Kafam Rahat Olsun Diyorsanız…

1. Vücudunuza dar gelen kıyafet giymeyin.
2. İlaçla yaşamaktan kaçının.
3. Randevularınızı önceden ayarlayın.
4. Hafızanıza güvenmeyin; mutlaka yazın.
5. Aracınızı, bozulmadan servise götürüp bakım yaptırın.
6. Her kilidin yedek anahtarını yaptırın ve belli yerlerde bulundurun.
7. Daha sık ‘hayır’ deyin.
8. Yapacaklarınızı öncelik sırasına sokun.
9. Zamanınızı israf etmeyin.
10. Akşam yemeklerini basitleştirin.
11. Kötümser insanlardan uzak durun.
12. Önemli evrakın birden fazla fotokopisini çektirin.
13. Evde çalışmayan ne varsa tamir ettirin.
14. Yapmaktan hoşlanmadığınız işler için yardım isteyin.
15. İhtiyaçlarınızı önceden belirleyin.
16. Bir defada yapılması zor büyük işleri, küçük parçalara ayırın.
17. Etrafı toplayın, dağınıklıktan kurtulun.
18. Gülümseyin.
19. Bebekleri gıdıklayın.
20. Dost bir kediyi veya köpeği okşayın.
21. Kendinizi, bütün soruların cevabını bilmekle yükümlü hissetmeyin. Bazı şeyleri de bilmeyin.
22. Karşılaştığınız insanlara, onların hoşuna gidecek bir şey söyleyin.
23. Yağmur yağmasını isteyin; yağınca yağmurda yürüyün.
24. Arada bir  hamama-saunaya  gidin.
25. Kendi kendinize, nerede eski günler, her şey daha güzeldi demekten vazgeçin.
26. Verdiğiniz kararın ne anlama geldiğini iyi düşünün.
27. Kendinize güvenin.
28. Nüktedan olun.
29. Sizi mutlu edecek bir şey yapmayı yarına bırakmayın.
30. Hiç tanımadığınız insanlara da merhaba deyin.
31. Eski bir arkadaşlarınızla karşılaşınca ona sıkıca bir sarılın.
32. Hava açıksa, gece yıldızları seyredin.
33. Bir şarkıyı ıslıkla çalmayı öğrenin.
34. Arada bir şiir okuyun.
35. Kendinize bir demet çiçek alın. Bir çiçek koklayın.
36. Yardım istemekten çekinmeyin; alamazsanız üzülmeyin.
37. Görünüşünüze özen gösterin.
38. Her şeyi kararında yapın; ifrata kaçmayın.
39. Nerede gerekiyorsa, orada mutlaka gerekli emniyet tedbirini alın.
40. Daima daha iyisini yapmaya çalışın, ama mükemmeliyetçi olmayın.
41. Resim ve heykel sergilerini gezin.
42. Ayakkabınızı boyatın.
43. Berbere gidin.
44. Kendi kendinize bir şarkı mırıldanın.
45. İyi bir müzik dinleyicisi olun.
46. Kendi kendinize yetmeyi öğrenin.
47. Her gün biraz spor yapın; her fırsatta yürüyün
. 48. Dünyanın en yetenekli insanı olmadığınızı kabul edin gerekiyorsa elimden ancak bu kadar geliyor deyin.
49. Yeni moda birkaç şarkıların sözlerini ezberleyin.
50. İşe erken gidin.
     51. İşe her gün aynı yoldan gitmeyin.     
52. Amirinizden izin alıp bazen işten erken çıkın.     
53. Kırlarda dolaşın.     
54. Maça gidip bağırın.     
55. Başkaları dilemeden, siz onlara iyi günler dileyin.     
56. Teşekkür edin.     
57. Arabanıza güzel koku yayan bir alet koyun.     
58. Evde kendi kendinize yemek pişirin, güzel bir sofra kurun, sonra da afiyetle yiyin.     
59. Başkalarını adam etmekten vazgeçin.     
60. Severken karşılık beklemeyin.     
61. Sinemada film seyrederken patlamış mısır atıştırın.     
62. Bir ağaç, olmazsa bir çiçek dikin.     
63. Şişmanlamayın .     
64. Hatıra defteri tutun.     
65. Kirli bir yeri temizleyin.     
66. Kağıttan bir uçak yapıp uçurun.     
67. Bir derneğe veya kulübe girin, arkadaş edinin, toplantılara katılın..     
68. Mutlaka yeterince dinlenin ve uyuyun.     
69. Az konuşun, çok dinleyin.     
70. İş arkadaşlarınıza ve dostlarınıza iltifatı esirgemeyin.    
  71. Bir güne yapılacak çok şey tıkıştırmayın.     
72. Acelesiz yaşayın; daha önünüzde yaşanacak çok güzel günler var.     
73. Stresli davranmak, doğuştan gelen değil, sonradan kazanılan kötü bir huydur; bunu unutmayın     
74.Dostlarınıza, arkadaşlarınıza ve yakınlarınıza karşı hoşgörü içinde olun…    
  75. Son söz: Öfkeyi, kederi ve dertleri kendinize zevk edinmeyin.
kAYNAK: gELİŞİM aKADEMİSİ
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

En Büyük Düşman; Kendi Algınız, Kendi Cehaletiniz ve Kendi Egonuzdur…

Osmanlı’dan Gelen Hoş Bir Adet…

Bitmiş Bir İlişkiyi Devam Ettirmeye Çalışmak, Biten Şampuan Kutusuna Su Doldurmak Gibidir :)

YAŞAMIN HER ANI YÜKSEK İDRAKİNİZLE ŞEKİL BULSUN…

Başarılı olmak için,
BU SÖZLERDEN TAMAMEN VAZGEÇİN… .!!!!!!!!
Yapamam İnanmıyorum … Zamanım yok. Belki Acaba Korkuyorum… Olanaksız Eğer Çünkü Bilmiyorum Daha önce hep kaybettim.
SonraYukarıdaki sözcükler yerine aşağıdaki sözcükleri kullanın…
Yapabilirim İnanıyorum Zamanüreteceğim Kesinlikle Mutlaka Kendime güveniyorum İnanırsam her şey mümkündür Yapacağım Öğreneceğim Bu sefer kazanacağım Şimdi, şu an.

İsveç’te Çöp Bitti…

Geri dönüşüm, güneş enerjisi ve daha birçok sürdürülebilir uygulamada tüm ülkelerin başını çeken İsveç, şaka gibi bir sorunla karşı karşıya. Elektrik ve ısınma ihtiyaçlarının büyük kısmını çöplerden elde eden ülkede çöp bitti.
250.000’in ü…zerinde evin elektrik ve ısınma ihtiyacını çöplerin yakıt olarak kullanılmasından sağlayan İsveç hükümeti, ülkede üretilen çöpten daha büyük kapasiteli çöp dönüştürme tesisine sahip. Eurostat’ın verilerine göre İsveç’te bulunan evlerden çıkan çöplerin sadece %1’i çöplüklerde kalıyor. Bu oran, diğer Avrupa ülkelerinde %38 dolaylarındadır. Geri kalan kısım ya geridönüşüme uğruyor ya da gübre olarak kullanılıyor. İsveç’teki güç santrallerinin büyük bir kısmı çöpleri yakıt olarak kullanıyor. Ancak ülkede çöplerin tükeniyor olması, daha doğrusu yeterince çöp üretilemiyor olması, İsveç’i zora sokuyor.
Bu durum da İsveç’i komşusu Norveç’ten çöp ithal etmek durumunda bıraktı. Aslında bu yeni bir olay değil. İsveç bir süredir Avrupa’dan, özellikle de Norveç’ten yılda yaklaşık 800.000 ila 850.000 ton çöp ithal etmekteydi. Bu çöplerin büyük bir kısmı komşusu Norveç’ten geliyor. Hem de İsveç, bu ithalattan para da kazanıyor, çünkü Avrupa Standartları dahilinde çöplerinden kurtulmak isteyen Avrupa ülkeleri, İsveç’in çöplerini alması için para ödemekten çekinmiyor!
9.5 milyon nüfuslu ülkede çıkan atıkların yalnızca %4’ü geri dönüşmez durumda. Geriye kalan bütün çöpler geridönüşüm ile enerji üretiyor!
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

HERKES "İLK"OLMAK İSTER."

 

İlk aşk”,”ilk öpücük” oysa “ilk” geÇicidir.

Sahip olduğunuz hangi “ilk”…hala sizin yada … … … sizinle düsündünüz mu?

Oysa kimsenin begenmediği “son”da durum farklıdir. Ondan ötesi yoktur…

Heyecandan avuÇlarinizin terleyerek tuttugu “ilk”elle değil,güvenerek sımsıkı tuttuğunuz “son” elle girerseniz mezara….

Durup tekrar düsündügünüzde;”ilk” olup yok olmak mı? “son” olup sonsuz olmak mı isterdiniz.?
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Affetmek. Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.

 Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller. Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir. Salt… kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.

Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır. Affetmek insanı derinleştirir. Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir.Çünkü affetmek bir seçimdir. Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. Affetmek bir süreçtir. Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür. Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Yani koşullu affetme yoktur.

Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin. Affetmek bir seçimdir. Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir. Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık oluşturmayacaktır. O acılar sizin acılarınız. Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir.

Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır. Oysa aaffetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrolü altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.

Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.

Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.

Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.

Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.

Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.

Affetmek, o kişiyi hakli bulmak değil.

Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.

Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe çıkmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir.

Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir. “Duygusal unutma” affetmenin diğer adıdır.

İşte Bu yüzden AFFEDİN

HAKUNA MATATA-It means no worries for the rest of your days…

Nergis çiçekleri ve Yunan mitolojisindeki yeri…

Anavatanı Avrupa olan bu bitkilerin en çok tür zenginliğine İspanya ve Portekiz’de rastlanmaktadır. Ancak doğal olarak tüm Akdeniz kıyılarında, hatta bunun uzantısı olan Japonya’ya kadar aynı enlem dereceleri arasında görülmektedir.Narcissos, bir peri ile insanın kendini beğenmiş oğludur.

Dağ perilerinden Ekho ona aşık olur, fakat aşkını ifade etmesine imkan yoktur.
İşte böylesine umutsuz bir aşka tutulur

Ekho hiçbir zaman kendi konuşamamakta ; ancak, uzaktan, kendisi gözükmeden
söylenenlerin son kelime veya hecesini tekrarlayabilmektedir.

Narkissos arkadaşlarını ararken, “biri var mı burada” diye sorunca, Ekho da “burada”diye
cevap verir. Bunun üzerine Narkissos da “gel” diye yanıtlar. Zavallı Ekho, umut ve sevgi
içinde “gel” diyerek ortaya çıkar; fakat kendini beğenmiş Narcissos her halde
Ekho’yu beğenmemiş olacak ki, pek yüz vermez ve çekip gider…

Ekho kırgın, üzgün, umutsuz bir halde dağlardaki mağaralara sığınır ve şöyle der:
“Dilerim oda sevsin benim gibi ve sevdiğine kavuşamasın.”

Acılar Ekho ‘yu yer bitirir, sonunda taşa dönüşür. Sadece sesi kalır.

Ekho ‘nun dileğinin gerçekleşmesi Narcissos için uzak görünmektedir. Çünkü kendini beğenmişin başka birini gerçekten sevmesi olanaksızdır. Ama tanrıların adaleti er geç yerini bulacaktır.

Bir gün Narcissos, dağlarda dolaşırken ağaç ve yeşillikler içinde kaybolmuş bir pınara rastlar; eğilip su içmek istediğinde suda gördüğü hayali beğenip ona aşık olur
Narcissos bu sefer gerçekten sevmiştir, ellerini bu kusursuz! güzelliğe doğru uzatır ama dokunamaz. Tıpkı Ekho gibi, sevmiştir ama sevdiğini elde edemez. Zaten kıvılcım elden uzak olduğunda ateşe dönüşmüyormu?

Sevdiğini elde edememenin ağırlığı altında sararıp solar ve ölür. Daha sonra periler Narcissos ’un cesedinin yerinde bir çiçek bulurlar: Nergis. O günden bu yana nergis kendini beğenmişliğin sembolüdür.

Orman tanrıçaları; Narcissos ‘un kendi yansımasını gördüğü su pınarını gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulurlar.

Tanrıçalar pınara neden ağladıklarını sorarlar.

– Narcissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.

– Ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerinee orman tanrıçaları. Bizler ormanlarda
boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen
görebildin yakından.

– Narcissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.

– Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diyee karşılık vermiş iyice şaşıran tanrıçalar.
Hergün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu.
Göl bir sure sessiz kalmış. Sonra şöyle konuşmuş:

Narcissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmedim ben. Narcissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi
güzelliğimin yansımasını görebiliyordum

f w mail

Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur!

Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra “Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri, bakalım bulabilecek misiniz? dedi…


Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu..
Döndüm… Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi bana gülümsüyerek bakıyordu…
“Ben Rose” dedi…“Benim adım Rose, yakışıklı… 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?.” Güldüm.. “Tabii” dedim.. “Hadi sarıl bana..”
Öyle sımsıkı sarıldı ki…
“Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin?” diye şaka yaptım…
Minik bir kahkaha ile yanıtladı: “Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım..”
Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay,  sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık.. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle,  derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestr boyunca Rose kampüsün ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu.
Rose hayatını yaşıyordu… Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu.. Sömester sonunda, Futbol Balosu’na davet ettik, Rose’u konuşma yapması için… Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok…
Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi…
“Ne kadar beceriksizim, değil mi?
Özür dilerim… Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz.. Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil… Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?”
Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:
“Yaşlandığımız için, eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz.. Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız.
Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır:
Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak…
Bir rüyanız olmalı mutlaka…
Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.
Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok…
Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır… Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz.. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiç bir şey yapmadan, hiç bir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak birşeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir.
Asla pişman olmayın…
Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü.. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır… Pişman olmaktan korktukları için hiçbirşey yapmayanlardır…”
Ders yılı sonunda Rose yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi…
Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü.
Cenaze törenine ikibinden fazla üniversite öğrencisi katıldı.
“Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını” hepimize, hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu…
Rose’un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:
“Çok geç diye bir zaman yoktur!..”
fw

Istakozlar Geriye Doğru Yürür!

Bu garip ama doğal özelliği kırmak ve diğer deniz hayvanları gibi ileriye doğru yürümeyi aklına koyan genç bir ıstakoz, anne ve babasının tüm ısrarlarına rağmen makus talihini yenmek ve diğerleri gibi ‘böyle gelmiş böyle gider’ dememek adına yaşadıkları bir nehir kıyısında gizlice kendi kendine yürümeyi öğrenmeye karar verir ve başarır!

Ailesi neredeyse yıkılır. Zira sisteme başkaldırmıştır ve ´doğru´ bildigi yolda yalnız ilerlemeye başlamıştır. Anne ıstakoz kahrından ölür, baba  ıstakoz ise oğluna, “defol git, seni artık aramızda görmek istemiyoruz. Ya yine bizim gibi olursun, ya da bizi terkedersin” der.
Genç ıstakoz doğru bildiği yolu uygulamaya devam eder ve dünyaya ´açılmaya´ karar verir, ´yola´ koyulur.
Bu ´başkaldırı´ ıstokoz dünyasında büyük bir felâket olarak algılanır. Yolda rastladığı tüm hemcinsleri ona nefretle yaklaşır, yardım etmezler. Kurbağalar, kamplumbağalar, sümüklü böcekler bu asi gence alayla bakarlar, onun ileriye dogru yürüdükçe dünyanın ters döndüğünü düşünürler.
Genç ıstakoz yolun ortasında bir gün, ağzında bir pipo, melankolik ve yapayalnız yaşlı bir ıstakoza rastlar.
“Ben de gençken senin gibi öne doğru yürümeyi ögrendim, başkalarına öğrettim ve sonuçta kazandığıma bak: yapayalnız yaşıyorum, kimse benimle konuşmuyor, hastalıklı gibi herkes benden kaçıyor. Yol yakınken vazgeç bu sevdadan oğlum. Başkaları gibi olmaya çalış. Göreceksin o zaman nasıl da daha mutlu olacak ve bana teşekkür edeceksin”, der yaşlı ıstakoz.
Genç asi, bir an duraksadıktan sonra, “hayır amca ben haklıyım” der ve yoluna devam eder.
Nereye kadar gitmiştir? Ne elde etmiştir?
Bilinmez. Tek bilinen belki de, sayısızca bu tür sessiz kahramanların dünyamızda varlığı. Ne diyelim? Yolları açık olsun…
Ya genç ıstakoz olacağız ya da Pink Floyd ´un davranış bilimi terminolojisine armağan ettigi ünlü nitelemesinde olduğu gibi, “comfortably numb” (rahatlık içinde uyuşmuş) insanlar olacagız.
Seçim durakta bizi bekler.
Ivo Molinas

f w mail

Kötü düşünceleri yazıp çöpe atın!


Ben bu yöntemi çok beğendim zaten uzun zamandır olumlu düşünerek ve ulaşmak istediğim hedefe odaklanarak,güzel şeylerin olacağını düşünerek isteklerime yavaş yavaş kavuştum.Çünkü kötü düşünerek kötü olayla…ra çağrışım yapıp kendimize çektiğimiz doğru ve bilimsel olarak da açıklanmış. Lütfen sizde deneyin mutlaka faydasını göreceksiniz! Bir düşünün kendinize sıkıntı veren üzücü,çaresiz gibi görünen durumlarda kendinizi sıktıkça daha kötü olmuyor musunuz.? Hadi bakalım “Ne kadar kötü düşünce varsa hep birlikte yazıp çöp kutusuna atalım.”
Bilim adamları olumsuz ve istenmeyen düşüncelerden kurtulup rahatlamanın yeni bir yolunu buldu. Kötü düşüncelerinizi yazıp çöpe atın! Amerikalı bilim adamlarının İspanyol meslektaşlarıyla birlikte yaptığı araştırma, olumsuz ve istenmeyen düşünceleri yazıp çöpe atanların, ruhsal olarak rahatladığını gösterdi.
Araştırmayı yapanlardan Richard Petty, bu yaklaşımın “aptalca” gelebileceğini ancak fiziksel olarak düşünceleri “atmanın” işe yaradığını gördüklerini belirtti. Ohio Devlet Üniversitesi’nden Petty, kişilerin düşüncelerini somut nesneler olarak değerlendirebileceğini belirterek, “Düşüncelerimizden onları görür gibi bahsediyoruz.
Düşüncelerimize tutunuyoruz. Onlara dayanıyoruz. Tüm bunlar düşüncelerimizi bizim için daha gerçek hale getiriyor” ifadesini kullandı.
Bilimadamları konuyu araştırmak üzere 3 deney yaptı. Bilgisayar ortamında yapılan 3. deneyde, 78 İspanyol lise öğrencisinden düşüncelerini yazmaları istendi. Öğrencilerin yarısından yazdıklarını çöp kutusuna göndermeleri, diğer yarısından bunları kaydetmelerini isteyen bilimadamları, “düşüncelerini çöp kutusuna gönderenlerin düşüncelerinden kurtulduğunu” gördü.
Araştırmacılar ayrıca, olumlu düşüncelerini kağıda yazıp çantasında ya da cüzdanında taşıyanların da bundan olumlu yönde etkilendiğini belirtti. Düşüncelerin çöpe gönderildiğini hayal etmenin ise etkili olmadığı belirlendi. Araştırma, “Psychological Science” dergisinde yayımlandı.
İşte bu kadar arkadaşlar bu günden sonra olumlu ve güzel düşünceleri yazıp çantanızda saklayın ve sık sık çıkarıp okuyun.Olumsuz düşüncelerinde aklınıza geldikçe kağıda yazıp çöp kutusuna atın.Başarılar diliyorum….Başaracağınız da eminim…

Ay Tutuldu, Tutulacak… Yaklaşmayın Bana… Gerginken Gereksiz Gererim…

HAYATLA ALIŞVERİŞ MEDİTASYONU…

150429_10151348308696771_1396221270_n[1]
Bugün evrenin işleyiş sırlarına uygun yaşamanızı sağlayacak bir meditasyon tekniğini Deepak Chopra’dan aktaracağım sizlere…
Meditasyon “Hayatla alışveriş meditasyonu…” … Deepak Chopra şöyle diyor:
“Aslında hayat ile olan alışverişimiz aynı hefes alışverişimiz gibidir…
Doğal, çabasız ve cömert…
Günde kaç kez nefes alıp verdiğimizi saymadığımız gibi, özümüzün hayatta kimden, neyi, ne kadar alıp verdiğini de bilmeyiz…
Beklenti olmadan hayatın bize akmasına izin veririz…
***
Kalbimizde bir tıkanıklık var ise bu nefesimizi, nefesimizde bir ahenk yoksa bu da hayatın bize akışını engeller…
Be sebeple yönlendirmekten zevk aldığım bir Budist meditasyon tekniğini, alma-verme yasasına adıyorum…
***
Rahat bir pozisyonda oturun ve uzanın…
Gözlerinizi kapatıp, dikkatinizi nefesinize verin…
Nefesinizde hiçbir değişiklik yapmadan sadece solumanızı gözlemleyin…
Ne kadar nefes alıp, ne kadar içinizde tutup, ne kadar veriyorsunuz?..
Nefes alış, nefes veriş miktarınız ve bunların süreleri eşit mi?..
***
Şimdi nefesinizde hiçbir değişiklik yapmayın…
Sadece nefes alırken ihtiyaç hissettiğiniz enerjileri -neşe, güven, cesaret, huzur, yaşam gücü, azim, kararlılık gibi- evrenden içeri çektiğinizi hayal edin…
***
Nefesinizi verirken de artık size yaramayan, ihtiyacınız olmayan, doğanıza ait olmayan enerjileri -bitkinlik, öfke, korku, kin, nefret gibi- nefesinizle beraber evrene geri verin…
10-15 dakika devam ettikten sonra gözlerinizi kapalı tutmaya devam edin…
Kendi dinginliğinizde durup nefesinizle beraber içinize doldurduğunuz yeni enerjilerinizi fark ederek özümseyin…
Kendinizi hazır hissettiğinizde gözlerinizi açın…”
(Deepak Chopra’nın Başarının 7 Spiritüel Yasası kitabından)