13 Şubatta (Bugün) Herkesin Duvarına ”SENİ SEVİYORUM” Yazcam, 14 Şubatta Herkes Kavgalı Olsun…

TAMAMLANMADAN BIRAKILMIŞ ŞEYLER ENERJİYE ETKİSİ

TAMAMLANMADAN BIRAKILMIŞ ŞEYLER Dağınıklığın bu türünü görmek daha zor, bilmezden gelmek daha kolaydır. Ancak sonuçları birçok alana yayılır. Tamamlanmadan bırakılmış her şey fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal alanda dağınıklık ve tıkanıklık yaratır. Evinizdeki veya çekmecenizdeki ele alınmamış şeyler, yaşamınızda ele almadan bıraktığımız şeyleri yansıtır ve sürekli olarak enerjimizi çeker. Kırık çekmecenin tamiri, bozuk bir saatin veya aracın onarımı, damlayan musluğun contasının değiştirilmesi gibi ufak tefek tamiratlar bile mekanın enerji akışında önemli roller görür. Ve mantal alanda da ümit ve uyanıklık hallerine ulaşmada yararlı olabilir. Dikilecek düğmeler, aranması gereken telefonlar, koparılması gereken ilişkiler ve diğer her tür belirsizlik, dönüp yüzleşmediğimiz sürece ilerlememize engel olur. Eğer istenirse insandaki tevil ve savunma mekanizmaları bunları gayet güzel bastırıp kamufle edebilir, ama bunu yapmak için daima enerji tüketir. Bitmeyen her iş yaşam enerjimizden çalar, adeta bir enerji vampiri gibi bizi sömürür.

DAĞINIKLIK BİZİ NASIL ETKİLER? Çoğu insan dağınıklıktan nasıl etkilendiğini bilmez. Dağınıklığıyla yaşamaktan memnunluk bile duyabilir. Dağınıklığın etkisi ancak ondan kurtulunduğunda duyulacak rahatlama ve huzur ile anlaşılabilir.

DAĞINIKLIK KENDİNİZİ YORGUN VE UYUŞUK HİSSETMENİZE NEDEN OLUR Çoğu dağınık insan ortalığı toparlamaya hali olmadığını söyler. Kendilerini sürekli yorgun hissederler. Oysa yorgunluğun nedeni dağınıklığın çevresindeki durağanlaşmış enerjidir.

DAĞINIKLIK SİZİ GEÇMİŞE BAĞLI KILAR Bütün boş alanlarımız dağınıklıkla dolarsa yaşamımıza girecek hiçbir yeniliğe yer kalmaz. Düşüncelerimiz geçmişe takılıp kalır. Bakışlar ileriye bakmaktan çok geriye çevrilir. Sorunlarla yüzleşip daha iyi bir gelecek yaratmak yerine, geçmişi suçlarız.

DAĞINIKLIK BEDENDE DE TIKANIKLIKLARA YOL AÇAR Dağınıklık aşırı bir hale geldiğinde evinizin enerjisi tıkanır. Aynı şey bedenimiz için de geçerlidir. Dağınık kişilerde kabızlık ve hazım bozuklukları, ciltte donukluk ve bozulmalar gibi rahatsızlıklara daha sık rastlanır.

DAĞINIKLIK KİLONUZU ETKİLER Yapılan gözlemler, aşırı kilolu insanların genellikle dağınık insanlar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir bayanın dediği gibi; “Evinizi ıvır zıvırdan arındırdığınızda bedeninizi abur cuburla doldurmak da size artık doğru gelmiyor.”

DAĞINIKLIK ERTELEMEYE YOL AÇAR Dağınıklık içinde yüzüyorsanız, işlerinizi yarına erteleme eğiliminiz olabilir. Dağınıklık enerjinin hareket yeteneğini azaltarak herhangi bir şeye girişmenizi zorlaştırır.

DAĞINIKLIK UYUMSUZLUĞA YOL AÇAR Dağınıklık aileler, ev ve iş arkadaşları arasındaki tartışmaların nedenlerinden biri olabilir. Eğer siz gırtlağınıza kadar dağınıklığa gömülmüş olarak yaşıyor ya da çalışıyorsanız ama çevrenizdekiler sizin gibi değilse onların yaşama biçimi sizi engellemez ama sizinki onları Kuşkusuz engeller.

DAĞINIKLIK YILGINLIK YARATIR Dağınıklık enerjinizi aşağı çekerek kendinizi yılgın, depresif hissetmenize neden olur. Depresyon türlerinin çoğu Yüksek Benliğinizin sizi, başka bir şey yapmanızın zamanı gelmiş olduğu için yapageldiğiniz şeye devam etmekten alıkoymasından kaynaklanır.

DAĞINIKLIK BAGAJ FAZLASI YARATIR Eviniz aşırı dağınıksa, büyük olasılıkla yolculuğa çıkarken de yanınıza çok eşya alıyorsunuzdur. Dağınıklık bağımlıları “GEREKİRSE” diye peşlerinden sürükledikleri eşya için fazla bagaj ücreti ödemek durumunda kalırlar. Tatilden dönüldüğünde valizlerden bir yığın hiç giyilmemiş temiz ama buruşuk kıyafetler çıkar. İnsan duygusal ve zihinsel açıdan da fazla bagaj taşımaya eğilimlidir

DAĞINIKLIK FAZLADAN TEMİZLİĞE NEDEN OLUR Dağınık bir alanı temizlemek iki kat daha fazla zaman alır. Ne kadar dağınıksanız o kadar çok toz ve kir birikir, enerji o kadar durağanlaşır, temizlik yapmak isteği de azalır. Yaşadığımız evin odalarını tek tek dolaşıp dağınıklık yaratan gereksiz ve kullanılmayan giyecek ve eşyaları gözlemleyip bunların evimizdeki fazlalık ve dağınıklıktaki payını ve işgal ettikleri alanı yüzdeye vurduğunuzda ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı olacaktır.

Uzmanlar ortalama büyüklükteki bir evin odalara göre dağılımını şu şekilde yapmaktadırlar:

* Koridorlar yüzde 5
* Oturma odası yüzde 10 – 15
* Mutfak yüzde 30 – 40
* Yatak odası yüzde 40
* Banyo yüzde 15 – 20
* Kiler, depo, tavan arası, bodrum, kömürlük vs. yüzte 100 -200

Toplam : 220 – 250 Oda başına düşen ortalama dağınıklık yüzde 35 – 45 arasıdır. Evinize ödediğiniz kira, elektrik, ısınma vs. masrafların neredeyse yarıya yakını boşuna hammallığı yapılan şeylere ödenmektedir. Bu alanları pozitif yönde sağlıklı işlerde kullanmak varken olumsuz enerjilerin çoğalmasında kullanmaktayız.

İNSAN NEDEN DAĞINIK YAŞAR? Dağınıklığın altında görünenden çok daha derin nedenler yatmaktadır. “Çok meşgulüm, vaktim yok, benim için önemli değil, herkes kendi eşyasını toplasa ortalık dağılmaz” vs. gibi açıklamalar birer bahaneden öteye gitmez. “Lazım Olur” Diye Saklamak İnsanların başlıca biriktirme nedenleri budur. “Nasıl atayım ki” diye yakınırlar, “günü gelir lazım olur”. Bu noktada gerçekten ihtiyacımız olan şeylerle, olmayan şeyleri tüm bağımlılıklarımızı bir kenara atarak ayırdetmek gerekir. Lazım olur diye eşya saklamak geleceğe güvensizlik işaretidir. Unutmayalım ki düşüncelerimizle kendi geleceğimizi biz yaratırız. Uzmanların konu ile ilgili rastladıkları gerçek vakalardan birkaç örnek: * Balık sevmeyen bir adamın tavar arasında on beş yıl boyunca saklanmış beş akvaryum. * Yirmi yıl boyunca bahçede biriktirilmiş boş şişeler, yağ kapları, kavanozlar, yumurta kutuları. *Geçmiş yıllara ait onlarca telefon rehberi. Evimizi bu gözle araştıracak olursak bu listeye ilave edeceğimiz pek çok şey olacaktır.

KİMLİK Sahip olduklarımıza sıkı sıkı tutunmamızın başka bir nedeni de kimliğimizin onlara bağlı olduğunu hissetmemizdir. Eşkoşmalar da diyebileceğimiz eşyayla olan aşırı bağlar insanın kendi hakkındaki yüzeysel fikrini ve imajını koruma çabalarından biridir. Bazı şeylerle öylesine özdeşleşmişizdir ki, onu attığımızda kendimizden bir parçayı koparırcasına bir hal yaşarız. Çevremizdeki dağınıklığın görünmeyen nedeni, içinde bulunduğumuz duygusal ve zihinsel dağınıklıktır.

DAHA ÇOĞUN DAHA İYİ OLDUĞU İNANCI Bugün hepimizin evlerinde eksiksiz mutfak setlerimiz var. (Gazeteler bile veriyor) Küçük şeyleri doğramak için küçük bıçaklar, büyük şeyleri doğramak için büyük bıçaklar, sivri uçlu, küt uçlu, hafif, ağır, et bıçağı, balık bıçağı, sebze bıçağı, meyve bıçağı vs. Bu setlere sahip olmamıza rağmen ev hanımlarının çoğu tüm bu işleri bir bıçakla hallederler. Beynimiz tam tekmil bir bıçak setine ihtiyacımız olduğuna reklam devleri tarafından yıkanmıştır. Daha çoğun daha iyi olduğu düşüncesi, mallarını satmak isteyen üreticilerin kafamıza nakşettiği bir yalandır.

EVİNİZDEKİ DAĞINIKLIK ALANLARI:

Ana Giriş Kapısı Evinizin kapısının dış tarafı dünyaya bakışınızı, iç tarafı da kendi yaşamınıza bakışınızı temsil eder. Tıpkı insanlar gibi enerji de bu kapıdan içeri girer çıkar. Giriş kısmındaki darlık ve dağınıklık evinize taze enerjilerin giriş çıkışını engeller. Burası temiz ve düzenli durması gereken en önemli alandır. Askıda duran ve kullanılmayan paltolar vs., yerlerde duran ayakkabı, çizmeler vs., gereksiz kuru veya plastik çiçekler, şemsiyeler, bozuk paralar, fişler, telefon, elektirik faturaları, broşürler, eski gazete dergiler vs.

Kapıların Arkası Kanca ya da kapı tokmaklarına asılı şeyler (giysiler, gecelikler, havlular, çantalar) olduğu kadar bütünüyle açılmasını engelleyecek mobilya, eşya, sepet vs. şeyleri de kapsar. Kapılarınız ardına kadar açılmazsa evinizde enerji serbestçe dolaşamaz, giriştiğiniz her iş için daha fazla çaba harcamanız gerekir.

Koridor ve Holler Buralardaki dağınıklık yaşam taşıyıcı enerjinin evin içinde akışına engel olmaktadır.

Mutfak Mutfak dolaplarınızın içinde neler gizleniyor? Ya bitmeden alınan yiyecekler… Bütün dolaplarınızda esaslı bir ayıklama ve temizliğe girişin. Derin dondurucunuzla buzdolabınızı da unatmayın.

Yatak Odaları Yatak odaları genellikle evde yer bulamadığımız şeyleri koyduğumuz bir odadır. Yatak odalarındaki dağınıklık çocuklar ve yetişkinler için de olmaması gereken bir şeydir. Yatak odası evdeki en önemli odadır. Çünkü nerede ve nasıl uyuduğunuz yaşamınızı büyük ölçüde etkiler. Yaşamınızın üçte birini yatak odasında geçirirsiniz. Bu nedenle yatak odasının düzenli ve sade olması çok önemlidir. Yatak altlarına itilen ıvır zıvırlar uyku kalitesine bile önemli etkide bulunmaktadır. Örneğin tuvalet masalarının üstleri de kullanılmayan pek çok boş parfüm vs. şişeriyle doludur. Enerjinin yumuşak ve uyumlu dolaşımı için yatak odalarındaki yüzeylerin olabildiğince temiz ve boş tutulması önerilmektedir.

Dolap Tepeleri Dolap tepelerine saklanan ve tıkılan şeyler… Evinizde göz hizasından yukarılara yığılmış dağınıklık genellikle bunaltıcı bir etki yaratır, hatta baş ağrısı bile yapabilir.

Dolap İçleri Çoğu insan sahip olduğu giysilerinin yüzde 20’sini giyer. Bundan Kuşkusu olanlar bir ay boyunca bir test yapabilirler. Bu oran sadece giysiler değil, sahip olduğunuz çoğu şey ve yaşamdaki çoğu etkinliğe de uyarlanabilir.

ZİHİNSEL DAĞINIKLIĞI GİDERMEK

Tasalanmaya Son Verin Endişe sallanan ata benzetilir. Ne kadar hızlı hareket ederse etsin hiçbir yere gitmez. Endişe bütünüyle bir zaman israfıdır. Zihinde öylesine bir dağınıklık yaratır ki, hiçbir şeyi açıklıkla düşünemez olursunuz. Endişelenmeyi bırakmayı öğrenmenin yolu, her şeyden önce dikkatinizi odakladığınız şeye güç kazandırdığınızı kavramaktan geçer. Bu nedenle bir konuda ne kadar endişe düşünceleri üretirsek, o şeyin ters gitme olasılığını da yükseltmiş oluruz. “Korktuğum başıma geldi” “Sakınılan göze çöp batar” gibi sözler de bu mesajı insanlara vermek için söylenmiştir. Endişe öyle derinlere işleyen bir alışkanlıktır ki, bundan kurtulmak için kendimizi bilinçli olarak eğitmemiz gerekir. Kendimizi endişe halinde fark ettiğimiz an durup düşünüp düşünceleri kontrol edip yönünü değiştirme egzersizleri yapmak gerekir. Bu konuda yakınlarımızdan yardım da isteyebiliriz. Endişe ve tasa yaratan şeylerin listeleri çıkartılıp bunlar tek tek çözümlenebilir.

Eleştirmeye ve Yargılamaya Son Verin Eleştiri ve yargılama insanda en büyük enerji kayıplarına neden olur. Biraz incelenirse, özellikle başkalarına yönelik eleştirileri ve yargılarımalarımızın altında merkez noktamızın kendi zevk ve alışkanlıklarımız, düşünce kalıplarımız olduğunu anlayabiliriz. Ayrıca kendimizde olup da hoşumuza gitmeyen yönlerimizi değiştirmek yerine bu memnuniyetsizliğimizi başkalarını eleştirerek hafifletmeye çalışırız. Aslına bakacak olursak hiç kimseyi eleştirip yargılayacak durumda değiliz. Çünki varlıkların gerçek ihtiyaç ve kapasitelerini bilmediğimiz için yapacağımız değerlendirmeler son derece isabetsiz olacaktır.

Dedikoduya Son Vermek Başkalarının yüzlerine söyleyemediğimiz düşünce ve yargılarımızı, onların olmadığı ortamlarda dile getirmek, bundan da bir zevk duymak da zihnimizde fazlasıyla dağınıklık ve enerji kaybı yaratır. Başkaların yüzüne söyleyemeyeceğimiz hiçbir şeyi onların arkasından da söylememeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.

Ağlayıp Sızlanmaya, İsyan Etmeye Bir Son Vermeliyiz Ağlayıp sızlamak, her şeyi ve herkesi suçlamak, problemlerin kaynağını ve sorumlusunu daima dışımızda aramak da düşüncelerimizide büyük dağınıklık yaratır.

Zihinsel Gevezeliğe Son Vermek Psikologlar ortalama insanın aklından günde atmış bin düşünce geçtiğini tahmin ediyor. Ve ne yakık ki bu düşüncelerin % 95’i önceki günkü düşüncelerin aynısıdır. Bir önceki günküler ise daha önceki günki düşüncelerle aynıdır. Ve bu şekilde katlanarak sürüp gitmektedir. Kısacası zihinsel faaliyetimizin büyük çoğunluğu verimsiz, tekrara ve alışkanlıklara dayalı, insanı hiçbir yere götürmeyen zihinsel gevezeliklerden ibarettir.

En son ne zaman farklı ve özgün bir düşünce ürettik? Bizlere bunlar öğretilmiyor! Genellikle hepimiz belli düşünce kalıplarıyla yaşayıp, zihinlerimizi gündelik yaşamın yüzeysel akımlarıyla doldurmaktayız. Eğerki gün içerisinde kendimizi tüm düşünce akımlarından uzak tutup çok değil beş on dakika ayırabilirsek, içsel gevezeliği dindirerek, şuurumuzu daha yüksek bir bilgeliğe açık hale getirip, yaşamımızda yol gösterici etkileri ayıklayıp seçebiliriz. Yaratıcılığımızı artırabiliriz.

Bugününün İşini Yarına Bırakmamak “Bu günün işini yarına bırakma” sözünü yaşamımızda hayata geçirmeliyiz. Örneğin size bir telefon numarası verecek arkadaşınızla konuşuyorsunuz. Numara yanındadır ama ertesi gün arayıp vermeyi önerir veya siz onu daha sonra arayıp öğreneceğinizi söyleyebilirsiniz. O an bitmesi gereken bir iş ertesi güne uzamıştır ve başka aksaklıkları da beraberinde getirecektir. Ertesi gün o numarayı aramanız gerektiğinde arkadaşınızı bulamayabilirsiniz. Ve o numara ile ilgili iş ertesi günlerde unutulur. Zincirleme olarak pek çok problem yaşanabilir. Ertelenen işin akılda tutulması büyük bir enerji kaybıdır. Telefon numarasını hemen orada alın, yaşamınızda yapılacak işler listesi bir madde eksilmiş olsun. Yerine getirilmemiş sözler de büyük bir enerji kaybına ve zihinsel dağınıklığa neden olur. Bir arkadaşımızla hafta sonu için bir program yaparız, fakat günler geçtiğinde o gün bizim için öncelik sırası daha yüksek olan bir durumla karşılaşabiliriz. En doğrusu meseleyi fazla uzatmadan arkadaşımızı aramaktır. Bir bahane bulmak, yalan söylemek ya da isteksizce buluşmak buluşma gününün öncesi ve sonrası ciddi enerji kayıplarına neden olacaktır.

RUHSAL DAĞINIKLIĞI GİDERME Fiziksel, duygusal ve zihinsel dağınıklığın varlığın gelişimine en önemli olumsuz etkisi üzerinde durarak konuyu toparlamaya çalışalım. Dağınıklığın yaşamımızdaki farklı görünümlerinin sonucunda varlığımız, yaşam amacının farkındalığını yitirir. Dünyaya gelirken beraberimizde getirdiğimiz özgün amacımızın yeniden yüzeye çıkıp anlaşılabilmesi için dağınıklıklarımızı temizlemeliyiz. Hemen hemen tüm ruhsal ve felsefi bilgiler, içinde yaşadığımız çağın gezegenimiz tarihinde insan gelişimi bakımından en önemli zaman olduğu konusunda ortak bir noktada birleşmektedir. Dünyanın büyük bilgi kaynakları eskiden pek az insanın elindeydi. Çağımızda ise bu tam tersi durumdadır. İnsan istediği bilgilere küçük bir çaba ile ulaşabilir. Bugün bulunduğumuz noktaya ulaşana dek varlığımızın yeryüzü okulunda teptiği sayısız yolları ve verdiği büyük mücadeleleri düşündüğümüzde, içinde bulunduğumuz durumun değerini anlayabiliriz. İçsel varlığımızın sesini duyabilecek hale geldiğimizde bütün gereksinimlerimiz karşılanır. Kendimizde, çevremizde ve yaşamımızda daha uyumlu, esnek, huzurlu ve Başarılı olmak istiyorsak, basamak basamak dağınıklıklarımızı düzene sokmalıyız. Bunun aslında hareket noktası zihin olmalıdır. Bu nedenle daha fiziksel ve elle tutulur çözümler çağımız insanları tarafından daha fazla ilgi bulabiliyor. Odamızın dağınıklığı zihnimizin dağınıklığının bir yansımasıdır. Fakat yapay bir şekilde sadece odamızı toplayarak veya bir yardımcı tutup temizleterek zihnimizdeki çöplerden kurtulabilir miyiz? Hayır. İçinde bulunduğumuz ikilemlerden, yargılamalardan, şikayetlerden, hoşnutsuzluklardan, güvensizliklerden ve endişelerden kurtulabilir miyiz? Hayır. Eğer bu kadar kolay olsaydı, şeklen uygulanan pek çok öğreti dünyayı pozitif bir küreye çevirmeye yeterli olurdu. Şekil değil öz önemlidir. Elbette başlangıç için fizik boyuttan başlayabiliriz, fakat bunu o seviye ile sınırlı tutmamak gerekir. Fizikten başlayıp mantal seviyeye doğru hareket edebiliriz. Günlük yaşam dediğimiz, insana sıradan ve anlamsız gibi gelen yaşamlarımızın içinde fark edilip öğrenilmeyi bekleyen sayısız dersler ve deneyimler saklıdır.

ALINTI

Kaç kez güneşim doğuşunu izledin?

Bu yılı sağlıklı geçirdin mi?
Sağlıklı olduğun için hiç sevindin mi?
Bu yıl hiç güneş ışığıyla uyandın mı? ……
Kaç kez güneşim doğuşunu izledin?
Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldın?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdın mı?
Kendine bu yıl kaç oyuncak aldın?
Kaç kez gözlerinden yaş gelinceye kadar güldün?
Yaşlı bir ağaca sarıldın mı bu yıl?
Çimlere uzandığın oldu mu?
Çocukluğundan kalan bir şarkıyı söyledin mi hiç?
Hiç taş kaydırdın mı su üstünden?
Kaç kez kuşlara yem attın?
Bir çiçeği dalındayken kokladın mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördün?
Ya da hediye alan bir insanın gözlerindeki ışığı?
Kaç kez mektup aldın bu yıl?
Eski bir dostunu aradın mı hiç?
Kimseyle barıştın mı?
Aslında, “MUTLU” olduğunu kaç kez farkettin bu yıl?
İyi bir yılın bu gibi “küçük” şeylere bağlı olduğunu hiç düşündün mü?
Yayılın çimenlerin üzerine
Acele edin…er ya da geç…
Çimenler yayılacak üzerinize!

SAVUNMAYI BIRAKMA EGZERSIZI :

554711_183835108435920_75804344_n[1]
Korkularimiz, endise,sinirlilik, gerilim, fobi, huzursuzluk maskesine burunerek farkli sekillerde yuzunu gosterir bize. Olabilecek olan birseyi dusundugumuz zaman korkariz. Bu icinde bulundugumuz an ile gelecekte o hayalini kurdugumuz anin arasinda bir bosluk yaratir, bu da korkunun olustugu bolgedir.Korku ve endise icin gerekli ortam yaratilmistir.
Bizler anda gerc…eklesen olaylara tepki vererek basa cikmayi bir sekilde basariyoruz ama gelecekte olabilecek birsey icin endise duydugumuzda yapacak birsey yok. O gelecektedir. Iste o yuzden anda kal, anda kalmak onemlidir vs denir.
Egomuzun devreye girdigi anlari gozlemlemeyi basaramazsak, kendini hep savunma geregi icinde bulan ego, surekli bir tehdit altindaymis gibi belirir. Disardan ne kadar guclu gorunse de korkulari yuzunden aslinda cok zayiftir egomuz. Egomuz kendini surekli bir tehdit altinda hisseder, olum tehditi ise bas tehdittir.
Hayatimizdaki sen haklisin ben hakliyim ego catismasinin altinda bile olum korkusu yatar. Ego hep hakli cikmayi ister. Baskalarinin uzerinde otorite kurmayi istemek de aslinda kuvvetli gorunme kiyafetimizdir.
Bu yuzden yapacagimiz calisma kendini icinde buldugumuz HER TURLU SAVUNMAYI FARK ETMEMIZLE baslar. Kendinizi savunma icinde buldugunuzu fark ettiginiz anda bir durun. Duygunun bedeninizin zihninize gosterdigi tepki oldugunu hatirlayin. Gelecekte degil, herseyi hissederek duyarak ve gozlemleyerek, yargisizca ana gelin Yargilama yok sadece gozlemleyin zihninizdekileri. Bu arada zihninizde olusacak o bosluk anini fark edin. Anda kalarak gelecekle arada endise korku yaratacak zaman yaratimayin… Fark ettikce ve gozlemlemeyi her gecen gun daha cok basardikca, eriyip gittigini goreceksiniz..
Farkindaliklarimizi gelistirmeye devam..Hicbirsey hooop diye olmuyor,calismaya devam, ice bakmaya, zihni gozlemlemeye devam…
INANMAK- DEGISMEK VE DEGISTIRMEK ISTEMEK-FARK ETMEK – YAPMAK sihirli formulumuz..
Dilvin Texon

Hayat ayna gibi,siz hayata ve insanlara nasil bakar ve onda ne bulursaniz, o kendinizsiniz aslinda…

400626_526506080720273_1163498755_n[1]

Hayat ayna gibi,siz hayata ve insanlara nasil bakar ve onda ne bulursaniz, o  kendinizsiniz aslinda… Sevdigimiz her bir yuzde ve gonulde, kendinden bir parca gordugun icin sever, kizdigin ve elestirdigin her bir anda yada kiside aslinda kendine kizarsin. Hepimiz nasil iki goz,iki kulak ve bir burun yaratildiysak, icimizde de sahip olduklarimiz ayni aslinda. Fark yok…Tek fark neyi ve hangi yonu… gelistirmek  istedigimizde…

Nasil ki spor salonunda duzenli spor yapar, bedenimiz uzerine emek verip, onun uzerinde yogunlasirsak ve sonunda guzel ve kasli bir vucuda sahip olursak, icsel ozelliklerimizde ayni sekilde gelisir. Hepimizde esit oranda kin,ofke,hirs,kiskanclik,hosgoru,sevgi,anlayis vs var. Ama gel gor ki; biz bunlardan hangilerini gelistirmeyi seciyoruz icimizde..Hangileri beden kaslarimiz gibi gelisiyor.. Dolayisi ile hayatimiza giren her bir kiside kendimizin gelismemis yonlerini gorup, fark edip, bunlari degistirerek yol aliyoruz. Herbir insanin hayatimiza giren hediyeler olmasi, iyi ve kotunun olmamasi bu yuzden.Dogrular yok, yanlislar yok, gelisime hizmet var.
Yapmaniz gereken sey agzinizdan biri icin bir cumle cikiyor ise durun ve sunu sorun kendinize: Bu soyledigim cumle kime hizmet ediyor?

1.Kendi egonuzdan yada icinizde beslediginiz kotu tarafinizdan mi? yoksa

2. Karsinizdaki insana icinde sevgi ve iyi duygulari barindiran bir geribildirim verme isteginden mi? yoksa

3. Tum evren ve insanlik icin faydali oldugundan mi? Eger cevap 1 no lu cevap ise lutfen durun, tekrar bir dusunun ve farkinda olup kendiniz ile yuzlesin…
Yada tam tersi, biri size bir sey soylediginde, kendinize yine sunu sorun: Bu duydugum cumle kime hizmet ediyor?

1. Karsinizda size bunu soyleyen kisinin ego yada icinde barindirdigi sevgi degeri olmayan yonunden mi geliyor?

2. Size gercekten bir deger mi katiyor?

3.Evren ve insanlik adina bir yarari var mi?
Eger cevap yine 1 numarali cevap ise atin cope gitsin, ustunde durmaya degmez…
Evet yol aliyoruz, hep birlikte…
Yolumuz farkindalikli sevgi yolu olsun…

Dilvin Texon

Neşeli, kıpır kıpır, ışıl ışıl, güzel haberler aldığımız ve güzellikler yaşadığımız bir gün olsun …Herkese:)))

İNCİNMELERİNİZİ KUMA, GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENİN…

Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikaye anlatılır.

Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar. Biri ötekine bir tokat atar.
Tokatı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine su sözleri yazar:

´BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI.´

Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler. Tokadı yiyen yıkanırken batağa saplanır, boğulmak üzereyken
arkadaşı tarafından kurtarılır. Tam selamete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine su sözleri kazır:

´BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİM HAYATIMI KURTARDI.´

Tokadı vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatını kurtaran
kişi ona şöyle der,

´Senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama şimdi kayaya yazıyorsun, neden? ´

Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir:

´Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir sey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.’

İNCİNMELERİNİZİ KUMA, GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENİN.

Kavak Ağacı ile Kabak…

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.

 

Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
“Sen kaç ayda bu duruma geldin ağaç?”
“On yılda” demiş kavak…
Kabak çiçeklerini sallayarak gülmüş…
“On yılda mı? Ben neredeyse iki ayda senin boyuna geldim…”
Kavak ise kabağın bu sözlerine gülmüş ve “Çok doğru” diye karşılık vermiş sadece…

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye başlamış, sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar artıkça da aşağıya doğru inmeye…
Bu kez biraz da kuşkuyla sormuş kavağa… “Neler oluyor bana ağaç?”…
Kavak sakin bir şekilde yanıtlamış kabağı:
“Telaşlanmaya gerek yok ölüyorsun”…

Kabak hiçbir şey anlamamış, sormuş “Niçin?” diye…
Kavak yine sakin sakin yanıtlamış:
“Çünkü benim on yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştın”…

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hayat detayda gizlidir.

Zen ustası olmak için on yıldır eğitim alan Budist rahip artık hazır olduğuna inanıyordu. Yağmurlu bir günde ünlü üstadı Nan-in’i ziyarete gitti. İçeriye girdikten sonra öğretmeni Nan-in Budist rahibe sordu:
– Şemsiyeni ve ayakkabılarını kapının dışında mı bıraktın?
– Elbette, gittiğim her yerde dışarda bırakırım. Bu bir kibarlık kuralıdır…
– O zaman söyle bakalım; şemsiyeni ayakkabılarının sağ tarafına mı, yoksa sol tarafına mı koydun?’
– Dikkat etmedim, hatırlamıyorum.
– Zen Budizmi kişinin tüm hareketlerinin tamamıyla farkında olması sanatıdır. Dikkat etmediğimiz küçücük detaylar bir adamın hayatını tamamıyla mahvedebilir. Evinden aceleyle çıkan bir baba asla baltasını küçük oğlunun kolayca ulaşabileceği bir yerde bırakmamalıdır. Kılıcını her gün cilalamayan bir Samuray, en ihtiyaç duyduğu anda kılıcının paslanmış olduğunu görecektir. Sevdiği kadına çiçek vermeyi unutan bir erkek sonunda terk edilecektir.
Budist rahip o zaman anladı ki ruhani dünyada uygulanan Zen tekniklerini çok iyi bilse de, önemli olan onları günlük hayatında da uygulamasıydı.
Hayat akarken küçük detaylara dikkat etmek. Hayatı daha güzel veya çirkin yapar. Hayat detayda gizlidir. Önemsiz gibi gördükleriniz hayatınızı değiştirir.
alıntı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hedefe Ulaşmak…

 

Konfüçyus, bazı insanlara bir şey öğretmenin en iyi yolunun bunu örneklerle göstermek olduğunu biliyordu. Bu yüzden sınıfın tam karşısına geçti.

Eline bir vazo aldı, tüm öğrencilerin görebileceği şekilde vazoyu havada tuttu. Diğer elinde bir elma vardı.

 

Öğrencilerin meraklı bakışları arasında, elmayı vazonun içinde bıraktıktan sonra, vazoyu yere koydu ve şöyle dedi: “Elmayı vazodan çıkarmayı başaran öğrenci, elmayı yiyebilir.”
Çocuklardan biri açıkmıştı, ilk o davrandı ve elini vazonun dar ağzından içeri soktu. Elmayı yakaladı, çıkarmaya çalışıyor ama başaramıyordu. “Elimi çıkaramıyorum!”
Konfüçyus,
“Elmayı sıkı sıkı tutmaktan vazgeçmediğin sürece, elini çıkarman mümkün olmayacaktır,” dedi.
Çocuk elmayı elinden bırakmak istemiyordu; ama sonunda zorunlu olarak bıraktı. Elini vazodan çıkardığında, yüzünde şaşkınlık okunuyordu. Elmanın vazodan nasıl çıkarılabileceği konusunda sizin bir fikriniz var mı?
Konfüçyus, vazoyu yerden alıp ters çevirdi. Elma vazonun içinden yuvarlanıp avucunun içine düştü. Çocukların hepsi birden gülmeye başladı. Aslında o kadar basit bir şeydi ki bu! Konfüçyus, “Fakat bu, göründüğü kadar basit değil,” dedi. Elmayı havada tutuyordu konuşurken.
“Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek, zor bir iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz. Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız. İşte, ancak o zaman hedefinize ulaşabilirsiniz.”

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Size yapabilirsin veya yapamazsın diyenler sizinle aynı gemide olmaya, aynı şeyleri paylaşmaya ve aynı ip üzerinde gitmeye hazırlar mı???

Aynı İp Üzerinde Yürümek…

Ünlü Zumbrati, Niagara Şelalesi’nde etkileyici, bir o kadar da tehlikeli bir ip üzerinde yürüme gösterisini tamamlar…

Heyecanlı bir gazeteci yaklaşır, “Bir de el arabası ile geçsene” der…

Ve Zumbrati çok hevesli olmasa da gazeteci çok ısrar eder…
Ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:
Bunu yapabileceğime gerçekten inanıyor musun?
– Evet, hiç şüphem yok, yapabilirsin!
Hadi o zaman gel el arabasına…
KISSADAN HİSSE:
Size yapabilirsin veya yapamazsın diyenler sizinle aynı gemide olmaya, aynı şeyleri paylaşmaya ve aynı ip üzerinde gitmeye hazırlar mı???

alıntı

Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem…

Fotoğraf

Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem
Ya da küçük bir kuşu yuvasına koyabilirsem
Bir yaşamdan acıyı alabilirsem
Ya da bir acıyı hafifletebilirsem
Boşuna yaşamamış olacağım…

Emily DICKINSON

Eninde sonunda bütün servetin sensin.

“Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulduğunu unutma.
Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış.
Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun.
Bağışla ve unut.
Ama kimseye teslim olma.
İçten ol; telaşsız kısa ve açık seçik konuş.
Başkalarına da kulak ver.
Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır.
Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.
İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur.
Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın.
İşini öyle seveceksin ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol.
Sevmediğin zaman sever gibi yapma.
Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme.
İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz.
Ve unutma ki; insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
 Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et.
İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer.
Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.
Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.
Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe.
Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
Rüzgarın yönünü değiştirmediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla.
Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir.
Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır.
Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.
Hatırlar mısın doğduğun zamanları: sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu.
Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.
Sabırlı, sevecen, erdemli ol.
Eninde sonunda bütün servetin sensin.
Görmeye çalış ki , bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.”
alıntı

Renklerin Ustası…

Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış.

 

Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem  bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş. Öğrenci  birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş.
Usta ressam üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.
Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş; fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış.
Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış.
Sevinçle ustasına koşmuş.
Usta ressam şöyle demiş: “İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim  gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.
Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini, bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma .

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Sana mutluluk verenle sana keder veren kişinin görevi ayrı değil ki…

 

Bir bilge demiş ya hani; Karşınıza çıkan her insan, sizi tamamlamak ve bütüne ulaştırmak amacıyla var olur…

Bu yüzdendir ki etrafına iyi bak…Sana mutluluk verenle sana keder veren kişinin görevi ayrı değil ki…Amaç kendinden kendini doğurabilmendeydi…

alıntı