OSMANLI DÖNEMİNDE BİRKAÇ İNCELİK MUTLAKA OKU !

1-Pencerenin önünde sarı çiçek varsa ‘ Bu evde hasta var ..
Evin önünde hatta bu sokakta gürültü yapma .. ‘ anlamına gelirdi ..

2-Pencerenin önünde kırmızı çiçek varsa ‘
Bu evde gelinlik çağına gelmiş , bekar kız var ..
Evin önünden geçerken konuşmalarına dikkat et ve küfür etme .. ‘

3-Kız istemeye gelindiğinde damat adayının namaz kılıp kılmadığını anlamak için pantolonunun ‘ diz izine ‘ bakılırdı ..

4-Kahvenin yanında su gelirdi .. Şayet misafir toksa önce kahveyi alır , açsa suyu alırdı .. Ona göre ya yemek sofrası hazırlanır ya meyva ikram edilirdi ..

5-Kapıların üstünde iki tokmak olurdu ..
Biri kalın biri ince .. Gelen bayansa kapıyı ince tokmakla vururdu .. Evin hanımı kapıyı ev haliyle bile açardı ..
Erkekse kalın tokmakla kapıyı vururdu ..
Evin hanımı kapıyı ya örtünüp açar ya da Bi mahremi ( kocası vs .. ) açardı ..

6-Peygamber efendimiz ( S.A.V. ) ‘ in 63 yaşında vefatından sebep , 63 yaşını geçmiş büyüklerimiz yaşları sorulduğunda ‘ Haddi aştık ‘ derlerdi ..

7-Yolda küçük büyüğünün önünden yürüyemezdi ..

8-Cuma namazına esnaf – ki kuyumcular da dahil – kapıya kilit vurmadan giderlerdi ..

9-Fitre zekat Ramazandan önce Şabanda verilirdi .. Fakir fukara Ramazana erzaksız girmesin diye ..

10- Esnaf Ramazan ayında toplanıp gerçek bir ihtiyaç sahibinin ‘ borç defterini ‘ kapatırdı ..

10- Beyler , konuştukları veya gözleri kaydıkları hanımlarla buluşmaya gidince hediye olarak ‘ ayna ‘ alırdı .. Ki bunun anlamı :
‘ Sana senden daha güzel verebilecek bir hediye yok .. ‘ demekti ..

Nereden nereye ? Kendimize yabancılaştık ,
Nezaketin, güzel ahlakın, öz sevginin,
hakiki saygının Dünyayı kurtardığını unutur olduk…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir konuşma sırasında adamın biri kadının birine sormuş:Nasıl bir erkek arıyorsun?’

Bir konuşma sırasında adamın biri kadının birine sormuş:
‘Nasıl bir erkek arıyorsun?’
Kadın bir süre sessiz kaldıktan sonra adamın gözlerinin içine
bakarak sormus: ‘Gerçekten bilmek istiyor musun?’
Adam biraz isteksiz, ‘Evet’ demiş.
Ve kadın baslamış anlatmaya;
‘Bugün ve bu yaşta bir kadın olarak, bir erkeğe onun benim için
benim kendime yapabilecegimden fazla ne yapabileceğini soracak
konumdayım.
Kendi masraflarımı karşılayabiliyorum; bir erkeğin yada bir başka
kadının yardımına gerek duymadan evimi idare ediyorum.
Böyle olunca, ‘Sen masaya ne koyuyorsun?’ sorusunu sorma
konumundayım.
Adam kadına bakmış. Paradan söz ettigini düşünüyormuş.
Kadın hemen bu düşünceyi düzeltmiş: ‘Sözünü ettiğim, para değil.
Ondan öte bir şey istiyorum. Hayatın her alanında mükemmeliyeti
arayan bir erkeğe ihtiyacım var.’
Adam arkasına yaslanıp kollarını kavuşturarak kadından biraz
daha açıklama istemiş. Kadın başlamış anlatmağa:
‘Kendini zihnen mükemmelleştirmeye çalışan birini istiyorum,
çünkü sohbet ve zihnen uyarılma arıyorum. Basit bir adama ihtiyacım yok.
Ruhen mükemmelleşmeye çalışan birini arıyorum, çünkü dengesiz
bir birleşmeye ihtiyacım yok.
Inananlarla inanmayanların bir araya gelmesi felakete yol açar.
Bir kadın olarak yaşadıklarımı anlayacak kadar duyarlı,
ayağımı sağlam basmamı sağlayacak kadar güçlü bir erkek arıyorum.
Saygı duyabileceğim birini arıyorum. Ona boyun eğmem için
onu saymam gerekir. Ben ona ne kadar dürüst ve açıksam,
onunda bana dürüst ve açık olması gerekir.
Kendi işini , hayatını yürütemeyen adama boyun eğemem.
Boyun eğme konusunda sorunum yok… yeter ki buna değer biri olsun.
Kendine yardım edemeyen adama ben yardım edemem.’
Kadın aklından geçenleri böyle döküverdikten sonra adama bakmış.
Adam yüzünde şaşkın bir ifadeyle oturakalmışmış:
‘Çok fazla şey istiyorsun.’ demiş.
‘Değerim çok fazla.’ diye yanıtlamış kadın.
Değeri çok fazla olan bütün kadınlara…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

SAKIN OKUMADAN GEÇME !

Geçenlerde yağan kar nedeniyle birçok kaza
yaşandı. Bunlardan birisi zincirleme bir
kazaya karışan ve çok şükür kendisine bir şey
olmayan bir kadının başına geldi. Korkuya
kapılan kadın ilk iş olarak eşini aradı ve
eşinin ilk cevabı “Arabada bir şey var mı?” oldu…

Bir başka kadının doktor randevusu vardı.
Tek başına gitmeye çekindiği bir
randevuydu. Fakat yakın bir akrabası
olmadığından tek başına gitmesi
gerekiyordu ve eşine söyledi ama
gelemeyeceği için ısrar etmedi. Sadece randevu saatini söyledi ve dua istedi… Muayene sonucu korktuğu gibi olmadı,
sonuç iyiydi. Eve geldi ve eşinin randevunun
nasıl geçtiğiyle ilgili bir şeyler sormasını
bekledi… Aradan on beş gün geçti. Hala
bekliyor…

Bir adam arabasından inerken kaydı ve
düştü, ayak bileği incindi. (Sonradan kırık
olduğu anlaşıldı.) Kapıda kendisini
karşılayan eşi arkadaşıyla konuşuyordu.
Adam canının yandığını, ayağının kırılmış
olabileceğini söyledi. Ama kadın “Aaa, öyle mi?” diyerek arkadaşıyla konuşmaya devam
etti, adam donakaldı… Hala donmuş
durumda, duygusu yok…

Bir başka adam babasının hasta olduğunu
öğrendiği için akşam babasına uğramak
istediğini söyleyince, eşi “Ama dışarıda
yemek rezervasyonumuz vardı.” cevabını
alınca üzüntüsünü içine attı…

Ve daha birçok örnek… Her gün
yaşadığımız, yaşattığımız… Kendimiz için önemli olan bir şeyi karşımız
için aynı önemde görmediğimiz onca olayın
içinde kalpler kırılıyor. İlişkiler can çekişiyor. Bazı önemli olaylar vardır, bunların
ıskalanması telafisi zor aralıklar koyar
insanların arasına. Sonra herkes unutmuş
gibi yapar. Bazen çaresizlikten, bazen de
durum acı verse de ilişkiyi bitirmek için
yeterince büyük görülmediğinden…

Fakat hesap bir gün kabardığında, çok küçük bir
rüzgar gelir ve çok güçlü zannedilen ilişkiler
dağılıp gider. Yıpranma yıllar sürer, yıkılması ise bir andır.
Bazen hiç ummadığınız bir şey gelir ve sizin
çok sağlam sandığınız her şeyi alır götürür. Küçük ihmaller, hiçbir zaman küçük
değillerdir. Altlarında daha derin
düşünceleri örterler. Bunların başında da
“Sana değer vermiyorum!” düşüncesi vardır
veya “Senin acın beni ilgilendirmiyor!”
düşüncesi…

İşte ruh birlikte eğlenebildiği ama birlikte acısını paylaşamadığı ruha karşı
soğur. İnsan, karşısındaki insanın kendisini ne
kadar sevdiğini verdiği hediyelerle ölçmez
çoğu kere. Böyle durumlarda sınanır sevgi.
Ve insan sınanana kadar ne kadar sevildiğini
bilemez. Ne kadar sevdiğini de. Sevgi sınar
çoğu kere ve bazıları kaybeder çok azı da kazanır…

Bu günlerde kaybedenler çoğunlukta
görünüyor. Sanıyorum ki bir nedeni de
yanımızdakinin acısına duyarsızlaşmamız…
Hep eğlenceli bir şeylerin peşinden
koşmamız… Ve sadece kendimiz için yaşama
çabamız… Oysaki yanımızdaki olmadan yaşayamayacağımızı unutuyoruz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir.”

 

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister.
Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: “Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.
Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der.
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.
Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden bir on lira veririm.”
En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. “Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilave eder. “Buna kaç lira istiyorsun?” Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?” “Ne istiyorsan veririm.” Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:
“Ne olur bunu bana satın. Dükkanımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.” Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır.
Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her
şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..
Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.
Bilge sorar: “Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?”
Öğrenci: “Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık” diye cevap verir.
Bilge hoca çok kısa cevap verir: “Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir.”
Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.
Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…

Adam fısıldadı: ”Tanrım konuş benimle”.

Adam fısıldadı: ”Tanrım konuş benimle”.

Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.

Sonra adam bağırdı:
”Tanrım konuş benimle”.

Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.

Adam etrafına bakındı ve,
”Tanrım seni görmeme izin ver” dedi.

Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.

Ve yüksek sesle haykırdı:
”Tanrım bana bir mucize göster”.

Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.

Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
”dokun bana tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur!”

Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı…

Halil Cibran

DÖRT KAPI :Bektaşîlikte, İnsan-ı Kamil Olmanın Yolu Dört Kapı Kırk Makamdan Geçer.

__

__________” DÖRT KAPI “____________

Bektaşîlikte, İnsan-ı Kamil Olmanın Yolu Dört Kapı Kırk Makamdan Geçer.

Dört Kapı Kırk Makamla amaçlanan, insanın ham ervahlıktan çıkıp insan-ı kamil olmasıdır

4 kapı 4 mevsime benzer;

Şeriat kapısında ;”sen ‘sen’sindir, ben de ben”

Tarikat kapısında ;” ben ‘sen’ olurum, sen de ben olursun”

Marifet kapısında ; ” sen ve ben ve dolayısı ile benlik duygusu kalmaz, ikimiz de ‘biz’ oluruz”

Hakikat kapısında ” artık ikimizde yok oluruz, fenafillah makamıdır ve artık sadece “o” vardır.

———————————————————–

Bektaşî tarikatının adap ve erkânını oluşturan, tarikat mensubunun geçeceği maddî

ve manevî aşamaları olan Dört kapı kırk makam aynı zamanda evrenin

yaratılışındaki dört unsur “Ateş, Hava, Su ve Toprak” ile de simgelenmiştir:

—————————-

*“İlk kapı şeriat kapısı, simgesi yel (hareket eden hava).

Bu grupta yer alan kişilere “âbidler” denilmiştir.

**İkinci kapı tarikat kapısı, simgesi od(ateş).

Bu grupta yer alan kişilere “zâhidler” denilmiştir.

***Üçüncü kapı, marifet kapısı, simgesi sudur.

Bu grupta yer alan kişilere “ârifler” denilmiştir.

****Dördüncü kapı hakikat kapısıdır, simgesi topraktır.

Bu grupta yer alan kişilere “muhipler” denilmiştir.

Hacı Bektaş Velî, muhipler grubunu teslim u rıza olan grup olarak tanımlamakta ve her şeyin aslına döneceğini vurgulamaktadır.

———————————————————–

Tüm mertebelerin ve Hülasa Bektaşiligin ana dayanağı tüm kaninatı var eden “Aşk” tır,

Aşk Hz. Muhammed’in Mirac’a çıkarken bindigi “Burak”tır.

Bektaşilik Aşk ile Başlar aşk ile biter, akıldan çok sezgisel hislere ve kalbe hitap eden bir yoldur,

Mürşid’in rehberligi ile geçilen tüm bu mertebeler aşk ile aşılır.

———————————————————–

______________Şeriat Kapısı:

Nasip alan canın ilk eğitilme evresidir,

Sahibi; Hz. Muhammet’dir,

Simgesi; Hava.

Zahir Anlamı;

1-) Yapılması cezaya tabi olan işlere ait hükümler; “haramlar”,

2-) Yapılması öğütlenen ancak yapılmadığı taktirde herhangi bir cezaya tabi olmayan işlere ait hükümler; “sünnet, müstehab, mendub”.

3-) Yapılması hoş görülmeyen ancak yapıldığı taktirde herhangi bir cezaya tabi olmayan işlere ait hükümler; “mekruh”,

4-) Yapılması yada yapılmaması bütünü ile serbest olan işlere ait hükümler; “mübah”.

5-) Yapılması yada yapılmaması cezalandırma sonucu doğuran işlere ilişkin kesin hükümler, “farz yada vacip”.

Batın Anlamı;

Erkâna, yol kurallarına ve simgelere ait bilgiler.

Makamları;

1-) iman etmek,
2-) ilim ögrenmek,
3-) Haramdan uzaklaşmak,
4-) İbadet,
5-) Nikah kılmak,
6-) ÇEvreye Zarar Vermemek,
7-) Şevkatli olmak,
glasses ifade simgesi Sünnet ehli olmak,
9-) Yasaklardan kaçınmak,
10-) Buyruklara uymak
eceği belirtilir.

***** Şeriat kapısının Sünnilik inancındaki şeriat anlayışıyla bir bağlantısı yoktur. Alevi inancındaki şeriat anlayışı, on makamda da belirtildiği gibi daha çok temel
bilgilerin öğrenilmesi ve uygunlanması olarak anlaşılabilir.

Elbette her insan Dört Kapı Kırk Makamın amaçladığı o soylu hedeflere ulaşmaz. Şeriat kapısı bu manada insanın kendisine, çevresine, doğaya zarar vermemesi ve en asgari düzeyde de olsa belli bazı insani davranış ve düşünceleri almasının kapısıdır. Şeriat kapısının makamlarını her insan hiç bir gerekçenin arkasına saklanmadan yaşama uygulayabilir. Uygulamaya çalışabilir.

———————————————————–

______________Tarikat Kapısı:

Nasip alan canın Tarikat kurallarına işleyişine ait batıni bilgilere vakıf olduğu aşamadır.

Bu bilgiler gerek Erkân, gerek muhabbet Erkânı içerisindeki anlatımlar, simgeler ve bunların arkasındaki batın anlamlar ile,toplum içerisinde anlatılan remzlerin ( Hz. Muhammed’in miracı, Hz. Musa’nın ağaç ile konuşması, Kızıldeniz’i 7 ye yarması gibi) gerçek manalarını anlamaktan geçer.

Sahibi; Hz. Ali’dir,

Simgesi; Ateş.

Zahir Anlamı;

Benlikten ve bunun doğurduğu tüm kötülüklerden kurtulmak,

Hırs, şehvet, bencillik, iki yüzlülük, riyakarlık, kibir ve daha bir çok insan ile Hak arasına perde olan kötü huylardan kurtulmak.

Batın Anlamı;

Tarikatler herşeyden önce bir nefs terbiyesi yoludur,

Nasip alan can sırası ile bazı mertebelerden geçerek nefsini terbiye etmek sureti ile, önce benligini yani kendisi ile Tanrı arasındaki perdeyi kaldırmak sureti ile Hakka ulaşmayı amaçlar, burada Tarikat kapısında bu sürecin gerçekleşmesi sağlanır,
nasip alan can her türlü dünyevi ihtiras ve duygudan kendisini sıyırmaya ve duygularının kendisine degil,kendisinin duygularına sahip olacagı bir hal’e erişmeye çalışır.

Makamları;

1-) Tövbe etmek, instisab etmek,
2-) Bir mürşitten naspip almak,
3-) Saç ve Libas giyme,
4-) Hizmet etmek,
5-) İyilik için çalışmak,
6-) Haksızlıktan korkmak,
7-) Umudunu yitirmemek,
glasses ifade simgesi Hidayete ermek,
9-) Makam, cemiyet ve muhabbet sahibi olmak,
10-) Aşka ermek,

Tarikat kelimesi sözlüklerde şöyle tanımlanıyor:

“Aynı dinin içinde birtakım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan Tanrı’ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri.”

“Bir din içinde tasavvufa, gizemciliğe dayanan, inançta ve kimi ilkelerde birbirinden ayrılan, Tanrıya ulaşma, yollarından her biri.”

“Tasavvufa dayalı ve kimisi eski dinlerin kalıntılarını yaşatan, kimisi de şeriatın pek sert ve bencil yargılarını yumuşatmak gerekçesiyle oluşan türlü İslam öğretilerine verilen ad.”

Tarikat bir anlamıyla

“Tanrı’ya ulaşma ve onu tanıma yollarından biridir,” diğer yandan kurumsallaşmadır

———————————————————–

______________Marifet Kapısı:

Tanrısal bilginin sırlarına vakıf olunan aşamadır,

Bu makam Tari ile bir olma makamıdır. Aşık maşuk ile bir olur,birlik yakalanır.

Seyr fillah Tanrıda yolculuk yapmak, Seyr maallah Tanrı ile bir olarak yolculuk
yapmak makamıdır.

Sahibi; Hz. Ali’dir,

Simgesi; Su.

Zahir Anlamı;

Ruhunu geliştirme, Su elementinin de özellikleri sayılan, yardımseverlik, cömertlik, bağışlama gibi huyları edinmek.

Batın Anlamı;

Bu aşamada can birtakım Tanrısal bilgi ve sezgilere nail olur, tanrı ile arasında senlik, benlik kalmaz,

Tanrı ile bir olarak fenafillah makamına doğruu ilerlerken geçilen son aşamadır,
tüm kainat ve evren artık “O” nun gözü ile görülür,

” Allah birdir” remzinin hakiki manasının tam olarak anlaşıldığı safhadır.

Makamları;

1-) Sabırlı olmak,
2-) Bencillik, riya, kötü duygulardan uzak durmak,
3-) Edepli olmak,
4-) Özünü bilmek,
5-) Perhizli olmak,
6-) Utanmak,
7-) İlim öğrenmek,
glasses ifade simgesi Cöert Olmak,
9-) Miskin olmak,
10-) Arif olmak,

Denir ki; Marifet kapısı,kendilerine karşı bütün kapıların kapandığı kimseler için açıktır.

Eline – Beline – Diline Sahip Olmak makamların ilkidir marifet kapısında

———————————————————–

______________Hakikat Kapısı:

İnsan-ı kamil olma yolundaki son evredir.

Sahibi; Hz. Ali’dir,

Simgesi; Toprak.

Zahir Anlamı;

Toprak elementinin özelligi olan Adil olma, vefalı olma, sözünde durma, yoksulları gözetici olma gibi birtakım huyları edinmek.

Batın Anlamı;

Bu aşamanın sonu fena fillah makamıdır ki, mutlak yokluk mertebesidir, Bu aşamada Tanrı ile can arasında bir ayrılık kalmaz,artık görünen de gören de “O” dur, “Enel Hak” makamıdır.

Aşık’ın maşuğunda yok olduğu makamdır. Gerçek Aşk o dur ki bu makamda zuhur eder, senlik, benlik yada biz yoktur,

ikilik yoktur, sadece bir vardır ve o yüze bir de Alemlerin Rabbi olan Allahtan başkası degildir.

Makamları;

1-) Tüm insanları bir görmek,
2-) Vahdet-i vücud anlayışının sırrına ermek,
3-) Türap- toprak olmak,
4-) Elinden geleni, yapmak, verici olmak,
5-) Tevhit anlayışında olmak, Tanrıdan başka varlık tanımamak,
6-) Ayıp, kusur, hata görmemek,
7-) Manayı bilmek, sırrı öğrenmek,
glasses ifade simgesi Seyr-ü sülügü tamamlamak,
9-) Sırrı saklamak,
10-) Müşahade

“Birbirinizin ayıplarını (gizli hallerini) araştırmayın” buyurmuştur. (Hucurat, 12)

Hz. Peygamber Efendimiz, bir hadisinde Hz. Ali Efendimize: “Ebû Türâb” diye hitap etmişti.

Ebû Türab’ın sözlük anlamı, yaratılışın ana maddelerinden sayılan dört ana maddeden birisi olan topraktır.

Turab olmak, alçak gönüllülüktür. Toprak, her şeyi karşılıksız verir, karşılıksız alır. Her zaman ayaklar altındadır yani en alçak gönüllüdür. Herkes tarafından çiğnenmiş olmasına rağmen kimseye dert yanmaz. Herkese hoşgörü, sevgi ve şevkat ile yaklaşır. Toprak cömerttir, toprak berekettir. Toprak, onunla başlayıp onunla bitmektir.

Ariflik (kendini bilmek)

“hakikat; incidir, sözün anlamına, kendi özüne ermektir. Gerçeği görmektir.

Pir Sultan Abdal, eserlerinde bu anlayışın adap ve erkânını teşkil eden kavramlar ile, bu tarikatın temel sistemini oluşturan dört kapı kırk makamı, diğer Alevî-Bektaşi şairler gibi, yoğun olarak işlemiştir. Hacı Bektaş Velî tarafından sistemleştirilen bu esaslar, onun şiirlerinde de doğal bir şekilde kullanılmıştır.

(Derlenmiştir

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

DÜŞLEYEREK DÜNYAYI OLUŞTURAN ŞAMANLAR

 

Fark edin ya da etmeyin, hepimiz düşleyerek dünyayı oluşturmaktayız. İçine daldığımız, aşina olduğumuz rüya uykusu değil de gözlerimiz açıkken işlediğimiz uyanık rüyadır. Gerçekliği, evrenin de yardımıyla, yaratmada işbirliği yaptığımızın farkında olmadığımızda, güç elimizden kayıp gider ve rüyamız, kabusa dönüşür. Tesir edemediğimiz veya değiştiremediğimiz korkutucu ve bilinmez bir yaratımın kurbanları olduğumuzu hissetmeye başlarız. Olaylar bizi kontrol etmekte ve kapana kıstırmakta gibidir.

Bu sefil gerçekliği sona erdirmenin tek yolu ise bunun da bir rüya olduğu olgusuna uyanmak ve tezahür ettirmede evrenin de bizimle çalışacağı daha iyi bir hikaye yazma becerimizi tanımaktır. Düşleme gücünüzü uyandığınız anda, cesaretinizin kaslarını esnetmeye başlarsınız. Ardından, cesurca düşleyebilirsiniz: sınırlayıcı inançlarınızı bırakarak ve korkularınızı aşıp geçerek. Ruh varlığınızda tohumundan çıkıp yaşamınızda meyve veren gerçekten orijinal düşleri yaratmaya başlayabilirsiniz.

Cesurca düşlemek; kaynaktan, yani her şeyin potansiyel veya uyku halinde olduğu evrenin kuantum çorbasından hareketle yaratmanızı sağlar. Fizikçiler evrenin en küçük, en temel parçalarının kuantum aleminde gözlemlenene dek hiçbir şeyin “gerçek” olmadığı görüşündedir. Ama kuantum olaylar yalnızca laboratuvarda gerçekleşmez. Beyinlerimizin içinde, okuduğunuz bu sayfada ve çevremizdeki her şeyde de olmaktadırlar. Bu rüyanın, yani büyük enerji matrisinin herhangi bir parçasını gözlemlediğinizde gerçekliği değiştirebilir ve rüyanın tamamını farklılaştırabilirsiniz.

Modern fizik, Amerika yerlilerinin kadim bilgelik aktarıcılarının çok uzun zamandır anlattığı şeyi tarif ediyor. Yerbekçileri olarak bilinen bu şamanlar, yeryüzüne tanıklık etme eyleminin ta kendisi aracılığıyla dünyayı oluşturmak üzere düş gördüğümüzü söylemekteler. Bilimciler bunu ancak çok küçük ölçekli, atom altı alemde yapabildiğimize inanmaktayken şamanların anlayışına göre, bizler duyularımızla deneyimlediğimiz daha büyük ölçekli dünyayı da düşlemekteyizdir. Yerbekçileri, tıpkı Avustralya yerlileri Aborjinler gibi, rüyazamanın, bizim için geçerli olanın aksine uyku bölgesine itilmemiş olduğu bir alemde yaşarlar. Yaratılışın tamamının bizden doğup bu rüyazamana geri döndüğünü bilmektedirler.

Rüya zaman ya da yaratıcı matris, bizim dışımızda bir yerde mevcut değildir. Maddenin ve enerjinin tamamına nüfuz etmekte; her yaratığı, her taşı, her yıldızı, her ışık huzmesini veya kozmik toz parçasını birbirine bağlamaktadır. Düşleme gücü, yaratılışın ta kendisine katılım gücüdür. Yerbekçileri için, gerçekliği düşlemek bir yetenek değildir; torunlarına huzur ve bolluk içinde yaşayabilecekleri bir dünya miras bırakabilmesi için kişinin nezaketle ve sevgiyle gerçekleştirmesi gereken bir görevdir.

And Dağları ve Amazon şamanları, bu kuvvete ancak bilinç düzeyimizi yükselterek erişebileceğimize inanırlar. Bunu yaptığımızda engin ve tanrısal bir okyanusta belirgin ama kendimizden çok daha büyük olan bir şeyin içine gömülü bir su damlası gibi olduğumuzu fark eder hale geliriz. Ancak sonsuzlukla bağlantımızı deneyimlediğimizde, güçlü bir tarzda düşleyebilir haldeyizdir. Aslında, işin başında bizi bir kabusa hapsolmuş hale getiren şey de sonsuzluktan ayrı olduğumuz duygumuzdur. Kabusu sona erdirmek, gerçekliği düşleme gücümüzü yeniden kazanmak ve daha iyi bir gerçeklik işlemek için bedenimizdeki her hücrede var olan düşleme gücümüze dair deruni bir idrake ihtiyacımız var. Bu kavramı yalnızca entelektüel tarzda anlamanın ötesine geçmez isek çıtayı düşürüp şekil verebileceğimizden daha az muhteşem ve güzel bir dünya deneyimi yaratmakla kalacağızdır. Sonsuzluğun tadını almak cesaret gerektirir.

Yerbekçileri dünyanın gerçek olduğuna inanırlar ama bizler onu düşleyerek var ettiğimiz için gerçektir. Cesaretimiz eksik olduğunda, kültürümüz veya genlerimiz tarafından düşlenen dünyaya, yani kabusa razı olmak zorunda kalırız. Cesaretle düşlemek ve güçlenmek için kalbinizi kullanmaya ve kutsal bir neşe, huzur, ihtişama ve istediğiniz yaşama dair kutsal bir düşü düşleyebilmek için bilinçli bir karar vermeye istekli olmalısınız.

Yazan Alberto Villoldo

(Alberto Villoldo’nun Courageous Dreaming: How Shamans Dream The World Into Being (Cesaretle Düşlemek: Düşleyerek Dünyayı Oluşturan Şamanlar) adlı kitabından alıntıyı Ruh ve Madde dergisi için çeviren: Yasemin Tokatlı

VAV”

“Sadece derdin içine bak;
kalbinle baktığında acının içinde Allah’ı
ve sana verdiği manevi mükâfatı göreceksin…”

(Uğur Koşar)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Öfke enerjini hızla tüketir.

Öfke enerjini hızla tüketir.
Kin enerji kaynağını kurutur.
Endişe enerjileri ni bloke eder.
Korku yaşam kaynağından uzaklaştırır.
Duygularınızı Sevgiyle besleyin.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

SOSYAL BECERİKSİZLİK

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Çoğumuzun başına gelmiştir!

Bir grubun içine karıştığımızda, ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilememek…

Bir anda kendimizi çok garip hissetmek; elimizi, kolumuzu nasıl hareket ettireceğimize karar verememek; konuştuğumuzda, kendi sesimizi, bir borunun ucundan geliyormuş gibi duymak…

Hiç tanımadığımız insanların arasında bu duygulara kapılmak oldukça doğaldır.

Ama kimimiz için bu tablo, insan içine karışılan her durumda gerçekleşir.

Utangaçlık, sosyal fobi, etraftaki insanların değer sistemlerini tanımama, iletişim becerilerindeki eksiklikler gibi faktörler kişiyi, sosyal anlamda beceriksiz kılabilir.

Bazen karşı cinsle, bazen de sosyal ve ekonomik statüsü yüksek kişilerle karşılaşma, bu beceriksizliğin düzeyini daha da arttırabilir.

Peki, ya siz bu sorundan mustaripseniz, çözüm için neler yapabilirsiniz?

Bu konuda önerebileceğim iki pratik çözüm yöntemi var!

İlki kaslarınızın gevşemesiyle ilgili:

Sosyal beceriksizlik, bazı bedensel değişikliklere yol açar.

Bunların başında, kasların kasılması ve hareketlerin akışkanlığını yitirmesi gelir.

Kasılma nedeniyle elleriniz titreyebilir, sesiniz boğazınızda düğümlenir, gerginleştiği için vücudunuz rahatça hareket edemez, el ve ayağınız birbirine dolanır.

Böyle bir durumda yapmanız gereken ilk şey, kaslarınızı gevşetmektir.

Kasları gevşetme, tekrarlanan pratikle geliştirilebilen, zamanla kişiyi gerilime girmekten alıkoyabilen veya gerilimden çıkaran bir uygulamadır.

Karnınızı şişirecek şekilde derin nefes alma ve verme, gevşeme moduna girmeyi kolaylaştırır.

Bedeninize dikkat edin!

Nerelerde gerginlik hissediyorsunuz?

Gergin hissettiğiniz kaslara, bilinçli olarak gevşeme telkininde bulunun!

Uygulamayı öğrenmede, kası önce çok güçlü bir biçimde sıkmak ve sonra tamamen gevşetmek yararlı olabilir.

Örneğin çok güçlü bir biçimde elinizi yumruk yapın, kaslardaki gerilimi hissedin ve sonra elinizi tamamen açıp gevşetin!

Bu uygulamayı, vücudunuzdaki birçok kas grubu için yapabilirsiniz!

Topluluk içine karışmadığınız zamanlarda, düzenli biçimde kas gevşetme egzersizleri uygularsanız, sosyal ortamlarda daha az zorluk yaşarsınız.

Bu amaçla, profesyonel eğitimlerden de yararlanabilir; otohipnoz tekniklerini öğrenebilirsiniz.

İkinci uygulama, iletişimi başlatma becerilerinin geliştirilmesidir.

Karşınızdakine odaklanmak, ilginizi kendinizden uzaklaştıracağı için, sürekli kendinizi eleştirmenizi, daha da gergin hissetmenizi engelleyecektir.

Çevrenizdekilere cevap vermekten hoşlanacakları, mahrem (yaş ve maaş gibi) olmayan sorular sormak, iletişimi başlatmanız için mükemmel bir adımdır.

Havaların durumu, her zaman işleyen bir maymuncuktur; konuşma kapısını açar!

İsim, memleket, iş, hobiler, yolculuktan hoşlanıp hoşlanmadığı, nereleri gezip gördüğü üzerine sorulan soruları insanlar, genellikle çok zorlanmadan cevaplarlar.

Varsa, çocukları hakkında konuşmayı severler.

Karşı tarafın sohbeti kolaylıkla sürdürmesi, sizi de rahatlatır.

Bu yolla yalnızca endişe ve korku giderilmez; yeni insanlar tanımak, yeni bilgiler edinmek, bonus olarak kazanılır.

Sosyal becerilerinizi geliştirerek kuracağınız yeni ilişkilerin gerçek niteliğini belirleyecek unsurlar ise, kendinizi tanımanız, kültürel gelişiminize önem vermeniz, yapıcı ve yaratıcı ilgi alanlarına sahip olmanızdır!

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İnsanlara doğru değer ver, haketmeyenleri sil.

 

 

İnsanlara doğru değer ver, haketmeyenleri sil.
* Kimseye yalvarma.
* Asla dönüp de arkana bakma.
* Sır tutmasını bil.
* Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgini satma.
* Hakettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme, sorun sen değilsin.
* Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
* Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
* Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
* Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma.
* Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
* Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
* Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.
* Kendini öven insanlardan kaç.
* Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
* Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
* Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme.
* Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
* Gözyaşlarının değerini bil. Onları haketmeyenler için harcama.
* Sana bahşedilen zekayı kullanmayarak Allah’a hakaret etme!
* Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
* Kendini sev.
* Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.
* Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
* Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.
* İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
* Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
* Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
* İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma
* Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme
alıntı

İnsan en büyük gücün KONTROL ETMEK olduğunu sanır…

İnsan en büyük gücün KONTROL ETMEK olduğunu sanır…
Oysa insanın en güçlü olduğu an,
BIRAKABİLDİĞİ AN’dır!
Kontrol etmeyi hayat memat meselesi haline getirdiğimiz her şey,
Enerjimizi bizden çalar ve bizi kendisine bağımlı hale getirir.
Hayat, kavranması ve kontrol edilmesi mümkün olmayan çeşitlilikte değişkenler üzerine kuruludur.
Bu değişimle kavga edip de kazanmak pek mümkün değildir.
Ve GÜÇLÜ İNSAN, geleni, olanı, biteni tehdit olarak görmekten olabildiğince çabuk vazgeçen,
”Kalbini elinde tutan gerçek elin” hayatın eli olduğuna itimat eden,
Ve yolunu kontrol kaygılarıyla değil, onurlu, samimi seçimlerle çizebilen insandır.

kaynak: juno yıldız gözlemcisi

21 Günde Düşünce Detoksu…

 

Biz birçok diyete gireriz vücudumuz için, detoks yaparız. Yağlarımızı eritmek için, ter atmak için, gençleşmek için. Şimdi yaptığımızın adı da düşünce detoksu. Düşüncelerimizi detokslayacağız ve kafamızın içinde bizi rahatsız eden her şeyi bırakacağız.”

“Evet sevgili kaptan, 21 gün boyunca yolculuğa çıkıyorsun. Düşüncelerini detoksluyorsun ve yoluna bütün olayları sevgiyle kabullenerek, alttan alarak değil, sevgiyle kabullenerek ve özellikle içinden kabulleniyorsun ve sevgiyle gönderiyorsun.”

Birçok kaynakta 21 gün diye bir laf duyarız. Nedir bu 21 gün? Ben de ilk başta birçok kişiye sordum. ‘Nedir bu 21 gün? Nedir amacı 21 günün?’

Bana ortalama olarak gelen yüzlerce cevabın özetini size vereyim.

Bilinçaltımızın herhangi bir düşünceye dayanabildiği süredir 21 gün. Aynı kelimeleri ya da aynı enerjiyi defa ve defa söylediğin sürece bilinçaltın 21’inci günün sonunda bunu yapıyor. Yani ona inanıyor.

Şimdi size bununla ilgili bir atasözü söyleyeyim; Bir insana kırk gün ‘delidir’ derseniz. O insan 40’ıncı günün sonunda deli olduğuna inanmaya başlar.’

Biz de kendi kendimizi 21 gün boyunca bir arınma sürecine sokuyoruz. Bu cümleleri okuduğunuz günden ve andan itibaren 21 gün boyunca kendimde uyguladığım ve insanlarda yüzlerce kişide uyguladığımız tekniği yapıyoruz.

21 GÜNDE NE YAPACAĞIZ?

Bu 21 günde ne yapacağız?

Dengede kalma ve arınma süreci. Dengede kalma ve arınma süreci şu demek; 21 gün boyunca insanlar ne söylerse söylesin, ne yaparlarsa yapsınlar, onları oldukları gibi kabullenip dengede kalacağız. Yani biri geldi bana bir laf mı söyledi. ‘Tamam, bu böyle bir insan. Kabulleniyorum ve dengedeyim.’

Hemen burun nefesine geçiyoruz. Burundan nefes alıp veriyoruz. 5 kere, 6 kere. Ve hayatımıza devam ediyoruz. İnanıyorum ki bir sürü sert olay gelip size bum diye çarpacak. Önemli olan 21 gün boyunca bu olaylara ciddi bir şekilde nötr bir şekilde tepki vermek.

Bakın nötr bir şekilde. Şimdi birçok kişi bana şunu sordu.

“Peki ben insanlara karşı nötrüm, ilişkime karşı nötürüm. Peki parayla ilgili ya da bunu başarıyla ilgili nasıl yapabilirim?”

Eğer bilinçaltınızda parasızlık korkusu varsa, bilinçaltınız bu korkuyu sürekli evrene mesaj olarak yayar. Yani elinizden paranızın gitmesi için olaylar çağırır, evinizde sıkıntı yaşamanız için olaylar çağırır, çünkü parasızlık korkusunun frekansı budur. Sizi parasız bıraktıracak bütün olayları size doğru çeker.

21 gün boyunca eğer siz kendi bilinçaltınızı şuna inandırırsanız, ‘Ben bolluk içindeyim.”

Tabii evinizde yemek olmayabilir, cebinizde para olmayabilir, sıkıntıda olabilirsiniz, saçma gelebilir. Borçlarınız var. 21 gün boyunca sabah kalktığınızda “Ben bolluk içindeyim, şükürler olsun” deyip bilinçaltınızı buna ikna ederseniz, 21’inci günden sonra,( ama bakın gerçekten ikna ederseniz) hayatınıza kolaylıklar, güzellikler ve bolluklar gelmeye başlayacak.

21 günlük arınma programımızda kafamızın içindeki bütün olumsuzlukları, bütün kalıpları sevgiye dönüştürüyoruz. Birine mi öfkelenmeye başladım, hemen burun nefesine geçiyorum ve şunu söylüyorum;

“Şu an yaşadığım olayı olduğu gibi kabul ediyorum ve dengedeyim. Karşımdaki kişiyi de olduğu gibi kabul ediyorum ve dengedeyim. Ne yaşanırsa yaşansın ben her zaman dengedeyim.”

YAPTIĞIMIZIN ADI DA DÜŞÜNCE DETOKSU.

Biz birçok diyete gireriz vücudumuz için, detoks yaparız. Yağlarımızı eritmek için, ter atmak için, gençleşmek için. Şimdi yaptığımızın adı da düşünce detoksu. Düşüncelerimizi detokslayacağız ve kafamızın içinde bizi rahatsız eden her şeyi bırakacağız. Şimdi birçok kişi diyecek ki ben düşünüyorum ama kim duyuyor ki. Düşündüğün her şeyi birinin duymasına gerek yok. Düşündüğün her şeyi sipariş gibi çağırıyorsun hayatına. Kafandan geçen düşünceler artık sır değil. Kafandan geçenleri artık evren okuyor ve duyuyor çünkü enerji yükseldi. Bundan elli sene önce olsaydı “Sırdır” derdim sana. Ama artık bir sır değil. 2011 ve sonrasında kafandan geçen her şey öyle bir titreşiyor ki, evren bunu duyuyor ve sipariş olarak sana getiriyor.

Kafanın içindeki tüm olumsuzlukları hissetmeye başladığın andan itibaren “sevgiyle kabulleniyorum ve sevgiyle gönderiyorum” deyin ve burun nefesi almaya başlayın. Ciddi anlamda size rahatlama getirecektir.

Şu an bu satırları okuyorsanız ,şu an başlayın düşünce detoksunuza. Tarihini yazın 21 gün. Ne yaşarsanız yaşayın istediğiniz kadar öfkelenin, ya da sıkıntıya sokacak olay gelsin. Siz o olayları dengede karşılamaya çalışın. Limandan çıktınız ve denizde giden bir yelkenli gemisiniz. Rüzgar herkese eser, dalga herkes için var. Gemisini yüzdüren kaptandır. Evet sevgili kaptan, 21 gün boyunca yolculuğa çıkıyorsun, düşüncelerini detoksluyorsun ve yoluna bütün olayları sevgiyle kabullenerek, alttan alarak değil, sevgiyle kabullenerek ve özellikle içinden kabulleniyorsun ve sevgiyle gönderiyorsun.

Dışımızda hiçbir olay aslında yok. Sadece içimizde o olayın yansımaları var. Ve tepkileri. Örnek vereyim. Bir futbol maçını A takımı kazandı, B takımı kaybetti. Bu bir enerji, bu bir bilgi. A takımını tutanlar sevindi, B takımını tutanlar üzüldü. Dışarıda gerçekleşen bir olaya insanların yarısı sevindi, yarısı üzüldü. Bir kısmı da umursamadı. ‘Ben futbolu sevmiyorum’ ya da ‘Ben o takımı tutmuyorum’ dedi. Dışarıdaki insanların yaptıkları hareketlere puan veren sensin. Dışarıdaki her şeyi kendi içinde oluşturan ve yargılayan sensin. Bu yargı ve eleştirilerimizi detoksluyoruz. Yargılamak bitti, eleştirmek bitti, suçlu aramak bitti, kendimizi suçlamak da bitti, kendimizi kurban gibi görmek de bitti.

Lutfen bu videoyu izleyin ve tum sevdiklerinizle paylasin.

http://www.kuantumvemucizeler.com/video-2011_2012_Altincag_Enerji_Degisimi_DiKKAT_Yavas_interneti_olanlara_1323416208898349.html

Hepinizi seviyorum. Bugünden itibaren 21 gün başladı.

Sevgi ve Işıkla Bülent Gardiyanoğlu Uluslararası Yaşam Nefes Koçu ve Kuantum Uzmanı www.bulentgardiyanoglu.com

SİNDİRİM SİSTEMİ REFLEKS NOKTALARI

Şemada gösterilen yerlerdeki organlarınızda bir ağrı,uyuşukluk….. varsa , eldeki ve ayaktaki gösterilen yerlere masaj veya baskı yaparsak,o bölgelerdeki toplanan enerjiyi dağıtırız.Böylece vücudun kendi kendini tedavi etme yeteneğini harekete geçiririz.
Sindirim sistemi cok istendigi için yayınlıyorum.

kaynak: Luna Akademi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sandviç Tekniği: Karşı Tarafı incitmeden, Söylenenin Farklı Algılanmasına Engel Olarak, Bizi Rahatsız Eden Durumu Sunma Tekniği…