Kendimizden başka hiç kimseyi değiştiremeyeceğimizi ve aslında buna hiç de hakkımız olmadığını; …

Bazen karşımızdaki bize bir şey anlattığında ona tavsiyede bulunmak yerine sadece dinlemenin daha anlamlı olduğunu;

Kendimizden başka hiç kimseyi değiştiremeyeceğimizi ve aslında buna hiç de hakkımız olmadığını; …

Hayır yapmak yerine paylaşım algısı içinde olmanın önemini;

Yetersiz insanların sürekli şikâyet ettiğini;

Gerçek iyiliğin bizden bir şey istediğinde, istendiği ölçüde ve biz yürekten verebiliyorsak iyilik olduğunu;

Bir şeyleri açık ve net olarak ifade edebilmenin iletişimde çok önemli olduğunu;

Bedenlerimizi sakinleştirmenin yolunun zihni sakinleştirmekten geçtiğini…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yeter Artık… Ben Suçsuzum…

Her gün yaptığım gibi ormanı temizlemeye çıkmıştım. Orman benim evim, temiz tutmak da benim görevim.
Derken bir kız beliriverdi. Kırmızı başlık ve peleriniyle çok şüpheli bir görünümü vardı. Kimin aklına gelir bu garip kıyafeti giymek. Bir kurnazlık peşindeydi mutlaka. Bir süre dikkatle izledim bu garip kızı. Elinde taşıdığı üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu!.. Yürüyüşü bile normal değildi.

Yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi ama gel de inan.
Yine de bıraktım peşini kendi işime döndüm. Ama aklım o kıza takıldı bir kere… Bir gidip bakayım doğru mu söyledikleri dedim kendi kendime; gerçekten böyle bir büyükanne var mı? Siz olsaydınız gerçekliğini kontrol etmek istemez miydiniz? Orman benim evim. Ben hem ev sahibiyim, hem de diğer orman sakinlerine karşı sorumluyum. Neyse uzatmayayım… Gittim, baktım ve gerçekten bir büyükanne buldum. Sorduğumda “evet o küçük kız benim torunum” dedi.
Ben de sorumlu bir kişi olarak; “bu küçük kız yabancılarla konuşulmayacağını öğrenmemiş daha!…” dedim ve anlattım küçük kızla karşılaşmamı… Büyükanne de ürperdi ve birlikte küçük kıza bir ders vermeye karar verdik. O yatağın altına saklandı, ben onun geceliğini giydim, başlığını taktım ve yatağına yattım.
Küçük kız birazdan içeri girdi. Seslendi cevap verdim. Ne şaşkın bir çocuk !.. Beni büyükannesi sanıvermişti. Ben benim büyükannemi değil sesinden, kokusundan bile tanırım oysa ki. Neyse bunlar bir şey sayılmaz, daha neler yaptı bilseniz. Kulaklarımın niçin büyük olduğunu sordu. Ne ayıp şey hiç sorulur mu!… Yine de çocukluğuna verip yumuşak bir sesle cevapladım. “Seni iyi dinlemek için”…
Ama bu sefer kalkıp da burnumun niçin büyük olduğunu sormaz mı!..

Küçük kız hiç mi hiç terbiye almamış. Ben zaten burnumu kendime kompleks haline getirdim, özgüvenim sallantıda. Psikologlar, estetikçiler… Dünya para harcıyorum ama nafile. Yine aldırmamaya çalışırken bu sefer de ağzımın kocaman olduğunu yüzüme vurmaz mı! Tabi ki kızdım, siz olsanız kızmaz mıydınız? O sinirle ayağa fırlayıp peşinde koşturmaya başladım.
Birden ne olsa beğenirsiniz! Bir kocaman avcı elinde tüfek kapıdan dalıverdi. Beni “seni hain kurt, büyükanneyi yedin değil mi?..” diye suçlamaz mı !.. Halbuki büyükannenin kılına bile dokunmadım, O da saklandığı yerden çıkıp beni korumaya çalışmadı. Malum yaşlılık, kulakları iyi duymuyor.
Avcı mahkeme yapmadan infaz kararımı verdi. Tabi ben de adalet bulamayacağımı, hatta canımı yitireceğimi anlayıp pencereden zor attım kendimi. Geçirdiğim büyük korkunun sarsıntısı yetmiyormuş gibi o gün bu gün ormanda bile yüzümü rahat gösteremez oldum. Adım haine çıktı.
Yeter Artık… Ben Suçsuzum…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doğada daha çok zaman geçiren insanların daha sağlıklı olmalarına dikkat çekiyor…

Ağaca dokunanlar daha sağlıklı Ağaçların yaydıkları titreşimler insan sağlığına… iyi geliyor…

Son araştırmalar ağaçlara sarılmanın insan sağlığına iyi geldiğini kanıtladı… İlk başta kulağa garip geliyor olabilir…

“Bilim tarafından kör olanlar” adlı kitabın yazarı Mathew Silverstone, insanların ağaçlara dokunması gerektiğini söylüyor.

Bunun için de doğada daha çok zaman geçiren insanların daha sağlıklı olmalarına dikkat çekiyor. Tüm bunların nedeni ise ağaçların yaydığı titreşimler. Bu titreşimlerin varlığını fizikçiler de kabul ediyorlar. İşte bu titreşimlere yakın yaşamak insan sağlığını güçlendiriyor. Özellikle, başağrısı, depresyon, dikkat eksikliği gibi sorunlar yaşayanlar için birebir.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Başkalarının istekleri ile kendi isteklerinizi birbirinden ayırt edin…

Annenizin, babanızın,kardeşlerinizin, öğretmenlerinizin, arkadaşlarınızın, eşlerinizin sizden ne istediğini bir yana bırakın ve kendiniz “kendi benliğinizden” ne istiyorsunuz onu fark etmeye çalışın…

Başkalarının istekleri ile kendi isteklerinizi birbirinden ayırt edin…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ben sana bir iyilik yaptığımda…

 

Ben sana bir iyilik yaptığımda, onu senden daha fazla gizler ve senden daha fazla utanırsam, o zaman bana teşekkür et, yoksa etme.”

Yusuf B. Esbat

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BELKİ bir bebeğin ellerine tutunup pembe bir bulutla oynarsınız bugün

GÜNAYDINLAR

BELKİ bir günaydınla aydınlanır gününüz

BELKİ bir kelimeyle çoğalır gülüşünüz

BELKİ bir parça mutluluk takılır gözlerinize

BELKİ bir başka türlü bakarsınız yaşamın tadına …

BELKİ bugün bir başka gülücük yansır dudaklarınıza

BELKİ umuda hoş geldin derken umutsuzluğa yasak koyarsınız

BELKİ bir barış şarkısı takılır aklınıza

BELKİ bir bebeğin ellerine tutunup pembe bir bulutla oynarsınız bugün

BELKİ de sizden fazla olan o güzel gülücüklerinizden sizi sevenlere dağıtırsınız bugün ayırt etmeden kimseyi

GÜNAYDIN!..

Hepinize, Güzel yüreğinize, Tüm Sevdiklerime, Sevdiklerinize ve Sevenlerimize..

 GÜNAYDIN ..
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BUGÜN YINE ÇOK GÜZELSIN HAYAT HER ŞEYE RAGMEN

Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil.Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı. Başımıza gelenler de eşit değil.Önce hayatın adil…olmadığını kabul etmelisiniz. “Guguk Kuşu” filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer. * Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz. Diğer hastalar onunla alay ederken bir şe…y söyler: “Ben en azından denedim”

Siz gerçekten denediniz mi?

Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz?

Hayata hangi pencereden bakıyor ve ne renk görüyorsunuz? Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde,Kiminin nasır tutmuş parmaklarında

Kiminin boyalanmış ellerinde,Kiminin gömleğinde ki ter kokusunda,Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.Güneş, her sabah yeniden doğuyor,Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz,Eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz. Yeter ki gülümseyin.

Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan…

Bu iletiyi içinizdeki çocuktan uzak tutunuz.Zira, siz bu iletiyi okuduktan sonra içinizdeki çocuk,özgürlügüne kavusmak isteyip basiniza dert açabilir.

Bu dünyadaki varliginizin, dostlarinizin var olmasina bagli oldugunu,

Bazen bir çiçek yada küçük bir tatli sözle bile kirik bir kalp tamirinin mümkün oldugunu,

Özür dilemenin, tesekkür etmenin ve sükretmenin“ERDEM” oldugunu,

Bu iletiyi yazan ve sizin okumanızı saglayan  kişiyle , hiç tanışmıyor olsanız bile sizi çok sevdigini, ASLA UNUTMAYINIZ.

VE Her sabah uyandiginizda,“BUGÜN YINE ÇOK GÜZELSIN HAYAT HER ŞEYE RAGMEN…”demeyi ihmal etmeyiniz
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler…

En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yoksa cennete kimse giremezdi…

 

Şükürler olsun ki, Yaradan, bizlerin birbirimizi yargıladığı gibi , bizleri yargılamıyor… Yoksa cennete kimse giremezdi…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Biraz sadeleşsem. Biraz ayıklayabilsem kendimi. Biraz azalsam

Küçülsem biraz Biraz küçülsem, diyorum, biraz azalsam. Daha sade, daha düz olsam. Bu kadar çok giysi, bu kadar çok kitap, bu kadar çok takı. Bu kadar çok kablo, bu kadar çok müzik, şiir, resim. Bunca yüz. Bunca haber. Bunca yol. Bunca şehir. Bu kadar çok mesele. Elimi verip kolumu kurtaramadığım beyhude.

 Böyle olmasa. Aklımda daha kolay kalsa okuduğum cümle. Zihnim bu kadar dolu olmasa. Bir ziyaret, bir mektup, bir armağan, harikulâdeye dönüşse. Bu kadar büyümesem, bu kadar dağılmasam. Bu kadar dağılıp bu kadar parçalanmasam. Ne olur biraz küçülsem. Biraz sadeleşsem. Biraz ayıklayabilsem kendimi. Biraz azalsam. Şarkıları bu kadar çabuk eskitmesem.

Romanlara bu kadar kolay dudak bükmesem. Şiirleri tüketmesem. Güzellik sıradan bir şeye dönüşmese. Daha fazla hayranlık duysam. Biraz şaşırsam. Küçülsem biraz, biraz büyük görsem. Bu kadar kalabalık arasında bulandı görüşüm. Sadeleşsem biraz, görüşümü keskinleştirebilsem. Burnumun direği daha çabuk sızlasa. Daha çabuk ağlayabilsem. Daha çok sevinsem daha kolay üzülsem.

Daha kolay avunabilsem. Bu kadar çok dolmasa hafızam. Zihnim bunca kalabalıkta berraklığını yitirmese. Bu kadar çok yüz geçmese yüzümün önünden. Hiçbirini unutmayacak denli az olsam. Bu kadar çok hayat binmese benim sırtıma. Bir benden ibaret kalsam. Bir karınca kararınca, dünyayı böyle kolay gezebilmesem. Mesafeler biraz uzasa, biraz yorsa. Ben küçülsem dünya büyük olsa.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Haddimizi bilelim…

İngiltere Kraliçesi’ne dev bir inci hediye edilmiş. Kraliçe taca takılmayacak ka…dar büyük bu incinin delinerek, tahtın arkasına asılmasını istemiş. Ancak İngiltere’deki bütün kuyumcular, böyle nadir bir inciyi delerken kırılmasından korkarak bu işe yanaşmamışlar.

 İnci, Fransa başta olmak üzere pek çok ülkenin kuyumcularına götürülmüş ama hepsi de aynı gerekçeyi ileri sürüp inciyi delmeye yanaşmamışlar. Neden sonra bir deniz subayı İstanbul’da Kapalıçarşı’da bu işi yapabilecek nitelikte ustaların olduğunu söylemiş. Bir heyet hazırlanmış, İstanbul’a gidip Sultanın huzuruna çıkmışlar. Sultan bir tercüman vermiş heyetin yanına ve Kapalıçarşı’ya göndermiş. Tercüman, çarşıda köhne bir dükkâna sokmuş heyeti. İçeride ak saçlı ustaya durum anlatılmış. Ne çare ki usta diğer meslektaşlarının söylediğinin aynısını söyleyince heyet hep birlikte sızlanmaya başlanmış “Kraliçe bizi mahvedecek” diye.

Usta heyetin çaresizliğine acımış,”Bakın efendiler, demiş. “Sorumluluk kabul etmem ama bende bir çırak var, belki bu işi o yapabilir. Ama diyorum ya sorumluluk kabul etmem.” Heyettekiler çaresiz, “olur” demiş. Usta seslenmiş: – Oğlum Veli, bir bak hele… Arka taraftaki perde aralanmış.

Elinde bir matkapla 13-14 yaşlarında bir çocuk çıkmış. Usta: – Oğlum demiş, hele şu inciyi bir del bakalım. Bu sözü duyan Veli hiç düşünmeden elindeki matkabı inciye daldırmış. İnci tam ortasından delinmiş. Heyet sevinç içinde ustaya dönmüş: – Ya usta bu nasıl iş, dünyanın en ünlü kuyumcularının yapamadığı bu işi bu çocuk nasıl yapar? Usta bir heyete bakmış, bir de Veli’ye ve soruyu cevaplamış:

– Efendim, o haddini bilmez!
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

bırakın herşeyi ve kendinize bir on dakika zaman verin…

Yolda mısınız, ofiste misiniz, evde misiniz bir an bırakın herşeyi ve kendinize bir10 dakika zaman verin. O an sizi mutlu edecek bir şey bulun… Sadece sizi mutlu edecek…

Bir cafede tek başınıza kendinize ısmarlayacağınız bir çay yada kahve, yada sevdiğiniz bir yerde tek başınıza yemek, yada evde koltuğunuzda ruhunuz için dinlediğiniz müzik, yada güzel bir mekanda kendinizle sohbet…

Herkes için koşuştururken, kendiniz için ayıracağınız bir 10 dk. sizi o kadar farklı bir yere götürecek ki…  Bu yolculuk için yapacağınız tek şey 10 dk.’lık zaman..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ver coşkuyu…

CoşmakBu sabah kendime ve herkese…

veriyorum coşkuyu…

veriyorum sevgiyi…

veriyorum hoşgörüyü…

veriyorum affetmeyi…

veriyorum sağlığı…

veriyorum hayata bağlılığı…

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yıllar yılı “hiç geçmeyecek” diye derinlerinizde yaşattığınız bütün acılarınızdan özgürleşmek fikrine inanıyormusunuz…

Yıllar yılı “hiç geçmeyecek” diye derinlerinizde yaşattığınız bütün acılarınızdan özgürleşmek fikrine inanıyormusunuz… Bunun sizin için zor olduğunu biliyorum. Bunu bilerek böyle bir çalışmayı üstlendim… Bu e-kitap “affetmek” ile ilgili sorunlarınızın hayatınızın her döneminde var olacakları, ve bunun yeni bir bakış açısıyla öğrenilebilecek bir kavram olduğu varsayımıyla hazırlanmıştır. Kitabın amacı, çoğu kitabın size sunduğu yöntemlerden ziyade, bilincinizin büyümesine yardım ederek bir bakıma kullandığınız yöntemlerinde etkisini artırmaktır. Bu e-kitap birbirinden bağımsız bölümlerden oluşuyormuş gibi görünse de aslında büyük resmin ana parçaları olarak hazırlanmıştır. Piyasadaki hiç bir yayından esinlenilmeden yepyeni bir bakış açısıyla hazırlanan bu çalışma “affetme” fikrini bugüne dek hiç karşılaşmadığınız bir tarzda size sunuyor. E-kitabın dili yer yer bir öğreti şeklinde, yer yer sizinle sohbet şeklinde olacaktır. Böylece sizinle iyi bir iletişim kuracağıma inanıyorum.

http://www.affetmek.net sitesini ziyaret edebilirsiniz

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kaderden kaçış olmasdığına dair kısa bir öykü…

Bir zamanlar Horasan’da zengin bir bey yaşarmış. Tiflis’teki bir tacir dostunu ziyarete giderken dağ eteğinde düz bir yerde konak vermiş. O sırada kulağına bazı sesler çalınmış.

Araştırınca, sırtını verdiği kayanın arkasında bir mağara olduğunu fark etmiş. Herhalde bu mağarada birileri konuşuyor diye içeri girmiş. İçerde ellerinde kitaplar olan bir grup adamın hem gezindiklerini, hem okuyup hem konuştuklarını, diğer bir grup adamın da bunları yazdıklarını görmüş: ‘Bre siz kimlersiniz ve burada böyle ne yapıyorsunuz?  ‘Ey yolcu, şu gördüklerin ellerindeki kitaptan evlilerin hayatlarını okur, şu gördüklerin de doğacak çocukların kimlerle evleneceklerini yazarlar.’ ‘Hımmm?!. Acaba sorabilir miyim, benim de birkaç güne kalmaz bir çocuğum doğacak, o kiminle evlenecek?’ ‘Hay hay, işte burada, ve böylece yazıyoruz, sizin bir kızınız olacak. Evleneceği erkek yedi gün sonra doğacak. Tiflis’te sizin ziyaretine gitmekte olduğunuz tacirin hizmetçisinin karnındadır.’

Bey yalvarmış: ‘Bunu değiştirmeniz için size bütün servetimi vereyim, kızımı bir hizmetçi evladı ile evlendirmeyin.                          ‘Sevgili misafirimiz, biz burada kader icad etmeyiz, yalnızca takdir edilenleri yazarız!’ Bey çılgına dönmüş. Oradan hızla koşup ‘siz yazdıysanız ben de bozarım’ diyerek atına binmiş ve doğruca Tiflis’e varmış. Orada dostuyla üç gün gülüp eğlenmişler, yiyip içmişler. Bu arada bey o hizmetçiyi gözetler imiş. Üçüncü günün akşamında tacir dostuna:’Aziz dostum,”demiş, eşim bir hizmetkâr istedi benden. Tam sizin evdeki gibi birini tarif etti. Onu bana hediye eder misin?”İyi ama bizim kadıncağız gördüğünüz gibi hamiledir, size pek yararı olmaz.’İyi ya işte, bizim de yakında bir çocuğumuz olacak, hem süt annelik, hem hizmetçilik eder.

‘Peki! Madem istiyorsun!..Bey hizmetçiyi alıp yola düşmüş. Bir köprüden geçerken, zavallının kalbine bir hançer sokup ırmağa atıvermiş. Gel gelelim kadıncağız son nefesini vermeden can havliyle bebeğini doğurup kıyıdan sarkan otların üstüne bırakmış. Çok geçmeden bir ayı, iki yavrusuyla ırmağa su içmeye gelmiş. Anne ayı bebeğin ağlayışını duymuş. Kendi yavrularıyla birlikte onu da inine götürmüş, beslemiş, büyütmüş. Çocuk üç yaşına geldiğinde, tacir o bölgelerde ava çıkmış. Ayı ininin yanından geçerken çocuğu görmüş ve yakalayıp evine götürmüş. Çocuk zamanla ehlileşmiş, terbiyelenmiş. Aradan yıllar geçmiş. Horasanlı bey eski dostunu hatırlayıp tekrar ziyaretine gitmiş. Tacir dostunun evinde bir delikanlı ile karşılaşınca şaşırmış. Birkaç gün delikanlıyı izlemiş, hareketlerini, oturup kalkmasınıve konuşmasını çok beğenmiş, hatta aklından kızına kısmet diye de geçirmiş.

Sonra tacir dostuna sormuş:Aziz dostum, bunca yıldır muhabbetimiz var, lakin bir çocuğunuz olduğunu hatırlamıyorum; maşallah pek iyi yetişmiş, kimdir bu delikanlı?’ Tacir, çocuğun hikâyesini anlatınca Horasanlı bey yıllar öncesini hatırlamış. Çocuğun yaşını hesap etmiş, öldürdüğü hizmetçinin oğlu olduğunu anlamış. Mağaradaki kâtiplerle olan konuşmasını da hatırlamış. O gece bir plan kurmuş. Sabah kahvaltı sırasında tacir dostuna demiş ki: ‘Azizim, aileme bir haber göndermem lazım, bir mektup yazayım da bu delikanlı onu götürüversin!’

Ev sahibi kabul etmiş. Delikanlı üç gün üç gece at koşturmuş, gece yarısı Horasan’da beyin konağına varmış, avlusundan girmiş ama o saatte kimseyi uyandırmamak için atını bir kütüğe bağlayıp başında uyuyakalmış. Tesadüf bu ya, ertesi sabah evden ilk evvel beyin kızı çıkmış. Delikanlıyı görmüş. Görür görmez de vurulmuş. Ona yakından bakayım diye yaklaşınca destarının tülbendi arasında düşmek üzere bir mektup görmüş. Mektubu almış, üzerinde babasının yazısını tanımış. Acil bir haber vardır diye de merak edip açmış ve okumuş. Tek cümle:Bu mektubu getiren delikanlıyı derhal yakalayıp öldürünüz ve gizlice gömünüz. On gün sonra görüşürüz.

Kız bu güzel yüzde ne gibi bir kötülük olabilir ki, diye düşünürken ona gitgide hayran kalmış ve hemen eve koşup eline diviti ve kâğıdı almış. “Bu mektubu getiren delikanlıyla kızımın nikâhını kıyın, on gün sonra geldiğimde beni bir düğünle karşılayın.”           Sonra… Sonrası kolay ey okuyucu; unutma, kader diye bir şey vardır ve kimse kader kâtiplerinin yazdığını bozamıyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »