Maymun bile ağaçtan düşer…

images[5]

Japon atasözünde de dendiği gibi: Saru mo kikara uchi ru maymunlar bile ağaçtan düşer…

O yüzden bir başarısızlık durumunda hayalkırıklığına kapılıp oturup ağlamaktansa, kendimizle yüzleşmek  ve  sebebleri bulmak  atılması gereken ilk adımdır…

Arkasından daha iyiye ve daha güzele gidecek şekilde çalışmalı çabalamalı, yolumuza devam etmeliyiz…

Güçlü ve kendimize güvenli olmalıyız…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HİÇBİR ZAMAN GÜLÜMSEMEKTEN VAZGEÇME !

1017744_902564903139087_6234591010290072093_n[1]

Gülümseme Yaşamın En Önemli Temel Sırrıdır…

1. Seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.

2. Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.

3. Sen istediğinde sana âşık olmaması, sana âşık olmadığı anlamına gelmez.

4. Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.

5. Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiçbir zaman ulaşamayacağını bilmektir.

6. Hiçbir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin…

7. Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin, fakat bazıları için sen bir dünyasını.

8. Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.

9. Belki de Tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığıda minnettar olman için istedi.

10. “Bitti” diye üzülme, “yaşandı” diye sevin.

11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güvenecegine daha fazla dikkat etmektir.

12. Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.

13. Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.
Alıntı

ÇÖP KAMYONU KANUNU

images[1]

Kadın taksiye binmiş ve havalimanına gitmek istediğini söylemişti.

Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola önlerine çıktı. Şoförü çarpmamak için sert şekilde frene bastı.

Taksi kaydı, ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtuldu.

Siyah arabanın sürücüsü camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye başladı.

Taksi şoförü ise gayet sakin ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı.

Kadın bütün bu olanları şokunu yaşarken taksi şoförünün tavrına daha da şaşırmıştı.

‘Neden böyle davrandınız.’ diye sordu kadın, ‘Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastanelik edecekti.’

Taksi şoförü gülümsemeye devam ederek Çöp Kamyonu Kanunu dedi. Kadın, ‘Çöp Kamyonu Kanunu nedir?’ diye sordu anlamamıştı.

Şoför açıkladı pek çok insan çöp kamyonu gibidir.

Her tarafta içleri çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlığı öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar ancak doldukça çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar. Bu bazen ben bazen de siz olabilirsiniz. Kişisel algılamayın sadece gülümseyin onlar için iyi şeyleri temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize evinize taşımayın veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın.

Başarılı ve mutlu insanlar çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.

Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla size iyi davranan insanları sevin iyi davranmayanlar için iyi temennilerde bulunun

Hayat %10 onunla ne yaptığınız, %90 onu nasıl alıp karşıladığınızdır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Cin bir an duraksar ve gülümseyerek şöyle der: -“Zaten sizde olan bir gücü size veremem ki!” der…

images[3]
… Adamın biri ormanda yürüyüşe çıkar. Farkında olarak adım adım ilerlerken yerde parlayan sihirli lambayı bulur ve ovalamaya başlar.
Kısa bir süre sonra içinden kocaman bir cin belirir ve adama, üç dilek hakkı olduğunu söyler. Adamda Alaaddin’in sihirli lambası hikayesini çok okumuştur, dinlemiş ve dilek dilemenin püf noktalarını iyi bildiğinden ve cine şöyle der:
– “Hayatta her istediğimi yapabilme, düşündüğüm her şeyi gerçekleştirebilme gücü istiyorum ve bu gücün hiç bitmemesini istiyorum.”
Cin bir an duraksar ve gülümseyerek şöyle der:
  -“Zaten sizde olan bir gücü size veremem ki!” der…
“Başka bir dileğiniz var mı?” diye sorar…

Gözleri Görmeyen Bir Adam ve Kolları Olmayan Arkadaşının Efsane Yolculuğu

Dünya hala güzel bir yer!

İki adaş ve kaderleri biraz da olsa aynı olan iki arkadaş; Jia Haixia ve Jia Wenqi.

Çin‘de yaşayan biri görme engelli biri de kollarını kaybetmiş bu iki arkadaş 10 yıldan beri Çin’in kuzeyinde yer alan Yeli köyünden başlayıp güçleri yettiğince ağaç dikmeye başlamışlar. Bugün ulaştıkları sayı 10.000 ağaç.

Haxia, 53 yaşında, doğuştan sol gözünde görme kaybıyla doğmuş. 2000 yılında ise diğer gözünü kaybettiğinde ona bir çift göz olan kişi arkadaşı Wenqi’ymiş.

Haxia, 53 yaşında, doğuştan sol gözünde görme kaybıyla doğmuş. 2000 yılında ise diğer gözünü kaybettiğinde ona bir çift göz olan kişi arkadaşı Wenqi'ymiş.

Wenqi de 53 yaşında. O da 2 kolunu 3 yaşındayken geçirdiği bir kazada kaybetmiş.

Wenqi de 53 yaşında. O da 2 kolunu 3 yaşındayken geçirdiği bir kazada kaybetmiş.

İkisi birbirileriyle tamamlamış hayatı. Hatta tamamlamaktan öte, öyle fazla gelmişler ki, gelecek nesillerin hayatını güzelleştirmek için bir şeyler yapmak istemişler.

İkisi birbirileriyle tamamlamış hayatı. Hatta tamamlamaktan öte, öyle fazla gelmişler ki, gelecek nesillerin hayatını güzelleştirmek için bir şeyler yapmak istemişler.

Onların en büyük istekleri bile bununla ilgili; köylerinin ve çevresinin yeşil kalması, burada yaşayan gelecek nesillerin daha sağlıklı olması.

Onların en büyük istekleri bile bununla ilgili; köylerinin ve çevresinin yeşil kalması, burada yaşayan gelecek nesillerin daha sağlıklı olması.
Devlet de onların bu çabasını duyup onlardan bu işi maaşla yapmalarını istemiş.

Her gün sabah 7’de uyanıp yola çıkıyorlar. Yanlarına aldıkları gerekli şeylerle başlıyorlar yürümeye.

Her gün sabah 7'de uyanıp yola çıkıyorlar. Yanlarına aldıkları gerekli şeylerle başlıyorlar yürümeye.

Birbirlerini tamamlamayı çok iyi biliyorlar; Wenqi, Haxia’nın gören gözleri olup onu taşırken, Haxia da ağaçlara tırmanıp yeni tohumlar bulmaya ve toprağı kazmaya yardım ediyor.

Birbirlerini tamamlamayı çok iyi biliyorlar; Wenqi, Haxia'nın gören gözleri olup onu taşırken, Haxia da ağaçlara tırmanıp yeni tohumlar bulmaya ve toprağı kazmaya yardım ediyor.

Bu zamana kadar onlarla ilgili yapılan haberleri duyan bağışçılardan onlara bir çok yardım gelmiş.

Bu zamana kadar onlarla ilgili yapılan haberleri duyan bağışçılardan onlara bir çok yardım gelmiş.

Gelen bütün bu bağış paralarını yine gerekli malzemeleri almaya harcamışlar.

Gelen bütün bu bağış paralarını yine gerekli malzemeleri almaya harcamışlar.

Onlar dünya daha mutlu bir yer olsun isteyen mutlu insanlar

Onlar dünya daha mutlu bir yer olsun isteyen mutlu insanlar

Tüm engellerine rağmen yaptıkları bu güzel şeyler onları hepimizden daha engelsiz hissetiriyor.

Tüm engellerine rağmen yaptıkları bu güzel şeyler onları hepimizden daha engelsiz hissetiriyor.
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUTLAKA OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM !

11026197_1421367811507168_6841644881246951089_n[1]
İnsan vücudu, mucizelerle dolu bir makinedir. Şimdi okuyacağınız vücudunuzla ilgili gerçekler sizi neden bu şekilde yaratıldığımız konusunda merakta bırakacak.
-Bilim adamlarına göre IQ’nuz ne kadar yüksekse o kadar çok rüya görürsünüz.
-İnsan vücudundaki en büyük hücre yumurta hücresi, en küçük hücre ise sperm hücresidir.
-Bir adım atmak için 200 kasınızı kullanırsınız.
-Ortalama bir kadın ortalama bir adamdan 5 inc (12,5 cm) daha kısadır.
-Ayak başparmağınızda iki kemik olmasına karşılık diğer dört parmağınızda üçer kemik bulunur.
-Bir çift ayakta 250,000 terbezi vardır.
-Tam dolu bir idrar kesesi aşağı yukarı bir beyzbol topu ebadındadır.
-Mide asidiniz bir jileti eritebilecek güçtedir.
-İnsan beyin hücresi 5 takım Encyclopedia Britannica””daki bilgileri alabilecek kapasitededir.
-Yiyeceğin ağzınızdan midenize ulaşması yedi saniye sürer ..
-Ortalama bir rüya 2-3 saniye sürer.
-Göğüsleri kılsız erkekler, kıllı erkeklerden daha fazla karaciğer sirozuna yakalanırlar.
-Döllenme anında, yaklaşık yarım saat tek bir hücre olarak yaşarsınız.
-Her bir ayağınızda yaklaşık bir trilyon bakteri vardır.
-Vücudunuzun 30 dakikada saldığı ısı ile iki litre suyu kaynatabilirsiniz.
-Diş minesi vücudunuzdaki en sert şeydir..
-Dişleriniz doğumunuzdan 6 ay önce (dişetlerinizin içinde) oluşmaya başlar.
-Sevdiğiniz birine bakarken gözbebekleriniz genişler, nefret ettiğiniz birine bakarken de.
-Sarışınlar, esmerlerden daha fazla saç teline sahiptir.
-Burnunuzla başparmağınız aynı boydadır.
Tam şu anda, eminim ki son maddeyi deniyorsun. .. Şimdi parmağını burnundan çek de bunu parmaklarıyla burunlarını ölçmek isteyebilecek başka arkadaşlarına gönder bakalım smile ifade simgesi

Her Sabah Kalktığınızda Çocuğunuz Ve Siz Mutlaka Yapmalısınız… Üçlü Canlandırma Vuruşu…

10341964_10153172267969313_8212594764925656618_n[1]

1509945_10153172268009313_1982695311891974213_n[1]

18799_10153172268174313_8527534176651906412_n[1]

Üçlü Canlandırma Vuruşu

1. B-27 vuruşu: Köprücük kemiğinin hemen altında, çukurumsu iki noktadır. Bu noktalara canımızı yakmadan, ama hissettirerek, iki elimizle beraber vuruşlar yapıp; nefes alıyoruz ve verirken “aaaa”, “eeeee” seslerini çıkartıyoruz (her nefes verişte tek ses çıkartıyoruz ve o nefes bitene kadar aynı seste kalıyoruz. Sonra bir nefes daha alıp, diğer harfe geçebiliriz..)

2. Timus vuruşu: Timus bezinin üzerine, canımızı yakmadan, ama hissettirerek, tek elimizle beraber vuruşlar yapıp; nefes alıyoruz ve verirken “aaaa”, “eeeee” seslerini çıkartıyoruz. (her nefes verişte tek ses çıkartıyoruz ve o nefes bitene kadar aynı seste kalıyoruz. Sonra bir nefes daha alıp, diğer harfe geçebiliriz..)

3. Dalak vuruşu: Göğsün iki yan tarafına, canımızı yakmadan, ama hissettirerek, iki elimizle beraber vuruşlar yapıp, nefes alıyoruz ve verirken “aaaa”, “eeeee” seslerini çıkartıyoruz. (her nefes verişte tek ses çıkartıyoruz ve o nefes bitene kadar aynı seste kalıyoruz. Sonra bir nefes daha alıp, diğer harfe geçebiliriz..)

Bu egzersizde nefes alış verişlerimizi sakin ve yavaş yapıyoruz. Güne başlarken yaparsak daha faydalı olur. Gün içerisinde de enerjimiz düştüğünde, aşırı heyecan hissettiğimizde ya da kaygımız arttığında yapmaya çalışalım..

Her egzersizi en az 20 kez yapıp sonra diğerine geçiyoruz…

Sizlere en yüksek faydayı sağlaması ümidiyle..

alıntı

KALBİMİ KIRANLARA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM. ___ Acı çekerek olgunlaşmamı sebep olduğunuz için.

images[7]

 

BANA YALAN SÖYLEYEN HERKESE TEŞEKKÜR EDERİM. __ Bana gerçeklerin gücünü öğrettiniz..
BANA İNANÇSIZ BAKANLARA DA TEŞEKKÜR EDİYORUM. ___ Sonsuz kudretimi size borçluyum.
BENİ, BOŞ VERENLERE TEŞEKKÜR EDİYORUM. ___ Cesaret verdiğiniz için.
BENİ TERK EDENLERE TEŞEKKÜR EDİYORUM. ___ Yenilere yer açtığınız için.
BANA İHANET EDENLERE TEŞEKKÜR EDİYORUM. ___ dikkatli olmamı sağladığınız için.
KALBİMİ KIRANLARA ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM. ___ Acı çekerek olgunlaşmamı sebep olduğunuz için.
HUZURUMU BOZANLARA TEŞEKKÜR EDİYORUM. ___ Sükuneti öğrettiğiniz için.
AMA EN ÇOK DA BENİ OLDUĞUM GİBİ SEVENLERE TEŞEKKÜR EDİYORUM

400 yıl öncesinden gelen bilgelik…

images[1]

Aşağıdaki yazı Mimar Sinan’ın 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusunun bir örneği ve çok etkileyici. Çoğumuz 1 yıl sonrasını bile düşünemezken bu kadar yüksek bir farkındalıkla hareket eden Mimar Sinan,  belki 400 yıl öncesinden yol gösterici bir ışık olabilir…
Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşı Cami’nin 1990′li yıllarda devam eden restoras…yonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı TV’de şöyle anlatmıştı.
“Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bu lunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz insaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık.
Kalıbı söktük. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu;
Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.
Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu’nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu.
Bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insan üstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur…

TESLİM OLUN

images[7]
Bazen o kadar çok çabalarız ve gerçekleştirmek veya başarmak içino kadar çok uğraşırız ki istemeyerek kendimizi bloke ederiz. Bu özellikle birşeyi çok çok fazla istediğimizde ve olması için tekrar tekrar denediğimizde olur. …
Evren, cabalama enerjisinin yol açtığı korkuya cevap vermektedir. İstediğiniz belki gerçekleşmeyeceği düşüncesinin altında yatan endişe, kaygı size sınırlamalar, gecikmeler ve tatmin etmeyen belirtiler şeklinde yansır. Bu nedenle teslim olmak anında çözüm getirir. Evrene dileğiniziteslim ettiğinizde, sizi daha önce bloke eden korkuları da serbest bırakmış olursunuz. Bırakmak “Ben tam olarak nasıl olacağından emin olmasamda biliyorum ki, dileğim olabilecek en iyi şekilde gerçekleşecektir” demektir.
Bu inanç ön kapıyı açmakta ve evinize dileğinizi davet etmektedir. Bugün hep birlikte teslim olalım ve evrenin rüyalarımızı gerçekleştirmek için çalışmasına izin verelim. Bizim görevimiz dileğimizi dilediğimiz anda Evrene veya meleklere bırakalım ve dualarımızın gerçekleştiği Yaratıcı durumların keyfini çıkaralım.
kAYNAK: rİKA pARDO/ Nermin Doğruoğlu
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bir Babanın Fotoğraflar Aracılığıyla Çocuklarına Verdiği 10 Hayat Dersi

Amerikalı fotoğraf sanatçısı  Brandon Kidwell, çocuklarına çok düşkün bir baba. Kidwell, çocuk yetiştirmenin yaşamındaki en önemli şey olduğunu söylüyor. Öyle ki, çocukları için hayatındaki tüm öncelikleri yeniden sıralamış. Ancak Kidwell, bu sıralamayı yaparken fotoğrafçılığa olan tutkusundan vazgeçmediği gibi, onu çocuklarını yetiştirmek için kullanacağı yararlı bir araca dönüştürmeyi de başarmış.

Sanatçı, kendisiyle yapılan bir röportajda “Çocuklarım için yapabileceğim en akıllıca şey, çektiğim fotoğrafları onların hayatı tanımaları için kullanmaktı” diyor. Ve öyle de yapmış.  Kidwell artık çok sevdiği  çift pozlama tekniği ile çektiği fotoğraflar aracılığıyla çocuklarına hayata dair bilgece tavsiyeler veriyor. Biz de galerimizde o fotoğraflardan ve tavsiyelerden bazılarını sizler için derledik.

1. “Başarısızlık ve pişmanlık, kalbinin sesini dinlemeyenler içindir.”

"Başarısızlık ve pişmanlık, kalbinin sesini dinlemeyenler içindir."

2. “Gerçek cesareti bulmak için, gözyaşı dökmeyi bilmelisiniz.”

"Gerçek cesareti bulmak için, gözyaşı dökmeyi bilmelisiniz."

3. “Bazen bizi en çok korkutan şeyler; hakkında bilgi sahibi olmadıklarımızdır.”

"Bazen bizi en çok korkutan şeyler; hakkında bilgi sahibi olmadıklarımızdır."

4. “Hakikati bulmak için, bazen bilinmezliğin sularında gezmek zorundasınız.”

"Hakikati bulmak için, bazen bilinmezliğin sularında gezmek zorundasınız."

5. “Kalbinizin sesini dinlemeden önce, aklınızın sesini bulmalısınız..”

"Kalbinizin sesini dinlemeden önce, aklınızın sesini bulmalısınız.."

6. “Kaybettiğiniz zamanı geri getiremezsiniz.”

"Kaybettiğiniz zamanı geri getiremezsiniz."

7. “Asıl özgürlük bir şeylerden vazgeçmeyi bilmektir.”

"Asıl özgürlük bir şeylerden vazgeçmeyi bilmektir."

8. “Büyük işler küçük adımlarla başlar.”

"Büyük işler küçük adımlarla başlar."

9. “Bazen bulunmak için kaybolmak gerekir.”

"Bazen bulunmak için kaybolmak gerekir."

10. “Aklın dinginliği, kalbin huzurudur.”

"Aklın dinginliği, kalbin huzurudur."

“Geçtiğim tüm yollar size açılıyor. Sonunda hep size geri döneceğim..”

"Geçtiğim tüm yollar size açılıyor. Sonunda hep size geri döneceğim.."

O yüzden hey siz erkekler her kadın aynıdır demeyin ve her kadına hak ettiği değeri verin.

images[5]

 

Bazı kadınlar pahalı hediyeleri severler.

Spor arabaları, lüks mekanları, hesap ödeyen abileri.

Bazı kadınlarsa, saçlarının taranmasını severler. Ayaklarına oje sürülmesini.

Bazıları ise uyumadan önce masal anlatılmasını, gözlerinin içine bakarak gitar çalan adamları.

Bazı kadınlar takım elbise severler, kaslı kollar.

Bazı kadınlar oduncu gömleği severler. Ve bira göbeği.

Bazı kadınlar kışları kayak yapmak isterler.

Bazıları el ele tutuşup közde mısır yemek.

Bazı kadınlar özel günlerde parfüm hediye eder, bazı kadınlar her gün aynı ten kokusuyla uyanmak için canlarını verirler.

Bazı kadınların telefon rehberleri kalabalıktır. Bilirsin.

Diğer bazıları ise defalarca aynı mesajı okuyup ağlarlar.

Bazı kadınlar kızlarla caddede bilmem ne keyfi yaparlar.

Bazı kadınlar evlerinde suyu şişeden dikerek içerler.

Bazı kadınlar gezmeyi, bazıları temizliği sever.

O yüzden hey siz erkekler her kadın aynıdır demeyin ve her kadına hak ettiği değeri verin. Karakterinizin uyduğu kadınla beraber olun. Kimseye hayatı zehir etmeyin…

Kısacası insan unutur…..

10385361_893147630708354_4633275848476817930_n[1]

İNSANOĞLU UNUTKANDIR…..

Aynı hataları defalarca yapar; çünkü hatalarından ders alması gerektiğini unutur.
Verdiği sözleri unutur. . Çünkü bir zamanlar ne hissettiğini unutur.
Minnet duymaz; çünkü nerden geldiğini unutur.
Endişelenir; çünkü geleceği kontrol edemeyeceğini unutur.
Pişmanlık ve suçluluk duygusu ile yaşar; çünkü geçmişi değiştiremeyeceğini unutur.
Planlar yapar çünkü en güzel şeylerin biz onları beklemezken geldiğini unutur.
Başkalarını kötüler; çünkü kendini yüceltmenin yolunun başkasını eleştirmekle değil kendini geliştirmekle olduğunu unutur.
Somurtur; çünkü gülümsemenin her kapıyı açan,bulaşıcı bir iyilik olduğunu unutur.
Zamanını boş yere harcar; çünkü bu değerli hayatın kısacık olduğunu unutur.
Böbürlenir çünkü her şeyin geçici olduğunu unutur…
Dinlemeyi unutur ,çünkü gerçeği duyabilmek için susması gerektiğini unutur.
Bazen de unutmak istediği için UNUTUR…
Vee..en önemlisi…..
Hep birilerini suçlar çünkü aynaya bakmayı unutur….yani..
Kısacası insan unutur…..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Enerjitik parazitleri temizleme çalışması

imagesFV032XVE

Diğer parazitler kadar zarar veren ve ne yazık ki “Bilimsel Metotlar” içinde yer alamayan bu parazitler, mikroskobik ortamda bile gözle görünmez, duyulmaz ve modern cihazlarla da saptanamazlar. Biz…im enerjimizi kullanan suptil enerji oluşumlarıdır; bizim bilmemiz gereken ise onların var olduğu ve sağlığımızı tehdit ettiğidir.
Hemen her yerde, otobüs, tren, iş yeri, alışveriş merkezleri ve sığınağımız olan evimize kadar, kısaca insanın olduğu her yerde bulunurlar ve varlıklarını sürdürebilmek için bir başka varlığa, “insan enerji alanına” ihtiyaçları vardır. Kendi enerjilerini üretemezler. Buraya kadar yazdıklarım hiç hoş değil, onlardan nerdeyse kaçış yok gibi. Ancak onları tanımasak ve kabul etmesek de onlar var ve biz insanlara karşı 2:1 galipler; “ENERJETİK ASALAK “ denen bir varoluş sistemini bilmediğimiz sürece.
Sebebini bir türlü bulamadığımız, modern tıp teknolojisinin henüz yakalayamadığı; çok geç iyileşen veya hiç iyileşemeyen, sinirsel, psikolojik deyip geçmesini beklediğimiz birçok ağrının sebebi bu ASALAKLAR olabilir. Bilimsel olmayan bir boyuttan, bilimsel olan boyuttaki fiziksel bedenimizi etkilerler. Onların varlığını bilmeyen ya da kabul etmeyen otoritelere ve çok gelişmiş teknolojik cihazlara adeta nanik yaparlar; taa kii bir yeniçağ Robert Koch’u çıkıp “Mokro&Mikro-Kosmoz-Galactic- Energybodyscanner” falan gibi isimli bir cihaz geliştirene ve bir zamanların mikropları nasıl mikroskop altında yakalandıysa enerjitik parazitler de bu şekilde görüntü alanımıza girene dek.
Bu asalakları klasik bilgilerle şimdilik saptamak olanaksız olsa da onların varlığını bilmek 2:1 lik galibiyeti 1:1 lik bir beraberlik durumuna getirir.
Şu ana kadar bilmiyordunuz; şimdi biliyorsunuz!
“Her şeyi yaptık, denedik; iyileşmiyor, ağrı bir türlü geçmiyor!” Diyorsanız, “Öyleyse bir de enerjisel parazit var mı?” bir bakın..!
Bu parazitler enerji alanımıza girip orada yaşarlar. Enerji alanımızdaki enerji onların gıdasıdır ve iyice güçlendikten sonra yavaşça fizik bedene geçip enerjitik varlıklarını kist, ur gibi fiziksel oluşumlara çevirirler. Eğer enerji alanındayken ağrı yapıyorsa şanslısınız, onu bulup çıkartabilirsiniz. Ağrı yapmıyor ve bu konuda hiçbir şey bilinmiyorsa sinsice fizik bedene geçecektir. Şanssızlık, onların varlığını bilmemek ve farkında olmamaktır ki bu da onların varlıklarını enerji alanımızda rahatça sürdürmelerine olanak sağlar.
Bu parazitlerle nasıl başa çıkabiliriz?
Onlardan korunmanın ve enerji alanımızı temizlemenin birçok yolu var.
Parazitlerden korunmak ve onları temizlemek için çok etkili olan “Ra-Sheeba” enerjisi ile çalışmaktır. Böyle bir şeyin adını bile duymadım, üstelik enerjilerle hiçbir işim yoktur diyenlerdenseniz; size bilimsel bir yöntem olan Acmos’u öneririm. Acmos Lecher anteni 9, 9.1 ve 9.8 atu da enerjitik parazitleri temizler. Öyle bir antenim yok, nasıl çalıştığını da bilmem, derseniz;
Kendinize bir “enerji beden terapisti” bulun, ki bu terapistlerin Türkiye’de sayısı çok azdır. Bu durumda eğer isterseniz siz kendi kendinizin terapisti olup kolları sıvayabilirsiniz. Şöyle ki;
Sebepsiz, bir türlü iyileşmeyen ağrılı bölgenin üstünde birkaç santim yukardan elinizi görünmeyen bir şeyi yakalayacak bir kıskaç gibi dolaştırın ve tercihen duyulabilen bir ses tonu ile enerjisel asalaklara seslenin
(seslenirken söyleyecekleriniz sizin inancınıza kalmış)
Bu çok önemli, enerji alanında bir çalışma yaparken, yine kozmosun yaratmış olduğu bir başka varlığa sesleniyorum ve bunu evrenin veya kozmosun izniyle yaptığımın bilincinde olduğumu belirtiyorum; sonra, “Burada bulunan enerjitik parazitlere sesleniyorum!” “Şu anda yanlış bir yerde bulunuyorsunuz! Ben enerji alanımı sizinle paylaşmayı düşünmüyorum. Sizi sevgiyle bulunduğunuz yerden alıyorum; (bunu söyleyip kıskaç gibi duran elimi kapatıp, enerjitik parazitinin sanal varlığını avucuma alıyorum), sizi evrene değişim dönüşüm için geri gönderiyorum.” Diyerek avucumun içine üflüyorum. Şimdi enerji alanımda bir boşluk oluştu. Evrensel yasalarda boşluk hiç sevilmez, oraya başka bir şey dolmadan devam edip boşalan yeri Reiki ile dolduruyorum. Reiki’ye diğer bir alternatif de “burada boşalan alana Beyaz Işık enerjisini davet ediyorum” diyerek boşluk beyaz ışık enerjisi imgelenerek doldurulabilir.
Bütün bunları yaparken biraz modern üfürükçü gibi görünmeyi göze almak gerekebilir, ya da ne yaptığımız doğru anlaşılıncaya kadar bizi hiç kimsenin görmemesi de bir seçenek.
BÜTÜN BUNLAR ÇOK GARİP, SAÇMA VE KOMİK Mİ?
Bunlar çok garip gelebilen , bize öğretilmeyen , öğretecek olan kişilerin de bilmediği gerçeklerdir ki; asalaklar bizim onları bilip bilmediğimize bakmadan hepimizin sağlığını tehdit ederler. Dişlerimizi fırçalamak gibi enerji alanımızı da arındırmak en doğal hakkımız fakat belki daha uzun bir süre bu hakkı kendi kendimize bile vermeyeceğiz ve bu süreçte birkaç saniye içinde enerji alanımızı terk edecek asalaklar, bizi kremalı bir pasta gibi yemeğe devam edecekler.
Tırtılın sindirim sistemi kadar enerji alanımız hakkında ve makro mikro evrenin yasalarını, enerji sistemlerinin varoluş ve insanlarla olan etkileşimlerini bilimsel ortamlarda araştırabilseydik belki bugün bir çok hastalık ve ağrı hiç varolmazdı. Her bir varoluşun; insan, hayvan, bitki, ses, renk, müzik, duygu , düşünce, hastalık, yani her şeyin bir titreşim olup bir dalga boyu olduğunu bilebilseydik; Harflerin, sayıların tek başlarına veya art arda sıralanmış formlarının seslendiklerinde nasıl bir titreşim yarattığını ve bu enerjinin farklı alanlardaki diğer titreşimlere nasıl üstün geldiğini bilseydik belki de duaların bile ne kadar yüksek teknolojik şifa değerleri olduğunu bilebilirdik.
Bu yeni çağda artık daha fazlasını bilmek, yüzleşmek ve çok geniş bir yelpazeden çareler aramak durumundayız. Bir türlü geçmeyen bir çok hastalık var! Bu hastalıkların kökeninde enerjitik parazitler varolabilir; ve sadece bu saklambaç oyununda sobelenmeyi bekliyorlar. Onların farkındaysanız, zayıf taraflarını da tanıyorsunuz demektir ve onları evrene geri gönderin. 1:0 Galip gelin! Biz güçlüyüz, enerji alanımıza giren asalaksa güçsüzdür. Zaten enerjisi yok, bizim enerjimize ihtiyacı var, VARLIĞINI sürdürebilmek için. Bizim zihnimizde, ses frekansımızda ona yönlendirdiğimiz bilinç üstünlüğümüze ve komutlarımıza uymak zorunda; “ENERJİ DÜŞÜNCEYİ İZLER” Bilin, farkında olun ve yapılması gerekeni yapın!
Enerjitik asalaklarla ilgili henüz önerebileceğim internet site adresleri yok . Bu konuda önereceğim, Cemal Bencan’ın kolay anlaşılır ve adına çok uygun olan “Zulmaniler” adlı kitabıdır.
Birçok kez “enerjitik parazitlerin” varoluş sebeplerini düşündüm, hiçbir şeyin sebepsiz yaratılmadığı evrenimizde onların da bir amacı, bu gezegendeki evrimimiz ve öğrenimimiz için büyük bir görevleri var bence; Onlar, “Bilimsel olmayan” veya “beş duyumla algılamıyorsam, öyleyse yoktur” diyen anlayışa enerji alanı ve enerjitik varoluş kavramını öğretmek, deneyimletmek ve diğer boyutları tanıtmak için var olan öğretmenlerdir, diyorum.
Sessiz ve bilgece, temiz enerji alanları olan, ve nasıl koruyacağını bilen bilinçli insanlar olarak hastalıkları sadece dijital ansiklopedilerden hatırlayacağımız ışık ve mutluluk dolu bir geleceğe doğru bir adım daha atmış olma niyetiyle!
“Yeni bir fikir önce saçma diye lanetlenir, sonra önemsiz diye bir kenara atılır ve en sonunda herkesin bildiği bir şey haline gelir.”
_____William Demet Alkan James

Lütfen üşenmeden Bir Kezde Olsa Okuyalım… Eşlerimizi Anlayalım..

11024787_860199207376773_327351413539561202_n[1]
Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.
Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. “Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir” diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde sinirlenmişti.
Alaycı bir ses tonuyla:

Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.
– Hayır çikolata parası lazım!

Bülent’in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.

– Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
– Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.
Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

– Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
– Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
– Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?
– Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.
– Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
– O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.

Adamın söyledikleri Bülent’in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı . Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü. Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.
Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. “Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu” diye düşündü.

– Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi? Bülent’in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.
– Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
– Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.
Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
– Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
– Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
– Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
– Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
– Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
– Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
– Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
– Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
– Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
– Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.
– Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
– Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

– Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ?
– Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

– Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
– Küçük kızı severek.
– Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
– Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin
.
– Nasıl yani ?
– Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?
– Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma sarılır “babacığım beni ne kadar seviyorsun?” diye sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda “Baba güzel olmuş muyum?” diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. “Harikasın prenses gibi olmuşsun” demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

– İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona “bebeğim” diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. “Bebeğim bana bir çay yapar mısın?” dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz…

– Hiç kavga etmezmisiniz siz?

– Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

– Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

– Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hemde çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.

– Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.

– Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.

– Haklısın da ben de bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

– Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.
– Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur…

– Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
– Sizi tanıdığıma çok memnun oldum. Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

– Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

– Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi. smile ifade simgesi
İnci hiç konuşmadı.
– Sorsana “niye” diye.
İnci kızgın kızgın:
– Niye? diye sordu.
– Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı….

– Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.

– Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir şeydi. “bak senin sevdiğin meyveleri aldım” Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın….

– Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.
– Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.
– Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.
İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
– Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.
Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.
Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü…

OKUDUYSAN BEĞEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIR MISINIZ..