük bir yangın çıkmış. Ormandaki bütün hayvanlar kaçışmışlar ve ormanın yanmasını üzüntü içinde seyretmeye başlamışlar. Kendilerini son derece tükenmiş, çaresiz ve güçsüz hissediyorlarmış. Küçücük bir sinek kuşu hariç. Sinek kuşu, ‘bu yangını söndürmek için bir şeyler yapmalıyım’ demiş ve en yakındaki dereye gidip gagasına bir damla su almış, sonra ormana kadar uçup yangının üzerine bırakmış. Olabildiğince hızlı bir şekilde bir aşağı, bir yukarı uçup, damlaları yangının üzerine bırakıyormuş. O sırada bütün diğer hayvanlar çaresiz bir şekilde yangını seyrediyorlarmış. Aralarında kocaman hortumlarıyla çok daha fazla su taşıyabiliecek filler bile varmış. Sinek kuşuna sormuşlar: ‘Ne yapabileceğini sanıyorsun ki? Sen küçük bir kuşsun, bu yangın ise dev gibi. Seni kanatların küçücük, gagan minicik. Her seferinde ancak bir damla su taşıyabilirsin.” Onlar cesaretini kıracak sözler söylemeye devam ederken, sinek kuşu hiç vakit kaybetmeden uçmaya, yangını söndürmek için gagasıyla su taşımaya devam etmiş. O arada da dönüp diğer hayvanlara cevap vermiş: ‘Yapabileceğimin en iyisini yapıyorum.’ Bence hepimizin yapması gereken de işte bu. Her zaman o sinek kuşu gibi olmalıyız. . Ben sinek kuşu olacağım, elimden gelenin en iyisini yapacağım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Öfke ve kininizle hemen karar vermeyiniz.Duydukla rınızın hiçbirine ,gözünüzle gördüklerinizin ise yarısına inanın…

Önyargıya görsel olarak bir örnek verelim.

Aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın, ilk baktığınızda ne görüyorsunuz?. ..

 

Bir çalılık üzerinde oturan kurbağa değil mi?

Bakın resim belli bir süre sonra hareket ediyor, ne imiş?

Bir at başı…

Demek ki; “hayatta hiç bir şey göründüğü gibi olmayabilirmiş“, ne dersiniz?

Öfke ve kininizle hemen karar vermeyiniz.Duydukla rınızın hiçbirine ,gözünüzle gördüklerinizin ise yarısına inanın.Çünkü gerçekler gözlerinizle dahi görseniz öyle olmayabilir.

Önyargısız olan kişiler, yaşama farklı gözle bakabilen kişilerdir. Ne zaman bir olaya önyargıyla yaklaşacak olursanız, kurbağa’nın at başına dönüşebileceğini hiç unutmayın.

Önyargısız ve yargısız infazlardan uzak bir dünya dileğiyle

 

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Televizyonsuz hayat oh ne rahat…

Sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görme…nin insan ruhunu ne kadar rahatlattığını ve onlar için ne kadar gerekli olduğunu belirttikten sonra:
– Söyleyin bakalım!. dedi. Bu gece ne gördünüz?

Çocuklar, tek tek el kaldırarak rüyalarını anlatmaya başladılar. O haftaki rüyaların bir çoğu, üç gün önce meydana gelen korkunç tren kazası ile ilgiliydi. Bir de, cinnet geçiren bir emeklinin, karısı ve çocuklarını yol ortasında bıçaklaması ile…

Öğretmen, arka sıralarda oturan bir öğrencinin el kaldırmadığını görünce, ona doğru yaklaşıp:
– Hayrola arkadaş!. dedi. Yoksa sen hiç rüya görmüyor musun?
Küçük çocuk, yanakları pembeleşirken:
– Elbette görüyorum!. diye gülümsedi. Ama benim rüyalarım çok farklı.
– O zaman, gördüğünü anlat!. dedi öğretmen. Aynı şeyleri görmen gerekmiyor.

Küçük çocuk:
– Ben, dedemle birlikte gittiğim balık avını gördüm!. dedi. Köyümüze yakın olan derede idik. Ve koca bir balık tutarak eve götürdük.

Öğretmen, yaptığı çalışmayı, bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyaların büyük bir çoğunluğunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanması sırasında ölen yüzlerce çocuk vardı. Diğer rüyalar ise, meşhur bir şarkıcının ayağından vurulması ve iş adamlarından birinin kaçırılması ile ilgiliydi.

Öğretmen, arka sıradaki öğrencinin bu sefer de el kaldırmadığını görerek yanına gitti ve ona ne rüya gördüğünü sordu.
Küçük çocuk, dışarıdaki karlı dağlara bakıp:
– Geçen hafta bir çok kuzumuz doğdu, dedi. Rüyamda onları, dağın yamacındaki pınara götürmüştüm. Bu arada çiçeklerle konuşup, gökyüzündeki kuşlarla yarıştım. Onlar gibi uçuyordum havada.
Öğretmen, araştırmasını biraz derinleştirdiğinde, çocuğun diğer kardeşlerinin de aynı türde rüyalar gördüğünü öğrendi. Hatta dedesi bile, onlar gibiydi.Sonunda merak edip:
– Hep bu türden rüyaları görmeniz çok harika! dedi. Sanki birer film gibi her biri. Yoksa bunun için bir formül mü var?
Küçük çocuk:
– Bilmiyorum öğretmenim!. diye gülümsedi. Televizyon alamayacak kadar fakir olduğumuz için, Allah bize bu filmleri gösteriyor olmalı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ben buraya yarışa başlayayım diye değil, yarışı bitireyim diye geldim…

HAYAT UZUN BİR MARATON
Hava kararmaktadır. Maraton yarışı sonuçlanalı bir saati geçmiştir. Stadyum neredeyse boşalmıştır. Stadyumun temizlikçileri yavaş yavaş etrafı toparlamaya bile başlamıştır. Tam o sırada stadyumun giriş kapısından bir siyahi atlet gözükür. Atletin gözü bitirme ipini aramaktadır. Koşma ile yürüme arası bir şey, seke seke ilerlemektedir. Sonunda atlet bitirme ipini göğüsler. B…öylece John Stephen Akhwari, Mexico’daki 1968 Olimpiyatları’nda tarihe geçer. Ama bu Tanzanyalı atletin tarihe geçmesine asıl neden, yarışı en son bitiren atlet olması değil, ipi göğüsledikten sonraki sözleri olmuştur.
Bu Tanzanyalı atlet yarış sırasında bir kaza geçirmiş ve yaralanmıştır. Tedavisi yapılmıştır, ama bacağı hâlâ kanamaktadır. Stadyumda kalan bir küçük kalabalık bu atleti alkışlarlar. Bir kısmı takdirle alkışlamaktadır, bir kısmı da adamın yaralı bacağını görmediklerinden, belki de dalga geçerek alkışlamaktadır. Bu alkışlamada belki de, “Aksam-ı şerifler hayrolsun! Nerelerdeydiniz mirim?” türünden bir sorgulama bile vardır. Maraton koşusunu yazacak bir-iki gazeteci daha
stadyumdan ayrılmamıştır. “Neredeydiniz mirim?” sorusunu bu gazeteciler daha bir usturuplu sorarlar :
“Yarışı kazanma şansınızı kaybetmiştiniz. Neden ille de yarışı bitirmek için bu kadar kendinizi zorladınız?”
Bu soruya Tanzanyalı atlet çok şaşırır; ama sonunda cevabını verir :
“Beni ülkem buraya yarışa başlayayım diye değil, yarışı bitireyim diye yolladı..”
Bir yorum :
Yukarıdaki öyküyü sık sık hatırlarım. Özellikle kolay pes eden, görevini tamamlamadan bir işi bırakan, yarıştan kaçan insanları gördüğümde hatırlarım. Yaşam, iş yaşamı da buna dahil, bir uzun maratondur. Bu uzun yolda çok şey gelebilir insanın başına. Ama asıl olan, bu yarışın uzun olduğunun farkına varmak ve yarışı bitirmektir. Belki yarışın, bir tek birincisi vardır. Ve her zaman birinci sırada bitirecek güçte olmayabiliriz. Ama asıl olan, yarıştan kaçmamak, çekilmemek ve sonuna kadar koşmaktır. Kişiler yeni işlerine, bir yeni projeye, bir eğitim programına, evliliğe çoğu kez bir büyük coşku ile başlarlar. Tıpkı bir maraton yarışına başlar gibi. Ama bir bakarsınız, zoru görünce bazıları yarışın başında, bazısı ortasında, bazısı sonuna doğru havlu atarlar. Sanırlar ki, görevleri sadece başlamaktır.

Yaşamda hiçbir şey kolay değildir; bir çaba ister, enerji ister, özveri ister. Yaşamda koşullar uzun soluk gerektirir. Yarışlar, bitirmek içindir.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

farkındalığa ilk adımı atan bazı kişilerin yaptığı, eşlerini hemen boşamak, özgürleşmek ve yollarına kolaylıkla devam etme düşüncesidir

Spiritüellik ve Evlilikler (İlişkiler)
Uzun süredir yüzlerce kişiyle bire bir yaptığımız sohbetlerde, bir taraf farkındalığını yakalamaya başlayıp, diğer taraf bunda direndiğinde ilk yapmaya çalıştıkları boşanmak.
BOŞANMAK ÇÖZÜMMÜ ?

Sevgili can dostlarım, farkındalığa ilk adımı atan bazı kişilerin yaptığı,  eşlerini hemen boşamak, özgürleşmek ve yollarına kolaylıkla devam etme düşüncesidir.
…
Bu kişilere söylemek istediğim çok önemli bilgiler var
1- Eşinizi boşamak ( Değiştirmek yerine) , Kendinizi değiştirmeyi deneyin. Siz değiştiğinizde onunda değiştiğini göreceksiniz.
2- Yaradan bizi karşılaştırdıysa, ışığınızla karşı tarafı aydınlatmanız içindir, kaçıp giderek karşı tarafa ışığınızı vermemiş oluyorsunuz. O zaman hani birlik bilinci ? Biz en yakınımızdakini karanlığa terkedip gitmiş olmuyormuyuz ?
3- Boşanmak çözüm değildir. Sınavlarınız var. Bunları görmeye niyet ediniz.
4- Yargıladığınız ve beğenmediğiniz eşiniz size aynalık yapıyor.
5- Koşulsuz kabuldeyiz. Eşinizi ne yaparsa yapsın koşulsuz kabul ediyormusunuz ?
6- Koşulsuz sevgi: Eşiniz ne yaparsa yapsın onu koşulsuz seviyormusunuz ?
7- Koşulsuz Değer verme: Eşiniz ne yaparsa yapsın onu koşulsuz değer veriyormusunuz
8- Koşulsuz saygı: Eşiniz ne yaparsa yapsın eşinizi koşulsuz saygı duyuyormusunuz.

En önemli sınavlarımız bunlar. Koşulsuz sevgi, sayygı, değer verme, kabullenme yi yapabilmemiz ve deneyimleyebilmemiz için belkide eşiniz size çıkardığı engellerle yardımcı olmaya çalışıyor ???
Bir düşünün, bir ilişkiyi bitirmek çözümmüdür ? Gelen gideni aratırmı ?

Sevgi ve Işıkla

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

– Bilgini ve yeteneklerini artırarak kendi çizgini uzatman, rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir . . .

Öğretmen sınıftaki zeki fakat kıskanç öğrenciye :

“Niçin arkadaşlarını çekem…iyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?” diye sordu.

Öğrenci, bir süre düşündükten sonra,

“Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum” dedi. “En iyi ben olmalıyım. “

Öğretmen, masasından kalktı, eline bir parça tebeşir aldı ve yere 15 cm. uzunluğunda bir çizgi çekti, kıskanç öğrenciye bakarak,

“Bu çizgiyi nasıl kısaltırsın?” dedi.

Öğrenci bir süre bu çizgiyi inceleyip içinde çizgiyi birçok parçaya bölmek de olan birkaç yanıt verdi.

Öğretmen, yanıtları kabul etmedi ve yere ilkinden daha uzun bir çizgi çekti.

“Şimdi birinci çizgi nasıl görünüyor?” diye sordu.

Öğrenci utana sıkıla,

“Daha kısa” diyerek başını öne eğdi.

Öğretmen bu yanıt üzerine öğrencisine unutmaması gereken şu öğüdünü verdi:

– Bilgini ve yeteneklerini artırarak kendi çizgini uzatman, rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir . . .

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir tebessümle başlıyor güzellikler…HER SABAH AYNADA KENDİNE TEBESSÜM ET…

 

 

 

SEN VARSAN HERŞEY VAR.Kendini tanımaktan geçiyor herşey.Bir tebessümle başlıyor güzellikler.Kendini tanımaktan geçiyor herşey.HER SABAH AYNADA KENDİNE TEBESSÜM ET..Günaydın de,Gözlerini kapat ve hayatın sesini dinle.Yeni bir gün, her yeni gün seninle birlikte ve sen varsan var.RUHUN BİR YELERDE SENİ BEKLİYOR…BUL ONU…:))))

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »