HER KADIN ‪#‎RUJUNU‬ MAHVEDECEK BİR ERKEĞİ HAKEDER.‎RİMELİNİ‬ DEĞİL..!

HER KADIN ‪#‎RUJUNU‬ MAHVEDECEK BİR ERKEĞİ HAKEDER.
‪#‎RİMELİNİ‬ DEĞİL..!

Jilber Tütünciyan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BİR SANİYENİN değerini anlamak için, Kazadan son anda kurtulmuş birine sorun.

imagesCAGLSQ5S

BİR YILIN değerini anlamak için,
Sınıfta kalan öğrenciye sorun.
BİR AYIN değerini anlamak için,
Prematüre bebek doğuran anneye sorun.
BİR HAFTANIN değerini anlamak için,
Haftalık derginin editörüne sorun.
BİR SAATİN değerini anlamak için,
Buluşmayı bekleyen aşıklara sorun.
BİR DAKİKANIN değerini anlamak için,
Treni kaçıran birine sorun.
BİR SANİYENİN değerini anlamak için,
Kazadan son anda kurtulmuş birine sorun.
BİR SALİSENİN değerini anlamak için,
Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanana sorun……

BARIŞ İLHAN….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ölümün eşiğinde, Büyük İskender komutanlarını çağırıp son üç arzusunu iletmiş.

 

Ölümün eşiğinde, Büyük İskender komutanlarını çağırıp son üç arzusunu iletmiş.

1] Tabutu dönemin en iyi doktorlarınca taşınmalı.

2] Elde ettiği tüm zenginliğinin [altın, gümüş ve değerli taşlar] yol boyunca tabutu mezara gelene kadar serpiştirilmeli.

3] Elleri, herkesin görebileceği şekilde tabutun dışına sarkmalı.

Komutanlardan biri, şaşkın, nedenini sormuş.

Büyük İskender, açıklamış:

1] En ünlü doktorların taşımasını şu nedenle istiyorum: Herkes bilsin ki, Doktorlar ne kadar iyi olursa olsun, onlar bile ölümün karşısında çaresizdir.

2] Yerlere sepeceğiniz değerlerim de gösterecektir ki: Bu dünyada elde ettiğimiz zenginlik, bu dünyada kalır.

3] Ellerim tabutun dışında kalsın ki, herkes bilsin: Bizim için en değerli şey olan zamanımız tükenince, boş ellerle doğduğumuz gibi, boş ellerle de gideriz.

” ZAMAN” elimizdeki en büyük zenginliktir; çünkü sınırlıdır. Para kazanabiliriz, ama daha fazla zaman kazanamayız. Dolayısile, birine zaman ayırdığımızda, bir daha asla geri alamayacağımız zamanımızdan ayırmış oluruz.

Zaman, hayatımızdır ve ÇOK DEĞERLİ bir hediyedir.

Bu hediyeyi ne zaman ve kime ayıracağını iyi hesapla, sana zaman ayıranın da sana ne denli değer verdiğini bil… (Alıntıdır)

Sevgiyle Serkan Sorguç Meditasyon

Öfkelenince neden bağırırız?

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.

Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz

Üzerinde ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, bazen en mükemmel planlar bile suya düşebilir.

Birgün minik bir sineğin vızıltısı, bir anda tüm ormanı derin bir sessizliğin içine gömüverdi!

Hemen tüm orman canlıları bu vızıltının arkasından birdenbire dikkat kesildiler, yoğun düşünce ve güdülerinin eşliğinde kafalarında ince planlar yapmaya başladılar.


Nehirde kendi halinde yüzmekte olan somon balığı, yukarı doğru baktığında, nehrin tam üzerinde uçup duran sineği gördü ve kendi kendine şöyle düşündü:

“Eğer bu sinek biraz daha alçaktan uçarsa hemen yukarı doğru sıçrar ve ben de onu kolayca yakalayıp yiyebilirim!”

Aynı anda nehir kıyısında duran bir ayı da sineği gördü ve kendi kendine şöyle düşündü:

“Eğer bu sinek biraz daha alçaktan uçarsa, nehirdeki somon balıklarından biri onu yakalamak için yukarı doğru sıçradığında, ben de o balığı yakalayıp yiyebilirim!”

Nehrin biraz yukarısındaki bir tümsekte saklanmakta olan bir avcı da aynı sineği gördü ve o da şöyle geçirdi aklından:

“Eğer bu sinek biraz daha alçaktan uçarsa, nehirdeki somon balıklarından biri o balığı yakalamak için ortaya çıkar. Ben de o sırada somon balığını yemeyi düşünen ve suya atlayan bir ayıyı kolayca vurarak avlarım!”

Avcının saklandığı tepeciklerin üzerinde olan bir fare de aynı anda sineği gördü ve tabii o da şöyle düşündü:

“Eğer bu sinek biraz daha alçaktan uçarsa, nehirdeki somon balıklarından biri onu yakalamak için yukarı doğru sıçradığında, bu ormandaki ayılardan biri o balığı yakalamak için ortaya çıkar ve nehre atlar. Böylece avcı da onu vurmak için hızla yerinden fırladığında cebindeki sosisli sandviç yere düşer ve bende böylece bugünkü yemeğimi çıkarmış olurum!”

Farenin biraz üzerindeki kayalıktaki bir kedi de aynı sineği görmüştür ve o da bu mantığa göre doğal olarak şöyle düşünmektedir:

“Eğer bu sinek biraz daha alçaktan uçarsa, nehirdeki somon balıklarından biri onu yakalamak için yukarı doğru sıçradığında, bu ormandaki ayılardan biri o balığı yakalamak için ortaya çıkar ve nehre atlar. O sırada avcı da onu vurmak için hızla yerinden fırladığında cebindeki sosisli sandöviç yere düşer ve onun arkasındaki fare tam o sosisli sandöviçi yemekle meşgulken… ben de onu yakalar ve bugünlük yemeğimi çıkarmış olurum!”



Ormandaki canlıların düşünceleri işte böyle saniyeler içinde değişik boyutlarda gel git yaparken; tam o sırada kahramanımız, vızıldayan sinek alçalır ve nehre daha yakın uçmaya başlar.

Nehirdeki somon balığı onu yakalamak için yukarı doğru sıçrar ve nehrin yakınında olan ve çoktan beri sineği izleyen bir ayı, balığı yakalamak için ortaya çıkar, nehre atlar ve onu gören avcı da ayıyı vurur! Derken avcının cebindeki sosisli sandviç yere düşer ve avcının arkasındaki fare o sosisli sandviçi yemek üzere ortaya çıkar.

Tam bu sırada da kedi de fareyi yakalamak üzere onun üstüne atlar!

Fakat o da ne?…

Beklenmedik bir şey olur, kedi fareyi ıskalar ve cuppadak nehre düşer!..

Bu hikayeden çıkarılacak ufak ders:

Üzerinde ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın, bazen en mükemmel planlar bile suya düşebilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yapmam gereken daha çok köprü var…”

 

Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardeş vardı. Günlerden bir gün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık baş gösterdi. İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen anlaşmazlık, giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu.
İki kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar.
Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı. Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başladı.
Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde büyük bir marangoz çantası vardı. Ev sahibinden geçici bir iş istedi :
– – “Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim”, dedi. “Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm.” Büyük kardeşin aklına o an bir “iş” geldi.
– – “Evet, sana göre bir işim var” dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti. “Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu, benim küçük kardeşime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı. Sonra o, buldozeriyle oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayıran bir dere var.” İş isteyen adam, büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu :
– – “Benden ne yapmamı istiyorsunuz?” dedi. Büyük kardeş önce kuşkusunu, sonra da kararını açıkladı :
– – “Kardeşim bunu, bana acı vermek için yapmış olabilir”, dedi. “Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir şey yapacağım.” Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi.
“Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre yükseklikte bir çit yapmanı istiyorum” , dedi. “Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın”.
İş arayan usta, başını salladı:
– – “Sanırım durumu anladım, efendim”, dedi. “Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime başlayayım.
Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti. Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu. Akşam güneş batarken o işini bitirmiş,
çiftlik sahibi büyük kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama, derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı.
Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklarına varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla “usta işi” denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu.
Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı. Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu :
– – “Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin”, dedi ağabeyine. “Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak
bana gel…”
Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.
– – “Gitme, dur, bekle?” diye seslendi ona. “Sana yaptıracağım birkaç iş daha var, çiftliğimde…”
Usta gülümsedi :
– – “Ben buradaki işimi tamamladım, gitmem gerek”, dedi ve ekledi : “Yapmam gereken daha çok köprü var…”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kalbimiz : Diğer Beynimiz!

“Gerçek yalnız kalp gözüyle görülür“ demişti Küçük Prens. Ve bu doğrudur. Şimdi biz bile biliyoruz: Doğru düşünce sadece kalple mümkün. “Kafadan kalbe” ezoterik bir metafordan başka bir şey değil. İnsan kalbi üzerindeki son araştırmalar çarpıcı keşifler ortaya çıkardı ve bilincin muhtemelen kalp ve beyinin ortak bir başarısı olabileceğini düşündürmektedir.

Örneğin Kalpte beyindekine benzer bir sinir yapısı olduğunu biliyor muydunuz? Kalbin beyin fonksiyonlarımızı etkilediğini? Kalpten, beynimizinkinden 500-5000 kat daha fazla olan bir manyetik alan yayıldığını? Vücudumuzdan birkaç metre uzaktaki diğer insanların sinir sistemini ölçülebilir bir şekilde etkileyebilen bir manyetik alanı olduğunu?

Kalp, ariflik-kültürlerinde yüzyıllardan beri duygu, sezgi, akıl, tutku ve aşk merkezi olarak kabul ediliyor. Önemli bir ruhani merkez ve kendine ulaşımın kapısı. Milyonlarca insan kalp yöresinde bazı hisler algiladiklarindan söz ediyorlar. Ama yıllardır bu bize önemsiz gözüküyordu.

-Bilim nihayet gelişti.

Son çalışmalar bize, kalbimizin sadece bir çeşit beynin olduğunu göstermekle kalmayıp, beyin ile nasıl bir iletişim içerisinde olduğunu ve algılarımızı ve duygularımızı nasıl etkilediğini açıklıyor. Ve şaşırtıcı bir çekilde ilişkilerimizde kalbin gerçek rolünü ortaya koyuyor.

-Kalbimizdeki beyin

Tıpta, kalp uzun süre organik bir bahçe havuzu pompasına eşdeğer idi. Bu sadece vücuda kan pompalar ve eğer bozulursa değiştirilir. Şimdi bazı araştırmacılar kalbin, bir çok bilgileri alan ve işleyen çok hassas ve gelişmiş, bir duyu organı olduğunu ileri sürüyorlar.

Kalp tam anlamıyla ikinci bir beyin gibi gözüküyor. Bir çok araştırmacıyı şaşırtan son derece karmaşık sinirsel bır sisteme sahip olan kalbin, beyinden ve otonom sinir sistemimizden bağımsız yaklaşık 40.000 nörondan oluşan bir ağa sahip olması, ve çeşitli yollardan beynimizle irtibat içerisinde olması. Farklı afferent sinirler aracılığıyla, kalb sürekli beynimize bilgi gönderir ve böylece bizim algılarımızı ve zihinsel süreçlerimizi etkiler.

Kalpten çıkan sinirler beyinde medullaya ulaşıyorlar, ordan beyindeki daha yüksek merkezlerin içine bağlanıyor ve anlaşılan içgüdü, duygu ve korku merkezi amigdala üzerinde büyük etkisi var.

*Burda ilginç olan Kalbin (kalpteki Beyninin) beyinden ve sinir sisteminden tamamen bağımsız „düşünmesi“.

“Kalp sinir sistemi kalbe (kalp-beyni) serebral korteksden bağımsız öğrenme, hatırlama ve karar almayı mümkün kılar. Bunun dışında bir çok deneylerde kalbin sürekli olarak beyine gönderdiği sinyallerin algılama, kavrama ve duyguların işlenmesi gibi yüksek beyin fonksiyonlarını büyük ölçüde etkilediği gözlemlendi.

(“Rollin McCraty, Ph.D., Institute of Heart Math.)

-Kalbin manyetik alanı

Daha şaşırtıcı olan keşif ise, kalbin manyetik alanı: Bu alanın elektrik bileşeni beyninkinden yaklaşık 60 kat, hatta manyetik alanı 5000 kez daha daha güçlü ve vucuttan birkaç metre uzakta ölçülebilir.

Bu kalp düzenli atışlarla tüm vucuda karmaşık ritmik şablonlar gönderir ve bunla bir çok işleyişi etkiler, beynimiz de kendini bu elektromanyetik atışlara senkronize eder.

Sevinç ve gevşeme anlarında solunum ve kan basıncı senkronize olur. Kalp böylece bizim kalple beraber dalgalanmamız için gerekli tüm vucudu senkronize eden sinyalleri göndermiş olur.

Olumsuz duygular çok düzensiz ritmik kalıplar oluştururken, aşk, sevinç ve diğer olumlu duyguların son derece pürüzsüz ve düzenli ritmik kalıplar oluşturduğu kalp spektral analizleriyle ispatlanmıştır.

-Kalp bağlantısı – kalplerin senkronizasyonu

Bunun ilişkilerimiz için ne önemi var? Derin bir sohbette insanların beyinlerinin tamamen senkronize olduğu ve beyin dalgalarının üst üste çakışacak şekilde senkronize oldukları defalarca ispatlanmıştır. McCraty ve ekibi şimdi bu araştırmaları genişlettiler ve kalbin bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyorlar.

“HeartMath Enstitüsü’nde deneylerde kalbin elektromanyetik alanın insanlar arasında bilgi iletebileceği dair önemli kanıtlar elde edilmiştir. Birbirinden 1,5 metre kadar uzaktaki bireyler arasında kalp enerji değişimi ölçmek mümkün olmuştur. [.. .] Bu deneylerin sonuçları sinir sisteminin bir çeşit, diğer insanların kalplerinden çıkan elektromanyetik alanlara ayarlı, anten gibi çalıştığını düşündürmüştür. Bu, bilinci artıran ve diğerlerine karşı gerçek empati ve hassasiyet sağlayan, enerjik bilgi alış verişi yeteneğinin doğuştan olduğunu sanıyoruz.”

-Bir endokrin bezi olarak kalp

Kalp, biyolojik olarak da, sadece pompalamaktan çok daha fazlasını yapar: 1980 lerde, kalp ilk olarak bir endokrin bezi olarak sınıflandırıldı. Kalp sinir sisteminde, aynı beyindeki gibi, tüm vücut üzerinde bir etkiye sahip çeşitli nörotransmitterlerin ve hormonlar salgılanır: noradrenalin, dopamin ve oksitosin bu hormonların en önemlileri, bu arada oksitosin, anne sevgisini, dayanışmayı, hoşgörüyü, anlayışı ve sosyal davranışı etkilediği için “aşk hormonu” olarak adlandırılır.

-Baştan kalbe

Küçük Prens gerçekten haklı mı?

Bu arada bize yüzyıllardan beri „kalbini dinle/takip et“ diyen kızılderililer, bilge kadınlar ve erkekler, ustalar ve gurular da.

“Bütün evren vucudumuzda, bütün vucut kalpte. Böylece kalp her şeyin merkezi.”

(Ramana Maharshi)

-Tercüme : Özer Aydınbaş

-Kaynak : SEİN.DE-GEİST-WEİSHEİT

-Ek : Kalp Chakrası

4. Chakra: Anahata; Kalp Çakrası: Göğüslerin tam ortasında vücudun merkezindedir. Tüm çakraların da merkezindedir. En belirgin özelliği sevgi çakrasıdır. Kalp, sevgi, aşk bu çakranın etkilediği alanlardır. Bu çakra aynı zamanda maddesel olanla ruhani olan arasındaki köprü işlevini de üstlenir. Sanskritçe ‘Anahata’ İki cismin birbirine çarpmadan çıkarttıkları ses’ anlamına gelir.

Aslında bu kelime metaforik olarak pek çok şeyi ifade eder. Erkek ve dişi, dünyevi olanla ruhani olan gibi. Şefkati, affetmeyi, koşulsuz sevgiyi ve kendini kabul etmeyi simgeler. Simgesi havadır. Aslında bu çakra bizi biraz zorlar çünkü doğamıza çok ters bir oluşum sergiler.

Görünür dünyanın katı formlarından görünmez ve şeffaf olana bu çakra sayesinde geçiş yaparız. Timüs bezi bu çakranın etkilediği salgı sistemidir. Fizik bedenimimizdeki etkilediği bölgeler kalp, göğüs, solunum yolları, akciğerler ve dolaşım sistemidir.

Kalp çakrasının uyumsuz çalıştığı durumlarda vücudumuzda görülebilecek fiziki rahatsızlıklar; kısa ve sık nefesler, nefes alma güçlükleri, yüksek tansiyondur. Psikolojik açıdansa; bağımlılık, evham, endişe, alınganlık, melankoli, yalnızlık korkusu, duygusal bağlılıktan korkma ya da aldatılma korkusu yaşanabilir.

Kalp çakrasının uyumlu çalıştığı durumlarda kişi: empati kurabilen, arkadaş canlısı, şefkatli, başkalarını desteklemeye hevesli ve herkesteki en iyiyi görme hasleti. Kalp çakrasını dengelemek için bol bol yeşil yapraklı sebze tüketmek faydalıdır.Kalp çakrasının gelişimi yirmi bir ala yirmi dört yaşlar arasındadır. Bu dönemde büyük aşklar yaşanması ya da kalp çakrasının simgesi olan ‘evlilik’ olayının sıkça gerçekleştirilmesi tesadüf olmasa gerek.

-Kalp Chakrasının Dengelenmesi:

Rengi: Yeşil, Pembe,Altın

Aroması: Gül, bergamot, melissa, neroli

Kıymetli Taşı: Pembe Quartz, Kunzite, Kırmızı Turmalin, aytaşı, malahit ve yeşim.

Mantrası: YAM

Notası: Fa

Etkilediği Burç: Terazi ve boğa

Etkin gezegeni ve elementi: Venüs ve hava

Bağlantılı Duyu: Dokunma

Uyumlu hali: 30 saniyede saat yönünde 12 dönüş

Uyumsuz Hali:30 saniyede saat yönünde 12’den fazla vuruş

Yetersiz Hali: 30 saniyede saat yönünde 12’den az vuruş.

Uygun Müzik: Klasik müzik

Chakra sanksritçe ‘tekerlek ya da dönen’ anlamına gelmektedir. Ve kadim Hint tıbbı Ayurveda temeline çakrayı oturtur. Geleneksel Çin tıbbında benzer bir yaklaşım Meridyenlerledir. Ancak bilim adamlarının açıklamalarına göre ikisi de önemli salgı bezleri üzerinde yer alır.

Şu anda modern tıbbın nasıl olduğunu açıklayamadığı ama hepsi de çok önemli ve güçlü salgı merkezlerinde yerleşmiş seksensekiz bin adet çakra bulunmaktadır. Timüs bezimiz (bağışılık sistemimizi koruyan en önemli salgı bezimiz) üzerinde avuç içlerimizde ve ayak tabanlarımızda olmak üzere oniki, ancak hayati işleyişi olan yedi çakramız bulunur. Çakralarımızın esas işleyişi enerjetik bedenimiz üstündedir yani fizik bedenimizdeki karşılıkları ancak enerjik bedendeki bir rahatsızlık sonucunda ortaya çıkar.

Enerjetik beden nedir? Geleneksel doğu tıbbında inanılan ve tüm şifa metodları onu baz alınarak yapılan, fizik bedendenimizin çevresini saran ve manyetik kutbiyete sahip ikinci bedenimiz. Geleneksel doğu tıbbına göre insanın yedi bedeni vardır. Bunlardan birisi enerjetik bedenimiz diğeride fiziki bedenimizdir. Çakralar konusundan sonraki konularda bu bedenlerin hepsini detaylı olarak anlatacağım. Çakralar vücudumuzun işleyişi üzerinde büyük rolü olan salgı ve hormon bezlerimiz üzerinde ya da yakınında bulunmaktadır. Bunlardan bazıları adrenalin, insülin, östorojen ve progesterondur. Çakralarımızın vücudumuzdaki işlevlerini ve anlamlarını aşağıda madde madde ele alalım :

Her çakranın titreşim hızı değişiktir. Aynı zamanda çakraların simgeledikleri organlar, fiziksel ve duygusal karşılıkları da vardır. Mesela 1.Çakra yani kök çakra en ağır hızda dönen çakradır. Tepe çakrası yani taç çakra ise en hızlı dönendir. Her çakra kendi rengiyle anlamlandırılır. Çakra şifasında kristallerin, müziğin, aromaterapinin ve renklerin önemi büyüktür.Her çakranın bir rengi vardır, her çakranın notası vardır, her çakranın mantrası ( Sanskritçe Mantra- kelimesi “hece”, “sözcük” veya “ses titreşimi” demektir. man: “düşünmek”, ayrıca manas: “akıl” ve “araç” anlamındaki -tra son ekinden oluşur, kelimesi kelimesine çevirisi “fikir aracı” olur. Aklı hayallerden ve maddi isteklerden serbest bırakmayı amaçlar. Mantra nağmelerle tekrar edilir) vardır. Ve her bir çakranın şifasında o çakraya ait renkler, kristaller, notaları ve mantrası kullanılır.

Çakra renkleri aynı gök kuşağının renkleri sırasında dizilir. Enerji blokajları, çakraların dengesiz çalışmasına neden olur. Bu nedenle kişi kendini yorgun, depresif, sinirli hissedebilir, zihinsel ve bedensel olumsuz davranışlar, korkular, şüpheler geliştirebilir. Çakra dengesinde sorun yaşayan kişi başına gelen olumsuz olaylara karşı doğal enerji akışını bloke ederek veya durdurarak tepki verme eğilimine girebilir. İşte bu noktada kullanacağımız kristaller, müzik notaları, kokular ve renkler çakralarımızı uyumlandırarak korku, endişe ve kaygı hisleriyle başetmemizi kolaylaştırır. Her çakranın belirli bir sayıda ve hızda dönme tablosu vardır. Bunların altında ya da üstünde olduğu durumlarda ‘Çakra dengesizliği’ nden’ bahsedebiliriz.

Çakra dengesizliği önce psikolojik seviyede başlar, çakraların bu duruma rağmen uzun süreli dengelenmediği durumlarda ise fiziki rahatsızlıklara kadar gidebilir. Çakraların dengelenmesinde hayatımızın her yerinde bu çakranın rengini kullanabilir, aynı renkte yiyecekler yiyip, giysilerimizi bu renkte seçebiliriz.

*Kalp Chakrası Ek Bölümü kaynak : https://www.facebook.com/notes/%C5%9Famil-%C5%9Fhapli-erkan/chakralar/395196146405

Video Tık : http://www.youtube.com/watch?v=CMQipX-hIDs&feature=player_embedded

Video Tık : Türkçe Altyazılı  http://www.youtube.com/watch?v=a0S78b_pwLY&feature=share&fb_source=message

Ayrıca Bkz :

-Karnımızdaki / Midemizdeki Beyin :

-Evren Gezgini Serbest Zihinler :ERKAN BLOTZMAN

-Kalbin manyetik alan enerjsi beyinden 5000 kat daha güçlü :

-Zihnimizin Yeri Neresi :

-Serbest hafıza ve bağlı hafıza  :

Derlenmiş ve tüm görseller sonradan eklenmiştir…

ŞşE

yAZAN : ŞAMİL ERKAN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır…”

EĞER YÜRÜDÜĞÜNÜZ YOLDA GÜÇLÜK VE ENGEL  YOKSA BİLİN Kİ O YOL SİZİ BİR YERE ULAŞTIRMAZ…
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine  kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en  güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan
öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya  girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından
bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.  Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı
ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde  kaldı; ama kayayı da yolun kenarına çekti.  Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın  eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı. Kese altın  doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde… “Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral. Köylü, bugün dahi  pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

“Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir  fırsattır…”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Bakıyorsun ”Hayatta Yapmam” dediğin şeyin başrolündesin…

Evlenmek niyetiyle görüşmeye gelmişlerdi.

 

Evlenmek niyetiyle görüşmeye gelmişlerdi.
Delikanlı, genç kızı, şöyle bir süzdü ve sessizce düşündü:
“Güzel kız fena değil. Ama biraz kendini beğenmiş. Acaba bu hali devam eder mi? Ya ederse? O zaman bununla yaşanmaz. Ben dayanamam ukala bir kadına, kadın dediğin biraz uysal olmalı… Neyse canım, hele bir evlenmeyi kabul etsin. Ben onu değiştirmeyi bilirim.”

Genç kız da simasının ortasına sinsi bir tebessüm kondurdu.
“Fena çocuk değil. İşi de yerinde. Rahat bir hayat yaşarım. Lâkin biraz ‘dediğim dedik’ gibi. Acaba buna, sözümü dinletebilir miyim? Aman canım, düşündüğüm şeye bak. Evlenelim de ben onu mum gibi yapmasını bilirim.”

Ve “değişim savaşı”nın imzaları alkışlar arasında atılır.
Ayaklar birbirini ezmek için yarışır.
“Bal/ayının” tatlı meltemi yerini yavaş yavaş kuzey rüzgârlarına bırakır.

Genç adam, sabah işe gitmeden eşini uyandırmaya çalışır:
“Ben hazırlanırken sen de kahvaltı hazırlayabilir misin?”
Genç kadın uyumaya devam eder.
“Hayatım, geç kalıyorum haydi uyan.”
Genç kadın sağından soluna dönerek,
“Sabahın bu saatinde de kalkılmaz ki? İşyerinde bir tostla çay alırsın.” der.
“Allah! Allah! Ben akşama kadar çalışacağım, sen bir kahvaltı hazırlamaya zorlanıyorsun.”
“Ama çok uykum var.”
“Benim de uykum var ama kalkıp işe gitmek zorundayım.”
Kadın istifini bozmaz, kapıyı çarpıp çıkarken “Can çıkmayınca huy değişmezmiş.” diye söylenerek işe gider genç adam.

Başka bir gün…
“Hayatım, bugün yemek yapamadım. Dışarıya çıksak diyorum.”
“Yine mi? Ama çok yorgunum, şöyle evimde dinlenmek istiyorum. Dışarıya hafta sonu gideriz.”

“Annem haklıymış. ‘Bu adamı değiştiremezsin’ demişti de inanmamıştım.”

Kimse ‘ben onu değiştiririm’ demesin…

Birbirini değiştirme hayaliyle kurulan bir aile tablosu bu.
Her iki taraf da
“Acaba eşimi nasıl mutlu ederim?”
yerine
“Nasıl değiştiririm?” sevdasında.
Daha doğrusu “güç savaşında”.
Oysa eşler güçlerini” değişim savaşı”nda tüketmek yerine mutluluğu yakalamak yolunda sarf etmeli.
Evlilik,
“Ben seni adam ederim”
yerine
“ben seni mutlu ederim”
düşüncesi üzerine kurulmalıdır.

O zaman evin pencerelerinde mutluluk meltemi eser.
Saksılarında huzur çiçekleri açar.
Odalarında şen kahkahalar çınlar.
Eşler, birbirini mutlu etmek için yarışır.
Planlar, “onu nasıl değiştiririm” yerine “onu nasıl mutlu ederim” üzerine yapılır.
Mürebbiye gibi değil, psikolog gibi davranılır.
“Değişim savaşı” vererek ne kendisini tüketir ne de eşini.

Aksi halde kadın “dırdırcı”, erkek “baskıcı” mutluluksa “toz-duman” olur.
Bu sebeple, evlenecek gençler, ruhen uyum sağlayabilecekleri kişileri seçmelidir.
“Ben onu değiştiririm” diye düşünerek başlıyorlarsa, boşuna evlerini dayayıp döşemesinler. Silahlarını yağlasın, kelime mermilerini yığsın, savaş yerlerini belirleyip sığınaklarını hazırlasınlar.
Gelin arabasının arkasına da “Evleniyoruz mutluyuz” yerine “Evleniyoruz savaşa gidiyoruz” diye yazmayı unutmasınlar.

Kum Tanesinden… İnci Tanesine

Bir zamanlar kendi halinde yaşayan küçük bir istiridyecik vardı. Zamanını mercan ormanlarının altında huzurla süzülen balıkları seyrederek geçirirdi. Bu sessiz sakin istiridyenin yaşamı bir gün bir anda karabasana dönüştü…

Kapağını açtığı günlerden birinde küçücük bir kum taneciği giriverdi içine. İstiridye önce önemsemedi bunu; ancak o kum taneciği giderek daha çok acı vermeye başladı. Bu acı bir süre sonra o denli arttı ki…

İstiridyenin acısına gözyaşları karıştı. Şu doğanın dengesine lanet mi okumalıydı şimdi? Doğanın dengesinde kendisinin bir etkisi olamadığı için yeni bir düzen arayışına mı kalkışmalıydı? Yoksa şu uçsuz bucaksız denizin kendisini yeterince korumaması karşısında yakınıp durmalı mıydı? Bunların hiçbirini yapmadı sancılı istiridye… Sancısının biraz hafiflediği, kendisinin biraz sakinleştiği bir anda, kesin kararını verdi: “Onu yok edemediğime göre onla birlikte yaşamaya çalışacağım” dedi.

Yıllar, her zaman olduğu gibi, yine birbirlerinin ardısıra geldiler, geçtiler ama…

İstiridyecik için bu kez biraz acı geçtiler…

Fakat sonunda doğa, her zaman ki yasasını uyguladı ve…

İstiridyenin bu kederini de kurtuluşla bitirdi. Ve yaşamının acılarla geçmesine neden olan küçücük kum taneciği, onun engin dayanma gücü sonunda görkemli bir inciye dönüştü. İstiridyenin bulunduğu yerden geçen sualtı sakinleri onu ziyaret etmeye başladılar. Hemen tüm sualtı sakini, yapısıyla olduğu denli görüntüsüyle de bir doğa harikası olan inciyi görüp, onu hayran hayran seyretmeleri yanı sıra, istiridyenin yıllar süren dayanma gücü nedeniyle ona duydukları hayranlıkları belirttiler.

İstiridyenin böylesine dayanma kararı ve içindeki rahatsızlık nedenini bir doğa harikasına dönüştürme gücü gerçekte tüm insanların örnek almaları ve uygulamaları gereken bir olgudur.

İstiridyenin içinde önce, bir kum tanesi olduğunu unutmazsak ve o kum tanesinden bu güçlü ve sabırlı sualtı sakininin, sonunda görkemli bir inci oluşturabileceğini anımsarsak, kendi içimizde bizi önce rahatsız ederek oluşa gelen değişimlerden, bizim de harikalar yaratabileceğimizin ayırdına varabilmiş oluruz

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ERKEN YARGI “

 

Bir zamanlar 4 Oğlu olan bir adam varmış. Çocuklarının çok erke…n karar vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Böylece her birini uzak bir yerde duran Ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.

İlk oğlan Kışın gitmiş, İkincisi İlkbahar, üçüncüsü yazın ve sonuncusu sonbaharda. Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne gördüklerini sormuş.

İlk Oğlan Ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söyledi.

İkinci oğlan Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı dedi.

Üçüncü oğlan başka fikirdeydi. Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.

Sonuncu Oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtti.

 

Yaşlı Adam Oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi.Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti.Onlara bir Ağacı veya bir İnsanı kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalıştı.Ya da neye sahip olup olmadıklarını …..

 

Gerçekleri ancak sonunda 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz .

 

Eğer kışın vazgeçersen, İlkbaharın nimetinden olursun, Yazın Güzelliğinden ve Sonbaharın bütünlüğünden de…

 

Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.

Hayatınızı bir mevsim yüzünden yargılamayın

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hayır Demeyi Öğren… Fazla Düşünme… Kendini Sev… Kendinden Şüphe Duyma…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çakralar neden kapanır?

Beyinsel çatışmalardan, stresten, kötü düşüncelerden, psikolojik baskılardan, affetmemeyi bilmemekten dolayı çakralar rahatlıkla kapanabiliyor. Çakraların kapanmasında, günlük stresler, ses ve hava kirliği, kötü beslenme gibi durumlar da etkili olabiliyor. Bunun manası şu; Çakraların kapanmaması için mümkün olduğu kadar yaşantımızı sükunetle devam ettirmemiz gerekiyor. Sizde iç huzur yoksa, hoşgörü yoksa, kendinizle barışık değilseniz, eğer kendinizi sevmiyorsanız kesinlikle enerji akışınızda muhakkak sorun vardır. O zaman kendimizde değişiklik yapmamız gerek. Yoksa çakralar açılsa bile iki günde yine aynı hale gelir. Bunu başarmak için sakin ortamlarda bulunmak, iyimser olmak gerekiyor. Bugünlerde kimileri su orucu yapıyor ve vücudunun direncine göre 20 güne kadar, sadece su içerek yaşıyor. Su orucu tutuyorlar yani. Günde üç dört kere duş alıyorlar. Yeşillikte dolaşıyorlar.Bu sayede mevcut toksinler tamamen atılıyor. Çünkü biz zihinsel olarak değişmediğimiz sürece hiçbir şey değişmez. O zaman kendimizden başlayacağız değişime.

Bu işte ilk aşamada da meditasyonu hayatımıza yerleştirmemiz gerekiyor.

Zihnimizi dingileştirmenin en etkili yolu olan meditasyon tüm Uzakdoğu felsefelerinin teme taşı adeta. Zihni bir havuz gibi niteleyen bu öğretilere göre, havuza taş atıldığında nasıl ki dibini göremezsek, akla takılan sorular, sorunlar da zihnimizi bulandırıyor. Dolayısıyla insan kendi derinliklerini göremiyor. Kendi yeteneklerinizi de fark edemiyor. O zaman ya geçmişin esiri ya geleceğin kölesi oluyor. Bugünü ıskalıyor… alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Asla nefretinle bir şeye karar verme.

images[9]

Asla nefretinle bir şeye karar verme. Nefretin varlığını iyi bir şekilde bilerek, her zaman sev -ginin karar vermesine izin ver. Ben nefreti bastırmanı söylemiyorum, ama karar verici olmasın. Orada olmasına izin ver, ikinci derecede bir önemi olsun. Onu kabul et, ama asla onun hükmedici olmasına izin verme. Onu görmemezlikten gel, ve o kendi doğası gereği yok olur. Daha çok dikkati sevgiye ver; bırak doğrudan sevgi karar versin. Er ya da geç, sevgi senin tüm varlığını ele geçirecek, ve nefret için hiç yer kalmayacak.

Osho

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »