


‘Buzdolabından süt şişesini almaya çalışırken,şişe elimden kayıp yere düşmüş ve ortalık s…üt gölüne dönmüştü.Annem mutfağa geldiğinde,bana bağırmak,söylenmek ya da cezalandırmak yerine ‘Robert ne kadar güzel bir hata yaptın!Daha önce bu kadar büyük bir süt gölü görmemiştim.Evet,olan olmuş.Şimdi birlikte burayı temizlemeden önce biraz yerdeki sütle oynamak istermisin?’ dedi.Ben de eğilip oynadım yere dökülen sütle.Birkaç dakika sonra annem, ‘Robert ,böyle bir şey yaptığında bunu senin temizlemen ve her şeyi eski haline getirmen gerektiğini biliyor musun?Bunu nasıl yapmak istersin?Bir sünger mi kullanalım,bir havlu yada bez mi?Hangisini istersin?’dedi.Ben süngeri seçtim ve birlikte yere dökülen sütü temizledik.
Daha sonra annem; ‘Biliyor musun burada yaşadığımız olay, senin iki minik elinle bir süt şişesini taşıyamadığın kötü bir deneyimdi.Şimdi arka bahçeye çıkalım ve şişeyi suyla doldurup,senin dolu bir şişeyi düşürmeden taşımanı sağlayalım’ dedi.
Böylece şişeyi boğazından iki elimle tutarsam düşürmeden taşıyabileceğimi öğrendim.Ne kadar güzel bir ders değil mi? Daha sonra,o anda bir hata yaptığım zaman bundan korkmamam gerektiğini öğrendim.Yapılan hataların yeni bir şeyler öğrenmek için güzel olanaklar olduğunu anladım.İşte bilimsel araştırmalardaki deneyler de bu temele dayanır zaten.Bir deney başarısız olsa bile,o deneyden çok değerli bilgiler elde edilir

Nasıl bir gelecek istediğiniz size bağlı. Bu bir seçim. Hayata anlam katmak, onu verimli kılmak sizin elinizde. Manevi değerleri yaşamak, yaşatmak, evrensel değerlerle barışık olmak sizin elinizde. Bunun tersini düşünmek de sizin elinizde; acıyı, hüznü, olumsuzlukları içeren bir hayatı seçmek gibi…

Hepimizin hataları ve eksikleri var; gelin karşılıklı olarak birbirimizin hata ve eksiklerini bağışlayalım… Hoşgörülü olalım…
Bir insana kendinden daha fazla yada daha az değer verme !
Kıymetini bilmeyenleri hayatından sevgiyle uzaklaştır !
Kimseyi hayatının merkezine alma !
Kendin herzaman tam ve bütün ol !
Bir başkasını kendinden büyük yada küçük görme !
Aldığın kadar ver ! Verdiğin kadar almayı bil !
Biri seni anlamıyorsa, bırak anlamasın !
Kim nediyorsa desin, sen yoluna devam et !
Hayatta sadece, hiçbirşey yapmayanlar, hatasız kul olur !
Aldığın her nefese şükret !
Her fırtınadan sonra, geçmiş fırtınaya değil, güneşli havaya odaklan !
Birini mutlu etmek için ısrar ediyorsan, seni istemediği halde sen devam ediyorsan, bağımlılıkların var, temizle ve yoluna devam et !
Yargılama, eleştirme, suçlama !
Güç herzaman senin içindedir, makamında, paranda, başarında değil !
İnsanların sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen kendine öyle davran !
Asla , asla deme, tükürdüğünü yalarsın !
İddialaşma, hırs yapma, rekabet etme, döner seni bulur !
Arkadan konuşma, dedikodu yapma, nazar etme !
Niyetini koy ve ilerle ! özelliklede eleştiriler artıyorsa dahada hızlı ilerle, doğru yoldasın !
Herkes senin bir parçandır, sevgi ve hoşgörüyle davran !
İçin neyse, dışında bir olsun !
Dürüst ol…özelliklede kendine !
Geçmişte takılı kaldığın herşeyi ve herkesi, sadece kendi iyiliğin için affet gitsin !
Bu kadar iyiliğime rağmen, neden ben bunu yaşadım, haketmedim diyorsanız, iki kere affedin gönderin. Bu yükü taşımaya değmez !
Sabahları uyandığında, mucizelerle dolu güne başlıyorum diyerek güne başla !

Geçmiş yaşanmış ve bitmiş. Bunu değiştiremeyiz. Ama geçmiş hakkındaki düşüncelerimizi değiştirebiliriz. Bizi geçmişte biri incitti diye, şimdiki anda KENDİMİZİ CEZALANDIRMAK ne saçma. Çok derin kırgınlıkları olan insanlara hep şunu söylerim: “lütfen, bu kırgınlıkları daha da derinleştirmeden çözmeye başlayın. Bir cerrahın bıçağı altında ya da ölüm yatağında olduğunuz ana kadar beklemeyin, o zaman bir de yaşadığınız panikle başa çıkmak zorunda kalacaksınız”
Adamın biri bir gün bahçesinde otururken boktan top yapan bir bok böceğini görmü…ş, böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş:”Ey Allahım! her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın?”
Aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış.Derdine kimseler çare bulamamış.
En sonunda bilge bir doktor ”Bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pisliklerden 40 gün boyunca aralıksız yiyeceksin” demiş.
Adam köfteyi çakmış ve 40 gün boyunca o pislikleri yemiş ve iyileşmiş. Aradan yıllar geçmiş aynı adam gemiye binmiş ve denizin ortasında çok büyük fırtınaya yakalanmışlar. Herkes bağırıp, çağırıp, ağlaşırken bu adam bacak bacak üstüne atıp sakince çayını yudumluyomuş. En birileri dayanamamış sormuş. “Biz yana yakıla dua edip bağırıp çağırıyoruz sendeki bu ne rahatlık ne be adam!.”
Adam şöyle cevap vermiş ” KURBAN OLDUĞUMUN BİR KERE İŞİNE KARIŞTIM BANA KIRK GÜN BOK YEDİRDİ, İSTER YÜZDÜRÜR, İSTER BATIRIR BEN KARIŞMAM KARDEŞİM
Annem derdi ki: “Terli terli su içme.”
…
İçten içe kızardım ona
Oyunun en tatlı yerinde
Bu müdahale de niye?
Hastalanınca anlardım ki!
Annem haklıymış.
Annem derdi ki: “Sakın geç kalma.”
Meraklanırmış sonra
İçten içe hayıflanırdım ona
Gidenin dönmesini beklerken anladım ki !
Annem haklıymış.
Annem derdi ki: “Odanı dağıtma.”
İçten içe karşı gelirdim ona
Toparlamayı erteleyip dururken
Hayatımı dağıttığım anlarımda anladım ki !
Annem haklıymış.
Annem derdi ki: “Öfkende fakir ol, sevginde zengin.”
İçten içe önemsemezdim bakışlarımla
Kırdığım kalpleri telafi edemediğimde anladım ki !
Annem haklıymış.
Annem derdi ki: “Doğal ol, yapmacık olma.”
İçten içe burun kıvırırdım ona
Ezberlediğim yaşam biçiminin tatsızlığını fark edip
Rollerimi karıştırmaya başlayınca anladım ki !
Annem haklıymış.
Annem derdi ki: “Gençliğinin kıymetini bil, geri gelmez bir daha.”
İçten içe sitemkâr davranırdım ona
Yüzümdeki çizgiler
Saçımdaki beyazlar zafer kazandıkça anladım ki !
Annem haklıymış.
Annem der ki: “Bir dilek tut, gerçek olana kadar çabala.”
İçten içe söylemesi kolay, yapması zor derdim ona
Hayatımı sorgulamaya başlayıp
Sürekli yapamadıklarım aklıma geldiğinde anladım ki !
Annem haklıymış.


Şunları bir araya toplayayım.Yirmi yaşımı otuzbeş yaşımın karşısına oturttum.
Yirmisekiz karşısına da ben geçtim.
Yirmi yaşım otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Otuzsekiz yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
“Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım otuzsekizyaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler. Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın insanları evne.
Ömür dediğin üç gündür
dün geldi geçti yarın meçhuldür
O halde ömür dediğin bir gündür
o da bugündür..
Bir şarkı yaşanan anı ateşleyebilir.
Bir ağaç bir ormanın başlangıcı olabilir.
Bir kuş, baharın müjdecisi olabilir.
…
Bir gülümseme bir dostluğu başlatabilir.
Bir tokalaşma moralinizi yükseltebilir.
Bir yıldız, denizde bir gemiye yön gösterebilir.
Bir tek kelime, büyük bir ideali anlatabilir.
Bir oy, ülkenin kaderini değiştirebilir.
Bir huzme güneş ışığı, bir odayı aydınlatabilir.
Bir mum, karanlığı yırtabilir.
Bir gülüş, hüznü fethedebilir.
Bir adım, uzun bir yolculuğu başlatabilir.
Bir dua, bir kelimeyle başlar.
Bir umut ışığı ruhumuzu besleyebilir.
Bir dokunuş, ne kadar önemsendiğinizi hissettirebilir.
Bir ses, bilgelikle konuşabilir.
Bir yürek, gerçek olanı anlayabilir.
Bir yaşam, çok şeyi değiştirilebilir.
Görüyorsun ya…
Her şey sana bağlı!.
Ne kadar önemli olduğunuzu asla unutmayın!…
*Margo Daniel
Bir Zen hikayesi şöyle anlatır:Gece yürüyen adamın ayağı kayar ve adam taşlı bir yolda düşer. Metrelerce aşağı düşmekten korkar, çünkü yolun kenarının çok derin bir vadiye uzandığını biliyordur. O’da kenar da sarkan bir dala tutunur.
Gecenin karanlığında, altında görebildiği tek şey, dipsiz bir uçurumdur. Bağırır ve tek duyduğu kendi sesinin yankısı olur. Onu duyacak kimse yoktur etrafta. Bu adamı ve bütün bir gece yaşadığı işkenceyi hayal edebilirsin. Ölüm sürekli altında bekler, elleri üşür, hakimiyetini kaybeder…
Ama tutunmayı başarır ve güneş çıktığında, aşağı bakar…
Ve güler!
Uçurum falan yoktur. Sadece on beş santim aşağıda kayalık bir düzlük vardır. Tüm gece dinlenebilir, rahatça uyuyabilirdi -düzlük yeterince geniştir- ama bunun yerine, bütün gecesini kabus gibi geçirdi.
Kendi tecrübelerimden yola çıkarak sana şunu söyleyeyim: korku on beş santimden daha derin değildir. Şimdi ister bir dala tutunup tüm yaşamını kabusa çevir, istersen o dalı bırak ve ayaklarının üzerine bas, sana kalmış.
Korkulacak hiç bir şey yok

Yaşlı Adam Oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti. Onlara bir Ağacı veya bir İnsanı kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalıştı. Ya da neye sahip olup olmadıklarını …..
Gerçekleri ancak sonunda 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz .
Eğer kışın vazgeçersen, İlkbaharın nimetinden olursun, Yazın Güzelliğinden ve Sonbaharın bütünlüğünden de…
Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.
Hayatınızı bir mevsim (bir dönem) yüzünden yargılamayın….