Düşündü taşındı oturdu kaşındı

 

Düşündü taşındı oturdu kaşındı
Konuştu karıştı alıştı yatıştı
Evirdi çevirdi götürdü getirdi
Araladı sıraladı iteledi ufaladı
Hacıladı hocaladı harladı horladı
Bağırdı gürlerdi sansürledi
Ama olmuyor olamıyor.
Yokladı kolladı dağıttı topladı
Avladı tavladı kıyırdı sıyırdı
Zarladı darladı iteledi iteledi
Eveledi geveledi mumladı mimledi
İşledi dişledi süzüldü büzüldü
Ezildi seçildi
Ama olmuyor olamıyor.
Açıldı saçıldı tutamadı kaçırdı
Yedirdi içirdi öpüldü sayıldı
Hüpledi şişirdi söküldü dikildi
Öldü de dirildi yoruldu duruldu.
Oturdu kuruldu topladı copladı
Gizledi sakladı yasakladı
Ama olmuyor olamıyor.
İşledi fişledi çıkardı ekledi
İzledi gözledi topladı bölmedi
Turladı kurladı zamladı zomladı
Oturdu bekledi yüzledi düzledi
Kem dedi küm dedi okuttu üfledi
Faksladı fiksledi endeksledi
Ama olmuyor olamıyor.
Yatırdı batırdı göçürdü kaçırdı
Suçladı güçledi ütüledi kötüledi
Oyladı boyladı mızıttı saymadı
Anladı yanladı oturdu kalkmadı
Parladı şarladı gazladı hızladı
Rakladı rokladı durakladı
Ama olmuyor olamıyor.

FİKRET KIZILOK

YANLIŞ İNSANLARLA İLİŞKİYE GİRMEK

AA8pUqB[1]

Eğer kendinizi sürekli yanlış insanlarla ilişki içinde buluyorsanız,onlar muhtemelen şu iki guruptan birine giriyordur.İlk guruptakiler sizi karizmaları ve kuvvetleriyle etkiliyenlerdir.Kendinizi güçsüz hissediyorsanız içlerine girerek veya kaynaşarak biraz güç alma umuduyla onlara yönelebilirsiniz.Buradaki çelişki bu insanların güçlerini tıpkı vampirler gibi ,başka insanlardan emerek almalarından kaynaklanır.Onlar alıcılardır.Bunun farkına varamayabilirsiniz,çünkü size kendinizi nasıl özel hissettireceklerini bilirler;sizi incitmeye henüz başlamamışlardır.Ama bu çok sürmeyecektir.
İkinci guruptaki insanlar,size ihtiyaç duydukları için çekici gelir.Onlarla özdeşleşir ve onların size davranılmasını istediğiniz gibi davranırsınız.Bu ,iyi şeyler yaptığınızı düşünmenizi ,kendinizi önemli ,hatta kahraman gibi hissetmenizi sağlar.Ama çoğunlukla onlar yalnız sizi sömürürler.Uzun vadede kendinizi tekrar tekrar kullanılmış hisseder ve asla olmak istemediğiniz bir hale gelirsiniz.
Sonuçta ,her iki tip insanla ilişkilerinizde gösterdiğiniz iyi niyet ,tam bir bozguna dönüşür.Bu sonuçtan kaçınmanın yollarından biri ,karşınızdaki insanın kişiliğini özünü keşfetmenizdir.
NEFRET TOHUMU TAŞIYANLAR;dünyayla savaş halindedir.Çoğunlukla ilk etap da cezbedici oldukları halde ,rekabetçi,muhalif,ve genellikle çatışmaya eğilimlidirler.Her anlaşmazlığı bir çatışmaya çevirir ve hemen üstün taraf olmaya çalışırlar.Onlarla birlikteyken kendinizi hatalı ve aşagılanmış hissedersiniz.
Çoğunlukla tacizle geçen çocuklukların meyveleri olarak nefret tohumu taşıyan bu insanlar ,kaybetmeye dayanamazlar.Çocukken çok kötü incitildikleri için,yetişkinliklerinde her istediklerini almaya yemin etmiş gibidirler.İncitilmek öyle korkar hale gelirsinizki,onlara istediklerini vermek için kendi ihtiyaçlarınızdan fedakarlık etmeye başlarsınız.
Nefret tohumu taşıyan birine amaçlarınızı ve isteklerini anlattığınızda ,şevkinizi kırmaya ,hatta sizi kösteklemeye çalışacaktır.Onu ,kendisinden daha talihsiz biriyle birlikteyken izleyin;kayıtsız davranma ,hatta aşağılama ve kendini büyük görme eğilimindedir.
ACI TOHUMU TAŞIYAN insanlar,incitici olmaktan çok ,sinir bozucudurlar .Onlarla birlikte olmak ,yumurta kabukları üzerinde yürümek gibidir.Onların duygularını inçitmeme konusunda son derece duyarlı değilseniz ,sonunda kendinizi suçlu hissedersiniz.Her şeyi kişisel olarak alırlar,ama size çıkışmak yerine ,içlerine kapanır,kacar onlara acımanızı sağlarlar.
Genellikle duygusal ihmalin meyveleri olan ve acı tahumu taşıysan bu insanlar,sevilmediklerini,özel olmadıklarını ve değersiz olduklarını hissederek büyürler.Sizi kösteklemezler ama desteklemezler de.Kendilerini herhangi birini destekleme konusunda tümüyle aciz ,daha talihsiz insanların yanında ,kendilerini yardım edemeyecek kadar tükenmiş ve ezilmiş hissederler .
Neyse ki üçünçü bir gurup daha vardır Bunlar SAĞLIK TOHUMU TAŞIYAN insanlardır.Onlar açık fikirleri kendine güvenleri ,güçlü inançları ve espri yetenekleriyle ,yaşamlarımızda istediğimiz insanlardır.Bunlar çocukken sevilmiş ve kendilerini güvende hissetmeleri sağlanmış olduğundan sadık,dürüst, ve samimi olma eğilimindedirler.İnçindikleri veya moralleri bozulduğunda kin tutmadan veya aynen karşılık vermeye kalkışmadan ,hızlı bir şekilde kendilerini toparlarlar.Hiç kimsenin başarısı ,onları tehdit edemiyeçegi için sizi coşkuyla desteklerler.Daha kötü durumda olanlara içtenlikle şefkat gösterir ve genellikle yardım etmeye calışırlar.Onlar ,ihtiyaç duyduğunuzda gidebileçeginiz insanlardır.

MARK GOULSTON VE PHILIP GOLDBERĞ in yazılarından derlenmiştir.

Hafızayı Güçlendirme Teknikleri…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatta üç kişiyi unutmayın…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanları yargılamayın, eleştirmeyin ve suçlamayın…

Basit yaşa, cömertçe sev, yürekten düşün sevdiklerini

Hayatta önemli olan hiç düşmemek değil.. Düştüğün her seferde ayağa kalkabilmektir… !

Hayatta önemli olan hiç düşmemek değil.. Düştüğün her seferde ayağa kalkabilmektir… !

DÜŞÜNCE TUZAKLARI

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Bazı düşüncelerimiz bize çok doğru ve mantıklı görünseler de, aslında gerçeği temsil etmezler.

Olumsuz duyguları tetikler; kendimizi kötü hissetmemize yol açarlar.

Bu tür düşünceler, tuzaklarla doludurlar; ya da diğer bir değişle, tuzaklı düşüncelerdir.

Eğer tanımayı başarırsak, onları olumluları ile değiştirebilir ve zamanla daha dengeli, gerçekçi ve huzurlu hayatlar sürebiliriz.

Gelin şimdi, bu düşünce tuzaklarından bazılarına, yakından bakalım:

• Filtreleme: Bir konuda veya olayda, tüm olumlu unsurları atıp sadece olumsuzlara odaklanmaktır. Mükemmel bir sunum yaptığı halde, birinin yaptığı küçük bir eleştiri nedeniyle kendini kötü hissetmek, buna bir örnektir.

• Siyah-Beyaz – Kutuplu düşünme: Her şey ya iyidir ya kötü; ya güzeldir ya çirkin; ya başarılıdır ya başarısız. Hayatın zıtlıklar değil, sayısız ara tonlardan oluştuğunu görememektir. Çok değer verilen bir kişinin tek bir hatası nedeniyle değersizleşmesi, kutuplu bir düşüncedir. O kişi ya muhteşemdir, ya da berbat birisi.

• Aşırı Genelleme: Tek bir bulguya bakıp veya yeterince deneyim sahibi olmaksızın, bir konuda kesin sonuca varma eğilimidir. Bir iş görüşmesinde başarısız olunduğunda, artık işverenler tarafından asla beğenilmeyeceğine, hiç bir zaman iş bulamayacağına inanmak gibi.

• Etiketleme: Kişinin, kendisinin veya başkalarının bir davranışına bakarak, onun kişiliği veya tutumu hakkında kesin hüküm vermesidir. Arkadaşlarıyla bir kez akşam yemeğine çıkan çocuklu yakınını, ‘’sorumsuz anne’’ olarak nitelendirmek veya annesine uğramak yerine eşiyle sinemaya gittiği için kendisini beş para etmez bir evlat olarak tanımlamak, etiketleme örnekleridir.

• Akıl Okuma: Karşısındaki zihninden geçenleri tahmin etmeye dayanan bir düşünce tuzağıdır. Duygu ve davranışlar, bu tahmine göre şekillenir. ‘’Onun yanında satıcıyla pazarlık ettim; benim basit bir insan olduğumu düşünüyor!’’

• Kişiselleştirme: Etrafındaki olaylar veya kişilerle ilgili, kişisel bağlantılar kurulur. Örneğin, koridorda karşılaştığı iş arkadaşının keyifsiz görünmesinden, kendisinin onu kızdırdığı gibi bir sonuca ulaşır.

• Kontrol yanılsaması: Kişi, başkalarının acı ve mutluluklarından, kendisinin sorumlu olduğuna inanır. Bir doktor, ağır bir hastalık sonucu, her tür doğru tedaviye rağmen hastasının kaçınılmaz ölümünden kendisini sorumlu tutabilir. Kişi, aile toplantısında çok fazla gülüp eğlenilmemesini, kendisinin yeterince çaba sarf etmemesine bağlayabilir.

Bu listeye, ”hep haklı çıkmak,” ”başkalarının davranışlarını baskı yoluyla değiştireceğine inanmak” gibi, başka düşünce tuzakları da eklenebilir, elbette.

Onları öğrenip tanımak, haklı kanıt ve temelleri olup olmadığını sorgulamak, hayatta her şeyin göreceli olduğu gerçeğini kabullenip, siyah-beyaz keskinliğinde düşünmekten kaçınmak, başkalarının düşüncelerine kulak vermek, tuzaklı düşüncelerin kendimize ve başkalarına verdiği zararın üzerine düşünüp, bu zararları vermekten vazgeçmek için çaba göstermek, daha verimli ve mutlu hayatlar sürdürmemize yardımcı olacaktır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Koruyucu Meleğinizle İrtibat Yolları:

Zihninizi boşaltın. Ortam az aydınlatılmış, temiz, rahat ve sessiz olsun. İsterseniz meditasyon yapın ya da derin nefesle isteğinize konsantre olun.
Niyetinizi belirtirken, mutlaka “İlahi olanla” ya da “Işığa frekanslı” varlıklarla irtibat isteyin. Size görünen varlığa: “İlahi misin?” diye sorun. Bu varlıklar yalan söyleyemezler.

Rüyalar: Uyumadan önce rüyanızda onunla karşılaşmayı dileyin. Size yardımcı herhangi bir varlık olarak görünecektir. Ona ismini sorun. İsmini öğrenirseniz kimseye söylemeyin. Yardım istediğinizde onu bu isimle çağıracaksınız. Zihninizde ilk beliren ad, ona aittir.

Düşünceler ve Duyular: Çekim Yasası’nı bilen herkes de bilir ki düşünceyle bir çok şeyi gerçekleştirmek mümkündür. Meleğiniz sizinle direk kulağınıza konuşabilir ya da fikirler yoluyla konuşur. Size yol gösteren bazı fikirlerin size ait olmadığını bir şekilde anlarsınız. Ani bir şekilde, bilirsiniz.

Dua Etmek: Dua, niyetlerin seslendirilmiş halidir ve kendi başına bir enerjisi ve maddeye form verme yeteneği vardır. Karşılaşmak için dua edin.

Mektup yazmak: Koruyucu Meleğinize bir mektup yazın. Hayatınızda değiştirmek istediğiniz ne varsa, istek ve niyetlerinizi belirtin ve kendisiyle karşılaşmaya hazır olduğunuzu söyleyin.

Resimlemek: Tüm ruhani varlıklar gibi meleklerin de bir biçimi yoktur. Ona biçim veren insanoğlunun bir biçime sokma çabasıdır ya da kişinin deneyimlerine göre bir form alırlar. Siz nasıl görmek isterseniz, öyle görüneceklerdir. Işık, kanatlı bir varlık, rahibe, rahip, ak sakallı dede, derviş vb.

Yardım istemek: İhtiyaç duyduğunuzda yardım isteyin. Niyetiniz kısa ve öz olsun. Bencil bir niyet değilse, yardım hemen gelir.

Korkmamak: Korku onları uzaklaştırır. Korkunun da bir enerji frekansı vardır ve onları iter. Bazen ayak seslerini duyabilir, yatağınıza oturduğunu hissedebilirsiniz. Sevgi ve temiz bir kalp ile sizi korkutmamasını, ama hep yanınızda olmasını isteyin.

Meleğinizle Çalışma ve Soru Sorma İmajinasyonu:

Bu imajinasyonu Başmeleklerle de yapabilirsiniz. Kesinlikle insanoğlu onlardan da yardım alır. Dinleri çarpıtan kişiler yıllarca böyle dediler bize:

Onlar peygamberlere ve aydınlanmış kişilere gelirler. “Ben küçük ve günahkar bir varlığım, bana mı gelecekler?” diye düşünmeyin. Gözlerinizi kapatın. Uzun, loş ışıklı, kırmızı halıların olduğu bir koridorda ilerleyin. Her yer bembeyaz ışıkla dolu. Beyaz mermer basamaklardan inin. Orada bir çok kapı var. Bir kapının üzerinde yardım istediğiniz Başmeleğin ya da kendi koruyucu meleğinizin ismi belirecek. Hazır olduğunuzda kapıyı çalın. Kapı açılıyor ve sizin imajine ettiğiniz formda meleğiniz karşınızda. Ona bir soru sorun. Bu soru, “bu dünyadaki görevim nedir? ” olabilir. “Hayatımı olumlu yönde nasıl değiştirebilirim?” olabilir. “Bu işi yapmam hayırlı mı?” olabilir. Terketmeniz ya da bırakmanız gereken şeyler olabilir. Şimdi, size bir cevap verdi. Bu cevap için teşekkür ettiniz. Kapı kapandı. Cevap o anda, bir hediye biçiminde, bir yazı şeklinde, bir görüntü şeklinde, bir ses şeklinde gelebilir. O akşam ya da ilerleyen günlerde arkadaşınızın “bunu neden dediğimi bilmiyorum” olarak ifade ettiği şekilde olabilir.

Şunu unutmayın. Bazen biz konuşmayız. Bu durum, enerjiyle ya da ruhsal konularla çalışanlarda sıklıkla olur, bazen saf ama sıradan insanlarda da olur( Zeka engelliler, küçük çocuklar gibi) Size öyle bir şey söylerler ki “mesaj” gibi kafanızda yankılanır. Bir kaç gün bu işaretlere dikkat edin. Kültürümüzde bir laf vardır: “Söyleyene değil, söyletene bakın” diye. Emin olan söyleten bazen başkası

alinti

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kaderden kaçış olmasdığına dair kısa bir öykü…

Bir zamanlar Horasan’da zengin bir bey yaşarmış. Tiflis’teki bir tacir dostunu ziyarete giderken dağ eteğinde düz bir yerde konak vermiş. O sırada kulağına bazı sesler çalınmış.

Araştırınca, sırtını verdiği kayanın arkasında bir mağara olduğunu fark etmiş. Herhalde bu mağarada birileri konuşuyor diye içeri girmiş. İçerde ellerinde kitaplar olan bir grup adamın hem gezindiklerini, hem okuyup hem konuştuklarını, diğer bir grup adamın da bunları yazdıklarını görmüş: ‘Bre siz kimlersiniz ve burada böyle ne yapıyorsunuz?  ‘Ey yolcu, şu gördüklerin ellerindeki kitaptan evlilerin hayatlarını okur, şu gördüklerin de doğacak çocukların kimlerle evleneceklerini yazarlar.’ ‘Hımmm?!. Acaba sorabilir miyim, benim de birkaç güne kalmaz bir çocuğum doğacak, o kiminle evlenecek?’ ‘Hay hay, işte burada, ve böylece yazıyoruz, sizin bir kızınız olacak. Evleneceği erkek yedi gün sonra doğacak. Tiflis’te sizin ziyaretine gitmekte olduğunuz tacirin hizmetçisinin karnındadır.’

Bey yalvarmış: ‘Bunu değiştirmeniz için size bütün servetimi vereyim, kızımı bir hizmetçi evladı ile evlendirmeyin.                          ‘Sevgili misafirimiz, biz burada kader icad etmeyiz, yalnızca takdir edilenleri yazarız!’ Bey çılgına dönmüş. Oradan hızla koşup ‘siz yazdıysanız ben de bozarım’ diyerek atına binmiş ve doğruca Tiflis’e varmış. Orada dostuyla üç gün gülüp eğlenmişler, yiyip içmişler. Bu arada bey o hizmetçiyi gözetler imiş. Üçüncü günün akşamında tacir dostuna:’Aziz dostum,”demiş, eşim bir hizmetkâr istedi benden. Tam sizin evdeki gibi birini tarif etti. Onu bana hediye eder misin?”İyi ama bizim kadıncağız gördüğünüz gibi hamiledir, size pek yararı olmaz.’İyi ya işte, bizim de yakında bir çocuğumuz olacak, hem süt annelik, hem hizmetçilik eder.

‘Peki! Madem istiyorsun!..Bey hizmetçiyi alıp yola düşmüş. Bir köprüden geçerken, zavallının kalbine bir hançer sokup ırmağa atıvermiş. Gel gelelim kadıncağız son nefesini vermeden can havliyle bebeğini doğurup kıyıdan sarkan otların üstüne bırakmış. Çok geçmeden bir ayı, iki yavrusuyla ırmağa su içmeye gelmiş. Anne ayı bebeğin ağlayışını duymuş. Kendi yavrularıyla birlikte onu da inine götürmüş, beslemiş, büyütmüş. Çocuk üç yaşına geldiğinde, tacir o bölgelerde ava çıkmış. Ayı ininin yanından geçerken çocuğu görmüş ve yakalayıp evine götürmüş. Çocuk zamanla ehlileşmiş, terbiyelenmiş. Aradan yıllar geçmiş. Horasanlı bey eski dostunu hatırlayıp tekrar ziyaretine gitmiş. Tacir dostunun evinde bir delikanlı ile karşılaşınca şaşırmış. Birkaç gün delikanlıyı izlemiş, hareketlerini, oturup kalkmasınıve konuşmasını çok beğenmiş, hatta aklından kızına kısmet diye de geçirmiş.

Sonra tacir dostuna sormuş:Aziz dostum, bunca yıldır muhabbetimiz var, lakin bir çocuğunuz olduğunu hatırlamıyorum; maşallah pek iyi yetişmiş, kimdir bu delikanlı?’ Tacir, çocuğun hikâyesini anlatınca Horasanlı bey yıllar öncesini hatırlamış. Çocuğun yaşını hesap etmiş, öldürdüğü hizmetçinin oğlu olduğunu anlamış. Mağaradaki kâtiplerle olan konuşmasını da hatırlamış. O gece bir plan kurmuş. Sabah kahvaltı sırasında tacir dostuna demiş ki: ‘Azizim, aileme bir haber göndermem lazım, bir mektup yazayım da bu delikanlı onu götürüversin!’

Ev sahibi kabul etmiş. Delikanlı üç gün üç gece at koşturmuş, gece yarısı Horasan’da beyin konağına varmış, avlusundan girmiş ama o saatte kimseyi uyandırmamak için atını bir kütüğe bağlayıp başında uyuyakalmış. Tesadüf bu ya, ertesi sabah evden ilk evvel beyin kızı çıkmış. Delikanlıyı görmüş. Görür görmez de vurulmuş. Ona yakından bakayım diye yaklaşınca destarının tülbendi arasında düşmek üzere bir mektup görmüş. Mektubu almış, üzerinde babasının yazısını tanımış. Acil bir haber vardır diye de merak edip açmış ve okumuş. Tek cümle:Bu mektubu getiren delikanlıyı derhal yakalayıp öldürünüz ve gizlice gömünüz. On gün sonra görüşürüz.

Kız bu güzel yüzde ne gibi bir kötülük olabilir ki, diye düşünürken ona gitgide hayran kalmış ve hemen eve koşup eline diviti ve kâğıdı almış. “Bu mektubu getiren delikanlıyla kızımın nikâhını kıyın, on gün sonra geldiğimde beni bir düğünle karşılayın.”           Sonra… Sonrası kolay ey okuyucu; unutma, kader diye bir şey vardır ve kimse kader kâtiplerinin yazdığını bozamıyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Önsezileriniz Doğru Mu? Cesaretiniz Varsa Test Edin…

Önsezilerinize ne kadar güveniyorsunuz? Belirsizliğin söz konusu olduğu durumlarda mantığınızı mı iç sesinizi mi dinliyorsunuz? Önsezilerinize duyduğunuz güveni test etmeye hazır mısınız? İşte size önsezi… testi… İÇ SESİNİZE KULAK VERİN Aşağıdaki soruları dikkatlice okuyun ve kimsenin yardımı olmadan 5 saniyede cevap verin. 5 saniye içinde vermediğiniz cevapları ‘yanlış’ olarak kabul edin.

 1. Eşiniz akşam eve her zamankinden geç geliyor. Niye geciktiğini soruyorsunuz. Size bir cevap veriyor ama yerinde duramıyor, nezle olmadığı halde ikide bir burnuyla oynuyor ve tekpilerinde, cevaplarında yavaş davrandığını görüyorsunuz. İçgüdünüz size ne diyor?
 A. Size yalan söylediğini
B. Yorgun ve aç olduğunu
C. Aslında arkadaşlarıyla çıkmak istediğini ama çıkamadığı için size biraz tepkili olduğunu
2. Bir kaç gündür eşiniz / sevgiliniz sizi sevdiğini her zamankinden sık söylüyor. Onu biraz dalgın buluyorsunuz. Cinsel isteklerinin arttığını, ışığı söndürmenizi istediğini, sık sık terlediğini ve cep telefonunu hiç elinden bırakmadığını gözlüyorsunuz. İçgüdünüz size ne diyor?
 A. İşinde stres altında olduğunu ve dengeyi evinde, sizinle bulduğunu
B. Bu küçük sorunların, aşk hayatının ve bir kadınla bir erkeğin beraberliğinin cilveleri olduğunu
C. Çok dikkatli ve uyanık olmanız gerektiğini
3. İşinizde, bir çalışma arkadaşınıza yeni bir projeden söz ediyorsunuz. Birden çenesini sıkıyor, hızlı hızlı nefes alıp vermeye başlıyor, kaşlarını çatıyor, yumruklarını sıkıyor ve sert bir tonda konuşmaya başlıyor. İçgüdünüz size ne diyor?
A. Projenizin onu çok heyecanlandırdığını ve merakını uyandırdığını
B. Söylediklerinize çok sinirlendiğini
C. Fikrinizi beğendiğini ve bir an önce uygulamak gerektiğini düşündüğünü
4. Son günlerde davranışlarında bir gariplik sezdiğiniz bir çalışma arkadaşınızla konuşuyorsunuz. Ortam giderek geriliyor ve birden beyninizde bir flaş patlıyor ve çocukluğunuza ait bir anıyı hatırlıyorsunuz. Bu anınızın o anda yaşamakta olduğunuzla hiç ilgisi yok ama aklınızdan bir türlü gitmiyor. İçgüdünüz size ne diyor?
A. Bu anıyı hemen kafanızdan atmanız gerektiğini
 B. Bu anının mutlaka bir anlamı olması gerektiğini
C. Karşınızdaki çalışanı derhal işten çıkarmanız lazım geldiğini
 5. Cuma akşamı. Haftaların verdiği yorgunlukla biraz dinlenmeye, bir güzel banyo yapmaya karar veriyorsunuz. Sizi son derece stresli günler bekliyor. Bu akşam öncelikle ne yaparsınız?
A. Pazartesi sabahı teslim etmeniz gereken dosyayı unutmamaya çalışırsınız
B. Kafanızda hafta sonu için bir güzel program yaparsınız
 C. Kendinizi koyuverir gerçeklerden bir süre için kopmaya çalışırsınız
6. Açık, dengeli, iyimser bir insanla ciddi bir ilişki yaşamayı hayal ediyorsunuz. Bir akşam küçük bir şirketin sahibi olan, güleryüzlü, hoş bir insanla tanışıyorsunuz. Onun evinde bir kahve içmeyi kabul ediyorsunuz. İçgüdünüz size ne diyor?
A. Çok hoş biri
B. Dikkatli olmam lazım, acaba bana uygun biri mi?
C. Karşısında elim ayağım dolaştı, ne olacaksa olsun…
7. Servisinizin başına yeni bir şef getirildi. Kısaca kendinizi tanıttınız ve işinizden neler beklediğinizi anlattınız. Sizi dikkatle dinledi. Ertesi gün, gerekli olduğunu düşündüğünüz bazı ilave bilgileri de e-mail ile gönderdiniz. Cevap vermedi. Tekrar attınız. Yine cevap vermedi. İçgüdünüz size ne diyor?
A. Herhalde çok işi var, adamın başını ağrıtmayayım
B. Gönderdiğinizi dikkatle okudu ve gerekli bilgiyi aldığı için cevap verme gereği duymadı
C. Bir günde insan bu kadar değişir mi, bu adamdan sakınmalıyım
8. Bir arkadaşınıza bir şey anlatıyorsunuz. Sizi dinlerken hareketlerinde, psikolojisinde bir değişim meydana geldiğini fark ediyorsunuz. Burnunu kısıyor, burnunun kenarlarında dikey çizgiler oluşuyor, yüzü birden ciddileşiyor, kaşlarını ‘V’ yapıyor, gözlerini kısıyor, dudaklarını sıkıyor. İçgüdünüz size ne diyor?
 A. Anlattığım şey onda iğrenme duygusu yarattı
B. Anlattığım şey onda acıma duygusu yarattı
C. Anlattığım şey onda üzüntü yarattı
Doğru Cevaplar: 1.A – 2.C – 3.B – 4.B – 5.C – 6.B – 7.C – 8.A ÖK’nızı nasıl hesaplayacaksınız?
 Yanlış veya boş cevapları dikkate almayın. 8 soruda kaç doğru cevabınız var?
Sonuç ÖK’nız 3/8’den düşük ÖNSEZİNİZ NEREDEYSE SIFIR
Hislerinize hiç mi hiç güvenmiyorsunuz ve bu yüzden, en azından günlük yaşamınızı renklendirebilecek olağanüstü anları ıskalıyorsunuz. Önsezilerinizle değil aklınızla hareket etmeye çalışıyorsunuz. Ama eminim, en küçük bir eleştiri aldığınızda fikir değiştiriyorsunuzdur. Yine de yenilgiyi kabul etmeyin. Biraz zaman ve biraz çalışmayla önsezilerinizi kullanmayı öğrenebilirsiniz.
ÖK’nız 4/8 ila 6/8 arasında İÇ SESİNİZE AZ DA OLSA KULAK KABARTIYORSUNUZ
Başkalarının hareket ve niyetlerini öngörebildiğiniz oluyor. İç sesinizi dinlemeyi biliyorsunuz. Ama etrafta biraz gürültü varsa hatlar karışıyor, iç ses gürültüye gidiyor. Biraz eğitim ve dikkatle daha seçici davranmayı, uyarıyla gürültüyü ayırmayı öğrenebilirsiniz.
 ÖK’nız 7/8 veya 8/8 ÖNSEZİLERİNİZ SİZİN EN İYİ DOSTUNUZ İç sesinizi çok dikkatli dinliyorsunuz. Önsezilerinizi en yakın dostunuz haline getirmişsiniz. Sezgileriniz başkalarıyla ilişkilerinizde size önceden ve doğru kararlar almakta yardımcı oluyor.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İNSANLAR;-GÖRSEL -İŞİTSEL -DOKUNSAL OLARAK 3 AYRILIR.

GÖRSEL İNSANLARI NASIL ANLARIZ.
-Hızlı konuşurlar
-Gözler yukarı kayar
-Gögsün üst kısmından nefes alırlar
-Konuşurken elleri hiç durmaz
-Görsel insanlar hafif öne egilip konuşur
-Konuşurken (gözlerime inanamadım,bir görsen nasıl olmuş…)gibi kelimeleri cok kullanırlar.
Bunları bilirsek (İlişkiler,sevgililer…),iş (satış,anlaşmalar…)düzene koymada kullabiliriz.
Görselse karşımızdaki,uyum sağlamak için;hızlı konuşarak,elimizi çok kullanarak,görsel olarak gördüklerimizi anlatarak konuşmalıyız.Çok güzel bir uyum sağlayıp harika sonuçlar aldıgınızı göreceksiniz

İŞİTSEL İNSANLARI NASIL ANLARIZ?.BU BİZİM NE İŞİMİZE YARAR.
-Birşeyi düşünürken gözler yana kulak hizasına bakar.
-Konuşurken tane tane konuşur ,ayrıntı içinde ayrıntıyla anlatır.Sözlerinin kesilmesinden hoslanmazlar.
-Söyleneni unutmaz.
-Mideden nefes alır,yan dururlar
-Kızdımı elleriyle çenesini kapatırlar.
Bu bilgiler ne işimize yarayacak.Sevgiliniz ,eşiniz, iş arkadaşlarınız uyum ve istediginizi yaptırmak için kullanabilirsiniz.
İşitsel insanlara sevginizi görsel şeyle degil.Kullandıgın kelimelerle göster.Tane tane konuşup ,onun nefes hızında nefes alırsanız cok guzel bir uyum yakaladığınızı görürsünüz.

DOKUNSAL İNSAN ÖZELLİKLERİNE BAKALIM
-Dokunsal insanlar kelime aralarında ııı….ııı..ıı diye konuşurlar.Az ve öz konuşurlar.
-Yere bakarak konuşur.Monoton konuşurlar.
-Konuşurken (konuya parmak basmak,sırtımda yük var….gibi )kelimeleri çok kullanırlar.
Dokunsal insanlar tarafından anlaşılmak istiyorsanız.sevginizi ifade etmek için dokunmanız lazım.Eger bu kişiye bir ürün satmak istiyorsanız o ürüne dokundurmanız gerekir.

kaynak: bilge çelik hoca ders notları ve luna akademi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KENDİMİZİ KANDIRIYORMUYUZ? HADİ VÜCUDUMUZA SORUP ÖĞRENELİM.

İlk önce ayna karşısına geçelim ve kendi adımızı söyleyip (benim adım …..dır.) deyip, vücudumuz arkaya doğrumu yoksa; öne doğrumu hareket ediyor gözlemleyelim. Adımızı söylediğimizde öne hareket ediyorsa, bu evet detmektir. Ama arkaya doğru hareket ediyorsak, bu hayır demektir.
Sonrada merak ettiginiz;(işimi seviyormuyum? eşimi seviyormuyum?……) yada merak ettiğimiz tüm soruları sorup doğrunun ne olduğunu vücudumuzdan öğrenelim.

Bu yaptığınız testin adı kinesiyolojidir  ve testlerin daha bir çok çeşidi vardır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangi organ kendini kaç günde yeniler…

Bilim adamları, vücuttaki organların yaşlanma sürecini aydınlattı. Göz ve beyin dışında kalan tüm organlar kendini yenileyebiliyor ve böylece vücudumuz hayat boyu 10 yaşın altında kalmayı başarabiliyor. …İngiltere’de yayınlanan Daily Mail gazetesinin haberine göre bu durumun nedeni, hücrelerin yenilenmesi yani eski hücrelerin yerini yeni hücrelerin alması olarak açıklanıyor. Ancak bu “kalıcı gençlik” durumundan nasibini alamayan şanssız organlar da yok değil. Beyin, gözler ve sinir sistemi kendini yenileyemiyor. Beyinde; koku alma ve öğrenme merkezleri haricindeki diğer hücreler, tıpkı tam anlamıyla oluşumunu tamamladıktan sonra yenilenemeyen sinir sistemi ve kornea haricinde yenilenemeyen gözler gibi, yaşlanmaya karşı direnemiyor.

KALP KENDİNİ 20 YILDA YENİLİYOR
Yıllarca kalbi oluşturan hücrelerin doğduktan sonra değişmediği sanıldı. Ancak New York Üniversitesi’nden Dr. Piero Anversa tersini ispatlamayı başardı. Kalbin kendini yenilediğini belirten Anversa bunun en az 20 yıl aldığını kaydetti.
SAÇLAR KENDİSİNİ 3-6 YILDA YENİLİYOR
Yaklaşık 100 bin adet olan saçların her bir teli ayda 1.25 santimetre uzuyor. Dolayısıyla saçların kaç yaşında olduğu da saçın uzunluğuna göre değişiyor.
MİDE DUVARI KENDİSİNİ 3-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midedeki asit karşısında hücrelerin dirençli olmadığını belirten İsveç-Karolinska Enstitüsü’nden Jonas Frisen, hücrelerin 3 ila 5 gün arasında yenilendiğini vurguladı.
Ancak nikotin, hücrelerin yenilenmesini ağırlaştırıyor.
BAĞIRSAK KENDİSİNİ 2-5 GÜNDE YENİLİYOR
Midede olduğu gibi bağırsaklarda da hücrelerin zor şartlar altında olduğunu söyleyen İsveçli Dr. Frisen bu hücrelerin hızla yenilendiklerini ve bu sürenin 2 ila 5 gün arasında değiştiğini ifade etti.
İSKELET SİSTEMİ KENDİSİNİ 10 YILDA YENİLİYOR
İskelet de vücudun sürekli kendini yenileyen bölümlerinden biri.
Kemiklerin 10 yılda bir tam anlamıyla kendini yenilediği tahmin ediliyor.
DİL KENDİSİNİ 10 GÜNDE YENİLİYOR
Tat moleküllerini sinirler yoluyla beyne ileten dilde bulunan 10 bin tomurcuğun her birinde 50 hücre bulunuyor.
Bu hücreler her 10 günde bir kendini yeniliyor.
KARACİĞER KENDİSİNİ 6 AYDA YENİLİYOR
Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolayan karaciğer vücudun en güçlü organlarından biri.
İngiltere Karaciğer Vakfı tarafından yapılan açıklamaya göre karaciğerin kendini yenileme süresi 6 ay.
AKCİĞER KENDİSİNİ 1 YILDA YENİLİYOR
Akciğerde hücreler farklı periyotlarda yenileniyor. Bu da havanın temizliğine, sigara içilip içilmemesine göre değişiyor.
Yenilenme süresi ise altı ayla bir yıl arasında…
GÖZLER YENİLENMİYOR
Gözler, kornea tabakası haricinde kendini yenileme özelliğine sahip değil. Zaman geçip yaş ilerledikçe gözleriniz de sizinle birlikte yaşlanıyor.
Aynı şekilde beyin hücreleri de kendini yenileyemiyor ve yaşlanıyor.
Hangi Saatlerde Hangi Organlarımız Yenileniyor?
Yaşam şeklimizi de bu saatlere göre düzenlediğimiz takdirde bu yenilenmeye katkıda bulunabilirsiniz. Örneğin akşam saat 11 de uyumazsak, saat 11 de kendini yenilemeye başlayan safra kesesi bu görevini yapamaz, ve ertesi günü yeterli performansta çalışamaz. Bununla birlikte göz altındaki torbalar ve şişkinlikler safra kesesinde çamur veya taş olduğunun bir belirtisi olabilir. Bunun için en az haftada 3 gece saat 11 de uyumamız gereklidir.
İşte organlar ve saatleri:
23 – 01 arası : Safra Kesesi 01 – 03 arası : Karaciğer 03 – 05 arası: Akciğer 05 – 07 arası : Kalın bağırsak 07 – 09 arası : Mide 09 – 11 arası : Dalak, Pankreas 11 -13 arası : Kalp 13 -15 arası : İnce bağırsak 15 -17 arası : Mesane 17 -19 arası : Böbrek 19 -21 arası : Kalp Kası 21 – 23 arası : Bedenin Isıtılması

Kaynak: Sonsuz Şifa…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

En temiz ve en pis iki organ hangisidir?

Lokman Hekim, bir çırağıyla ava çıkmıştı, uzun yoldan evine döneceği sırada bir kabile reisi bu meşhur hekimi misafir etmek istedi. Lokman Hekim, nasıl beden dilinden anlıyorsa öyle de gönül ve ruh dilinden anlıyordu.

Kırmadı kabile reisini. … O gece misafir kaldılar. En semiz koyunlardan biri kesildi. Yemek için harekete geçildi. O sırada Lokman Hekim, çırağını imtihan etmek istedi: – Getir bakayım bana koyunun en temiz iki organını.
Çırak gitti koyunun kalbini ve dilini getirdi. Lokman: “Aferin!” dedi, tam isabet. Bir canlının en temiz iki organı kalbi ve dilidir.”
Yediler, içtiler, şükrettiler. Sabah olduğunda da her misafirin yaptığı gibi, yola revan oldular. Ne var ki yol kısa değil, Lokman aslında ava çıkmış gibi görünüyor; ama bu av sıradan bir yiyecek bulma avı değil. Hekimlik yolunda yeni bitkiler, ilaçlar bulma yolculuğu…
Akşama yakın bir saatte bir başka kabile reisi de Lokman Hekim’e misafir olması için ısrar etti. İmkân varsa, davete icabet etmeli. Lokman Hekim de öyle yaptı.
Yine akşam ve daha semiz bir koyun kesildi. Bu seferki imtihan daha zorluydu.
Lokman, çırağına: “Haydi şimdi de koyunun en pis iki organını getir bana.” dedi.
Çırak gitti, bir süre sonra yine kalp ve dille dönüp geldi. Uzattı kalp ve dili Lokman Hekim’e. İşte efendim, dedi, bir canlının en pis iki organı.
Lokman: “Aferin dedi, sen sadece görünen, duyulan bilgilerle değil; aynı zamanda marifetle de donatmışsın kendini.”