Azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağına dair bir hikaye..

Marti cift deniz kenarinda koruluktan bir agaca yuva yapar.Kisa bir süre sonra bebeleri dünyaya gelir. Nöbetleserek, bebe yumurtanin yaninda biri kalirken digeri avlanir. Derken bir gün aniden  bir firtina kopar, bir anda yuvayi ve yuvayla birlikte bebe yumurtayi okyanusa savurur. Ana marti ciglik cigliga bebesinin arkasindan okyanusa dalar. Arada bir cabubucak yüzeye cikip soluk alip hemen tekrar dibe dalarak bebesini arar.

Bu arada yuvaya dönüp yuvasinin yerle bir oldugunu gören  baba martida aramalara katilir, esinin yaninda okyanusun diplerinde…saatlerce… Bu durumu gören, cevreden gelip gecen martilarda onlara katilir.

Epey bir zaman icinde gitgide büyüyen bulutlar halinde martilar, okyanusun dibini delik desik edercesine b…ebeyi ararlar. Olanlardan haberdar olan martilarin tanrisi, okyanuslarin tanrisini ziyaret eder  ve ondan martilara bebelerini vermesini diler. Okyanuslarin tanrisi bunun üzerine, okyanusun suyunu bebegin oldugu yerden ceker ve nihayetinde martilar bebelerine kavusurlar.

Bu hikaye azmin elinden hic bir seyin kurtulamayacagini, tüm yaradilis sebebinin  sevgi oldugunu ve sevgi ugruna yapilan tüm eylemlerin güclenip büyüyerek kainat  tarafindan  desteklenip, mükafatlandirildigini anlatir.

Jey Guru Dev, Namaste, Harik

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Platon bilgeye döner ve “sen bu dünyanın en bilge kişisisin, sen hayata dair her şeyi bilirsin, bana öyle bir anahtar ver ki, bütün kapıları açmamı sağlasın” der

Platon bir gün, ülkenin en büyük bilgesinin yanına gider. Bilge onu karşılar ve oturup sohbet etmeye başlarlar. Platon bilgeye döner ve “sen bu dünyanın en bilge kişisisin, sen hayata dair her şeyi bilirsin, bana öyle bir anahtar ver ki, bütün kapıları açmamı sağlasın” der. Bilge Platon’a döner ve “ama bu yükü taşıyabileceğinden emin misin?” diye sorar. “Evet” der Platon, “lütfen bana dünyanın en büyük hazinelerine ulaşmamı sağlayacak sırrı ver.” “Bunu bilmek, sana çok büyük bir sorumluluk yükleyecek” der bilge. “Bu sırrı öğrendiğinde, artık bunu saklayamazsın. Bunu yapman gerekecek. Eğer sırrı öğrendikten sonra uygulayamazsan, o zaman sır seni yavaş yavaş ölüme götürecek. Eğer kullanmazsan, sır senin başına bela olur. Bu çok kritik bir karar anıdır senin için, çünkü hem hazineyi hem de zehri tercih edebilirsin.

 Bunun için hazır mısın?” “Evet” der Platon. “Bu sırrı taşımaya hazırım. Sırrı kullanacağıma dair yemin ederim sana. Eğer kullanmazsam, o zaman da başıma gelecekleri kabul ediyorum.” “O halde yaklaş yanıma” der bilge. “Kulaklarını dört aç ve beni dinle. Sana dünyanın en büyük sırrını veriyorum.” Bilge büyük bir dikkatle Platon’un gözlerinin içine baktı ve bütün gücü ile sırrı açıkladı. “İşte budur dünyanın en büyük sırrı” dedi bilge. “Sana bütün hazineleri verecek olan sır budur. Çok basit ama çok büyük bir sırdır bu.”

Platon şaşkındı. “Ama bu çok basit” dedi. Bilge o sözünü bitirmeden yine sırrı haykırdı büyük bir sesle, “Yap!” “Soru yok, yorum yok, endişe yok. Yalnızca yap..” diye haykırdı yeniden
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sen kanıp fırsat vermedikçe korkunun hiçbir söz hakkı olmadığını bilirsen, başarıya daha çabuk ulaşabilirsin.

Sen kanıp fırsat vermedikçe korkunun hiçbir söz hakkı olmadığını bilirsen, başarıya daha çabuk ulaşabilirsin. Dolayısıyla, sessiz kalın. Bilinçli sessizliğiniz, kendi kendine sabotajı durdurur. ..-Cavit Çağ -..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GÜVENMEK, Sevmekten Çok Daha ÖNEMLİDİR…

GÜVENMEK, Sevmekten Çok Daha ÖNEMLİDİR…

İNSAN GÜVENDİĞİNİ SEVER..

GÜVENİN BİTTİĞİ YERDE,

 SEVGİ DE KUŞ OLUP UÇAR GİDER
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır……."

“….Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa,paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.

Örneğin trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.

Prof.Covey in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek de çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu, “Anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.

Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş.  Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğa oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve de yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Herhalde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı. Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; KENDİ KURABİYE PAKETİ, HİÇ AÇILMAMIŞ OLARAK ÇANTASINDA DURMUYOR MU ! MEĞER, ADAMIN KURABİYESİNİ YİYORMUŞ.

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çogu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz. Covey bu örnekleri ; aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler, diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor.

Einstein’in bir sözünü anımsatıyor : Karşılastığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.

Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu aşma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?

Çözümsüz gibi gördüğünüz sorunlar konusunda paradigma değiştirmenin önemi vardır. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…….”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güneş hergün doğar, yeterki penceren açık olsun…

Güneş hergün doğar, yeterki penceren açık olsun.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dünler geçmişi, Bugünler yaşadığını, Yarınlar geleceğini anlatır.

 Dünler geçmişi,

Bugünler yaşadığını,

Yarınlar geleceğini anlatır.

Dünü unutma …

Bugüne aldanma

 Yarına ağlama

Çünkü; Dün tecrüben

Bugün hayatın

Yarın hayallerindir..
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Unutma insanların gerçek yüzleri ,menfaatleri söz konusu olduğu zaman ortaya çıkar…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Allah’ ım beni yavaşlat !Aklımı sakinleştir, kalbimi dinlendir.Günün karmaşası içinde, bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.

Allah’ ım beni yavaşlat !

Aklımı sakinleştir, kalbimi dinlendir.

Günün karmaşası içinde, bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.

Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka.

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret.

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.

Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim.

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.

Bakıp göreyim ki onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.

Ve hepsinden önemlisi: Allah’ ım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için ‘cesaret’,

değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmem için ‘sabır’, ikisi arasındaki farkı bilmek için ‘akıl’ ve

beni aşkın körlüğünden  ve yalanlarından koruyacak ‘dostlar’ ver.

**Bu metin Milattan yaklaşık 2000 yıl önce Hititler’e ait kalıntılar içerisinde bulunan bir duvar yazısına aittir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

”Her güne hayatının en güzel günü olması için şans ver.”

”Her güne hayatının en güzel günü olması için şans ver.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

mutlu ve refah içinde bir hayat yaşamak için bizim elimizde olan ve istediğimiz takdirde çoğumuzun uygulayabileceği beş adım formülü :

Martin Seligman’ın daha mutlu ve refah içinde bir hayat yaşamak için bizim elimizde olan ve istediğimiz takdirde çoğumuzun uygulayabileceği beş adımlı bir formülü var:

1- Aklımızdaki pozitif duygu ve düşüncelerin sayısını artırmak. Bilimsel birçok deneye göre, zihnindeki düşüncelerinin çoğu olumlu olanlar daha mutlu oluyorlar.

Seligman, depresyonda bile olsanız, her gece o gün yaptığınız üç olumlu davranışı -bunlar çok önemsiz, küçük şeyler bile olabilir- aklınızdan geçirerek uyumanızı öneriyor. Bu küçük egzersiz bile ertesi günün iyi geçmesine neden oluyor. Bunu alışkanlık haline getirenlerde ise depresyon riski azalıyor.

Anlaşılan o ki zihnimizi olumlu düşüncelere odaklamak bize iyi geliyor. Olumsuz duygular ise (kızgınlık, kıskançlık, nefret, utanma, suçluluk…) bizi mutsuz ediyor.

2- İnsanın kendi güçlü yönlerini keşfetmesi ve hayatında bu güçlü yönlerini daha çok kullanması gerekiyor. İş hayatında kendi güçlü yönleri kullanan insanlar yaptıkları işle bütünleşiyorlar, zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varmıyorlar. Bu durumu Mihaly Csikszentmihalyi “akış” (flow) olarak tanımlıyor.

İnsanı “alıp götüren” bu iş birisi için bahçeyle ilgilenmek ya da çocuk yetiştirmek olabileceği gibi başkası için şirket yönetmek ya da arkeolojik kazı yapmak olabilir.

3- Seligman’a göre mutlu insanlar ilişkilerinde sevgiyi ön planda tutup yapıcı tavır sergiliyorlar. Kendilerini kenara çekip başkalarını yargılamak yerine insanların hayatlarına dahil oluyor ve kendi hayatlarına insanları dahil ediyorlar.

4- Mutlu insanlar, hayatlarının anlamını bulmuş insanlardır. Hayatın anlamı bir şeye sahip olunca bulunmaz. Bir mevkiye gelmek de insana hayatın anlamını öğretmez.

İnsan ancak kendisinden daha büyük bir şeye bağlanıp ona inanırsa hayatın anlamını yakalar. Herkesin anlam arayışı farklıdır elbette.

Bazıları bu anlamı dinde ve ibadette bulur, bazıları kendini bilime adar. Anlamlı bir hayat, kimisi için iyi çocuklar yetiştirmek, kimisi için mesleğini hakkıyla yapmak olabilir.

Bu anlam sayesinde insan hayattaki varoluşun nedenini anlar, hedefini netleştirir.Anlam insanın pusulasıdır.

5- Hayatlarında anlam bulan ve olumlu ilişkiler yaşayan insanlar kendilerine somut hedefler koyup bu hedefleri gerçekleştirmek için yaşarlar. Hedefi olan insanlar hayata tutunurlar. Sanıldığının aksine başarılı insanlar en zekiler arasından değil hayata en sıkı tutunanlar arasından çıkıyor.

(Seligman, kendi teorisini PERMA olarak adlandırıyor. PERMA, yukarıda anlatmaya çalıştığım beş maddenin İngilizce isimlerinin baş harflerinden oluşuyor. Pozitive emotion, Engagement, Relationship, Meaning ve Achievement

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İşin püf noktası kanımca şu: Biz genelde hayata tersten bakmaya programlanmışız. Zannediyoruz ki mutlu olmak için önce başarılı, zengin ya da çok popüler olmak gerekiyor.

İşin püf noktası kanımca şu: Biz genelde hayata tersten bakmaya programlanmışız. Zannediyoruz ki mutlu olmak için önce başarılı, zengin ya da çok popüler olmak gerekiyor. Ama aslında doğru olan tam tersidir, eğer insan olumlu düşünür, sevgiye dayalı ilişkiler kurup anlamlı bir hayat yaşamaya başlarsa mutluluk o insanın peşini bırakmaz. Mutluluk insanın kendi tercihiyle elde edeceği bir zihin durumudur. İnsanın mutlu olması için önce mutlu olmayı seçmesi gerekir.

California Üniversitesi hocalarından ve pozitif psikolojinin en tanınmış isimlerinden Sonja Lyubomirsky’nin de ısrarla vurguladığı gibi mutlu olmak ve daha tatminkar hayatlar yaşamak bizim elimizdedir.

Yeter ki şükretmeyi, affetmeyi, ilişkileri sevgi üzerine kurmayı, ihtiyacı olanlara yardım etmeyi ve hayattan zevk almayı öğrenebilelim.

İyimserlik de mutlu olmak da öğrenilebilir.

Temel Aksoy

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gerçek iyimser problemlerin farkındadır ama çözümleri de bilir, zorlukları görür ama üstesinden geleceğine de inanır,

Gerçek iyimser problemlerin farkındadır ama çözümleri de bilir, zorlukları görür ama üstesinden geleceğine de inanır, olumsuzlukları yakalar ama olumlulukları da vurgular, en kötüye açıktır ama en iyiyi de bekler, şikayet etmek için sebebi vardır ama tebessüm ve affedicilikle meseleyi halletmeyi seçer

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

”Kendimize, tümüyle bizim olan, başkalarının giremeyeceği, gerçek özgürlüğümüzü oluşturacağımız, tam anlamıyla inzivaya çekilip yalnız kalabileceğimiz küçük bir arka oda ayırmalıyız..

 

”Kendimize, tümüyle bizim olan, başkalarının giremeyeceği, gerçek özgürlüğümüzü oluşturacağımız, tam anlamıyla inzivaya çekilip yalnız kalabileceğimiz küçük bir arka oda ayırmalıyız..”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »