
Biri insanlara; “Seni ağlatsın, acı çektirsin, üzsün ama gitmesin ” düşüncesinin yanlış olduğunu ve işlerin böyle yürümediğini anlatmalı.

EN BÜYÜK DÜŞMAN ; kendi ALGINIZ ,kendi CEHALETİNİZ ve kendi EGONUZDUR.
Hayat bir yelkenli gemi ve bizler de kendi gemimizin kaptanıyız… Rüzgâr her zaman farklı yönden eser, bazen sert eser, bazen nefesinden bile az eser… İşte şimdi bütün iş kaptanda. Her türlü rüzgârda gemini rotasında yürütebiliyor musun?
Rüzgâra kızmak ve söylenmek yerine gemini yürütmeye çalıştığın gün hayat sana şükranlarını sunmaya ve önüne mucizeleri sermeye başlıyor…
Dilek Torun…
Hayat bir yelkenli gemi ve bizler de kendi gemimizin kaptanıyız… Rüzgâr her zaman farklı yönden eser, bazen sert eser, bazen nefesinden bile az eser… İşte şimdi bütün iş kaptanda. Her türlü rüzgârda gemini rotasında yürütebiliyor musun?
Rüzgâra kızmak ve söylenmek yerine gemini yürütmeye çalıştığın gün hayat sana şükranlarını sunmaya ve önüne mucizeleri sermeye başlıyor…
Bazen nedense işler istediğin gibi gitmez, yanında kimsen yoktur, yalnızsındır içinde ve acıya öyle alışmışsındır ki, dimdik karşısında durmaya çalışırsın acılarının. Oysa derin uykundan uyanıp bir gözünü açsan ne güzel bir hayat vardır dışarıda…
Evimde hiçbir zaman kendimi mutlu hissetmediğimi yazmıştım diğer yazılarımda, ilk eğitimim sıfırdı yani… Sonra insanın hayatında en önemli ve kritik dönemlerden biri olan ilkokul dönemi vardır. Benim ilkokul dönemim de bir hayli sancılı geçmişti.
Öğretmenimle yıldızım bir türlü barışmadı, ben onu sevemedim, o da beni sevemedi.. Bazen annemi çağırır beni şikayet ederdi. Bir keresinde “alın bu kızı okuldan bunun okumaya niyeti yok, verin bari bir apartmanda temizlik falan yapsın” derdi. Bunu duyduğumda beynimde şimşekler çakmıştı. Evet, evde mutsuzum, okulda mutsuzum bari gidip çalışayım kendi paramı kazanayım ve istediğim gibi yaşayayım demiştim kendi kendime. Ama 35 yaşıma geldim bu hedefim hala lafta. Korkularım sağ olsun beni yola girmemde epeyce bir tuttular.
Öğretmenim sorunlu bir kadındı, sınıfta acayip bir seçicilik yapardı, hatta “onun öğrencisi”, onun öğrencisi olmayan” diye iki grup bile vardı. Onun öğrencileri çalışkan ve başarılı olanlardı… Ben tabiî ki tembel, ödevlerini yapmayan taraftaydım her zaman, bir de ekstra olarak ödevini yapmadığım için dayak yiyen ezik azınlık içindeydim. Artık dayak yemek benim için o kadar sıradanlaşmıştı ki sırf bunun için bile ödevimi yapmadan okula gitmişliğim var..!!
Garip bir çocuktum, her şey üzerime geliyor, bundan nefret ediyor ama kendimi hep daha da bastırıyordum. Üzerimdeki bu etkiyi silkeleyip atmak bir kez olsun aklıma gelmedi ama hep daha kötüye gitmeyi çok iyi başarıyordum.
İlkokulda tek derdim öğretmenim değildi tabiî ki, arkadaşlarım da benim için çok güzel çalışmalar yaparlardı. Bir gün arkadaşlarımdan biri bir tokat attı bana ve karşılık vermedim. Sonra bu o kadar hoşuna gitti ki tekrar tekrar vurdu… Bu durum onu çok mutlu etti ve o sırada sınıftaki tüm arkadaşları yanına çağırarak “ arkadaşlar Dilek’e vursanıza gıkı çıkmıyor acayip zevkli” demişti. Ve tepemdeki herkes her defasında biraz daha dozlarını artırarak beni tokatlıyorlardı… Kahkahalar eşliğinde… “hahaha şuna bak o kadar dövüyoruz gıkı çıkmıyor, duvar mı, beton mu acaba” diyerek… Hiç karşı koyamazdım, çünkü zaten evde dayak yemeye alışkındım, dayaktan daha acılarını yaşamıştım, öğretmenimden de dayak yemeğe alışkındım… Yani dayak arsızı derler ya galiba öyleydim. Canım yanar, yanar, yanar ama tek kelime edemezdim, onlar durana kadar beklerdim. Çünkü güçlü olmalıydım, ben her acının karşısında yıkılmadan durabilmeliydim. Ben güçlüydüm ve dayakla yıkılmazdım, dayak yedim diye ağlamazdım. Tabi hal böyle olunca dayak atanlarım da bol olurdu.
Velhasıl-ı kelam, ev hayatımın devamında okul hayatımda hiç parlak başlamadı maalesef, sonra ortaokul ve lise yılları var tabi, ilkokuldan çokta farklı sayılmayacak düzeydeydi diyebilirim. Okula başlayana kadar hep annem suçluydu, okula başladım öğretmenim suçlu oldu, sınıf arkadaşlarım suçlu oldu, beni dövenler suçlu oldu, taciz edenler suçlu oldu… Suçlular her geçen gün artıyordu, Ortaokula başladım gene suçlular devam ediyordu, öğretmenlerim hep suçluydu çünkü beni hiç anlamıyor ve sevmiyorlardı… Bir matematik öğretmenim vardı. Ortaokuldaki tek kurtarıcım o olmuştu… Benimle yüz yüze gelip konuşmasa da beni sevdiğini ve desteklediğini öğrenmek ne mutluluk vericiydi anlatamam… Sonra lise başladı, lisede de arkadaşlarım, öğretmenlerim, yolda karşılaştığım insanlara kadar herkes suçluydu… Liseden sonrası zaten hafıza kaybı tadında…
Ne kadar kolay değil mi? Hep başkasını suçlamak ve kendimizi üstün görmek… Oysa tüm enerjimi suçlamalara değil de mutlu olmaya, kendimi tanımaya, kendime güvenmeye, kendime saygı duymaya harcasaymışım nasılda farklı bir hayatım olurmuş…
Ben acıya direndim, acı karşısında ayakta durmanın yollarını aradım ve suçladım… Hiçbir zaman mutlu olmanın yolunu aramadım. Çünkü hayat zor ve acıydı, mutluluk nedir, nasıl alınır, nerde bulunur bilemiyordum, aramakta haliyle aklıma gelmiyordu.
Şimdi geriye dönüp baktığımda bazen “keşke daha farklı bir gözle bakabilseydim”, “keşke kendimi daha da küçültmek yerine üzerimdeki kara bulutları silkeleyip atabilseydim” “keşke bugünkü aklım olsaydı da bunlar olmasaydı.” diyecek gibi olsam da, İyi ki tüm bunları yaşamışım ve bugün bunlar sayesinde kendimi buluyorum, yeniden bir bebek gibi doğdum ve günden güne büyüyorum diyebiliyorum. İşte bu öyle güzel bir mutluluk ki… Tüm sayısız keşkelerime inat tek ve kocaman bir İYİKİ diyebilmek…
Yeni bir bebeğin aldığı nefes gibi ter temiz, mutlu ve doğru nefesler… İnsana yaşadığını hissettiren, tüm dünyanın kokusunu hissettiren, doğaya olan aşkı büyüten büyülü nefesler…
Artık geçmişimize takılmanın bir anlamı kalmadı, bir saatlik bir acıyı 20 yıl, 30 yıl, 50 yıl üzerimizde taşımanın, kendimize yük etmenin hiçbir anlamı yok. Hayat yaşamaya değer ve yapacak çok işimiz var. Şimdi ışık olma ve ışık saçma zamanı.
Şimdi SEVMEK ZAMANI… Şimdi AFFETMEK ZAMANI… Şimdi kendimize kocaman ve yürekten GÜNAYDIN ve HOŞGELDİN deme zamanı…
Yeniden doğmaya cesaret edemeyen ya da nasıl doğacağını bilemeyen, affetmekte direnç yaşayan herkese ışık olmasına ve her gün sevgiyle yeni bir doğum hikâyesi dinlemeye niyet ediyorum ve sizleri çok seviyorum…
Sevgi ve Işıkla
Dilek Torun
http://www.haberty.com/makale/dilek-torun/hayatimizin-rotasi/124.html
Sevmediğiniz insanlar, sevmediğiniz olaylar, sevmediğiniz şeyler hayatınızdan siz istediğiniz zaman değil, onlara biçilen roller oynandığında ve sahneden çekilme zamanları geldiğinde çıkacaklar.
Sevdiğiniz insanlar, sevdiğiniz olaylar, sevdiğiniz şeyler hayatınızda siz istediğiniz sürece değil, onlara biçilen roller oynanıncaya ve sahneden çekilme zamanları gelinceye kadar kalacaklar.
Bu nedenle sevmediğinizi itmenin ya da sevdiğinize dört elle sarılmanızın bir faydası yoktur.
Sevmediğimizle bir arada kalmak, sevdiğimizden ise ayrılmak zorunda olmak acı vericidir. Buna karşın birinden vaktinden erken kurtulmaya, diğeriyleyse vaktinden çok birlikte kalmaya çalışmak doğal dengeleri sarsmak olur. Doğal denge, kontrol edemeyeceğiniz kadar çok etken tarafından belirlendiği için onu bozamaz ama bu çabanızın sonucunda, acınızın artmasına ve yepyeni acılar doğmasına yol açarsınız.
Geleni itmeyin, gidene dört elle sarılmayın. İstekten kurtulmuş bir zihnin huzuruyla aydınlanma ile sonuçlanacak olan bir anlayışa ulaşın.
Cem Şen
1.Çakra; (Kök Çakra) Ritmik Melodiler, Davul ve perküsyanlu enstrümantal müzikler
2.Çakra; (Cinsel Çakra) Akıcı, ritmik ve kıvrak melodiler örneğin hak müziği
3.Çakra;( Solar Pleksus) Ritmik enstrümantal müzik, ilahiler ve dualı müzilker (esma hüsna)
4.Çakra; (Kalp Çakrası) Klasik Müzik, mario Frangoulis
5.Çakra;(Boğaz Çakrası) New age ve yankılı sesler (Kitaro,sanyo,jean micheal jarre)
6.çakra;(3.Göz çakrası) Ormanların uğultusu, kozmik sesler (Ormanda gezinti çok önemli)
7.Çakra (Taç Çakrası) Sessizlik ve derin vech hali
Tuba Aksu Reiki 1.Seviye Ders Notlarından Alınmıştır
BABY BOOMER KUŞAĞI
(1946-1964 ARASI DOĞANLAR)
EN YAŞLISI 66, EN GENCİ 48 YAŞ CİVARINDA. BUNLARA “SANDVİÇ KUŞAĞI” DA DENİYOR, ÇÜNKÜ AYNI EVDE ÖNCE ÇOCUKLARINA, SONRA YAŞLANAN ANA-BABALARINA BAKTILAR.
DÜNYANIN İNSAN HAKLARI HAREKETLERİNİ, RADYONUN ALTIN ÇAĞINI, TÜRKİYE’NİN İSE İHTİLALİ VE ÇOK PARTİLİ DÖNEME GEÇİŞ SANCILARINI YAŞADIĞI YILLAR.
SADAKAT DUYGULARI YÜKSEKTİ, KANAATKARLARDI; AYNI YERDE UZUN SÜRE ÇALIŞTILAR. TEKNOLOJİ KİMİNE YAKIN KİMİNE UZAK OLDU, ÇOK BENİMSE(YE)MEDİLER.
ASLINDA BABALARI GİBİ OTORİTEYE SAYGILILARDI.
İÇLERİNDEN EN İDEALİSTLERİ TOPLUMSAL HAKSIZLIKLARA İSYAN EDİP 68 GENÇLİK HAREKETLERİNİN KAHRAMANI OLURKEN, BÜYÜK ÇOĞUNLUK HAYATTAN BEKLEDİKLERİNİ ELDE ETTİĞİNİ DÜŞÜNEREK TATMİN VE MUTLU OLDU.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDAN HEMEN SONRAKİ “NÜFUS PATLAMASI” YILLARINDA DOĞAN BU 1 MİLYAR BEBEĞE “BABY BOOMERS” DENİYOR. BU KALABALIK BEBEK NÜFUSU BÜYÜDÜKÇE, İHTİYAÇLARINA GÖRE ÇEŞİTLİ SEKTÖRLER DE HER ON YILDA BİR MÜTHİŞ BÜYÜME GÖSTERDİ.
1960’LI YILLAR TELEVİZYON YILLARI; 70’LER FAST FOOD; 80’LER – BEBEKLER EVLENME ÇAĞINA GELDİĞİ İÇİN – GAYRİMENKUL YILLARI;
90’LAR, ARTIK SIRA YAŞAM KALİTESİNİ YÜKSELTMEYE GELDİĞİ İÇİN,
MİKRODALGA GİBİ ELEKTRONİK EV ALETLERİ VE ARDINDAN, İLETİŞİM
PATLAMASIYLA İNTERNET VE CEP TELEFONU YILLARI OLDU.
2000’LERDE ARTIK YAŞLARI 50’Yİ GEÇMİŞTİ, CEPLERİNDE PARALARI VARDI, ÖMRÜN UZADIĞINI BİLİYORLARDI, “İYİ YAŞLANMAK” HATTA MÜMKÜNSE YAŞLANMAMAK İÇİN SAĞLIK VE GÜZELLİK-BAKIM SEKTÖRLERİNİ DE PATLATTILAR.
SAVAŞ SONRASININ YOKLUKLARINI, SIKINTILARINI UNUTMADILAR,
ZENGİNLEŞMENİN TADINI ALDILAR.
X KUŞAĞI
(1965-1979 ARASI DOĞANLAR)
DÜNYANIN PETROL KRİZİNİ, TÜRKİYE’NİN İSE SAĞ-SOL ÇATIŞMALARINI YAŞADIĞI YILLAR. EN YAŞLISI 47, EN GENCİ 33 YAŞINDA. DÜNYAYA GÖZLERİNİ, MERDANELİ ÇAMAŞIR MAKİNESİ, TRANSİSTORLU RADYO, BANTLI TEYP VE PİKAPLA AÇTILAR.
SADAKAT DUYGULARI DURUMA GÖRE DEĞİŞİR, DAHA İYİ KARİYER İMKANLARI ARARLAR, ÇOĞU (TEKNOLOJİK DEVRİME DENK GELDİKLERİNDEN) TEKNOLOJİYİ KERHEN, ZORUNLULUKTAN KULLANMAYA BAŞLADILAR. (ABİLERİNİN ABLALARININ AKSİNE A-POLİTİK HALE GETİRİLDİLER AMA YİNE DE) TOPLUMSAL SORUNLARA DUYARLILAR, İŞ MOTİVASYONLARI YÜKSEK, OTORİTEYE SAYGILI VE KANAATKARLAR.
KADINLAR İŞ GÜCÜNE KATILMAYA BAŞLADI. DAHA (İYİ YAŞAMAK İÇİN, DAHA) AZ ÇOCUK SAHİBİ OLDULAR. (ÖZELLİKLE GÖZLERİNİ ÖZAL’LI YILLARDA AÇANLAR) PARAYA DAHA FAZLA ODAKLANDILAR VE BİREYCİLİK ÖNEM KAZANDI. BOŞANMA, HIV, UYUŞTURUCU GİBİ
KAVRAMLARLA TANIŞTILAR.
Y KUŞAĞI
(1980-1999 ARASI DOĞANLAR)
EN YAŞLISI 32, EN GENCİ 13 YAŞINDA. SADAKAT DUYGULARI AZ. TEKNOLOJİ HAYATLARINDA PEK ÇOK ŞEYİN SİMGESİ. NARSİST, BİREYCİ VE GİRİŞİMCİLER. ÇALIŞMAKTAN HOŞLANMIYOR, EĞLENCEYİ, KAZANMAYI ÇOK SEVİYORLAR. BEKLENTİLERİ YÜKSEK AMA BEDELİNİ ÖDEMEK İSTEMİYORLAR. HIZLI TÜKETİYORLAR.
TÜRKİYE’DE YAĞ KUYRUKLARINI, BENZİN SIKINTISINI YAŞAMADIKLARI İÇİN “HER ŞEY HER ZAMAN BÖYLEYDİ VE BÖYLE OLACAK” SANIYORLAR. EŞ ZAMANLI OLARAK BİRKAÇ İŞİ BİRDEN YAPABİLİRLER. KİTLESEL OLANI DEĞİL, KİŞİYE ÖZEL OLANI SEVİYORLAR.
TÜRKİYE NÜFUSUNUN YAKLAŞIK YÜZDE 25’İ BU KUŞAKTAN.
ÇOK ÖNEMLİ BİR DİĞER FAKTÖR İSE “AKRAN ONAYI”. SIRA ARKADAŞININ, MESAİ ARKADAŞININ, İNTERNETTEKİ OYUN ARKADAŞININ ÖNERMEDİĞİ VE ONAYLAMADIĞI BİR ÜRÜN İLE Y’NİN BULUŞMASI ÇOK ZOR.
STANDART OLANI SEVMEZ, KENDİNE ÖZEL OLANI VE ÜSTELİK “HEMEN-ŞİMDİ” İSTER, ÖYLE -CEK, -CAK’LARLA İŞİ OLMAZ.
Y’NİN DİKKATİNİ ÇEKMEK İSTİYORSANIZ, MESAJINIZI, MARKANIZI,
İLETİŞİMİNİZİ SADELEŞTİRMENİZ GEREKİR. GİRİŞİMCİLİK EN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİNDENDİR, ÖZGÜVENLERİ BİRAZ ABARTILIDIR.
Z KUŞAĞI
(2000-2021 ARASI DOĞANLAR)
“İNTERNET KUŞAĞI” DA DENEN BU UFAKLIKLARIN EN BÜYÜĞÜ HENÜZ 12 YAŞINDA. BUNLAR TAM TEKNOLOJİ ÇAĞI ÇOCUKLARI.
TAŞINABİLEN, HEP YANLARINDA OLAN KÜÇÜK AYGITLARI, BİLGİSAYAR, MP3 ÇALAR, İ-POD’LARI, CEP TELEFONLARI, DVD OYNATICILARI AYRILMAZ PARÇALARI.
ONLAR, EV ÖDEVİ YAPAMADIKLARINDA “ELEKTRİKLER KESİLDİ, ONDAN YAPAMADIM” DEĞİL; “İNTERNET BAĞLANTIM KOPUKTU” DİYEN KUŞAK.
YENİ TEKNOLOJİK OLANAKLARLA İLETİŞİM VE ULAŞIM KOLAYLIKLARI İLE HEP BİR ARADALAR. UZAKTA OLSALAR BİLE UFAK CİHAZLARIYLA HER AN SÖZEL, HATTA GÖRSEL İLETİŞİM KURARAK, BİRBİRLERİNE BAĞLANABİLİYORLAR.
ONLAR, ÖNCEKİ KUŞAKLARDAN FARKLI OLARAK, ‘NETWORK’ GENÇLERİ; ÇEŞİTLİ AĞLARIN ÜYELERİ OLUYORLAR. UZAKTAN DA İLİŞKİ KURABİLDİKLERİ İÇİN, FİZİKSEL OLARAK TEK BAŞLARINA, YALNIZ YAŞIYORLAR VE YAŞAYACAKLAR.
AYNI ANDA BİRDEN FAZLA KONUYLA İLGİLENEBİLME BECERİLERİ GELİŞİYOR. İNSANLIK TARİHİNİN, EL, GÖZ, KULAK VB GİBİ MOTOR BECERİ SENKRONİZASYONU EN YÜKSEK NESLİ.
ANCAK BU AVANTAJLAR, DİKKAT VE KONSANTRASYON ZORLUKLARIYLA DEZAVANTAJA DA DÖNÜŞEBİLİYOR. SORGUSUZ YAŞAYACAKLAR ÇÜNKÜ, İŞ YAŞAMINA ATILDIKLARINDA KARAR
VERMELERİNİ GEREKTİREN HER ŞEY SİSTEMLER TARAFINDAN YAPILIYOR, YAPAY ZEKA TARAFINDA KARAR VERİLİYOR OLACAK.
ÇOK DİPLOMALI, UZMAN VE BULUŞÇU OLACAKLAR.
YAŞAMLARINDA OTORİTE KAVRAMININ ÖNEMİ KALMAYACAK. TATMİNSİZ, KARARSIZ VE DOĞUŞTAN TÜKETİCİLER.
https://www.facebook.com/groups/68781979643/permalink/10151426127349644/
Bilgelik yolculuğundaki kişi yükünü bir kenara atmaz, onun değerini bilir. Bu yükün veya sorunların içi fırsatlarla doludur. Sorunlar, gelişimin bir parçasıdır. Geçmişte yaşadığımız acı dolu olaylar gelişmemizin yolunu açmadı mı? Unutmayalım: Eğer istediğimiz şey olmazsa daha iyisi olacaktır. Evren iyi olduğu için içindeki olaylar da iyidir. Bunu fark edelim.
(Dr. Zülfikar Özkan’ın “Bilgeliğe Yöneliş” adlı kitabından alıntıdır.)GÜZEL BİR KİTAP TAVSİYE EDERİM :))