Gülen Yüzüm Hiç Solmasın Diye Her Sabah Suluyorum…:)))

Hayatımızla ilgili mucizeler başladığında bilinçaltı devreye girer ve endişe korkuları tetiklemeye başlar, olumsuzluklara hep alışmışızdır..

542191_10200244518338627_55920127_n[1] Birşeyin iyiye doğru gitmesi bizi korkutur hatta tedirgin eder … bu bir sahte korkudur… doğada herşey herzaman daha iyiye gider ve yenilenir..yeterki doğallığa müdahale etmeyelim..yaşamımızda böyledir… doğal haline müdahale ettiğimizde ilahi akışa müdah…ale etmiş oluyoruz… herzaman şunu hissedin… güvendeyim ve mucizeler zamanı başladı fazlasıyla mucizeleri hak ettim… kendime ve geçmişteki tüm tecrübelerime teşekkür ediyorum ve saygı duyuyorum, kendimi affediyor seviyorum kendimden başlayarak bütünün şifalanmasına niyet ediyorum şükrüler olsun hamd olsun

bülent gardiyanoğlu

İnsanların sizi ‘GÖKLERE’ çıkarmasına aldanmayın. Bir anda göklere çıkaranlar, kendi çıkarları için bir anda da ‘YERE’ bırakırlar.

Üzüntü Nasıl Yok Edilir?

Kanadalı ünlü Doktor William Osler, Montreal’de tıp fakültesine devam ettiği yıllarda, derslerinde başarılı olamayacağını, iyi bir doktor çıkamayacağını düşünüp üzülüyordu.

Doktor oldu, ancak aynı üzüntü ve endişeler yine devam etti.

Bir gün, ünlü İngiliz tarihçisi Thomas Carlyle‘den okuduğu bir cümle, onun tüm hayatını değiştirdi ve
öldüğü 1919 yılına kadar, tüm dünyanın adını saygı ile andığı bir doktor olmasını sağladı.

William Osler’in hayatını değiştiren o cümle şu idi:

“Bizim hayattaki en önemli işimiz; belli belirsiz, puslu şekilde uzaklarda bulunan şeyleri görmeye çalışmak değil; gözümüzün önünde apaçık halde duran şey için ne yapacağımıza karar vermektir.”

http://fwmail.net/hikaye/uzuntu-nasil-yok-edilir/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Eğer karşınızdaki insanların gönlünü kazanmak istiyor veya eleştirinizin dikkate alınmasını istiyorsanız, daha akılcı davranmalısınız.

Eğer karşınızdaki insanların gönlünü kazanmak istiyor veya eleştirinizin dikkate alınmasını istiyorsanız, daha akılcı davranmalısınız.
İşte yaşandığı rivayet edilen, iletişim ve ilişkiler üzerine ders verici 5 hikaye:

1.

Charles Schwab, çelik fabrikalarının birisinde dolaşıyorken, işçilerden bazılarını sigara içerken görmüştü.
Hâlbuki işçilerin başları üzerindeki duvarda “Sigara içmek yasaktır.” levhası asılı idi.
Charles Schwab, onlara bakarak:
— Okuma bilmiyor musunuz? diye sormadı.
Aksine, işçilerine yaklaşıp kendi purolarından bir tane hediye etti.
— İşinizi bitirdikten sonra, bunu dışarıda içerseniz sevinirim, diyerek, içeride sigara içilmemesi gerektiğini nazikçe ifade etti.
Bu yüzden o, işçileri tarafından çok sevilen bir patrondu.

2.

Calvin Coolidge, Cumhurbaşkanlığı sırasında, bir gün sekreterine şu sözleri söylemişti:
— Bugün ne güzel giyinmişsiniz. Siz gerçekten güzel bir bayansınız.
Bayan sekreter bu iltifat karşısında şaşırmış ve memnun da olmuştu. Ama Coolidge, sözlerini şu şekilde tamamlamıştı:
— Ama sizden bir ricam var. Bundan sonra yazılarınızda noktalama işaretlerine biraz daha dikkat etmenizi istiyorum.
Coolidge’nin izlediği yol, son derece iyi bir metottu.
Çünkü insanlar iltifat edildikten sonra, kusurunun söylenmesine dayanabilir. Berber de insanı tıraş etmeden evvel sakalı sabunlamıyor mu?

3.

Emerson ile oğlu, buzağılarını ahıra koymak istemişlerdi. Emerson buzağıyı çekiyor, oğlu da itiyordu.
Buzağı ise, çayırı bırakıp gitmek istemediği için, direniyordu.
Evin hizmetçisi durumun farkına varmıştı. Gerçi o, Emerson gibi kitaplar ve makaleler yazmıyordu, ama hayvancılığı ondan iyi biliyordu.
Önce buzağıya şefkatle yaklaştı. Başını okşadı. Sonra parmağını bir meme gibi hayvanın ağzına verip emzirerek yavaş yavaş ahıra götürdü.
Muhatabınızı istediğiniz bir noktaya getirmek için, kendi isteklerinizi ona dikte etmeye kalkışmayın. Onun ne istediğini anlayıp, bu isteğe uygun bir davranış sergileyin.

4.

Yale Üniversitesi Profesörü William Lyon Pheps diyor ki:
“Sekiz yaşında iken, bir gün teyzemi ziyarete gitmiştim. Onun evinde orta yaşlı biriyle karşılaştım. O sıralarda benim en çok ilgilendiğim konu gemi ve gemicilikti.
Teyzemin misafiri ile bu konu üzerine uzun uzun sohbetler ettik. Onu sevmiştim. Misafir gittikten sonra, teyzeme ondan bahsettim ve gemiciliğe ilgisini takdir ettim.
Teyzem, onun New York’ta avukatlık yaptığını, gemicilikle hiç ilgisi olmadığını söyleyince, hayretle sordum:
— O halde niçin bana hep gemilerden bahsetti?
— Çünkü o bir centilmendi. Senin gemilere karşı ilgini anladığı için, seni ilgilendiren ve sevindiren olaylar üzerine konuştu. Ve bu şekilde kendini sana sevdirdi.”

5.

Başkan Theodore Roosevelt, kimle görüşürse görüşsün ona ne söyleyeceğini bilirdi.
Muhatabının yaptığı işten bahseder, başarılarını takdir ederdi.
Roosevelt bunu nasıl mı başarırdı?
Gayet kolay. Görüşeceği kişiyle konuşmadan önce, onun hangi konuyla ilgilendiğini öğrenir, kendini o konu hakkında okuyup araştırarak bilgilendirirdi.
Çünkü Roosevelt de, her lider gibi bilirdi ki, insanlar, en çok ilgilendikleri konu hakkında konuşmayı severler.

İnsanların kalbine girmenin en kestirme yolu, onların ilgilendikleri konular üzerinde konuşmaktır.

http://fwmail.net/hikaye/uzuntu-nasil-yok-edilir/

Başarının sırrına dair kısa ama anlamlı bir hikaye…

Başarının sırrına dair kısa ama anlamlı bir hikaye

Mesleğini bir ömür boyu tüm ilkelerine sadık kalarak uygulayan aksaçlı bir ustaya, başarısının sırrını sordular,

İki sözcük, dedi ve ekledi, Doğru kararlar.

O kararları nasıl alabildiğinin sırrını sordular,

Tek sözcük, dedi, Deneyim.

Deneyiminin sırrını sorduklarında ise şu yanıtı verdi,

‘İki sözcük’, ‘Yanlış kararlar’.

Kendinizi Daha İyi Hissetmenin 9 Yolu

Yaptığınız iyilikler size geri döner. Bu, kendiniz için yapacağınız iyilikler için de geçerli…
İşte kendinizi daha huzurlu hissetmek için günlük yaşantınızda uygulayabileceğiniz basit öneriler:

1- Çantanızın ön gözündeki ya da cebinizdeki bozuk paralardan gelen rahatsız edici sesten kurtulmaya ne dersiniz?
Alışveriş merkezlerinde ya da restoranlardaki bağış kutularını es geçmeyin ve bozuk paraları oraya atın.
Hem yararlı bir işe katkıda bulunmuş olun hem de o rahatsız edici sesten ve ağırlıktan kurtulun.
2- Kendinizi ödüllendirin ve yediğiniz takdirde kilo almaktan korktuğunuz o muhteşem keki yiyin.
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanlar yoğun glikoz yüklemesinden sonra daha yardımsever ve fedakâr oluyorlar.
3- Basit bir kural: Haftada en az bir kez gördüğünüz insanların isimlerini öğrenin.
Bu, devamlı sizi gözetleyen komşunuz, kuru temizlemeciniz, terziniz veya çalıştığınız binadaki güvenlik görevlisi olabilir.
4- Hiç merdivenlerden zar zor pazar arabasını çıkarmaya çalışan yaşlı bir kadın gördünüz mü?
Peki, ona biri yardım etmeli diye hiç düşünmediniz mi? Peki o “biri” neden siz olmayasınız?
5- Saçlarınızın fazla kıvırcık olmasından ya da kalçalarınızın fazla büyük olmasından dolayı şikâyet etmeyin.
Belki Jessica Alba’nın burnuna sahip değilsiniz ama yine de o sizin burnunuz. Kendinizi bir bütün olarak sevmeye başlayın. Unutmayın, her şey içinizde başlar.
6- Çocukken çok zor öğrendiğiniz bir şeyi başka bir çocuğa öğretin.
Ayakkabı bağlamak, montun fermuarını çekmek, tentürdiyot diyebilmek gibi.
7- Gün içinde en az üç iltifat almaya bakın ve bunun hakkını da verin!
8- Sipariş ettiğiniz içeceği yanlış getiren garsona kızmayın, alışveriş kuyruğunda önünüze geçen adama sinirlenmeyin, eski erkek arkadaşınızdan artık nefretle bahsetmeyin. Affedici olmak hayatınızı büyük ölçüde kolaylaştırır.
9- Trafikteyken, önünüzden geçen ambulansın içindeki hasta için dua edin!
kaynak: Hürriyet

Dünyada 7 milyardan fazla insan var…Ve sen 1 kişinin bütün hayatını mahvetmesine izin mi vereceksin? Yazık…

Bedende olan herhangi bir insanın gözlerine bak ve anla onu bedensel titreşimde tutan sebepleri. Anla onun öğrenmek üzere geldiği dersleri ve onurlandır onu.Şefkat duy seçimlerine ve kabul et yürümekte olduğu süreci.

543902_10151146296000583_70135554_n[1]

Bedende olan herhangi bir insanın gözlerine bak ve anla onu bedensel titreşimde tutan sebepleri.

Anla onun öğrenmek üzere geldiği dersleri ve onurlandır onu.

Şefkat duy seçimlerine ve kabul et yürümekte olduğu süreci.

Ve unutma senin de o süreçten öğrenmen gerekenler vardır.

Yoksa sen şimdi bu süreci izliyor ve üzerinde yorum yapıyor olmazdın.

En yüksek titreşimli insan bile burada kendini yeniden keşfetmek üzere bulunmaktadır

Kuantum Yaşam Haritası

Düşüncelerin Yaratıcı Gücü Vardır!

Şu üç sözcüğün ne kadar önemli olduğunun farkında ol:
Düşünceler nesnelere dönüşür.
Bir daha ve üzerine basa basa söylüyorum: Düşüncelerin nesnelere dönüşür. Neden mi? Çünkü düşüncelerinin yaratıcı gücü vardır.

Düşüncelerin nasılsa yaşamında öyle olur. İşin iyi tarafı düşüncelerin değiştiğinde yaşamın da değişir. Bu iyi haber! Şu bir gerçek ki alışkanlık haline gelen düşünce kalıpları belli bir zaman sonra kendini EYLEM olarak ifade eder. Üstad Sivananda’nın ifadesiyle düşünceler uyku halindeki eylem tohumlarıdır.
Düşüncelerimiz nesnelere dönüşür dedik. Peki, eylemlerimiz düşünceye dönüşür mü? Elbette!
Bir eylem yaparsınız, sonuca göre bir düşünce yaratırsınız ve sonra da başka eylemlere geçersiniz. Bu noktada bir uyarı yapmam gerekir. Çok fazla düşünmek kişiyi eylemden alıkoyabilir. Bir noktadan sonra düşünmeyi bırakıp eyleme geçmek gerekir. Çünkü sürekli düşünmek bir süre sonra insanı kararsızlığa ve güvensizliğe iter.
Sonuçta işleri yapan eylemdir değil mi?
Eyleme geçmek  kendini dönüştürmenin en etkili yollarından biridir. Az zamanda çok işler başaran biri olmak için eylemin gücüne ihtiyacımiz var.
Birçok insan görüyorum, düşünmekten bir türlü eyleme geçemiyor. Düşünüyor düşünüyor düşünüyor, hep düşünüyor, hiç çaba göstermiyor.Sonra da “ben neden başarılı olamıyorum” diye dövünüp duruyor. Bu tür insanlardan olmamak gerekir.
Aslında çabucak harekete geçemememiz sonradan öğrendiğimiz yaşam kalitemizi kat be kat aşağı çeken negatif bir alışkanlık.
Örneğin lise yıllarını ele alalım. Arkadaşlarla hadi bir yere gidelim deriz ve gideriz. Sadece gideriz hiçbir şeyi sorgulamayız değil mi? Ama yetişkin yaşımıza geldiğimizde öyle değildir, bir sürü sınırlayıcı çıkar ortaya.Yok gidersek ne yapacağız, nasıl döneceğiz gibi sonu gelmeyen sorgulamalara başlarız.
Ondan sonra da bu hayat tatsız demeye başlarız!
Bu hayat tatsız değil, zehirli düşüncelerimiz  hayatı tatsız yapan. Dolu dolu ve harika bir yaşam için düşüncelerimizi bir bekçi titizliğinde denetlemeli, zehirli  düşüncelerin içeriye girmesine asla izin vermemeliyiz.
Pozitif düşünce yüklemeleri yaparak potansiyelimizin en üst noktalarına tırmanabiliriz.
Hadi, yeniden çocukluğumuzdaki gibi özgür bir ruhla, eğlenceli bir şekilde yoğun eylemlere geçelim.
Her eylemimiz yeni bir ben ve her yeni ben yeni bir dünya yaratsın!
kaynak: Bayram Taşçı / Kişisel Gelişim Uzmanı

http://fwmail.net/yasam/dusuncelerin-yaratici-gucu-vardir/

Yoksa siz kaybetmek için mi doğdunuz?

Bir filozof, “Hayat doğduğumuzda hepimize bir mermer bloğu verir. Bazılarımız ondan güzel bir heykel yaparız, bazılarımız ise hoyratça peşimizden sürükleyip paramparça ederiz” demişti.

Kaybedenler de kazananlar gibi benzer ve farklı özelliklere sahiptir. Bazıları Leonard Cohen’in deyişiyle ‘görkemli kaybeden’dir. Bazıları ‘yokluğu anlaşılmaz’dır.
Bazıları kaybederken başkalarına da zarar verir. Bazıları ise ‘sadece kendine zararlı’ kaybedendir. Kazananlar gibi kaybedenler de, ‘felsefeli kaybedenler’ ve ‘felsefesiz kaybedenler’ diye ikiye ayrılabilir.
Kazanmak gibi, kaybetmek de bağımlılık yapabilir. Kaybetmişliğiyle barışmanın ötesine geçip, kaybetmeyi kimlikleştirmek de mümkündür. Bu bağlamda ‘param yok’ demekle, ‘ben fakirim’ demek arasında dağlar kadar fark vardır. Kaybetmeyi kimlik haline getirmek, -ki bunun Türk usulü versiyonu arabeskleşmedir- kaybetmeyi kalıcı ve ‘sürdürülebilir’ hale getirir.
Hiç kimse durduk yerde kaybeden olamaz. Kaybeden olmak için de bazı şekillerde düşünmek, bazı şekillerde davranmak, bazı şeylere inanmak gerekir. Kaybeden olmanın da yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesi vardır. Kaybetmek için doğanlar pek fark etmeseler de, kaybetmek için de çaba harcamak gerekir!
Peki hayat oyununda kaybetmeye yatkın insanların, düşünce ve davranışlarında sıklıkla karşılaşılan ortak özellikler nelerdir?
1- İç disiplin yetersizliği
Başarısız insanların birinci ortak özelliği, irade gücü zayıflığıdır. Kendini içinden disipline ederek, bir amaca doğru harekete geçirememek bu insanların en büyük eksiğidir.
İrade gücü, insanın kendi iç güçlerini bir mercek gibi toplayıp, bu gücü bir amaca yöneltmektir. İradesi zayıf olduğu için kendini kontrol edemeyenlerin, olayları ve diğer insanları yönetmesini beklememek gerekir.
2- Zaman kullanım bilincinde zayıflık
Başarılı ya da başarısız herkesin 24 saati vardır, farkı yapan bu zamanı nasıl kullandıklarıdır. Başarmak istediği işleri, bir zaman çerçevesine oturtup, yani ‘işleri takvime bağlayıp’ sonra da kendini o programına göre denetleyenler, iyi bir kişisel organizasyon sistemi kurmuştur.
Belli bir amaç ve yön duygusuyla hareket etmeyenler, zamanının değerini de bilemez. Yapılacak işleri olanlar için zaman geçer, bir amacı olmayanlar içinse zaman döner! Sabah olur, öğlen olur, akşam olur, tekrar sabah olur!
3- Başarıyı dış faktörlere bağlama eğilimi
Bernard Show ünlü esprisinde, “Başarı tamamen şansa bağlıdır, inanmıyorsanız başarısızlara sorun!” der. Başarısızların, hayatlarındaki sonuç-ları kendi karar ve seçimlerine bağlamak yerine, kader, kısmet, şans ve şartlar gibi dışsal faktörlere bağlama eğilimi yüksektir.
Egolarını savunmak ve öz saygılarını korumak için, başarısızlığı “Rüzgar karşıdan esiyordu, hakem karşı tarafı tutuyordu” gibi dış faktörlere bağlarlar. Bu tutumun tehlikesi nedir? İnsanlar başkalarını ve şartları çok fazla suçlarsa, öğrenmeye zaman bulamaz.
4- ‘Saydı’ tipi düşünmeye yatkınlık
Başaranlar, önlerindeki şartlardan nasıl başarılı bir sonuç çıkarabileceklerini düşünür. Başarısızlık merkezli düşünenler ise, ‘başka şartlarda olsa-lardı’ neler yapabileceklerini anlatıp durur. Bu ‘saydı’ tipi düşünmedir. Bu tür kadınlar, ‘erkek doğsalardı’ neler yapabileceğini anlatırken, bu tür erkekler ‘kadın doğsalardı’ neler yapabileceklerini sayıklar.
Daha ilkokula bile gitmemiş olan İbrahim Tatlıses, “Urfa’da Oxford olsaydı, biz de giderdik” der! Kısacası, başarı sonuç alır, sevinir ve susar. Başarısızlık konuştukça konuşur. Çünkü elinden iş gelme-yenlerin, dilinden çok söz gelir! Cenap Şahabettin’in deyişiyle “Yerinde sayanlar yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarır.”
5- Arabeskleşmeye yatkınlık
Başarısızlığa götüren tavırlardan biri de arabesk düşünmeye yatkınlıktır. Arabesk hayat görüşü sürekli bir ‘başarısızlık beklentisi’ içindedir. Kendini ‘bela paratoneri’ gibi görür.
Arabesk söyleyerek başarılı olunabilir ama arabesk bir dünya görüşüyle başarıdan başarıya koşmak pek mümkün değildir. Arabesk tavırlılar, söylemek yerine söylenmeye yatkın; anlatmaktan çok alınmaya eğilimlidir. Sürekli bir ‘kurban psikolojisi’ içinde kıvranır. Eziklik ile ezme içgüdüsü arasında savrulur, ‘doğru dozda tavır’ sorunu yaşarlar.
6- Atalet ve tembelliğe yatkınlık
Bir şeyi yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Onu niçin yapmanız gerektiğini de biliyorsunuz. İsterseniz nasıl yapabileceğinizi de biliyorsunuz. Yapmamakla neler kaybettiğinizi de biliyorsunuz. Yaparsanız neler kazanacağınızı da biliyorsunuz. Elinizi kolunuzu bağlayıp, yapmanızı engelleyen birileri de yok.
O halde sizin içinizde olup, sizi durduran nedir? Atalet!
Atalet, miskinlik, tembellik, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket etmek, yılgınlık demektir. Kaybedenlerin ana ruh hali, tembellik ve atalet psikolojisidir.
7- Kaybetme korkusundan kazanmaya kalkışmama
Bİr araştırma insanların “Ya başaramazsam” diye korkanlar ve “Ya başarırsam” diye korkanlar diye ikiye ayrıldığını göstermiştir. Pek çok insanda, başarısızlık korkusundan çok ‘başarı korkusu’ olduğu ortaya çıkmıştır.
Başarı korkusu, bazı kişiler-in başarılı olunca samimiyetlerini kaybedeceklerini, arkadaşları tarafından eskisi gibi sevilmeyeceklerini, ‘insanların onlara çıkarları için yaklaşacağını’ düşünüp, başarıdan uzak durması demektir.
Önemli bir diğer grup ise, ‘ya başarılı olduktan sonra zirvede kalamaz, gördüğümden eksik yaşarsam’ kaygısıyla başarıdan uzak durmaktadır. Kısacası, başarısızlar hem ‘ya başarırsam’dan, hem de ‘ya başaramazsam’dan korkarlar!
8- Psikolojik iç sabotajlara yatkınlık
Başarısız insanların beyninde, psikolojik iç sabotaj mekanizmaları bolca bulunur. Beyinleri adeta şizofrenik bir ikiye bölünmüşlük halindedir. Bir tarafları inşa ederken, diğer tarafları imha eder. Bir tarafları ileri iterken, diğer tarafları geri çeker.
Neyin doğru neyin yanlış olduğu, neyin ileriye götürdüğü, neyin geride bıraktığı konusunda net değillerdir. Başarı konusunda derin bir kafa karışıklığına sahiptirler. Kafası net olmayan insanların, eylemleri de net olmayacaktır. Nazımın bir deyişini biraz değiştirirsek, “Bana kafanızın içinde başarının net bir resmini yapabilir misiniz?”
9- Kendini geliştirmeye kapalılık, kurnazlığa yatmak
Azgelişmiş insanların, katakulli kapasitesi çok gelişmiş olur! İşini en doğru ve verimli şekilde nasıl yapacağına kafa yormak yerine, önce o işin kurnazlığına kafa yormak, tipik bir ‘azgelişmiş başarısız insan’ tavrıdır. Bu tür insanlar, ülkemizde çoğunluk olduğu için, yaygınlıktan gelen rahatlığa sahiptirler. Kurnazlık, otoriter ve azgelişmiş toplumlarda yaygındır.
Ege Cansen’in deyişiyle ‘bilgi açığını kurnazlıkla, beceri yetmezliğini ise kabadayılıkla kapatma’ eğilimi başarısızların karakteristiğidir. Başarısızların çoğu yeni şeyler öğrenmeye kapalı bir zihin yapısına sahiptir. Hayat ve başarı üzerine yeni şeyler öğrenmektense, kendi arabesk ezberlerini tekrarlamayı tercih ederler. Yaşadıkları olaylardan çıkardıkları dersler bile, daha önce çevreden duydukları kulaktan dolma fikirlerdir.
10- Başarı hakkında yanlış yargılara sahip olmak
Başarılı insanlar ‘başarının sırrı’nı bilir. Başarısız insanlar da bilir! Arada bir fark vardır, başarısızlar yanlış bilir! Daha da kötüsü, bazıları doğrusunu bilmek de istemezler! Çünkü başarının kendi ellerinde olabildiğine inanmak, insanı sorumluluk altına iter. Nasıl başaracağını öğrenip hayatının sorumluluğunu taşımak yerine, kişisel gelişim kitaplarını ve yazarlarını suçlamak çoğu insana daha kolay gelir.
Başarı da, futbol ve siyaset gibi, hemen herkesin fikir sahibi olduğu ama çok az insanın birinci sınıf bilgi sahibi olduğu bir alandır. Beynimiz başarı hakkında hurafeler ve ‘leylek hikayeleri’yle dolu. Başarısızların, yapması gereken ilk şey, başarı üzerine yeni şeyler öğrenmek değil, başarı hakkında bildiklerinin bazılarını unutmaktır!
Mümin Sekman / Milliyet

http://fwmail.net/yasam/kaybetmek-icin-doganlarin-ortak-ozellikleri/

Bir kişiye kızdığımız ya da bir olaya üzüldüğümüz zaman,burada kendi içimize dönüp aramamız gereken üç şey vardır.

1-.Bu olay,negatif bir bilinçaltı kaydımı değiştirmem gerektiğini mi haber veriyor?2-Bu olay ya da kişi ,hangi korkumun düğmesine basıyor?3-Bu kişi bana aynalık mı yapıyor?.Kimseyi yargılamadan,eleştirmeden,kızmadan yaşamayı denediz mi hiç?Kendimizde buna dahil.Ençok aslında kendimizi yargılıyor,eleştiriyor ve bir çok şey için kendimizi dövüyor ve kzıyoruz..Bunun farkında olduğum gün bayramım oldu benim.Çok şükürler ki kendime vurduğum kadar ve kızdığım kadar ve yargıladığım kadar kimseyi yargılamamış ve kızmamışım aslında bütün derdimiz kendi kendimize yaptıklarımız ve en güzel parçamızdan bu şekilde uzaklaşmakmış.Çok şükür o güzel Yararatan ın parçasını buldum ve en derinlerime ulaştım.artık kendimi dövmekten vazgeçtim,kızmaktan,yargılamaktan ve öyle olunca müthiş bir barış imzalandı içimde ve bu dışımada yansıyor artık çok şükür..Dedim ya kendi ile barışan dünya ile barışır,kendini bulan Rabbini bulur.Kendini seven herkesi sever yaratan dan dolayı ve öylece kimseyi eleştirmemeyi ve yargılamamayı,kızmamayıda öğrendim.Çok uzun yıllarımı alsada bunu öğrenmek,çok acılarla pişmiş olsamda:(Şimdi mutluyum ya iyi ki yaşadığım her şeyi yaşamışım ve kabul ediyorum tüm yaşanmışlıkları ve sevgiyle herkesi ,kendimi ve geçmişi bin kez ,milyon kez bağışlıyor ve affediyorum sevgiyle..Kabulleniyorum artık kendimi ve her şeyi.ŞÜkürler olsun iyi ki buldum ”Benden daha derinde olan Ben’ i ..BUndan daha büyük bir huzur ve mutluluk var mı?Sorun kendinize gerçekten siz,sizmisiniz ve kimsiniz,ne kadar tanıyorsunuz gerçek sizi?Maske olan ben ve birde derinde ki Ben..Maskelerden özgürleşmek,yüzleşmek kendinle bu dünyada ve öte alemde.Neden burada başlamayalım yüzleşmeye ve arınmaya ve diğer tarafta buna devam etmeyelim ki neden.?Şükürler olsun nasip oldu bana ve çok huzurluyum.Herkese nasip olsun..Sevgiyle mutlu yarınlara ve barışa..affet ve özgürleş diyor ruhum her zaman ve kendimi affetmenin özgürlüğündeyim,aşk tayım,sevgideyim.Kendimi ve Evrendeki her canlı cansız her şeyi seviyorum.Kuran’da tavsiye edilen üstün ahlak özelliği:Affedici olmak,bağışlayıcı olmak.

Kuran’da ” Kim sabreder ve bağışlarsa ,şüphesiz bu azme değer işlerdendir”.(Şura Suresi,43) ayetiyle de affetmenin üstün bir ahlak özelliği olduğu haber veirlmektedir.

Dolayısı ile müminler affedici ,merhametli,hoşgörülü davrananlar ve Kuran’da bildirildiği gibi onlar ”öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir.”(Al-i İmraN sURESİ,134)

Sevgiyle

..Gülay Şimşek

5 şubat 2013

 

Bir Dilenciden İmparatora Hayat Dersi

408552_449061338494220_1573283033_n[1]Bir imparator sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar.
“Dile benden ne dilersen” der.
Dilenci güler ve : “Sanki dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz.” diye yanıtlar.Kral alınır ve söyleşi koyulaşır.

Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle hele; Ne istiyorsun?
“Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım”.
Dilenci sıradan bir dilenci değildir. İmparatorun ilk yaşantısında öğretmeni olmuştur. Ve ona şu sözü vermiştir.
“Bundan sonraki yaşantında tekrar karşına çıkıp seni uyaracağım.”
İmparator olayı çoktan unutmuştur. Zaten geçmişi hangimiz noktasına virgülüne kadar anımsayabiliriz ki? Birlikte yaşlanan kişilerin bile anıları farklıdır.
Bu nedenle imparator bastırır:
– Ne istersen verebilirim. Ben güçlü bir imparatorum. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz.
Bunun üzerine dilenci, çanağını uzatıp, “Şu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?” diye sorar.
İmparator kahkaha atar ve vezirine çanağı altınla doldurmasını emreder. Çanak dolup taşmakta ve anında boşalmaktadır. Paralar buhar olup uçmaktadır sanki. İmparatorun onuru kırılır. Bir dilenci çanağını dolduramadığı kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır çanağa. Ne var ki çanağın dibi yoktur sanki. Yer yutar ama boş kalır.
İmparator yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır :
“Tamam, sen kazandın. Dileğini yerine getiremedim ama olur bana çanağın neden yapılmış olduğunu anlat.”
– Çok basit, diye yanıtlar dilenci. İnsan dimağından yapılmıştır. Yani insanın arzu ve isteklerinden. Doymak bilmez oluşu da bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir.

http://fwmail.net/hikaye/bir-dilenciden-imparatora-hayat-dersi/

Ne Gördüğümüz Büyük Ölçüde Ne İçin Baktığımıza Bağlıdır…

ELiNDEKiLERLE YETiNMEK

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış.

Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş. Kendisiyle evle…nmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş. Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş. Ama kız onu da reddetmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış. Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış. Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş.

Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş. Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış. Üstelik zengin bile değilmiş. Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını almış. Kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.

Kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabı vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. Birden çok güzel sarı bir gül görmüş.Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış. Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gül koparıp kıza götürmüş. Bahçenin en güzel gülün getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.

Bunun üzerine adama dönen kız söyle demiş; ” Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. Bu yüzden gençlik gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.”

Cavit Çağ
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »