OLUMSUZ GEÇMİŞİMİZLE BAĞ KURMAYIN…

539195_326438534122983_354760646_n[1]Şimdi olumsuz geçmişinizi kafanızdan silin atın.
Geçmişle duygusal bağımızı bırakmalıyız.Bırakın bunlar  sizde sadece anı olarak kalsın.İlk okulda ne giydiğinizi düşündüğünüzde, genellikle duygusal bağ yoktur.
O an, sadece bir anıdır.Geçmiş tüm olaylar için de böyle olabilir.Duygusal bağımlılıklarımızdan kurtulduğumuzda,tüm zihinsel gücümüzü, bu andan zevk almak ve harika bir gelecek için kullanabiliriz

Leyla Hun

İllaki birini eleştireceksen lütfen aynaya bak…

HASTALIKLAR VE İYİLEŞTİRİCİ RENKLERİ

 
 MİDE KRAMPLARI- SARI, LİMON SARISI;
İLTİHAPLANMALAR- MAVİ, MAVİ-MOR;
AĞRI(KULAK)- TURKUAZ;
AĞRI(BAŞ)- MAVİ, YEŞİL;
AĞRI(KAS)- PASTEL TURUNCU;
AĞRI(DİŞ)- MAVİ, MAVİ-MOR; …
SİVİLCE- PEMBE, KIRMIZI- MOR;
AİDS- KIRMIZI, LACİVERT, MOR sonra PEMBE ve ALTIN;
ALKOLİZM- LACİVERT, SARI;
ALERJİLER- LACİVERT, ACIK TURUNCU;
ANEMİ- KIRMIZI;
HEYEZAN- AÇIK MAVİ ve YEŞİL;
İŞTAH- LACİVERT;
İŞTAH(KAYBI)- SARI, LİMON SARISI;
ARTİRİT- MENEKŞE, MAVİ-MOR;
ASTIM- MAVİ, TURUNCU;
BULANTI- SARI, LİMON SARISI;
MESANE- SARI- TURUNCU;
KANAMA- MAVİ-YEŞİL;
SU TOPLAMASI- PUDRA ya da BUZ MAVİSİ;
TANSİYON(YÜKSEK)- MAVİ, YEŞİL;
TANSİYON(DÜŞÜK)- KIRMIZI, KIRMIZI-TURUNCU;
KEMİKLER- MOR, LİMON SARISI;
BAĞIRSAKLAR- SARI, TURUNCU;
GÖĞÜS- PEMBE, KIRMIZI- MOR;
BRONŞİT- MAVİ, MAVİ-YEŞİL, TURKUAZ;
YANIK- MAVİ, MAVİ-YEŞİL;
KANSER- MAVİ, MAVİ- MOR, ardından PEMBE;
SOĞUK ALGINLIĞI- KIRMIZI;
ŞEKER- MOR;
EGZEMA- LİMON SARISI;
EPİLEPSİ- TURKUAZ, KOYU LACİVERT;
GÖZLER- LACİVERT, KOYU LACİVERT;
ATEŞLENME- MAVİ;
BÜYÜME- MOR, MAVİ- MOR;
ŞAMAN NEZLESİ- KIRMIZI- TURUNCU;
KALP SORUNLARI- YEŞİL ve PEMBE; HEMEROİD- KOYU MAVİ;
HAZIMSIZLIK- SARI, LİMON SARISI;
ENFEKSİYON- MOR;
GRİP- KOYU MAVİ,
TURKUAZ, MOR;
BÖBREKLER- SARI, SARI-TURUNCU;
LÖSEMİ- MOR; KARACİĞER- MAVİ ve SARI kombinasyonları;
REGL- AÇIK KIRMIZI ve MAVİ- YEŞİL kombinasyonları;
BAYGINLIK- BUZ MAVİSİ;
SİNİRLER- YEŞİL, MAVİ-YEŞİL;
PARKİNSON- LACİVERT;
VEREM- KIRMIZI ve KIRMIZI- TURUNCU, LACİVERTLE karışık olarak;
KAŞINTI- LİMON SARISI ve TURKUAZ;
CİLT SORUNLARI- PEMBE, MAVİ-MOR,
TURKUAZ; ŞİŞLİK- AÇIK ve BUZ MAVİSİ;
ÜLSER- YEŞİL.
BÜTÜNSEL SAĞLIK KOÇU- Nermin DOGRUOGLU 3 Ocak

Şafii esması şifa veren bir frekansa sahiptir. Ayrıca kurutulmuş karanfil yapraklarını mor bir kese içerisine koyarak keseyi dikin. Kese şifa enerjisi verecektir…

Allahım! Bana, Değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmem için sabır, Değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmem için cesaret ve Aradaki farkı anlayabilmem için de bilgelik ver…

ÇAKRALARI ŞİFALI TAŞLARLA DÜZELTELİM…

 
I. ÇAKRA Akik, uyum ve konsantrasyon geliştirici, canlandırıcı özelliği var. Uğur ve bereket taşı olarak da bilinir. Kişinin içe dönüşü ve iç dünyasonda derinleşmesini, yaşamını derinden incelemesini sağlayan, iç dünyasını sağlamlaştıran değerli bir taştır. Kırmızı yeşim, yeşim taşının tüm özelliklerine sahip. Mercan, kişinin ruhsal anlayışını güçlendirir, konsantrasyon eks…ikliğini giderir, atılacak yeni adımlarımızda cesaret verir.  Yakut, anlayış ve hoşgörüyü artırır, ruhsal gelişime yardımcı olur, sınırlarımızı genişletmemizi sağlar, bizi koşulsuz sevmeye götürür.
II. ÇAKRA Akik. Ay taşı, insanın dişil, duygusal ve sezgisel yönünü dengeler. Hşefkat ve sempati duygularını artırır. Hayranlık duygularımızı arttırıcı, kendi güzel yanlarımızı hissettiren bir taş, ilişkileri düzenliyor.
III. ÇAKRA Kaplangözü, konsantrasyonu güçlendirir, cesareti artırır, insanların iyi tarafını görmemize yardımcı olur, duygusallığı dengeleyerek olayları ne algılayışı sağlar. Amber, karaciğeri temizler, sindirim ve iç salgı bezlerine iyi gelir. Yüklü bir şifa enerjisi ile canlılık verir, hayatın güzel yanlarının fark edilmesine yardımcı olur. Maddi yaşam ile ruhsal alem arasında dengenin kurulmasını sağlar. Topaz, kişinin kendisine apırlık veren köhne düşüncelerden kurtulmasına ve yeni bir güç yaratmasında yardımcı olur. Duygusallık ve endişeye karşı iyi gelir. Ruhsal bakımdan gelişmeye yardımcı bir taştır Strin, sarı kuartz, mutluluk verir ve şeker hastalığına iyi gelir. Bedensel ve ruhsal olayların hazmedilmesinde itici güç olur.
IV. ÇAKRA Kızıl kuartz, kuartz kristal taşının tüm özellikleri.  Pembe Turmalin, yaşam sevinci ve aşkın taşıdır, derin üzüntülerin atılmasında etkilidir. Uyum yeteneğini artırır, kendi kendini sevmeyi ve kabul etmeyi kolaylaştırır dolayısıyla diğer insanları anlamamıza yardımcı olur. İlişkileri korkusuz ve mutlulukla yaşamayı sağlar, duygusal blokajları eritir. Terapi özelliğinden dolayı ruhsal şifacılar bu taşı kullanırlar. Hayatı olduğu gibi kabullenmeyi sağlar, avuç içi çakraları aktive eder. Yeşil turmalin, sevgi titreşimlerinin taşıdır. Duyguları dengeler, sinir sistemini güçlendirir, yorgunluk hissini yok eder. Fiziken gençleştirir, spiritüel hayatımızı dengeye sokar. Kalıplaşmış, eski, negatif alışkanlıklarımızdan, düşüncelerimizden kurtulmamıza yardımcı olur. Hormonal ve dolaşım sistemindeki bozuklukların, kalp rahatsızlıklarının iyileşmesinde yardımcı olur. Siyah Turmalin, Endokrin sisteminin dengelenmesine yardımcı olur, uykuya geçişi kolaylaştırır, yüksek seviyede koruyucu özelliği vardır. Korkuyu ve negatif şartları elimine eder, konsantrasyon ve ilhamı güçlendirir, duyarlılığı ve anlayışı artırır. Şansız bir dönemde veya gizli düşmanlar varsa ya da negatif ortamlara veya insanlarla karşılaşma zorunluluğu olunduğunda bu taşı kolye olarak taşımak çok yararlıdır. Ayrıca ayak tabanlarındaki çakraları aktive etmek için de kullanılabilir. Kuntize, ilahi sevgiyi ortaya çıkarıyor, yol gösterici, hayatın maddi yönüne giderseniz tekrar yola sokuyor, kalp çakrasının açılmasını sağlıyor. Zümrüt, uzaydaki enerjileri çekiyor ve bu enerjiler agrandize olarak bize ve bizden başkalarına yansıyor. Her şeyi kucaklayan sevginin taşı, doğadaki enerjileri ayarlıyor. Huzur veriyor. Programlandığında dışarıdan gelen enerjileri süzüp pozitif enerji yansıtabilir. Yeşim, sakinleştiricidir, bize alçak gönüllük, huzur ve bilgeliği sunar. Programlandığında yastığın altında olursa güzel rüya ve arzu edilen mesaj rüyalar görülür. Duygusallıktan uzaklaştırarak görüşü netleştirir.
V. ÇAKRA Aquamarin, ruhsal sevgi ve şifa kanalı olabilirsiniz. Kişinin varlığında uyulmayıcı etkilerle denge halinin oluşmasını sağlar, yaratıcılığı artırır. Beden ve zihin ilişkisini güçlendirerek sezgileri kuvvetlendirir. Üzerimizde taşıdığımızda negatif enerjilere karşı korur. Kötü kelimeleri filtre edici özelliği vardır. Turkuaz, göğün mavisi ile yerin yeşilini birleştirir, ruhsal alem ile bütünleşmeyi sağlar. Turkuaz rengi pozitifi emer, negatife kalkan oluşturur. Psişik saldırı, büyüye karşı korur. Denge ve kalkan oluşturur. Kaygıyı teskin eder. Kadıköy taşı, tiroide olumlu etkisi var, şifa olarak kullanılır. Öfkeyi engeller, konuşma ve yazma yolu ile yaratıcılığı artırır.
VI. ÇAKRA Lacivert lapis lazuli, kozmostaki güvenlik duygusunu hissettirir. Derin düşünceye yardımcı olur. Ruhun hakikate ulaşma arzusunu kuvvetlendirir. Blokajları çözer, arındırır ve iç benliğe doğru iter. Meditasyonlarda destek sağlar. Safir, zihni kozmik bilgiye, sonsuzluğa açar, dönüştürücü ve yenileştirici etkisi vardır. Kuşkuları nötralize ederek ruhsal gelişime bizi açar. Duyular dışı algılamaları kuvvetlendirir. Lacivert sodalit, zihni saflaştırır, dinginlik, güven ve enerji verir. İnsanı dünyada yaşarken ruhsal alem ile bağ kurarak dengeyi sağlar. İfadeyi güçlendirir, kolay iletişim kurmayı sağlar.
VII. ÇAKRA Ametist, Hareketin kızıl ateşi, alıcılığın mavi ışığı, sessizlik ve boşluk bu taşta büyük bir güçle birleşir. Korkuyu, uyumsuzluğu yok eder, sezgileri güçlendirir, ilham taşıdır. İç huzuru bulmayı, iyilik ve bilgeliği günlük hayata indirgemeyi sağlayan etkisi vardır. Rüyalarda netlik temin edicidir. Bulunduğu ortamdaki negatif enerjileri temizler ve pozitif enerjiye dönüştürür. Uykusuzluk problemlerini çözer. Üçüncü gözün kapasitesini artırmak ve migren rahatsızlıklarında kullanılabilir. Kaya kristali, büyük bütünlüğe götürür, zihin ve ruha ışık verir, çakra tıkanıklıklarını açar, güçlü korumalar yapabilir. Çakrayı açan ve aktive eden taştır. Bu taş ile kendimizi kozmik enerjilere açarız, yüksek seviyeli enerjilere yükseliriz.Çift uçlu kuarz, meditasyonlarda kullanıldığında kutsal dengeyi hissettirir ve bizleri yüce Yaradan enerjinin kaynağına bağlar. Enerjimizi artırmak, vizualizasyonu güçlendirmek, düşüncelerimizi belirginleştirmek ve duru görüyü artırmak,  dileklerimizi, projelerimizi ve isteklerimizi gerçekleştirmek için kullanılır. Rutil kuarz, gerilimleri çözer, şifanın ve uyumun taşıdırsakinleştirici etkisi vardır. Salkım Kuarz, Çok güçlüdürler, mutluluk ve uyuma ihtiyacı olan ortamlar için idealdir. Kendi kendini şarj etme özelliğinden dolayı özel olarak aktive edilmesine veya şarj etmeye ihtiyaç yoktur. Bu özelliklerinden dolayı diğer mineralleri de şarj etmekte kullanılabilirler. Kristal küreler, Mantalin aktif olmayan bölgelerini yavaş yavaş aktive eder, paranormal yetenekleri açığa çıkarır ve geliştirir. Büyük Tibetli Lamalar kristal küreleri hayatlarını uzatmak, sağlıklarını korumak ve sinir sistemini dengede tutmak için kristal kürelerle nasıl çalışılacağını çok iyi bilirler
sİNEM bAŞARAN…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

NEGATİF ENERJİLERDEN KURTULMA

196170_10150122825769279_5462373_n[1]” Tamamen pozitif enerjilerle çevrelenmeyi ve bana zarar veren bütün negatif enerjileri hayatımdan uzaklaştırmayı seçiyorum. Kendimi olumlu enerjilere açmayı ve güzel enerjiler üretmeyi kabul ediyorum. Bana zarar veren tüm olumsuz enerjileri şimdi kendimden uzaklaştırmaya ve bu enerjilerden korunabileceğim çok güçlü bir enerji kalkanına sahip olmaya hemen şimdi bütün kalbimle niyet ediyorum. Niyetim hemen şimdi gerçekleşmeye başladı ve bunun için teşekkür ediyorum.”

sİNEM bAŞARAN

Hiç Bir Şey Gözüktüğü Gibi Değildir…Güzel Bir Hikaye…

Sultan  o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil.

Veziriazam  sorar:

– Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

— Akşam garip bir rüya gördüm.

– Hayırdır inşallah?..

— Hayır mı şer mi öğreneceğiz.

– Nasıl yani?

— Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;

— Kimdir bu?

Ahali:

– Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhusun biri işte!..

— Nerden biliyorsunuz?

– Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz…

Bir başkası tafsilata girer;

– Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısı’nda çalışır. Nalının hasını yapar… Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine…

Hele yaşlının biri çok öfkelidir.

– İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..

Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada!… Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :

— Nereye?

– Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

— Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem… Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.

– İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

— Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

– Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

— Mollalığa devam… Naaşı kaldırmalıyız en azından.

– Aman efendim, nasıl kaldırırız?

— Basbayağı kaldırırız işte.

– Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini…

— Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.

– Şurada bir mahalle mescidi var ama…

— Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?

– Ne bileyim, Ayasofya’dan, Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden…

— Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim…

Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa… Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza… Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha… Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.

– Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba…

— Nasıl yani?..

– Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..

— Doğru, öyle ya, neyse… Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur.

Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.

– Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun.

Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar… Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından…

– Biliyor musun oğlum? diye dertli dertli söylenir… Bizim efendi bir âlemdi, vesselam… Akşamlara kadar nalın yapar… Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi yüz numaraya!..

— Niye?

– Ümmeti Muhammed içmesin diye…

Hayret…

– Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek… O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara… Mızraklı ilmihal. Hucceti islam okurdum. Konuşurdum… Dertlerini dinlerdim.

— Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki…

– Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe’yi görmeli…

— Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?

– İşte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya… Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek.inan cenazen kalacak ortada…

— Doğru, öyle ya?..

– Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?

— Peki o ne dedi?

– Önce uzun uzun güldü, sonra;

– Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?

YENİ AY- YENİ BAŞLANGIÇLAR ZAMANI

66445_410236079058434_188610189_n[1]10 Şubat Pazar günü sabah saat 09.20’de Yeni Ay gerçekleşecek. Enerjisi kuvvetli çok güzel bir yeni ay bu. Yeni başlangıçların zamanı!

Tam o saatte ya da kaçıranlar o saate niyet ederek; hayatınızda olmasını, artmasını ve yükselmesini istediğiniz her ne varsa tam olarak onlara ve sevgiye, ışığa odaklanın (zihninizde olmuş gibi canlandırın) ve tüm bu niyetlerinizi, dileklerinizi, hayatınızda olmasını istediğiniz tüm güzellikleri bir kağıda yazın.

Sonuna da “bütünün en yüksek hayrına ise olmasını diliyorum.” yazın. Sizin için özel bir yer varsa bu kağıdı oraya koyun ya da kağıdınızı suya atın ya da toprağa gömün. Yazdıklarınız bittikten sonra meleklerinize gerçekleşmelerine yardım ettikleri için teşekkür edin.

Ve Yüce Allah’a şükredin. Şükretmek; çok kuvvetli enerjisi ve anlamı olan bir kelimedir. Tüm dilekleriniz göz açıp kapayıncaya kadar çok kısa sürede gerçek olsun 🙂 ve öyle de oldu! Sevgi ve ışıkla…

Meleklerle Yaşamak

Yoncaların Anlamı Şöyleymiş…

 

 

Yoncaların anlamı şöyleymiş:

Birinci yaprak sağlığı,

İkincisi barışı,

Üçüncüsü aşkı,

Dördüncü yaprak ise şansı simgelermiş…

Sağlık, Barış, Aşk ve Şans daima sizinle OL’sun sevgili dostlar… ❤

 

Güzel Bir Kıssadan Hisse!

 

Kasabanın birinde zengin bir tüccar yaşarmış. Öleceği vakit vasiyetinde: ‘Ben mezara konulduğum gün kim gelir benimle bir gece mezarda kalırsa ona servetimin yarısını bırakacağım.’ demiş. Çoluğu çocuğu, akrabala…rı servetin yarısı bırakılmasına rağmen bunu yerine getiremeyeceklerini düşünüyorlarmış.

Kısa bir müddet sonra adam ölmüş. Adamın vasiyeti kasabada zaten meşhurmuş. Bunu duyanlardan biri de kasabanın en ücrâ köşesinde yaşayan hamalmış. Adamın öldüğü haberini duyunca yakınlarına kendisinin bir gece mezarda kalabileceğini söylemiş. Bunun üzerine cenaze merasiminden sonra hamalı da adamla birlikte kabre koymuşlar. Hamal: ‘Zaten bir tane ipim bir tane de küfem var. Kaybedecek bir şeyim yok. İyi ettim de bu adamla buraya girdim.

Çıktığımda kasabanın hatırı sayılır insanlarından biri olacağım.’ diye düşünüyorken bir gürültü kopmuş ve dünyada daha önce hiç karşılaşmadığı yüzlere orada rastlamış. Gelen melekler aralarında konuşuyorlarmış: ‘Bu ölü olan zaten elimizde. Onu istediğimiz vakit hesaba çekebiliriz. İlk önce şu canlı olandan başlayalım.’ Adam tir tir titriyorken başlamış melekler art arda sorular sormaya: ‘Söyle bakalım ey falan oğlu filan. Küfenin ipini nereden buldun? Satın aldıysan ne kadara aldın? Kimden aldın? Aldığın kişiyi dolandırdın mı? Hakiki değerinde mi verdin ücretini?’ Adamın dili dolanıyor sorulan sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor ancak, o cevap verdikçe ip ile ilgili bir başka soru ile karşılaşıyormuş. Gün ağarırken zengin adamın akrabaları gelmiş ve adamı mezardan çıkarmışlar:

– Artık kasabanın sayılı zenginlerindensin. Anlat bakalım bir gece mezarda kalmak nasıl bir duygu? Hamal: – Aman, lanet gitsin! İstemiyorum! Bütün mal mülk sizin olsun! Ben bir ipin hesabını sabaha kadar veremedim, o kadar malın hesabını kıyamete kadar veremem herhalde… Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın. Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın. Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin. Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.

”Kaz kafalı” sözü de nereden çıkmış?

Göç eden kazları havada süzülürken izlediniz mi hiç? İzlediyseniz eğer, “V” şeklinde bir formasyonla uçtuklarını farketmişsinizdir. Bilim adamları araştırmış, “Bu kazlar neden V şeklinde bir grup oluşturarak uçarlar” diye…        Kazların… bu uçuş stilinden bizlerin ders alacağı noktalar var…

Uçan her kaz, kanat çırptığında arkasındaki kaz için onu kaldıran bir hava akımı oluşturuyor. V şeklindeki formasyonla uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışlarındaki hava akımını kullanarak uçuş menzillerini % 71 oranında artırıyorlar. Yani tek başına gidebilecekleri maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlar.

Kıssadan hisse :        Belli bir hedefi olan ve bu hedefe ulasmak icin biraraya gelen insanlar hedeflerine çok daha kolay ve çabuk erişirler. Çünkü birbirlerinin çekimini kullanırlar.        Bir kaz, V grubundan çıktığı anda, uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü kaldıraçla hava akımının dışında kalmış oluyor. Bunun sonucu olarak hemen formasyona geri dönüyor ve “V”nin gücünü kullanıyor.

Kıssadan hisse :       Bizimle aynı yöne gidenlerle bilgi alışverişini sürekli kılmalıyız.        Başta giden V lideri yorulduğunda en arkaya geçiyor ve hemen arkasındaki lider konumuna geliyor. Bu değişikliği sürekli yapıyorlar.

Kıssadan hisse :       Liderliği paylaşmak ve zor işi rotasyonlu yapmak ivme kazandırır.

Gerideki kuşlar öndekileri daha hızlı gitmek üzere bağırarak uyarıyor:

Kıssadan hisse :        Takım ruhu.        Formasyondaki bir kuş hastalanırsa veya bir avcı tarafından vurulur da uçamayacak hale gelirse… Düşen kuşa yardım etmek üzere formasyondan iki kaz ayrılıyor ve korumak üzere yanına gidiyor. Tekrar uçabilene kadar veya ölümüne kadar onunla beraber kalıyorlar. Sonra diğer bir “V” formasyonuna katılıp kendi gruplarına ulaşıncaya kadar beraber uçuyorlar.        Kıssadan hisse : İşler zorlaştığında kenetlenmenin faydası var…

ARZULARIMIZI SERBEST BIRAKTIĞIMIZDA ÖZGÜR OLURUZ.


Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu   yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz.

Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp   yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır!

Zaten Orada mıyız?

 

537486_301275106655728_404256687_n[1]Eskiden yoğun meditasyonlar, derin düşünme, yıllar süren acı verici çabalar sonucunda ulaştığımız nokta için insanların, ‘zaten oradasın’ dediklerini duyuyoruz. Üstelik işin en acı yanı da kimsenin “gerçekte orada OLMAMASI”. Ruhsal öğretilerle ilgilenen insanlar sorgulayıcı ve özgür bir zihin yerine kabullenmenin ve sorgulamadan inanmanın mutlu uyuşukluğuna çekilmiş durumdalar. Bizler eğitmenlerimizden sürekli olarak “Farkında ol! Farkında ol! Her şeyin farkında ol! Sana söylenenleri kabul etme! Kendi adına sorgula!” laflarını duyarken bugünlerde, “İnan! Zaten orada olduğunu kabul et!” laflarını duyuyoruz. Eskiden yoğun meditasyonlar, derin düşünme, yıllar süren acı verici çabalar sonucunda ulaştığımız nokta için insanların, ‘zaten oradasın’ dediklerini duyuyoruz. Üstelik işin en acı yanı da kimsenin “gerçekte orada OLMAMASI”.

YILLAR önce, felsefeye meraklı yeni yetme bir genç olarak rahmetli İlhan Güngören’in asistanlığını yaptığım yıllarda, kendisinin sık sık duyduğum bir talebiyle karşılaşırdım: “Bütün konuşmalarımızı, yaptığımız çalışmaları yaz. Bunlar bir gün çok önemli kayıtlar olacak. Türkiye’de ruhsal çalışmaların nereden nereye geldiğini görmeleri insanlar için çok önemli olacak.” Açıkçası İlhan Bey’in bu talebini bir türlü yerine getiremedim. Ancak, bugün geriye dönüp baktığımda bunun ne kadar yerinde bir talep olduğunu anlıyor ve şimdi hafızamı zorlayarak Türkiye’de en azından Doğu öğretilerinin nereden nereye geldiğini, ne kazandığını ve ne yitirdiğini anlamaya çalışıyorum.

Bizler ruhsal çalışmalarda kesinlikle Türkiye’de ilk kuşak değildik, hatta ikinci kuşak bile değildik ama Doğu öğretilerinde ikinci kuşak, Zen ve Taoizm’de ise ilk kuşak olduğumuz doğruydu. O yıllar, Doğu öğretileri konusundaki ilgi bu günkünden oldukça farklı bir boyuttaydı. Her şeyden önce, Doğu öğretileri henüz “new age” ya da “yeni çağ” denilen akımın etkisi altına girmediği için geniş halk kitlelerine ulaşamıyordu ama, bir yandan da saflığını korumayı başarıyordu. Üniversite yıllarımda, Prof. Teoman Duralı’nın İlkçağ Felsefesi dersinde, yeni çağ ve spiritüalizm akımları için söylediği sözleri hala anımsıyorum: “Sevgili arkadaşlar yeni çağ ya da spiritüalizm gibi yeni akımlar, Hindu ve diğer doğulu öğretilerin bozulmuş ve üzerinde yeterince çalışılmamış kötü kopyalarıdır.” Doğrusunu söylemek gerekirse bugün, bu tür çalışmaların durumunu incelediğimde hocamın bu sözlerine katılmadan edemiyorum. Ruh kavramının varlığına bile inanılmayan Tibet Budizmi’nde, nasıl olup da reenkarnasyon (yeniden doğuş) kavramının varolduğunu kimsenin sormadığını görüyorum bugünlerde. Ruhsal öğretilerle ilgilenen insanlar sorgulayıcı ve özgür bir zihin yerine, kabullenmenin ve sorgulamadan inanmanın mutlu uyuşukluğuna çekilmiş durumdalar. Bizler eğitmenlerimizden sürekli olarak “Farkında ol! Farkında ol! Her şeyin farkında ol! Sana söylenenleri kabul etme! Kendi adına sorgula!” laflarını duyarken bugünlerde, “İnan! Zaten orada olduğunu kabul et!” laflarını duyuyoruz. Eskiden yoğun meditasyonlar, derin düşünme, yıllar süren acı verici çabalar sonucunda ulaştığımız nokta için insanların “zaten oradasın” dediklerini duyuyoruz. Üstelik işin en acı yanı da kimsenin “gerçekte orada OLMAMASI”.

Özellikle doksanlı yıllarla birlikte başlayan “anlamsızlaşma çağı”, insanları acı verici bir anlam arayışına sürükledi. Bu anlam arayışı ve kişinin kendini anlamsız ve amaçsız hissetmesi o derece ağır bir hal almaya başladı ki, yeni kuşak ruhsal yolcular, prozak da kullanabilecekken bunun yerine meditasyon yapmayı “tercih eden” insanlar durumuna geldiler. Yaşadıkları kültürü anlamadan onu bırakıp başka bir kültürü, başka bir yaşam biçimini kendilerine uydurmaya çalışırken, ortaya çıkan şeyin yalnızca ve yalnızca bir mutasyon olduğunu ve uzun yaşamına devam edemeyeceğini anlayamıyor bugünün ruhsal insanı.

Oysa, ruhsal yolda yürümeye başladığımızda bize çok basit bir formül sunulmuştu: Kültürünün şartlandırmalarından kurtulmak istiyorsan, önce tam olarak içine girerek onu incele, onu anla, ardından onun artık senin üzerinde baskısının kalmadığı bir noktaya ulaş ve sonra da onu sağlıklı bir şekilde kabul et; çünkü sen asla ama asla yaşadığın doğal çevreden bağımsız bir varlık değilsin ve ruhsal yol da uyum üzerinde yükselen bir yoldur.

Bu nedenle, ülkemizde ilk yıllarda bizleri ruhsal yolda yönlendiren eğitmenlerimiz, kolay yanıtlardan hoşlanmayan, hatta zaman zaman kendilerinden kaçacak delik aradığımız eğitmenler olurlardı. Karşılarına her şeyi anladığımızı ima ettiğimiz bir yanıtla çıktığımızda bu yanıtımızı öyle bir irdelerlerdi ki, sonuç olarak bu yanıtın yalnızca içinde bulunduğumuz baskıdan kurtulmak için zihnimizin bize sunduğu kolay bir kaçış olduğunu anlardık. Ruhsal yol rahatlama ya da keyif alma yolu değildi; gerçek denilen şey her ne ise, onu anlama ve bunun sonucunda da gerçek özgürlüğe ulaşma yoluydu. Geçmiş yaşamımızda ne olduğumuz hiçbir eğitmenimizi ilgilendirmezdi, onların ilgilendikleri şey, bugünü, şu anı nasıl yaşadığımız ve kişiliğimizde bize ait olmayan şeyleri nasıl bıraktığımızdı.

Yıllar önce Dharma Yayınları’nı kurduktan bir süre sonra, yayın dünyasında ruhsallık ve doğu öğretileri arasında önde gelen yayınevlerinden biri olduk. Yayınevimizin beğenilmesinin en önemli nedenlerinden biri; mümkün olduğunca insanları kolay kaçış yollarından uzak tutacak, ayakları yere sağlam basan eserleri seçip yayınlamamızdı. Yayıncılığın, özellikle de bu alandaki yayıncılığın çok önemli riskler içerdiğinin farkındaydım. Bu aynı zamanda verdiğim dersler için de geçerliydi. Eğer insanlara ruhsal bir öğretiyi öğretiyorsanız, öğrencilerinizin daima sizi olmadığınız bir insan yapma, size sahip olmadığınız güçler ve yetenekler atfetme eğilimleri olduğunu fark etmeli ve öğrencilerinizi bu tür etkilerden korumalısınız. Ben de defalarca bu tür durumlar yaşadım. Pek çok kereler öğrencilerimin yanıma gelip, “Hocam dün gece sizi rüyamda gördüm, bana şunları şunları söylediniz”, dediklerine tanık oldum. Bu tür durumlarda çoğu eğitmenin, sanki öğrencilerinin bilmedikleri bir şeyi biliyorlarmış gibi sessiz kalarak, kendilerini öğrencilerine sanki bazı üstün yeteneklere sahipmiş gibi göstererek onların yanılsamalarını beslediklerine de tanık oldum. Benim bu tür durumlarda verdiğim yanıt ise benden öncekilerin verdiği yanıttan çok farklı olmadı hiçbir zaman: “Sanırım gece bir yerin açıkta kalmış.”

Şu an artık Dharma Yayınları’ndan ayrıldıktan sonra yeni kurduğum Klan Yayınları’nda da yayın politikamız aynı şekilde devam ediyor. T’ai Chi ve Zen üzerine kitap yazmış olmama karşın, artık ne Zen ne de T’ai Chi çalışmaları öğretiyorum; ama şu an öğrettiğim öğreti konusunda da aynı tavrımı koruyorum.

Ruhsallık çift taraflı bir bıçak gibidir ve nasıl kullanılacağı bilinmezse kişiye kolayca zarar verebilir. Yanılsamalara açıktır. Günümüz insanına ruhsal bir insandan bahsettiğinizde gözünün önünde beliren resim; yüzünde durgun bir ifade olan, neredeyse kolunu kıpırdatmaya hali kalmamış, erdemli, aseksüel bir insandır. Örneğin, o insanın içki içebileceğine, et yiyebileceğine, sevişebileceğine kimse inanamaz. Oysa gerçek anlamda ruhsal olarak inanılmaz noktalara ulaşmış olan tanıdığım pek çok insan bunların hepsini yapan kişilerdi. Yetmiş yaşlarında ve kolayca levite olup havada saatlerce kalabilen, 50 bin volt ölçen bir aleti enerjisinin yüzde 5’i ile patlatıveren, aynı anda birbirinden farklı mekanlarda varolabilen tanıdığım pek çok usta, kayak yapan, sigara içen, et yiyen, bol bol gülen, karıları, çocukları olan insanlardır. Hepsi de ayakları yere sağlam basan dengeli insanlardır. Çinlilerin çok sevdiğim bir sözü vardır: “Yaşarken yaşayanların işleriyle uğraşın”, derler. Ruhsal yolculuk ölümün yolu değil, yaşamın yoludur. O nedenle de canlı, güçlü, yaşam ateşiyle dolu olması gerekir.

Çağımızın ruhsal eğilimleri ne yazık ki ölümün yoluna yönelmiş durumda. Belki de bu nedenle sağlık üzerine bu kadar odaklanmış durumdalar. Her gün bir öğrencimin nasıl beslenmesi gerektiğine dair sorularıyla karşılaşırım. Onlara canları nasıl istiyorlarsa o şekilde beslenmelerini ve ne yapmalı, ne yapmamalı gibi şeylere aldırmayı bırakıp bir an önce yaşamaya başlamalarını söylerim. Benim derslerimde insanlar sigara içmeyi bırakmaz, bazen sigara içmeye başlarlar. Benliklerinde gerilim yaratan, onları gerçekte olmadıkları bir şey olmaya zorlayan yanlarından kurtulmaya başlarlar önce. Bunu başardıktan sonra gerçek doğaları, gerçek benlikleri onları olması gereken doğru yola yönlendirmeye başlar. Belki de geçmişteki ruhsal öğretilerle günümüzde uygulanan biçimi arasındaki en önemli fark, geçmişteki öğretilerin sizi gerçekte olduğunuz kişiye dönüştürürken, günümüzdeki uygulamaların ideal ama gerçekte olmadığınız bir şeye dönüştürmeye çalışmasıdır. Bu nedenle de kör bir noktaya ve yanılsamaya doğru ilerleyip dururlar. Bu yazı sanırım biraz acı oldu. Ama bana sorulan soru günümüzdeki ruhsallığı nasıl gördüğümdü. Dilerseniz bu konu üzerinde siz de düşünün. Sonra bir gün çay içip bu konu üzerinde sohbet ederiz.

(İl Yayın: Buğday Dergisi)

http://www.derki.com/ruhsallik/item/2834-zaten-orada-miyiz

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bazen Söylenen Yalanların Farkına Vardığım Halde, Karşımdakinin Yüzüne Vurmamak İçin FARKETMEMİŞ GİBİ YAPTIĞIM DOĞRUDUR…