Pencereni aç ve sabahı kokla…Hayat güzel.Sev onu. Plan yapmadan yaşa ve gülümse… Günaydın :)

TAM FARKINDALIK

Hiç bir şey bekleme. Senin beklediğin sadece bir hayal. Bekleyecek hiçbir şey yok. Ve hiç çaba gösterme.

Çaba sıfır. … Kontrol sıfır. Kural sıfır. Dengeli olmaya çalışmak sıfır. Bir hâle girmeye çalışmak sıfır. Bir şeyi içinde oluşturmaya çalışmak sıfır. Hiçbir şey yok. İçte hiçbir şey yapmayacaksın. İçte birşey yapmaya çalışmayacaksın.

İçinden kendine direktifler vermeyeceksin.

Kendini telkin etmeyeceksin. İçinde birşeyler tekrarlamayacaksın. Sadece kendini ol. Kendini itme. Kendinden kaçma. Kendini olduğu gibi görmek ve hissetmekten hiç kaçma. Kendin olarak ne varsa ondan bahsediyoruz: Eksik fazla, güzel, çirkin, normal, anormal, sıradan, olağandışı, iyi, kötü.

Hiçbirini görmekten ve hissetmekten kaçma. Olanın ve yaşadığının sende yarattığı tüm etkileri ve görüntüleri hissetmek ve görmekten içinde kaçma. Kendini kendine aç. Kendini kendine öylece kabul et.

Kendini ve kendin dışındaki her şeyi, tamamen ve olduğu gibi görmeye ve hissetmeye sonsuz açık ol. Kendin ve kendin dışındaki her şeyin olduğu gibi olmasına, akmasına, hareket etmesine, değişmesine, dağılmasına, yok olmasına, kırılıp dökülmesine veya ölmesine kendi içinde tamamen izin ver.

Sadece bunları yap. Bu sözlerimizde hiçbir mecaz yok. Ne yapman gerekiyorsa, dosdoğru onu söylüyoruz.

Mustafa ÇETİN
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İnsan sürekli terkrar ettiği şeyden ibaret. Yaşantınıza bakın. Süreklineyin peşindesiniz, kelimeleriniz neler.

 

Her insanın hayatında bariz bir ya da iki olgu vardır. Kimisi için bu sevgi, kimisi için mutluluk, kimisi için huzur…
Hayatınız bu olgular ve bu olguları yaşatan kişiler ve olaylarla dolduğunda zaten bunları yaşıyorsunuz demektir. Sevgi, dönüşüm, huzur olan bir insan, zaten bu olgula…r içersinde yüzüyordur, ya da yüzecektir, bu kesin. Ve bu olgular yanlızca kişi ve kendisi arasındaki ilişkide cereyan eder. Başka birisine ihtiyaç yoktur.
Aynı şekilde kaos, depresyon, öfke, öc alma, başkalarını çekiştirme, gibi diğer insanlara bağlı olarak yaşadığınız olgular da sizin gerçekliğinizi, o süre içersindeki yaşamınızı gösterir. Bir kişiye, yanlızca bir kişiye negatif bir laf söylüyorsanız eğer, bilin ki bu sizin ağzınızdan, zihninizden çıkan yani size aittir. Ve siz yargıladıkça, eleştirdikçe, öfkelendikçe, öc aldıkça, üzerinizde bu enerjiyi taşır, şikayet ettiğiniz ortamlar sizi girdap gibi içine çekmeye, bu tür insanlar arasında kendinizi bulmaya devam edersiniz. Atalarımızın çok bilindik bir sözü var çocukken çok kullanırdık, “Kötü söz sahibine aittir”. Çocukken daha iyi biliyorduk 🙂

kaynak: Gülenay Pema Gauri
Seçim sizin ve aslında çok net.

Ve sen! Her şey olabilirsin…

Her şeyin olabilir ve sen her şey olabilirsin. Evlerin, arabaların. Bilgisayar vs… her türlü teknolojik imkanın, renk renk elbiselerin, pahalı parfüm ya da kremlerin ve pahalı alışkanlıkların…
Ve sen! Her şey olabilirsin…
… Güzel ya da çirkin. Uzun ya da kısa olabilirsin. Boylu poslu. Gösterişli ya da gösterişsiz… Tombul ya da zayıf… Genç ya da yaşlı…
Kadın ya da erkek olabilirsin… Anne, baba olabilirsin. Kardeş, ağabey, dost, arkadaş…
Huzurlu ve huzursuz… Güleryüzlü ya da somurtuk. Sakin ya da hareketli… Sabırlı, dayanıklı, heyecanlı, atak ve coşkulu olabilirsin.
Hatta her an içinde bulunduğun duruma göre bir şey de olabilirsin.
Sonra iş sahibi olabilirsin ya da işsiz… Üniversite ya da lise yada ilköğretim mezunu olabilirsin.
Bir meslek sahibi olabilirsin. Öğretmen, memur, işçi, doktor, mimar ya da avukat… Hatta mesleğinde üst seviyelere çıkabilir ve unvanların olabilir… Bütün bu özelliklerin çevrende pek bir takdir görebilir, övgüler alabilirsin…
Tüm bunlar iyidir hoştur, güzeldir …
Büyüklerin dediği gibi adam bile olabilirsin.
Ama İnsan olmak başka bir şeydir…
Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır. İnsan olmak yukarıda saydıklarım ile saymadıklarımın tamamını kapsar…
Eğer;
İnsanları toplumsal alt kimliklerine göre ayırmadan, cinsiyetlerine göre kayırmadan, zengin, fakir ya da meslek ya da unvanlarına göre değil önce insan olduğu için sevip sayıyorsan…
Ve çevrendekilere sahip olduklarına göre değil, (seninle paylaşmamış olsa bile çevresindekilerle…) Paylaştıklarına göre önem, değer ve anlam verebiliyorsan.
Verdiğin sözü tutuyor ve özün ile sözün birbirini tamamlıyorsa, iyiniyetli, samimi, merhametli, dürüst ve alçak gönüllü isen insan olmaya başladın demektir.
Pek havalı sıfatların olabilir ama en havalısı insan olmaktır. Kadın ya da erkek olmaktan, toplumsal sıfatlarından çok daha anlamlıdır. Ve tüm bunların yanına bir de erdem kattın mı insan oldun demektir.
Ve insan olduğunda sen artık insanların yüzlerine değil ruhlarına bakmaya başlarsın…

Arkadaşlar Dün Akşam Hacklendim…Hesabımı Kurtarmam 1 Günümü Aldı…Gelen Mesajlar ve Kontör İstemeler Benden Değildi..Kusura Bakmayın….

Sol El Ve Bağlı Bulunduğu Çakra…

Sol El: Duygulu varlıkların (insanlık) dünyasını temsil eder. Aktif zihnin kontrol edilmesi, niyetin düşünülmesi, kutsanma, prensip, geçici realite, izlemek, içsel hatırlama ve sevgi sembolüdür. Feminin-dişi ve polaritede negatiftir. Ayı temsil eder.

2. Baş Parmak: Bedenimizden şuuraltı kalıplarından ve karmik eğilimlerden bağımsız olarak akan İlahi enerjinin sembolüdür. İrade gücünü, boşluğu ve sonsuzluğu temsil eder.

3. İşaret Parmağı: Jupiter Parmağı olarak da bilinir. Kişiliğimizin Ego yönünü temsil eder. Şuuraltı kalıpları tarafından kontrol edilen enerjilerin sembolüdür. Enerjisi geliştiricidir, hava ve rüzgârı temsil eder.

4. Orta Parmak: Satürn Parmağı. Enerjilerin en karmik ve en şartlı olanı. Bu parmak ağır, güçlü, dengeleyici enerjiler getirir. Arzu ve disiplin sembolüdür. Ateşi temsil eder.

5. Yüzük Parmağı: Güneş parmağı olarak bilinir. Kişiyi güçlendiren enerjilerle ilişkilidir. Kozmik, sonsuz, solar ışık ile karıştırılmamalıdır. İlişkilerin, şifanın ve enerjinin sembolüdür. Suyu temsil eder. Sol elin yüzük parmağında vurulduğu takdirde bir yarayı iyileştirecek Sol elin yüzük parmağında vurulduğu takdirde bir yarayı iyileştirecek güç olduğu ve bu parmağın direk olarak kalple bağlantılı olduğu söylenir.

6. Küçük Parmak: Merkür parmağı olarak bilinir. Entelektüel zihin ve enerjinin açılmasına yardımcı enerjileri yayar. İletişimin sembolüdür. Dünyayı temsil eder.

Kaynak: Aysun Zorlubilek

Bir ankete göre insanları en çok rahatlatan üç koku;

Bir ankete göre insanları en çok rahatlatan üç koku;

1. Taze pişmiş ekmek kokusu

2. Temiz çarşaf kokusu

3. Yeni biçilmiş çimen kokusu…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanların negatif duygu ve düşünceleri kendi bedenlerinin 15 metreetrafına dek yayılıyormuş.

 
İnsanların negatif duygu ve düşünceleri kendi bedenlerinin 15 metre etrafına dek yayılıyormuş. Düşünün kalabalık ve mutsuz şehirlerdeki negatif enerji bulutlarının kuvvetini…
O yüzden belki de insanlardan uzak tenha ve doğa içinde daha kolay şifalanıp arınıyoruz demek ki…
Alıntı:
Messages From God and the Ascended Masters
Judith A. Beals

Kimsenin Hayatı Mükemmel Değil…Sadece Bazıları Sorunlarla Nasıl Başedeceğini Çok İyi Biliyor…

DÜNYANA IŞIK VER

Etrafındaki her şeye ve herkese ışık ver. Bil ki o ışık, senin dünyana da yansıyacak.

Elinde ışığın sihirli değneği var. Onu ışık yaymak için kullan. Sen etrafına, dünyana ışık yaydıkça, senin yaşamın da ışıldayacak.
Bırak bu ışık, yüreğindeki sevgiyle birleşsin, büyüsün. Sonra da bu güzel ışığı, dünyandaki, etrafındaki her şeyi aydınlatmak için kullan.
Bırak elindeki ışık, dokunduğun her yeri ve ulaşabildiğin herkesi aydınlatsın. Baktığın herkesin yüreğine, senin yüreğindeki ışığın tohumu ekilsin.
Sen ışıksın. Bunu yaptığında kendin olacaksın.
Sevgiler, Meleklerle Yasamak

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Meditasyon Yaparken Ellerimizi Niye Kavuştururuz?

Fotoğraf

Çünkü evren ellerimizin arasındadır…Ondan…

Peşin Hüküm…İbret alınacak bir hikaye..!


Genç adam evinin alt katında marangozluk yapıyordu. Kapı ve pencere konusunda uzmandı. Fakat plâstik pencereler yaygınlaşınca ahşap olanlara rağbet azaldı.
Bu yüzden işler iyi gitmiyordu. Üstelik de çocuklar…ı büyümüş biri hariç okula başlamıştı. Masrafları artınca yanındaki kalfasına yol verdi. İşe biraz daha erken koyulur yardımcıya ayırdığı parayı çocukların harçlığına katardı.
Adam bir gün çalışırken elektrik kesildi. Ve uzun süre beklediği halde gelmedi. Aksi gibi o akşam üzeri teslim etmesi gereken birkaç pencere vardı. Boş kalmayı sevmezdi. Planyayı yağladı talaşları süpürdü. Biraz dinlenmek için eve çıkarken sigortaya göz attı. Eğer yanılmıyorsa bu iş normal değildi. Biri gelip sigortayı kapatmış olmalıydı.
Şalteri kaldırınca atölye aydınlandı. Tahminleri doğru çıkmıştı ama bu işe bir anlam veremiyordu. Şaka dese böyle bir şaka yapılmazdı. Kendisini kıskanacak bir düşmanı da yoktu.
İşe koyulduğunda yine aynı şey oldu. Ama bu sefer suçluyu görmüştü. Oğlu evden atölyeye bağlanan merdiveni sessizce inmiş ve sigortayı kapattığı sırada babasını karşısında bulmuştu.
Adam on yaşına gelmiş bir çocuğun böyle bir haylazlığını affedemezdi. Bütün günü onun yüzünden mahvolmuştu. Bir kere yapmış olsa ses çıkartmazdı. Ama tekrarlaması hangi yönden bakılırsa bakılsın büyük hataydı. Saçlarından yakalayıp sıkı bir tokat attı. Herşey onun iyiliği içindi. Belki vurduğu tokat serseri olmasını engellerdi.
Adam oğlunun gözyaşlarını görmezden geldi ve eve çıktıktan sonra eşine dert yanarak:
– Bu çocuğun okulda kimlerle düşüp kalktığını bilmemiz lazım!.. dedi. Eğer serbest bırakırsak başımıza büyük dertler açacak!..
Adam bir süre düşündü. Sonunda da en kolay yolu buldu. Oğlunun hiç aksatmadan tuttuğu günlüğünde arkadaşlarına ait ip ucu olmalıydı. Eşi istemese de ona kulak asmadı ve çocuğunun günlüğünü okumaya başladı.
Oğlu en son sayfada:
“Bu gece kötü bir rüya gördüm!..” yazmıştı. “Atölyede çalışırken babamı elektrik çarpıyordu. Allah’ım onu koru!.. Ben elimden geleni yapacağım!..”

Bazen doğru yönde atılan tek bir küçük adım yaşamanızda en büyük adım olarak sonuçlanır…

İki komşu… Birinin maddi durumu iyi diğeri daha vasat…

 

Bir fıkra vardır:
İki komşu… Birinin maddi durumu iyi diğeri daha vasat…
Birinin altında son model, diğerinin altında külüstür bir araba; doğal olarak motor güçlerinin birbiriyle kıyası mümkün değil…
Son model arabası olan komşu her sabah hava atmaya bayılırmış evin önünden gazı körükleyip uçup gidermiş… Kahkahaları neden sonra geride kalana ulaşırmış….
Bir değil iki değil adamcağız muzdarip…. Üzgün….
… Aklına bir fikir gelmiş…..
Yine bir sabah son model arabayla fiyaka yapıp fırlamış evin önünden…
Ve bir haber ulaşmış eve son model arabası olan hastanede yatıyor…
Diğeri hastahaneye koşmuş tabi komşuluk hakkı…
Durumu kötü diğerinin…. Her yeri alçıda….
“Geçmiş olsun komşum” demiş…. “Bu ne hal”…
“Ne olduğunu anlamadım ki; yolumda son hızla giderken seni gördüm yanımda hatta geçip gittin beni…. Ben de arabam duruyor diye düşünüp indim gerisini hatırlamıyorum..” Der…
Sonuçların böyle olacağını belirleyemediği için üzgündür öteki; bir ders vermek istemiştir sadece…
” Ah komşum” der ” Sana söylemeliydim, ben arabamın motorunu değiştirdim…”
**
Sözün özü; maddeden insana dönersek, görünüşe aldanmamak gerekir, insanlardaki gelişme gözle takdir edilmiyor…
Kendini üstün görmemek gerekir, başkalarının eksikliklerinden kendine övünç çıkarmamak hatta yargılamamak gerekir…
Sonuç da bedel ödemek var…ua

Hayat Bazen Bizim de Uzerimize Abanir

 

Sevgili Dostlar,

Son zamanlarda hepimizde bir koseye sIkIsma, ne yapacagini bilememe durumuna iyi gelecek bir hikaye sectik ..:) 

Belki bazilariniz daha once duymustur, belki de unutmustur. 

Hani bir hatirlasak fena olmaz dedik.. Ruhunnuza Gida olsun…

Hayat bazan bizim de uzerimize abanir

Gunlerden bir gun koylerden birinde, adamin birinin esegi kuyuya duser. Niye duser, nasil duser sormayin. Esek bu, dusmus iste! Belki kor bir kuyuydu, agzi taht aile kapatilmisti belki, uzerine de toprak dokulmustu. Zamanla tahta curudu, zayifladi, toprakta biten otlari yemek isteyen esegin agirligini cekemedi ve gum. Hayvancik saatlerce aci icinde kivrandi, bagirdi kendi dilinde. Ayiptir soylemesi, anirdi yani. Sesini duyan sahibi bakti ki vaziyet kotu. Zavalli esegi kuyunun dibinde melul mahzun bakiniyor. Ustelik yaralanmis. Karsilastigi bu durumda kendini esegi kadar zavalli hisseden adamcagiz koyluleri yardima cagirdi.

Ne yapsak, ne etsek, nasil cikarasak sorulari havada kaldi. Sonunda karar verildi ki kurtarmak icin calismaya degmez. Tek care, kuyuyu toprakla ortmek. Ellerine aldiklari kureklerle etraftan kuyunun icine toprak attilar.

Zavalli hayvan, uzerine gelen topraklari , her seferinde silkelenerek dibe doktu. Ayaklarinin altina aldigi toprak sayesinde her an biraz daha yukseldi. Ve sonunda yukariya kadar cikmis oldu. Koyluler agzi acik bakakaldi.

Hayat, bazen bizim de uzerimize abanir. Ne bazeni? Cogu zaman.Toz toprakla ortmeye calisanlar cok olur. Bunlarla basa cikmanin tek yolu, yakinip sizlanmak degil, dusunup silkinmek, ayaga kalkmak ve kurtulip aydinliga adim atmaktir. Kor kuyuda olsak bile…

Kaynak:Şifa Çemberi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »