
Işıl Güçlü-Yaşam Koçu
![images[2]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2014/02/images21.jpg?w=780)
![391193_422577494454961_1942374441_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2014/02/391193_422577494454961_1942374441_n1.jpg?w=300&h=225)
Dün gece yine ölümle burun buruna geldim.
Kendime bir zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra.
Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin
misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar.
Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim.
Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta ve börek kirintilarina
bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi
ve “Aaaaaa! Karafatma” diye bir ses duydum.
akıllı(!) adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Ismail. Böyle
seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle?
O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte, sanki ben ona bir bok yapmisim gibi beni
kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak, bardak
üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu
giciklarin misafiri geldiginde git ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma
düssünler. Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü
gözle bakmamak gerekir.
Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli
kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe
dolasabiliyorduk. Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde
oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak.
Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli
karisininmis, bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu.
Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti.
Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi.
Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki
bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza
amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi.
Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam
sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok
temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina
defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin
resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize sikip duruyor. Kayinvalidem
Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi
bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen
birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi.
Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla
dayanacak halimiz kalmadi. Ese dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur
bulmaz tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur?

Tanrı size ,
Her fırtınaya, bir gök kuşağı
Her göz yaşına, bir gülücük
Her kaygıya, bir vaat
Her derde, bir destek
Hayatın verdiği her problemi paylaşacak vefalı bir arkadaş
Her iç çekişe, güzel bir şarkı
Ve her duaya bir cevap versin…
Kin ortamında büyümüşse; Kavga etmeyi öğrenir.
Alay edilip,aşağılanmışsa; Sıkılıp utanmayı öğrenir.
Devamlı utandırılarak terbiye edilmişse; Kendini suçlamayı öğrenir.
Hoş görü ile yetiştirilmişse; Sabırlı olmayı öğrenir.
Desteklenip,yüreklendirilmişse; Kendine güven duymayı öğrenir.
Övülmüş ve beğenilmişse; Takdir etmeyi öğrenir.
Haklarına saygı duyularak büyütülmüşse; Adil olmayı öğrenir.
Güven ortamı içerisinde yetişmişse; İnançlı olmayı öğrenir.
Kabul ve onay görmüşse; Kendini ve insanları sevmeyi öğrenir.
Aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse; Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
Dorothy Nolte
![883568_522829987774744_673554942_o[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2014/02/883568_522829987774744_673554942_o1.jpg?w=300&h=187)
Kendi üzerindeki çalışmanın, insanın standart zihin yapısını yeniden kurgulaması ve çerçevelemesi gerekiyor. Çalışmaya başlamanın bile uzun zaman almasının sebebi bu.,
Halen çalışan bir bilgisayarı, kapatmadan yeniden formatlamamız gerekiyor. Parça parça gelişen ve zaman alan süreç. Bazen ilişkiler ve sevgililer, bazen aile, bazen de kendi hakkımızdaki bölümler yeniden yazılıyor.
Sonra, yeni bir insan oluyoruz.
Bildiğim kadarıyla, bunu çok kere ve farklı seviyelerde tekrar etmek gerekiyor.

Bilinçaltındaki negatif çeirdek inançları (virüsleri) temizlemeden hiç bir kayıdı olumlu olarak arttıramazsın…M.T.B
Melekleriniz mesajlarını belli sıklıkta aynı numaraları size göstererek iletirler. Onlar bunu iki yolla yaparlar: Birincisi; hafifçe kulağınıza fısıldarlar ve böylece o rakamı görmek için ya saate bakarsınız yada bir afişteki telefon numarasına. Melekler, sizin sürekli olarak belli aralıklarla aynı sayıyı tekrar tekrar gördüğünüzün farkında olacağınızı umarlar. Örneğin; sıkça 111 sayısını görüyor olabilirsiniz ve bu öyle bir şekilde görünebilir ki ne zaman saate baksanız saat 1:11 veya 11:11’dir. 1.Sayısı; Düşüncelerine dikkat et,çünkü şu anda düşüncelerinle yaratıyorsun demek.
2 Sayısı; Meleklerin senin yanında demek.Sizi selamlıyor ve destek oluyorlar.
3 sayısı; Aydınlanmış üstatların sizinle olduğunu, 3 sayısı görünce aklınıza ilk gelen kişiyi düşünün, muhtemelen o kişi size yardım ediyor ya da destek oluyordur.
4 lü sayılar;bu işi meleklerine bırak biz hallediyoruz demektir.
5 li sayılar; doğru yoldasın,bu yaptığını yapmaya devam et.
6 lı sayılar; bırak bizlere, bırak Allah halletsin demektir.
7 li sayılar; bir mucize bekle, düşünme süpriz demektir.
8 li sayılar; bereket sana geliyor.
9 lu sayılar; hayatının amacı üzerinde çalış. 0 Allah seni seviyor.Kendinize yaptığınıza güvenmeniz gerektiğinde karşınıza çıkabilir 0 sayısı.
kaynak: haberci burada
Moraliniz bozuk olduğu zaman, sevdiğiniz bir yakınınız ile tartışmanızın ardından çok değil, birkaç gün geçtikten sonra yatak döşek yattığınız olmuştur, değil mi?
Veya şu durumlar size tanıdık geliyor mu?
Moraliniz bozuk ve siz nezlesiniz, canınız bir konuya fena sıkkın, akabinde başınız ağrıyor.
Heyecanlısınız midenize kramplar giriyor.
Üzücü bir haber duydunuz bayılıyorsunuz veya kalp krizi geçiriyorsunuz.
KENDİNİZİ KENDİNİZİN HASTALANDIRDIĞINI FARKINDA MISINIZ?
Olumsuzu yaratarak kendinizi hastalandırıyorsunuz.Her duyguya ait olan bir frekans ve her frekansa da ait olan bir deneyim vardır. Siz enerji seviyenizi düşürerek,kendinize bu frekansa ait olan hastalık deneyimlerini çağırtıyorsunuz.
Beden, bu hayatta, bizim ruhsal yolculuğumuzda ilerlememiz ve yol olabilmemiz için en büyük yardımcımızdır. Kimi zaman bize ruhsal şifalanmamız için de hastalanarak yardımcı olmaya çalışıyor.Örneğin; Kanser olduğunu öğrenen bir kişi yaşama tutunmaya karar verince, ne yapıyor?Öncelikle geçmişi ile hesaplaşarak, içindeki kızgınlık, öfke ve kinin ne kadar boş olduğunu anlıyor.Ve geçmişindeki acı anılara bir çizgi çekerek, önüne pozitif bir şekilde bakıyor.İnsanlığın gelişiminden bu yana hastalıklar ruhsal şifalanma için bize ciddi anlamda hizmet etti.Hastalık deneyimin en düşük frekanstaki karşılığıdır. İçimizde hissettiğimiz her negatif duygu, bizim gelişmemiz gereken tarafı bize gösterir.Burada önemli olan fark etmemizdir.
Hayatınızın yönetmeni sizsiniz. Peki hastalıkları nasıl yöneteceksiniz?Farkındalık çok bilinmezli bir denklem gibidir.Fark etmeniz gerekenler anda ve şimdi sürekli olarak değişmektedir.Her bilinmezden çıkan deneyim, bizi bir üst frekansa taşır.Yaşam boyunca hizmet ettiğiniz ve hizmet edildiğinizin bilincinde olursanız,yaşadığınız deneyimlere de o gözle bakarsınız.O zaman dualite dışına çıkıp, olaylara iyi – kötü demeden sadece olan olarak bakabilirsiniz.
Bu size ne kazandırır? Öncelikle negatif duygu üretmenizi ve frekansınızı düşürmenizi engeller. İkincil olarak da zihinde kalıp üretmezsiniz. Zihinde kalmak hastalığınızı tetikler, besler.
Şifa gücüm var mı? Bu hepimizin içinde var olan bir güçtür. Sadece kimimizin farkında olarak kullandığı, kimininse daha fark etmediği bir yönüdür.
Kendinize nasıl şifa vereceksiniz?Öncelikle kendinizi hasta ettiğinize inandığınız gibi,iyileştirebileceğinize de inanarak başlarsanız olumlu ilk adım olur.Daha sonrası için kendinize rahat ve sakin bir konuma sokun ve meditasyon haline gelin. Kendinize iyileşmek için izin vermeniz gerekiyor.Bunun için de rahat olmanız lazım. Bunu bir olumlama cümlesi ile dile getirebilirsiniz;
“Anda ve şimdi, bütün olasılıklar içinde sağlıklı, mutlu ve huzurlu olduğum anı seçiyorum.
Şifa enerjisini çağırıyorum.
Şifa enerjisine hastalığıma şifa olduğu için teşekkür ederim. Ve öyledir.” Diyorsunuz.
İçinize istediğiniz renkteki ışığı seçerek sizin hasta yerinize şifalandırdığını,
olmak istediğiniz sağlıklı ana geldiğinizi hayal ediyorsunuz.Bu meditasyon hali 15-20 dakika sürüyor. Şifa enerjisine teşekkür ederek meditasyonunuzu sonlandırıyorsunuz.Daha sonra günü fazla kendinizi yormadan, bol su içerek ve dinlenerek geçiriyorsunuz.Bu meditasyonu hastalığınızı iyileştirene kadar yapmaya devam edebilirsiniz.
Ne zaman iyileşeceğiniz sizin koyduğunuz zaman sürecine bağlı olarak işleyecektir.Kendi şifanızı anda yaratabilmeniz dileğiyle…
kaynak: haberci burada…
![images[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2014/02/images1.jpg?w=780)
Bazı kapılardan içeri adım attığınızda ise bir sıkıntı yükselir içinizde, karanlık bir duygu; sebebini tam çözemediğiniz. “Perdeler kapalı ondan mı acaba…” ya da “duvarların renginden olsa gerek…” gibi mantıklı yanıtlar arar zihniniz amma ve lakin doyurucu bir cevap bulamaz… Birinci durumda sorun yok
biz ikinciye bakalım… Aslında ne perdelerin örtülü olmasıdır sorun, ne duvarın rengi ne de kapının gıcırtısı… Bir mekana girdiğimizde bedenimizle birlikte ruhumuz da ortamla iletişim kurmaya başlar. Beden-zihin ikilisinin kavrayamadığı bazı frekansları ruh düzlemimizden algılarız. Bu da kısaca mekanın “enerjisidir”.
Bir alanda yaşanmış tüm olaylar, bir çeşit enerji temizliği yapılmadığı sürece orada asılı kalır. İyi enerjiler kadar negatif enerjiler için de durum böyledir. Feng Shui’yi mimari dekorasyon yönergelerinden ziyade bir yaşam tarzı olarak benimsemiş olan Japonlar, bir evin enerjisini anlamak için içeriye bir kedi ya da küçük bir oğlan çocuğu salarlar. Kedi huysuzlanıyorsa enerjisel bir sıkışma var demektir. Yine kedinin gidip kıvrılmayı seçtiği noktaya Feng Shui uzmanları, evin en rahat koltuğunu ya da yatak odası ise yatağı yerleştirirler. Feng Shui ayrı ve çook keyifli başka bir yazı konusu. İyisi mi biz basitçe yeni bir mekan edindiğimizde (ev-iş yeri vb) ilk etapta nasıl temizleyebileceğimize bakalım:
*Otlardan faydalanmak: En kolay erişilebilir olanı adaçayı olmak üzere üzerlik tohumlarını bir tavada tütsülemek. Adaçayı dalını bir tütsülüğe takarak ve ucundan yine bir tütsü gibi yakarak boş evin her köşesinde dolaştırın. Özellikle kapalı köşeler oluşturan kapı arkaları gibi yerlerde bir kaç saniye duraklayın. Adaçayının mis gibi dumanı birikmiş tüm negatif enerjileri yok edecektir. Kapı girişlerine kuru sarmısak asmak da negatif enerjiyi uzak tutmak için kullanılan çok eski bir yöntemdir (hem böylelikle vampir de giremez
)
*Doğal Taşlardan faydalanmak: Kuvars çeşitleri ve özellikle Ametist bu iş için biçilmiş kaftandır. Dağ Kristali, Pembe Kuvars (Rose-Gül Kuvars) diğer kuvarslar gibi negatif enerji emicidir. Ancak enerjiyi üzerlerinde biriktirdiklerinden zaman içinde temizliklerinin yapılması gerekir (akan su altında tutarak veya toprağa gömüp bekleterek). Yine bir kuvars çeşidi olan Ametist ise negatif enerjiyi pozitife dönüştürme gücüne sahip olduğundan temizliğe ihtiyaç duymaz. Çok ağır negatif olaylara maruz kalmadıkça aylarca hatta yıllarca temizlenmeden bulundurulabilir. Bu yüzden mekanlar için daha çok tavsiye ve tercih edilen bir taştır. Yoğun pozitif enerjisi ile mekana güzellik sağlar, üstelik ortamdaki radyasyonu da emer.
*Sesle arındırmak: Tibet Çanağı denilen tahta çubuklu metal çanaklar doğuda mekanları sesle arındırmak için kullanılır. Bunlardan bir tane edinebilirseniz (internetten bulabilirsiniz, hem de Tibet’li sanatçılara destekte bulunmuş olursunuz) ses tınıları ayarlı bu çanakla bir kez ses çıkararak (çanağı alttan tutarak, çubuğu çanağa orta şiddette bir kez vurarak) mekanın titreşimini düzenlemiş oluyorsunuz. Her oda için yapılmalıdır. Bu tür kullanım için piyasadan başka ürünler de bulabilirsiniz. Bazı klasik eserler ve Relax müzikler çalmak da mekanın titreşim düzeyini arttırır.
*Bitkilerden faydalanmak: Uzun süre yeşil yapraklı kalan canlı bitkiler mekanın titreşim düzeyini arttırır. Kaktüs gibi bitkilerinse yerleştirilmelerine dikkat etmek gerekir. Yapma çiçekler ve ölü (kurutulmuş) bitkilerden yaşam alanlarında uzak durmak gerekir.
*Kendi enerjinizle mekanı temizlemek: Evinizde mümkün olduğunca huzurlu ortamlar yaratarak, eski ve gereksiz eşyaları tasnif ederek ya da elden çıkararak, pozitif enerjili insanları ağırlayarak, neşeli huzurlu vakitler inşa ederek evinizin titreşim düzeyini yüksek tutmanız mümkün, üstelik en keyiflisi de bu ![]()
Mia♥
*Yazı ilk kez dekorasyonperisi.com/mekani-temizlemek/ adresinde yayımlanmıştır. Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilerek kullanılabilir ![]()
Mia’nın Bahçesi sayfasından alınmıştır…