Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz …bozulmazdı hiç!
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz …bozulmazdı hiç!Küle döndüysen ;
Yeniden güle dönmeyi bekle…
Ve;
Geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil ;
Kaç kere küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla !
Vaktiyle bulunduğu küçük yerde geçim sıkıntısı çeken dürüst ve temiz yaratılışlı genç bir adam, bir gün memleketine çok uzakta bulunan bir şehir merkezine giderek iş bulup çalışmaya, kendine yeni bir hayat düzeni kurmaya karar verdi. Bu niyetle vakit kaybetmeden hazırlanıp yola koyuldu. Genç adam bu yolculuğu sırasında yorum ve açıklaması kendisi için imkânsız olan bir takım olaylarla karşılaştı. …
O yıl New York´ ta kış, Nisan´ın sonuna kadar uzamıştı. Kör olduğum ve yalnız yaşadığım için çoğunlukla evde kalmayı yeğledim. Sonunda bir gün soğuk hava gitti, bahar kendini gösterdi.
Hava coşkulu bir kokuyla dolmuştu. Arka bahçeye bakan pencerenin önünde küçük, neşeli bir kuş devamlı cıvıldıyor, sanki beni dışarıya çağırıyordu. … Nisan ayının değişken havasını bildiğimden kışlık mantoma sarıldım. Fakat havanın ılıklığını içimde hissedince, yün kaşkolumu, şapka ve eldivenlerimi bıraktım. Üç çatallı bastonumu alıp neşeyle sundurmaya çıktım ve kaldırımın yolunu tuttum.
Yüzümü güneşe doğru kaldırıp, onu selamlayan bir gülümseme sundum. Sessiz çıkmaz sokağımızda yürürken kapı komşum ´Merhaba´ diyerek seslendi ve gideceğim yere götürmeyi teklif etti: ´Hayır, teşekkür ederim. Şu bacaklar bütün kış dinlendi.Eklemlerimin harekete ihtiyacı var. Bu yüzden yürüyeceğim´ diye cevap verdim. Köşeye vardığımda alışkanlıkla durdum. Birinin gelip yeşil ışık yandığında beni karşıya geçirmesini bekledim. Nedense bu sefer, öncekilere göre daha uzun süre beklemiştim ve hâlâ hiç kimse teklifte bulunmamıştı.
Sabırla beklerken, eskiden hatırladığım bir melodiyi mırıldandım; çocukken öğrendiğim ´Hoş geldin bahar…´ şarkısıydı. Birden güçlü bir erkek sesi konuştu: ´Sesinizden çok neşeli bir insan olduğunuzu hissettim. Sizinle caddeyi birlikte geçme şerefini bağışlar mısınız bana?´
Kibarlıkla iltifat görünce gülerek başımı salladım ve duyulabilir bir sesle ´Evet´ dedim. Kibarca koluma girdi ve birlikte kaldırımdan yola indik. Yavaşça yolun karşısına geçerken, konuşulabilecek en iyi konudan, havadan konuştuk.
Adımlarımızı birlikte atarken hangimiz rehber, hangimiz yardım alıyor, belli olmuyordu. Yolun karşısına varmamıza az kala ışığın değiştiğini anlatırcasına kornalar sabırsızca çalınmaya başladı. Kaldırıma çıkmak için birkaç çabuk adım daha attık.
Ona dönüp, bana eşlik ettiği için teşekkür etmek üzere ağzımı açmıştım ki, ben daha bir şey söylemeden o konuştu:´Bilmem farkında misiniz? Sizin gibi neşeli bir insanla karşıya geçmek benim gibi bir kör için ne kadar muhteşem bir şey…´ O bahar gününü hiç unutmayacağım.
Bazen evrende kendimizi en yalnız hissettiğimizde, sıkıntımızı atlatmak ve farklılığımızı ve yalnızlığımızı hafifletmek için Allah bize, aynadaki aksimiz gibi bir ikiz gönderir . . .
“Yalnızlığından kaçmak için başkalarına sığınma, kendini bitmez işlere ve etkinliklere boğma ve aynaya bak hadi…
Konuş kendinle.
Senin ötende ve dışında değil yaşam dediğin…
Tam da içinde!”
-Osho-
Geçmişin keşkeleri…
Geleceğin endişeleri ile oyalanma…
Ders al yoluna devam et…!”
Allah bize Günümüzü aydınlatacak arzu
Olaylara bakış açın hayatını belirler…
Her şey, her an değişebilir.
Hiçbir şey kalıcı değil.
Yarının, geleceğin hiçbir garantisi yok.
O yüzden umutsuzluk da, rehavet de, garanti arayışı da yaşamımızdan çalıyor.
Yaşam akıp gidiyor.
Dipteysen dibin tadını, zirvedeysen zirvenin tadını çıkar.
Kaçma, yaşa…
Aret Vartanyan
Bazı insanlar vardır ki hani nasıl desem, dört dörtlüktür hayat dolu, neşeli, canlı…
Arkadaşlıkta ve dostlukta bağlılıkları güçlüdür. Mutluluklarını neşe ve coşkuyla yaşar.
Çabuk kırılsa da ince düşünür, hassas ve duygusaldır…
Fikir insanı olup fikir üretmeyi sever.
Karşısındakine huzur ve dinginlik verir.
Girdikleri her ortamda pozitifliği yansıtır…
SEN GİBİ GÜZELLİK
Bir dostum bana dedi ki “ Sen bir gül bahçesi oluşturmaya niyet ettin. O bahçeyi oluştururken güllere de , hoş kokulara da aynı zamanda dikenlere ve kuş pisliğine de denk geleceksin. Kuş pisliğine denk geldiğinde ona takılıp kalırsan esas hedefini unutursun. Yolda karşılaştığın şeyler sana asla niyet ettiğin, oluşturmak istediğin şeyi unutturmamalı,sana geri adım attırmamalı.”
Ben ne kadar da şanslıyım … İnsanın böyle bir tane bile dostu olması en büyük zenginliği… Evet, niyet ettiğiniz yolda karşınıza neler çıkıyor? Her zaman güllere ve hoş kokulara rastlanmıyor değil mi? Peki dikenler denk geldiği zaman ne yapıyorsunuz ? Eğer benim gibi şanslıysanız size rehberlik edecek , sizi o anda aşağıya çeken , enerjinizi çalan olaylar karşısında hemen esas hedefinizi hatırlatarak sizi yukarı çekecek birini arıyorsunuz… Ama eğer böyle biri yoksa ya da o an için böyle birine ulaşamadıysanız sakın enerjinizin aşağıya çekilmesine izin vermeyin.
Dikenin ve kötü kokuların sadece yolunuza çıktığını ama sizin bu yolculukta onlara takılmadan ,yol üstünde karşılaştığınız ama yürüyerek orada bırakacağınız olaylar olduğunu düşünün. Sizin hedefiniz ise ileride. Yürüyerek her şeyi geride bırakarak adım adım ona ulaşıyorsunuz. Hiçbir şey sizin yol üstünde durmanıza ve gerilemenize izin veremez. Böyle düşündüğünüz anda bir anda kara bulutlar dağılıyor ve güneş ışığını görmeye başlıyorsunuz.
Vücudunuzu ve ruhunuzu bir hafiflik hissi kaplıyor. Önünüzdeki yol aydınlanıyor ve varmak istediğiniz noktayı daha net görüyorsunuz. Ayrıca azminiz de artıyor. Yazımı hayatımdaki dostlarımın varlığına şükranlarımı sunarak bitirmek istiyorum.
Tüm sevgimle, Violet
günaydın…
rengarenk bir hafta olsun hepimize …:))

Mutluluk tıpkı bir kelebek gibidir;
ne kadar kovalarsan, o kadar sakınır senden,
fakat dikkatini başka şeylere çevirdiğinde,
nazikçe gelip omuzuna konacaktır…!
~Henry David Thoreau~